NAD PP2


Gene cikis tarihi olarak testimizin eskilerinden sayilabilecek bir phono kati olan PP2, NAD'in geleneksel tasarim yaklasimini yansitiyor. Basit bir PCB uzerine insa edilmis olan PP2, bir acma kapama dugmesine sahip degil fakat arkasindaki bir switch vasitasi ile MM/MC ayari kolayligi sunuyor. Giris seviyesindeki her urun gibi biraz kalitesiz bir adaptor ile gelen urunun ses performansina diyebilecek bir sey yok. Gayet sicak ve detayli bir ses sunan urun, iyi bir amplifikatorun dahili phono kati yerine bile dusunulebilir. Ozellikle amplifikatorden uzak bir yere koydugunuzda gercek performansi alabiliyorsunuz. Dinledigim her plakta istedigime yakin performans veren bir urun. Almayi kesinlikle hakediyor. Kisaca,

+cok iyi fiyat performans orani
+genel olarak her tur muzik icin uygun
+MM/MC ayari rahatlikla yapilabiliyor.
-kapama dugmesi de olsa eksikligi kalmayacakti
-beraberinde gelen adaptor cok kalitesiz.

ProJect Phono Box 2


En yeni urunumuz gene ProJect'ten. Sanki benim tasarim konusundaki serzenislerimi duyup, tasarimlarini duzeltmisler. Acikcasi duzgun bir kutu icinde gelen urunu actigimda oldukca sasirdigimi ifade edeyim. Tasarim kucultulmus, biraz yuvarlanarak derli toplu hale getirilmis. En onemli yenilik MM/MC seciminin bir dugme ile yapilabilmesinin saglanmasi olmus. Ayrica testimizde renk opsiyonu olan tek urunde bu, ister siyah istersenizde gumus rengini kullanabilirsiniz. Ses performansi da eski versiyonuna gore kesinlikle oldukca basarili. Tizlerdeki eksikligi Phono Box 2'de hissetmeniz mumkun degil. Ayrica benim acimdan giris seviyesinin en iyi urunu olan NAD ile ayni seviyeye gelmis. ProJect'i tebrik etmek lazim, bir cok firmanin yeni urunlerinde rastlanmayan derecede eski versiyonun tum tartismaya acik noktalarini duzeltmisler. Urun su hali ile kesinlikle bu sinifta zirveye oturuyor.

+guzel tasarim
+silver renk secenegi var
+cok iyi fiyat performans orani
+MM/MC ayari rahatlikla yapilabiliyor.
-beraberinde gelen adaptor cok kalitesiz.

ProJect Tube Box


Hem MM, hemde MC kartuslari destekleyen Tube Box bu tarz cihazlar (pikaplar konusunda degil) konusunda tasarimlarini zevksiz buldugum ProJect markasinin tasarimindaki zevksizligi, calistigi zaman muzige yaptigi katki ile tamamen unutuluyor. 2 adet 12AX7 lamba ile donatilmis cihaz her kanal icin ayri devre yapisina sahip. Demoda oldukca kaliteli bir kombinasyonla dinledigimden, gene ayni markanin standart ProJect Phono Box 2 urununu sisteme takinca cihazin gercek performanisini anlayabildim. Sese inanilmaz derecede, sahne ve derinlik katmasinin yanisira iyi bir igne, kol ve pikap kombinasyonunu bu fiyata gercekten vazgecilmez bir hale getiriyor. Belki lambali yapisindan kaynaklanan bir onemli durumu sizler ile paylasayim. Eger eski, biraz cizik bir plak dinlemeye kalkistiginizda bir cok baska phono katindan daha fazla bir cizilti duyuyorsunuz. Bu nokta da eger plak kolleksiyonunuzda bu tarz plaklar cogunlukta ise, daha once duymadiginiz kadar cizilti duymak sizi rahatsiz edebilir. Fakat yeni veya temiz bir plakta sese hayran olmamak elde degil. Sanirim gene lambalardan kaynaklanan bir detay seviyesi artisi var ki, asil keyif inanin bu. Belki ilk testte solid state bir ampli kullandigimiz icin seste detay ve sicaklik artisi hissettim ama soylenebilecek tek sey, eger iyi bir sisteminiz varsa hic dusunmeden satin alinabilecek bir urun. Ayni basariyi kendi sistemimde de gostermis olmasi cihazin kalitesini anlatiyor. Ileriye yonelik MM'den MC'ye gecis icinde ikisini birden desteklemesi onemli bir arti. Tum phono katlarinda gozlemledigim elektriksel yapidan uzaklastirmanin avantajli oldugu noktasini en az bu phono kati icin soyleyebilirim. Oldukca iyi bir izolasyon veya kasa yapisi kullanilmis sanirim elektrik kablosunun yanina bile koysaniz kesinlikle hissedilir bir bozulma farkedemiyorsunuz. Urunun ilginc bir eksisi, markanin isi her zaman zorlastirmak adina yaptigi islerden bir tanesi. Eger lamba degistirecekseniz gene elinize tornavidanizi alip, ust kafesi acmaniz ve akabinde tekrar takmaniz gerekiyor. Acikcasi bu alan biraz dar, ve fazladan isinma yaratmakta. Cihazin omurunden bir sey kaybeder mi bilmem ama pisme suresi bu cihazda sanirim bayagi kisa surecektir. Saka bir yana kisaca,

+sese kattigi inanilmaz detay ve sicaklik
+hem MM hemde MC destegi
+taktigimiz her sistemde harikalar yaratmasi
+cok iyi fiyat performans orani var
-tasarimi bence basarisiz.
-lambalari degistirmek biraz maharet gerektiriyor
-cizik plaklarla kullanmamak gerekiyor.

