Bilgisayar Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgisayar Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Mouse Tadilatı



Mad Catz kapandı haberinden sonra bir ufak DIY projesi ve aklımdan geçenler..

Mad Catz firmasının R.A.T. serisi mouse'larını bilmeyen yoktur sanırım. Benim bu mouse'lar ile aramda aşk ile kavga arasında gidip gelen bir ilişkim var... Dışarıdan bakıldığında bana sorarsanız​ oldukça agresif gözüken bu mouse'lar özellikle 7 modelinden itibaren elinize tam oturacak şekilde özellestirilebiliyor. Bence muhteşem bir özellik. Ben sanırım ilk çıktığı dönemden beri kullanıyorum. Evimde, bilgisayar çantamda, ofisimde, yazlığımda artı yedek olarak hep bu mouse'tan var...

Tavsiye eder misin derseniz iste orada işin kavga bölümü çıkıyor. Hayır etmem. Neden diye sorarsanız...

İlk revizyonlarında sensor sapıtması ile başlayan süreç, ikinci revizyonda bu sorunun ortadan kalkması ile normale döndüyse de, sıkıntılar bununla kalmadı. Çağdışı hatta ilkel yazılım, arada sırada mouse'un yazılımsal olarak ortadan kaybolması ve takıp çıkartmak gerekmesi, muhteşem yapım kalitesine uymayan switch'ler dolayısıyla çift tıklama gibi bir sürü sıkıntısı var.

Ama Allah var firmanın müşteri ilişkileri müthiş idi. Bendeki mouse'lar cok eski olmasına rağmen hala sarf malzemelerini ücretsiz gönderirler, bir şekilde sorunları çözmeye çalışırlar ama tüm bunlar RAT serisinin problemli olduğunu gerçeğini değiştirmiyor... Eğri oturup doğru konuşmak lazım..

Geçtiğimiz günlerde ilk satın aldığım R.A.T.  mouse'umda çift tıklama sorunu baş gösterdi. İçindeki switch i söküp oynadım ama pek kar etmedi... Böyle olunca switch'leri değiştirmeye karar verdim. Bu beni eski zamanlara götürdü..

Ben yaştakiler hatırlatacaktır. Özellikle C64'lerden itibaren joystick tamiratı hepimizin hayatının bir parçası olmuştur. Atari 2600'lerde joystick'ler nasıl kaya gibi sağlam idiyse, C64 döneminde joystick'lere özellik eklendikçe daha kırılgan olmuşlar ve joystick tamiratı hayatımıza girmişti.

Özellikle Quickshot markasının üst modellerinde yani yaylı ve ses çıkartan versiyonlarında tamirat neredeyse 15 günde bir yapılan bir rutin haline gelmişti. İlerleyen dönemlerde önce büyüklerimiz arkasında da biz çocuklar modifikasyonlara girişip Frankenstein joysyick'ler ortaya çıkartmaya başlamıştık. Vidalar yaylar derken menü de zengindi. Seneler sonra ecnebi arkadaşlarla muhabbet ettikçe onlarında bu tarz işlere giriştiğini öğrenmiştim.

Aradaki tek fark onlar daha iyi performans veya ergonomi diyerek bu modifikasyonları yaparken bizler yokluktan yapıyorduk... ;)

Seneler geçip hayatımıza mouse'lar girince onlarda da binbir türlü sıkıntı çıkmaya başlamıştı. O dönemlerde zaten bu zamanki gibi özel (daha doğrusu oyuncu) mouse kavramı yoktu ama pahalıydılar ve arıza durumda yenisini almak kolay olmuyordu. Tabii ki o dönemlerde birçoğumuz talebeydik ve kendi gelirimiz yoktu...

Üniversite çağında kendi işimi yaparken hafta sonları kuzenimin bilgisayar firmasında çalışırken bir sürü mouse geçti elimden. Bazılarını tamir ettim bazıları ise yapılamadı maalesef. O dönemin üreticileri bu zamanlarda olduğu gibi belirli üreticilerin parçalarını kullanmak yerine kendi parçalarını ürettiği veya ürettirdigi için tamirat en azından yedek parça anlamında kolay olmuyordu ancak bozuk mouse'lardan parçalar toplayıp, şanslıysanız tek bir sağlam mouse ortaya çıkartmak mümkündü...

