Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

TDK Ben Manyak Oldum :)



TDK yani Türk Dil Kurumu insanı bazen manyak ediyor. Malum dilimizde şapkalı harfler var. Bunlar kaldırıldı mı kaldırılmadı mı? TDK tarafından yapılan açıklama da kaldırılmadığı belirtilmişti ama özellikle akademik veya bilimsel yazılarda kullanılıyor, günlük hayattan yavaş yavaş kalkıyormuş. Sıkıntı gitgide telaffuz ettiğimiz şeyleri yazamaz hale gelmemiz. Bir diğer sıkıntı eskiden birleşik olan kelimelerin günümüzde ayrı yazılmaya başlanması. Malum işimiz gücümüz yazı olduğu için kelime işlemci programlarının düzeltme özelliğini kullanıyoruz bol bol. Ben "Zembrek" kullanıcısıyım. Şimdi ezelden beri uluslararası olarak yazdığımız şeyin uluslar arası şeklinde yazılması gerekiyor. TDK imla kılavuzunda yazım bu şekilde. TDK'ya göre düzenlenen kelime işlemci programlarının düzeltme özelliği de kafayı yemiş halde. Yanlış yazdığıma doğru, doğru yazdığıma yanlış diyor. TDK bari ayrı yazılan "de" ve "da"ya müdahale etsin. Toptan kurtulalım artık...

Lavazza Blue Kapsül ve Lavazza Kahve Makinesi



Malum kahve içmek birçok insanın keyif aldığı bir şey. Ülkemizde genelde Türk kahvesi çok seviliyor ama her türden kahvenin meraklısı var. Ben espresso seviyorum ve çoğu zaman espresso içiyorum. Ancak normal kahve türlerine göre espresso hazırlamak biraz daha meşakkatli malum. Haydi bardağın ısısını vesaire geçtim, asıl önemli nokta ve haliyle sıkıntı olay sıcaklık ve basınç. Tabii konunun derinliklerine indikçe nem durumundan havanın sıcaklığına kadar bir sürü teferruat var. Bunlar konunun meraklılarının daha doğrusu konunun derinlerine girenlerin üzerinde durdukları mevzular.

Aslında basit tipte ekipmanlarla (ters yönde çalışan bir nevi minyatür düdüklü tencere gibi düşünün) sıcaklık ve basınç kullanarak espresso yapabilmek mümkün. Hoş otomasyon hayatımıza sonradan giren bir konu ancak espresso'nun geçmişi cihazların hayatımıza girmesinden çok daha öncelere dayanıyor.

Açıkçası olayın içerine girdikçe işler karışıyor. Çok fazla seçenek ve yöntem var. Laf aramızda bir kere düzgün bir yatırım yaparak tam otomatik bir cihaz almak en mantıklısı. Kahve çekirdeklerini koyduğunuz özel bölümleri olan ve bir kaç tuşa basarak o çekirdekleri öğüterek espresso haline getiren "güzide" makineler pazarda bol bol var. Philips'ten, Delonghi'ye hatta son dönemlerde yerel ve rekabetçi markalara kadar piyasada bin bir çeşit bin bir özelliğe sahip cihazlardan, Gaggenau gibi kalburüstü üreticilerin ankastre ürünlerine kadar seçenek bol. Tüm bunların maliyetleri 200TL civarlarından başlıyor ve binlerce TL'ye kadar yükseliyor. Ek özelliklere göre tabii ki fiyat artıyor. Genelde çok az uğraşarak gayet başarılı kahveler elde etmek mümkün.

Bir diğer seçenek kapsül ile espresso hazırlayabildiğimiz cihazlar ki benim şahsi favorim bu cihazlar. Tek tuşa basarak neredeyse saniyeler içinde hiç fena olmayan bir espresso elde etmenin mümkün olduğu bu cihazlarda en önemli konu cihazın kendisinden ziyade kapsül konusu. Çarşıya pazara çıktığınızda seçenekler fena değil gibi.

Nespresso makineleri oldukça yaygın şekilde bulunuyor. Gerek kendi markasıyla gerekse de Krupps gibi markalardan cihazlar hemen her büyük zincir mağazada bulunabiliyor. Kapsüllerde ise sıkıntı var. Belirli satış noktalarından satın almak mümkün ama genelde işinizi internet ile halletmeniz gerekecek. Türkiye'ye genel olarak önemli bir miktar çeşit geliyor. Benim tat olarak en favori ikinci kapsül espresso seçeneğim Nespresso.

Cremesso sanırım İsviçre firması ve özellikle Mediamarkt'larda hem makineleri hemde kapsülleri bulunuyor. Espresso çeşidi pek yok, ancak hem makinelerin hemde kapsüllerin fiyatları oldukça ucuz. Bulunabilirlik ve perakende olarak satın alabilmek tabii ki en büyük kolaylık. Ancak iş benim damak tadıma kaldığında ortaya çıkan durumu pek sevmedim. Cremesso ile uğraşmak yerine Tchibo'nun Cafissimo serisine bakmak daha mantıklı.



