Cem Karaca Namus Belası / Gurbet 7" Plak


Cem Karaca'nın 1974 tarihli Namus Belası / Gurbet Apaşlar, 45'liği muhtemelen en çok bilinen şarkılarından bir tanesi olan Namus Belasına ev sahipliği yapıyor. Cem Karaca'nın zaman içerisinde birlikte çalıştığı o kadar çok topluluk var ki, Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar, Dervişan, Edirdahan liste uzadıkça uzuyor. Bu süreçleri sevgili Münir Tireli Bir Metamorfoz Hikayesi - Türkiye'de Grup Müziği: 1957 - 1980 kitabından yıl yıl anlatmıştı. Bu arada açılır kapaklı 45'likleri çok seviyorum. Kapak için bayağı uğraşılmış.


Namus Belası videosunu da aşağıya ekleyeyim dedim. Meraklısına...

iPad Coşkusu


Geçtiğimiz günlerde Apple'ın iPad'ini güzel güzel kurcalama fırsatı buldum. Bazılarına göre 4 adet yan yana konmuş iPhone olarak tanımlanıyor ancak bana kalırsa durum pek öyle değil. Ülkemizde kullanılan bir çok iPad Amerika'dan geliyor. Bunun en önemli sebebi satış fiyatı. Ülkemizde ne yazık ki biraz(cık) pahalı fiyatlara satılıyor.

iPad'i kurcalama sebebim, Stereo Mecmuası başta olmak üzere bazı sitelerimi kontrol ettim. Valla ne yalan söyleyeyim, SM sitesi iPad ile gözüme daha bir güzel gözüktü.

not. fotoğraf web kamerası ile çekildi. Normal koşullarda iPad daha güzel bir cihaz. Bende bu kadar çirkin değilim sanki. Yoksa öyle miyim ya?

Hammer of the Gods Kitap


Hammer of the Gods, aslında bir grup anatomisi kitabı. Müzik yazarı Stephen Davis tarafından kaleme alınan kitap ilk kez 1985 yılında yayınlanmış. Muhtemelen Led Zeppelin'i anlatan kitaplar arasında en bilineni. Bunun en önemli sebebi, New York Times bestseller listesinde olması mıdır, yoksa Led Zeppelin'i en iyi anlatan kitap olması mıdır bilinmez. Aslında yazar kitabı Jimmy Page ve Robert Plant'e sormak lazım. Aslında sormuşlar ve Page, kitabı okuduğumda pencereden dışarı fırlattım, Plant ise Led Zeppelin hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin yazdığı bir kitap demiş. Ancak buna rağmen kitap hali hazırda Led Zeppelin denilince ilk akla gelen kitaplardan bir tanesi. Kitap, topluluğun tur menajeri Richard Cole gibi yakın isimlerin anılarına dayandığından belki çok içsel değil ama harika bölümler ve bilgiler olduğunu da yadsımak imkansız.

Kitap yayınlandığı günden bugüne bir kaç kez güncellenmiş. Hatta düzeltilmiş ve genişletilmiş bir versiyonu Hammer of the Gods: The Led Zeppelin Saga adıyla yayınlanmış. Orijinal metin Amazon veya Barnes & Nobles gibi önemli alışveriş sitelerinde son derece uygun fiyata satılıyor. Bende kitabın ilk basımı var. genişletilmiş versiyonunun içeriğini tam olarak bilmiyorum. Bu arada kitabın dilimize çevrilmediğini biliyorum ama gözümden kaçmış olabilir. Led Zeppelin sevenlerin özellikle de İngilizce okuma yeteneğine sahip olanların gözden kaçırmaması gereken bir kitap.

20. Akbank Caz Festivali Evans Parker Konserinden Bir Enstantane


Akbank'ın düzenlediği Caz Festivali bu sene düzenlenen 20.'sinde konser veren Evan Parker performansından bir enstantane. Saksafoncu Evan Parker'a konserde gitarda Umut Çağlar, üflemelilerde Korhan Futacı, davulda Korhan Argüden ve perküsyonda Özün Usta eşlik etmiş. Fotoğraf sevgili Reha Arcan'dan geldi. Çatlamaya devam ediyoruz...

Güzel Bir Plak ve Pikap Standı



Geçenlerde bir arkadaşımdan ilginç bir stand fotoğrafı geldi. Çok hoşuma gitti. Muhtemelen DIY projesi çok rahatlıkla yapılabilecek bir stand.  Stand'in sağ tarafı elektronik cihazlar için düşünülmüş. Üste pikabınızı koyabiliyorsunuz. Alt bölümde ise 2 katlı bir ayrı bölüm oluşturulmuş. Örneğin amplifikatör ve CD çalar konulabilir. Sol alt bölümde ise plaklarınızı dizebileceğiniz bir alan eklenmiş. Eğer bu projeyi siz yapacaksanız bu bölüme mutlaka ara dikme koyun. Plaklar birbirlerinin üzerine yüklenmesin. Stand'in en ilginç bölümü sol üst bölüm. Buraya plaklarınızı dik olarak yerleştirebiliyorsunuz. Böylelikle sevdiğiniz plaklarınıza daha rahat ulaşabiliyorsunuz. Eh güzel de gözüküyor. Ürün Amerikalı Test Collective firması tarafından tasarlanmış. Fiyatını ise bulamadım ama pek ucuz değildir zannederim.

Yukarıdaki proje aslında genişletilerek can sıkıcı yaşam ünitesi modüllerine alternatif olabilir.

The Doors - The Piano Bird / Good Rockin' 7" Plak


The Doors, Jim Morrison öldükten sonra yoluna devam etmek için iki girişimde bulundu. Bunlardan ilki 1971 tarihli "Other Voices" albümüdür. Pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğimiz albümden hemen bir yıl sonra "Full Circle" yayınlanır. Bu albümden çıkan hit parça "The Mosquito"dur ancak günümüzde pek hatırlanan bir Doors şarkısı değildir. Ne yazık ki Doors demek bir şekilde Jim Morrison demektir. Albümden çeşitli 45'likler yayınlanmıştı. Bunlardan en dikkat çekicilerden bir tanesi muhtemelen The Piano Bird / Good Rockin' 45'liğidir. Müzikal bir önemi olduğunu düşünmüyorum ama kapakta Doors yazısı altında 3 kişi görmek ilginç oluyor. Meraklısına The Piano Bird'ün kolaj çalışması şeklinde hazırlanmış bir videosunu ekliyorum. En azından şarkı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz..

Orson Welles- I Know What It Is To Be Young 7" Plak


Yahu bu 45'liğin ne kadar çok meraklısı varmış hiç bilmiyordum. Evde misafirler 45'likleri karıştırırken, hele yaşları 40 ve üzerindeyse, bu plağı ısrarla dinlemek istiyorlar. Özellikle ülkemizde bir dönem bu şarkı öylesine popüler olmuş ki, farklı isimler şarkıyı Türkçeleştirip tekrar tekrar plağa kaydetmişler. Şarkı biraz nasihat niteliğinde. Türkçe çevirisine bir bakalım,

Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum
Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin
Bir gün , sen de aynı şeyleri söylüyor olacaksın
Zaman geçip gidiyor ve bu hikaye anlatılıyor
Birçok soru sordum, tanıştığım akıllı adamlara

Cevapları henüz kimse bulamamış
Hatırlanacak günler olacak
Gözyaşı ve kahkahalarla dolu
Yazdan sonra kış gelecek
Böylece yıllar geçecek
Öyleyse arkadaşım , gel beraber müzik yapalım
Sen bana yenisini söylerken ben eskisini çalacağım
Zamanla, senin gençlik günlerin geçerken
Zamanlarını seninle paylaşan birileri olacak

Meraklısına şarkının videosunu da paylaşayım.

Deep Purple'ın Esinlendiği Topluluk; It's a Beautiful Day


Geçtiğimiz günlerde Plaki Sohbetler programında Deep Purple işlenirken programa katılıp bu albümünden bahsetmeyi çok istiyordum. Ancak mümkün olamadı ne yazık ki. Verilmiş bir sözü tutmak üzere albümden size bahsetmek istiyorum. Aslında bu albümün plağı bende belki 3-4 senedir var. Ancak albümde öyle bir şarkı var ki, aslında bir çoğunuz bilmiyorsunuz, bir yandan da hepiniz biliyorsunuz; Bombay Calling. Amma karışık oldu değil mi? Bulmacanın çözümü için okumaya devam edin!