Bu donemlerde yavaş yavaş Doom ve Quake gibi oyunların yayılması ile erken dönem oyunculuk çağı diyebileceğimiz bir dönem başladı. Tabii o zamanlar bu zamanki gibi özel klavyeler mouse'lar yoktu ama sıkı oyuncular klavye ve mouse'larında bazı modifikasyonlar yapıyordu. Galiba o dönemin ekipmanları daha sağlamdı. Bir de zor elde edildiğinden belki, mouse değiştirmek klavye değiştirmek diye bir mevzuu olmazdı, tamirat yapılırdı. Ekipman son nefesini verdiyse yenisini alırdınız. Bugünün anlayışından biraz farklı yani...



Neyse böyle bir dönemi yaşamış olmanın etkisiyle benim ilk  R.A.T.  mouse'um çift tıklama sorunu yaşatmaya başlayınca, tamirat yolunu seçip, mouse'u söküp switch'lerin kodlarına ve değerlerine ulaştım. Çin'de uygun bir switch bulup hemen sipariş ettim. Hazır almışken bol bol aldım. Hatta abarttım galiba. Bakınız aşağıdaki fotoğraf...



Bugün mouse'ların neredeyse tamamında hep aynı yapıda switchler kullanılıyor. Değerleri tuttuktan sonra farklı markalardan switch'leri kullanabilirsiniz. Hatta tıpkı klavyelerdeki gibi farklı renklerdeki switch'ler farklı tepkilere sahip. Elinizden biraz iş geliyorsa var olan bir mouse'u çok daha farklı hale getirmek mümkün...



R.A.T.7 üzerinde bol düğme olup küçük bir alana sahip olduğu için PCB'ler katman katman üretilmiş. Sökmek oldukça dertli bir is. Tüm katmanları sokup anakarta ulaşınca eski arızalı switch'i sökmeye başladım. Bunun için havye ve lehim sökme aparatı yeterli. Eğer gözünüz görmüyorsa benim gibi bir büyüteçte kullanabilirsiniz.

Bu switch'ler genelde 3 ayaklı oluyor, yani genelde 2 veya 3 lehim sökmeniz lazım. Arkasından yeni switch'i yerleştirip lehim yapmak lazım.

Bu arada ben daha ecnebilerin "clicky" dediği bir switch takmak istedim. Biraz daha sesli ancak tepkisi daha hızlı bir switch. Farklı türlerde sipariş verdiğim için zaman içerisinde denemeler yapabilme şansımda var. Benim gözlerim çok iyi görmemesine rağmen tüm bu işler 5 dakika civarında sürdü. Yeni switch'lerin takılmış hali aşağıda...



Neden bu kadar uzun bir yazı oldu. Özellikle genç arkadaşlar için yazıyorum; bugünlerde internette hemen her ürünün ayrıntılarını öğrenebileceğiniz tamirat veya modifikasyon videoları var. Klavye veya fare hatta farklı ürünleri bile atıp yenisini almak yerine kolayca tamirat yapabilir hatta kendi kullanımınıza göre özelleştirebilirsiniz. Biraz merak azda olsa el becerisi hariç pek bir şeye de ihtiyacınız yok...

Mad Catz Kapandı


Arada yazıp çiziyorum, belki de benim sistemin fotoğraflarında da denk gelmişsinizdir senelerden beri Mad Catz firmasının R.A.T. serisi farelerini kullanıyorum. Çokta memnundum ancak firmada bir süredir işler maalesef iyi gitmiyordu. Uzun zamandır şirket maddi sıkıntılarla mücadele ediyordu ve bazı bölümlerini satışla çıkarttılar. Geçen sene şirketin kalanı satışa çıktı ancak kimse satın almaya hevesli olmadı. Böylelikle bilgisayar tarihinin tozlu raflarına gömüldü Mad Catz... Çok yazık oldu...

Snowden, Tails ve HakanCez


Edward Snowden ismini muhtemelen duymuşsunuzdur. NSA çalışanı olan Snowden, Amerikan devletinin kişisel verilere nasıl eriştiğini, tüm dünyayı nasıl izlediğini ayrıntıları ile anlatmış, ortaya kanıtlar koymuş ve tüm dünyayı birbirine sokmuştu. Snowden'ın hikayesi oldukça ilginç ve benim çok ilgimi çekiyor. Adamcağız bir yandan Amerikan tarihinin en büyük vatan haini iken bir yandan da bir kahraman! Tabii ki hepimizi de manyak etmiştir. Acaba izleniyor muyuz, acaba dinleniyor muyuz? Bunların cevabı evet...