Tchibo, son dönemlerde Cafissimo serisinin makinelerini oldukça çeşitlendirdi. Fiyatlarda genel olarak makul. Kahve çeşidi dönem dönem özel serilerinde etkisiyle artıyor. Damak tadına uygun bir şeyler bulmak mümkün oluyor. Ancak ne Nespresso ne de Lavazza'daki tadı ve dokuyu bulmak pek mümkün değil. Kapsüllerin kolay bulunurluğu ve perakende alınabilmesi avantaj. Muhtemelen espresso dünyasına giriş açısından fiyat/performans oranı en yüksek seçenek. Bende Cafissimo kullanıcısıyım...

Illy malum sektörün en önemli firmalarından. Hayatımda sadece bir kez Iperespresso kapsüllerden içtim. Çok hoşuma gitti. Ülkemizde makineleri bulunuyor ama kapsüller yine sıkıntılı. Normalde yine oldukça çeşit var ama ülkemizde kutu bazında satılıyor. Örneğin hangi serinin sizin hoşunuza gideceğini tespit etmek için 100'er adet kapsül almanız gerekiyor. Biraz sonra anlatacağım gibi çözüm ne yazık ki eBay'de. Daha fazla deneyimim olsa muhtemelen Illy'i bir veya ikinci sıraya koyardım. Makinelerin çeşit olarak azlığı ve kapsül konusundaki saçmalıklar yüzünden Illy'i alışveriş listesinden çıkartmakta fayda var...

Lavazza cephesinde ise ev kullanıcısına yönelik 2 ana ürün grubu var. MIO ve BLUE. MIO son dönemlerde evde kahve içmek isteyenler için ön plana çıkartılıyor. Kapsülleri ve makineleri farklı. Ben MIO denemedim. BLUE ise hem kapsüller hemde makineler yönünden bir derya. Tat olarak uzak ara benim favorim.

Lavazza dünyasına yine firma için kahve makineleri üreten Hiroshi Ono tarafından tasarlanmış Guzzini marka br makine ile girdim. En yukarıda resmi olan turuncu makineden mutfağımda bir tane duruyor (şu sıralar dünya turunda olan Buket ve Ali çiftine teşekkürler) Makine belki çok şık ama özellikle tepesindeki metal kısmın bence saçma sapan tasarımı yüzünden çok rijit bir cihaz değil. Tasarım muhteşem ve işini iyi yapıyor ama ne yalan söyleyeyim Tchibo'nun ucuz Cafissimo serisi çok daha sağlam bir his veriyor insana.



Bu cihaz Lavazza'nın BLUE serisi kapsüllerini kullanıyor. Şimdi sorun zaten burada başlıyor. Tıpkı Nespresso kapsülleri gibi internet üzerinden satın almak gerekiyor. Vatandaşlık numarası girmeye kadar bol teferruatlı saçma sapan üyelik işlemlerinin ardından BLUE serinin toplam 3, espresso olarak toplam 2 adet kapsülünü memleketimizden tedarik etmek mümkün. Tüm bu işlemleri yaparken web sitesinin de oldukça modası geçmiş olduğu için içinizde şüphe olmuyor değil. Ancak Lavazza'nın Illy'e göre avantajı kapsülleri yüzlük paketler ile değil teker teker alabilmeniz. Laf aramızda al birini vur öbürüne...

İşin acı tarafı BLUE serisinde inanılmaz güzel bir çeşit var. Eh bu noktadan sonra yapılacak iş bu kahveleri tatmak için eBay yollarına düşmek oluyor. En iyi fiyatları İtalyan eBay'inde bulmak mümkün. Bu noktada İtalyan satıcılarla İngilizce anlaşma eziyeti başlıyor. Bir süre debelendikten sonra Türkiye'ye gönderilme safhasına geçip siparişinizi verebiliyorsunuz. Gümrükte sıkıntı yaşamayayım diyerek çok adetli alımlarda yapamamak işin en kötü tarafı...

Tabii uzak diyarlardan sarf malzemesi tedariğinin yarattığı lojistik sıkıntılar sonucu kahvesiz kalmamak için ikinci bir espresso makinesinin de el altında bulunması gerekiyor. Mutfak çok büyük değilse iki adet espresso makinesi eziyetten başka bir şey değil. Ancak yapacak pek bir şey yok.

Bu noktada bu kadar saçma sapan işlerle uğraşmaktansa adam gibi bir espresso makinesi alıp çekirdekten hareket etmek makul mantıklı bir hale geliyor. Ancak Lavazza'nın BLUE serisine alışınca bu hem kolay değil hemde fiyat/performans konusunda kafamda bazı şüpheler var.

