Ocak ayı benim için güzel başladı. Ayın daha ikinci haftası ve iki güzel konser seyrettim. Bu akşam Tamer Temel konserindeydim. Her zaman olduğu gibi konseri kısaca yorumlayacağım. Konsere geldiyseniz bir sonraki paragrafı pas geçip okumaya devam edin…
Yaşadığım şehirde her hafta ülkenin ve dünyanın en önemli caz müzisyenlerini canlı canlı dinleme şansım olsa bazı konserlerin boş olmasını anlayabilirim. Seyirci konser konusunda çok seçici deme şansım olur. Veyahut konser biletleri söz gelimi 50TL olsa, genel ekonomik yaşamın ortalamasına bakıp insanların konserlere gelmemesi gayet doğal diyebilirim. Ancak bilet fiyatlarının neredeyse bir paket sigara fiyatı olduğu bir konserin boş olmasını anlayabilmem mümkün değil. Evet bugün İzmir için son derece soğuk bir gündü. Sabahtan itibaren çok koşuşturdum ve soğuk içime iyice işlemişti. Akşam sokaklar gerçekten boştu, bende sevmiyorum soğuğu. Ne kadar üşümüş olsam da, güzel bir konser seyretmekten alıkoyamadı beni. Konser salonuna girdiğimde salonun boş olduğunu görünce şaşırdım. İzmir Sanat’ın Fuar’daki salonunun en fazla 1/4′ü doluydu. Belki de daha azı. Konsere gelenlerin neredeyse üçte birinin tanıdık isimler olduğunu düşünürsek ortaya çok çok vahim bir tablo çıkıyor.
Tamer Temel. Konser boyunca saksafonundan harika tonlar duyduk. Ben büyük keyif aldım...
Vehameti arttıran bir diğer faktör Tamel Temel ve Ferit Odman’ı beraber dinleyecek olma şansıydı. Bildiğiniz üzere Tamel Temel 2010 yılının sonlarında harika bir albüm yayınlamıştı. Barcelona adını verdiği albüm bence çok başarılıydı ve kendi bloğumda geniş yer vermeye çalışmıştım. Şimdi o yazıya geri dönüp baktığımda kafamda en ufak bir şüphe yok. Albümün hakkını veren bir yazı olmuş. Ferit Odman ise geçtiğimiz ay içerisinde merakla beklediğimiz Autumn In New York albümünü yayınlamıştı. Davul konusunda genç yaşına rağmen her iki albümünde de kendisini ispatlayan Odman ile Temel’i aynı sahnede görmek ilginç bir deneyim olacaktı. Beklediğim gibi de oldu.
Ferit Odman. Genç yaşında çok iyi bir davulcu ve ilginç bir sahne ışığı var. Şaşırtıcı....
Konserde Tamer Temel’e kontrbasta Volkan Topakoğlu ve piyanoda Serkan Özyılmaz eşlik etti. Volkan Topakoğlu görebildiğim kadarı ile çok çok genç bir müzisyen. Yalnız bu akşam ki performansını çok beğendim. Daha önce canlı performansını seyrettiğimi hatırlamıyorum ancak çalma şeklini çok çok beğendim. Gecenin bir yarısında elimdeki albümleri kurcalamaya gitmeye pek niyetim yok ama elimde performansının olduğu bir kayıt olmadığını sanıyorum. İsmini bir kenara not edip takip etmekte fayda var.
Tamer Temel’in Barcelona’sını dinleyenler arasında müziğine gitarın çok yakıştığını düşünenler vardır. Bende o gruptayım. Konser kadrosunda piyanoyu görünce şaşırdım. Ancak olmuş diyebilirim. Serkan Özyılmaz’ı daha önceki yıllarda çeşitli caz performanslarında seyretmiştim. Fazla nota karmaşası yapmadan az ve öz çalmaya çalışan bir piyanist. Ancak konserin benim için ilginç yanı solist Çağıl Kaya’nın sahne almasıydı. Genç vokalistin özellikle İstanbul’da caz kulüplerinde iyi müzisyenlerle performanslarını uzaktan takip ediyorum ancak daha önce hiç dinlememiştim. Hal böyle olunca konseri genel olarak iki bölüme ayırabiliriz. Ağırlıklı olarak Temel’in bestelerinin çalındığı ilk bölüm ve Kaya’nın vokalleriyle süslenen ikinci kısım. Benim en sevdiğim şarkı ise “bis”te çalındı :)
Tamer Temel, Çağıl Kaya ve Volkan Topakoğlu; Herbie Hancock - Butterfly dinliyoruz.
