Hifi & Home Cinema Choice dergisi



Evet dergi elime geçti sonunda. Şu an bayilerde olduğunu sanmıyorum. Derginin ilk sayısı 3.5 TL olarak belirlenmiş. Yaklaşık 100 sayfa. Baskı kalitesi gayet iyi. Beklediğimiz gibi %30 hifi %70 ev sineması gibi bir içerik ile yayınlanmış. İncelemeler geçmiş Hifi Choice sayılarındaki incelemeler olduğundan muhtemelen dergiyi takip edenler daha önce okumuşlardır. Derginin son sayfaları Hifi Choice'da olduğu gibi alışveriş rehberine ayrılmış Bu liste şimdilik Türkiye açısından pek bir değere sahip değil. Hifi Choice'da kendisine yer bulamamış ama ülkemizde oldukça popüler olan markalar bu rehberde tabii ki yer almıyor.

Dergide müzik hakkında fazla bir bölüm yok. Sinemaya ise bir miktar yer ayrılmış. Bir James Bond bölümü ve bir miktar film incelemeleri bulunuyor.

Çeşitli firmalar reklam konusunda dergiye ciddi bir destek vermişler. Bu dönemde bu destek oldukça sevindirici. Umarım bahsi geçen firmalar bu desteklerni ileri de her platforma yayarlar. Tanıdık bir isim olarak Extreme Audio'dan Ömer Bey'e bir köşe açılmış. İlk yazısında Ömer Bey, Ev sineması ile müzik dinlenir mi konusu işlerken hızını alamayıp araba dünyasına bol bol yer vermiş. Herhalde kendisi araba konusuna oldukça meraklı ;)

Gelecek sayıdan itibaren dergide okuyucuların ilan verebileceği bir ikinci el bölümüde açılacağını ekleyelim...

Emeği geçenleri tebrik ederim. Ama bir şey var ki, sadece hifi konusunda basılı dergi hayalerimiz yine başka bir bahara kaldı ne yazık ki..

Issız Adam Filmi



Bir süredir güncemi ihmal ettim, iş seyahatleri hem Stereo Mecmuası forumlarına hemde yazılarıma bir süre ara vermeme sebep oldu. Şimdi eksiği tamamlayalım.

İlk önce Issız Adam filmi yüzünden arkadaşlarımdan gelen sorular yüzünden çok bunaldığımı söylemeliyim. Pikaplara olan ilgimi bilen herkes fim seyrettikten sonra ne pikap alayım diye telefon etti. Madem senelerdir içinizde pikaba özlem vardı daha önce niye almadınız diye sorma gereği duyuyor insan. Hemen herkese cevap vermeye çalışmaktansa forumların adresini verdim; hem reklam olsun hemde gerçekten meraklı olanlar düzeyli Türkçe bilgiler sayesinde konunun inceliklerini öğrenebilsinler.

Forumlardaki mesajları okuyan insanların pikap ve plak sevgisinin ne olduğunu bir nebze anlamışlardır diye düşünüyorum. Ne olduğu belli olmayan, sinema tarihi açısından hiçbir öneme sahip olmayan, son derece sığ ve her yönüyle para kazanma derdi olan bir filmin bu şekilde yansımalarının olması gerçekten ilgi çekici.

Bir sürü gazete, dergi ve internet platformunda Issız Adam filmi için yorumlar okudum. Sonunda dönüp dolaşıp acaba sorun bende mi diyerek uzun uzun düşündüm. Sonuç olarak herkes filmin yorumunu yapmış, bende bir yorum yazmalıyım diyerek bu satırları kaleme alıyorum.

Issız Adam, çok bilindik bir konusu olan, ticari olarak başarısı garantilenmiş bir formülasyon üzerine kurulmuş, özellikle bayanların ruhlarını okşayan ve dolayısıyla eşlerini veya erkek arkadaşlarını sinemaya sürüklemelerine sebep olarak gişe hasılatını iki katına çıkartmak adına planlanmış bir hikaye anlatan, sinema tekniği açısından yenilik getirmeyen, üç güzel şarkı, iki ilginç görüntü matriks yapısına sahip bir sinema filmi.