Antique SoundLab Mini Phono II


Kutusundan cikarttiginiz anda tasarimi dikkatinizi ceken urunun en ilgi cekici yani, guc kaynagi. Kendisinden pahali bir cok urunde bile bulunmayan veya ekstra odeme yaparak alabildiklerinize benzeyen parca hem iyi hemde bazi dertler yarattigindan biraz sikici. Urun iki parcadan olusuyor. Bu guc kaynagi ve phono kati. Problem phono katina giden guc kablosunun, guc kaynaginda sabit olusu ve bu kablonun uzunlugunun yaklasik bir metre olmasi. Eee, bunda ne sorun var diyebilirsiniz belki. Sorun, bu iki parcanin yanyana pek durmayi sevmemesi ile ilintili. Iki parca birbirinden uzaklastigi an dip gurultu neredeyse yokoluyor ve cihazin gercek performansi ortaya cikiyor. Yeri kisitli veya duzen seven insanlar icin birazcik kabus bir durum. Ayrica guc kaynagini yere koymak isterseniz cok yuksek olmayan bir sehpa kulanmaniz lazim ki, kablo mesafesi yeterli olsun. Bence kesinlikle kablo ayrilabilir tasarlanmali idi tipki, ana guc kablosunda yaptiklari gibi. Transistorlu ve lambali phono katlari arasinda detay seviyesi kesinlikle farkediyor. Sese katki olarak, bence en onemli noktasi orta frekanslarda inanilmaz guzel bir sicaklik olusturmasi. Bu noktada kendi kullandigim cihazlar ile cok iyi bir uyum sagladi diyebilirim. Yalniz ilk aldiginiz hali ile dinlerken bir donem baslarda bir eksiklik hissetmeniz oldukca olasil ve lambalar pismeden sesteki sicaklik gerektigi gibi hissedilemiyor. Ben biraz hile yapip, elimdeki eski lambalarimdan bir set taktim ki, imkani olanlar icin cihazdan erken keyif alma sansini yakalayabilirsiniz.. Bazilari icin bas seslerde sorun var denilebilecek bir cihaz. Cok derin bir bas efekti duyamayabilirsiniz, ama inandiricilik acisindan sorun yok. Bu nokta da lambada farkli arayislar ile bunu da cozebilirsiniz. Cihazdaki en onemli nokta sadece MM kartus destegi bulunmasi, alisveris listenize eklerken bu noktayi gozonune alin. Bir diger yapisal eksiklik, lambalar icin bir koruma duzenegi yok. En azindan ufak bir kafes eklenmeli idi diye dusunuyorum. Sonuc olarak bu kadar ugrasacaksam niye baska bir seye bakmiyorum derseniz, fiyat anlaminda testimizin galibinden ucuz olmasina ragmen ona yakin bir performansi var. Benim gorusum orta frekansta daha bile basarili. Ileride MC kartus kullanirim derseniz ProJect Tube Box daha iyi bir opsiyon olarak karsiniza cikabilir.

+tasarimi cok guzel
+guven veren bir guc kaynagi
+kolay iyilestirme opsiyonları
-sadece MM igneleri desteklemesi
-yerlestirmesi biraz sorunlu
-ortalama fiyat/performans orani
-lambalari koruyacak bir kafesi yok

Google'da kapanacak mı?


Ülkemizde internet konusundaki yasaların acilen elden geçirilmesi gerekiyor. En iyi niyetli şekilde düşündüğüm zaman bile bu işin resmen sansür haline gelmeye başladığını düşünüyorum. Bilmem nerede sakıncalı yazı var, sansürle gitsin. İşin acı tarafı sansürün ilgili siteye değil o uzantıya sahip tüm sitelere uygulanması. Zaten iş tek site ve web sayfası ile kalsa buna kimsenin hayır diyebileceğini düşünmüyorum ancak işin boyutu bununla kalmıyor ne yazık ki. Bana kalırsa internette hiç bir şekilde sansür olmamalı. Zaten bir çok insanın sansür uygulayan sitelerle ilgili haberi internet gazeteleri ve web siteleri sayesinde oluyor.

Bu defa Google sitesi tehlike altında. Geçtiğimiz aylarda blogger'a uygulanan sansürün bir benzeri muhtemelen Google Sites uygulamasına yapılacak. Bildiğiniz gibi benimde Google'da bir kaç web sitem bulunuyor. Yani bu işin zararı bir şekilde bana da dokunacak.

Youtube, Geocities ve aklıma gelmeyen bir sürü siteden sonra Google Sites ile de uzunca bir süreliğine vedalaşacağız anlaşılan. Halkımızın tepkisizliği sayesinde bunu da hazmederiz diye düşünüyorum. Şimdiden hayırlı olsun!