Daha ilk şarkıdan itibaren salonun boş olmasından kaynaklı yaşadıkları hayal kırıklıklarını bizlere hissettirmeden çalan tüm müzisyenlere teşekkürler. Tamer Temel’i bir daha İzmir’de ne zaman görürüz bilmiyorum ama İstanbul’da yaşayan okuyucularımın çeşitli kulüplerde canlı performansını izleme şansları var, mutlaka göz atsınlar.
Mühim Not: İzmir’de konser düzenleyenlere seslenmek istiyorum, şu blog’ta onlarca hatta yüzlerce kez yazdığım gibi lütfen konser programlarını duyurmak için daha fazla çaba sarf edin. Biz sitemize yazıyoruz isteyen oradan baksın tarzı bakış açılarının sonucunu bu akşam bir kez daha gördük. Seyirci için ise zaten yazacaklarımı yazdım. Bu durum böyle giderse zaten konser fakiri olan güzide şehrimizdeki dinleyicileri daha da vahim günler bekler. Bende söylemesi….
2012 yılının konser sezonunu açtık. Yeni yılın ilk konseri geçtiğimiz sene olduğu gibi Timuçin Şahin konseri oldu. Güzel şans… Bu sene Timuçin Şahin yine bir dörtlü ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Saksafonda Michael Attias, basta Josh Davis ve davulda Tyshawn Sorey bu seneki konserde Şahin’e eşlik ettiler. Konser Adnan Saygun Sanat merkezinin küçük salonunda gerçekleştirildi. Bu salonu ben çok seviyorum, bana nedense çok sempatik geliyor…
Konser için koca bir sırayı komple almış olmamıza rağmen salon genelinde bayağı eş dost vardı. İzmir’de doğaçlama müziğe gönül veren hemen herkes oradaydı. Orada olamayanlarla kapıda denk geldik. Bayağı insan bilet bulamayıp geri döndü. Bunlar güzel kıpırtılar. Sonuçta Şahin’in müziği sıradan bir dinleyici için öyle kolay bir tarz değil…
Bu sene en dikkat çekici şey, salondan sadece bir kişinin ayrılmasıydı. Bu şimdiye kadar gittiğim Şahin konserlerinde bir rekor. Bayağı konserini de takip ettiğimi söyleyebilirim. Demek ki, bu kez biletler gerçekten onun müziğini merak edenler ve takip edenlere gitmiş. Bu arada 5TL gibi bir fiyata yani neredeyse bedavaya, çok güzel bir salonda sağlam müzik dinlemek harika bir şey. İzmir gibi zaman zaman gidecek doğru dürüst konser bulamadığımız bir şehri göz önüne alırsak insanların böylesine etkinlikleri duyduklarında balıklama atlaması gayet doğal. Bu arada bir bakarsınız ilerleyen senelerde büyük salonları dolduracak hale geliriz…
Şahin, 2012′nin ilk konserinde neredeyse 10 seneyi kapsayan bestelerinden bir program hazırlamış. Bu sene en dikkat çekici olay, alıştığımız bilgisayar efektlerine çok daha az yer verilmesiydi. İkinci dikkat çekici nokta, geçtiğimiz senelere göre şarkılarda daha sert düzenlemeler veya gitmeler gelmeler/doğaçlamalar yaşanmasıydı. Özellikle davulcu Tyshawn Sorey, bu sene şarkılara daha hakim aslında daha kendinden emin bir performans göstermesi ile şarkıların icra ediliş tarzına sağlam bir etki yapmış… Konser sırasında zaman zaman prog/rock diyarlarına doğru bile yolculuklar yaptık. Aslında yaptığımız yolculuklar pek çoktu. Elektriğin caz müziğin içerisine girmesinden, Avrupa’daki yenilikçi hareketlere kadar farklı tatlar alabileceğiniz bir müzik ziyafeti dinledik. Bu dinleyici için her zaman keyifli bir durumdur. Performansa arzu ettiğiniz pencereden bakabilmenin yolunu açar. Bu sene konsere gittiğimiz grubumuzun içerisinde bu tarz müziğe biraz ön yargılı bakan bir arkadaşım ve daha önce bu tarz müziği hiç dinlememiş olan bir diğer arkadaşım vardı. Konser sonunda her ikisinin de yüzlerinde gülücükleri gördüm. Eminim her ikisi de farklı şeylerden keyif aldı.