Hal böyle olunca espresso meraklıları için kapsüllü makineler arasında giriş seviyesinde mükemmel fiyat performans oranı ile Cafissimo çözümü en iyi seçenek. Üst segmentte ise kapsül tedariğinin sıkıntılı olmasına rağmen göreceli zengin çeşidi ile Nespresso kesinlikle en iyi tercih olur. Aslında Nespresso için, Illy ve Lavazza'nın yanında problemli demek ayıp oluyor.



Tat olarak benim damak zevkime göre Lavazza BLUE uzak ara önde ama Türkiye kapsüllerin internet üzerinden satın alınması büyük bir dezavantaj ancak asıl kötü olan şey kapsül seçeneklerinin fakirliği. Eğer Lavazza olayına girecekseniz eBay ile yaşamaya ne yazık ki alışmak zorundasınız. Umarım Lavazza'nın Türkiye temsilcisi bu konuyu makul ve mantıklı bir şekilde ele alır, sistemine bir çeki düzen verir. Damak tadının son derece kişisel olduğu bir dünyada, satılmıyor veya tedariği sıkıntılı diyerek -veya sorun ne olursa olsun- bu şekilde hareket etmek mantıklı değil.

Ben manyağım başıma dert istiyorum diyorsanız Illy ve Lavazza'yı tavsiye ederim. Lavazza'nın kapsülleri gerçekten çok başarılı, eminim ki, Illy'de farklı değildir ama anlattıklarımdan sonra bende dahil bu işlere kalkışanların pek mantıklı insanlar olmadığını söylemem lazım. Kahve içeceğim diye işkence çekmenin bir mantığı yok. Ha o zaman sen ne halt ediyorsun derseniz, baştan söyledim zaten normal olmadığımı :)

İlerleyen günlerde sizlere bazı DIY denemelerimden bahsederim...

1 Nisan Şaçmalığı



Of yine 1 Nisan geldi. Çevremizdeki bir çok insan yine cıvık cıvık şakalar yapacak ve canımız sıkılacak. Ne yazık ki, çok komik olduğunu zannedip saçma sapan şakalar yapmaya bayılan insanlar var. Aslında şaka severim ve genelde de şaka kaldırırım. Hatta bende yapmayı severim ama her şeyin tadında olanı güzel. Hepimizin zaman zaman dozu kaçırdığımız zamanlar olmuştur. Ancak yıllar geçtikçe bu durumu kaldıramayan bir çok insan oluyor. Yaratıcı şakalara evet ama saçma sapan şakalara hayır.

Geçtiğimiz senelerde 1 Nisan şakası yapmaya meraklı bir arkadaşım ile aramın bozulmasını bu türden bir saçmalığa borçluyum. El sıkışınca bir miktar elektrik veren küçük aletler var, belki denk gelmişsinizdir. 1 Nisan olduğunu unuttuğum bir gün, böyle bir aleti takıp elimi sıkan bir arkadaşıma, boş bulunup sağlam bir sol kroşe çıkartmıştım. Şakanın sonu tabii ki "kaka" oldu. Umarım bir daha böyle bir şey yaşamam.

Bugün 1 Nisan, umarım tüm şakalar Hababam Sınıfı Tatilde filmindeki gibi masum ve can yakmayan türden olur. Bu arada buradan uyarayım; şaka diye elektriği veren yumruğu yer, kızmaca gücenmece yok!

Ürkünç Kardan Adam



Scary Snowman'i tanıyan var mıdır bilmem. Ben uzun zamandır takip ediyorum. Olay aslında bir kardan adam kostümü giyen bir arkadaşın yoldan gelip geçenleri korkutmasına dayanıyor. Sanırım bu sıralar dördüncü senesinde arkadaşlar. Bayağı komik işler olabildiği gibi arada sırada şaka yapan adamların dayağı yedikleri de oluyor. Amcalar Amerikalı ve farklı yerlerde bu korkutma işini yapıyorlar. Yukarıdaki video Rhode Island'ta bilindik bir sokakta çekilmiş. Zannedersem üniversite sayesine çevrede bayağı genç olması sebebi ile bu sokağı seçmişler. Neyse konuyu uzatmayayım. Videonun yaklaşık 1. dakikasında korkan arkadaşlar Türkçe saydırıyorlar. Dünyanın ne kadar küçüldüğüne bir kanıt. Belki ilgilenen olur diyerek yazayım dedim. Sizce Türkiye'de bu şaka yapılsa neler olur...

Aranıyor; Fuji S2950 Elektrik Adaptörü



Fuji S2950 fotoğraf makinem için elektrik adaptörü arıyorum. Aradığım parçaların kodları şu şekilde; AC Power Adapter AC-5VX ve DC coupler CP-04. Yanılıp Fuji Türkiye'ye sorayım dedim dakikalarca oradan oraya aktarıldıktan sonra böyle bir ürün yok cevabını aldım ama Fuji'nin Amerika (hatta tüm ülkelerde) bu adaptörler var. Hatta eBay gibi sitelerde yan sanayi versiyonlarını almak mümkün. Yurtdışından almadan önce şansımı buradan deneyeyim dedim. Elinde olup satmak isteyen olursa aşağıya bir not bırakması yeterli.