Bu konuda bir çok kitap okudum, belgesel seyrettim. Bunların bir kısmı fazlasıyla teknik olduğu için çok insanın ilgisini haklı olarak çekmeyebilir. O yüzden konu hakkında güzel bir film olan Oliver Stone'un yönettiği Snowden filmini tavsiye edebilirim.  IMDB linki burada, filmin fragmanı da aşağıda. Biraz daha belgesel tadında bir şeyler seyretmek isterseniz Citizenfour belgeseline bakabilirsiniz. Daha fazla bilgi için IMDB linki ahanda burada :)



Gerek belgesellerde gerekse de filmde Snowden'in kullandığı bir işletim sistemi var. Adı "Tails" veya açık adıyla The Amnesic Incognito Live System (Türkçesi: Unutkan Gizli Kimlikli Canlı Sistem) Bloğumu takip edenler veya beni kişisel olarak tanıyanlar farklı Linux sürümlerine merakım olduğunu bilirler. 

Bu çok ilginç bir Linux sürümü. Girdiğiniz çıktığınız sitelerde, kullandığınız bilgisayar üzerinde herhangi bir iz bırakmaz. Yazılan çizilenlere göre geliştirilmesine en fazla Tor Projesi finansal olarak katkıda bulunmuş ve tamamen ücretsiz ve açık kaynaklı bir yazılımdır. 


Hemen her Linux sürümünde olduğu gibi yükleme ve kullanma konusunda tabii ki, sıradan bir Windows kullanıcısını zorlayacak bir çok konu olacaktır. Ancak yönergeleri adım adım izlediğiniz zaman aslında olayların çok zor olmadığını anlayacaksınız. Kurulum için tek gereksinim iki adet USB disk sürücü. 4GB seviyelerinde olmaları yeterli. Zaten hepimizin elinin altında bir sürü disk var. Ben Nuh Nebi'den kalma bir Kingston bellek kullandım. Hız konusunda hiç sorun yaşamıyorum. Yani boşuna USB 3.0 disklerinizi kullanmayın. 


İşletim sistemi arkasında iz bırakmadığı için her girişte ayarlarınızı tekrar yapmanız gerekiyor. Buna kablosuz ağ bağlantılarından diğer tüm ayarlara kadar herşey dahil. Aslında bunları diskin şifreli bir bölümünde tutmakta mümkün ama tavsiye edilmiyor. Kurulumun ardından Tor ağına girdiğiniz zaman sansür, yasaklanma vesaire hiçbir şey sizi etkilemiyor. İstediğiniz gibi internette gezebilirsiniz... 

Her Türk Vatandaşı Hacker'dır önermesini doğrulamak lazım değil mi... Millet bu tarz yazılımları casusluktur, gizlenmedir veya derin internette gizli saklı işler yapmak için kullanırken, bizler Wikipedia'ya erişmek için kullanıyoruz :) Allah Devletimize zeval vermesin (*), bilişim uzmanı olacağız hepimiz yakında!

(*) Bu arada gerçekten milletimize zeval gelmesin! 

Her Türk Vatandaşı Hacker'dır :)


Enteresan bir memlekette yaşıyoruz. Bir gün uyanıyoruz hiç beklenmedik web siteleri yasaklanıyor. Sosyal medyaya erişimin engellenmesi maalesef şaşırmadığımız bir olay haline geldi. Hatta geçtiğimiz günlerde dünya çapında yaşanan WhatsApp sıkıntısında biz Türkler hiç şaşırmadık ve hemen cihazlarımızın ayarlarına daldık. VPN'ler DNS'ler havalarda uçuşmaya başlayınca görüldü ki, sorun Türkiye'den kaynaklanmıyormuş. Hatta BTK resmi bir açıklama yapmak zorunda kaldı. WhatsApp'ta global bir sorun var, vallahi billahi biz yasaklamadık dediler :)

Vatandaş DNS değiştirme konusunda uzmanlaştıkça devletin savunma, sansür veya ne derseniz deyin mekanizması da bu duruma göre pozisyon almaya başladı. DNS'ler yasaklanmaya başladı. Bunun üzerine vatandaşlar VPN teknolojisine giriş yaptılar. Bu durumda devlet belli başlı VPN servislerine kafayı takıp bunlara erişimi engelledi. Peki bundan sonraki adımı nedir...

İşte bu noktadan sonra işler karışmaya başlıyor. OpenVPN servisleri, kişisel VPN server'lar, karanlık web'in -veya deep web'in- kapısı TOR ağları derken bilişim teknolojisinin bir sonraki adımına geçmek gerekiyor. Şunu da eklemek lazım sansür vesaire mekanizmaların en üst noktası denilebilecek "Great Firewall of China" yani Çin devletinin internetteki teknoloji harikası duvarı bile aşılabiliyor. Bir şey yasaklanıyor, bir çözüm bulunuyor ve bu döngü böyle devam ediyor...