Bir konserin en güzel yanı da bu değil midir? Keyif almak….
Bu seneki konser genel olarak bas-gitar-davul üçlüsünün hakimiyetinde geçti. Saksafoncu Michael Attias’ın biraz rahatsız olması bu durumu ortaya çıkartmış sanırım. Zaman zaman gözlerimi kapatıp Şahin’i bas ve davuldan oluşan bir üçlü içerisinde hayal etmeye çalıştım. Sonuç çok çok değişik olabilir.
Konser bitiminde Şahin’e bir merhaba demek üzere kulise girdim. Aslında bir sonraki albümü merak ediyorum ve ne zaman çıkacağını sormak istiyordum ama sonrasında vazgeçtim. Açıkçası bir sonraki albümden çok büyük beklentim var. Albümün nasıl bir yöne doğru akacağını çok merak ediyorum. Çeşitli tahminlerim var ama :)
Sonraki adımlar, meraklı ve ileri görüşlü müzikseverler açısından büyük olaylara gebe. Şarkıların yapısı, kendi içindeki gelişimi ve enstrüman kullanımı açısından Timuçin Şahin ismini uluslararası basında daha çok duyacağız ve iddialı yazılar okuyacağız. Garip ama ben dün akşam direkt bunu hissettim. Böyle iddialı cümleleri benden pek duymaya alışkın değilsiniz ancak tarihe not düşmek istedim. Bir kaç sene sonra, büyük bir keyifle bu yazıya dönüp, bakın ben demiştim diyeceğim.
Bafa albümü için yazılan çizilenlere bakılırsa yazdıklarımın ilk bölümü gerçekleşti. Özellikle böylesine bir müziğin içerisinde gitarın kullanımı konusunda ciddi bir açlık yaşanıyor ve Şahin, ilk albümlerinden bugünlere hem enstrüman kullanımında kendisini bambaşka bir yere getirmiş olması, hemde müzikal gelişiminde geldiği nokta itibarı ile bu açlığı bastırabilecek çok az sayıda müzisyenden bir tanesi. Hal böyle olunca Bafa için özellikle yabancı sitelerde yazılan çizilenlere şaşırmamak lazım. Bizim bu taraflara ise pek bakmayın. Yazılarını severek okuduğum bir kaç müzik meraklısı haricinde olana bitene boş gözlerle bakanlar. Üzücü ama kimin umurunda :)
KonstruKt’teki dostlar bu sene istanbul Nublu’da düzenlenen Peter Brötzmann konserinden daha uzun bir performans videosunu eklemişler. Hemen bloğuma da ekleyeyim dedim. Konserin -bayağı- uzun yorumuna ise buradan ulaşabilirsiniz.. İyi seyirler…
Bu aralar IKSEV’in düzenlediği 25. Uluslararası İzmir Festivali devam ediyor biliyorsunuz. Gülsin Onay ve Esa-Pekka Salonen yönetimindeki Philharmonia Orkestrası konseri ve Efes Celsus Kütüphanesinin harika atmosferinde düzenlenen “I Musici” topluluğu konserleri klasik müzik basınında bol bol yer aldı. Festivalin açılış konseri olan Gülsin Onay ve Esa-Pekka Salonen yönetimindeki Philharmonia Orkestrası konseri ile ilgili Sevgili Asım Uysal imzalı harika bir yazıyı Stereo Mecmuası Müzik bölümünde sizlerle paylaşmıştık. Okumadıysanız sizi şuraya alalım. Ayrıca forumlarımızda da konuyla ilgili basında çıkan bazı yazıları bulabilirsiniz.
