DIY Turntable Project

Yeni DIY pikabımın şasisinin üretimi sırasında sevgili Fatih Burs tarafından çekilen fotoğraflar. Pikabımın şasisi çift parçalı granitten oluşuyor. Granit işlenmesi son derece zor bir malzeme. Hele söz konusu olan pikap üretiminde kullanılan diğer bir çok malzemeyi göz önüne alırsanız.

Yukarıda pikabın işlenmeyi bekleyen iki şasisi görülüyor.


Her iki şasi güzelce parlatıldıktan sonra


Ölçüm işlemleri. Delikler delindiğinde geri dönüş olmayacağı için her deliği defalarca kontrol etmem gerekti. Sol alt tarafta pikabın birebir çizimi var. Hayatı kolaylaştırmak için ön çalışma yapmak şart! Hele böylesine bir projede...


Artık ölçümlerin sonuna geliyoruz. Birazdan delme işlemleri başlayacak. Fotoğraftakiler bendeniz ve Korcan Bey


Granit işlenirken kesici uçlar devamlı su ile soğutulmak zorunda. Ortaya son derece ilginç görüntüler çıkıyor. İşte öyle bir anda Fatih Burs'un objektifine rastgelen iki sıcak an!


Ahmet Amca (Burs) ile bitmiş üst şasinin önündeyiz.


Alt şasi bitmiş durumda. Ölçümlerin ardından yüksekliği ayarlayacağım spike'lar yerine olması gerektiği şekilde oturuyorlar.

Alt şasinin tamamlanmış hali. Ortadaki delik bearing'in alt bölümünün sıkışmaması ve aynı şekilde pikabın alt bölümünde hava alışverişinin yapılabilmesi için açıldı. Sol alt bölümdeki delik ise pikap kolunun kablolarının rahat geçişini sağlamak için hazırlandı. Diğer üç parça ise pikabın yüksekliğinin ayarlanması için takılan spike uçlar!

Pikabın üst şasisinin tamamlanmış hali. Ortadaki delik bearing'e sağ üstteki delik ise pikap koluna ev sahipliği yapacak.


Gün sonunda ortaya çıkan tablo işte bu. Tüm günün yorgunluğu unutulmuş durumda. Tüm parçalar deneme amaçlı bir olarak takılmış ve sonuç olması gerektiği gibi.

Rise My Queen Ereshkigal! Pikabım Tamamlandı :)


Evet sonunda Ereshkigal tamamlandı. Aslında ufak tefek bazı eklemeler yapacağım ama bir çok insanın merakla beklediği fotoğrafları eklemek istiyorum.








İyi Haftalar 05 Nisan 2010



Bu haftanın videosunda nostalji yapıyoruz. Osvaldo Cavandoli tarafından yaratılan ve pazar günleri TRT ekranlarında seyrettiğimiz La Linea veya bizdeki adıyla Bay Meraklının ilk bölümlerinden bir tanesi.! Bu vesile ile herkese iyi haftalar!

Le Royaume Oublie Türkiye'ye Geldi!


Savall'ın Le Royaume Oublie albümü sonunda ülkemize geldi. Benim için büyük beklenti sona erdi. Biraz önce ilk iki CD'yi dinledim. 3 CD'yi şu an dinliyorum. Albüm tam beklediğim şekilde. Bu albümle ilgili yazacağım yakında. Albümün konusu özel ilgi alanıma girdiğinden nasıl bir yazı çıkacağını bilmiyorum ama oldukça kapsamlı olacak.

Değer Terem Ürünleri


Bugün hifi haberleri bölümümüzde yeni bir Değer Terem amplifikatörü ile ilgili bir haber verdik. Bir süredir sessiz sedasız Değer Terem amplifikatörlerinin resimlerini arıyorum. Internette bayağı bir avcılık yaptım. Aslında bu bölümü bir sürpriz olarak düşünmüştüm. Önce resimleri bulup ardından Stereo Mecmuasında yayınlayacaktım ancak o kadar az bilgi ve belge bulabildim ki, bu kez okuyucularımızdan yardım istiyorum. Eğer elinizde Değer Terem imzalı bir ampli, pre-ampli gibi bir ürün varsa bize fotoğraflarını iletebilirseniz çok sevinirim. İletişim için burayı kullanabilirsiniz. Yukarıdaki resim bulduğum ve onardığım resimlerden bir tanesi. Büyük hali için resme tıklayabilirsiniz.

Henry Cow ve Ötesi


Ülkemizde progresif rock, psychedelic rock dendiğinde hemen hemen aynı gruplar tartışılır ve sonunda  dönülür dolaşılır Pink Floyd bu işin en büyüğü ilan edilir konuda böylelikle biter. Senin bu konuya yorumun nedir derseniz, okumaya devam edin...

Bu sayımızda İngiliz avantgarde topluluğu Henry Cow'dan bahsetmiştim. Topluluğun In Praise Of Learning albümü tanıtmaya çalışmıştım. Yazıda Henry Cow ekibinin yanında Slapp Happy ve Dagmar Krause gibi isimlerden de bahsetmiştik.  Bazı okuyucularımız konuya ilgi duymuşlar.

Eğer olayı abartıp sizde benim gibi tüm Henry Cow diskografisini almak isterseniz en uygun fiyat ReR Megacorp'un web sitesinde mevcut. Buradan ulaşabilirsiniz.. Bu arada bu siteye dikkatle göz atan okuyucularımız bir şeye dikkat edeceklerdir. Sayfalar boyunca devam eden katalog'daki çok az ismi tanıyorsunuz değil mi? Gayet normal. Maddi imkanlarınız dahilinde bu katalog'dan gözü kapalı alışveriş ederek bildiğiniz grupların çok ötesinde bu yeni dünyaya yolculuğa başlayabilirsiniz. Yolculuğa hemen başlayalım isterseniz, iyi seyirler :)

BÖ 2010


Bana bir rahat yok! Blog Ödülleri diye bir yarışma varmış. Benimde yeni haberim oldu. Bir baktım ki, Stereo Mecmuasının tüm alt blog sayfaları bu yarışmaya kaydedilmiş. Kim yaptı derseniz tabii ki bizim teknik ekip. Sonunculuğu kimseye bırakmayacağımızı tahmin ettiğim yarışmanın sonucu Nisan ayı içerisinde belli olur. Buradan durumu paylaşırım. Ülkemizin genelini düşünürsek çok az insanı ilgilendiren bir hobimiz var. Durum böyle olunca sonuçta oldukça komik olacaktır diye tahmin ediyorum. Neyse artık olan oldu, keyfimize bakmaktan başka yapacak bir şey yok..

Bu hafta bayağı şenlikli başladığına göre, başıma bir işler gelecek demektir. Haydi hayırlısı..

İyi Haftalar :)



Arada sırada kamera şakaları geliyor mailime. Bu defaki çok hoş düşünülmüş bir şaka. Haftaya başlamak için güzel bir video. Efendim herkese iyi haftalar.

Jordi Savall İstanbul Konseri


Dünyanın Tüm Sabahları” film müziği ile adını geniş kitlelere duyuran Katalan viola de gamba üstadı Jordi Savall, İstanbul üzerine sözcüğün tam anlamıyla “benzersiz” bir konser verecek.
Konserde Jordi Savall’e

Kudsi Erguner (ney) ,
Hakan Güngör ( kanun) ,
Derya Türkan (kemençe),
Yurdal Tokcan (ud ),
Murat Salim Tokac ( tambur),
Fahrettin Yarkın ( perküsyon)
Gaguik Mouradian (kemançe) ve Haïg Sarikouyomdjian (ney ve duduk), Ermenistan
Dimitri Psonis (santur), Yunanistan
Driss El Maloumi (ud ), Fas
Pierre Hamon (flüt) , Fransa
Michaël Grébil (luth médiéval & ceterina) İsrail
Pedro Estevan ( perküsyon) İspanya eşlik edecek.

Dünyaca ünlü Jordi Savall, otuz yıldır Avrupa’nın müzikal mirası üstüne araştırmalar yapıyor, bulduğu eserleri ‘viola da gamba’sı ve Hesperion XXI adlı orkestrasıyla yorumluyor. Yeniden hayata kavuşturduğu unutulmuş eserleri tüm dünyadaki müzikseverlere ulaştıran sanatçı, duyguyla yüklü bir müzik evrenini milyonlarca müziksevere tanıtmasıyla erken dönem müziklerinin ve viola de gamba’nın koruyucusu sıfatını kazanıyor.