Rosa Luxemburg



Geçtiğimiz aylarda sizlere Fransız ikili Pipo ve Elo'dan bahsetmiş ve çalışmalarıyla ilgili müzik incelememizi yayınlamıştı. Bu incelememizi okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu sempatik Fransız ikili bu defa ilk albümleri ile karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Rosa Luxemburg ismini verdikleri grup tür olarak progressive rock tarzı müzik yapıyor. Şarkılarını kendi web sitelerinden dinleyebilirsiniz. Tabi hatırlatmak gerekiyor ki, bu albüm tamamen özgün şarkılardan oluşuyor yani alıştığımız gibi Dream Theatre cover'larından oluşmuyor.

Nisan ayında yayınlanacak albüm 10 Euro'dan satışa sunulmuş ve ön siparişler alınmaya başlanmış durumda. Prog dinleyicileri ve özellikle ikilinin müziğinden hoşlananlar bence bir göz atmalı. Grubun web sitesi www.rosaluxemburg.com Tüm ayrıntılar bu sayfalardan edinilebilir.

İstanbul Gezi Notları Bölüm 1



İstanbul'a gelmeyeli 2 sene olmuş. İki senede bir çok değiştiğini görmek insana garip geliyor. Bu değişikliklerin bir kısmı iyi yönde bir kısmı da oldukça kötü yönde olmuş.

Belki ekonomik krizinde etkisiyle bir sürü kitapçı, plakçı ve sahaf kapanmak zorunda kalmış. Daha bilindik ve ana caddelerin üzerinde yer alan kitap ve müzik mağazalarının kalabalık caddelere bakan bölümleri şık café'lere döndürülmüş. Yaşayabilmek için popüler kültürün bir parçası haline gelmek zorunda kalmışlar. Müzik marketlerin ürün yelpazeleri ise oldukça yaralı durumda. Zaten çoğu müzik markette asıl ağırlık DVD bölümlerine verilmiş. Nasıl verilmesin ki, DVD fiyatları öyle düştü ki, makul fiyatlara harika filmler alabilme şansınız var. Müzikte ise durum vahim, bırakın ucuzlamayı bazı ürünlerde ciddi fiyat artışları var. Her ne kadar çeşitli firmaların mantıklı fiyatlandırılmış promosyon ürünleri olsa da, bu yeterli olmuyor belli. Müzik satışlarındaki erime yanında müzik marketleri de götürüyor anlaşılan.

Nişantaşı gibi göreceli zengin ve alım gücü zengin insanların yaşadığı semtlerdeki müzik mağazalarının durumu da yukarıda anlattığımdan farklı değil. Zaten görebildiğim kadarı ile Nişantaşı eski şatafatlı günlerinden yavaş yavaş uzaklaşıyor. 15 senedir belirli aralıklarla geldiğim Nişantaşı ilk kez bu kadar boş dükkan ve neşesiz esnafla karşıladı beni. Ekonomik kriz tıpkı İzmir gibi İstanbul'u da fena vurmuş. Orada konuştuğum bir çok insanın söylediğine göre insanlar Nişantaşı gibi semtlerdeki evlerini satışa çıkartıp Anadolu yakasındaki daha ucuz semtlere yöneliyorlar. Bir arkadaşım karşı tarafta şu an 500 TL'ye sıfır evler kiralanabildiğini söyledi. Benzer bir evin Nişantaşı'ndaki muadili ise neredeyse 10 kat daha pahalı bir kiraya sahip. Bu işin sonu nereye gider bilemiyorum tabii. Allah herkese yardım etsin!

Avrupa yakasındaki ara sokaklardaki ve viran mekanlardaki bir çok plakçı ise yerlerini başka başka mağazalara bırakmış. 2 senede bu kadar değişim beklemiyordum doğrusu. 10 senedir alışveriş yaptığım bir eskici ile sohbetimiz sırasında anlattıkları çok ilgimi çekti. Satır başlarını aktarayım sizlere;

Artık plak satışlarını popüler olan mekanlar yapabiliyor. Bizler gibi esnaflar yine plak toplamaya devam ediyoruz ama fazla kar olmadan popüler yerlere satıyoruz. Onlar internetten satış yapıyorlar. Peki siz neden internette satış yapmıyorsunuz dediğimde eski satışların olmadığını, insanların hep belli şeyleri aradıklarını söylediler. Eski Türkçe 45'likler bir anda inanılmaz fiyatlardan el değiştirmeye başlamış ama müşterisini bulabilirseniz. O müşterilerde belli yerlerden alışveriş yapıyor olunca seyyar plaklçıların ve bilinmedik yerlerdeki satıcıların işleri iyi gitmiyor haliyle. Çok çarpıcı bir örnek verdi bir satıcı. Geçenlerde trend haline gelen 45'liklerden bir tanesini bir plakçıya götürmüş ve oradaki satıcı 50 TL'den satın almış. Sonra duyduğuna göre aynı plağı 150 TL'den satmışlar. Bizde nasiplendik ama asıl nasiplenenler kendi deyimiyle "lüküs plakçılar"

Peki ya Issız Adam, etkisi olmadı mı hiç?