Her Türk Vatandaşı Hacker'dır başlığı biraz garip ama yalanda değil. Bugün gelişmiş veya medeni diyebileceğimiz herhangi bir ülkenin vatandaşına DNS veya VPN deseniz suratınıza boş boş bakar. Adamın hayatı boyunca bunlara ihtiyacı olmamıştır. Türkiye'ye gelince köşedeki bakkal Mehmet Efendi, sucu Hasan Amca, komşunuz Melahat Teyze en azından bunların ne olduğunu bilir ve muhtemelen kullanır.

Vatandaşı olmasak çok komik memleket aslında!

Sosyal Ağlar


Yukarıdaki afiş der ki, bilgisayarlarınızın başından kalkın ve orijinal sosyal ağlara yönelin. Ben tabii yaş yüzünden çok hatırlamıyorum ancak Türkiye'de bile eskiden plak mağazaları bir toplanma ve görüşme merkeziymiş. Benim gençliğimde kelimenin tam anlamı ile plak mağazası kalmamıştı ama müzik mağazaları gerçekten bu görevi üstlenmişti. İzmir'de her Cumartesi işi gücü bırakıp mutlaka Stüdyo Ümit'e giderdik. Müzik muhabbetleri ve sohbetlerin hala tadı damağımdadır...

Mekanik Klavyeye O-Ring Sessizliği!


Geçtiğimiz haftalarda oturup ciddi bir mesai harcayarak çalışma masamı düzenlemiştim ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmıştım. Yazı şaşırdığım şekilde ilgi çekti. Aslında ortada yapılan matah bir iş yok sadece küçük küçük düzenlemelerin birleşimi ile ortaya en azından verimlilik açısından olduğu kadar tertip düzen açısında da faideli bir eser çıkması var. Tabii ki düzenlemelerin sonu hiçbir zaman gelmiyor. Son günlerde minik bir operasyon daha yaptım ve kolay uygulanabilir olduğundan sizlerle paylaşayım dedim...


Geçen aylarda "Yetişin Dostlar! Klavye Konusu" diye bir yazı yazmıştım. Yazıyı okumadıysanız olay tam istediğim gibi bir klavye bulamamam ile alakalıydı. Bu yazının sonlarında minimal boyutlardaki klavyelerden bahsetmiştim. Bunlara Amerikalılar Tenkeyless Mechanical Keyboards (TKL) diyorlar demiştim. Bende rahat durmayıp sorunlarımı tam çözmese de bu tarz bir klavye edindim hemen. Yukarıda klavyenin bir fotoğrafı var...

TKL klavyelerin neredeyse tamamı mekanik klavye dediğimiz yapıda. Eskiden kullandığımız IBM klavyeleri hatırlayın, her tuşa bastığınızda çat çut ses çıkartırlardı ya, olay bu aslında. Tuşa basma hissi ve hızı konusunda büyük bir avantaj sağlayan bu mekanizmalar bildiğiniz yaylar kullanan mekanik yapıdalar. Günümüzde binbir versiyonları ve farklı üreticileri var.


Ancak asıl olay geçmişin aksine bu tarz siviçleri kullanan klavyelerin fiyatlarının evlere şenlik pahalı olması olması. Sevgili Levent Pekcan'ın çok güzel bir lafı var, firmalar varolan ürünlerine kırmızı bir şerit atarak normal klavyeyi "gamer klavye" yapıp fiyatını şişiriyorlar diyor. Kesinlikle haklı... Bu tarz klavyeler daha hassas oldukları için profesyonel oyuncular tarafından kullanılıyor ve o camiaya da ürünler pompalanıyor. Ancak bu klavyeler yazı yazanlar içinde önemli avantajlar sağlıyorlar. 

Benim elimde bulunan farklı klavyelerde farklı siviçler var. Benim TKL klavyede yukarıda gördüğünüz mavi siviçler kullanılmış... Benim  kullanmaktan en keyif aldığım fakat aksi gibi en gürültülü siviçler. 