Film aslında bir şehir hikayesi. Bir iki detay ile filme ilginçlik katılmaya çalışılmış. Birincisi yaşanmışlığa verilen önem, şehirde yaşayıp farklı dünyalarda yaşayanların göze sokulurcasına anlatılan hikayesi ile birleştirilip ortaya bir hikaye çıkmış. Filmin bir diğer önemli özelliği genel anlamda iki kişi arasındaki ilişki ile ilerlemesi. Tarihte bu şekilde kurgulanmış çok önemli sinema şaheserleri bulunmaktadır. Bu filmde iki kişi arasındaki hikaye sözüm ona nostalji kokan şarkılar, materyal vesaire ile tatlandırılmış. Normal koşullarda oyunculuğun üst düzey olduğu filmlerde tatlandırma yapmaya bile gerek kalmaz. Filmdeki genç oyuncular bu noktada pek başırılı değiller. Bu konuda oyunculardan ziyade yönetmeni suçlamak gerekir. Eğer bir yönetmen vizöründe bir sahnenin yapaylığını farkedilme yeteneğine haiz değilse, oyuncuların yapabileceği pek bir şey yoktur. Film boyunca, kamera açıları, oyunculuğun yapaylığı ve boyutsuzluk yüzünden oldukça rahatsız oldum. Ne yazık ki, yönetmenin yanında görüntü yönetmeni de benden geçer not alamadılar.

Filmin sonrasında beni şakınlığa sürükleyen sebepler aslında çok daha farklı,

Bakınız, dünyanın her yerinde eski plakçılar eski kitapçılar bulunur. Bunların kendilerine özgü müşterileri vardır. Birinci grup müşteri, daha ucuza daha fazlasını isteyen veya bütçesi kısıtlı insanlar topluluğudur. Bir kitabı yüzde kırk daha ucuza okuyabilecek iken neden daha fazla para vereyim diyerek eski veya daha doru tabiri ile ikinci el eşya satan mağazalara yönelirler.

İkinci grup müşteri, basımı veya baskısı bitmiş ürünleri bulabilmek için "gereklilik" sebebi ile bu mağazalara giderek alışveriş eder.

Üçüncü grup müşteri ise koleksiyonerlerdir. Bunlar özel basım veya baskıları araştırarak gerek kendi şahsi koleksiyonlarına eklemek gerekse de maddi çıkar sağlamak üzere ikinci el mağazalarını dolaşır. Bir nevi hafiyelik yapmak gibi...

Dördüncü grup müşteri ise, kendine özgü takıntı, obsesyon ve benzeri dürtülerle bu mağazalardan alışveriş eder. Bir yazı, bir imge veya bir not onlar için aranandır. Bu yazdığım kötü olarak algılanmasın. İnsana özgü bir durumdur son yazdığım ve hayatın içindendir. Eşinden asla hoş bir söz duymamış bir kadın, başka birisinin sevgilisine hediye ettiği bir kitaptaki notta yazanlardan nasıl etkilenmez. Yaşayamadıklarını, başlarının yaşanmışlıklarında arar. O not, belki onu bambaşka hayal alemlerine götürür bunu bilemeyiz. Ama bu yaşımda gördüğüm bir şey var ki, her yaştan ve her kültür grubundan bayanlar ve baylar değer verdiğiniz insanlara sevginizi gösterin.

Bu maddeler çoğaltılabilir ama dünyada da genel olarak durum budur. Peki bir film bunlar sayesinde nasıl popüler olur.

Bakınız, Beyoğlu bölgesi her yaştan insanların uzun yıllardır çok rağbet ettiği bir bölgedir. Sanat, mimari ve aslında kültürel hayatımıza yön veren önemli bir bölgedir. Ne yazık ki insanımız, özellikle İstiklal Caddesi'nde bir aşağı bir yukarı yürümek, cafelerde bir şeyler yiyip içmek ve ünlü mağazalardan alışveriş etmek dışında İstiklal Caddesi'ni anımaz. Ara sokaklardaki onlarca kitap-evi, müzik mağazası toz içerisindeki rafları yüzünden hakir görülür ama iş eğlence mekanlarına geldi mi hepsi ezbere bilinir.