25. Uluslararası İzmir Festivali kapsamında düzenlenen konserlerden bir tanesi olan Natalie Cole konserine gitmeye karar verdik. Konseri özellikle Seçil’in seveceğini düşünüyordum. Çok çok sıcak bir İzmir akşamında Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nun yolunu tuttuk. Konser organizasyonu bence Natalie Cole ismini iyi seçmiş. Bu sıcakta farklı bir isim konser alanını bu denli doldurabilir miydi bilemiyorum. Natalie Cole, çok farklı müzik dinleyicilerine hitap etme potansiyeli yüksek bir isim. Caz dinleyicisi için (hardcore olanlardan bahsetmiyorum) ve tabii ki pop müzik dinleyicisi için Natalie Cole ismi bir şeyler ifade ediyor. Böylesine sıcak bir akşamda konser alanı tahminimden çok daha doluydu. Dediğim gibi Natalie Cole ismi bunun altında yatan en önemli sebep….
Natalie Cole veya tam ismiyle Natalie Maria Cole, 1950 doğumlu. Hemen herkesin bildiği gibi efsanevi Nat King Cole’un kızı. Cole ailesinde müzisyenden bol bir şey yok. Annesi Maria Cole bir dönem Duke Ellington orkestralarında şarkıcılık yapmış. Zaten Natalie annesininde ismini taşıyor. Tabii liste bu kadar değil. Örneğin amcası piyanist. Hatta ek bilgi olarak Cole’u dünyaya tüm tanıtan 1991 yılında yayınladığı “Unforgettable… with Love” albümünde piyano bölümlerinin büyük bir kısmını amcası çalıyor. Nat King Cole genelde şarkıcı yönüyle tanındığı için kızının da iyi bir şarkıcı olacağını düşünen çoktur sanırım. Ancak baba Cole’un bence en önemli yönü piyanistliği. Özellikle King Cole Trio ile yaptığı plaklara baktığınızda bazı performanslarına şapka çıkartmamak mümkün değil. Baba Cole, büyük savaş döneminde şarkı söylemeye başlayınca geniş kitlelerin ilgisini çekiyor ve sayısız önemli şarkıya imza atıyor. Baba Cole’dan bahsetmeye başlarsam bu yazının bitmeyeceğine emin olabilirsiniz. O yüzden biz kızı Natalie’ye dönelim.
Natalie Cole’un bilinen ilk kaydı 6 yaşındayken babasının yılbaşı (1956-57 yılbaşında 7” olarak yayınlanan ) plağında yaptığı vokaller. Hemen ardından ilk gençliğinde müzik dünyasına adım atıyor. 1975 yılında yayınlanan ilk albümü “Inseparable” ile iyi bir çıkış yakalıyor ve 1980′lerin başına kadar yayınladığı her albümde iyi satış grafikleri yakalıyor. Bu yıllarda önemli bazı “American Songbook” şarkılarının yorumları ile önemli ödüller de alıyor tabii. “Sophisticated Lady” bunlardan en önemlisi. Bu dönemde daha çok pop, soul ve cazın bir arada karıştırıldığı bir müzik yaptığını söylemek mümkün. Bu karışım ona hala başarı sağlıyor, bu da bir gerçek!
1980′lere gelindiğinde Cole’un başarılarının sonu geliyor. Bu yıllarda dünya müziğinde de bir değişim var. Çok satan albümlerin yerini başarısız albümler alınca Cole’un psikolojik düşüş dönemi başlıyor. Bu dönemde uyuşturucu problemleri de baş gösteriyor. Aslında 1980′lerde bazı şarkıları listelerde başarı gösteriyor. Ancak albümlerde bu başarıya rastlamak mümkün değil. Bence 80′lerdeki en önemli Cole şarkısı “Pink Cadillac” Aslında şarkı büyük patron Bruce Springsteen imzalı. Ancak “B Side” olarak nitelendirebileceğimiz şarkı bir nevi pop hiti haline Cole’un sayesinde geliyor.