Profesyonel oyuncuların bu klavyeler üzerinde yaptığı bir mod var. Tuşların daha hızlı tepki vermesini sağlayabilmek için mekanik yapının tam olarak en aşağıya inmesini önlemek. Siz bir tuşa bastığınızda tuş aşağıya 10 birim gidiyor diyelim. Ancak sivicin hareketi algılaması için 7 birimlik bir aşağı hareket yetiyor ise, aradaki 3 birimlik fark boşuna vakit kaybı. Baktığınız zaman hesap kesinlikle doğru. Hele ki, klavye tuşlarına sıklıkla basmanız gerekiyorsa. Ancak oyun oynamak haricinde benzer bir durum yazı yazarken de bir sorun. 

Peki bu mesafeyi nasıl azaltabiliriz. Bunun iki yöntemi var. Özel tuş takımları kullanmak veya varolan tuş takımınızı elden geçirmek. Eğer benim gibi ikinci seçeneği seçecekseniz ihtiyaç duyduğunuz şey, yukarıdaki fotoğrafta görülen gibi o-ring'ler... 


Bu o-ring'lerin oyuncular için özel üretilmiş versiyonları da var. Mesela WASD Keyboards firması tarafından satılan Cherry MX Rubber O-Ring Switch Dampeners isimli ürününün 125 adedi 15 Dolar gibi dosta korku düşmana güven veren bir fiyat etiketine sahip. Ben, bunlar yerine daha bilindik ve standart bir o-ring tercih ettim. Üç aşağı beş yukarı 1.000 adet civarında o-ring bana şaka gibi bir paraya mal oldu. Hesaplarıma göre TKL klavyemin her tuşuna 3 adet o-ring takarsam optimal sonucu alabileceğim ve diğer klavyelerimde de benzer denemeler yapmayı istediğimden bol bol aldım. TKL klavyede her tuşa 3 adet o-ring taksam yaklaşık 300 adede ihtiyacım olacaktı... 

Ürünler elime ulaşınca klavyemin tuşlarını özel bir aparat kullanarak bir güzel sökmeye başladım. Ben plastik kıskaç tercih ettim, bazıları metal kıskaçları kullanıyor. Hepsi aynı şey sonuçta... 


O-ringleri tuşlara takmaya başladım. Her ne kadar hesabım doğru olsa da, bazı tuşlara 1, bazı tuşlara 2 bazılarına ise 3 adet o-ring takıp bir süre deneme yaptım. Sonunda 3 o-ringli konfigürasyonun benim için en uygun olduğuna karar verip tüm tuşlara o-ringleri taktım. Bu arada bazı tuşlara daha az takma seçeneği de aklımın bir köşesinde duruyor.  Örneğin daha hışımla bastığım yön tuşlarına daha az o-ring takabilirim... Onu da deneyeceğim... 


Gün sonunda ses konusunda ciddi bir iyileşme elde etmenin haricinde yazı yazma hızımda da bir miktar farklılaşma elde etmeyi başardım. Ha, atla deve mi diye sorarsanız hayır değil. Ama gelişim var mı, evet var!

Benim gibi ruh hastası okuyucularım var ise denemenizi öneririm... Bir sonraki sefer denemek istediğim şey, custom keycap olayı... Ancak o maceraya daha var...


Edward Snowden ve Tails OS


Edward Snowden ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Bilgisayar uzmanı olan Snowden NSA çalışanı iken gizli bilgileri medyaya sızdırdı ve dünya birbirine girdi. Birilerine göre vatan haini birilerine göre kahraman. Amerikan hükümetinin, dolayısıyla diğer hükümetlerinde ülke güvenliği veya "vatan millet Sakarya" coşkusu altında e-postalara, sosyal medya hesaplarına, cep telefonu mesajlarına, hard disklere, kredi kartı ekstelerine ve hatta bilgisayar kamerasına kadar erişebildiğini öğrendik. 2014 yılında Laura Poitras tarafından Citizenfour isimli bir belgesel yayınlanmıştı. Arkasından Oliver Stone konuya el attı ve bir film çekti. Seyretmediyseniz mutlaka seyredin. Bakınız fragmanı da aşağıda...

Hem belgeselde hemde filmde dolaysıyla Snowden'in normal hayatında kullandığı ilginç bir Linux distrosu var, ismi Tails... Bu aralar onu deniyorum... Görüşlerimi yakında paylaşırım. Ama film aklıma geldi, bir köşede bulunsun... İşletim sistemi ile bilgiler yakında gelir...