Efendim, bu mağazalar eski kitapçılar ve eski plakçılar senelerdir burada kapıları meraklılara sonuna kadar açık şekilde beklemektedir. Ama insanımız sanata ve kültüre gösterdiği eşsiz ilgi ile o güzelim mağazaların birer birer butik, bar vesaire kişiliksiz ve semtin kültürel yapısının kalbine bir hançer gibi saplanan mağazalara dönüşmesine sebep olmuştur. Plaklar, kitaplar ve benzeri bir çok meta peşinde koşan insanlar, toplumun genelinde "acayip" olarak görülmüştür. Halbuki, bugün geniş kalabalıklar kendi içerisinde tutarlı sebepleri olan bu insanlara benzemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. 3. sınıf şarkıcıların plakları yüksek tutarlarla satılırken, yanıbaşında duran gerçek sanat eserleri tozlanmaya devam etmektedir. Ne yazık ki, o sanat eserlerinin kıymetini bilen gerçek meraklılara yapılan en büyük kötülük bu "moda" uğruna başlayan akının fiyatları yükseltmesidir. Bu satırları okuyanlara diyeceğim şudur ki, bir süre sonra bu "moda" bittiğinde yine her şey eskisi gibi olacaktır, merak etmeyin.

Issız Adam filminin en büyük başarısı bir "akım" veya "moda" başlatmasıdır. Hobilerine küsmüş, sanatla ilgilenmeyen bizimkisi bir toplumda kalpleri yaralayacak bir aşk hikayesi eşliğinde sunulacak herhangi bir konu en az bu film kadar ilgi görecektir diye düşünüyorum.

Tchibo Pikapların Ülkemizde Satışa Sunulması Hakkında



Bu pikaplar tam olması gereken dönemde ülkemize giriyor bence. Şu an pikaplara inanılmaz bir talep patlaması yaşanıyor. Yalnız bu talebi ikiye ayırmak lazım. Birinci grup eskiden sahip olmayı arzu ettiği veya küçükken hayal gibi hatırladığı pikaplara sahip olmak isteyen grup. Bu grup özellikle Dual HS serisi gibi pikaplara talep gösteriyor. Bir kısmı da elinde bulunna ürünleri tamir ettirmeye çalışıyor. Benzer bir durum geçmişte bazı televizyon dizilerinde boy gösteren gramofonlar içinde yaşanmıştı. Çok büyük bir talep patlaması yaşanınca ortalık gramofonla dolmuştu. Pikaplardaki durumda benzer. Kullanımdan ziyade sahip olma gibi bir istek var. Bu talep grubunun parasal üst sınırı 500YTL civarında gözlemlediğim kadarı ile. Genel anlamda sıfır bir pikaba talepleri yok veya yanında gelecek masrafta kaçınıyorlar. Bu durumu nasıl gözlemlediğimi yazımın aşağı kısımlarında paylaşacağım.

İkinci talep grubu ben yaşlardan (35 ve altı) daha gençlere uzanıyor. Bu grup hemen tüm büyük hifi firmaları, forumları, siteleri tarafından yok sayılan bir grup. Aynı hataya başlarda bizde düşmüş olsak da bu hatamızdan dönmeye yavaş yavaş başladık. Bu grubun yaşamının temelinde laptop ve bilgisayarları var. Bir çoğumuzun düşündüğünün ve zannettiğinin aksine ciddi donanımlarla donatmışlar makinelerini. Ciddi donanım, gayet bilindik hoparlör setlerinden yeni sınıf amplifikatör ve DAC'lara kadar uzanıyor. Hoparlörlerde Audioengine, KR, Genelec ve bazı hifi markaları gibi ürünlerin yanında ismini bilmediğim muhtemelen uzak doğu üretimi monitörlerin ve PC için üretim yapan Logitech, Creative gibi markaların kalbur üstü ve pahalı ürünleri oldukça yaygın. Bunların yanında çeşitli markalardan ampliler ve ev sinema receiver'ları kullanan çok insan var. Asıl şaşırtıcı durum, çeşitli markaların piyasaya sürdüğü ucuz lambalı ampliler (bazı illerde oldukça yaygın) ve T-class amplifikatörlerde ortaya çıkıyor. Ben Sonic Impact'ın bu kadar yaygın olduğunu bilmiyordum aynı şekilde Trends Audio'da bayağı kullanıcıya sahip. Piyasaya bu ürünü tanıtan veya tanıtmaya çalışan Gesvages'in satışları nasıl bilmiyorum ama kullanan sayısına bakarsam ya ürünü başkaları da ithal ediyor (ki muhtemel bu üründe ithalatçı ve distribütör kavramı yok, parayı basan getirebiliyor) veya internet üzerinden alan çok fazla insan var. Aynı şekilde head-fi olayına ve kaliteli ses kartı olayına takılan çok insan var. Alım gücü genelde bir kaç yüz doları geçmeyen bu kitle, tıpkı cep telefonu satışlarındaki gibi ciddi bir alışveriş yapıyor dolayısyla ciddi tüketici kitlesi. Son dönemde bu kitlede çeşitli etkenlerle pikaba doğru bir alışveriş trendine kapılmış görüyor. Tchibo ve benzerleri bu noktada çok iyi bir satış grafiği yakalayacak bence. Aynı durum head-fi'de de geçerli. Çeşitli internet sitelerinin büyük markaların distribütörlüğünü almaya kalkışması bu tezimi kanıtlar nitelikte.

Stereo Mecmuası Forumların konu ile ilgili tartışmalara ulaşmak için tıklayınız

Timuçin Şahin Konseri 02.12.2008



Bu akşam Seçil ile birlikte Timuçin Şahin konserine gittik. Geçen sene olduğu gibi Timuçin Şahin bir quartet ile seyircilerin karşısına çıktı. John O' GALLAGHER Alto Saksofon, Tyshawn SOREY Davul ve Thomas MORGAN Kontrbas'ta müzisyene eşlik ettiler. Özellikle davul son zamanlarda gördüğüm en iyi davulcu tarafından çalınıyordu. Tyshawn SOREY'in sert ve seri çalış stili Dennis Chambers'ı hatırlattı. Bana kalırsa Timuçin Şahin'in avantgarde müziğine harika bir alt yapı oluşturdu. Zaman zaman yumuşayan zaman zaman sertleşen stili göz doldurdu. Aynı şekilde kontrbasçı Thomas Morgan ön plana çıkmadan iyi bir eşlikçilik yaptı. Özellikle müzisyenin Bafa gölü için bestelediği eserin başlangıcında neler yapabileceğini çok iyi gösterse de, solo session'u fazla olmadığından gayet başarılı şekilde müziğin alt yapısına davul ile birlikte çok olumlu katkı yaptı.

John O' GALLAGHER'i özellikle çok beğendim. Çalış stili verdiği duygu bence gayet başarılı idi. Çeşitli session'larda solo performansı yürek hoplatan cinstendi. Ayrıca Timuçin Şahin ile karşılıklı atışmaları, zaman zaman yaptığı nükteler çok hoşuma gitti.

Geçen yıl ki, Timuçin şahin 4'lüsü konserine göre grubun senkronizasyonu oldukça üst düzeye çıkmış. Çok zorlu dur-kalkları, tempo düşüp-susup-tempo yükseltmelerini tüm grup beraber yapabilir hale gelmiş. Ve bunu konser boyunca pek az sekte yaşayarak yaptılar. Özellikle yeni çıkacak albümlerinden çaldıkları parçalarda bu tarz bölümlere oldukça sıklıkla yer vermişler. Temponun düsüp artması müziği ciddi anlamda monotonluktan kurtarmış. Daha bir şeyler anlatır hale getirmiş.

Konser her zaman ki gibi çok dolu olmayan bir salonda gerçekleşti. Şarkılar sürerken ne olduğunu şaşıran ve muhtemelen Jazz standartları dinlemeye gelmiş seyirci her zaman ki gibi şarkı aralarında çıkışa doğru yöneldi. Orada Timuçin Şahin'i bilen ve sevrek dinleyen bir kitle olduğundan müzisyenler aynı çoşkuyla çalmaya devam ettiler. Güzel sololarda seyirci tepki vererek müzisyenleri de şevklendirdi. Jazz standartı dinleme gelmiş bazı seyirciler daha olgun bir davranış gösterip, araya kadar dişlerini sıktılar. Aradan sonra salon biraz daha boşaldı.

İzmirli cazseverlerden tanıdıkların bir çoğu da konserdeydi. Hamdi, Bruno, Tuncer, Genç cazcılardan Devrim beyler gibi hemen konserde denk geldiğimiz dostlarımızın yanında özel olarak Timuçin Şahin konserine gelmiş insanlarda vardı. Tabii ki arada hoş sohbet muhabbet ettik. Bu arada genc cazcılar org' tan Devrim Bey evlenmiş kendisine buradan da Allah bir yastıkta kocatsın diyelim.

Güzel bir akşam, güzel bir konser sonrasında eve yüzümüzde tebessümlerle döndük. Dünyanın hiçbir yerinde 7.5 milyona böyle bir konser seyretmenin güç olduğunu bilmemiz tebessümü gülücüğe döndürdü.

Timuçin Şahin ve dörtlüsüne teşekkürler.