Filmler Archive

0

The Big Bang Theory

Bu sıralar çevremdeki herkes bir diziye tutturmuş gidiyor. Tüm dünyada da aynı durum var ki, hayatımda görmediğim kadar dizi var ortalıkta. Benim son dönemlerde seyrettiğim tek dizi “Death Note” idi. O da diziden sayılır mı bilemiyorum, animasyondu ama harikaydı doğrusu. Ha unutmadan bir de Star Wars’un çizgi dizi olarak fanlara sunulan “Clone Wars” dizisini takip ediyorum. Söz konusu Star Wars olunca yapacak bir şey yok. Bu hafta yani 24′ünde bayağı heyecanlı bir bölüm yayınlanacak ismi; Massacre… Bloğumu uzun zamandır takip edenler Star Wars ile ilgili durumun farkındadırlar sanırım :)

Neyse… Bu aralar bende bir diziye sarmış durumdayım, ismi “The Big Bang Theory” Konusu Kaliforniya’da bir üniversitede çalışan iki tane sivri zekalı fizikçinin ve oyuncu olma hayalleri kuran bir garson kızın etrafında dolaşıyor. Dizinin başrolündeki fizikçilerin yanında iki tane de evlere şenlik bilim adamı var. Bu arada fizikçilerden bir tanesi oldukça zeki ve sinir bozucu; Sheldon Cooper. Son yıllarda gördüğüm en iyi TV karakterlerinden bir tanesi…

Bu adamlar bir taraflarıyla teknoloji manyağı, bir taraflarıyla “inek” bolca bilimkurgu ve çizgi roman delisi. Zaten diziyi benim için ilginç kılan şeylerden bir tanesi bu çizgi roman deliliği. Dizi bir çok insan için fazlasıyla sıkıcı olabilir yani espriler öyle çok alışıldık türden değil. Bilim ve özellikle fizik muhabbetleri ise hepten evlere şenlik. Allah’tan dizinin bilim danışmanı David Saltzberg’in bir blogu var. Buradan dizinin bir bölümündeki fizik ve farklı bilim dallarındaki konular hakkında yüzeysel bile olsa bilgi alabilmeniz mümkün. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu arada bloğun en eski dönemine giderseniz izlediğiniz bölümündeki teorileri bulmak daha da kolaylaşıyor.

Şimdilik dizinin ilk sezonunun ortalarındayım ve bayağı hoşuma gitti. Eğer şimdiye kadar duymadıysanız veya seyretmediyseniz bir göz atın, belki seversiniz…

Related posts:

0

Tavsiye Ederim: Death Note

Hazır Anime’lerden bahsetmişken son zamanlarda seyrettiğim en iyi “şey”den bahsedeyim. Benim fazla televizyonla işim olmadığından dizi, film veya programları takip etmem. Arada sırada ilginç olduğuna inandığım ve tavsiye edilen “şey”leri seyrederim.

Death Note, aslında bir manga ve Tsugumi Ohba tarafından yazılıp Takeshi Obata tarafından çiziliyor. Bu manga’dan hareketle yönetmen Tetsuro Araki tarafından çekilen anime dizi özellikle ilk 20-25 bölümü ile beni benden etti. Konu son derece ilginç dizi ile aynı adlı bir not defteri var ve bu not defterine yazılan notlar ile bazı olaylar gerçekleşiyor. Bol bol fantazi öğeleri (işin içerisine Japon tanrıları da karışıyor) satranç gibi hamleler, aksiyon girince ortaya müthiş bir karışım çıkmış…

Ben seyretmek için çoook geç kalmış olsam bile hala el atmayanlar varsa bir göz atabilirler. Tavsiye ederim…

Related posts:

0

Terminal Filmi ve Harlem’de Önemli Bir Gün

Geçenlerde “The Terminal” veya Türkçe çevirisiyle Terminal filmini izledim. Filmde son dönemlerin önemli iki oyuncusu rol almıştı; Tom Hanks ve Catherine Zeta-Jones. Jones’u oldum olası pek beğenirim zaten. Neyse… Film önemli bir film midir bilmem. Hep söylediğim gibi film yorumlayacak bir insan değilim. Genel olarak 1960 veya 70′lerde kalmış bir insanım. Klasik filmleri izlemek bana büyük keyif veriyor. Ama bazen daha güncel filmleri de seyrediyorum işte… Filmin konusu biraz garip. Eski Sovyetler Birliğinden ayrılmış bir ülkeden bir adamcağız babasının vasiyeti üzerine New York’a gidiyor. O sırada ülkesinde bir iç savaş çıkıyor. Bundan dolayı pasaportu iptal oluyor. Amerikalılar ülkeye giriş izni vermiyorlar. Bu yüzden hava alanı terminalinde yaşamak zorunda kalıyor. Yetkililerle bir nevi soğuk savaş halinde devam eden süreçte terminalde çalışanların saygısını kazanıyor. Falan filan… Filmin kısa özeti bu…