Remix OS


Geçtiğimiz sene Remix OS işletim sistemini atıl durumdaki bir bilgisayarıma kurup fena vakit geçirmemiştim. Remix OS, kısaca bilgisayar üzerinde cep telefonlarında kullandığımız Android tabanlı işletim sistemini kullanmak isteyenler için geliştirilmiş veya dönüştürülmüş bir işletim sistemi diyebiliriz. Avantajı ise bir anda tüm Android uygulamalarını kullanabilir hale gelebilmemiz. Kurulumu falan gayet basit sayılır. Fazladan vakti olanlar şöyle bir göz atabilirler... Daha kapsamlı bilgiyi ahanda şuradan alabilirsiniz... Bu aralar bayağı güncelleme geldi. Bir kenarda bir hatırlatma bulunsun istedim...

Bilgisayar Masamı Elden Geçirmek!


Uzunca bir süredir aklımda olan bir şeyi bu hafta yapmaya karar verdim. Bilgisayar masamı yeniden düzenlemek. Bilgisayar masa aslında bir yemek masası. Daha doğrusu ayak kısmı. Annem evi yenilerken bu masayı atmaya karar verdi. Bende havada kapmıştım. Üzerindeki kısmı kaldırıp cam ile kullanılabilecek şekilde modifiye ettim. Camı da IKEA'dan satın almıştım. Cam masa çok severim, çok güzel bir örneğine neredeyse bedavaya sahip oldum. Beleşçilik güzel şey yahu!

Ağırlıklı olarak yazılarımı yazıp, işlerimle alakalı çalıştığım ve tabii ki ara sırada oyun oynadığım sistemde bir süredir dev gibi bir masaüstü bilgisayar vardı ve geçen hafta bilgisayardan kurtulmaya karar verdim. Eskisi gibi notebook'uma geri döndüm. Evin içinde istediğim zaman istediğim yere gitmek benim için önemliymiş. Masa başında yazı yaz, sonra sigara içmeye çıkarken buluta salla oradan notebook'la aç gibi eziyetler yaşıyordum. Yeter dedim sonunda....

Ağırlıklı olarak DIY çözümler kullanmak istedim. Sonuçta amacım eğlenceli zaman geçirmek idi. Bu aralar İzmir'de havaların yağmurlu olması sebebi ile hazır evdeyken işlere giriştim...


Ben notebook'umu da bir nevi masaüstü gibi kullandığım için herkes gibi bol bol kablo bulunuyor ortalıkta. Hoş kullandığım notebook 18.4" olduğu için aslında aslında bir bilgisayar kasasından bile daha fazla yer kaplıyor:) 

Masam cam olduğu için kablo toplama aparatı takmak mümkün olmuyor. Bende kıskaç kullanmaya karar verdim. Kırtasiyelerden çok ucuza satın alabiliyorsunuz. Kabloları toplamak için spiral kablo toplayıcısı denen son derece ucuz bir aparat kullandım. Kablo toplayıcıyı n11.com sitesindeki şu linkten satın almıştım. Metresi 5TL civarlarında. Topladığım kabloları ise kıskaçlara sabitledim. Gerekli yerlerde de çırt çırt kullanarak kabloları biraraya topladım. Sonuç gayet güzel oldu. Bu arada ortada gözüken beyaz renk şerit aslında LED şerit. Onunla ilgili muhabbet ilerleyen bölümlerde.... 


Ben verimliliğimi arttırmak için birisi dikey diğeri ise yatay olarak iki monitör kullanıyorum. Aslında ana monitörüm pivot ayağa sahip yani istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Ancak her ihtiyaç duyduğunuzda ayarlamak yerine ikinci bir monitör kullanmak bana daha mantıklı geliyor. Ama iki monitör iki kat fazla kablo demek... 

Bu kabloları da çırt çırt kullanarak monitör ayaklarına bir güzel sabitledim. Ecnebiler bizim çırt çırt dediğimiz şeylere "velcro" diyorlar. Bunların bilgisayarlar için üretilmiş olanları kendi paramıza çevrilince saçma sapan tutarlar haline gelince en güzeli mahallenizde -eğer kaldıysa- tuhafiyecinize gidip çırt çırt bant almak. Ben 5 metre satın aldım ve karşılığında on küsür lira verdim galiba... Bunları kullanarak tüm kabloları sabitledim... 


Artık hepimizin binbir çeşit kabloya ihtiyacı var. Telefon şarj etmek için, sabit disk bağlayabilmek için, data aktarmak için... Bu kabloları kaldır kullanacağın zaman çıkar benim için eziyet. Bu yüzden her zaman kullanılmayan kabloların ulaşılabilir halde etrafımda olmasını istiyordum.  Örneğin telefon şarj kablosu gibi. Yukarıda görülebileceği gibi onları da kıskaçlara tutturdum....