90′lara yaklaşırken uyuşturucu problemini büyük ölçüde çözen Cole, 1991 yılında en çok satan albümü “Unforgettable…with Love”u yayınlar. Albümde babasının “The Very Thought of You”, “Mona Lisa”, “Route 66″ gibi şarkılarını yorumlar. Ancak asıl bomba albüme ismini veren şarkıdır. Teknolojinin yardımıyla babası ile -sanal- düet yaptığı şarkı o sene müzik dünyasına bomba gibi düşer ve Cole ne kadar ödül varsa hepsini toplar. Albüm satışlarında da rekor kırar. Yazının en alt bölümünde bu şarkının videosunu izleyebilirsiniz.
İlerleyen yıllarda kendi albümlerinin yanında “Unforgettable…with Love” konseptindeki “Stardust” ve “Still Unforgettable” gibi albümlerle farklı dinleyici kitlelerine ulaşmayı başarır.
Gelelim konsere.. 61 yaşındaki Cole’un sahneye daha geniş bir orkestra ile çıkacağını düşünüyordum ama daha pop/soul tarzını çalmaya yakın bir orkestra ile sahneye çıktı. Konserin ilk yarısında kendi albümlerinden Amerikalıların “jazzy” dediği türden şarkılardan oluşan bir performans sundu dinleyicilere. “Mr. Melody” gibi kariyerinin önemli parçaları dinleyiciden fazla tepki almadı. Charles Chaplin veya daha tanındık şekilde Charlie Chaplin imzalı “Smile” şarkısı konserin ilk bölümünün en iyi tepki alan şarkısıydı. Meraklısına ufak bir not Chaplin şarkıyı “Modern Times” filmi için bestelemiş. Ben konseri biraz çapraz bir açıdan seyrettim. Genelde daha orta bölümleri tercih ederim ama bir yandan dinleyicilere göz atmak onların tepkilerini görmek de farklı oluyormuş.
Konserin kopma noktası ise “Unforgettable…with Love” albümünde de yer alan “Tenderly” ve “Autumn Leaves” medley’i oldu. Albümde bu iki şarkıya ek olarak “For Sentimental Reasons” şarkısı da medley içerisinde yer alıyor. Bildiğiniz gibi her iki şarkıda caz tarihinin en çok seslendirilen şarkılarından. Hal böyle olunca benim gibi müzik meraklıları tarih içerisinde bir yolculuğa çıkıyorlar. Walter Gross ve Jack Lawrence bestesini öyle isimlerden dinleme şansınız var ki, liste yaz yaz bitmez. Ella Fitzgerald’ın 1950′lerin sonlarında yayınladığı “Hello, Love” albümünde ayrıca American Songbook’lar içerisinde müthiş yorumlarını dinleme şansınız var. Ayrıca Billie Holiday’in “An Evening with Billie Holiday” albümüne de bir göz atın. Tabii bunlar öyle icralar ki, müzik tarihine yorumcularının isimleri altın harflerle kazınmış. Orkestrasyonlar müthiş. Autumn Leaves ise başlı başına bir olay. Aslında bir çok insan bilmez ama bu şarkının aslı Fransızdır. Orijinalinin adı “Les Feuilles Mortes” ve 1940′lardan itibaren tüm önde gelen Fransız şarkıcıları bu şarkıyı yorumlamıştır. Fransızca yorumlar arasında bence en üst düzeyi “Yves Montand” tarafından seslendirilmiştir. Senelerdir dinlemekten sıkılmam. Sonrasında Amerika’ya sıçrayan caz tarihi açısından bu önemli şarkının muhtemelen son noktası Cannonball Adderley’in “Somethin’ Else” plağıdır. Bu albüm hem Cannonball Adderley’in hemde Miles Davis’in soloları tarihe altın harflerle kazınmıştır. Tabii piyanist “Hank Jones”, basçı “Sam Jones” ve davulcu “Art Blakey”nin performansları içinde aynı şeyi söylemek mümkün.