It's a Beautiful Day, 1967'de San Francisco'da kemancı David LaFlamme tarafından kurulmış bir topluluk. LaFlamme çok ilginç bir müzisyen. Aslında klasik müzikle uğraşıyor. Yanılmıyorsam Utah Senfoni Orkestrasında çalışmış. Sonrasında yeter artık deyip kendisini rock alemlerine atmış. Grup, rock müzik tarihinin önemli topluluklarından bir tanesi. Ancak ülkemizde pek bilinmiyor. Topluluk aslında kalabalık değil ancak müzik yapısı itibarı ile oldukça zengindir. Aynı zamanda karısı olan Linda LaFlamme klavye çalıyor. Pattie Santos vokal, Hal Wagenet gitar, Mitchell Holman bas ve Val Fuentes davul çalıyor. Bir şekilde San Francisco tabanlı rock müziğin önünü açan grubun müziği son derece karmaşık. Bu durumun ortaya çıkmasında  David LaFlamme'ın klasik müzik eğitimi almış olmasının tabii ki çok etkisi var.

It's a Beautiful Day'in ilk albümü toplulukla aynı ismi taşıyor. Albümde bulunan şarkıların hepsi birbirinden ilginç ancak müzik tarihinde yerlerini almalarını sağlayan parça muhtemelen "White Bird"dür. Ancak ilk çıkan 45'leri Bulgaria'dır. Arkasından "White Bird" 45liği yayınlanmış ve albümün önü açılmıştır. Albümün şarkı listesi şu şekilde,

"White Bird" (6:06)
"Hot Summer Day" (5:46)
"Wasted Union Blues" (4:00)
"Girl With No Eyes" (3:49)
"Bombay Calling" (4:25)
"Bulgaria" (6:10)
"Time Is" (9:42)

Yazının başlarında "Bombay Calling" şarkısından bahsetmiştim. Bu şarkının ana teması ile Deep Purple'ın meşhur "Child in Time" şarkısının ana teması birebir aynıdır. Hatta It's a Beautiful Day yorumu çok daha estetiktir. Deep Purple bu konuda senelerce sessiz kalmış ve şarkının temasının özgün olduğunu iddia etmiştir. Seneler sonra biraz esinlenme olduğunu kabul etmişler ve uzun seneler sonra temayı büyük ölçüde alıp kendi şarkılarına uyarladıklarını itiraf etmişlerdir. Tabii Deep Purple dünyada son derece popüler olmuş, It's a Beautiful Day ise unutulup gitmiştir. Aşağıya It's a Beautiful Day'in canlı performansı ile "Bombay Calling" yorumunu ekleyeyim.

Aslında bu yazıyı yazmamaya karar vermiştim seneler önce. 1970'lerin rock müziğinde büyük ve popüler toplulukların dışına çıkmayı başarmış her meraklı "It's a Beautiful Day" topluluğunu duymuştur. Aslında Child in Time için yazdığım hadise çok ama çok bilindik bir konu. Yazıyı yazmama sebebim ise müzik mağazalarında sürünen "It's a Beautiful Day" plaklarıdır. Bir dönem bu albüm ülkemize ithal edildi ve 20TL'den satıldı ancak nedense alıcı bulamadı. İstanbul ve İzmir'de plak mağazalarında albüm bol bol bulunuyordu. Ancak yan tarafındaki Jethro Tull, arkasındaki Doors, onun yanındaki Lep Zeppelin plakları bunun 4-5 katına satılırken, nedense 1970'lerin bu önemli rock grubuna kimse dikkat etmiyordu. Bulduğum tüm plakları ucuz ucuz satın alıp, arkadaşlarıma hediye ettim. Bu albümden de kendi bloğumda bahsetmemeye karar verdim. Yakın bir dostum, geçtiğimiz günlerde bu konuda beni eleştirdi.
Aslında haklıydı da, müzik paylaşınca güzel olan bir şey değil mi?
Bu yazıyı yazarak sözümü tutmuş oluyorum. Sanırım İstanbul'da bazı mağazalarda "It's a Beautiful Day" plağı hala bulunabiliyor olmalı. Müzik tarihine meraklı genç okuyucularımız ellerini çabuk tutup o plakları hızlı şekilde ucuz fiyat etiketlerinden satın alsınlar. Emin olsunlar ki, harika bir rock/blues albümü satın almış olacaklar.

İstanbulda Bir Müzik Mağazası; Opus 3A


Bloğumda dünyanın dört bir tarafından hifi ve müzik mağazalarına yer veriyorum. Bu kez başlığa konu olan mağaza Türkiye'den; İstanbul Cihangir'deki Opus 3A. Mağaza için Facebook'ta Opus 3A açılan sayfada şu şekilde bir açıklama yazılmış. Kopyala-yapıştır yapalım

Opus 3A yoğun olarak klasik ve caz alanlarıda faaliyet gösteren A.K. Müzik tarafından İstanbul Cihangir Caddesi'nde 2010 tarihinde kurulmuştur. Mağazadaki arşivin büyük bölümünü klasik müzik ve caz repertuarı oluşturmaktadır. Türkiye'de klasik, caz, elektro-akustik ve deneysel alanlarında yerli prodüksiyonlara sahip A.K. Müzik dünyanın en büyük bağımsız plak şirketlerinin (ECM, Naxos, Enja, Harmonia Mundi, Speakers Corner Records vb) de Türkiye temsilcisidir. Bu sebeple Opus 3A İstanbul’da klasik ve caz odaklı en büyük ve ilk mağazadır. Mağazada çok çeşitli modern dans, opera, çağdaş bale DVD’leri de mevcut...

Mağazanın görüntülerini de Facebook'tan aldım. Güzel gözüküyor değil mi?





Valla İstanbul'da yaşayan okuyucularımız şanslılar doğrusu. Böylesine güzel mağazalardan alışveriş edebilme imkanları var. Biz ise İzmir'de hasret kaldık böyle mağazalara. Belki İstanbul'da yaşayanlar için pek bir komik gelecek ama buralarda böyle mağazalar olsa, muhtemelen kovulana kadar rafları kurcalardım. Hatta maaş almadan çalışmaya gönüllü bile olurdum. Şehrimiz yavaş yavaş küçüldüğünden midir fakirleştiğinden midir bilinmez, böyle mağazaları zor görürüz biraz. Kim ne derse desin, müzik mağazasından alışveriş etmenin tadı hiçbir şeyde yok! Neyse...

Meraklısına adres şu şekilde; Cihangir Caddesi, No: 3A. Facebook sayfası için ise buraya tıklayabilirsiniz. Bu arada Facebook'un sağı solu belli olmuyor. Link boş çıkarsa Facebook'a girince Opus 3A diye aratırsanız bulursunuz.

Beach Boys Reel Tape


Eskiden uzun çalar, 45'likler, kaset ve hatta kartuş kaset formatlarındaki albümlerin satıldığını hepimiz biliyoruz. Bunlara bir ek olarak zamanında makara bant formatlı albümler de satılıyordu. Günümüzde bunları edinmek pek kolay değil. Edinseniz bile durumları pek iyi olmuyor. Tabii Amerikalı Tape Project gibi organizasyonlar günümüzde hala makara teyp formatlı albümler yayınlıyorlar. Ama fiyatlar evlere şenlik...


Zamanında edindiğim bazı makara teypleri girdikleri deliklerin içerisinde bulup çıkarttım sonunda. İlk elime gelen Capitol'un bastığı Best Of Beach Boys Volume 2 bandı. Hatırladığım kadarı ile setin tamamı iki makaraydı. İkincisini buldum ama ilki nereden çıkacak bakalım.

Bu aralar bloğuma, evin derinliklerinden çıkan malları ekleyeceğim. Nostalji olsun...

Kendi Sesiyle Atatürk Plağı


1966 yılında Milliyet Gazetesi ile Türk Philips tarafından hazırlanan 45'lik "Kendi Sesiyle Atatürk" Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde eski kayıtların devirleri ile ilgili bir tartışma yaşanmıştı. Kültür Bakanlığı'nın arşivlerinde bulunan bazı kayıtlar ile yapılan karşılaştırmalarda Atatürk'ün sesinin bildiğimiz tonundan biraz farklı olduğu iddia edilmişti. Ses tonu konusundaki tartışmaları dikkatle takip ettim ancak önemli olan konuşmaların içeriği!


Plağın arka kapağında şöyle bir not eklenmiş; "Ölümünün 28. yılında Atatürk'ün kutsal hatırasına sunduğumuz bu plak mevcut imkanların en iyi şekilde değerlendirilmesiyle hazırlanmıştır.

Bu konuda yararlandığımız geçmiş yıllara (1933-1935) ait belgeler, Hollanda'da Philips laboratuarlarında elektronik teçhizat ve filtrelerden geçirilerek parazit ve gürültü sesleri imkan nispetinde süzülmüştür. Bu tarihi sesin size en net ve pürüzsüz şekilde kazandırlması için gösterilen bütün çabaya rağmen, yararlanılan belgelerin ilkel metodlarla kaydedilmiş oluşu ve zamanla yıpranmış bulunması, daha iyi bir plak yapılmasını engellemiştir. Bütün bunlara rağmen, bu tarihi plağın, diskoteğinizde dokümanter plak olarak müstesna bir yer işgal edeceğine inanıyoruz."