Şimdiden teşekkürler

Ekleme: AC Power Adapter AC-5VX ve DC coupler CP-04 operasyonunu tamamladım. Artık makinemi elektriğe bağlı şekilde pil ile uğraşmadan kullanabiliyorum. Ayrıntılar için buraya tıklayabilirsiniz

Londra Olimpiyatları Coşkusu



Şu sıcak yaz günlerinde işlerin monotonluğunda olimpiyatlar pek iyi geldi bana. Özel merakım olan dalları gerek televizyon gerekse de internetten takip ediyorum. Günümüzün koşullarında olimpiyatları takip etmek gerçekten çok kolaylaşmış durumda. Her platformda uygulamalar ve yazılımlar var. Bir şeyleri kaçırmak diye bir şey söz konusu değil. Bir sürü televizyon kanalı canlı yayınlar yapıyor ancak Eurosport Türkiye gerçekten çok iyi yayın yapıyor bu sene. Ben özellikle bisiklet yarışlarını dikkatle takip ettim. Yorumcu ve sunucular çok başarılıydı. Zaten bisiklet yarışları konusunda Eurosport'un Türkiye ekibini çok beğeniyorum. Kendilerine bu güzel yayınlar için teşekkür edeyim buradan da. TRT konusuna girmeyeyim hiç, kısaca "epic fail" diyebilirim.

Olimpiyatın açılışı çok konuşuldu. Ben beğendim. Bir müzik meraklısı olarak İngiliz müziğinin dünyadaki rolünü çok başarılı şekilde ön plana çıkarttılar. Her konuda olduğu gibi eleştiriler de yok değil ama beni ayrıntılar pek ilgilendirmiyor. Büyük keyifle seyrettim..

Biliyorsunuz bu sıralar madalya manyaklığımız tuttu memleket olarak. Geldi, geliyor, tüh kaçtı muhabbetlerine hemen her yerde rastlamak mümkün. Benim açımdan bu durum sürpriz değil ama Türkiye formasıyla sadece İngilizce konuşulabilen "milli" sporcu konusu bana garip geliyor doğrusu. Bunu ne zaman söylesem dünyanın her tarafında böyle diyenler oluyor. Ben büyük ekonomik gücü olan ancak bunun yanında spor kültürü olan ülkelerde pek böyle bir şeye rastlamadım. Mesela zenci Çinli atlet görmek nasip olmadı şimdilik. Herhalde bu ekonomik güçleri ile pek zor olmazdı bahsettiğim konu... Ha bir bakarsınız bunu da görürüz. Bilemem...

Spor konuları bizde nedense çok kolaymış gibi konuşuluyor. Bütün sene amatör spor dallarından bahsetme, ilgilenme, ne zaman olimpiyat olur herkes spor uzmanı. Bu işler ne yazık ki kolay olmuyor, parayı basıp transfer ile de olmuyor. Erken yaşlardan itibaren eğitim ile oluyor. Bunu sağlamak içinde maddi güç önemli. Tesis konusu şu sıralar bol bol tartışılan bir konu malum. Herkes uzman ya.. Bende Üniversite Oyunları (universiade) için İzmir ve çevre illerde yapılan tesisleri hatırlatıyorum. Gerçekten çok başarılı bir organizasyon yapıldı, harika tesisler kazandırıldı ülkemize. Bu tesislerin sporumuza bir katkısı oldu mu sorusu çok mühim. Görünen o ki pek olmamış.

Ben spor uzmanı değilim, bu konuları pek de tartışmayı hatta konuşmayı sevmem. Nedense sporla başlayan konular bir şekilde siyasete filan uzanıyor. Ondan sonra kavga dövüş. Bu sıralar malum 2020 Olimpiyatlarına talip olmamız konuşuluyor. Bence eğer alırsak kesinlikle ülke olarak bu işin altından yüzümüzün akı ile çıkarız. Harika tesisler yapılır buna da inanıyorum. Ancak sorun şu ki, olimpiyatların arkasından o güzelim tesislerde 20 kişilik seyirci önünde hentbol maçları oynanır. Tesisler bir nevi çürümeye terk edilir. Eğer 2020 olimpiyatlarına gerçekten aday olacak isek spor konusunda şimdiden çalışmaya başlamak lazım. Bir de eğer mümkünse Olimpiyatları da İstanbul'da yapmayalım bir zahmet. İzmir var, Antalya var, bir sürü güzel kentimiz var.