Bu kıskaçların birden fazla boyutu var. En küçük olanları bu tarz işler için ideal! 


Hazır DIY işlerine girişmişken ikinci telefonuma küçük bir stand yaptım. O da genelde masamda duruyor. Yukarıdaki görülen standı yapmak aslında çok basit. Eski bir kasetin koruma kapağını ters olarak konumlayın. İster şeffaf kullanın, ister sprey boya ile boyayın veya benim yaptığım gibi 3M vinyl ile kaplayın. Ben elimde fazlalık bulunan siyah renk bir vinyl ile kapladım. Çok güzel bir stand çıktı ortaya... Maliyet ise sıfır TL :)


Bir süredir kullanmakta olduğum IKEA Markus koltuktan mutlu değildim. Her tarafından ses gelmeye başlamıştı. Ayrıca saçlarım uzun olduğu için ve her zaman toka kullandığımdan mütevellit arkası uzun koltuklar beni çok rahatsız ediyordu. Ayrıca özel bir yastık kullanmam gerektiği için oturma alanının büyük ve mümkünse düz olması gerekiyordu. 

Zamanında ofis için fazladan aldığım Adore mobilyanın basit koltuklarından birisini evime getirip kullanmaya başladım. Herkesin ergonomi beklentileri farklıdır ancak ben halimden mutluyum. Zamanına toptan 90 küsür TL karşılığı almıştım. Şimdiki fiyatı da çok yüksek değildir sanırım... Meraklısına koltuğun ismi faturasında "Techno Plus File Sırtlı Bilgisayar Sandalyesi" olarak geçiyor.


Masaüstünde çalışırken müzik dinlemediğim için Audioengine A5+'larimi yedeğe kaldırdım. Hoş aynı oda da bir çift daha var zaten. Basit bir pikap ile sade bir sistemim var, belki Stereo Mecmuası'nda görmüşsünüzdür. Bunun yerine elimde bulunan Edifier marka basit bir hoparlör sistemini kullandım. Sadece Youtube videoları vesaire seyrettiğim için ses kalitesi çok önemli değil. Bu hoparlörleri basit birer metal parçasından bükerek elde ettiğim L parçalarla rafa monte ettim ve kabloları tablonun arkasından geçirdim....


Raflarımı temizleyip yeniden düzenledim. Benim en favori Tintin heykeli serisi olan siyah beyaz resin "Hors de Serie" figürlerine özel bir bölüm ayırdım. Kullandığım açık renk raflar IKEA'nın Malm rafları. Normalde bunların ayakları gizli. Ancak işi sağlama almak için 3TL'lik fiyatı ile dosta güven düşmana korku veren Ekby Stödis ayakları kullandım. Figürlerin arkasına ise Tintin çizgi roman kapaklarından oluşan minik bir arka plan hazırladım. Figürler tabii ki Figuratif Dükkan'dan...


Duvar raflarını da elden geçirip Asterix figürlerimi yerleştirdim. Geçmişten bugüne Asterix heykelleri maaselef biraz pahalıydılar. Bir çok okuyucum zaman zaman Stereo Mecmuası'nda veya kendi bloğumda kullandığım figürleri merak edip fiyatlarına baktıklarında hayal kırıklığına uğruyorlar. Ancak bu yeni Asterix figürleri bu dünyaya göre çok daha makul fiyatlarda. Hemde çok eğlenceliler. Şuradan bir örneğine bakabilirsiniz. 


Duvar tarafındaki rafları elden geçirirken elimde bulunan alüminyum çubuktan bir parça kesip IKEA da satılan çengeller ile günlük kullanım kulaklıklarımı astım. Bahsettiğim çengeller işte burada. Ben satın aldığım 5TL civarındaydı sonradan zamlanmış. Daha üst model kulaklıklar ise kutularında ayrı bir yerde duruyorlar... Ayrıca mutfaklarda bir şeyler asmak için kullanılan küçük plastik kaplardan alıp monte ettim. İçerisine de çok gerekli olan küçük malzemeleri attım. El altında harika bir çözüm oldu. Bunları seneler önce almıştım, bir sürü renk seçeneği vardı ama IKEA web sitesinde bulamadım. Kesin acayip isimli bir şeydir :)


Geçtiğimiz haftalarda "Yetişin Dostlar! Klavye Konusu" diye bir yazı yazmıştım. Amerikalıların Tenkeyless Mechanical Keyboards (TKL) dedikleri bir klavye tarzından bahsetmiştim. İşin özü normal klavyeden daha kısa nümerik kısmın olmadığı bir klavye diyelim. Aslında bunlardan da kısa olanları var. Neyse... 