Plak kapağına yazılan yazı ne kadar nazik bir dille yazılmış. Benim çok hoşuma gitti doğrusu. Bu arada dikkat ederseniz "diskotek" kelimesi o dönemde plak arşivi veya koleksiyon anlamında kullanılıyormuş. Bunun bir çok eski plakta gördüm. Hoşuma gitti  bende bu şekilde kullanacağım zaman zaman!


45'liğin bir yüzünde 10. Yıl Nutku, diğer yüzünde ise 1935 Kurultayının açılışında yaptığı konuşma var ki, bence bu önemli bir tarihsel belgedir. Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi Atatürk yaklaşan İkinci Dünya Savaşını 4 yıl öncesinden anlatıyor.

>Tarihi bir vesika olarak, diskoteğimin önemli bir parçası! Keşke imkan olsa da, 45'liği bilgisayara yükleyip, tekrar bir restorasyon ile meraklılara sunabilsem. Sanırım bunun için USB çıkışlı bir pikap katına ihtiyacım var. Restorasyon yazılımı konusunda ise çok sayıda açık kaynak kodlu yazılıma ulaşmak mümkün. Bu işi bir düşüneyim...

Kuş Sesleri Plak


Bu 45'liğin kapağına bakınca pek bir şey anlaşılmıyor. İsviçre Havayolları desteğinde hazırlanmış olduğuna dair bir logo arka kapağa eklenmiş. Plağın asıl ilginçliği gatefold kapak açılınca ortaya çıkıyor. Bakınız aşağıdaki resim;


Plakta dünyanın dört bir köşesinden kuş sesleri bulunuyor. Sanırım arşiv amaçlı üretilmiş bir plak. Son derece eğlenceli!

Mehter Marşları 45'lik


Bu hafta 45 devirlik plaklarımızı düzenledim. Yavaş yavaş listeleyip, temizliyorum. 7" boyutundaki plaklar özellikle kapakları varsa gerçekten çok keyifli oluyor. Dün akşam arşivin derinliklerinde bulduğum bir plak. Mehter Marşları 45'liği. Plağı bloğuma eklemiş olmamın sebebi bulunmaz Hint kumaşı olması değil. Yukarıdaki etikete dikkatlice bakarsanız Sivil Mehter Takımı ibaresi var. Askeri mehter takımı tabir edilen Haribiye Askeri Müzesinin Mehteran bölüğüdür, onu herkes bilir de, o dönemde sivil mehter takımı denilince ne anlaşılıyordu acaba?

HP-Compaq 100EU All In One PC


Bizimkiler geçen hafta kullandıkları bilgisayarı bozunca, yeni bir bilgisayar almak üzere araştırmaya başladım. Yaptıkları şey, internette dolaşmak ve oyun oynamak olunca basit bir bilgisayar ihtiyaçlarımızı karşılayacaktı. Geçmişte Apple'ın yaygınlaştırdığı tüm bilgisayar donanımının ekran arkasına saklanması konsepti günümüzde bir çok üreticinin ürün yelpazesinde kendisine yer bulmuş durumda.

HP-Compaq 100EU aslına bakarsanız günümüzde büyük popülerlik kazanan Netbook'ların donanımının 20" boyutundaki bir monitör arkasına eklenmesi olarak özetlenebilir. Yaklaşık 350 Dolar (artı KDV) gibi bir fiyat etiketine Intel® Atom™ D410 1.66 GHz'lik (533 MHz) bir işlemci, 1 GB DDR2 Bellek, (800MHz), 160GB'lık SATA bir disk, 20" boyutunda bir monitör, DVD±RW, klavye+fare ve Windows XP Home işletim sistemi satın almış oldum.

Bilgisayar üzerinde, sağ tarafta DVD okuyucu/yazıcı ve ekran parlaklık ayarları, sol tarafta 3 adet USB girişi ve kart okuyucu bulunuyor. Arka bölümde ise ethernet ve 2 adet USB girişi ayrıca elektrik bağlantısı için bağlantı noktası bulunuyor. Kutu içerisinden çıkan klavye ve fareyi kullanınca geriye 3 adet boş USB girişi kalıyor ki, bence yeterli.

Ürünün artı ve eksilerini şöyle sıralayabilirim. Artılar, çok şık tasarım, az yer kaplaması, standart bir masa üstü bilgisayara göre düşük enerji tüketimi, kullanım amacına göre ehven sayılabilecek fiyat. Ayrıca ürünün satış fiyatı etiketine HP'nin çok basit sayılabilecek bir yazıcısı olan Deskjet D1660 eklenmiş olması ilgi çekici. Eksiler; Wifi özelliğinin bulunmaması (küçük bir yatırımla bir Wifi alıcısı takmak mümkün) ekranın altına yerleştirilmiş hoparlörlerin son derece başarısız olması, çok kaliteli olmayan klavye ve mouse. Ürünün geliştirilebilir olmaması ve bir arıza durumunda komple servise gitme zorunluluğu diğer eksiler.

Uygun fiyata fazla yer kaplamayan şık bir bilgisayar arayan, internette gezinmek, basit oyunlar oynamak, DVD'lerini seyretmek isteyenlerin makul fiyat ödeyerek sahip olabilecekleri bir bilgisayar.

IKEA 2011 Kataloğu ve Plaklar


Geçtiğimiz yıllarda yazdığım bir yazıda IKEA Expedit rafları ile alakalı şunu yazmıştım; " Ben İskandinavların hiçbir şeyi şans eseri yaptıklarına inanmam şahsen. Yani bir şekilde potansiyel müşteri gruplarına plak severleri de eklemek üzere bu ürünü tasarlamışlardır diyorum" Eh dediğimde bir şekilde haklı çıktım. Yukarıdaki fotoğraf IKEA'nın yeni kataloğundan. Dikkat edebileceğiniz gibi Expedit rafın iç tarafını plak stoklamak, üst kısmını ise pikap ve benzeri ekipman koymak için kullanmışlar.

Bu arada IKEA Türkiye'de fiyatlar devamlı yükseliyor. Avrupa'nın en sağlam vergilerinin olduğu İngiltere'den çok çok pahalı hale gelmesinin sebebi, inşallah nasıl olsa satıyoruz mantığı değildir. Öyle veya böyle Expedit'in alternatifi şu an için yok ve fiyat hala makul seviyelerde.

Sayı 26 Cuma Günü Yayında!


Eğer bir terslik olmaz ise Stereo Mecmuası'nın 26. Sayısını Cuma günü yayınlıyoruz. Kotanızın durumunu kontrol etmeyi unutmayınız :)

Şimdi Nişanlı Olduk, Parmakları Doldurduk

Farklı Chordette Gem'ler


Hifi dünyasını takip edip, Chordette Gem'in ismini duymayan çok az insan vardır herhalde. Ürün ülkemize geldiğinde sıcağı sıcağına ayrıntılı bir test yazısını yayınlamıştık. Yazıyı Sevgili Toygan Eren (aka Inis) yazmıştı, bu arada kulağını çınlatalım. Ufaklık ile uğraşmaktan sanırım hifi'ye vakit ayıramıyor. Uzun zamandır denk gelmedim, umarım her şey yolundadır. Gem ile alakalı test yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

Geçenlerde Sevgili Reha Arcan bir link gönderdi. Linkte yukarıdaki Gem'ler vardı. Dikkat edeceğiniz gibi son derece keyifli olmuş bu halleri. Özellikle telefon kulübesi şeklinde olan benim favorim. Bu arada Gem ailesi genişliyor. Pazartesi bültenine yeni modelleri ekleyeceğim. Ancak renkli Gem'leri görünce dayanamayıp kendi bloğuma ekleyeyim dedim.

Figüratif Mağazasından





İstanbul'a gittiğimde ilk ziyaret edeceğim yer artık belli, Figuratif mağazası. Yukarıda mağazadan görüntüler var. Web sitesi ve alışveriş sitesi konusunda çalışmalar devam ediyor.

Avrupa ve Amerika Hifi Pazarlarında Durum



Stereo Mecmuası'nı yayına soktuğum ilk yıldan bugüne her yıl yaz ayları durağan geçer, Eylül ayından itibaren ise ortalık şenlenirdi. Yazın azalan trafiğimizi arttırmak için, ekip olarak, çeşitli etkinlikler yapmaya çalışırdık. Bunlara Blitzkrieg adını vermiştik. Bu yaz, bu etkinlikleri düzenlemedik. Aslında bu senenin hifi piyasası adına pek keyifli geçeceğini düşünmüyordum, ancak bu kadarını da beklemiyordum doğrusu. Özellikle yaz aylarını tatsız geçeceği belli idi ancak baharın gelişiyle ortalık şenlenir diyordum.