Aslında etkisi olmuş. Filmin gösterime girdiği ilk zamanlarda piyasa acayip hareketlendi diyorlar. Kendi deyimleri ile çöpleri bile satmışlar hemde ne fiyatlardan. Elde ne kadar hurda pikap, berbat plak varsa sattık her şeyin fiyatı bir kaç kat arttı ancak bu dönemde gerçek müşterilerimizi küstürdük. Şimdi Issız Adam modası bitti ama eski müşterilerde geri gelmiyor diyor sigarasını kederli şekilde ciğerlerine çekerken.

Issız Adam modasının bittiğini Akmerkez Mudo Concept'te de anladım. 2.222 adet basıldığı söylenen plaklardan bahsi geçen mağazada bol bol var. Hoş internet sitelerinden aynı plağı 150 TL'ye alan insanlarda var. Gözü kapalı alış veriş eden vatandaşlarımızı bu ekonomik krizde paralarını savurarak ekonomiye fayda sağlamalarından dolayı tebrik ederim. Tabii ki 2.222 adet plak basılıp hızla tükenince yeni bir parti de satışa sunulmuş olabilir. Bildiğim kadarı ile 500'lük veya 1.000'lik partiler şeklinde basım yapılıyor. Ama ben söylenilen adetten fazlasının basıldığını düşünmüyorum. Yalnız bu kadar modaya ve yükselen rüzgara rağmen 2.222 adet plak satılmadıysa memleketin hali vahim demektir müzik adına.

Bu noktada bana sorarsanız sen aldın mı diye. Hayır almadım. Filmi seyrettim ve bana hitap ettiğini söyleyemem aynı durum müzikler içinde geçerli. Eşimde de aynı durum söz konusu olunca plağı almaya gerek kalmadı. Zaten gördüğüm kadarı ile erkekler eşlerinin baskısı ile bu plakları almışlar.

Neyse devamı gelecek!

Haftanın Resmi Raven Black Night







Bu haftanın pikap resmi TW-Acustic firmasının yeni pikap modeli Raven Black Night. Alman üretici son yıllarda diğer Alman üreticilere göre oldukça ön plana çıktı. Yeni modelinde oldukça ilgi çekeceği kesin gibi.

Konuyla ilgili ayrıntıları forumlarımızda okuyabilirsiniz.

Plak Üretimi Videosu

Plak Nasıl üretilir videosu (Video İngilizcedir) Konuyla ilgili yazışmaları takip etmek için tıklayınız

Plak Üretim Aşamaları

Lathe'lerde hazırlanan master'ların çoğaltılma işlemi öncesinde geçirdiği işlemler. Fotograflar sırasıyla

Resim
-Lathe'de şekillenen lacquer gümüşle kaplanmadan önce temizleniyor.


Resim
-Lacquer gümüş ile kaplanıyor


Resim
-Master hazırlanması için son hazırlık aşaması


Resim
-Master hazırlanması için son hazırlık aşaması devam


Resim
-Yüksek hızlı bir makinada master kaplanıyor


Resim
-Master lacquer'den ayrılıyor


Resim
-Master hazır durumda...


Bu aşamadan sonra plak üretimi başlıyor...

Konuyla ilgili yazışmaları takip etmek için tıklayınız

resimler alıntı: Aadvark Mastering

Ekonomik kriz ve reklamlar



Ekonomideki krizin ilk önce pahalı hobileri vuracağını hepimiz biliyorduk ancak bu denli ağır bir çöküntü bekleniyor muydu emin değilim. Ancak değişen alışkanlıklar ve en önemlisi internet denilen teknolojinin alışkanlıklarımızı değiştirmek konusunda inanılmaz bir baskısı var. Basılı yayınların sonu durdurulamaz şekilde geliyor ne yazık ki. Ülkemizdeki adaptasyon süreci daha uzun olacak ancak bir süre sonra dünyadaki yansımalara paralel bir çizgiye geleceğimize eminim.

Bakınız bugün, hem gazeteler hemde televizyonlar açısından habercilik tamamen şekil değiştirmiş durumda. Haberleri saat başı veya bir gün sonra okumak yerine saniyesi saniyesine takip etmek insanların kolayca alıştığı bir internet yeniliği oldu. Buduruma adapte olmak konusunda sorunlar yaşayan gazetelerin hem ülkemizde hemde dünyada yaşadığı zorlukları biliyoruz. Dergilerde de benzer sorunlar mevcut. Ancak çok önemli bir nokta var ki, uzun süredir dünyada da ülkemizde de basılı yayınlar satışlardan değil, ticari reklamlardan elde elde ettikleri gelirler ile yaşıyorlar.

Uzun zamandır çeşitli firmalarla reklamlar konusunda fikir teatilerinde bulunuyoruz. Sonuçlar oldukça ilginç ve kısaca paylaşmak isterim.

-Prestij reklamları: Büyük markalar veya marka olmayı başarmış firmalar için eskiden beri reklamlar bir prestij göstergesiydi. Bahsi geçen reklamlar, insanların egolarına seslenen reklamlardır. Asla satın alamayacağınız bir ürüne yine de bakarsınız ve hayaller kurarsınız. Ama aynı yönden o ürünü satın alabilen insanlar için, o ürünleri satın alamayan insanların hayallerini kurdukları şeye sahip olabilme gücü ciddi bir ego tatmini ortaya çıkartır. Son bir kaç yıldır prestij reklamları ortadan kalkma yolunda. Bunun yerini çok ayrıntılı ve belli bir konsept halinde tasarlanmış web siteleri almaya başladı.

-Basılı reklamların etkisini ölçülememesi. Herhangi bir dergi veya gazetede yayınlanan bir reklamın etkisini ölçmek çok zordur. Belli katsayılar ve hesap yöntemleri mevcut olsa da, bunların tamamı muammadan başka bir şey değildir. Ülkemize geldiğimizde konu tam bir karmaşa halini alır. Çünkü hangi yayın kaç adet satmıştır kimse bilmez. Dağıtım sayısı ile satış miktarı arasındaki orantı genelde pek açıklanmaz. Resmi rakamlar ise tüm resmi rakamlar gibidir! Bu yüzden uzun yıllardır özellikle promsyonel reklamcılık televizyonlara kayma eğilimi göstermişti. Ancak ekonomik kriz ile reklam bütçeleri şu an için internete akıyor. Yaptığınız bir reklamın ölçümünü yapabilmek kolay olduğu gibi maliyetlerde oldukça düşük. İnternete akan reklamlar arttıkça basılı yayınların daha da zorlanacağı kesin.

Devrim

Bu konudaki tartışmaları forumumuzda okuyabilirsiniz.

Rega pikap kolları modifikasyonlar



Rega RB250-300 ve benzeri kollarda yapılabilecek modifikasyonlar ve diğer çalışmalar için aydınlatıcı bazı yazıları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Ayrıntılı bir yazıyı geçtiğimiz dönemlerde Stereo Mecmuası web sitesine eklemiştim. Ulaşmak için tıklayınız ayrıca bu konudaki tüm sorularınızı ve yaptığınız çalışmaları forumumuzdaki Rega kollar bölümünde bizlerle paylaşabilirsiniz

SME Series III modifikasyonu



SME Series III kol ile ilgili yaptığım yenileme çalışmasını Stereo Mecmuası forumları üzerinden meraklılar ile paylaştım. Bu yazıya ulaşmak için tıklayınız

Technics 1210 Pikap



Çeşitli dönemlerde yapmış oldğum bazı projelerimi Stereo Mecmuası forumlarına ekledim; Technics 1210 pikap kablolaması ile ilgili yazımı okumak ve görüşlerinizi yazmak için tıklayınız

2009 yılı ve yayıncılık


Takip edenler var ise, bir süredir yabancı forumlarda genel bir sessizlik var. Gerek çeşitli sitelerdeki sistemler bölümleri gerek forumların kullanıcılara açık bölümlerindeki aktiviteler yarıdan fazla düşmüş durumda. Çeşitli sitelerin yöneticileri ile konuştuğum kadarı ile trafiğin büyük ölçüde azaldığını ve bunun gayet doğal olduğunu söylüyorlar. Avrupa ve özellikle amerikadaki ekonomik durumlar aynı bizde olduğu gibi genel olarak huzursuzluk yaratıyor ve insanlar hobilerinden uzaklaşıyor. Bizim basınımızda anlatılanlardan daha fazlası yaşanıyor dış dünyada. Takip ettiğim bazı forumlarda ilginizi çeken bir mesaj aynı gün üçüncü veya dördüncü sayfaya düşerken bugünlerde bazen bir hafta aynı mesaj ik sayfada görüntülenebiliyor. Zaten son yayınlanan google trends bültenleri her şeyin değişeceğininin bir göstergesi. İnternet trafiğinin yapısı bile değişmiş durumda.

Bu durumun ülkemizde de yansımaları yavaş yavaş da olsa farkedilmeye başlanmış durumda. Bir kaç aydır takip ettiğim basılı dergilerin bir kısmı oldukça geç çıkıyor ve editöyrler önsözlerinde her an her şey olabilir mesajını veriyorlar ne yazık ki. Okuyuculara da hak vermek lazım, dönem ekonomi devri diyerek özel hobilere dair şeyleri satın almayı durdurmuş olmak şu dönemde gayet doğal. Bu durumun internete yansıması son zamanlarda çok sayıda iyi sitenin kapanması. Yıllık anlaşmaları biten bir çok site faaliyetlerini durdurmuş durumda. Sanırım genel moral bozukluğundan olsa gerek çok sayıda sitede son 3 aydır güncellenmiyor. Merakla takip ettiğim bazı sitelerdeki arkadaşlarla konuştuğumda faaliyetlerini askıya alma kararı verdiklerini öğreniyorum. Bazı kişiler bu durumu davaya ihanet gibi görseler de, o site sahiplerine hak vermek lazım. Bu dönemde herkesin benzer zorlukları yaşadığını unutmayalım. Bazı sitelerde de birleşmeler yaşanıyor. Benzer alanlarda yayın yapan çok sayıda gönüllü oluşum bir araya gelerek maliyetlerini küçültüyor. Bu durum özellikle bilişim sektöründe çok yaygın olarak karşımıza çıkmaya başladı.

Ülkemizdeki hifi forumları ve siteleri arasından bir birleşme şu an için zor gözüküyor. Zaten tüm uğraşılara rağmen uzun zamandır forumlara yeni katılımcılar sağlanması konusunda ne yazık ki tüm girişimler başarsızlıkla sonuçlanıyor. 2009 yılında bu konuda bir gelişme yaşanamayacağı gibi geri gitme olacaktır diye düşünüyorum.

Stereo Mecmuası forumları aslen Stereo Mecmuası oluşumunun içerisinde birincil öneme sahip bir platform değil. Stereo Mecmuası dergisinin interaktif alanı olarak düşünülmüş bir yapı olduğundan asıl önceliğimiz her zaman dergimiz. Ancak elimizdeki imkanlar el verdiğince forumumuza da gereken yatırımları yapıyoruz ki, son aylarda oldukça başarılı eklentiler ile forumlarımızı daha aktif hale getirmeye başardık. Bu sene içerisinde biraz daha fazla yatırım yapmayı planlıyoruz.

Sonuç olarak 2009 senesi Stereo Mecmuası açısından önemli bir yıl olacak. Tüm dünyayı etkileyen ekonomik sorunları daha az yaşamak için tüm 2008 senesi boyunca sitenin gelirini biriktirdik ve muhtemelen bir kaç afta içinde 2009 yatırımımız için gerekli parayı biriktirmiş olacağız. Bu sayede bir sene daha kesinlikle aynı kalitede yayınımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Ne diyelim Allah tüm sitelerin ve dergilerin yardımcısı olsun.

Konuyla ilgili tartışmalara katılmak isterseniz tıklayınız.

Gryphon Black Exorcist


Sizlere ilk tanıtacağım ürün Danimarka'lı ünlü firma Gryphon'un Black Exorcist isimli ürünü. Black Exorcist'in bir benzeri olan standart Exorcist, Stereo Mecmuası'nın geçmiş sayılarında incelenmişti. Bu incelemeyi web sitemizde de bulabilirsiniz. Black Exorcist, bahsi geçen ürün gibi manyetik etki konusunda fayda sağlayan bir ürün. Çok kısaca bahsetmek gerekirse, bu ürünün hedefi pikaplarımızın iğnesinde oluşan manyetik etkiyi yok etmek yani de-manyetize etmek. Bu işlemi çok kısa bir sürede gerçekleştiren ürün gelenekselleşmiş Gryphon tarzını yansıtıyor. Yapmanız gereken tek şey bir kaç kablo sökmek ve Black Exorcist'i çalıştırmak. Bildiğim kadarı ile bu güzel ürün artık üretilmiyor. Ama çeşitli açık arttırma sitelerinden satın alabilmeniz mümkün. Ürünü bende kullandığım için gayet etkili ve şaşırtıcı sonuçlar verebildiğini söylemek isterim.

Black Exorcist artık üretilmediği için şu an üretilen ve denemelerim sonucunda benzer etkileri gösterdiğini bildiğim bir ürün olan “Aesthetix MC Cartridge Demagnetizer” belki daha fazla ilgi çekebilir. Aesthetix daha çok başarılı pre ve pikap katları ile tanıdığımız bir firma. Ürettikleri iğne de-manyetize edici çok küçük bir metal kutu olduğundan internet sitelerinde satış fiyatını gördüğünüzde oldukça şaşırabilirsiniz.

Bu yazının devamını okumak için www.stereomecmuasi.com

High Fidelity (Yüksek Sadakat)



Bu ay ki filmimiz oldukça keyifli müzik ile dolu, insan ilişkilerine farklı bir bakış atan filmin her sahnesinde plaklar ile göz göze geldiğiniz çok güzel bir film.

Film, İngiliz roman yazarı Nick Hornby'nin aynı adlı çok satan kitabından senaryolaştırılarak filmi çekilmiş. İngiliz yazarın 2. resmi kitabı olan High Fidelity, diğer romanlarında olduğu gibi spor, müzik ve kolleksiyoner karakterlerin takıntılı ve neredeyse ruh hastası -hemen bir ara not girelim bu karakterlerin kendileri dışında kimseye zararları olmadığını belirtelim- karakterlerinin el alındığı ve onların yaşamlarına bakış atılan bir roman. Yazar, özellikle amacı ve hedefi olmayan hayatları ve bu takıntılı kişilikleri romanlarına birincil karakterler yapmak konusuna oldukça başarılı. Yazarın diğer eserlerinden Fever Pitch ve About a Boy filmleştirilen romanlarındandır. Sel yayınları tarafından Nick Hornby'nin çok satan kitaplarının neredeyse bir çoğu Türkçeleştirilerek kitapseverlerin beğenilerine sunulmuştur. Bu Ay Neler Seyrettik bölümümüze konu olan filmin kitabın çevirisi ise Ölümüne Sadakat olarak yapılarak ülkemizde yayınlanmıştır.

Filmin senaryosu D.V. DeVincentis, Steve Pink, John Cusack ve Scott Rosenberg tarafından yazılmış. Büyük ölçüde kitabın senaryosuna uyulmaya çalışılsa da kitap ile film arasında çok önemli bir farklılık var. Kitap İngiltere'nin başkenti Londra'da geçerken, film Chicago'da geçiyor. Filmin çekim hazırlıkları Chicago'da başlıyor. Hem lojistik hemde film bütçesi anlamında bu durum çok avantajlı bir hale geliyor. Londra film çekmek için fazla kalabalık ve çok pahalı bir kent bildiğiniz gibi. Senaryo ekibi, kitabın yazarı Nick Hornby'e bu konuyu danıştığında, yazardan onay geliyor. Kitabın konusu mekandan bağımsız, insanların iç dünyasına bakış atan bir yapıya sahip olduğundan filmin geçtiği kentin gerçekten de çok önemi yok. Bu coğrafyalardan çok uzakta İzmir'de veya İstanbul'da bile çekilse olur diyorsunuz filmi seyrettiğinizde. Zaten plaklarla haşır neşir olan herkes filmde kendisinden bir şeyler bulacaktır.

Filmin devamı ile ilgili yazım için burayı tıklayabilirsiniz.

Hifi & Home Cinema Choice dergisi



Evet dergi elime geçti sonunda. Şu an bayilerde olduğunu sanmıyorum. Derginin ilk sayısı 3.5 TL olarak belirlenmiş. Yaklaşık 100 sayfa. Baskı kalitesi gayet iyi. Beklediğimiz gibi %30 hifi %70 ev sineması gibi bir içerik ile yayınlanmış. İncelemeler geçmiş Hifi Choice sayılarındaki incelemeler olduğundan muhtemelen dergiyi takip edenler daha önce okumuşlardır. Derginin son sayfaları Hifi Choice'da olduğu gibi alışveriş rehberine ayrılmış Bu liste şimdilik Türkiye açısından pek bir değere sahip değil. Hifi Choice'da kendisine yer bulamamış ama ülkemizde oldukça popüler olan markalar bu rehberde tabii ki yer almıyor.

Dergide müzik hakkında fazla bir bölüm yok. Sinemaya ise bir miktar yer ayrılmış. Bir James Bond bölümü ve bir miktar film incelemeleri bulunuyor.

Çeşitli firmalar reklam konusunda dergiye ciddi bir destek vermişler. Bu dönemde bu destek oldukça sevindirici. Umarım bahsi geçen firmalar bu desteklerni ileri de her platforma yayarlar. Tanıdık bir isim olarak Extreme Audio'dan Ömer Bey'e bir köşe açılmış. İlk yazısında Ömer Bey, Ev sineması ile müzik dinlenir mi konusu işlerken hızını alamayıp araba dünyasına bol bol yer vermiş. Herhalde kendisi araba konusuna oldukça meraklı ;)

Gelecek sayıdan itibaren dergide okuyucuların ilan verebileceği bir ikinci el bölümüde açılacağını ekleyelim...

Emeği geçenleri tebrik ederim. Ama bir şey var ki, sadece hifi konusunda basılı dergi hayalerimiz yine başka bir bahara kaldı ne yazık ki..

Issız Adam Filmi



Bir süredir güncemi ihmal ettim, iş seyahatleri hem Stereo Mecmuası forumlarına hemde yazılarıma bir süre ara vermeme sebep oldu. Şimdi eksiği tamamlayalım.

İlk önce Issız Adam filmi yüzünden arkadaşlarımdan gelen sorular yüzünden çok bunaldığımı söylemeliyim. Pikaplara olan ilgimi bilen herkes fim seyrettikten sonra ne pikap alayım diye telefon etti. Madem senelerdir içinizde pikaba özlem vardı daha önce niye almadınız diye sorma gereği duyuyor insan. Hemen herkese cevap vermeye çalışmaktansa forumların adresini verdim; hem reklam olsun hemde gerçekten meraklı olanlar düzeyli Türkçe bilgiler sayesinde konunun inceliklerini öğrenebilsinler.

Forumlardaki mesajları okuyan insanların pikap ve plak sevgisinin ne olduğunu bir nebze anlamışlardır diye düşünüyorum. Ne olduğu belli olmayan, sinema tarihi açısından hiçbir öneme sahip olmayan, son derece sığ ve her yönüyle para kazanma derdi olan bir filmin bu şekilde yansımalarının olması gerçekten ilgi çekici.

Bir sürü gazete, dergi ve internet platformunda Issız Adam filmi için yorumlar okudum. Sonunda dönüp dolaşıp acaba sorun bende mi diyerek uzun uzun düşündüm. Sonuç olarak herkes filmin yorumunu yapmış, bende bir yorum yazmalıyım diyerek bu satırları kaleme alıyorum.

Issız Adam, çok bilindik bir konusu olan, ticari olarak başarısı garantilenmiş bir formülasyon üzerine kurulmuş, özellikle bayanların ruhlarını okşayan ve dolayısıyla eşlerini veya erkek arkadaşlarını sinemaya sürüklemelerine sebep olarak gişe hasılatını iki katına çıkartmak adına planlanmış bir hikaye anlatan, sinema tekniği açısından yenilik getirmeyen, üç güzel şarkı, iki ilginç görüntü matriks yapısına sahip bir sinema filmi.