Konu nasıl dağıldı. Cole, bu medley’i söylediğinde seyircilerde hareketlendi ve konserin ritmi tamamen değişti. Cole, Autumn Leaves’in ikinci bölümünü Fransızca söylemeyi de ihmal etmedi. Güzel bir selam göndermiş oldu böylelikle… Tabii ki dinleyiciler “Unforgettable” şarkısına da çok iyi tepki verdiler. Şarkının icrası sırasında ekranlarda Nat King Cole vardı. Bence alkışın en büyüğünü büyük usta aldı :)
Konserin asıl kopma anı Cole’un alkışlarla “bis“ yapmaya geldiği an yaşandı. Aslında her profesyonel müzisyenin yapacağı gibi her şey planlanmıştı. Akustik performans düzenine geçildi. Hiç beklemediğiniz bir şarkıyı çalmaya başladılar. Des’ree’nin büyük başarı kazanan “You Gotta Be” şarkısı. Bu şarkı ve sonrasında ses düzenine de biraz yüklenilmesiyle ortalık hareketlendi ve seyirciler coştu. Anlayacağınız güzel bir finaldi.
Bana sorarsanız güzel bir konser oldu. Tamam çok yaratıcı olmayan bir orkestra son derece steril bir performans gösterdi. Ancak genel olarak başarılı bir birliktelikten söz etmek mümkündü. 61 yaşındaki Cole’un performansı ise şaşırtıcıydı. Bu konsere ben dahil herkes eğlenmek için gitti ve ben dahil herkes eğlendi. En önemli şey bu değil midir zaten. Bazı konserlerde ben pür dikkat müzisyenleri izlerim. Küçük bir soloyu kaçırmamak için bile kulaklarım bir anda radar haline gelir. Ancak bazen insanın hayatında, “aman be” deyip sadece eğlenmek için gideceği konserlerde olmalıdır. İşte onlardan bir tanesiydi Natalie Cole konseri…
Müzikal anlamda asıl ilginç performanslar için 19. İzmir Avrupa Caz Festivalinde gözüm! Ne yalan söyleyeyim dört gözle bekliyorum Caz Festivalini. Festivalin 18.sinde gerçekten beklentilerimin çok çok üzerinde bir program vardı. 2012 için beklentilerim çok büyük. Aklıma Louis Sclavis konseri geliyor ki, keşke bir kez daha izleme şansım olsa. Geçtiğimiz caz festivali ile alakalı bayağı kapsamlı bir yazı dizisi yayınlamıştım. Bloğumun konserler başlığı altında yazılara ulaşabilirsiniz. Bu arada gittiğim her konseri de yazamıyorum. Arada Stereo Mecmuası Forumlarına kısa bir not düştüğüm de oluyor, tembellikten :)
Notlar. 1- İlk fotoğraf Natalie Cole’un web sitesinden alındı. 2. İki ve üç numaralı fotoğrafları ben çektim ama her zaman olduğu gibi fotoğraf makinemin şarjını kontrol etmeyi unuttuğumdan cep telefonumdan çekmek zorunda kaldım. Eli benim kadar titreyen bir adamın çekeceği fotoğraf bol bol “editleme” ile ancak bu hale getirilebiliyor kusura bakmayın artık… 3- Bu arada unutmadan bir teşekkür etmem lazım. IKSEV Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanı Sn Sirel Ekşi’ye buradan çok teşekkür ediyorum. 4- Natalie Cole ve Nat King Cole’dan Unforgettable videosu 1992 yılında bir canlı performanstan..
19 Mayıs akşamı 123′ün İzmir Senfoni Orkestrası ile beraber verdiği konsere gitme fırsatı buldum. Son dakika biletler elimize ulaşınca ve şehir dışı programımızda ufak bir değişiklik olunca Adnan Saygun konser salonunun yolunu tuttuk. Düzenlemeler, eklenen vibrafon, sahnenin önünde yanan mumlar ile harika şekilde oluşturulmuş atmosfer, kötü akustik ile bir miktar gölgelense bile yine de keyifli bir akşam oldu. Eğer uygun bir ortam sağlanmış olsa konserin çok daha keyifli olacağını düşünüyorum..