Bir konuya ise gerçekten çok kızgınım. Herkesin dilinde bilmem kim madalya aldı biz alamadık muhabbeti var. Örneğin Kazakistan'a insanlar kafayı takmış. Efendim Kazakistan'ın madalyası var koskoca Türkiye'nin madalyası yok. Takip ettiğim spor dallarından bir tanesi bisiklet. Bisiklet sporuna gönül verenler ProTeam Astana'yı duymuşlardır. 2000'lerin sonralarına doğru Kazakistan devletininde katkıları ile kurulan bir bisiklet takımı Astana. Malum aynı zamanda Kazakistan'ın başkenti. Bu takım içerisinde hem Kazak hem Rus aslında bir çok millete mensup bisikletçiler var. Bir yandan yarışan bir ekip bir yandan da bir okul. Yeni bisikletçiler yetiştirilen bir okul. Bugün önemli tüm yol bisikleti yarışlarında takımın o mavi logolu mayosunu görmek mümkün. Bu takımın lideri de Alexander Vinokourov. Vinokourov Olimpiyatlarda ülkesi adına yol bisikleti yarışını kazandı. Onu izlemeye alışkın bizler için şaşırtıcı olmadı bu durum pek. Ama aklı başında zannettiğim çevremdeki arkadaşlarım bile hala "efendim Kazakistan'ın madalyası var koskoca Türkiye'nin madalyası yok" muhabbeti yapıyorlar. Adamlar bisiklet konusuna bu kadar yatırım yapınca tabii ki bunun karşılığını alacaklar. Sende yatırım yap, sende karşılığını al..

Şu güzelim organizasyon -yani olimpiyatlar- konusunda bile saçma sapan sebeplerle tartışmalar eksik olmuyor anlayacağınız. Sıcaklar mı etkiledi bizleri, yoksa oruç kafaya mı vurdu (böyle bir deyim vardır bizim buralarda) bilemiyorum da, olimpiyatları dört senede bir düzenlenen ve sevdiğimiz sporları "prime time"da seyretmek için bir fırsat olarak düşünüp keyif almaya bakın.

Bu sene yüzme yarışları, bisiklet yarışları müthiş keyifli geçti. Hele kule atlama yarışmalarından büyük keyif aldım. Çinli sporcu Wu Minxia'nın biyografisini okudum geçenlerde. Hayatı resmen dram bunun sebebi önemli bir sporcu olması. Ama işte bu adanmışlık başarıyı getiriyor. Örneğin ben böyle bir yaşamın olsun istemezdim. Tabii herkes böyle değil bakınız Usain Bolt. Adam yarış kazanıyor hem kendisi eğleniyor hemde seyirciyi eğlendiriyor. Bu da Allah vergisi yetenek işte. Kendisi hakkında yazılmış bir biyografya var, rekortmen atletin pek çalışma ile alakası olmadığından Allah vergisi yetenek demekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden.

Bolt deyince komik bir olay yaşadım geçenlerde. Bir müşterimle olimpiyat sohbeti yapıyoruz -düşünün işler ne kadar iyi- Bolt konusu açıldı. Malum atletin ismi Usain -Hüseyin- ya, müşterim onu müslüman zannediyormuş. Ben bir şey söyleyemedim.. Geçtiğimiz senelerde koştuğu bir yarışı izlerken, jeton düştü değerli arkadaşımda. Birlikte bayağı güldük. Bolt belki dünya rekorunu kıramadı ama olimpiyat rekorunu kırıverdi. Yarışın arkasından telefonda sevgili arkadaşım ile yine bayağı gülüştük.

Velhasıl kelam olimpiyatlar devam ediyor. Umarım sizlerde benim gibi keyif alarak takip edersiniz...

Çok Özledik Be Abi!



Bugün 3 Temmuz 2012. 2000 yılında aynı gün vefat etmişti Kemal Sunal. 12 sene olmuş. Dün gibi hatırlıyorum o günü. Allah rahmet eylesin...

Yaz Tatili Coşkusu



Uzun yıllardır bloğu hemen her gün güncelliyorum. Genelde ortalıkta olmadığım zamanlarda bile stokladığım yazılarla yayına devam ettim. Ancak artık stoklarımı sıfırlamış durumdayım ve uzun senelerden sonra bir süre bloğuma bir şey eklememeyi planlıyorum. Tabii gene rahat duramayıp arada sırada bir şeyler karalarım ama bu sene biraz tatili hak ettim. Bloğumda binlerce yazı mevcut hatta bloğun ilk sayfasına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Tabii siz bu yazıyı okurken belki liste daha da artmış olabilir. Yaz  boyunca denk geldikçe bende eski yazılara göz atacağım sizlere de tavsiye ederim. Ağustos ayının sonlarında veya Eylül ayının başlarında  kaldığım yerden devam etmeyi planlıyorum.

Baharda görüşmek üzere....