Şimdi gelelim benim için önemli olaya. Babasının vasiyeti bir fotoğraftaki tüm caz müzisyenlerinin imzalarını toplamak. Son kalan isim ise, Benny Golson. Bir çok insan böyle bir şeyin üzerinde durmaz ama fotoğrafla ilgili sohbet sırasında öyle isimlerden bahsediliyor ki, bu fotoğraf mutlaka vardır diyerek hemen oturdum bilgisayarın başına. Fotoğraf aşağıda görülebilir bu arada;

Art Kane - A Great Day in Harlem - 1958

Fotoğrafın ismi “A Great Day in Harlem” veya “Harlem 1958″ yani Türkçesiyle Harlem’de Önemli Bir Gün diyebiliriz. 1958 yılında fotoğrafçı Art Kane tarafından çekilmiş. O yıl hayatta olan 57 önemli caz müzisyeninin New York’un meşhur Harlem mahallesinde çekilmiş bir fotoğrafı bu…

Fotoğrafı çeken Art Kane, çeşitli dergiler için çalışan bir fotoğrafçı. Döneminin önemli isimlerini çekmiş. Bir kaç fotoğrafını biliyordum ama bu gözümden kaçmış. Mesela Who’nun İngiliz bayrağına sarılmış fotoğrafı çok bilindiktir. Kane’nin çektiği bu fotoğraf caz dünyası içinde önemli. Herhalde bir kez daha böylesine isimleri bir araya getirmek mümkün olmayacak! Bu arada fotoğraf 1959 yılında Esquire dergisinde yayınlanmış.

Art Kane’e adanmış bir web sitesi var. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. ”A Great Day in Harlem”in kamera arkasının keyifli fotoğrafları var. Aşağıda görebilirsiniz. Bu arada araya fotoğraftaki müzisyenlerin isimlerini de serpiştireyim…

Art Kane - A Great Day in Harlem Outtake - 1958

Red Allen, Buster Bailey, Count Basie, Emmett Berry, Art Blakey, Lawrence Brown, Scoville Browne, Buck Clayton, Bill Crump, Vic Dickenson, Roy Eldridge, Art Farmer, Bud Freeman, Dizzy Gillespie, Tyree Glenn, Benny Golson, Sonny Greer, Johnny Griffin, Gigi Gryce, Coleman Hawkins, J.C. Heard, Jay C. Higginbotham…

Art Kane - A Great Day in Harlem Outtake - 1958

devam… Milt Hinton, Chubby Jackson, Hilton Jefferson, Osie Johnson, Hank Jones, Jo Jones, Jimmy Jones, Taft Jordan, Max Kaminsky, Gene Krupa, Eddie Locke, Marian McPartland, Charles Mingus, Miff Mole, Thelonious Monk, Gerry Mulligan, Oscar Pettiford, Rudy Powell, Luckey Roberts, Sonny Rollins, Jimmy Rushing, Pee Wee Russell, Sahib Shihab, Horace Silver, Zutty Singleton, Stuff Smith, Rex Stewart, Maxine Sullivan, Joe Thomas, Wilbur Ware, Dickie Wells, George Wettling, Ernie Wilkins, Mary Lou Williams, Lester Young

Art Kane - A Great Day in Harlem Outtake - 1958

Nasıl deli bir liste.. Listeden 4 kişi şu an hayatta.. Benny Golson, Marian McPartland, Sonny Rollins ve Horace Silver

Related posts:

0

The Ninth Gate


“The Ninth Gate” veya bizim sinemalarımızda vizyona girdiği ismiyle “Dokuzuncu Kapı” bence Roman Polanski’nin gelmiş geçmiş en kötü üç filminden bir tanesidir. Film görücüye çıkarken neo-noir bir film olarak tanıtılmıştı. Ancak bırakın yenisini klasik noir film anlayışının bile çok uzaklarındaydı. Aslında filmin konusu İspanyol yazar Arturo Pérez-Reverte’nin “The Club Dumas“ romanından alınmıştı. Bir roman olarak fena değildir. Okült ve gizemci bir tarafı vardır. Çerezlik bir roman olarak okunabilir.