Ancak kimsenin beklemediği bir durgunluk var. Ülkemizdeki durumla alakalı olarak elimde çok sağlıklı bilgiler olduğunu söyleyemeyeceğim. Çok sıklıkla olmasa da, ülkemizin dört bir tarafındaki firmalarla yazışıyoruz. Durumun pek parlak olmadığı söyleyebilirim. Ancak bu yazımda ülkemizden çok yurt dışına odaklanacağım.
Stereo Mecmuası'nın dışa açılma projeleri sayesinde bir çok firma ile direkt olarak yazışma şansına sahibim. Bazı üreticilerle daha yüzeysel ilişkilerimiz var, bazıları ile ise güzel dostluklar kurma şansım oldu. İsim vermeden, bir çok kişiden aldığım bilgilerin bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Aslında son bir yıldır, dünyanın en önde gelen bir çok hifi tartışma forumu, bloglar gibi dijital platformlardaki sessizlik meraklıların gözlerinden kaçmamıştır. Ancak üreticiler hakkındaki bilgiler normal bir meraklı için çok ulaşılabilir değil. Şunu söylemeliyim ki, Avrupa hifi pazarının şu an ülkemizden bile kötü durumda olduğunu düşünmeye başladım. Konuştuğum bazı satıcı firmalar, kira bedellerini karşılayamadığından mağazalarını taşıma ve küçültme yoluna gitmişler. Bazı ülkelerde ise ellerindeki malı nakde çevirmek için çok ilginç indirimler yapılıyor. Bu indirimler, önemli hifi satış sitelerinin yanında eBay gibi sitelere de sıçramış durumda. Böylesine indirim ve likidasyonlar söz konusu olunca bazı ülkelerdeki dağıtıcı ve distribütörlerde isyan etme noktasına gelmiş durumda. Özellikle ürünlerin serbest dolaşımının mümkün olduğu AB ülkeleri perdelerin arkasında ciddi kavga gürültünün koptuğunu biliyorum.

Bu sene içerisinde bazı üreticilerin tüketiciye direkt satış kanallarını açtığından bahsetmiştim. Görünen o ki, bu senenin sonraları ve gelecek senenin başlarında bu konuda bir patlama yaşanacak. Özellikle küçük üreticiler, ara dağıtım için ayırdıkları kar marjlarını, tüketiciye yansıtıp daha rekabetçi fiyatlarla pazarda ayakta durmaya çalışmak yolunu seçmişler.

Bu sene uygulanan bir diğer strateji, yeni ürünlerin duyurulması. Yaz aylarındaki durgunluğa rağmen, irili ufaklı bir çok firma, yeni ürünler tanıttı. Yeni bir ürün demek, potansiyel satış şansı demektir. Ancak özellikle Avrupa'da ülke dağıtıcılarının ellerinde şişen stoklardan dolayı, bir çok pazarda ürünler potansiyel alıcıları ile buluşamadı. Haklı şekilde distribütörler, ellerindeki ürünleri satmadan, stoklarına mal çekmek istemiyorlar. Amerika pazarından da benzer haberler geliyor. Amerika pazarı çok büyük olduğu için, bazı üreticiler, distribütör firmalar ile anlaşmalarını bozarak kendileri bu pazarda daha fazla boy göstermeye başladılar. Ancak anlayabildiğim kadarı ile birçoğu beklediği satış rakamlarına ulaşamamış durumda. Tabii ki hem Avrupa hemde Amerikan pazarında başarılı firmalar mevcut. Ancak benim konuştuğum bir çok üreticinin keyifleri oldukça kaçmıştı. Bu arada Almanya pazarında bir miktar hareketlenmenin başladığı söyleniyor. Ancak hareketlenme orta-üst ve üst segment ürünlerde yaşanıyor. Hal böyle olunca ortaya düşük fiyatlara alınabilecek üst sınıf ürünler piyasaya doluyor. Alman ikinci satış sitelerini takip edenler, dergimizde de incelediğimiz bazı üst sınıf ürünlerin ikinci el fiyat etiketlerini şaşkınlıkla izliyorlardır. Bugün giriş seviyesinin üzerinde bir ampli fiyatına, üst sınıfa yaklaşan 3-4 senelik ürünler bulunabiliyor. Yukarıda yazdığım gibi bu durum AB üyesi ülkelerin kendi iç pazar dinamiklerini etkiliyor. Firmalar farklı stratejiler uygulasalar da, sonuçlar pek tatmin edici değil sanırım.
Amerika ve Avrupa'da yaşanan durgunluğun aksine, Uzakdoğu'nun oldukça hareketli olduğu söyleniyor. Yıldızı parlayan ancak "nispeten" küçük pazarlar olan Tayvan, Malezya, Singapur gibi ülkelerin yanında Japonya ve Çin pazarlarında yaşanan hareketlilik, bu ülkelerde etkin faaliyet gösteren üreticilerin ayakta kalmasını sağlıyor. Bu arada Avrupa'lı çok bilindik bazı üreticilerin markalarını, başta Çinli gruplar olmak üzere Uzakdoğu'lu gruplara satacağı konuşuluyor. Bazı çok büyük firmaların el değiştirmesi her an mümkün.

Üretimdeki kayma ise son hızla devam ediyor. Takip edebildiğim kadarı ile Vietnam bir kaç yıl içerisinde bir çok hifi firmasının üssü haline gelecek. Demir perdenin ayakta kalan son üyelerinden olan Vietnam anlaşılan hifi sektöründe ismi çok duyulur bir ülke haline gelecek.

Özellikle Avrupa'lı firmaların yeni stratejilerinden bir tanesi, nüfusu yüksek potansiyel yeni pazarlara açılma çalışmaları. Herhalde ülkemizdeki bir çok firmaya, üreticilerden mesaj yağmuru yağıyordur. Bu yağmurun yanında çok sayıda üreticinin de, el altından temsilci değiştirmek üzere girişimler yaptığı haberleri geliyor. Ülkemizin haricinde, özellikle Avrupa'da hızlı bir temsilci değişikliği trafiği var. Bu bültenleri haberler bölümlerimizde yayınlamıyoruz ancak çeşitli global siteleri takip edenler, değişim trafiğini fark etmişlerdir.

Son günlerde tanıştığım bir diğer strateji ise, potansiyel ülkelerin basın kuruluşlarına test amaçlı gönderilen veya gönderilmek istenen ürünler. Dışarıdan bakıldığında ülkemiz 70 milyonu geçen nüfusu ile büyük bir pazar sayıldığından bu test amaçlı ürün gönderimi konusunda Stereo Mecmuası'na da çok sayıda mesaj gelmeye başladı. Benzer bir ürün gönderim isteği trafiğinin ülkemizdeki hifi firmalarına da yansıdığını tahmin ediyorum. Tabii ki, bazı diğer hifi platformlarımıza da benzer bir gönderim istemi trafiği yaşanıyor. İlerleyen günlerde bol bol test yazısı okuruz herhalde. Özellikle kablolar konusunda.

Neden mi kablolar. Ülkemizin imza attığı gümrük sözleşmelerine göre test amaçlı bir ürün gönderimi bile, kişisel ithalat ile mümkün. Özellikle elektronik ürünler konusunda böyle bir işle yapmak dahi ciddi bir tutar demek. Ancak aksesuar ve kablolarda durum, elektronik ürünlere göre daha esnek. Bu yüzden ülkemizde temsil edilmeyen bir çok marka ile alakalı yazıyı orada burada daha çok göreceğiz. Stereo Mecmuası'nda ise bu konuda bir prensip kararı aldık, ilginç ve/veya meraklıların kolaylıkla ulaşabilecekleri ürünler haricinde yazı yayınlamayacağız. Aklımda sadece çok merak ettiğim bir elektronik firmasının ürününü test etmek var ki, gerekli işlemleri yapabilecek maddi kaynağa sahip olmadığımız için muhtemelen bu inceleme suya düşecek. Ben zaten prensip olarak ülkemizde satılan ürünleri mercek altına almak istiyorum. Kasım ayından itibaren bu konuda çok daha aktif olacağız inşallah.

Şimdilik bu kadar dedikodu yeter. İlerleyen günlerde yazının ikinci bölümünü kaleme almaya çalışacağım.

resim: Bir Alex Varanese illüstrasyonu

Suck.uk CD ve LP Dividers veya CD ve Plak Ayraçları

Vakit buldukça internette denk geldiğim veya bana gönderilen ilginç ürünleri sizlerle paylaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Markafoni diye bir sitenin varlığından haberim oldu. Buradan Seçil Hanım'a keyifli bir çanta aldım. Müzik seti şeklinde çantayı görünce dayanamadım vallahi. Ürün gönderimi süreci biraz uzun olduğundan sanırım bir daha o siteden alışveriş etmeyeceğim. Neyse.. Bu site hemen her gün çeşitli bültenler yolluyor. Tabii ki, ben dahil erkek okuyucularımızın pek ilgisini çekmeyecek ürünler oluyor bültenlerde. Ancak geçtiğimiz günlerde ilginç bir ürüne denk geldim sonunda.