Ne Adamsın Ikea :)


Ikea Hackers dye bir site vardır bilir misiniz bilmem. Adresi şu şekilde, www.ikeahackers.net Girip bir göz atın bayağı eğlenceli şeyler var. Neyse... Bu site dünyanın dört bir tarafından meraklıların Ikea'dan satın aldıkları ürünler üzerinde yaptığı modifikasyonları paylaştıkları bir site. Bazı ufak tefek modifikasyonların yanında bayağı kapsamlı çalışmalarda var. Bunların bir kısmı son derece eğlenceli oluyor. Geçenlerde bende Brada laptop standını biraz kurcalamıştım. Hazır fotoğrafları da çekmişken bende gönderdim Ikeahackers'a, oradaki dostlarda sağolsunlar yayınlamışlar. Maksat eğlence olsun...

İzmir Boyoz Festivali



Bugün ailecek boyoz festivalindeyiz. Festivalin tanıtımı şu şekilde; İzmir’in değeri Boyoz, Müzelerde sergilenmeyen, resmi literature girmeyen, hakettiği değeri alamayan Boyoz; geleneksel hale getirmeyi düşündüğümüz bu festivalle hakettiği değeri alacaktır. Amacımız Boyoz’u markalaştırmaktır. Boyoz önemlidir, çünkü İzmir insanının kahvaltıdaki acaba ne yesem sorusuna her daim cevaptır. Boyoz önemlidir, çünkü İzmir kadını için rejimleri unutturan,rujunu bozma uğruna karnını doyurandır. Sadece kahvaltıda değil gece yarısı eğlence sonrasında da İzmir’linin keyfidir Boyoz… Amacımız İzmir’in değeri Boyoz’u ve Gevreği İzmir ruhuna yakışır şekilde bir festival dönüştürmek.

Herkse şimdiden afiyet olsun...

Bosna Hersek 11.541



Bosna Hersek'te yaşanan savaşın daha doğrusu insanı insan olmaktan utandıran rezillikler silsilesinin 20. yıldönümüydü bugün. Bloğumda veya yazı yazdığım web sitelerinde özellikle de Stereo Mecmuası'nda elimden geldiğince büyük alakam olmasına rağmen tarihsel konuları işlememeye özen gösteriyorum. Aslına bakarsanız bana hobiniz nedir diye soranlara genelde tarih okumak derim. Bir çok kişinin zannettiğinin aksine müzik merakım, tarihe olan merakım yanında bir hiçtir. Bu kadar fazla müzik yazısını okuduğunuz bir insanın klavyesinden bu cümleye şaşırmış olabilirsiniz ama gerçek bu! Sanırım bu merak ilkokul döneminden itibaren bende hasıl olmuştu. Dilek olay 20-25 senedir okuyorum, yazıyorum (1) ve tartışıyorum. Neyse...

Bugün Bosna Hersek'te ve Boşnakların yaşadığı hemen her coğrafyalarda yaşanmış acı olaylar yeniden hatırlandı. Savaşta kaybolup gidenler anıldı. Sadece Bosna Hersek'te 11.541 kişi. Srebrenica, Jepa, daha bir çok kent, köy ve kamplar...

Böylesine zamanlarda yazmak çok zordur yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum...

(1) Eminim soranlar olacaktır ancak bu konuda fazla bilgi vermek istemiyorum. Ama bir yerlerde yazılarımı okumuş olma olasılığınız vardır sanırım. Belki... Bilemiyorum...

YGS Sınavı: Müzik Sesine Dikkat!



Yarın yani 01 Nisan 2012 günü sabah saatlerinde YGS sınavı var bildiğiniz gibi. Milyonlarca gencin katılacağı bu önemli sınava belki oturduğunuz apartmanınızda da katılacak genç arkadaşlarımız olabilir. Bu yüzden lütfen uygun bir saatte dinlediğimiz müziğin sesini makul seviyelere indirmeyi unutmayalım. Böylesine önemli bir sınav öncesinde kimsenin bedduasını almayalım, konsantrasyon sorunu yaşatmayalım. Genç Stereo Mecmuası okuyucularından sınava girecek olanlara başarılar, ailelere de sabır diliyoruz.

O da Meraklı Bende Meraklıyım. Ama Arada Uçurum Var :)


Amerikalıları pek sevmem ve çok becerikli olduklarını düşünmem. Aslında bir genelleme yapmak yanlıştır. Belki bilirsiniz İzmir'de bulunan NATO karargahı sebebi ile hayatımın bir kısmı Amerikalılarla beraber geçti. Çoğunun elinden hiçbir iş gelmediğine gözlerimle şahit olmuşumdur. Alışkanlıkları veya eğitimleri yüzünden bilmedikleri konulara hiç el atmazlar. Örneği muslukları mı akıyor, bir anlayan bulmadıkları veya kapsamlı araştırma yapmadıkları sürece o su akmaya devam eder. Oysa biz Türkler çok farklıyızdır. Hemen elimize alet edevatlarımızı alır musluğu söküveririz. Bilinçaltımıza işlenmiş bir kod varmış gibi, conta değiştirmek çocuk oyuncağıdır bizler için.