Polanski, bu romanı alıp hikayeleştirirken filminin hiç fena olmayan bütçesiyle iyi oyuncular seçmişti. Bunlardan en dikkat çekicisi Johnny Depp’tir herhalde. Deep’in bir çok filmini seyretmiş bir insan olarak bu filmdeki performansını berbat olarak nitelendirmek mümkün. Kötü senaryo muhtemelen Deep’in bile içini geçirmiş. Aynı şeyleri femme-fatale’lığın çok yakıştığını düşündüğüm Lena Olin içinde söyleyebilirim. Benzer şeyleri Frank Langella içinde söyleyebilmek mümkün. Emmanuelle Seigner için ise fazla bir şey yazmaya gerek yok. Benim anlamadığım bir konu Polanski’nin filminde böylesine bir rol için neden eşini kullandığıdır. Hani filmin sonundaki sahnelerde olmuyor evde yaptığımız gibi yapmalısın filan diye mi yönetti filmi acaba. Neyse üzerimize vazife olmayan konulara girmemeliyiz değil mi?

Biliyorsunuz bloğumda film eleştirisi filan yazmıyorum. Zaten ortalıkta bir sürü iyi site varken bu konu bana düşmez. “The Ninth Gate” filmini yerin dibine batırmak gibi bir amacımda yok. Gelelim asıl konuya…

“The Ninth Gate” tüm kötülüğüne rağmen arada sırada seyrettiğim bir filmdir. Nedeni ise aslında birazcık saçma. Bu filmdeki kötü oyunculuk, kötü senaryo ve diğer her şeyin kötü olmasına rağmen koleksiyonculuğun karanlık tarafını tasvir etme açısından bence başarılıdır. Filmde Deep’in canlandırdığı Dean Corso karakteri aslında koleksiyoncuların bir çoğunun bir nevi prototipi gibidir. Örneğin bir plak koleksiyoncusu aradığı plağın baskılarını ezbere bilir (çoğu zaman yani) ve onu ele geçirmek için elinden geleni yapar. Hatta bazen karanlık tarafa geçer.

Eminim ki, bir çoğumuz bir dükkanda bulduğu üzerinde çok düşük bir fiyat yazılı bulunan “parçanın” fiyatının aslında daha fazla olması gerektiğini gidip satıcıya söylemez. Veya bazen çevremizden birilerinde sahip olmayı istediğimiz bir “parça” varsa onun elden çıkartılma sürecine sokabilmek için önceden planlanmış bazı konuşmalar yapmak zorunda kalmışızdır. Hatta koleksiyoncular arasında alışveriş yaptıkları yerleri gizleme hastalığı da oldukça popülerdir. Fazla talep arzda dengesizlikler meydana getirir. Benim açımdan en iyi dükkan yaşayacak kadar müşterisi olan bir dükkandır. Tabii ki bir müşteri olarak. Dükkan sahipleri haklı olarak hep bunun tersini düşünürler ve çok haklıdırlar. Tüm bunlar iyi bir insanın yapmayacağı düşünmeyeceği şeylerdir. Ancak her ne topluyorsanız koleksiyonculuk karanlık tarafa geçmektir. Olayı abartıp ruhunu şeytana satacak (mecazi olarak tabii ki) koleksiyoncuların varlığını da unutmamak lazım. Söz konusu olan koleksiyon olunca bir çok şey mübahtır. Buradaki sınır sizin kişiliğinizdir. Her insanın yapamayacağı şeyler vardır. Ancak yapabilecekleri ile çoğu zaman karanlık tarafa adım atar.

“The Ninth Gate” bence bu atmosferi iyi veren bir film. Eğer elinizde varsa filmi bir de bu açıdan seyretmeye çalışın. Eminim daha fazla keyif alacaksınız. Ama tüm bunlar bile filmin kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki…

Related posts:

0

Internet Archive Web Sitesi

Geçenlerde Project Guthenberg’den bahsetmiştim. Bir kaç okuyucumdan teşekkür mesajları aldım. Sanırım gözlerinden kaçmış. Bu kez de sinema meraklılarının gözlerinden kaçmış olduğunu düşündüğüm bir siteden bahsedeceğim.