Avrupa Birliği’nin barış elçilerinden biri olan sanatçı; araştırmacı, yorumcu, öğretmen, proje yönetmeni nitelikleriyle tarihsel müziğe yeniden hayat veren en önemli yaratıcılardan biri kabul ediliyor. Alain Corneau’nun “Dünyanın Tüm Sabahları” adlı filmine yaptığı müzikle 2001 yılında ‘En İyi Film Müziği Cesar Ödülü’nü kazanan Savall, yılda yaklaşık altı albüm kaydı ve 140 konserle dünyanın en üretken sanatçılarından biri.

“Kudüs, İki Barışın Kenti” başlıklı kitap-CD projesi ile 2008 yılında Müzik Akademisi’nin verdiği “Altın Orhphée” ve müzik yazarlarının verdiği “Caecilia 2008” ödüllerini kazanan sanatçı son olarak Cannes’da ‘Midem Klasik Müzik Ödülü 2010’u aldı.

Jordi Savall, geçen yıl Almanya’da “Händelpreis der Stadt Halle 2009” ve Katalan Hükümetine bağlı Ulusal Kültür ve Sanat Konseyi’nin verdiği “2009 Ulusal Müzik Ödülü”nü kazandı. 170’i aşkın albümü bulunan Jordi Savall aralarında “Grand Prix de Disque”, “Double Disc of Gold”, “Diapason d’Or”un da bulunduğu pek çok ödüle sahip.

bilet fiyatları ise şu şekilde;
1. Kategori: 110,00 TL
2. Kategori: 90,00 TL
3. Kategori: 67,50 TL
4. Kategori: 56,50 TL

Daha fazla ayrıntı Biletix'te

Angelo Debarre ve Florin Niculescu Swing Gitan



Bireli Lagrene'den devamlı bahsedip duruyoruz Stereo Mecmuasında. Bu hafta kapanışını onunla yapayım dedim. "Jazz à Vienne" DVD'sinden bir video ekleyecektim ki, DVD'deki favori şarkılarımdan birisini eklemeye karar verdim. Angelo Debarre ve Florin Niculescu "Swing Gitan" isimli şarkıyı çalıyorlar. Ancak Lagrene yok. Onu da ilerleyen günlerde ekleriz.

Efendim herkese iyi hafta sonları diyerek dükkanı kapatalım..

Oda Akustiği Konusunda Devinime Devam



Oda akustiği konusunda kendi bakış açımı burada yazmıştım. Araştırmalarıma bir şekilde devam ediyorum. Geçenlerde Timpani'nin yeni videolarını burada duyurmuştuk. Akustik konusuna profesyonel gözüyle bir bakış atıldığı ve temel konular hakkında çok güzel bir başlangıç noktası olarak videoları izlemenizi tavsiye ederim. Daha seyretmediyseniz sizi buraya alalım. Bu aralar odyofil dünyamızda akustik konusunda ciddi bir devinim var. Konu gayet keyifli. Sonuçta bir gerçek var; en iyi sistem bulunduğu oda kadar çalar!

Ben kendi adıma akustik düzenleme olayına yazılım destekli şekilde yaklaşımın taraftarıyım. Sistemin önündeki halı, camların perde ile ses yansıtmasının azaltılması gibi basit ve etkili çözümlerin tam olarak hangi frekanslarda etkili olduğu konusunda vakit buldukça belli ölçümler yapıyorum. Yukarıda perde açık, perde kapalı karşılaştırmasının grafiksel yansıması var. Bu arada birkaç yazılım buldum. Doğruluğundan emin olunca yazılımları açıklayacağım.

Dünyanın En Büyük Plak Koleksiyonu



Dünyanın en büyük plak koleksiyonunun sahibi olan Paul Mawhinney ile yapılan bir röportaj. Plak koleksiyonu için 3 milyon dolarcık talep ediliyor. Muhtemelen çok daha fazlasını da edecektir ancak Paul Mawhinney koleksiyonun bu fiyata satılmadığından şikayetçi. Acaba taktığı gözlüklerden olabilir mi? Sanmam!

Stand Mevzuu



Hifi dünyası ile alakadar olup Finite Elemente markasını duymayan sanırım yoktur. Özellikle Pagode standlerin etkisini bundan seneler önce Lotus firmasında sevgili Tunç Bey ve Halit Bey ile kendi kulağımla duymuştum. Açıkçası şaşırmıştım da. Seneler içerisinde hifi dünyasından tanıştığım ve sohbet ettiğim bir çok tasarımcı da standlerin öneminden bahsediyor. Tabii stand'lerde benim için bir diğer önemli şey estetik. Haydi dolandırmadan söyleyeyim, hatta estetik daha ön planda. Düşünsenize kim gözünün önünde çirkin bir manzara ister ki. Ben senelerdir hifi için tasarlanmamış ama gözümün çok alıştığı bir stand kullanıyorum. Resmi yukarıda mevcut. Kendisinden memnunum gayet...

Finite Elemente'nin Pagode standleri gerçekten harika etkiye sahip, tasarım olarak da güzel ürünler. Beğendiğim bir diğer marka pARTicular. Bu firmanın Parallel, Inferno ve Triangle modelleri gerçekten "olur" Ses ne etkisi vardır onu bilmiyorum ancak harika göründükleri kesin. Firmanın isminde ART'yi büyük yazmasına kesinlikle hakkı var. Bu ürünlerin bir kısmını İstanbul Timpani'de görebilmeniz mümkün. Hatta şunu söyleyim, görünüşleri resimlerden çok daha iyi. Bir diğer favori stand'im ise Rethm markalı. Sevgili dostum Jacob, Taalam standlerde yapacağını yapmış yine. Harika gözüküyorlar. Sese etkisi nedir ne değildir bilmiyorum ama harika gözüktükleri kesin. Fil Elektronik getirse de görsek :)

Neyse şimdi yanlış anlaşılmasın. Stand değiştirmek gibi bir düşüncem yok. Ancak evi komple yenilerken değiştiririm diye düşünüyorum. Konuda nereden nereye geldik. Geçenlerde Finite Elemente sitesini gezerken çok ilginç bir stand sistemi gördüm. Yeni sistemin ismi Modul. Acayip hoş bir web sitesi tasarlamışlar ürünler için. Tamam DIY olarak yapılabilir filan ama konsept çok iyi. Hatta videolarda keyifli. Göz atmanızı tavsiye ederim.

Turhan Selçuk Vefat Etti!


Türk karikatürünün en önemli ismi Turhan Selçuk vefat etti ne yazık ki. Bundan seneler önce tanışma şerefine eriştiğim bu çok önemli isim kendisine özgü çizgisi, esprileri ve zaman meydan okuyan hikayeleri ile her zaman hatırlanacaktır. Abdülcanbaz karakteri ise başlı başına bir kült zaten. Allah rahmet eylesin!

Kırmızı = Ateş!



Öyle bir hastalanmışım ki, kaç gündür evden çıkmak mümkün olmadı. İşin kötü tarafı neden hastalandığımı da bilmiyorum. Bu akşam hayatımda bir değişiklik yapıp film seyretmeye karar verdim. Seçimim Krzysztof Kieślowski'nin üçlemesinden kırmızı (Rouge) renk oldu. Normal koşullarda daha karanlık filmleri seyretmeyi tercih etsem de, bugün biraz değişiklik yapmak istedim. Filmde beni en çok etkileyen şey kesinlikle Jean-Louis Trintignant'ın oyunculuğu oluyor. Sanırım defalarca seyretsem fikrim pek değişmeyecek. Oyuncunun ilk göründüğü film malum "Et Dieu… créa la femme"dır ki bu filmi de ailecek pek severiz zaten. Artık uyku vakti geliyor. Umarım yarın sabaha daha iyi olurum.

Kırmızıyı seyredip akşam ateşlenmem yine umarım. Malum kırmızı ateşin rengi ya...

Elazığ'daki Okuyucularımıza Geçmiş Olsun!



Haftasonu çıkışı nedense öyle bir hastalanmışım ki, dün akşamdan beri hayatım söndü. Hala da kötüyüm. Aslında bugün buraya keyifli bir video koyacaktım ama dün akşam Elazığ kentimizde yaşanan deprem sonucunda yaklaşık 60 kişinin öldüğünü öğrendiğim. Durum böyle olunca videoyu eklemekten vazgeçtim. Sabah, hastalığın etkisiyle pek ne olduğunu anlamadım ancak depremin sadece 6.0 şiddetinde olması ve buna rağmen 60 kişinin ölmesi oldukça vahim bir durum. Şili'de yaşanan 8.8. şiddetindeki depremin ardından ölen sayısının 4 haneli rakamlara çıkmamasına bakarsak Elazığ depreminde karşımıza çıkan bu sonuç üzücü. Tabii ki hemen suçlu bulundu; kerpiç evler. Hayatlarını kaybedenlere rahmet diliyorum. Umarım yaralılarda kısa bir süre içerisinde sağlıklarına kavuşurlar. Elazığ'da Stereo Mecmuasını takip eden okuyucularımız var. Kendilerine de geçmiş olsun diyorum.

Oda Akustiği



Bu aralar forumlarımızda oda akustiği fırtınaları esmeye başladı. Kesinlikle çok çok önemli bir konu. Bu konuda hem Turkeyforumda hemde Stereo Mecmuası forumlarında çeşitli konular birbirinden bağımsız şekilde ilerliyor. Hemen iki forumda da meraklıların kolaylıkla deneyebilecekleri çeşitli metodlar, kolaylıkla yapılabilecek DIY uygulamalar konusunda yazışmalar devam ediyor. Çeşitli egzotik yöntemleri bir kenara bırakırsak odyofillerin deneyebileceği bir çok şey var. Ben ise olayın bambaşka bir yönünden akustik düzenleme konuna girmek istiyorum. Stereo Mecmuası forumlarında tartışılmaya başlanan çeşitli akustik ölçüm programları var. Benim şahsi bakış açım akustiğin çok ilerlediği hatta bir bilim haline geldiği çağımızda dene yanıl yöntemleri ile ilerlemek yerine bilimsel bir şekilde ilerlemenin daha mantıklı olduğu yönünde.

CAD tabanlı çeşitli yazılımlara ulaşmayı başardım. Bildiğiniz gibi bu yazılımları kullanmak kurt bilgisayar meraklıları için oldukça kolay hale gelmiş durumda. Ancak çok sayıda parametreyi hesaplamaya çalışmak çoğu meraklı için çok kolay değil. Mantık aslında çok basit. Odanızı ve içerisinde bulunan her şeyi ayrıntılı şekilde çiziyorsunuz. Bunların malzemelerini bile seçmek mümkün. Ancak sorun şu ki, bunları yapmak yazmaktan çok daha zor.

Tabii birde mikrofonlar kullanılarak bilgisayar hesaplamaları ile düzenleme yapmak için gerekli parametreleri sunan yazılımlar var. Ancak bu yazılımların fiyatları oldukça yüksek.

Bu tarz bir yazılım bulan, bilen ve deneyenlerin Stereo Mecmuası Forumlarına veya bloğun iletişim/yorum bölümlerine eklemelerini rica ediyorum.

Hep birlikte bir yazılım bulabileceğimizi umuyorum.

Haftanın Videosu; Şabanoğlu Şaban'dan Bir Sahne




Şabanoğlu Şaban filmi güldüğüm filmlerden bir tanesidir. Özellikle yukarıdaki sahne harikadır. Tam anlamıyla efsanedir. Bu arada dönemin askeri gerçeklerini de gözden kaçırmamışlar. Örneğin telsizin (yaygın) olmaması ve askeri haberleşme için telefon kullanılması. Tabii olayı fena halde abartmışlar. Haftaya keyifle başlamamız dileği ile :) Bu arada Kemal Sunal'ı rahmetle anmış olalım.

Pikabımın Ana Şasisi Bitti



Yeni DIY pikabımın ana şasisi sonunda tamamlandı. Bu haftada motor olayını çözmeyi planlıyorum. Tamam yukarıdaki fotoğraflardan pikabın tam olarak neye benzediği belli olmuyor. Zaten özellikle fotoğrafları o şekilde seçtim. Tamamlanmış halini tabii ki çok ayrıntılı yazacağım.

Ereshkigal


Yeni pikabın ismini buldum. Bildiğiniz gibi daha önce Kybele 3 olarak kodlamıştım projemi. Ancak yeni bir isim vermek konusunda yoğun istek gelince araştırmalara başladım. Aslında araştırma demekten çok, hafızayı tazelemek gerekiyordu. Lovecraft ile alakalı bir sohbet esnasında konu Nergal'den açılınca, ileri ki saatlerde Babil, Akkadia, Sümer ve Mezopotamya/Anadolu efsanelerinden konu açıldı. Ve bir anda Ereshkigal aklıma geldi. Aradığım isim buydu işte; Ereshkigal. Kuzgun saçlı tanrıça!

DIY Pikap Üretimi Devam


Bu hafta pikabım için bazı yeni parçaların üretimi konusunda çalıştım. Çok hassas olması gereken parçalar büyük bir hassasiyetle üretildi. Özellikle resimde görülen uzun ayakların birbirleri ile orantılı olmalıydı. Pikabın üretiminde adım adım ilerlemek durumundayım. Çizdiğim taslak ve teknik çizimlere göre üretilen her parçanın ardından montaj yapıyorum. Son durumu tekrar ölçüp, teknik çizimlere işliyorum. Bu sayede bir sonraki adımda üretilecek parçaların nihai ölçüleri ortaya çıkıyor. Tam deli işi değil mi?

Bu arada bu hafta sonu ana şasi bölümünün montajını yapacağım. Gelecek hafta ise motor ünitesi konusundaki çalışmalara başlayacağım...

Bir Garip Cuma Yazısı


Ülkemiz garip bir dönemden geçiyor. Gerçekten her şey çok garip. 35 yaşında bir insan olarak ömrümün geri kalanı muhtemelen geçmişi özlemekle gidecek böyle giderse. Sanırım hemen herkes benimle aynı durumdadır. Zaten üye olduğum hemen her dijital platformda, forumlarda bu durumu hissediyorum. Genel bir sessizlik var hemen her yerde. Tabii ki Stereo Mecmuasında da bu durumu görebiliyoruz. Durum ne olursa olsun motivasyonumuzu bozmadan hemen her gün yeni yazılar, haberler, makalele ve incelemeler yayınlamaya çalışıyoruz. Eskisi kadar olmasa da, yine de çok sayıda insanın yazıları okuduğunu istatistiklerden görüyorum. Ancak Mecmuanın ilk dönemlerinde her yazımız üzerinde tartışır, konuşurduk, bir elinize sağlık mesajı alırdık veya ne bileyim bazen de seviyeli kavgalar ederdik. Son zamanlarda bu mesajlar iyice azalmaya başladı. Bir yandan insanların kafalarını dağıttığımızı, günlük dertlerinden uzaklaşmalarına yardımcı olduğumuzu biliyorum. Umarım sessiz kalabalıklar en azından destek sayfamızın 9. maddesine istinaden hayır dualarını eksik etmiyorlardır!

Vakit buldukça bizleri motive edin. Her zaman övgü beklemiyoruz, bizi eleştirin, beğenmediğiniz şeyleri bize bildirin.

Arada bizimde motivasyona ihtiyacımız var. Değil mi yahu?

Eh bu yazının üstüne bu video tüm Stereo Mecmuası ekibine gelsin;

Haftanın Videosu ve Kısa Sohbet 15.02.2010

Geçtiğimiz haftalar içerisinde bayağı allak bullak olduğum için hem forumlarımızı hemde sitemizi biraz ihmal ettim. Geçen hafta kendime biraz çeki düzen verip web sitemizin modifikasyonu konusunda bayağı yol kattettim. Bu değişiklikler gözle görülebilir değişiklikler değil ancak sitemizin hızlanmasında faydalı olacak diye umuyorum. Neredeyse 1.000lerce olarak ifade edilebilecek kadar sayfa elden geçirildi. İnşallah bu hafta bu çalışmaları bitirip, yeni müzik dergimize, DIY pikabıma ve sitede yayınlayacağımız makalelere odaklanacağım. Umarım keyifli bir hafta olur.

Bu haftanın videosu oldukça ilginç. Ülkemizde “Yetenek Sizsiniz” adıyla yayınlanan yarışma bildiğiniz gibi dünyanın bir çok yerinde farklı isimlerle yayınlanıyor. Bir arkadaşımdan gelen linkte Danimarkadaki programdan bir dans performansı vardı. Dans ile alakam yok ancak performans etkileyici idi. İşte o video;



Nasıl çok ilginç değil mi?

Sevgililer Günü Şarkıları

Stereo Mecmuasında 14 Şubat Sevgililer günü coşkusundan eksik kalmamak için Top 5 Sevgililer Günü şarkıları listesi ekleyelim dedim.


What A Wonderful World - Louis Armstrong


More Than Words - Extreme


Baby, I Love Your Way - Peter Frampton


Can't Help Falling In Love - Elvis Presley


My Funny Valentine - Frank Sinatra
----------------------------------------------------------------------
Bu şarkıda "bizim" için gelsin, Yves Montand - Les Feuilles Mortes

Yeni Pikap Projesi



Evet yeni DIY pikap projemin malzeme toparlama çalışmaları bitti sonunda. Bu hafta hedef şasinin üretimine başlamak. Şimdilik hazırlanan malzemelerde eksiklik gözükmüyor en azından yurt dışından tedarik edilecekler açısından. Pikap kolu ile ilgili hazırlıklarda bitti. Kol, ağırlıklar, iğne, kablo ve montaj için gereken armboard tamamlandı. Pikapla ilgili olarak ise, bearing, beaing montaj parçaları, motor ve gereken elektronikler, bağlantı parçalarını sonunda tamamladım. Sanırım ufak tefek vidalar vesairelerde eksiklikler çıkacak ancak onları da hırdavatçılardan tedarik edeceğimi zannediyorum yani özel üretime gerek yok. Son çizimleri de tamamlayınca şasi üretime başlıyoruz :)

Best Buy İkinci Ziyaret


Geçen hafta içerisinde Best Buy'a ikinci bir ziyaret yaptım. Ancak bu kez Seçil Hanımla beraber gittik. İnsanlar ilgilendiği konularda oldukça keskin bakış açılarına sahiptir. Bu noktalarda ikinci bir göz farklı değerlendirmeler yapabilir.

Best Buy'ın en kalabalık olacağı günlerden birinde gittik; Cumartesi. Gerçekten oldukça hatta bayağı kalabalıktı. Ancak ortada bir hengame yoktu. Benim mağazacılık yaptığım yıllarda özellikle animasyon alanlarında bir hengame yaşanırdı. Cumartesi kalabalıklığına rağmen böylesine bir hengame ortalarda yoktu. Herkes kendi halinde PS3, Wii gibi oyun platformlarının başında takılıyordu. Anlıyorum ki, aradan geçen senelerde müşterilerinde gözü doymuş. Eskiden bu alanlarda neler yaşandığını eski mağazacılar bilirler.

Best Buy ve MediaMarkt için ilginç bir tespitim oldu. Özellikle CD fiyatları, büyük müzik marketlere göre oldukça düşük sayılır. Raflarda hiç fena olmayan bir çeşitlilik var. Anlaşılan bu tarz teknoloji marketlerinin sayısı artınca başta D&R olmak üzere müzik mağazaları kendilerine çeki düzen vermeye başlayacaklar. Ben her zaman müzik mağazalarından alışveriş etmeyi seviyorum. Büyük ihtimalle spesifik ürünler aldığım için olabilir. Ancak sıradan müşterileri hatta aklında CD almak olmayan insanları bile tahrik edecek fiyat etiketleri olması bence çok önemli.

Seçil Hanımı Magnolia'ya götürdüm. Kadın gözüyle yorumlarını dinlemek istedim. Genel fikirlerini şu şekilde belirtti; "bu tarz bir mağazada özel bir bölüm konsepti oldukça ilgi çekici. Tasarımı, ışıklandırması hatta cihazların sergilendiği raflar bile özenle seçilmiş. Ancak sizin gibi hifi meraklıları ve odyofiller için yeterli olmayacaktır. Ama sizler gibi olmayan ve evine müzik sistemi veya ev sineması sistemi alacak insanları düşününce etkilenecekleri muhakkak"

Kesinlikle haklıydı. Benim düşüncelerim hala aynı ancak Seçil Hanımında haklı olduğu noktalar vardı. Sonuçta herkes bizler gibi değil. Normal bir müşteri için etkileyici bir görünüm olduğu ortada.

Best Buy'da bu kez özellikle mağaza personeli ile de çok sohbet etme fırsatı buldum. Arkadaşlar oldukça güleryüzle karşılıyorlar sizi. Amerikalılar bence olayı çok iyi çözmüşler. Maddi ve manevi açıdan personelimizi mutlu edelim, onlarda müşteriyi mutlu etsinler. Bu durumu görüyorsunuz. Personelin yaklaşımı, tarzı ve bilgi seviyesi gayet iyi. Hatta beraber çalıştığım bazı arkadaşlarımı da görmem beni çok mutlu etti.

Geçen yazımda eleştirdiği bir kaç nokta konusunda hala ısrarlıyım. Örneğin fiyatlar konusunda. Bir çok üründe farklı tekno-marketler çok daha uygun fiyatlara sahip. Magnolia konseptini ben sevmedim ancak hifi konusuna bulaşmamış insanlar açısından etkileyici olduğu konusuna da katılıyorum. Zaten konsept odyofilleri değil meraklıları hedefliyor. Bu arada AVM'nin sevimsizliği orada denk geldiğimiz birkaç dostumuzla da konuştuğumuz bir konu oldu. Personel ise bence Best Buy'ın en büyük silahı.

İyi ki Doğdum..

"sonsuza kadar yatabilen
ölü değildir,
ve tuhaf uzak zamanlarda
ölüm bile ölebilir"

Evet hafta sonu itibarı ile bir yaşıma daha girdim. Artık bir sene daha yaşlıyım :) Doğum günü mini partimde güzel geçti. Sağ olsun uzaklardaki arkadaşlarım unutmayıp telefon ettiler, mesaj yolladılar. Ufak tefek bir kaç hediye aldım. Eh bundan iyisi can sağlığı.

Bende rahat durmayıp kendime ufak bir hediye aldım; JATP plağı daha doğrusu plak seti. İnsan kendisine hediye alır mı, alır. Niye almasın canım.

Bu haftanın pazartesi videosu benim için gelsin. Benim büyük bir keyifle kaç defa seyrettiğimi unuttuğum efsanevi Blues Brothers filminden Aretha Franklin'in Think videosu. Bu arada geçen zamanda video uçmuş bende rahmetli James Brown'dan The Old Landmark videosunu ekledim...

Herkese iyi haftalar...

Dekorasyon Dergileri ve Kültür Arasında Zorlama Bağlantı


Uzun zamandır kafama takılan bir konu hakkında yazı yazmak istediğim bugün. Annem hemen her ay bir sürü ev dekorasyon dergisi alır. Home Style, Evim, Maison Française vesaire. Bende her ziyaretimde dergilere hızlıca bir bakarım. Bakma amacım genelde insanların evlerini merak ettiğimden değil insanların kültüre bakış açılarını anlamak içindir.

İlk baktığım şey genelde evlerde kütüphane olup olmadığıdır. Son yıllarda kütüphane sayısında ciddi bir artış olduğunu görüyorum. Ancak bunun sebebinin kitaba olan ilgiden çok, kütüphanelerin ıvır zıvır sergilemek için kullanılması olduğunu da biraz geç de olsa çözdüm. Genelde çeşitli mimari ve dekorasyon kitapları tercih ediliyor kütüphanelerde. Bu kitaplar oldukça pahalılar. Ancak bu kitapların kat ve kat fazlası biblo, çeşitli cam vesaire eşyalar kütüphaneleri dolduruyor. Tabii ki keyifli kütüphanelerde olmuyor değil ancak senede bir veya iki tane denk geliyor.

Bu konuya neden takıntılısın diye sorarsanız hemen açıklamaya çalışayım. Bu tarz dergilerde yer alan evler sizin benim evlerimiz değil. Ülkenin önde gelen zenginleri, müzik insanları anlayacağınız cemiyet insanlarının evleri. Genelde maddi imkanları bizim gibi vatandaşlarla kıyaslanamayacak kadar yüksek. Zaten evlerden ve içlerinden bu durum belli oluyor.

Bu arada komik bir şey anlatayım. Son bir yıldır hemen herkesin orta sehpasında, kütüphanesinde veya evinin bir köşesinde Louis Vuitton kitapları görünce, kendimden şüphe ettim. Mimarlık veya dekorasyonla çok alakam olmasa da, çevremde bu mesleklerden çok insan olduğu için en azından ismen duyardım diye düşündüm. Sonuçta herkesin evinde devasa Vuitton kitapları var ise "kesinlikle" önemli bir insandı. Merak edip internetten arayınca neredeyse şoka girdim. Meğerse Louis Vuitton süper pahalı çantaları son derece "trendy" olan moda sektörünün süper lüks markalarından birisiymiş.


Evlerde diğer baktığım şey acaba müzik seti var mı? Senelerdir toplam gördüğüm müzik seti, ev sineması sistemleri sayısı tüm evlerin %20'sinden fazla değildir. Bunların bir çoğunun yakınında ise sanki süs gibi duran müzik veya film koleksiyonları görmüşümdür. Beni şaşırtan helal olsun dediğim bir kaç ev olmuştur tabii ama genelde durum gerçekten vahim.

Hele en şaşırdığım şey, müzik insanıyım diye (ülkemizde bunlar kendilerine sanatçı diyorlar ama bu terim çok saçma şarkı söyleyen insana şarkıcı demek en doğrusu) ortalarda dolaşan hatta toplum tarafından önemli addedilen çoğunun evlerinde insanın gözleri ciddi bir CD arşivi veya müzik seti arıyor.

Bu arada müzik seti derken bizlerinki gibi özellikli olması da mühim değil. Hani biraz kalburüstü sayılabilecek bir markanın eli yüzü düzgün bir sistemine razıyım.

Şimdi düşünüyorum, ben şarkıcı olsam kendi söylediğim tarzda yurt dışında kimler varsa, ülkemizde kimler varsa hepsini dinlerim. Sonuçta değişik tarzlar duymak insanı geliştirir. Ha tabii ülkemizin önde gelen şarkıcıları çoktan rahmete ermiş geçmişin müzik devlerini yaşıyor zannediyor, bir çoğunun ismini bile bilmiyor ama onlar yine de sanatçı değil mi?


Bunları neden yazdım. Dünyada müzik konusunda istatistikler tutuluyor. Örneğin İngiltere'de ev başına 200CD düşüyormuş. Ben ise hangi müzik marketi veya müzik firması ile konuşsam satışların kötülüğünden bahsediyorlar. Onların bahsetmelerine bile gerek yok zaten istatistikler ortada.

Yukarıda bahsettiğim evlerin sahipleri ülkemizin zenginleri, cemiyetin önde gelenleri. Eğer dergilerde evlerinin dinleme veya sinema odalarını göstermiyorlar ise (ki hiç zannetmiyorum bir çok kişi evinin her tarafını göstermeye son derece meraklı) ülkemizdeki müzik piyasasının durumu yine oldukça iyi sayılır. Tabii bu dergilere çıkmayan bir sürü zengin, cemiyetin önde gelenler vardır yukarıdaki tanımlara uymayan ama ben şimdiye kadar çok fazla görmediğimi itiraf edeyim.

Hal böyle olunca ülkemizde müzik endüstrisinin içerisinde bulunduğu vahim durumu daha iyi anlıyorum. Müzik dinlemek, kitap okumak insanları geliştiren şeyler. Bırakın kültür olayı olarak bakmayı aslına bakarsanız sosyalleşme sürecinin bile bir parçası olarak görebiliriz bunları. Memleketin en kaburüstü kesimlerinde durum böyle ise zaten çok uzatmaya gerek yok...

not1: Cemiyetin önde gideni nedir bir türlü anlamıyorum. Bu bahsettiğim dergiler yüzünden tanıştığım bir terim. Mühim bir şey olduğu belli, cemiyetin önde geleni. O yüzden aynen kullandım. hangi cemiyettir bana değil, bu tarz dergilere sorun.


not2: Mutlaka yazımda bahsettiğim tarzın çok dışından insanlar vardır. Hatta bir kısmını bizzat tanıyorum. Onlar ön planda gözükmeyi sevmediklerinden bu tarz yayınlarda pek yer almıyorlar sanırım. Aslında tam tersini yapsalar belki Vuitton'dur falandır filandır "trendleri" yerine daha hayırlı "trendler" moda olur :)



not3: resimleri arkadaşlarımın retro sitesinden arakladım :)

La Tragédie Cathar;ı Beklerken



Geçtiğimiz ay Jordi Savall'ın "La Croisade Contre Les Albigeois - La Tragédie Cathare" başlıklı konsept albümü yayınlandı. Ben dört gözle bu albümün ülkemize ithal edilmesini bekleyenlerdenim. Albüm Kathar'lar üzerine düzenlenen haçlı seferinin öncesini ve sonrasını anlatıyor. Aslında Kathar terimi ülkemizde özellikle Ordre du Temple (Tapınak Şövalyeleri) muhabbetlerinden (tarihsel konuları uzun uzun yazmayı severim biliyorsunuz ancak ülkemizde Tapınak Şövalyeleri konusu öyle bir sündürüldü ki insanın içinden bir şey yazmak gelmiyor) sonra tanınır oldu. Albüm gelene kadar Stille Volk'un müziklerini dinleyebilirim. Konunun birbiri ile alakası nedir derseniz, tamam bağlantı kurmak zor ama yok değil.

not: video çok iyi çözünürlükte değil ama idare eder...

Haftanın Videosu: Canlı Yayın Kazaları



Türk televizyonlarında zaman içerisinde yaşanan canlı yayın kazalarının toplandığı keyifli bir video. Keyifli haftalar!

Century + Bafa = Güzel Bir Cuma Akşamı



Normalde haftasonu akşamları bilgisayarımı açıp bloğuma yazmak gibi bir alışkanlığım pek yok. Hele Cuma günü akşam müzik dinlemeye başlamışsam blogla filan uğraşmayı sevmiyorum. Bugün iki albüm almak için Alsancak'a indim. Bu hafta Timuçin Şahin'in yeni albümü Bafa ve Akıncı, Baylan, Küçükyıldırım, Reigle ortak çalışması Century raflara girmişti. Haftasonu albümleri dinlemek için Cuma gününden alışverişimi yapayım dedim. Timuçin Şahin'in albümünü dayanamayıp yurt dışından alan bir arkadaşım sayesinde (ülkemizde iki hafta kadar geç yayınlandı) zaten dinlemiş ve çok beğenmiştim. Kaç gündür albümü çıkınca alın diye yazıyorum zaten. Bu arada bunca konserdir dinlediğimiz Bafa şarkısı bir olmuş ki. Of diyorum başka bir şey demiyorum. Harika!

Century için ise fazla bir beklentim yoktu. Özellikle fazla bir araştırma da yapmadım. Albümü CD çalarıma yükledim. Dakika bir gol bir oldum resmen. Gayet agresif bir davul solosunun ardından ipler koptu. Nasıl güzel bir albümdür bu! Şu an albümün ikinci turu dönüyor. Avant garde, free jazz, deneysel jazz artık bu albümün tarzına ne denir bilmiyorum. Çokta umurumda değil, albüm müthiş çünkü! Bu soğuk günlerde Cumartesi akşamı dışarılarda dolaşmak yerine gündüz gidin bu iki albümü alın, akşama en sevdiğiniz içkinizi önünüze alın, müzik setinizi açın, kız arkadaşınızı (veya eşinizi) yanınıza alın. Her iki albümünde keyfine varın.

Bu son bir kaç aydır çıkan Türk müzisyenlerin albümlerinde çıta gitgide yükseliyor. Son sayıda yer verdiğim Tolga Tüzün'ün Periphery, Oğuz Büyükberber'in Ara albümü (en kısa zamanda yazmalıyım bu albümü de) üzerine 2010'un ilk iki albümü olan Century ve Bafa'yı ekleyince dinleyiciler ne dediğimi daha iyi anlayacaklardır. Ha tabii Önder Foçan'ın 36mm Biometric'ini ve Volkan Hürsever'in Hediye albümü de unutmalıyım. 2010 böyle başladıysa, devamı nasıl gelecek kimbilir.

Albümlerde çalan, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Yazı biraz gaz oldu sanırım ama albümleri dinleyenler hak vereceklerdir. Tabii bu arada bizler (S.M. yazarları) profesyonel eleştirmenler, yorumcular veya müzik tarihçileri değiliz. Tıpkı okuyucularımız gibi müzikseverleriz. Hani bir albüm alıp iyi çıkınca insan sevinir ya, bende öyle bir halet-i ruhiye de yazıyorum. Neyse eş kenar üçgenimin ortasına gideyim artık.

Herkese iyi hafta sonları...

Poe - Kuzgun Şiiri



Edgar Allen Poe benim çok sevdiğim yazarlardan bir tanesidir. Bir çok kişi Poe'yu korku hikayeleri yazan bir kişi olarak tanır. Sanırım birde Annabel Lee şiirini okullarda okuturlardı zamanında. Poe okumaya başlayınca -özellikle de hikayelerini- inanılmaz bir dünyada bulursunuz kendinizi. En azından ben buluyorum. Kendisinin çok sevdiğim Raven (Kuzgun) şiirini eklemek istiyorum bugün. Okumak geldi içimden, buraya da ekleyeyim dedim. Çeviriyi Burçak Özlüdil yapmış. Ellerine sağlık diyorum ve şiiri ekliyorum;
Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin

Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
Yorgun ve sıkıntılı-
Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
'Odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
Başka bir şey değil, yalnızca bu.'
Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
Aramıştım
Ödünç bir avuntuyu kederden-
Yitik Lenore'un kederinden-
O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
Diye andığı-
Buralarda, anılmayacak artık adı.

Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
Hışırtısı
Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
Tir tir titretiyordu beni:
Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
bu-
Oda kapımdan girme izni isteyen
Geç bir konuk:
Başka bir şey değil, budur bu.'
O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
Oyalanmadan,
'Sir' dedim, 'ya da Madam, affınızı dilerim
Ama
Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
Bir tıkırtıyla geldiniz,
Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
Oda kapımı ki,
Duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
Açtım burda; -
Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.

Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
Baktım uzun süre,
Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
Hayalleri;
Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
Vermedi,
Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
'Lenore? '
Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
O söz 'lenore'
Başka bir şey değil, yalnızca bu.

Odama dönerken alev alev yanarak
Ruhum
Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
Kuvvetlice.
'Kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
Kafesinde;
Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
Çözelim; -
Rüzgardır, başka bir şey değil bu.'

Açıverince kepengi, eski devirden kalma
Azametli bir kuzgun
Kanat çırpıp sallanarak adım attı
İçeriye;
Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
Oturdu;
Ama bir Lady'nin ya da Lord'un edasıyla
Tünedi kapımın üstüne-
Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
Konup oturdu hepsi bu.

Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
Korkak değilsin sen,
Gecenin kıyısından gelen
Suratsız ve yaşlı kuzgun-
Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
Söyle bana.'
Kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'

Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
Böylesine açıkça,
Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
Kuş-
Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
Büstte,
Bir isimle 'birdahaasla' diye.

Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
İçini dökmüş gibi.
Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
Oynattı-
Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
Dostları-
Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
Önceden uçup gittiği gibi.'
O zaman

IFPI Müzik Raporu 2010

Merhabalar, bu yazımda 2009 müzik endüstrisi raporlarını ele alacağım ve bir sonraki yazımda ise 2009 yılında Stereo Mecmuasının müzik bölümlerindeki gelişmeleri anlatmaya çalışacağım. Bakalım her iki istatistikler arasında ortak noktalar bulabilecek miyiz? Şimdi yazının ilk bölümüne geçelim.

Öncelikle IFPI (International Federation of the Phonographic Industry) raporundan başlayalım. IFPI dünya müzik endüstrisinin tepesindeki bir kuruluş. Dünyanın 72 ülkesinden 1.400 üyeye sahip. Bu üyeler müzik endüstrisinde önde gelen firma, kuruluş ve benzeri yapıları temsil ediyor. Her sene sonunda yayınladıkları raporlarda o sene müzik dünyasındaki gelişmeleri ele alıyorlar. Meraklılar 2009 senesi raporunu buradan indirebilirler.

Bu sene dijital müzik satışları 2008 senesine göre %12 artarak 4.2 milyar dolarlık bir iş hacmine ulaştı. Tüm satılan albümler cephesinden baktığımızda dijital müzik pazarı toplam %27'lik bir paya sahip. Bu pay hemen her sene artmaya devam ediyor. Geçtiğimiz sene bu pay %20 olarak verilmişti. Bu duruma benzer bir istatistik dijital albüm satışlarında da gözükmekte. Sağlıklı olarak tabir edilen büyümenin oranı %30'lar civarında seyrediyor. Hemen bir parantez açalım, bildiğiniz gibi internet üzerinden isterseniz şarkı bazında isterseniz albüm bazında satın alma yapabilmeniz mümkün. Dijital müzik istatistikleri hem şarkı hemde albüm satışı bazında tutuluyor. Bu sene en çok satılan 10 adet şarkı ve satış adetleri aşağıda;


-Amerika, dijital müzik pazarının lideri durumda. Nielsen SoundScan raporlarına göre hem albüm hemde şarkı satışlarındaki büyüme dikkat çekici. Toplam müzik pazarının %40'lık bölümü dijital satışlar. Bildiğiniz gibi geçen sene itibarı ile ilk kez Atlantic plak şirketi dijital müzik satışlarından elde ettiği gelirlerin klasik müzik satışlarını geçtiğini açıklamıştı. Aynı şekilde Apple'ın alamet-i farikası iTunes şu an Amerika'nın en büyük müzik satış platformu olarak görülüyor. iTunes'in cirosu NPD Music Watch raporlarına göre Walmart, Best Buy ve Amazon'u geçmiş durumda.

-Avrupa'da ise durum biraz daha farklı. Avrupa'da müzik satışlarının %15'i dijital müzik. Bu konuda Avrupa'da ciddi çalışmalar yapılıyor. Bizdeki gazetelerde yayınlanan Fransa'da müzik indirenlerin internet bağlantıları kesiliyormuş gibi son derece yüzeysel yorumlar yapılıyor. Fransa'da 2008 senesinde servis sağlayıcı Orange, Musique Max isminde bir servis açtı. Bu servis ayda fazladan 12 Euro ödeyerek sınırsız download (bundan sonra indirme olarak geçecek) hakkını meraklılara verdi. Bu servis yaklaşık 1 milyon şarkıdan oluşuyor. Aralarında büyük plak şirketleri, bağımsız şirketler ve müzisyen şirketlerinin şarkıları bulunan dev müzik arşivinden indirdiğiniz şarkılar farklı 5 yere kopyalanabiliyor. Başta Warner Music France olmak üzere bir çok dev firma bu girişimi desteklemiş. Fransa'nın ikinci büyük telekomünikasyon şirketi olan SFR, ise Universal Music'in tam kataloğu dahil olmak üzere sınırsız indirim hakkını kullanıcılarına ayda 20 Euro karşılığında sağlıyor.

Ayrıca Avrupa'da dijital müzik satışlarının artması için firmalar marjlarını aşağı çekmekte. Ayrıca Amerikaya göre yüksek olan vergilerin bu sene içerisinde bir miktar düşürülmesi planlanıyor. Ayrıca Avrupa kendi online müzik satış alanlarını hızlı şekilde kurmaya devam ediyor. Başta Amazon olmak üzere Avrupa piyasasının güçlü aktörleri 2010 için çok ciddi planlar yapmış durumda. Bunun yanında yine Fransa'da telif hakkı gerektirmeyen ve özellikle kendi pazarına yönelik müziğin dijitalleştirilmesi konusunda 2009 senesini son derece aktif olarak geçirmiş durumda. İngiltere ve Almanya'da da benzer bir durum göz çarpıyor. Ancak müzik pazarları açısından özellikle İngiltere'nin dijital müzik pazarının son derece hareketli olduğu raporlarda görünüyor. İtalya ve İspanya gibi korsanın yüksek oranlara çıktığı ülkelerde ise 2010 senesinde AB destekli çalışmalar yapılacak.

Şimdi gelelim Türkiye'ye. IFPI 2009 raporunda Türkiye'de yasal dijital müzik satışı yapan şirketler şu şekilde listelenmiş; Avea, Fizy, MPlay, MTV, Mynet, Muzik.net, Sendinle, TTnetmusik, Turkcell ve YouTube. Öncelikle YouTube'ün burada bulunması sanırım bir şaka.

Bence bu servislerin hepsinin ortak özelliği son derece modası geçmiş arayüzlerle müzik meraklılarına hizmet vermeye çalışmaları. Avrupa'daki örnekler gibi belli bir ücret karşılığı sınırsız indirme hakkı yerine oldukça karmaşık düzenlemeler yapılmış durumda. Bunun yanında fiyatlandırmalar konusunda bence daha agresif bir yapı oluşturulmalı. Ayrıca ben şahsım adına internetten müzik dinlemek meraklısı bir insan değilim. Ülkemizde hala çağ dışı kotalı internet hizmetleri olduğundan insanlar aynı şarkıyı her defasında internetten dinlemeye çalışmak yerine bir kerede indirebilmeliler. Bunun için gerekli alt yapılar oluşturulmalı. Yakın gelecekte fiber optik internetin ülkemizde yaygınlaşması sonrasında bu yapıları oluşturmak daha zor olur.

Heywood-Wakefield Plak Rafı


Heywood-Wakefield firması tarafından tasarlanmış retro çizgilere sahip ilginç bir plak saklama çözümü. 850 Dolar'lık fiyatı biraz yüksek. Ancak bu tarz ürünlerde malzemeden ziyade, tasarıma para veriyoruz.

Haftanın Resmi 15.01.2010


1941 yılından harika bir reklam. Crosley firmasının altın çağlarında radyo ve pikap sistemlerinin reklamı. Slogan, resimdeki bayanın kıyafetinin slogan ile uyumu gerçekten harika.

Sistemimden Siyah Beyaz Kareler!







Geçtiğimiz günlerde birlikte müzik dinlediğimiz arkadaşım Tansu hayli profesyonel bir fotoğraf makinesi ile benim sistemin resimlerini siyah beyaz olarak çekti. Aslında çok daha fazlası var ancak çok hoşuma giden bir kaç tanesini ekleyeyim dedim. Siyah beyaz fotoğrafın tadı bambaşka değil mi?

HP XB4 Docking Station



Bu sene sanırım Mayıs ayı gibi HP Pavillon DV6 dizüstü bilgisayar almıştım. Çiğli Bimeks'te Tolga İzgür sağolsun çok yardımcı oldu, fiyatına göre oldukça başarılı bir bilgisayar sahibi oldum. Geçtiğimiz günlerde bu cihaz için uygun bir docking station alayım dedim. Hemen internete baktım tabii, HP'nin kendi sitesinde bulduğum HP XB4 kodlu docking station benim ihtiyacımı görecekti. Bu sitede alışveriş yapma imkanımda olduğu için fiyatına bakayım dedim, 99 dolarlık fiyat (100 dolar indirim yapmışlar) verebileceğim bir tutardı. Bunun üzerine ebay'i de kontrol ettim. Bir çok satıcıda fiyat aynı şekilde 100 dolardı. 2010'nun ilk günlerinde alırım dedim bende. Geçen gün burada yazdığım Best Buy turu sırasında bu ürünün raflarda olduğunu fark ettim. Hadi dedim alayım. Fiyat etiketine baktığımda gözlerime inanamadım. 499TL'lik bir fiyat etiketi vardı. Ürünün Amerika ve Avrupa'daki fiyatının üzerine %18 artı bir o kadar ÖTV ekledim taş çatlasın 220TL ediyordu. Ulaşım maliyetinin koskoca firma için bir şey tutmayacağını göz önüne alırsak geriye kalan 200TL'nin üzerindeki fark ne idi acaba? Olayın Best Buy'la alakası var mıdır bilmem ama HP Türkiye ile daha alakalı gibi geliyor bana. Bu konuyu da araştıracağım. Bilgilere ulaşır ulaşmaz buraya da eklerim.

Bu tarz ürünler meraklı işi ürünler. Gidip kimse notebook'una bu tarz ürünler almaz. Alacak olanda araştırıp alır. Bu noktada Best Buy, Teknosa, Bimeks, Mediamarkt, Vatan ve benzeri tüm elektronik market yetkililerinin dikkat etmesi gerekli. Günümüzde internet'ten alışverişin gitgide arttığı bir dönemde bu tarz şeylere dikkat etmek gerekiyor. Tek bir üründe tüm marka imajı yerle bir oluyor.

Sonuç olarak bir kaç gün içinde siparişimi verip HP XB4 docking station'ımı internetten alacağım. Olurda almak isteyen olursa bu tarz ürünlerin yurt dışındaki fiyatlarını kontrol edin. Göz göre göre kazık yemeyin...

Haftanın Resmi 08.01.2010


1950'lerden ilginç bir reklam. Taşınabilir müzik sistemi :) Leak marka olduğunu tahmin ettiğim bir vakum tüplü amplifikatör, yine aynı markadan bir hoparlör. Pikap konusunda ise hiçbir fikrim yok. Sempatik bir reklam.

Best Buy Ziyaretim, Magnolia Konsepti ve Düşüncelerim


Marmariste yaşayan sevgili dostum Burak'ın ve İzmir dışında yaşayan meraklıların ısrarları sonucunda Best Buy İzmir mağazasını gezdim. Görüşlerimi kendi penceremden sizlerle paylaşacağım.

Best Buy, Türkiye'deki ilk mağazasını bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl içerisinde İzmir'de açtı. Bu aralar İzmir'in gözde moll (biz AVM diyelim AlışVeriş Merkezi) semti Balçova'daki mağazaları kendileri açısından Türkiye'deki rekabetin mikro ölçeklisini yaşayabilecekleri bir konumda. İsterseniz konuma kısaca bir göz atalım. Bu bölgede yeni açılmış bir MediaMarkt, Migros, Agora alışveriş merkezi içerisinde bir Teknosa, İzmir'in teknoloji ürünleri açısından uyuyan devi Kipa-Tesco hatta biraz daha ilerde Özdilek, Best Buy'ın rekabet yaşayacağı diğer markalar.

Migros aslında tam anlamıyla bir elektronik mağazası değil ancak dönem dönem promosyonlarında yer verdikleri ürünler ile dikkat çekiyorlar. Kipa-Tesco için ise ne yazık ki aynı şeyi söylemek zorundayım. Tesco öncesinde Kipa başlı başına bir bilişim sektörü rekabeti yaratabilecek kadar güçlüydü. Eski müşteriler özellikle telefon, elektronik ve bilgisayar (aslında beyaz eşyada eklenebilir) alanlarında bu durumu hatırlayacaklardır. O güzel dönemlerde bende bir Kipa çalışanı olduğumdan bunu rahatlıkla yazabiliyorum. Ülkemizin farklı kentlerinde Kipa-Tesco'yu birleşme sonrası tanıyanlar böyle bir şeyi hayal bile edemeyeceklerdir. Özdilek'te tıpkı Migros gibi dönem dönem ilgi çekici ürünlere promosyonlarında yer verebiliyor.

Best Buy'ın rekabet edeceği en önemli rakip MediaMarkt. MediaMarkt bir açıdan elektronik sektöründe hard discount denilebilecek agresiflikte fiyatla oynayabilen, oldukça zengin bir ürün yelpazesi olan ve en önemli özelliği rekabete çabuk uyum sağlayabilen bir yapıya sahip. Daha önce büyük ümitlerle Türkiye pazarına giren ve sonu üzücü şekilde biten Alman EP (Electronic Partner) grubunun yaptığı hataların hiçbirisini yapmamaları bence çok önemli. Laf arasında EP'in (Electronic Partner) neden adını geçirdin diyenler varsa hemen bir not düşeyim. Ben bir süre EP'de İzmir mağazasında yönetici çalıştım. İzmir mağazasının açılışı sırasında sorumlu olduğum reyonlar bitmiş son düzenlemeleri yaparken işinin profesyoneli olduğunu anlatan bir Alman yönetici haftalar boyu çok güzel olmuş dediği rafların açılışa bir kaç gün kala aslında yanlış olduğunu fark etmiş ve değiştirmemizi istemişti. Bende zaten canı çıkmış personelimin önünde adamla biraz tartışmıştım. Sonuçta neredeyse bunun benim hatam olduğu sonucuna varan bir tartışmanın sonucunda bunlardan mağazacı olmaz, Türkiye operasyonu en geç 6 ay sürer deyip işimden ayrılmıştım. Zaten sonuç tamda benim söylediğim gibi çıkmıştı. Neyse MediaMarkt diğer Alman rakibinin aksine Türkiye rekabetini iyi özümsemiş ve çok kısa zamanda tüketici elektroniği konusunda bende varım demeyi başarmış. MediaMarkt Türkiye bir alkışı hak ediyor bence bu konuda. Teknosa için ise bir şeyler karalamaya gerek bile yok. Hemen herkesin alışveriş yaptığı bir mağazalar zinciri.

İşte Best Buy bu şekilde bir ortamda ayakta durmaya çalışacak. Gelelim ziyaret notlarıma. Best Buy oldukça sevimsiz bir AVM olan Ege Park binasında kapılarını açtı. AVM aslında bir iş merkezi olarak tasarlandı ancak uzun zaman inşaat halinde kaldı. Best Buy ile ilk tanıştığınız an vitrinleri ile oluyor. Gayet şık ve etkileyici. Ana kapıdan içeriye girdiğinizde Geek Squad masası sizi karşılıyor. Buna bir nevi müşteri hizmetleri servisi diyebilirsiniz ancak mağazanın girişinde tam karşınızda kalan turuncu renkli ve şık bir düzenlemeye sahip bu servisin ismi bence çok itici. Mağaza içerisinde birazcık dolandım hemen. Sunum oldukça şık, mağazadan çok sanki bir fuar alanı gibi. Hemen her ürünün denenebilmesi için alanlar oluşturulmuş. Çoluk çocuk herkes cihazların özellikle de konsolların başına geçmiş bir durum gözlemledim. Örneğin ben bir tüketici olarak bu tarz bir gürültü ve karmaşadan nefret ederim. Ama sevenlerde vardır. Ancak Türk tüketicisini tanıyorsam bu deneme alanlarının çoğu ailecek hafta sonu eğlenmek amacı ile çocukları ile Best Buy'a gelenler tarafından işgal edilecektir. Çocuklarını baba bana Wii almadan Wii almış kadar mutlu edecek çözümler Best Buy tarafından tüketicilere sunulmuş. Kısacası ailenizle mağazaya gidip hiç bir şey satın almadan saatlerinizi rahatlıkla geçirebilmeniz mümkün. Meraklısına duyurulur.

Bilişim sektöründeki ürünlerden en dikkat çekici olan Alienware tabii ki. Alienware benim uzun zamandır takip ettiğim bir markadır. Bildiğiniz gibi çok uzun olmayan bir süre önce Dell tarafından satın alındı. Best Buy bu ürünü ülkemize getirmiş. (Aslında muhtemelen Dell getirmiştir) Dikkate alınmayan en önemli nokta Alienware ve benzeri ürünlerin özelleştirilebilme opsiyonlarının tüketicilere cazip gelmesi. Fiyat etiketleri 5.000TL olan masa üstü bilgisayarları veya 8.000TL olan dizüstü bilgisayarları alacak meraklıların ülkemizde oldukça az olduğunu düşünüyorum. Zaten bu denli harcama imkanı olan bir çok meraklı ürünü Avrupa'daki Alienware satış noktaların satın alabilirler ki zaten bir çoğu böyle yapıyor. Raflardaki diğer ürünler ise genelde bir çok bilişim mağazasından farklı değildi. Elektronik reyonlarında ise ciddi bir renklilik söz konusu. Ülkemizde yine ilk kez gördüğümüz bazı ürünler ülkemize gelmiş. Bu ürünlerden bazılarının tamamen prestij amacı ile getirildiği belli. Umarım ilgi görür bu tarz ürünler. Bu ürünlerin ülkemize getirilmesi bence çok olumlu. İnşallah satış baskısından dolayı ürünler ilerleyen dönemlerde raflardan kaldırılmaz.

Best Buy üzerinde en çok konuşulan şey Magnolia konsepti idi. Magnolia en basit anlatımla şu, kendinizi evinizde hissedebileceğiniz özel bir demo odası. Bu durum özellikle forumlarda oldukça gürültü koparttı ancak günümüzde bir çok firmanın kendi demo odaları var. Burada sattıkları ürünlerle ilgili benzer ortamları müşterilerine sunabiliyorlar. Örneğin İzmir'de Egemen Montrö mağazasında, Fonetik mağazasında bu tarz konsept demo alanları mevcut. Hatta bir çok firma özellikle üst düzey sistemlerde ev demoları da düzenleyebiliyorlar. Durum İzmir'de böyle iken İstanbul'da daha da yaygın durumda. Magnolia konseptinin ilkel kalacağı demo odaları ülkemizde mevcut. Anlayacağınız Magnolia bu tarz ürünleri almak isteyen insanlar için zaten çok önemli bir kriter değil. Neden mi?

Öncelikle Magnolia konseptinde oda akustik olarak düzenlenmemiş ve odanın içi hoparlör dolu. Bu durumda çıkan sesi tahmin etmek gayet basit. On tane pasif subwoofer'ın çalıştığı bir ortam. İşin en acı olan tarafı seslerini çok iyi bildiğiniz hatta sevdiğimiz markaların hoparlörlerinin berbat çalıyor olması. Ne olduğunu bilmeyen bir meraklının aklında kalacak ilk imaj açısından durum oldukça vahim. Ortalık tam anlamıyla bir bas ses yığını ile doluyor, tizler ve midler ise ortalarda yok. Bu noktada benim özellikle hifi alanında faaliyet gösteren değerli dostlarımıza ufak ve dostça bir önerim olacak. Seneler boyu büyük uğraşlarla piyasada yerini sağlamlaştırmaya uğraştığınız markalarınızın ürünlerini bu tarz marketlere vererek belki (orası da meçhul) ilk adımda iyi bir satış yakalayabilirsiniz. Ancak uzun vadede özellikle ev sineması ve hifi alanında daha üst modellere yönelecek müşterilerin algılarında ilk duydukları ses referans kalacağından marka imajı açısından geri dönülmez sorunlar yaşanabilir. Dünyada bu konsepti bilen bazı üreticiler bu tarz mağazalar için özel ürünler üretirler. Yine marka aynıdır ancak ürünler sadece bu tarz zincir mağazalarda bulunur. Bu tarz çalışmaları ben sizlerin yerinde olsam bu tarz ürünlerle yapmaya çalışırdım. Tabii ki bunlar benim görüşlerim. Katılmayanlarda mutlaka olacaktır.

Magnolia raflarındaki elektronikler standart sistemlere bağlanıyor ve otomatik şekilde üründen ürüne geçiş yapılabiliyor. Bu durumda raflardaki üst modelleri almayı düşünen müşterilerin kablo denemeleri vesaire konusundaki hayalleri de suya gömülmüş oluyor. Özellikle orta ve üstü sınıflarda ürünleri almayı planlayan meraklıların Best Buy vesaire gibi zincir mağazalarla değil direkt olarak butik mağazalara yönelmesi gayet normal olacaktır ve muhtemelen kendi hayırlarına olacaktır.


Bu arada iki üzücü hususu da ekleyeyim. Birincisi Focal'in üst serisi Maestro Utopia'sının demodaki hali. Yan taraftaki elektronik reyonundan gelen ses karmaşasının içerisinde bu güzel hoparlörler başları önlerinde duruyorlar. Bu hoparlörlerin büyük abisini İstanbul'da Extreme Audio Villa'da Gryphon'un üst düzey elektronikleri ile dinleme fırsatım olmuştu. Serinin bookshelf'ini de Accuphase ürünleri ile dinlemiştim. (bu konuyla ilgili ayrıntıları İstanbul Özel Sayımızda bulabilirsiniz. Ulaşmak için tıklayınız Focal'i seversiniz veya sevmezsiniz. Ancak hakkını vermek gerekir ki, Utopia serileri daha ilk örneklerinden beri her zaman etkileyici hoparlörler olmayı başarmışlardır. Çeşitli forumlarda meraklılar bu hoparlörle ilgili oldukça kötü yorumlar yapıyorlar. Best Buy'da iken bende bu kötü yorumlara katıldım ancak hoparlörleri layık oldukları şekilde sürdüğünüzde ortaya çıkan sonucun Best Buy'daki ile uzaktan yakından alakası yok! İmkanınız olursa Extreme Audio'da bu hoparlörlere kulak verin, sizde bana hak vereceksiniz.

İkinci üzüldüğüm nokta ise oldukça uygun fiyatla satışa sunulmuş olan Audioengine hoparlörlerin yeri ve konumu ile alakalı. Bu hoparlörler hifi piyasasında fiyat/performans oranı ile fırtına yaratmış ürünler. İyi bir ortamda şaşırtıcı performanslar ortaya koyuyorlar. Best Buy'daki sunumda hoparlörler üstte bir rafta bir nevi fon olarak yerleştirilmişti ben gördüğümde. Ancak bir yerden haber alıp gidip ürünü bulmanız gerekiyor. Öylesine saçma sapan ürünler ortalıkta atılırken bence Audioengine daha fazla ilgiyi hak ediyordu. Bence yazık olmuş.

Şimdilik bu kadar yeter sanırım. Bir kaç gün sonra son değerlendirmemi sizlerle paylaşırım.

Haftanın Videosu: Animal Davul Solo



Haftanın videosunda kısa ama eğlenceli bir video eklemek istedim. Tatil dönüşü haftaya güzel başlayalım. Muppet Show'u hatırlayanlar bilir bir çoğumuzun favori karakterlerinden birisi de Animal'dı. Bu videoda Animal adına uygun bir davul solo yapıyor :)