Ancak sorun contada değil başka bir parçada ise o zaman kilitleniriz. Ertesi gün büyük ihtimalle bir su tesisatçısı evimize uğrar. Amerikalıların düşünce tarzında hep olumsuzluklar ön plana çıkar. İlk önce bütün olasılıklar uzun uzadıya gözden geçirilir, ters bir durumda yapılacaklar düşünülür. Tüm plan program yapılır ondan sonra harekete geçilir. Bu arada su damlamaya devam eder...

Bende dahil hepimiz her konuda konuşacak bir şeyler buluruz. Her konuda ahkam kesebiliriz. Amerikalılar pek öyle değillerdir. Bir konuda bir şey bilmiyorlarsa ağızlarını açıp konuşmazlar hatta köşelerine çekilip dinlerler. Ancak eğer ki, merakları olan bir konu ise cehennemin kapıları açılır ve karşınızda konunun uzmanı var zannedersiniz. En azından benim tanıdıklarımda hep böyle oldu....

Hayatımın önemli şoklarından bir tanesini anlatayım sizlere..

Zamanında NBA maçlarını seyrederken -ki o dönemlerde Michael Jordan'lar filan oynuyordu- bir Amerikalı subay ile basketbol sohbeti yaptım. Adam her oyuncunun sezon istatistiklerinden, okuduğu okullara, kolej yıllarındaki şeceresinden güncel istatistiksel bilgilere kadar normal bir insanın bilmeyeceği her türden bilgiyi arka arkaya sıraladı. Sonraki dönemlerde böylesine çok sohbet içerisinde bulundum ve kazaran bir konuyu kendisine hobi yapmış bir Amerikalı ile karşılaştığımda hep aynı şeyi gördüm. İnanılmaz derin bilgiler.

Bunu nasıl becerebildiklerini sorduğumda internetin olmadığı o dönemlerde hemen her konuda yayınlanan dergilerin ve kitapların varılığından haberim oldu. Bir hobinin veya ilgi alanının uzmanı olabilmek için ellerinde her fırsat vardı. Hele ki, aynı hobiyi paylaşan iki kişinin arasında kaldığınız zaman resmen bilgi bombardımanı yaşıyorsunuz. Havalarda upuzun kodlar, rakamlar uçuşuyor. İnanılacak şey değil.

Geçenlerde bir Amerikalı ile tüpler konusunda sohbet ediyoruz. Satıcı filan değil sadece meraklı. Tüpler bir nevi hobisi olmuş ve uzun seneler bu konularda araştırmalar yapmış. Araştırmaların sonunda geldiği durum gerçekten asap bozucu. Örneğin 2A3 tüplerin 40'ların RCA'larının değerli olduğunu biliriz. Bunların karakteristik yapısal özellikleri vardır. Ancak bundan sonrasını pek önemsemeyiz. Sohbetteki kişiyle bunları konuşurken bir anda üretim kodlarının nasıl yorumlanacağını hangi kodların nereye ait olduğu ve hangi üretim bilgilerini verebildiği konusunda bir bilgi bombardımanı yaşadım. En son üçüncü saatte bu tüpler hakkındaki sohbetten beynim döndü ve izin isteyerek sohbet yazılımımı kapattım.

Bu arada Japonlarında bu konularda bayağı bilgili oldukları söylenir. Bu konuda herhangi bir sohbetim olmadı ama en az Amerikalıları kadar “kaçık” oldukları söyleniyor.

Başlıkta yazdığım gibi bunlarda meraklı bizlerde meraklıyız. Ancak arada acayip bir fark var.

Kütüphane Haftası Kutlu Olsun...


BU hafta "Kütüphane Haftası" olarak kutlanıyor. Aslında kütüphaneye gitmeyeli çok uzun zaman oldu. Belki bir ara uğrayıp nostalji yaşamak lazım. Günümüzde internet teknolojisininde gelişmesiyle beraber kütüphanelere ihtiyaç kalıp kalmadığı tartışılsa da ve hatta bir çok kütüphanenin arşivi yavaş yavaş dijital ortama taşınsa da, kitabın kendisine özgü o güzel kokusunu bünyeye doya doya çekebilmek için en uygun yer kütüphaneler. Bu hafta dolayısıyla bende şahsi kütüphanemi düzenleyeyim bari. En son fena karışmıştı :)

İzmir Ne Acayip Yersin...



Yahu mevsimlerin iyice kafası karıştı. İzmir'de 2 Şubat günü kar topu savaşı yaparken soğuktan canımız çıkmıştı çok değil 3 gün sonra neredeyse denize girilecek bir hava var. Pazar günü öğlen saatlerinde Çeşme'de mayonuzu giyip neredeyse güneşlenebileceğiniz bir hava vardı. Şu denize girilmez mi... Güneş ortalıktan kaybolunca hava soğudu tabii ama olsun...