Internet Archive, bir nevi ansiklopedi olması için kurulan bir web oluşumu. Son zamanlarda moda olan tabiri ile aktivistler tarafından ilk adımları atılmış, kültür tarihine ilişkin bir arşiv olması istenen ancak ilerleyen yıllarda internetteki imkanlar arttıkça gözden düşen bir site. Aslında kendilerinin de hatası var bu konuda. Site öyle bir karışık ki, aradığınızı bulmak, gerçek bir zulüm haline gelebiliyor. Ancak sitenin bazı yönleri onu vazgeçilmez yapıyor.<

Diyelim ki, 1910′lu yılların ilk filmlerini (hatta 1800′lerin sonlarını da eklemeliyiz sanırım), 1920′lerin Alman Expressionist akımı filmlerini, 1930′larda Film Noir’ın öncülerini merak ediyorsunuz ve seyretmek istiyorsunuz. Bunun yanında 1950′lerin fazla bilinmeyen ve ücra köşelerde kalmış Science Fiction’ları ilginizi çekiyor veya Büyük Savaş döneminin propaganda filmlerini seyretmek istiyorsunuz. Bu filmlerin bir çoğunda telif hakları ortadan kalmış. Çok az bir kısmı çeşitli formatlarda basılmış durumda. Basılanların büyük çoğunluğu da video teyp formatında basılmış ve internet üzerinde acayip fiyatlara satılıyor. İşte bu söylediklerimden bir kısmı sizi ilgilendiriyorsa mutlaka Internet Archive’i ziyaret etmelisiniz. Çünkü bir çok film, çeşitli formatlarda kullanıma açılmış durumda. Girip istediğiniz gibi indirebilmeniz mümkün.

Bu siteyi seneler önce Paul Wegener and Henrik Galeen ikilisinin “Der Golem” filmini ararken bulmuştum.  1915 yapımı film, Golem kültü üzerine kuruluydu. Çek Cumhuriyetine (o dönem Çekoslovakya) gittiğim ve Prag’da bayağı uzun kaldığım dönemde normal turistlerin bir çoğunun aksine kentin Ortaçağ’daki önemini bildiğimden neredeyse bir haftamı oldukça farklı mekanlarda geçirdim. Çok da iyi yapmışım diyorum. Burada bazı konularda gerçekten çok bilgilenmiştim. Bezalel ismi bir çokları için hiçbir bir anlam ifade etmiyordur eminim ki, ancak Prag’ta bu ismin çok büyük önemi var. Konuda sapıyorum farkındayım ama nedense yazdıkça aklıma başka şeyler geliyor. Bazı yazarlar gibi yazdığım yazılardan kelime başına ücret alsam köşeyi dönerdim herhalde :) Neyse… Wegener’in ”Der Golem” filmini nereden bulurum diye aranırken sonunda Internet Archive aklıma gelmişti. Tabii ki bir arama sonucunda filmi bulup arşivime katmıştım. Yukarıda filmden görüntülerle oluşturulmuş bir slayt var. Bunları da siteden edinebiliyorsunuz.

Hep filmlerden bahsettim. Birazda metinlerden bahsedeyim. Belki Project Gutenberg gibi kolay ulaşılır olmasa da, Internet Archive’de inanılmaz bir e-kitap arşivi var. Özellikle bazı Üniversite ve Kitaplıkların verdiği destek sayesinde içerik son derece geniş. Ben genelde belli konulardaki e-kitaplara yönelik araştırma yapsam da, bir göz atmanızda fayda olabilir. Internet Archieve son yıllarda bazı geliştirmeler de yaptı e-kitaplar konusunda. Bizim e-dergilerimizde olduğu gibi flash formatıyla online okuma, PDF indirme gibi seçeneklerin yanında çeşitli e-reader’lar (e-kitap okumaya yarayan elektronik cihaz örneğin Kiddle) için optimize edilmiş dosyalarda mevcut.

Sitenin ses arşivleri kısmında ise audio-book’ların (e-kitapları dinleyebileceğiniz bir format diyelim kısaca) yanında telif hakkı olmayan binlerce şarkıyı dinlemek mümkün. Ayrıca Grateful Dead‘e ayrılmış özel bir bölüm var ki topluluğu seviyorsanız mutlaka göz atmalısınız.

Sitede gezindikçe acayip şeyler bulmak olasılığı var. Dediğim gibi site bayağı karışık olduğundan sinirlenmeden kullanmak lazım. Bir süre sonra nasıl oluyorsa alışıyorsunuz ve aradığınızı daha rahat bulabiliyorsunuz.

Eh artık lafı uzatmadan sizi Internet Archieve web sitesine yönlendirelim. Aman dikkat edin, internetiniz kotalıysa bir günde doldurabilirsiniz. Ulaşmak için tıklayınız www.archive.org

Related posts: