Bir Restorasyon Projesi; Quad ESL57


Güzel bir restorasyon projesi. Yaşına rağmen adım adım ilk günkü gözalıcı günlerine dönen Quad ESL57'ler. Fotoğrafları ben çektim. Hoparlörler Sn. Hakan Burkut'un. Çalışmalar biter bitmez dinlemek için yollara düşeceğim tabii ki!

Cooler Master Notepal Notebook Cooler Modifikasyonu


Modern dizüstü bilgisayarları, sıcak havalarda kullanırken çok ısınıyorlar. Bu ısınmanın en önemli sakıncalarından bir tanesi dizüstü bilgisayarların donanımsal olarak zarar görebilmeleri. Özellikle bazı markalarda bu ısınma anakart üzerinde sorunlar yaratıyor ve dizüstü bilgisayarınız bozulabiliyor. Bu yüzden notebook soğutucular özellikle kuvvetli konfigürasyona sahip bilgisayar kullanıcıları için elzem. Ancak bu soğutucuların bir kısmı oldukça gürültülü çalışıyor ve insanın konsantrasyonunu bozabiliyor. Bir kısım soğutucular ise ilk zamanlar son derece sessiz iken sonrasında başlarına bir haller gelip gürültülü çalışmaya başlıyorlar.

Ben daha önce "Cooler Master" firmasının bir çok ürününü kullanmıştım. Ürünlerden genelde memnun olduğumdan bilgisayar soğutucu çözümünü yine aynı firmadan seçtim. Satın aldığım model "Notepal Notebook Cooler" idi. İlk sene gayet gürültüsüz çalışırken, zaman içerisinde plastik ve alüminyumdan oluşan kasasında deformasyon oluştu ve fanlar ciddi şekilde gürültü yaratmaya başladı. Yeni bir dizüstü  bilgisayar soğutucusu almak yerine elimde varolanı adam etmeye karar verdim!

Bu modifikasyona ilk önce ürün üzerindeki biraz uyduruk kauçuk ayakları söküp yerine titreşim önleme özelliği bulunan kendinden yapışkanlı malzemeyi yerine yapıştırarak modifikasyona başlayalım. Zaten ürünün üzerindeki kauçuk ayaklar zaman içerisinde kendiliğinden düşüyor. Kullandığım ayakları herhangi bir yapı marketten satın alabilirsiniz.

İkinci olarak soğutucunun altındaki koruma kısımlarını kesmeye başladım. Bunun sebebi şasinin yamulmasıyla fanların bu koruma bölümlerine çarpması. Bu korumaların konulmasındaki sebep elinizin fana değerek zarar görmemesi ama fanlar çok devirli olmadığından sorun yaşamak mümkün değil. Bu kısımları basit bir yan keski ile kesip çıkartmak gayet kolay. Aşağıdaki gibi 4 parça söktüm;

Bu kesme işlemlerinin akabinde fanların alt şasiye değdiği yerlere küçük birer keçe parça ekledim. Bu sayede titreşimlerle şasi alt şasi arasına bir tampon koyarak, titreşimlerin tüm gövdeye yayılmasını önlemek mümkün. Keçelerin konulduğu yer aşağıdaki fotoğrafta rahatlıkla görülebilir.

Plastik alt şasi ile fanın etkileşimini bir ölçüde kestik. Şimdi sıra alüminyum şasi ile fanın etkileşimini minimize etmye çalışmak. Bu arada bu işlemleri yaparken yıldız tornavida kullanarak bir kaç vidayı sökmeniz ve arkasından biraz zorlama ile şasiyi parçalarına ayırmak lazım. Aşağıdaki fotoğrafta keçeleri yerleştirdiğim yerleri göstermeye çalıştım.

Yaklaşık 10 dakika süren tüm bu işlemler sonucunda "Cooler Master" "Notepal Notebook Cooler" eskiye göre daha sessiz hale geliyor. Muhtemelen üretici firma şu yaptığım işlemlerin çok daha iyisini düşünüp yapabilirdi ancak olayın içerisine maliyetler konusu girip rekabetçi fiyatlı bir ürün çıkartabilmek için "Cooler Master" bu ürünü pazara sunmuş.

Bu ürünü satın almışsanız ve benim gibi sorunlar yaşıyorsanız, bu küçük rehbere göre sizde küçük bir modifikasyon yapabilirsiniz. Soğutucu üzerindeki fanlar sessiz ve kaliteli olduğundan ürünü sesinden dolayı çöpe atmak yerine bu modifikasyon ile uzun bir süre daha kullanmaya devam edebilirsiniz.

Evin İçerisinde Bir Mahalle


Geniş bir eviniz, haracayacak binlerce dolarınız ve en önemlisi kafanızda güzel bir fikir varsa kendinize harika ev sineması sistemleri kurabilirsiniz. Buradaki örnekte evinin biraz büyük olduğunu kolaylıkla tahmin edebileceğiniz garajına eski İtalya temalı bir dünya kuran Amerikalı bir dostumuz var. Garajın içerisini bir mahalle haline getirmiş. Mahallede küçük bir bar, yukarıda gördüğünüz sinema salonu, ufak tefek şeyler atıştırılabilecek bir mini restoran dahil her şey var. Hatta tavanları LED ışıklandırma ile yıldızlarla kaplayan dostumuz hiç bitmeyen bir gece yaratmış. Harika değil mi?



Total War Shogun 2 Kurulum Problemi


Total War Shogun 2 sonunda yayınlandı. Haberi burada yazmıştım ancak oyun dünyası zaten uzun zamandır oyunu bekliyordu.Dün akşam Empire ve Napoleon edisyonları haricinde olduğu gibi yeni Total War oyununu satın aldım. Çok oyun oynayan bir insan olmadığımdan ve dolayısıyla son bir kaç yıldır çok az oyun satın almadığımdan dolayı almadığımdan Steam ile ilk kez tanıştım ve tabii ki cinnet geçirdim.
Shogun 2, DVD'den kurulmak yerine Steam'den indirilmeye çalışılıyordu. Ben akşam bayağı uğraştım, belki konuya yabancı olanlara yardımı olur diyerek buraya da ekleyeyim dedim. Boğumu takip eden arkadaşlarımdan bir çoğu Total War serisi ile yakından alakalı. Steam sorunu ile alakalı iki çözüm mevcut. Total War resmi forumlarında şöyle bir öneri var;


-------------------------------------------------------------------

* Steam oyun listesini açın

* Shogun 2'nin üzerinize imlecinizi getirin ve sağ tuşa basın. Burada 'Delete local content' seçeneğine tıklayın. Oyunun Steam üzerindeki kurulumu silinecektir.

* 1 numaralı DVD'yi bilgisayarınıza takın ve Steam'i kapatın (Kapatmak için File => Exit).

* Windows start menüsünde "Start" tuşuna basın ve Run seçeneğini tıklayın.

* Gelen ekranda şu komutu girin;

c:\program files (x86)\steam\steam.exe -install E:

E: DVD sürücünüz, eğer Steam farklı bir yere kuruluysa gerekli düzenlemeleri yapın. OK dedikten sonra muhtemelen DVD üzerinden kurulum başlayacak ve akabinde 500MB'lık bir güncelleme dosyası indirilerek oyun oynanabilir hale gelecektir.

-------------------------------------------------------------------

Ancak bu işlem bazen başarıya ulaşamıyor. Bu durumda bir kaç kez kurulumu kapatıp açmanız gerekiyor. Bu durumda yine Steam oyun listesini açarak Shogun 2'nin üzerine imlecinizi getirerek sağ tuşa basmanız gerekiyor. Burada 'Delete local content' seçeneğine tıklayın. Oyunun Steam üzerindeki kurulumu silinecektir.
Bir kaç denemenin arkasından DVD'den kurulum başlayacaktır. Sonrasında yine Steam 500MB'lık bir güncelleme indirerek bir süre sizi bekletiyor. Ancak tüm bu işlemlerin ardından Shogun 2'yi oynamaya başlayabiliyoruz. Umarım faydası dokunur,

18. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından


İyisiyle kötüsüyle bir İzmir Avrupa Caz Festivalini daha geride bıraktık. Bu seneki festival kapsamındaki konserlerin neredeyse yarısına katıldım. Bu konserlerden 3 tanesi ile ilgili yorumlarımı sizlerle paylaştım. Urszula Dudziak Super Band konseri, Louis Sclavis konseri ve Bik Bent Braam konseri yorumlarıma linklerden ulaşabilirsiniz. IKSEV tarafından düzenlenen bu seneki festival bana göre son yıllardaki en iyi festival oldu. Bunun en önemli sebebi -tabii benim açımdan- programın son derece zengin olmasıydı. Bence her zevke uygun, caz seyircisinin bir şekilde ilgisini çekebilecek en az bir konser vardı programda. Bu senenin artılarından bir tanesi genel olarak salon akustiğinin iyi kullanılması idi. Benim gördüğüm tek terslik Dudziak Super Band konserinde bas amplilerindeki titreşim ve distorsiyon idi. Bir de gönül isterdi ki, Bik Bent Braam konserinin büyük salonda yapılmış olsun. Böylesine kalabalık bir topluluk AASSM'nin büyük salonuna yakışırdı. Ancak salon belki de dolmazdı. İnşallah ilerleyen yıllarda festivale ilgi artar ve tüm konserler büyük salonda gerçekleşir.

Bu seneki bilet fiyatları gayet makuldü. Çoğu konseri 25TL'ye seyrettim. Tabii 10TL olsa daha iyi olurdu ama diğer kentlerdeki konser fiyatlarını göz önüne alırsak bence 25TL normal bir tutardı. Konser sayısı ve bizim ailemizde olduğu gibi konsere katılacak kişi sayısı artınca dip toplam tabii ki sarsıcı oluyor ama yapacak bir şey yok. Kendi adıma Louis Sclavis gibi çok önemli bir ismi 25TL'ye seyretme şansı bulunca bilet fiyatlarına söylenebilecek bir şey kalmıyor. Belki ilerleyen yıllarda AASSM gişelerine de kredi kartına taksit seçeneği eklenir ve en azından bir çok insanın konserlere gidebilme şansı artar. Bu konuyu araştırmadım yani belki de vardı. Bu konuyu soruşturup gerekirse düzeltme yaparım.

IKSEV'e yapacağım en önemli eleştirim festivalin tanıtımının yeterince etkin şekilde yapılamaması oldu. Bu konuda web siteleri, haber grupları ve özellikle internet basını çok daha etkin şekilde kullanılmalı. Seneye bu konuda daha etkin bir çalışma yapılır, festival programı en az bu sene kadar iyi olur ve bir şekilde bilet fiyatları bu seviyelerde kalırsa 19. İzmir Avrupa Caz Festivalini tadından yenmez. Ama herşeye rağmen bu seneki festivalin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.

Gelelim seyirciye. Bu sene konserlerde bence genel olarak daha bir kalabalık vardı sanki. En dolmaz denilebilecek konserlere son anda zar zor bilet aldım ve genel olarak salonlar doluydu. Seyirci, müzisyenlerin performansı ile doğru orantılı olarak zaman zaman çoştu, seyirci coşunca dinleyicilerde coştu. Bende dahil bu seneki dinleyici ile müzik bir şekilde iyi bir buluşma sağladı bana göre. Hal böyle olunca 19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin yol haritası da ortaya çıkıyor bence. Ancaaak.... İzmir gibi büyük bir şehirde bence bir çok konser AASSM'nin büyük salonlarında yapılacak kadar ilgi görebilmeli. Daha doğrusu müzik severler ilgi göstermeli. İyi tanıtım ile ilgi bir miktar daha artacaktır.

Haydi olaya bir diğer yönden bakalım. Herkesin işi hayatı son derece yoğun. Belki bir çoğumuzun parasal sıkıntıları var. Belki bazılarımızın ulaşım sorunu, bir kısmımızın küçük yaşta çocukları var ve onları yalnız bırakamıyoruz. Ancak ne olursa olsun, çok konsere gitme şansımız olmayan bir şehirde böyle fiyatlarla, böyle isimler varken bu festival daha fazla ilgi görmeliydi. İnşallah gelecek sene...

Bu senenin en eksi notunu Stereo Mecmuası'nın okuyucu kitlesinin önemli bir bölümünü oluşturan odyofil camiasına vermem gerekli. Evlerimizdeki müzik sistemlerinin nasıl çaldığını en iyi şekilde anlayacağımız yer konser salonlarıdır. Ancak bu sene odyofil camiamız konserlere bence yeterince ilgi göstermedi ve çok şey kaçırdılar. Gelecek sene umarım daha fazla ilgi gösterme şansını yaratırız.

Bu sene bende bir farklılık yaparak konserlere kendi bloğumda özellikle yer vermek istedim. Belki gelecek sene konserlerin daha fazla ilgi görmesine karınca kararınca bir katkım olur. Böyle bir durum olursa belki IKSEV bir kaç konser için Stereo Mecmuası'na sponsor olur!

Şaka bir yana, bu seneki konser yorumlarımı bitirmek istiyorum. 19. İzmir Avrupa Caz Festivalinde görüşmek dileğiyle!

Plak Koleksiyonculuğu, Pikaplar Mevzuu.

Carl Collins

Vakit buldukça “Plak Koleksiyonculuğu” konusunda yazıp çiziyorum. Sanırım ilerleyen dönemlerde kafamdaki tüm yazıları yazmış olunca güzel bir yazı dizisi ortaya çıkacak. Bu yazımda sizlere plak koleksiyoncularının sıklıkla kullandıkları pikaplar ve bu pikapların seçilmesinin sebeplerinden bahsetmeye çalışacağım.

Odyofillerin geniş plak koleksiyonu olan meraklıların fotoğraflarına (veya videolarına) baktıklarında genelde şok yaşadığını biliyorum. Biliyorum çünkü o şoku bende zamanında yaşamıştım. Daha sonra şok yerini meraka bıraktı ve yavaş yavaş konuyu derinlemesine incelemeye başladım. İlk şok muhtemelen kullanılan pikapları görünce yaşanıyor. Bugün ben dahil bir çoğumuz gayet hatırı sayılır tutarlar ödeyerek pikaplar satın almış olsak da plak sahibi olmanın pikap sahibi olmaktan daha pahalı olduğunu biliyoruz. Bugün birkaç bin veya daha fazlasını ödeyerek çok iyi bir pikap sahibi olabilirsiniz. Ancak birkaç yüz plağa sahip olmak için bu tutarların daha fazlasını ödemek gerekli. Hele söz konusu olan nadir ilk baskılar olunca tek bir plak için bile ödenen tutar astronomik olabiliyor.


Plak koleksiyoncularının bir çoğunda böylesine nadir plaklardan çok sayıda bulunurken bizim DJ pikabı diyerek küçümsediğimiz pikapları kullanıyorlar. Plaklara verdikleri paraların çok az bir bölümüyle bizim dergi sayfalarında ağzımız sulanarak baktığımız referans statüsündeki pikaplara sahip olabilirler. Ancak durum hiç öyle değil bunun sebepleri nedir?

Koleksiyoncu efsanelerinden bir tanesi; Rek-O-Kut CVS-14
Biliyorsunuz ben Technics 12xx (1) serisi DJ pikaplarını çok severim ve her zaman olumlu şeyler yazarım. Bunun en önemli sebebi, verdiğiniz paranın karşılığında aldığınız ses kalitesinin yanında bozulması neredeyse imkansız gibi gözüken ve devri son derece kararlı bir motor sahibi olursunuz. Bunun yanında bu pikaplarda kullanılan kollar son derece başarılıdır. Bugün hi-fi dünyasında çok popüler olan kollara göre hem geometri hemde sürtünme (2) gibi değerler açısından belli bir üstünlükleri olduklarını kabul etmek gerekir. Aslında bu kolların satıldığı fiyatların çok daha yukarısına satılması gerekir ancak çok sayıda üretmiş olmanın avantajı ile fiyatlar gayet makul seviyededir. Hele aldığınız ürünün kalitesine bakınca çok çok ucuz demek lazım. Bu pikapların bir diğer avantajı devirlerinin belirli bir aralıkta çok rahat şekilde ayarlanabilmesidir. Üzerine özel bir stroboskop koyarak istediğiniz devri ayarlamak gayet kolaydır. Bunun en önemli avantajı farklı devirlerde kaydedilmiş plakları olması gerektiği şekilde dinleyebilme olanağı sağlanmasıdır. 1955 yani RIAA standartları (3) öncesinde kaydedilen plakların sadece ses seviyesi değil devir konusunda da farklılıkları vardı. Bu durumda geniş bir arşivde bulunma potansiyeli yüksek bu tarz plakları dinleyebilmek için bildiğimiz standart devirlerden daha farklı çözümlere ihtiyaç vardır.




Farklı formattaki Shellac plaklar. Kendi plak rafımdan..
Sadece Technics'ler değil, özellikle Amerikalı plak koleksiyoncularının en sevdiği bir diğer marka Stanton'dır. Stanton bir çok insan için lafı dolandırmadan söyleyelim bir Technics çakması olarak DJ pikabı olarak görülür. Ancak bir çok modelinde 78 devir desteklenir. DJ'lerin 78 devirle pek işlerinin olmadığını düşünürsek bunun sebebi nedir? Tabii ki plak koleksiyoncuları. Bir çok Stanton pikap üzerinde 33, 45 ve 78 devir desteği vardır ve bu devirler belirli oranlarda değiştirilebilir. Örneğin bazı modellerde devir seçilen devrin standart devrin artı ve eksi %50'sine kadar oynanabilir. Bu durumda 16 devirden bazı plak firmalarının desteklediği 62 ila 94 devir aralığındaki seçeneklerde dinlenebilir hale gelir.Hal böyle olunca ortaya garip bir tablo çıkıyor. Genel olarak 33, 45 ve 78 devirlerden bahsederken geniş bir plak arşivinde (özellikle 1955 öncesi plakların bulunduğu) ihtiyaç duyulan devir desteği bir anda 16 (hatta 14) devirden 100 (hatta özel bazı örneklerde 140) devire kadar genişliyor. Tabii ki iş bununla sınırlı değil bir de bazı nadir plakların daha doğrusu plak baskıya hazırlanırken kullanılan master'ların ve plak kaydedicilerde kaydedilen plakların (veya master'ların) okunması mevzuu var. Bunun içinde devri tamamen geri döndürmek gerekli. Yani platoyu tam ters yöne yukarıda bahsettiğim hızlarda döndürmek gerekiyor.

Miles Davis - Kind Of Blue. Kendi plak rafımdan.

Bugün bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik pikaplar üreten ismini cismini hi-fi dünyasında pek duyamayacağınız ancak plak koleksiyoncularının yakından tanıdığı markalar var. Hatta bazıları satış paylarını arttırabilmek için odyofil pazara yönelik ürünlerde üretiyor. Ancak bu ürünlerde bile tersine devirden, yukarıda bahsettiğim egzotik hızlara kadar koleksiyoncuların ihtiyaçları unutulmuyor. Hemen bir parantez açayım; bu alanda üretim yapan en bilindik odyofil marka Simon Yorke. Özel plakların okunması için özel bir kol bile geliştiren Yorke ile görüşen ve onunla aynı ülkede yaşayan çok sevdiğim bir arkadaşım üzerinde bıraktığı izlenim, eğer imkanı olsa odyofillere pikap satmayacağı şeklinde. Bunun haricinde bilindik bazı markalarda 78'lik devirde bile çok ayrıntılı devir ayarı yapılmasının sebebi bu pikapları üretenlerinde ciddi şekilde plak meraklısı olmaları. (4)

Tabii bir de bir çok plağın kazaran farklı devirlerde basıldığı gerçeği var. En bilinen örnek Miles Davis'in Kind Of Blue albümüdür. Kind of Blue ilk yayınladığında ikinci yüzde bulunan "All Blues" ve "Flamenco Sketches" şarkılarında devir kayması yaşanmıştır. Yayınlandığı 1959 yılından 1992 yılına kadar plak üzerindeki tartışmalar bitmemiş ve en sonunda 1992'deki re-master'dan sonra olması gereken devirde yayınlanmıştır. Kind Of Blue çok bilindik bir plak ancak bunun gibi yüzlerce hatalı baskı var. Bunları koleksiyonculara yönelik yayın yapan rehberler ve forumlarda takip edebilirsiniz. Bir çok plak koleksiyoncusunun plaklarındaki etiketlerde optimal devrin yazmasının sebebi budur.

Devir konusunda sanırım verdiğim bilgiler şimdilik yeterli gelir umarım. Şimdi yeniden pikaplara geri dönelim. Yazının ilk başlarında kolların teknik değerlerinin çok başarılı olduğundan bahsetmiştim. Bunun yanında çıkartılabilir headshell (5) konusu çok mühim. Çünkü nasıl 78'lik Shellac plakları özel mono iğneler kullanarak dinliyorsak bir çok koleksiyoncu farklı plakları farklı iğnelerle dinler. Bunun sebeplerinden bir kısmı ses kalitesi gibi şehir efsaneleri iken, bir kısmı ise izleme açısı, iğnenin şekli ve yapısı gibi teknik sebeplerdir. Bu pikap kafalarını ve tercih edilme sebeplerini yazmayacağım. Bunun tek sebebi ülkemizde rahatlıkla bulunduğunu fark ettiğim bu kafaların fiyatlarının artmasını önlemektir. Bu kafaları satın aldıktan sonra yazarım. Bunu bencilce bir davranış olarak nitelendirebilirsiniz. Ancak Denon DL-103'ten ülkemizde kimse bahsetmez iken nasıl satın aldığımı, bu kafadan bahsettikçe ülkemizde nasıl popüler olduğunu biliyorum. Bu süreç illa ki yaşanacaktı zaten bilen biliyordu belki ama süreci hızlandıran kişinin ben olduğumu söylememde sakınca yok. Bu konuyla ilgili hikayeyi bir ara yazarım.

Çaykovski'nin 6. Nolu Senfonisi 78 devir olarak ancak büyük bir kutunun içerisine sığabiliyor. Kendi plak rafımdan

Neyse... Bir çok koleksiyoncu pikap kafalarında küçük etiketlerle işaretleyerek bir sistem geliştirmiştir. Plakların üzerinde de bu işaretler bulunur. Bu plakları dinlerken o pikap için uygun kafa seçilir. Ancak kafa değiştirme işi son derece meşakkatlidir. Bu yüzden çıkarılabilir headshell kullanan kollar koleksiyoncular için vazgeçilmezdir. Kullanacakları kafayı takmak için bir vidayı sökmek yeterlidir. Ayrıca basit ve sabit yapılı “L” şekilli protractor'lar (6) ile açıları ayarlamak çocuk oyuncağıdır.

Bu arada bugün neden hala 12” kolların üretildiği veya eski örneklerinin hala yüksek tutarlara satılmasının tek sebebinin odyofiller olmadığını da söyleyelim. Plak koleksiyonu yapan dostlarımızın denk gelecekleri boyutlar çok dikkat çekicidir. Bizler genelde 305 mm (12 inç yani 33 1/3 devir) ve 175mm (7 inç 45 devir) ve nadiren 250mm (10 inç) plaklarla denk geliriz. Ancak çok farklı çaplarda söz konusudur, 51mm (2 inç) 210mm ( 8 ½ inç) 350 mm (14 inç) ve 500mm (20 inç) gibi.. Örneğin 350mm, 500mm ve hatta daha büyük çapa sahip olan plakları klasik 9” kollarla dinleyebilmek mümkün olmadığında eski 10”, 12” hatta tanjansiyel yapılı kollara hala talep vardır.

Bir sonraki yazımda pre-ampliler ve pikap katları gibi yardımcı ekipmanlardan bahsedeceğim. Bu arada ufak bir rica, bu yazı dizisinden bazı alıntıların basılı yayınlarda kullanıldığını görüyorum. Cümleleri değiştirmekle yazıları kendiniz yazmış gibi olmazsınız. En azından verilen emeğin hakkı olarak şu şiteden şu yazardan alıntılar kullandım diye bir not düşünüz. Bir iki satır yazmak pek zor olmaz herhalde...


(1) Bu güzelim pikapları ne yazık ki üretimden kaldırdılar.
(2) Friksiyon veya friction
(3) Bu konuyu ilerleyen yazılarımda çok çok ayrıntılı şekilde ele alacağım
(4) Örneğin Verdier'ın pikaplarında 33, 45 ve 78 desteği bulunurken motordaki seçenekleri kullanarak devri çok ayrıntılı şekilde ayarlayabilmek mümkün ve bu özellikle eklenen bir fonksiyon. Bu tarz ürünlere odyofil pazarında nadiren rastlayabilmek mümkün ama üretimin altında yatan mantığı anlayabilmek için dikkatli gözlerle incelemek gerekiyor. Bu pikabı çok sevdiğimi okuyucular bilirler. Sevme sebeplerimden bir tanesi işte bu madde...
(5) Türkçeleştiremediğim terimlerden birisi. Aklınıza mantıklı bir şey gelirse bana da haber verin!
(6) Technics 12xx, Stanton STxx serisi pikapları satın alanlar bu “L” şekilli parçayı hatırlayacaklardır.





İlgi Çekici Bir Konsept; LimangoTECH


Son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşan "kişiye özel" (private shopping) yaklaşımında değişik açılımlar yapılmaya devam ediyor. Sizlere geçtiğimiz aylarda konuyla ilgili ilk bilgileri bu linkte vermiştim. Limango bu kez farklı bir açılım yaparak teknoloji ürünlerine odaklı limangoTECH‘i duyurdu. Bu yeni oluşum içerisinde televizyon, cep telefonu, fotoğraf makinesi, kamera, ev eğlence sistemleri gibi teknoloji ürünlerine odaklanılacak. Görebildiğim kadarı ile önemli markaların tam anlamı ile hifi olmasa da, lifestyle ürünleri de konsept içerisinde yer alacak. Aslında bu bir yönüyle iyi bir yönüyle de olumsuz olabilecek bir gelişme. Olumsuzluk aslında hi-fi sektörünü uzun vadede etkileyecek olması. Sonuçta her yerde boy boy müzik setleri ve iPod gibi cihazlar için üretilmiş dock sistemleri gören özellikle genç tüketicilerin bu pazara yönelmesi, daha klasik müzik sistemlerine ilgiyi azaltabilir.Bir pazarın işlemeye devam edebilmesi için yeni jenerasyonların bu pazara ilgi duymasını gerektiriyor.

Bu durum bence yeni konsept arayışları gerektirecek bir açılım. Dikkatle takip etmek gerekli.

Deneysel - Bir Konser Yorumu Üzerine Formatsal Çeşitlemeler



Geçenlerde Stereo Mecmuası'nın 2 sayısının Belgeler.com isminde bir web sitesinde yer aldığı yönünde bir bilgi alınca, bu sayıların kaldırılması için ilgili siteye başvurdum. İçerik kaldırma ile ilgili prosedürde kafama yatmayan şeyler olduğunu görünce hemen bir mesaj yazdım. İlgililerle yazışmalar sonucunda sitenin ileriye yönelik gelişme potansiyelinin yanında ince elenip sık dokunarak hareket edildiği izlenimini edindim. Bundan seneler önce Issuu ile de aynı şekilde tanışmıştım. E-dergilerimizi Issuu üzerinden 593.587 kişi görüntüledi ve 7.959.007 sayfa görüntülendi. Belgeler.com, Issuu ile benzerlikler taşıyor ancak daha ilginç özellikler eklenebilir ve gelişebilir görünüyor. Hemen bir yazımı PDF formatına getirip siteye yükledim. Yukarıda kendi sitemize ekleyebileceğimiz bir format var. Geçenlerde yazıdğım "Müthiş Bir Konser, Bik Bent Braam" yazısını formatlayıp Belgeler.com'a yüklediğim formatı yukarıda deneyebilirsiniz. Olumlu olumsuz görüşlerinizi bildirirseniz çok sevinirim. Alternatif olarak bu siteyi de yayınlarımızı size ulaştırmak için kullanmamız mümkün gibi görünüyor ilk bakışta.

Müthiş Bir Konser, Bik Bent Braam


14 Mart Pazartesi günü 18. İzmir Avrupa Caz Festivali Programına dahil olan Bik Bent Braam konserine seyretmek üzere Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinin yolunu tuttum. Bu kez Seçil konsere gelemedi çünkü beli tutulmuştu. Cumartesi günü ağır bir şeyler taşıyınca belini incitmiş. Eh yapacak bir şey olmayınca bende tek başıma yola düştüm. Bu benim festival kapsamında gideceğim son konserdi.

Piyanist Michiel Braam Hollandalı bir müzisyen. 1964 doğumlu olan müzisyen Arnhem kentinde ArtEZ School of Music'te okumuş hatta şu an aynı okulun caz bölümünün başkanlığını da yürütüyor. Braam'ın birbirinden konsept olarak çok farklı olmayan iki ana topluluğu var. Birincisi festival kapsamında dinlediğimiz "Bik Bent Braam" diğeri ise "Bentje Braam" Ayrıca 1987 yılında Hollanda Yayın Kurumu (NOS) için beste yapmak için görev alınca bir de trio formatlı topluluk kurmuş. Bu minik topluluğun ismi ise "Trio BraamDeJoodeVatcher". Üçlünün ismi tahmin edebileceğiniz gibi müzisyenlerin isimlerinden geliyor "Wilbert de Joode" "Michael Vatcher" ve "Michiel Braam" Tabii ki hikaye devam ediyor. Pieter Douma ve Dirk-Peter Kölsch ile birlikte müzik yaptıkları "Wurli Trio" isminde bir diğer üçlüsü de var. Liste daha tamamlanmadı! Frans Vermeerssen ile beraber kurdukları "All Ears" bir de altılısı var. Tüm bunları yazmamın sebebi, konser öncesi ve sonrası gayet makul bir fiyat olan 20TL'ye satılan albüm sayısının çokluğu. Görebileceğiniz gibi son derece üretken ve bol albümlü bir müzisyen Michiel Braam.

Bik Bent Braam topluluğu dünya çağında emprovize müzik yapan büyük orkestralardan bir tanesi. Braam bu tarz müziğin son derece içerisinde olan bir kişi ve size yukarıda bahsettiğim "BraamDeJoodeVatcher" üçlüsünde de formül aynı. Hatta aslında tamamen emprovizasyona dayalı acayip bir dilde (uydurma Nothingyettish dili) librettolarla süslenen operavari garip besteleri de varmış. Tüm bunları yazdım ama konser sırasında arkadaşlarım bayağı albüm aldılar. Onları ilerleyen günlerde dinledikçe bu notları geliştirmeye devam ederim. Hakan sen neden albüm almadın derseniz, acele ile evden çıkarken para almayı unutmuşum. Kafama...


Gelelim konser yorumlarına. İlk önce 13 kişilik topluluğu bir yazmakla başlayayım. Topluluğu piyanoyu da çalan Michiel Braam idare ediyordu diyeceğim de aslında ortalıkta pek idare edilecek bir durum yoktu. Çünkü sololara veya şarkının ilerlemesine anlayabildiğim kadarı ile son soloyu atan müzisyen karar veriyor. Sahnede her dakika bir devinim var. El kol işaretleri ile anlaşarak şarkıları geliştiriyorlar. Müzisyen listesi şu şekilde; Jorg Brinkmann, çello. Michael Vatcher, bateri. Frank Gratkowski, alto saksafon, klarnet, basklarnet. Jan Willem van der Ham, alto saksafon, bason. Bart van der Putten, altosax, klarnet. Frans Vermeessen, tenor saksafon, bariton-saksafon. Peter van Bergen, tenor saksafon, klarnet, basklarnet. Peter Haex, euphonium-tuba. Carl Ludwig Hübsch, tuba. Eric Boeren, kornet. Angelo Verplogen, trompet. Wolter Wierbos, trombon.

Konser öncesinde bu konserde ilk şarkıdan sonra salonun boşalma olasılığını çok yüksek olduğunu düşünüyordum. Louis Sclavis konserinde neredeyse 25 kişi konseri terk etti. Bu konserde ise daha ilk dakika kopacak gürültü ile büyük bir terkediş başlar derken bırakın terketmeyi insanlar coştukça coştu. Sadece çocuklu bir kaç çift ayrılmak zorunda kaldı ki, küçük çocukların ağlayıp zırlamadan o ana kadar konseri takip edebilmeleri bile bence büyük bir olay. Hatta ön sırada bir ilkokul öğrencisi bir kız çocuğu vardı ve ilk başlarda özellikle sololarda kulağını kapatırken sonra alıştı ve konserin sonuna kadar dinledi veya izledi. Bunu neden yazdığımı birazdan anlayacaksınız. O yaştaki bir çocuğu bu konsere bilinçli olarak getirdiyse annesinin ellerinden öperim. Helal olsun. Bende aynısını yapardım vallahi.

Konseri dinlemek veya izlemek diye bir cümle yazdım biraz önce. Bu tarz müziğe alışkın benim gibi dinleyiciler için tam anlamıyla bir müzik ziyafetiydi. Zaman zaman klasik caz esintileri taşıyan bölümler, bol bol solo, 2'li 3'lü hatta 13'lü atışmaların yanında caz tarihine atıflar ile ortaya müthiş bir performans çıktı. Konseri izlemek ise başlı başına bir keyif. Sanırım dinleyicinin büyük bir çoğunluğuna bu durum ilginç geldi. Bir kere sahnede bir saniye bile boşluk olmuyor her dakika bir aksiyon var. El kol hareketleri (şarkının devamı veya bir sonraki soloyu kimin atacağını işaret etmek için) hiç durmadan yaşanan enstrüman değişim trafiği (hemen her müzisyen birden fazla enstrüman çalabiliyor) hemen her müzisyenin enstrümanından ilginç ses çıkartabilmek için kullandığı ıvır zıvırlar (kasket, kadeh, sepet vs) zaman zaman espirili sololar ve garip sesler (saksafondan öpücükler atılması vs) bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi soloya çıkan müzisyen (veya müzisyenlerin) sahne içerisinde dolaşması ile ortaya ciddi bir şov çıkartıyor. Bu tarz müziği sevsin veya sevmesin herkesi sahneye kilitlemeyi ve odaklamayı başardı Hollanda'lı müzisyenler. Bu konser için benim yorumum Sun Ra o an orada bulunsa müzisyenleri hiç yadırgamaz ve sanki onlarca yıldır beraber çalıyorlarmış gibi müzik yaparlar olurdu.

Tüm bu müzik ve şov, bazı şeyleri gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Müzisyenler tek tek baktığınızda müthiş bir performansa sahip. Üflemeliler, piyano ve özellikle de davul tınıları müthişti. Birlikte ortaya çıkan performans ise müthişti. Konser sonrasında çok bir büyük alkış tufanı koptu ve müzisyenler bis yaptı. Urszula Dudziak Super Band konserinin tam aksine Louis Sclavis konserinde olduğu gibi ellerimiz çatlayana alkış tuttuk. Kesinlikle hak ettiler.

Bu konser ile ilgili tek eleştirim keşke büyük salonda yapılsaydı  önermesi olacaktır Tabii salon dolar mıydı bilemiyorum. Ancak bu kadar çok enstrümanı küçük salon yerine büyük salonun akustiğinde dinlemek son derece büyük bir keyif olurdu. Bu konser sonrasında IKSEV'e övgümü yine yapayım çünkü bu festival ile alakalı topluluk seçimleri son derece başarılıydı bence.

Bir sonraki yazımda genel olarak festival, IKSEV ve dinleyiciler ile alakalı düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

not: konser boyunca fotoğraf çekilmemesi uyarılarına uyduğum için ilk fotoğrafı Aksanat web sitesinden ikincisini ise IKSEV sitesinden aldım. IKSEV sitesinden alınan fotoğraf Sn Oğul Ekşi tarafından çekilmiştir.

Loft ve Güzel Bir Sistem


Litvanya'dan çok güzel bir ev ve sistem. Aslında sistemden ziyade ev çok hoş. Son yıllarda ülkemizde de moda olan Loft tarzı bir ev. Sistemin elektronikleri Arcam, ilginç yapılı hoparlörler ise Eclipse markasından seçilmiş. Pileksi sallanan koltuk harika.

Joe Morello Anısına


İsmi Dave Brubeck ile özdeşleşmiş caz davulcusu Joe Morello 83 yaşında vefat etti. Bugün kendisini anmak için 3 video eklemek istiyorum. İlk videomuz caz marşı "Take Five" ikinci videomuz "Rondo à la Turk" ki son derece ilginç hatta absürd bir videosu var. Son olarak ise Joe Morello'dan bir davul solosu. Mekanı cennet olsun.

Zor Tamamladığım Bir Konser; Urszula Dudziak Super Band


12 Mart Cumartesi günü 18. İzmir Avrupa Caz Festivali Programına dahil Urszula Dudziak Super Band konserine gittik. Sağolsun Aydın Eroğlu, haydi sizi konsere götürüyorum deyince aman ne güzel diyerek Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinin yolunu tuttuk.

1943 doğumlu Polonyalı solist Urszula Dudziak, erken yaşta piyano eğitimi almaya başlamış. 50'lerin sonlarında Ella Fitzgerald plaklarını duyunca şarkı söyleme konusuna eğilmeye başlamış. İlerleyen yıllarda ülkesinin en önemli ve popüler caz solisti haline gelmiş. Ancak müzik konusundaki en önemli gelişimi Michal Urbaniak ile evlendikten sonra sağlamış. Dudziak'ın 5 oktav genişliğinde tanrı vergisi bir sesi var. Ancak dil ve bazı kelimelerin telaffuzunda yaşadığı sorunlar onun müzik tekniği üzerinde çok ciddi etkili olmuş ve sesini söz söylemektense bir enstrüman olarak kullanmak yolunu seçmiş. Başta Archie Shepp ve Lester Bowie olmak üzere Bobby McFerrin, Norma Winstone ve Sting gibi isimlerle çalışmış. Ancak müzikal olarak en başarılı çalışmalarını daha sonra boşandığı eşinin kurduğu "Michal Urbaniak Group"ta kaydetmiş. Zaten hala o dönemden, bestelere repertuvarında yer veriyor. Konser sırasında da 3 adet bu döneme ait şarkı seslendirdi. Festival sırasında Polonya kökenli ABD vatandaşı soliste genç müzisyenlerden oluşan bir topluluk eşlik etti; Jan Smoczynski, piyano. Krzysztof Pacan, bas. Robert Cichy, gitar. Lukasz Poprawski, saksafon. Artur Lipinski, davul.


Konserde genel olarak tam anlamıyla bir fusion gecesi yaşadık. Tango, caz, Polonya'nın yerel ezgileri, ucundan köşesinden klasik müzik derken şarkılar birbiri ardına geldi. Ancak yine eski kocasıyla yaptığı bir çalışma olan "New York Polka"da topluluk tamamen aksayıp, ne yapacaklarını bilemez halde şarkıyı kurtarmaya çalıştı. Bol bol ilerici öğeler içeren şarkı, normal koşullarda müzisyenlerin emprovizasyon gücüne dayanan bir yapıdaydı ve konserde dinlediğimiz topluluk sololarında bile son derece notaya bağlı şekilde çalıyor iken, bu şarkıda tam anlamıyla çöktü. Konserde benim için en ilginç durum bir kaç sıra önümde oturan bir çiftin konser boyunca soloları bol bol alkışlayıp tezahürat yapmasıydı. Bu duruma müzisyenler bile şaşırdılar çoğu zaman.
Konserin sonunda bir anda moda haline gelen "Papaya" çalındı. Ben bu esnada konserin bitmesi için dua eder hale gelmiştim. Şarkının sonunda beklenen o büyük alkış tufanı kopmayınca şükürler olsun ki tekrar olmadan konser sona erdi. Bende derin bir "oh" çektim...

Konser Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinin büyük salonunda yapıldı. Ses düzeni genel olarak başarılıydı ancak bas sololar sırasında bas amplilerinde çok ciddi bir titreşim ve distorsiyon oldu. Bunu küçük bir aksaklık veya şanssızlık olarak addetmek lazım. Özellikle küçük salon konserlerinde bu sene bence çok başarılı bir ses düzeni kurulmuştu.

Urszula Dudziak konseri büyük salonda olduğu için gitmek için bir soru işareti oluşmadı kafamda. Sonuçta salon büyük olunca gelmek isteyen herkesin gelebileceği kadar yer vardı ki, salon tam anlamı ile dolmamıştı zaten. Konser "Küçük Salonda" olsa idi pek gideceğimi sanmıyorum.

İzmir'de hasret kaldığımız konserler adına bence bu seneki İzmir Avrupa Caz Festivali güzel bir can simidi oldu. Louis Sclavis Trio konseri yazımda yazdığım gibi geçtiğimiz senelere göre organizasyon bence daha iyi bir içeriğe sahip ve fiyatlarda genel olarak makul. Ancak İzmir'li caz severler konserlere çok büyük bir ilgi göstermiyorlar bana göre. Festivalin sona ermesinin ardından bu konudaki görüşlerimi yazmaya çalışacağım.

not: konser boyunca fotoğraf çekilmemesi uyarılarına uyduğum için fotoğrafı IKSEV sitesinden aldım. Fotoğraf Sn Oğul Ekşi tarafından çekilmiştir.

Ah Kasetler :)


Boombox'ları ve kasetleri sevmeyen var mı?

Plak Okuma Animasyonu 2


Geçtiğimiz haftalarda buradaki animasyonu bulduğuma pek sevinmiştim. Bir okuyucumuzdan farklı bir animasyon daha geldi. Hemen ekliyorum. Böyle animasyonlara denk gelirseniz beni mutlaka haberdar ediniz.

Elipson Planet L


Fransızların önemli eski hoparlör üreticilerinden bir tanesi olan Elipson geçtiğimiz yıllarda yeniden üretime başlamıştı. Firmanın ilk günlerinden beri ürettiği küresel hoparlörlerin en son versiyonu Planet L modelleri. Tasarımları bence harika ama bunu evine sokar mısın dersen, birinci sistem olarak hayır ama ikinci sistem için neden olmasın derim...

Vakum Tüplüye Yakın Bir Saat



Nixie Clock'ları hepimiz çok severiz ancak fiyatlarının yüksekliği herkesçe malum. Çeşitli firmalar ucuz alternatifler üretiyor. Brambo isimli üretici USB'den enerji alarak çalışan bu saati yapmış. Fiyatı son derece uygun yaklaşık 70 Dolar. Ürün şu an için stock-out görünüyor ancak herhalde yakınlarda stoklara girer. Tamam Nixie'lerdeki o ilginç görüntü yok ama yine de vakum tüplü saati andırıyor değil mi?

Japonya'da Büyük Deprem?


Japonya'da 8.8 büyüklüğünde bir deprem oldu ve arkasından tsunami geldi. Pasifikte tsunami uyarısı yapıldı. Japon Meteoroloji Ajansı (JMA) üzerinden olaylar takip edilebiliyor. Japonya büyük bir felaket yaşıyor. Ancak insanlar bu felakete rağmen çok sakinler. Daha çocuk yaşlardan itibaren edindikleri eğitim, aldıkları önlemler bunda çok etkili. Geleneksel olarak hep konuşuruz böylesine bir şey ülkemizde yaşansa ne olur diye. Düşünmek bile ürkütücü. İşin acı tarafı Allah korusun demekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.

Tüm Japon dostlara geçmiş olsun!

Bir Sayının Ardından


Stereo Mecmuası'nın 27. sayısını kazasız belasız yayınlamayı başardık şükürler olsun ki. Sayının yayınlanmış olması aslında hayatımı daha da zorlaştırıyor. Her yeni sayıda firmalardan veya kişilerden test etmek için aldığım ürünleri birer birer gitmeleri gereken yerlere göndermem gerekiyor. Bugünde 27. sayısının yukarıda görülen son anısını paketledim. Sisteme bir şeyler ekleyip çıkartmak pek sevdiğim bir şey değil ama Stereo Mecmuası sayesinde (aslında yüzünden) test dönemleri ev savaş alanına dönüyor. Uzun yıllardır sistemime ekleme çıkartma yapmıyorum pek, aslında yapıyorum ama genelde minik şeyler, küçük aksesuarlar. Muhtemelen Stereo Mecmuası projesi bitince uzun yıllar hi-fi dergisi bile okumam.

Diğer nefret ettiğim bir şey ise kargolarla uğraşmak. Tüm gelen ürünleri paketle, kargoları takip et. Bu arada eski bir mağazacı olarak kargolarla uğraşmayı hiç sevmem.  Mağazacılık öncesi sorunum yoktu ama yok promosyon malı geldi, yok iadeler kayboldu zaman içerisinde nefret ettim vallahi. Ama Stereo Mecmuası ile  yine yeni yeniden kargo hengamesi yaşıyorum. Bunların üzerine binlerce liralık emanet ekipmanı evde tutmakta ayrı bir stres. Ürünlerin başlarına bir şey gelse ne yapacaksınız? Tabii ki satın almak lazım.


Örneğin yukarıdaki kutunun ederi 5.000 Doların üzerinde. Nasıl bir stres yaşadığımı siz düşünün artık. Bu  ürünlerin bir çoğunu özel şekilde paketleyip düzgün kargolara vermek lazım. Yan sokaktaki kargocu Mehmet Amcaya vermek demek sinir stres sahibi olmak demek. İyi çalışan kargoların gönderi ücretleri evlere şenlik. Küçücük bir zarfın bile (tüm ürünlerin irsaliyeleri geri gidiyor)  gönderi bedeli 10TL'nin üzerinde. Koskoca paketleri düşünün bir de. Allah'tan bazı firmalar anlaşmalı oldukları kargolar ile beni kargo ücretinden kurtarıyorlar. Zaten böyle dostlar olmasa dergi çıkartıyoruz diye şahsi bütçelerimizi de yeriz. Hoş zaten ne gidiyor bu projeye hesabını yapmıyorum. Ayrıntılı bir hesap yapsam sanırım ertesi gün veya o an siteyi kapatırdım...

Her şeyin ötesinde ne yapıyoruz ücretsiz dağıtılan hi-fi dergisi yayınlıyoruz. Kendime koskoca bir aferin, bu dertleri başıma kendim açtım sonuçta.

Bitmedi... Bir de tüm bunların sonunda evi toparlayıp kendi sistemime dönme konusu var. Kablo sök tak yapmaktan gerçekten nefret ettim artık. Bazen bıkkınlık geliyor. Allah'tan sistemi geri kurup, ilk tınılar çaldığından her şeyi unutuyorum. Veya kendimi kandırıyorum, öyleyse de lütfen ses etmeyin, çaktırmayın..


Bu arada sisteme bir oyuncak ekledim. Cihaz değil bir LED lamba. Okuma lambası olarak geçiyor yaklaşık 10TL'ye satılıyor. Benim gibi karanlıkta müzik dinlerken plağın üzerine iğneyi indirirken kaza yapmamak için pikabın yanına eklenmesi şart. Bu ürünler genelde kırtasiyelerde ve büyük marketlerde satılıyor. Fena da iş görmüyorlar doğrusu...

Wifi vs Hifi


Son günlerde en çok hoşuma giden karikatürlerden bir tanesi..

Unutulmuş Krallık ve Yeni Bir Albüm, Bu Kez Borgia'lar.


Geçtiğimiz günlerde bir müzik markette alışveriş yaparken bir bey yanıma yaklaştı. Reyondaki Savall'in "Le Royaume Oublie" albümünü göstererek, bu albümle ilgili yazınızı okudum ve çok etkilendim dedi. Internet sitemizde arada sırada fotoğrafım görünüyor. Bazı okuyucularımız denk geldiğimizde beni tanıyıp sohbet ediyorlar. Çok keyifli bir mevzuu bu bence. Yeni insanlar tanıma şansım oluyor ve keyifli ayaküstü sohbetler yapıyorum. Neyse... Bahsi geçen albüm ile ilgili alakalı sohbet sırasında, bu kadar bilgiyi nasıl yazabildiğimi sordu. Ortaokul (hatta daha öncesi ama hatırlamıyorum) dönemlerinden itibaren tarih konusuna büyük bir merakım olduğunu ve nasıl oluyorsa senelerden beri okuduğum her şeyin aklımda kaldığını anlattım. Bu nasıl bir şey anlamıyorum. Bir konuya odaklandığımda gözümün önünden film şeridi gibi okuduklarım geçiyor ama bir telefon numarasını hafızamda tutmakta zorlanıyorum. İnsan beyni gerçekten garip bir çalışma şekline sahip.

Andante dergimi alıp bitip eve gelince yazdığım yazıyı bir okuyayım dedim. Ne yalan söyleyeyim yazdığım yazıyı beğendim ama yazının albüm incelemesinden başka her şeye benzediğini söylemem mümkün. Tabii ki albümden de bahsetmeyi başarmışım ama üçüncü sayfanın ortalarında ancak. Herşeye rağmen bence çok güzel bir yazı olmuş. Son derece zorlu bir albüm incelemesi okumak isteyenler buradan yazıya ulaşabilirler.

Bu arada Alia Vox cephesinde yine ilginç bir albüm var; "Dinastia Borgia. Eglise et Pouvoir à la Renaissance" Türkçeleştirmek gerekirse "Borgia Hanedanı; Rönesans'ta Kilise ve Güç". Tabii konu Borgia ailesi olunca albümden önce tarihsel mevzuular aklıma geliyor. Ailenin Medici ve Sforza'lar ile savaşları, özellikle Cesare ve Lucrezia Borgia'ların hikayeleri aklıma ilk gelenler. Tarih bu tarz ilginç asilzadeler ile dolu. Jeanne d'Arc ile omuz omuza savaşan general Gilles de Rais, Erzebeth Bathory en bilindikleri ancak Borgia'larda son derece ünlü bir aile ve gücün karanlık tarafındalar.

Video: Dynavector DV 507 MkII



 Stereo Mecmuası'nın 27. sayısında sizlere bahsettiğim Dynavector DV 507 MkII pikap kolu ile alakalı kısa bir video hazırlamıştım. Ancak seste ufak bir kayma olmuş nedenini çözemedim şimdilik. Ancak ses ile alakalı bir miktarda olsa fikir sahibi olmak mümkün. İyi seyirler...

AASSMde Güzel Bir Caz Akşamı; Louis Sclavis Trio


İzmir Caz Festivali kapsamında düzenlenen Louis Sclavis konserine gittik. Fransız müzisyen genç yaşlarında klarnet çalmaya başlamış daha sonra eğitim almış. Eğitiminin ardından caz müziğinin önemli isimleri ile sahne almış. Üzerinde fazla yorum yapmaya gerek yok bence çok büyük müzisyen.

Sclavis'e bas gitarda Olivier Lété, eşlik etti. Muhtemelen kendisini "Orchestre National de Jazz" topluluğunda geliştirmiş. 25 senelik bir maziye sahip olan Orchestre National de Jazz (kısaca ONJ) çok ilginç bir yapı. Bünyesinden avant-garde'tan mainstream caza kadar bir çok küçük topluluk çıkmış.

François Merville genç bir davulcu. Çok genç yaşında davul çalmaya başlayan Merville aldığı ödüllerle dikkat çekmiş ve arkasından Paris konservatuarında eğitim almış.

Evet bu üçlüyü 7 Mart 2011'de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinde küçük salonda seyretme fırsatım oldu. Konser biletleri 25TL'den satışa sunulmuştu. Gayet makul bir fiyattı kesinlikle. AASSM'de küçük salonda bir çok konsere gittim. Genelde çok rahatsız olduğum ses düzenleri ile karşılaşmıştım. Sclavis konseri öncesinde bu durumdan biraz korkuyordum ancak ilk notalarda korkularımın yersiz olduğunu anladım. Bu güzel salona yakışır düzenleme yapılmıştı. Emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Sclavis konser sırasındaki etnik caza göz kırpan çalışmalarından daha ilerici çalışmalarına kadar geniş bir yelpaze hazırlamış. Konser boyunca Sclavis, düdük, klarnet ve saksafona kadar seyirciyi sahneye bağlayacak her türlü oyuncağı çaldı. Oyuncak diyorum çünkü böyle müzisyenlerin elinde enstrümanlar oyuncak haline geliyor. Teknik ve müzikalitenin çok kayda değer bir birleşimini izledik. Üçlü konser sırasında çok dikkat çekici bir perfomans ortaya koydu. Özellikle basta Olivier Lété bence müthiş bir performans ortaya koydu. Zaman zaman çeşitli pedal ve elektronik efekt cihazları ile desteklediği Fender bası ile müthiş çaldı. Konser bazen öyle bir hal aldı ki, cazdan punk'a hatta metal müziğe doğru gittiğimiz enstantaneler oldu. Davulda François Merville, ise son derece zor şarkıların arkasını son derece başarılı şekilde doldurdu. Davulcunun çok ilginç bir tekniği var. Genelde bilekten çalan davulcuları çok severim, Merville bu tarz davulcuların aksine koldan çalıyor. Bu sahnede oldukça değişik bir görüntü oluşturuyor. Bazen abartı görünüyor ancak koldan gelen basınç neticesinde davul tonlarında bir sertlik olmadı. Sanki bilekten çalıyormuş gibi son derece narin tonları çalabiliyor. Farklı bir teknik ve son derece şaşırdım.

Konser biraz tutuk başladı. Sanırım Sclavis ilk şarkıdaki solosunun ardından biraz alkış bekledi ancak ilk şarkının ardından bir alkış tufanı kopmasıyla izleyici ve müzisyen arasındaki o büyülü köprü kuruluverdi bir anda. Zaten sonrasında olanlar oldu. Müzisyenler coştukça, seyirci coştu. Konser sonunda ellerim patlayana kadar alkışladım, hemen herkes öyle. Sclavis üçlüsü bir tekrar daha yaptı ve yine alkış tufanı koptu. Tüm güzel şeylerin sonu olduğu gibi bu konserinde sonu geldi.

Bu arada konserden hemen her şarkı arasında bir sürü çıkan insan oldu. Sağlık sorunları gibi önemli şeylerden dolayı konserden ayrılmak tabii ki gayet normal ancak tahminimce ayrılanların bir çoğu o akşam evden "hanım gel caz konserine bilet aldım veya beleş bilet bulduk konsere gidelim" diyen tiplerdi. Sclavis tabii ki pek kolay dinlenir bir müzik sunmuyor hal böyle olunca şarkı aralarında ciddi bir gidiş hatta kaçış trafiği yaşandı. Bence sorun değil ancak zaten küçük olan salonda çeşitli sebeplerden dolayı bilet alamayan müziğe meraklı bir çok insan, bu tarz insanlardan dolayı bilet alamıyorlar. Gideceğiniz konseri araştırıp bilet almak lazım, kimsenin hakkını yememeliyiz.

Uzun lafın kısası ses düzeni, salonun ambiansı ve en önemlisi Sclavis üçlüsünü müthiş performansı ile harika bir akşam oldu. IKSEV bu sene güzel bir festival düzenlemiş ve her zevke hitap eden konserler var. Bilet fiyatları makul. Geçtiğimiz senelerde ben dahil bir çok insanın yaptığı eleştirilerden ders alınmış gibi görünüyor. Bir alkışta IKSEV'e gidiyor.
not: konser boyunca fotoğraf çekilmemesi uyarılarına uyduğum için fotoğrafı IKSEV sitesinden aldım. fotoğraf Sn Oğul Ekşi tarafından çekilmiştir.

27. Sayımızı Yayınladık!




Gelecek, gelmek üzere, gelemiyor, ne oluyor derken sonunda yeni sayımızı yayınlamayı başardık. Pek güzel oldu. Yeni sayımızı PDF formatında indirmek için "Güncel Sayımız" bölümüne, yok ben PDF'le uğraşmam -ki haklı olabilirsiniz- derseniz buradaki flash versiyonuna göz atabilirsiniz. Bu arada yazıları web sitemizden okuma imkanınız var. Apple formatı üzerinde çalışmalar devam ediyor onu yetiştiremedik ne yazık ki.

Bloğumda Gariplikler Var


Son günlerde blogger'a yine yasaklama geldi biliyorsunuz. Bu saçma sapan yasaklamadan dolayı herkes gibi bende dolayısıyla Stereo Mecmuası'da zarar gördü. Şu an bir çok fonksiyon çalışıyor olsa da, özellikle eski dönemlerde eklenen resimlere ulaşım sağlanamıyor. Kısa bir süre sonra sorunun çözüleceğini umuyorum. Bu dönem boyunca bilgisayarlarınızın ayarları ile oynamayınız.

Ereshkigal Üzerinde Farklı Bir Tat


Stereo Mecmuası'nın yeni sayıısnın hazırlıkları devam ediyor. Yeni sayının konuklarından bir tanesi yukarıdaki fotoğrafta açıkça görülebiliyor. Ereshkigal'in üzerine de pek yakıştı doğrusu...

Best Buy Türkiye Pazarından Çekiliyor


Geçtiğimiz aylarda Best Buy ziyaretimle alakalı izlenimleri yazmıştım ve bazı tehlikelerden bahsetmiştim. Bu dönemlerde firmanın gelişim süreci devam ediyordu ve Best Buy bir süre sonra Ankara mağazasını açtı. Teknoloji marketlerde çok büyük bir rekabet olduğunu biliyoruz. Bu rekabette ön plana çıkan araç -Türkiye için- öncelikle fiyat. Arkasından çalışanlar, mağazanın yapısı, hizmet kalitesi gibi onlarca faktör sayılabilir. Tabii ki, hizmet kalitesinin ön plana çıktığını iddia eden anlayışlarda var ancak Türkiye pazarında bu anlayışla çıkılan maceraların başarısız olacağı geçmiş örneklerle görüldü.

Best Buy, büyüdükçe pazara güzel bir rekabet rüzgarı getirme potansiyeline sahip idi. Tabii bunun için hızlı şekilde gelişerek satın alma gücünü arttırması gerekiyordu. Olmadı ne yazık ki.. En üzüldüğüm şey, geçmişte birlikte çalıştığım belki ufak tefek bir şeyler öğretme fırsatı bulduğum bir çok genç arkadaşımın yani çalışanların emeklerinin uçup gitmesi. O mağazalar kimbilir ne emeklerle hazırlandı, raflar ne umutlarla dolduruldu. Açılış öncesinde kimbilir kaç gece çalışması yapıldı. Tüm bu yorgunluklar mağazacılığın kaderidir ancak mağazanın açılış günü gelip ilk müşteriler içeriye girdiğinde her şey unutulur. Yorgunluk bile... Ama bu kadar emekle açılan bir mağazanın kapanması insanda emin olun büyük bir yıkıntı yaratır. Ama her sektörde olduğu gibi bu sektörde de başarı ve başarısızlık hikayelerine bol bol rastlarsınız. Ama gerçek başarı hikayeleri pek azdır. Mağazacılık ne yazık ki işte böyle bir şey...

Trine The Game


Geçtiğimiz günlerde alışveriş yaptığımız bir markette sepet içerisinde aksiyon ürünü olarak bilgisayar oyunları vardı. Seçil Hanıma bir tane bana da bir tane oyun aldık. Ben Trine diye bir oyun almış bulundum. Son zamanlarda oynadığım en keyifli oyun oldu. 5TL'lik fiyatına bakarsam mükemmel bir karar olmuş. Trine atlamalı zıplamalı bir oyun ki bunlara boyun dünyasında platform oyunu deniyor. Oyunun mantığı basit. Bir hırsız, bir büyücü ve bir savaşçıdan oluşan bir takımı yöneterek bölümleri geçmeye çalışıyorsunuz. Oyunun mantığı çok güzel kurgulanmış. Her üç sınıfın kendine has özellikleri var, gerektiği zaman karakterleri değiştirerek bölümleri geçmeye çalışıyorsunuz. Bölümler çok zor değil, belirli bir mantık ile geçmek mümkün. Grafikler çok güzel, insanın içini rahatlatan türden. Oyunun bir diğer güzelliği bir bölüm oynayıp kapatıp aklınıza gelince bir kaç bölüm daha oynayabileceğiniz yapıda olması.


Oyun oynamayı sevip fazla zaman ayırmayı sevmeyenler için zevkli bir oyun. Üreticisinin web sitesinde sistem ihtiyaçlarına ve diğer ayrıntılara göz atabilirsiniz. İlginizi çekerse sizi buraya alalım... Oyun görüntülerini bu web sitesinden aldım ki çok daha fazlası mevcut...

Elektronik Alışverişlerinde Biraz Şans Olacak



HP-Compaq 100EU bilgisayarlarda alakalı yaşadığım sorunu burada yazmıştım. Ürünün anakartı değiştirilerek teslim edildi. Teslim günü bizimkiler çok keyifli. Diğer eve geldim makineyi taktım ve yine aynı arıza. Elektronik konusunda bazen insanın şansı tutmuyor. HP'nin tüketici elektroniği servislerini bilmiyorum ama kurumsal ürünlere bakan servislerinin son derece iyi olduğunu biliyorum. Bir şekilde sorun çözülecek. Yaklaşık 2 senedir HP Pavillion DV6 laptop kullanıyorum son derece memnunum. Benim elimde zavallı laptop normal kullanım ömrününün bir kaç katını geçirmiştir şimdiden ama tık demedi (Maşallah diyeyim) ancak diğer bilgisayarda bir şanssızlıktır gidiyor. Allah'tan elimde bol bol bilgisayar var da kimse makinesiz kalmıyor.

Şubat Sessizliği


2011 yılı hi-fi dünyasına pek hayırlı gelmedi. Normal koşullarda şu günler itibarı ile hala CES fuarında sergilenen ürünleri konuşuyor olmamız lazımdı. İşin ilginç tarafı bu sene bir çok önemli Avrupalı web sitesi CES'e muhabir göndermedi. Bunun yanında dünyada sektörün önde gelen web siteleri ve dergilerinde de özellikle yeni ürünler konusunda bir kısır döngü yaşanıyor. İlerisi için önünü göremeyen bir çok firma bu sene ar-ge faaliyetlerini azaltmış durumda. Geçtiğimiz sene bu durumun tam tersi yaşanıyordu. Firmalar yaşanan durgunluğu "bypass" etmek için devamlı yeni ürünler pazara sürmüşlerdi. Anlaşılan bu sene bu taktiği uygulayan pek fazla firma kalmadı. Hal böyle olunca yeni ürün bültenlerinde çok ciddi bir azalma söz konusu oldu. Bu aralar ortalıklarda çok fazla ürünü olmayıp DIY projeleri bir adım ileriye götürüp firmalaşma yoluna giren çeşitli girişimcilerin ürünlerini görüyoruz. Bu alanda özellikle hoparlör pazarı rakipsiz durumda. Ortalıkta o kadar fazla tek sürücülü hoparlör bülteni var ki, şaşırırsınız. Türkiye'de olmamıza rağmen bizim elimize ulaşan bültenleri onlarla ifade edebiliyorum. Sektörün önemli web sitelerini düşünemiyorum bile.

Ülkemizde de genel bir sessizlik söz konusu. Sessizlikten sıkılan bir çok firma şu an için lojistik hazırlıklara ağırlık vermiş görülüyor. Dünyada olduğu gibi web sitelerini güncelleyen veya yeni baştan tamamen hazırlayan bir çok firma olduğunu biliyorum. Ayrıca son aylarda bir çok temsilcilik bırakılmış veya el değiştirmiş durumda. Bu haberler kulaktan kulağa yayılırken, bazılarında tatsızlıklar da çıktığını duyuyoruz ancak elimize resmi bülten geçmeden bu konularla alakalı haber yapmamaya özen gösteriyoruz.

Forumlar ve web sitelerinde de genel bir sessizlik sözkonusu. Özellikle büyük yabancı forumlarda son aylarda yaprak kımıldamıyor. Türkiye'de pek farklı değil. Ne olup ne bittiği konusunda şimdilik fazla ses çıkmıyor ancak geçen sene pazarda büyük ivme yaratan dijital stream çalarlar ve DAC'lar cephesindeki ateşin sönmesinin olumsuz etkilerinin olduğunu yadsınamaz. Buna karşın DIY dünyasında hareketlilik artmış durumda. Bu seneki DIY festivallerinin (başta Triode Fest) çok keyifli geçeceği şimdiden belli. Bu konuya bilahare el atacağım.
Bakalım ilerleyen haftalarda neler olacak...

Hedefimiz 2 Milyon Plak. Benim Değil Canım...


Goldmine dergisi zaman zaman plaklarla ilgili video haberler yayınlıyor. Bunlardan en beğendiğimi daha önce burada yayınlamıştım. Bu kez ilgimi çeken bir diğer videolarını yayınlıyorum. Bu vdeo'da "Archive of Contemporary Music" plak koleksiyonundan bahsediyorlar. Arkadaşların birincil amacı Amerika'da yayınlanmış her plaktan arşivlerine eklemek. Hatta hızlarını alamamışlar, her plaktan iki adet arşivliyorlar. Video, İngilizce ama anlamasanız bile görüntüler her şeyi anlatıyor.

Şifayı Kaptık Yine :)


Bu aralar acayip bir grip salgını var. Bu seneki salgına keçi gribi sebep olmuş. Onu bunu bilmiyorum da, dün bütün gün yattım, muhtemelen bugünde yatarım. Hatta yarın da.. Aman dikkat edin kendinize, bu seneki girip berbat bir şey!