Suck.uk isimli bir İngiliz firmasının ürettiği CD ayraçları. Bu ürün CD'lerinizin arasına yerleşerek, isim sırasında dizdiğiniz CD'leri daha rahat bulmanıza yarıyor. Ürünlerin tasarımında ikinci el mağazaları örnek alınmış. Yani her bir ayraç birbirinden farklı tasarlanmış. Bir pakette toplamda 30 ayraç bulunuyor. Ayraçların güzel bir özelliği iki tarafının farklı işlevlerle kullanılabilmesi. Yukarıdaki animasyonda görebileceğiniz gibi sağ tarafta harf sol tarafta ise müzik türü var. Böylelikle eğer arşivinizi türe göre diziyorsanız ayraçların sol tarafını kullanabilirsiniz. Ürün ülkemizde KDV dahil olmak üzere 34.90TL'ye satılıyor. Suck.uk'in kendi internet satış mağazasında ise 12 Sterlin fiyat etiketi var. Ürünün kargo parasını eklediğiniz zaman ülkemizdeki fiyat makul ölçülerde. Suck.uk online sitesinde kargo fiyatları biraz yüksek. Neyse... Şahsen ben CD'lerimle genel olarak sorun yaşamıyorum. Yan yüzleri daha okunabilir olduğundan aradığımı bulmak pek sorun olmuyor doğrusu. Ancak bu tarz bir ürünün bazı okuyucularımızın hoşuna gideceğini düşünerek kısaca bahsedeyim dedim. Benim asıl ilgilendiği şey ise diğer ayraçlar...

Suck.uk firmasının CD ayraçlarının yanında plaklar için hazırladığı bir ayraç seti var. CD modeli ile tamamen aynı özelliklere sahipler. İsterseniz harf sırasına dizmek, isterseniz türe göre dizmek özgürlüğüne sahipsiniz. CD ayraçları beni pek ilgilendirmiyor olsa da, plak ayraçları çok ilgimi çekti. Çünkü plakların yan yüzlerini okumak çok güç. Ürünün ülkemizden tedarik edilip edilemeyeceğini öğrenmek için hemen Türkiye distribütörü olan Innobees firmasına mesaj attım. Hemen bilgisini vereyim, LP ayraçları ülkemizde stoklarda yok. Durum böyle olunca eğer arzu ederseniz sizin için getirebilme imkanına sahipler. Ürünün Suck.uk web sitesindeki satış fiyatı 35 Sterlin. Tabii ki oldukça acımasız bir nakliye ücreti ödemek gerekiyor. Ürünü ille yurtdışından alacağım diyenler için yaptığım araştırmada ürünü Amazon.co.uk'den almak üreticiye göre daha cazip gözüktü. Hem ürün bir kaç Sterlin daha ucuz hemde nakliye daha ucuza geliyor. Böyle teferruatlarla uğraşmak yerine siparişini vereyim, evime gelsin, derseniz bilgi için linke tıklayarak Innobees firması ile irtibata geçebilirsiniz. CD ayraçlarından gördüğüm kadarı ile fiyatlandırmaları makul görünüyor.

Aslında bu ürünü satın alıp kendi plaklarımın ayrılmış haliyle resim ekleyip ürünü tanıtmak isterdim ancak en az iki set ayraç almam gerektiğini düşünerek ortaya çıkan tutar yerine plak almak tabii ki daha cazip geldi. Siz benim gibi cimri davranmayıp CD veya LP ayraçlarından alırsanız, bir kaç fotoğraf göndermeyi unutmayın. Bakalım ürünlerin kendileri resimlerdeki gibi keyifli mi? Şaka bir yana belki ilerleyen günlerde bende bir set alırım. Belli olmaz.

Bu arada bu konuya da DIY bir çözümle el atasım var aslında. Ama bu aralar "hayırlı" işlerle uğraştığımdan vaktim yok...

Plak İllustrasyonu


Brock Davis tarafından yapılmış bir illüstrasyon. Bu fotoğrafı Pain Tranché web sitesinden aldım. Başrolde tabii ki plak var. Çok hoş!

Crosley CR6002A-BK


Stereo Mecmuasında eski Crosley ürünlerini sevdiğimizi fark etmişsinizdir. 1920'lerde kurulan firma zaman içerisinde rekabetten dolayı oldukça farklı pazarlama stratejileri geliştirmek zorunda kaldı. Eskinin güzel ahşap lambalı radyolarının yerini, garip plastik görünümlü ürünler aldı. Uuygun fiyatlara satılan ürünler, evlerinde eski görünümlü pikaplar, müzik setleri görmek isteyenlerin tercihi oldu. Ülkemizde bu ürünleri çeşitli gözde "trendy" mağazalardan edinmek mümkün. Amerika'da 150 dolara satılan bir müzik setine bunun bir kaç katını vermeye istekli insanlar olduktan sonra bunlar sorun değil herhalde. Yazıyorsun da, alternatif var mı derseniz, yok ne yazık ki.  Eh öyle olunca konuyu kısa keselim.

Efendim, Crosley CR6002A-BK diye yeni bir ürün duyurdu. Bu aslında taşınabilir bir plak çalar. Bundan onlarca yıl önce bildiğim kadarı ile ilk önce Audio Technica tarafından ortaya çıkartılan bir konsept. Crosley, ürünü biraz modernleştirmiş. Biraz mı?

Bu minik pikap USB üzerinden bilgisayara bağlanabiliyor. Bu sayede plaklarınızdaki müziği bilgisayarınıza atabiliyorsunuz. kutunun içerisinde her türlü yazılımda geliyormuş. Pikap 33 ve 45'lik plaklarınızı okuyabiliyor. Bir de üzerine kendi hoparlörleri var. Fiyat ise makul 150 Dolar(cık) Tabii bu fiyat Amerika için geçerli.

Pikap Kolu Projesi


Sonunda özgün pikap kolumun hesap kitap işlerini bitirip gerekli hesaplamaları yaptım. Her zaman olduğu gibi küçük bir çizim yaptım. Tabii ki bundan sonra parçaların üretileceği malzemelere göre özkütle ağırlıklarını hesaplayıp, her parçanın nihai ağırlıklarını hesaplama karmaşası başlıyor. İlk eskizi bloğuma ekleyeyim dedim. Bakalım son hali bu çizime benzeyecek mi?

iCubes, Renkli CD, Plak Depolama Çözümü!


iCube diye bir firma var. Belki duyanlarınız olmuştur. Firma plastikten oldukça şık plak ve CD depolama çözümleri sunuyor. İkili ve yukarıda gördüğünüz gibi tekli modelleri var. O kadar ilgi çekici renkleri var ki, tek tek hepsinden alıp rengarenk bir plak ve CD rafı yapabilmek mümkün. Plak ünitelerinin teklileri 20 Sterlin'den başlıyor. İkili üniteler ise tabii ki daha hesaplı 35 Sterlin. iCube renklerin daha ilgi çekici olması için, 3 kez üst üste boyamış. Turuncu, kırmızı, mavi gibi bir sürü ilginç renk var. Her plak ünitesi yaklaşık 100 adet plak alıyor (muş) Yukarıdaki plak saklama ünitesinin tasarımlarına çok benzeyen CD ve DVD üniteleri de var. Bunların tamamını bir arada kullanarak son derece renkli bir depolama çözümü oluşturabilirsiniz.

Tabii bu çözümler göreceli olarak makul seviyelerde arşivi olan meraklıları ilgilendiriyor. Örneğin salonda duran 1.000 adet CD'yi iCube ünitelerine koymak isterseniz ortaya acayip bir rakam çıkıyor...

Bu tarz şenlikli ürünleri ülkemizde bulmak son derece güç. Aslında şeytan diyor ki, sırf bunları ithal edip satan bir firma aç ama herhalde bir senede batarım:) iCube web sitesini ziyaret edeyim derseniz www.i-cubes.uk adresini kullanabilirsiniz.

Ereshkigal, Sevinmek veya Üzülmek Arasındaki İnce Çizgi


Benim Ereshkigal pikap projemi sanırım biliyorsunuzdur. En azından zaman içerisindeki gelişimi bloğumda okuyucularımla paylaşmıştım. Hatta Stereo Mecmuasında proje ile alakalı bir yazı da yayınlamıştık. Okumadıysanız sizi buraya alalım. Neredeyse 3 sene boyunca tasarımı olgunlaştırmak için çok araştırıp, çok fazla okuyup, çok fazla denemeler yapmıştım. Yaptığım çalışmaların bir kısmını bilinçli olarak yaptım, bir kısmı şans eseri aklıma geldi. Velhasıl kelam, ortaya çıkan sonuç son derece güzel oldu.

Sizlere bir önceki yazımda L'Audiophile'in senelerdir aradığım sayılarını bulduğumu söylemiştim. Dergide yayınlanmış yazıları okurken 1980'de yani bundan 30 yıl önce yayınlanmış bir yazı çok ilgimi çekti. Yazı, toplam 3 bölüm halinde yayınlanmış. Haliyle yazı dizisi diyebiliriz. Dizinin ismi; "Réalisation d'une platine de très haute qualité" Çok üst kalite bir pikabın tasarlanması (veya üretilmesi) şeklinde çevirebiliriz. Yazıdaki bazı bölümler benim yaptığım pikap çalışması ile bayağı şekilde benzeşiyor. Açıkçası hem kendime hayret ettim, hemde üzüldüm. Kendime hayret etme sebebim, bir mühendis olmamama rağmen bazı doğruları kendi kendime bulmuş olmam. Tabii bunları insanların 30 sene kadar önce bulması biraz acı veriyor insana. Oldukça kısıtlı matematik, fizik ve benzeri fen bilimleri bilgimle 3 senelik çalışmanın sonucunda 30 sene önce yazılan çizilene ancak ulaşmış olmam, üzücü bir durum mu, yoksa sevindirici mi bilemiyorum. Asıl üzücü durum, bu yazılara 3 sene önce ulaşmış olsaydım, tasarımımı çok daha hızlı şekilde şekillendirebilirdim. Ancak o zaman fazlasıyla esinlenilmiş olurdu. En azından bugün kendi kendime yaptığım işin tasarım aşamasının özgün olduğunu söyleyebiliyorum. Tabii son tasarım için bunu söylemek mümkün değil (miş)

Yukarıdaki bölüm, aslında iki ayrı sayfadan alıntı içeriyor. Makalenin bu bölümü, pikap şasisi için ölçülere ve malzemeye karar vermek konusunda bilgiler içeriyor. Bu bölümü okuyup, konuda uzmanlaşmış atölye kısmını görünce aklıma Fatih Burs geldi. Umarım kulakların çınlar. Her şey için tekrar teşekkürler! Makalenin ilerleyen kısımlarında granit ile alakalı bilgiler ve hesap işlemleri var. Anlayabildiğim kadarı ile burada anlatılan optimal şasi oluşturma işini, biz kazaran doğal yekpare malzemeden benzer şekilde ve benzer ölçülerle yapmışız.

Yukarıdaki bölümde ise öncelikle motor sisteminin şasi dışına alınması ile alakalı bilgiler verilmiş. Ancak asıl ilginç olan makalenin sol alt köşesindeki resim. Makalenin son bölümünde resimde gösterilen yapı, benim pikabım için tasarladığım yapıya son derece benziyor. Tabii bu bölüm kol için tasarlanmış, ancak ben pikabın geneline bu tasarımı uygulamışım. Bunun avantaj ve dezavantajları yazıda anlatılmış.

Bu kadar yazıyı ne için yazdım. Günümüzde ülkemizde DIY projeleri konusundaki anlayış bir miktar değişmiş olsa da, yine bir çok meraklının bakış açısı olumsuz. Hatta kendisi bir şey yapmak isteyenler bile, zorluklar karşısında kolayca vazgeçebiliyorlar. Ancak ben ve benim gibi mühendislik bilgisi olmayan, temel matematiğin ötesindeki işlemlerle, karmaşık fizik ve diğer fen dalları ile en ufak bir alakası olmayanlar bile ders çalışarak, üzerinde uğraşarak veya deneyip yanılarak belli doğrulara ulaşabiliyorlar. Evet günümüzde bir çok şey, çok daha önceden keşfedilmiş olabilir. Ancak keşfedilen şeyleri bile kendi kendimize anlamak bile önemli bir adım.

Uzun lafın kısası, aklınızda bir şeyi yapmak varsa, elinizden gelen gayreti gösterip, yapmaya çalışın. Bazen -kazaran dahi olsa- ortaya çıkan sonuç başarılı olabiliyor. Benim mütevazi projem bunun bir örneği olabilir.

Les Cahiers d'Audiophile Hayalim ve Mucize!


Bu aralar çok mutluyum. Akşamları geç saatlerde bir yanımda Fransızca sözlük, bir yanımda teknik kitaplar, bilgisayarım ekranında ise çok ama çok uzun zamandır peşinde olduğum bir şey var; Fransızların meşhur l'Audiophile dergileri veya asıl ismiyle Les Cahiers d'Audiophile.

1977 yılında yayına başlayan dergi de aklınıza gelebilecek tüm önemli Fransız tasarımcıların, eleştirmenlerin, odyofillerin, mühendislerin yazıları var. Sadece Fransızlarda değil, farklı milletlerden farklı yazarlar. Onlarca şema, aklınıza gelebilecek her türlü teknik yazı, cihaz yorumları yani hifi ile alakalı ne istiyorsanız var. İşin en ilginç tarafı bu dergilerin, Avrupa 'daki SET devrimine tanıklık etmesi hatta o hareketin itici gücü olması, günümüzün önemli markalarının kuruluşuna şahitlik yapması, unutulmuş hatta bilinmeyen Japon ürünlerinin eleştirilerini ve şemalarını içermesi gibi günümüzde asla rastlanmayacak zengin bir içeriğe sahip olması l'Audiophile'i efsane yapıyor. Efsane kelimesi bile yeterli olmayabilir, belki tarihte bir milat olarak kabul etmek lazım.

Abarttığımı düşünenler olabilir. Ancak l'Audiophile yazılı olmayan hifi tarihinin bence en önemli parçalarından bir tanesi.

Hifi'ye merak sardığım dönemlerde bu dergilerin peşine düşmüştüm. O dönemin internetinin kısıtlı imkanlarında onlarca kişiye mesaj attım, her mesajda biraz daha yaklaştığımı hissediyordum. Hatta o dönemde bir şekilde Jean Hiraga'ya bile ulaşmıştım. Aradan seneler geçti. Sanırım 6-7 sene. Ve sonunda 1977 ile 1988 arasında yayınlanan tüm l'Audiophile sayılarını edinmeyi başardım. İlk kez Fransızca bildiğime bu kadar sevindim diyebilirim. Çünkü bu tarihi dergilerin hiçbir dile çevirisi yok. Sadece Fransızca yayınlanmışlar.

Neredeyse binlerce sayfadan oluşan dergileri günlerdir okuyorum. Bazı konular o kadar ağır teknik bilgiler içeriyor ki, bırakın Fransızcayı, Türkçe'sini bile anlamak mümkün değil. Ancak nasıl bir merak ise bendeki, gözümden uyku akana kadar bu bilgisayarın başından kalkamıyorum.

Müzik Kitapları ve Serzenişler!


Geçtiğimiz sene bir arkadaşım bana bayağı bir kitap hediye etti. Tüm kitaplar, müzik ile alakalı kitaplar. Genelde İngilizce ve Fransızca. Kitapların içeriklerinden değil, bambaşka bir şeyden bahsetmek istiyorum; fiyatlarından!

Kitapların bir çoklarının kapaklarında fiyatları var. Genelde fiyatlar 1 veya 2 Sterlin aralığında. Haydi o dönemlerde fiyatlar öyle düşükmüş diyor olabilirsiniz. Amazon'un İngiltere mağazasında aradan geçen seneler boyunca kitapların pahalı hale gelmediklerini de tespit ettim. Hatta bir çok kitap meraklısının bildiği bir şey olan, pahalı kitapların, cep baskısı tabir edilen versiyonları oluyor. Bunların fiyatlandırılması son derece makul şekilde yapılıyor. Şimdi şunu düşünelim, bir müziksever olarak örneğin Pete Townsend'in kendi kaleminden Who'nun hikayesini okumak kim istemez? Eh, bir de bunun bizim paramızla 3-4TL'ye yapabildiğimizi düşünün.!

Günden güne kitapçılarda çeşitlilik azalıyor ne yazık ki. Korsan kitapların bunda etkisi çok büyük. Tabii günümüzde buna bir de e-kitaplar eklendi. Anlaşılan ilerleyen yıllarda çeşitlilik iyice azalacak. Azalan çeşitlilikte müzik konusunda kitaplar ise Türk okuyucular için hayal olarak kalmaya devam edecek.