Her şeyi garip memleketimin...

İzmir'de Kar Coşkusu



2 Şubat'ta yani dün uzun seneler sonra keyifle kartopu oynamak nasip oldu. Kordon'da genç yaşlı hemen herkes birbirine kartopu fırlatırken bütün sorunları unuttuk, bol bol eğlendik. İnsanlar bol bol fotoğraf çektiler ama benim aklıma gelmedi. Yukarıdaki fotoğraf valide sultanın yani Şehzanecez'in objektifinden :)

Umarım bir sonraki kar coşkusu için bir on sene daha beklemeyiz.

Haydi Gelin Darth Maul Olalım :)



Star Wars meraklısı için başlı başına bir hobi. İster oyuncaklarını toplayın, ister daha fazla para harcayıp özel heykelleri satın alın, ister filmleri seyredin, oyun oynayın vesaire. Liste yaz yaz bitmez. Sağolsun Lucas Film, bu ilgi alakayı üst düzeyde tutmayı çok iyi beceriyor. Bugün Star Wars web sitesinde neler oluyor diye baktığımda yepyeni bir olay keşfettim. Darth Maul Me, adlı uygulama ile kendinizi Darth Maul'a benzetebilmeniz mümkün. Bilgisayarınızın kamerasından bir fotoğraf çekilip, evire çevire kendinizi Darth Maul'a çevirebiliyorsunuz. Denemek isterseniz sizi suraya alalım.

Yukarıda Darth Hakan görülüyor :)

Yeni Ekonomi Kampanyası İsterük!



Geçenlerde bloğumda gezinirken geçmişte yaptığımız yukarıdaki banner'ı gördüm ve yine çok güldüm. Aslında çok keyifli olmuştu banner ama "Alın verin ekonomiye can verin" kampanyası bitince kullanmanın bir manası kalmadı ne yazık ki. Şu aralar ekonominin moda konusu "cari açık"

Bir bakarsınız cari açık için yeni bir kampanya düzenlenir ve yine eğlenceli bir banner yaparız...

Büyümekten Nefret Ediyorum; Ünal Gökaydın Anısına Birkaç Satır



Gerçekten büyükmekten nefret ediyorum. Keşke lise yıllarıma dönebilsem. Ben 18 yaşında olsam çevremdeki herkes 20 sene gençleşse! Son dönemlerde hastalıklardan ve acı kayıplardan çok sıkıldım. Belki de psikolojim bozuldu.. Bugünde işte öyle bir tatsız durumla güne merhaba dedim. TRT3'de uzun yıllardır rock programları yapan değerli büyüğümüz Ünal Gökaydın veya kendisine hitap ettiğimiz haliyle Ünal Abi vefat etti. Geçenlerde ciddi bir mide rahatsızlığı geçirmişti. Tedavi olduktan sonra hastaneden çıkmıştı. Aramıştım telefonla konuşmuştuk; iyiyim demişti. Bugün ise vefat haberi geldi. Çok sıkıldım be günlük...

Ünal Abi, tam anlamıyla bir müzik aşığıydı. 1960 ve 1970'leri öyle bir bilirdi ki, bir albüm söylediğinizde o albümün şeceresini sayardı hatta o albümü sevdiysen şunu şunu da seversin diyebilecek kadar da ayrıntıya girebilirdi. Hemde ne ayrıntı...

Stereo Mecmuası'nın TRT''ye çıkmasında sağ olsun desteği büyüktür. Tüm eski insanlar gibi bilgisayarda yazı yazmayı pek sevmemesine rağmen beni kırmayıp Jethro Tull'ın "This Was" albümünün yıldönümü edisyonu için Stereo Mecmuası Müzik özel sayısına bir şeyler karalamıştı. İyi hatıralar hariç bu yazı anı kaldı bizlere...

Mekanı cennet olsun. Umarım orada sevdiğin tüm müzisyenleri canlı canlı dinlersin....

Selama Selam Göndermek!



Radyo Babylon'da her Çarşamba akşamı saat 22:00 ile 23:00 arasında sevgili Reha Arcan Cosmictones isimli bir program yapıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi program son derece ilgi çekici. Hemen programın tanıtımını ekleyeyim; "Reha Arcan ile Free Jazz, tonal ve atonal dünya arasında gel gitler. Müzikte rastlantılar, tekrardan sıkılanlar..." Hal böyle olunca her türden absürd albümü dinleme şansınız(mız) oluyor. Reha bu hafta programını Tim Berne, Jim Black, Nels Cline ortak çalışması "The Veil"e ayırmış. Bende geçenlerde albümle ilgili bir eleştiri yazısı yazmıştım. Okumak için sizi buraya alalım. Denk geldik...

Reha programdan bana selam göndermiş. Bende buradan bir selam edeyim...  Radyo Babylon'a ulaşmak için ise buraya tıklayabilirsiniz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...