Film aslında bir şehir hikayesi. Bir iki detay ile filme ilginçlik katılmaya çalışılmış. Birincisi yaşanmışlığa verilen önem, şehirde yaşayıp farklı dünyalarda yaşayanların göze sokulurcasına anlatılan hikayesi ile birleştirilip ortaya bir hikaye çıkmış. Filmin bir diğer önemli özelliği genel anlamda iki kişi arasındaki ilişki ile ilerlemesi. Tarihte bu şekilde kurgulanmış çok önemli sinema şaheserleri bulunmaktadır. Bu filmde iki kişi arasındaki hikaye sözüm ona nostalji kokan şarkılar, materyal vesaire ile tatlandırılmış. Normal koşullarda oyunculuğun üst düzey olduğu filmlerde tatlandırma yapmaya bile gerek kalmaz. Filmdeki genç oyuncular bu noktada pek başırılı değiller. Bu konuda oyunculardan ziyade yönetmeni suçlamak gerekir. Eğer bir yönetmen vizöründe bir sahnenin yapaylığını farkedilme yeteneğine haiz değilse, oyuncuların yapabileceği pek bir şey yoktur. Film boyunca, kamera açıları, oyunculuğun yapaylığı ve boyutsuzluk yüzünden oldukça rahatsız oldum. Ne yazık ki, yönetmenin yanında görüntü yönetmeni de benden geçer not alamadılar.

Filmin sonrasında beni şakınlığa sürükleyen sebepler aslında çok daha farklı,

Bakınız, dünyanın her yerinde eski plakçılar eski kitapçılar bulunur. Bunların kendilerine özgü müşterileri vardır. Birinci grup müşteri, daha ucuza daha fazlasını isteyen veya bütçesi kısıtlı insanlar topluluğudur. Bir kitabı yüzde kırk daha ucuza okuyabilecek iken neden daha fazla para vereyim diyerek eski veya daha doru tabiri ile ikinci el eşya satan mağazalara yönelirler.

İkinci grup müşteri, basımı veya baskısı bitmiş ürünleri bulabilmek için "gereklilik" sebebi ile bu mağazalara giderek alışveriş eder.

Üçüncü grup müşteri ise koleksiyonerlerdir. Bunlar özel basım veya baskıları araştırarak gerek kendi şahsi koleksiyonlarına eklemek gerekse de maddi çıkar sağlamak üzere ikinci el mağazalarını dolaşır. Bir nevi hafiyelik yapmak gibi...

Dördüncü grup müşteri ise, kendine özgü takıntı, obsesyon ve benzeri dürtülerle bu mağazalardan alışveriş eder. Bir yazı, bir imge veya bir not onlar için aranandır. Bu yazdığım kötü olarak algılanmasın. İnsana özgü bir durumdur son yazdığım ve hayatın içindendir. Eşinden asla hoş bir söz duymamış bir kadın, başka birisinin sevgilisine hediye ettiği bir kitaptaki notta yazanlardan nasıl etkilenmez. Yaşayamadıklarını, başlarının yaşanmışlıklarında arar. O not, belki onu bambaşka hayal alemlerine götürür bunu bilemeyiz. Ama bu yaşımda gördüğüm bir şey var ki, her yaştan ve her kültür grubundan bayanlar ve baylar değer verdiğiniz insanlara sevginizi gösterin.

Bu maddeler çoğaltılabilir ama dünyada da genel olarak durum budur. Peki bir film bunlar sayesinde nasıl popüler olur.

Bakınız, Beyoğlu bölgesi her yaştan insanların uzun yıllardır çok rağbet ettiği bir bölgedir. Sanat, mimari ve aslında kültürel hayatımıza yön veren önemli bir bölgedir. Ne yazık ki insanımız, özellikle İstiklal Caddesi'nde bir aşağı bir yukarı yürümek, cafelerde bir şeyler yiyip içmek ve ünlü mağazalardan alışveriş etmek dışında İstiklal Caddesi'ni anımaz. Ara sokaklardaki onlarca kitap-evi, müzik mağazası toz içerisindeki rafları yüzünden hakir görülür ama iş eğlence mekanlarına geldi mi hepsi ezbere bilinir.

Efendim, bu mağazalar eski kitapçılar ve eski plakçılar senelerdir burada kapıları meraklılara sonuna kadar açık şekilde beklemektedir. Ama insanımız sanata ve kültüre gösterdiği eşsiz ilgi ile o güzelim mağazaların birer birer butik, bar vesaire kişiliksiz ve semtin kültürel yapısının kalbine bir hançer gibi saplanan mağazalara dönüşmesine sebep olmuştur. Plaklar, kitaplar ve benzeri bir çok meta peşinde koşan insanlar, toplumun genelinde "acayip" olarak görülmüştür. Halbuki, bugün geniş kalabalıklar kendi içerisinde tutarlı sebepleri olan bu insanlara benzemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. 3. sınıf şarkıcıların plakları yüksek tutarlarla satılırken, yanıbaşında duran gerçek sanat eserleri tozlanmaya devam etmektedir. Ne yazık ki, o sanat eserlerinin kıymetini bilen gerçek meraklılara yapılan en büyük kötülük bu "moda" uğruna başlayan akının fiyatları yükseltmesidir. Bu satırları okuyanlara diyeceğim şudur ki, bir süre sonra bu "moda" bittiğinde yine her şey eskisi gibi olacaktır, merak etmeyin.

Issız Adam filminin en büyük başarısı bir "akım" veya "moda" başlatmasıdır. Hobilerine küsmüş, sanatla ilgilenmeyen bizimkisi bir toplumda kalpleri yaralayacak bir aşk hikayesi eşliğinde sunulacak herhangi bir konu en az bu film kadar ilgi görecektir diye düşünüyorum.