Benim anlamakta zorlandığım bir şey var. Bugün diyelim ki, popüler bir kitap yayına çıktığında, tüm dünyada hemen hemen aynı tarihlerde raflara giriyor. Ne zaman elimi böyle bir kitaba atsam, her defasında sakin ol diyorum. Bilgisayarın başına oturup  Barnes & Noble veya Amazon'a bakıyorum. Kitabın fiyatı artı posta ücreti, ülkemizdeki satış fiyatından çok daha düşük oluyor. Diyelim ki, bir ay sabrettiniz, kitabın fiyatı düşünce aradaki makas daha da açılıyor. Konu hele ki, özel kitaplar olduğunda (mimari, sanat vs) zaten yurtdışından alışveriş yapmaktan başka bir seçenek kalmıyor çoğu zaman.

Kitap Yayıncıları'nın bu durumu bildiklerine eminim. Böylesine fiyatlar, vergiler yüzünden ortaya çıkıyor galiba. Eh okumayı pek seven bir ülke olduğumuzdan, konu pek tartışılmıyor diyeceğim de, ortalık korsan kitapla dolu olduğuna göre, bu tezimde çürüyor. Herhalde Youtube yasağı gibi bir olay bu. Ben bir şekilde Youtube'e ulaşabiliyorum, ulaşamayan tepki versin. Sonunda internetimizin geldiği durum ortada.


Bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyeti ile yaşamaya devam. Umarım bir gün bu günlerimizi aramayız. Bu arada konudan sapma rekoru kırdım galiba... Farkındayım...

Max Roach & Martin Luther King - I Have A Dream ve Kişisel Çeşitlemeler

Ne zamandır peşinde olduğum bir kayıttı sonunda tekrar buldum. Efsanevi davulcu Max Roach, Martin Luther King'in yüzyılın en önemli konuşmalarından bir tanesi olan "I Have A Dream" üzerine davul çalıyor. I Have A Dream aslında Martin Luther King, Jr'ın 28 Ağustos 1963 yılında Washington'da yaptığı 10 dakikalık konuşmaya verilen isim. O yıllarda Amerika'da süren ırk ayrımına karşı yapılan sivil mücadelenin belki de en çok hatırlanan konuşması. Umarım yukarıya eklediğim videoyu dinleme şansınız olur.
Max Roach zaten müthiş bir davulcu. Müzisyen 1960'larda ırk ayrımcılığına karşı mücadele eden bir aktivist olan Oscar Brown'ın sözlerinden hareketle We Insist! - Freedom Now plağını yapar. Bu bence çok önemli bir plaktır. Ancak dinlemesi birazcık derece zordur. Plak ülkemizde de bulunuyor. Pure Pleasure plak şirketi tarafından basıldığından fiyatı biracık yüksek ama ön yargısız müzikseverlerin arşivlerinde bir şekilde oması gereken bir albüm bence... Neyse... We Insist! - Freedom Now albümünün, müzik anlayışı açısından 1960'ların biraz ilerisinde bir yapısı var. İçerdiği fikirler ve düşünceler ise çok daha ilerici. Roach, 1960'larda ülkesinin o dönemde bulunduğu politik durumdan son derece etkilenmiş ve aktif olarak ayrımcılığa karşı mücadele etmiş bir müzisyen. Şimdi yazacaklarım biraz tepki çekecek eminim ki ama yine de yazacağım. Ülkemizde bir kısım caz dinleyicisi, nedense 1960-70'lerde politik hareketlere katılan, 1980'lerde de özellikle free-jazz hareketinin içerisinde görülen müzisyenlere karşı anormal önyargılı. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi Cüneyt Sermet hocamızın kaleme aldığı ve ülkemizde hali hazırda bu konudaki en kapsamlı kitap olan "Cazın İçinden" Bu kitap ön sözünde de yazıldığı gibi Cüneyt Sermet'in bakış açısından caz tarihine bir bakış atıyor. Bu kitabı bende defalarca okudum ancak her yazılanı kural kabul etmek çok yanlış. Eminim ki Cüneyt Sermet de kitabı bu amaçla yazmamıştır. Bir kitap onun yazarının fikirlerini verir. Bu yüzden okuduğumuz kitaplara göre ön yargılarımızla hareket etmemeliyiz. Dinleyip, farklı kaynaklardan araştırıp, kendi kararlarımızı vermeliyiz. Ben şahsım adına müzikal gelişime inanırım. Max Roach'ın ortaya çıktığı 1940'lardan, ilk solo çalışmalarını yaptığı 1950'lere, 1960'larda Amerika'nın politik durumundan etkilenerek yaptığı albümlere, 70 ve 80'lerdeki çalışmalarına (özellikle de Avrupa'da yaptığı çalışmalara) göz attığınızda hiç birisine ön yargı ile yaklaşmadan incelemek ve dinlemek lazım. 1980'lerde free jazz çalıyor diyerek ön yargılı olursak örneğin "Homage to Charlie Parker", "Bright Moments" veya "In The Light" gibi harika albümleri kaçırırız.

Yani uzun lafın kısası, müzik eleştirmenleri, kitaplar, ansiklopedilerin yazdıklarını okuyalım ancak ön yargılı şekilde yaklaşmayalım. Müzik son derece kişisel bir şeydir. Hiç beklemediğiniz bir anda, bir solo, bir pasaj sizi  yüreğinizden vurur. Bir bakarsınız o şarkı, ön yargıyla dinlemediğiniz müzisyenlerden bir tanesinin çıkar.

Aile Boyu Kulaklık


Aklı evvel bir vatandaş aile boyu kulaklık üretmiş. Aynı anda 4 kişinin müzik dinleyebileceği görünen kulaklıkta dinleme konumu açısından biraz soru işaretleri yok değil...

Unicef'e Bağış ve Tivoli


Takip ettiğim bloglardan bir tanesi Onur's World (Tranquillty) bloğu. Deniz aşığı bir insan. Her girdiğimde keyifli yazılar okuyorum. En çok kıskandığım şey ise tekne gezileri. Bloğumu takip edenler bilirler bende arada sırada yelken olayına giriyorum. Ama bu seneyi boş geçtik (Suat kulakların çınladı mı!) Bugün bloğu gezerken bir konu başlığı ilgimi çekti. Konuyu kendi bloğumdan okuyucularımıza da duyurmak istedim. Unicef sitesinde dünyaca meşhur Tivoli radyoları satılıyor. Tüm tutar bağış olarak çocuklara gidiyor. Göz atmak isterseniz sizi hemen buraya alalım.

Ennio Morricone ve Gruppo di Improvvisazione Nuova Consonanza



Ennio Morricone ismini duymayan herhalde yoktur. Muhtemelen sinema tarihinin en önemli filmlerinin bir bölümünün müzikleri onun tarafından yapılmıştır. Liste öylesine uzun ve dolu bir liste ki, burada yer vermek olanaksız. Ancak çok bilindik Spaghetti Western'lerden, absürd İtalyan korku filmleri, bilim kurgular, macera filmleri derken liste uzar da uzar. Bu arada Ennio Morricone'nin bir çok yan projesi de var.

Sizlere bu yazımda EMI Müzik tarafından yayınlanmış bir CD setinden bahsedeceğim. Ennio Morricone'nin bir çok önemli film müziğinden örnekleri bulabileceğiniz bu setin adı; "Ennio Morricone - The Platinium Collection" (Referans kodu 094639132324) 3 CD'den oluşan setin içerisinde kuvvetle muhtemel sevdiğiniz bir çok şarkıyı bulacaksınız.  Hatta arada şaşıracaksınız belki. Çünkü bu şarkıyı da Morricone mi yapmış diyeceğiniz bir şeyler vardır elbet. CD setinin içerisinde keşke daha kapsamlı bir kitapçık olsaymış diyeceğinize eminim ama, Morricone'nin müzik yaşantısı pek öyle küçük bir kitapçığa sığabilecek türden değil. Bu yüzden CD'yi dinlerken Wikipedia'nın ilgili maddesini açıp okumak çok daha mantıklı olacaktır.

CD seti ülkemize de ithal edilmiş ve fiyatı makul diyebiliriz. Film müziklerinden belirli bölümleri dinlemek hepimizin çok sevdiği bir şey değil belki ancak seyrettiğimiz ve aklımızda kalan melodileri dinlemek keyifli oluyor. Morricone sevenlere duyurulur. Bu arada özellikle İtalyan korku filmleri için Dagored firmasından yayınlanan Morricone yapıtları İtalyan Abraxas plak şirketi tarafından geçtiğimiz yıllarda basılmıştı. Bunun yanında bir çok film müziği de yenilenmiş şekilde büyük plak şirketleri tarafından meraklılara sunuluyor


Konuyu burada bırakmaya pek niyetim yok. Şimdi serbest takılma bölümüne geçiyorum. Takılma bölümünden önce The Big Gundown diye bir albümden kısaca bahsedelim. Morricone'nin ki değil, John Zorn'un ki. John Zorn bu albümde Morricone bestelerinin üzerinden bayağı bir çalışıp, kendi tarzıyla yorumlamıştı. Albüm akıllara zarar gerçekten. Zaten Zorn konserine gitmediğim için mutsuzum, konuyu burada keselim. Besteler en fazla nasıl değiştirilebilir ki gibi bir soru işareti varsa kafanızda bu albümde bunun cevabının bir bölümünü görebilirsiniz. Bu arada kafanız karışmasın albümün orijinal kapağı ile sonradan yayınlananın kapağı birbirlerinden farklı. Yukarıdaki daha sonra yayınlanan albümün kapağı

Morricone gibi bir müzisyen Zorn'a bestelerini bu denli değiştirmek için nasıl izin vermiştir diye soranlar olacaktır. İşte burada devreye "Gruppo di Improvvisazione Nuova Consonanza" giriyor. Antonello Neri, Egisto Macchi, Franco Evangelisti, Frederic Rzewski, Giancarlo Schiaffini, Giovanni Piazza, Ivan Vandor, Jesús Villa-Rojo, John Heineman, Mario Bertoncini, Roland Kayn, Walter Branchi, William O. Smith gibi isimleri zaman zaman gördüğümüz toplulukta yazımıza konu olan Ennio Morricone ismini de bulabiliriz.

1960'ların başında Morricone, özellikle RAI (İtalyan Televizyonu) ile çalıştığı dönemlerde ve sonrasında RCA plak şirketinde aranjör olarak çalışırken Renato Rascel, Rita Pavone, Mario Lanza gibi isimlerle birebir çalışır. Ayrıca yaptığı arajmanlar Milva, Gianni Morandi, Paul Anka, Amii Stewart, and Mireille Mathieu dönemin önemli isimleri tarafından seslendirilir. Tam bu dönemlerde ve sonrasında Ennio Morricone müzisyen olarak caz çalışmaları yapar. Zaten müzik hayatının başlarında ailesine katkı yapabilmek üzere caz müziği çalmıştı.


Morricone bu toplulukta trompet çalıyor. Topluluk isminden de anlaşılabileceği gibi emprovize caz müzik çalıyor. Yani kolaylıkla avant-garde caz içerisinde anılabilecek bir müzik tarzı. "Gruppo di Improvvisazione Nuova Consonanza" sanırım Türkçemize Yeni Uyum Emprovizasyon Topluluğu olarak çevrilebilir. Aslında topluluğun ismi müzik tarzını açıklıyor. Olayın ilginç kısmı Morricone'nin müzik kariyerindeki bu dönem pek kimseler tarafından bilinmiyor. Topluluğun 1970 öncesi ve başı yayınlanan albümleri RCA Victor, Deutsche Grammophon ve Cramps Records tarafından yayınlanmış. Bunlardan Cramps Records özellikle avantgarde caz ve progresif rock dinleyicilerin yakından tanıdıkları bir İtalyan firması. Hatta John Cage ve Area bu plak şirketinden yayınlanmış iki önemli isim veya müzik tarihinin önemli noktaları. Ancak RCA ve özellikle Deutsche Grammophon bu tarz müziğin yayını konusunda denk geldiğimiz plak şirketleri değil. Hatta Deutsche Grammophon kataloğunda İtalyan toplulukla alakalı kayıtlara ulaşmak mümkün değil. Meraklısına Azioni adlı bir 2CD+DVD seti Alman Die Schachtel (Referans DS13) plak şirketi tarafından yayınlanmış bir set var. Albümün kitapçığındaki notları John Zorn kaleme almış. Zaten albümün kapağı yukarıda mevcut.

Ben ilk önce bir arkadaşımda Deutsche Grammophon'dan yayınlanmış 6 plaklık Avantgarde setinin bir kaç plağını dinledim. Tabii ki kulaklarım hemen havaya dikildi. Nasıl bir karmaşa, nasıl bir güzellik! Bu plak setini bulmak herhalde imkansızdır. Zaten lisede okurken felsefe hocası hediye etmiş. Ben felsefe hocamın ismini bile hatırlamıyorum. Ufak tefek çıtı pıtı çok kibar bir hanımefendiydi. Ama sanırım arkadaşım plak setini kendisine hediye eden hocayı hayat boyu unutmaz. Herhalde yani...

Bu topluluğun albümlerini edinin diyeceğim de, pek kolay değil. Özellikle 1960 sonu ve 1970'lerin başında yayınlanan plakların fiyatları akıllara zarar. Akıllara zarar derken, 50-60 Dolardan bahsetmiyorum. En az 5-6 katı ile çarpın!  Nuova Consonanza ve Azio albümleri ise daha alınabilir fiyatlardan eBay'de bulunabiliyor. Eski albümler ise eşten dosttan "benim gibi şanslıysanız" edinilebilir. Ama bu tarz müziğe gönlünüzü kaptırdıysanız ve Morricone ismi sizi heyecanlandırıyor ise bir şekilde edinmenizi tavsiye ederim...

Hakancez Top 10: Bu Hafta En Çok Dinlediklerim



Geçen hafta bloğuma denk gelen bazı dostlarımız, normal zamanlarda neler dinlediğimi merak etmişler. Aslında hemen her gün, hatta günün farklı saatlerinde dinlediğim albümler değişiyor. Foruma girip çıktıkça "Şu An Ne Dinliyorsunuz" bölümüne bir şeyler karalıyorum. Aslında benim en sevdiğim forum bölümlerinden bir tanesi ama yaz boyunca biraz suskun kaldı. Örneğin bugün Iron Maiden ile cebelleştim. Biliyorsunuz The Final Frontier yayınlandı.. Albümün ilk bölümünü beğendim, ikinci bölümünü beğenmedim. Sonra bir ara Kraftwerk dinledim; Trans Europa Express albümünü. Sinir bozucu değil mi? Keith Jarrett / Charlie Haden ikilisinin Jasmine'ini dinledim bir ara, yeniden! Liste öyle karışık ki. Palm'imdeki şarkılar, albümler, eve gelince dinlediklerim derken liste daha beter karmaşıklaşıyor. Hatta bir ara bıçaklarımın sezonluk bakımını yaparken Emperor bile dinledim. In the Nightside Eclipse albümünü.  Bu arada parmaklarım paramparça oldu. Mutsuzum şu an!

Sonra ortalığı toparlarken, masanın üzerindeki albümleri yazayım dedim. Yerlerine girmeyen bu CD'ler 10-15 gündür en çok dinlediklerimdir herhalde. Bu haftanın hatta son 15 günün Top 10'u olsa olsa bunlar olur. Yanlarına referans numaralarını yazmak yerine plak şirketlerini yazdım. Merak edenler derin araştırma yaparken faydası olur.

1- Etron Fou Leloublan - En Public Avec Etat Unis Amérique (Gazul)
2- Steve Lacy - Rushes 10 Songs From Russia (New Sound Planet)
3- Anthony Braxton + Italian Instabile Orchestra (Rai Trade)
4- Italian Instabile Orchestra - Litania Sibilante
5- The Peter Brotzmann Octet - The Complete Machine Gun Sessions (Atavistic)
6- Art Ensemble Of Chicago with Cecil taylor - Thelonius Sphere Monk (ECM)
7- Henry Cow - Vol 10 Vevey 1976 (ReR) *
8- Hal Russell NRG Ensemble - The Hal Russel Story (ECM)
9- Giorgio Gaslini - L'Integrale No. 1 (Soulnote)
10- Braxton + Szabados + Tarasov - Triotone (Leo Records)

Bu arada hemen her hafta psikolojik durumuma göre sehpanın üzerindeki albümler değişiyor. Yeni gelenler, gidenler. Birde o hafta CD'leri ve plakları yerlerine kaldırmaz isem, resmen birikinti oluyor. CD'leri yerleştirmek sorun değil. Ama plakları dizmek çok zor oluyor. Genelde aldığım plağın bir arkasındaki plağı biraz öne getiriyorum ama bir süre sonra orası da karman çorman oluyor. Bu hızla gidersem 10-15 sene sonra ne olur bilmiyorum. Bu senenin son dört beş ayında her zaman aldığımdan çok daha az albüm satın aldım. Ama gene de birikiyor. Yapacak bir şey yok!

Neyse bu haftanın Top-10 listesi işte bu şekilde. hazır CD'leri kurcalamışken biraz mesai yapıp, hepsini yerlerine kaldırayım bari. Bu arada bu Top 10 işini sevdim. Acaba her hafta yazsam mı?

* Bu albüm aslında konser DVD'si ama universal player'larda normal müzik CD'si gibi dinleyebilirsiniz. Ben dinliyorum, pek güzel :)