Rahat durmayıp bu tarz bir klavye satın aldım. Deneyim hoşuma gitti. Bu şekilde devam eder miyim bilmiyorum ama bir süre devam edeceğim kullanmaya. 


Klavye ve mouse'un altına fazla beklentim olmamasına rağmen çok iyi sonuç aldığım bir mousepad ekledim. Bunlara extended veya genişletilmiş mouse pad deniyor sanırım. Gearbest'ten 5 Dolara aldım. İşimi gayet güzel görüyor memnunum. Aslında elimde binbir çeşit mousepad var. Yok efendim ekstra kontrol veren, yok sürtünmesiz.. Koleksiyona bir tane daha mousepad eklemiş olduk anlayacağınız...

Bu arada dikey duran monitörün altındaki stand eski bir ayaklı lambaderin ayak kısmı. Bunu da monitör standı olarak modifiye ettim. Aslında çok güzel monitör askıları satın almak mümkün ama ben daha çok DIY ile devam etmeyi seçtiğim için sonuçtan memnunum....


Geçen hafta mutfağa LED şerit takarken elimde bayağı fazlalık kalmıştı. Hazır uğraşmışken bilgisayar masamın arkasına LED şerit döşedim. Yapıştıracak yer olmadığı için kablo toplamak için kullandığım kıskaçların ortasına sıcak silikon ile sabitledim. Sayfanın başına ilk resimde sonradan bahsedeceğimi söylediğim mevzuu. 

Satın aldığım şeritler RGB şerit olduğu için basit bir kontrol kartı ile renk değiştirebiliyorlar. Aslında oturup kendim de yapardım ama gözler sıkıntılı olduğu için uğraşasım yoktu.


İmdada bir arkadaşım yetişti. Mutfağı yaparken tasarladığı kontrol devresi ve uygun bir uzaktan kumanda getirmişti. Hazır eli değmişken fazla fazla yapmış, bir tanesini de kendi odamda kullandım. Pavyon ambiansı oluşturmak için ideal :) Ama fena da gözükmüyor. 

Kullanacağımdan değil aslında hazır elim değmişken bunu da yapayım dedim. Odadan çıkarken yakıp çalışmaya başladığımda kapatıyorum. Gelecek haftalarda bir sensör vasıtası ile masama oturduğumda çalışma ışığımı yakıp, kalktığımda pavyon LED'lerini yakacak bir şey tasarlamaya çalışacağım... 

not: fotolar gecenin köründe basit bir telefon ile çekildiler. Biraz kötü olabilirler... Kusura bakmayın 

Yetişin Dostlar! Klavye Konusu


Ülkemizin bilgisayar ekipmanı ithalatçıları ve satıcıları bir garip. Sözüm ona bir çok markanın farklı modellerdeki klavyeleri ithal ediyorlar ancak bir çoğunda Türkçe tuş dizilimi yerine Amerikan veya İngiliz tuş dizilimleri bulunuyor. Yazmak çizmek ile alakası olmayıp sadece oyun oynayan insanların klavyenin belli bölgelerini kullandığını biliyoruz. Bu durumda tuş dizilimi çok önemli değil. Ancak her insanın bir şekilde yazı yazmak ile yolu kesişmek zorunda. Bu durumda Türkçe tuş dizilimi önem kazanıyor. "F" tipi neden kullanmıyorsun derseniz, ne yazık ki "Q" dizilime alışınca geri dönmek zor. Yoksa "F" tuş dizilimi hız açısından çok daha mantıklı bunu kabul etmek lazım. Ancak bir sürü klavye kısayolunu el alışkanlığı ile kullanır hale gelince "F" tuş dizilimi olan klavyede insan afallıyor. CTRL+X basmam gerektiğinde mavi ekran veriyorum ben mesela!

Uzun zamandır tam istediğim gibi bir klavye bulamadım bir türlü. Ali gelmeden önce mekanik klavyeler ile mutlu mesut yaşıyordum. Ha tam anlamı ile mutlu muydum, hayır yine değildim. Ancak Ali doğduktan sonra mekanik klavye kullanmak mümkün olmuyor. İstediğiniz kadar en az ses çıkartan siviçleri kullansanız bir de üzerine ses azaltıcı kauçuk o-ring kullansanız bile gecenin sessizliğinde o tuş sesleri gerçekten rahatsızlık verici oluyor. Bizim oğlanın zaten uykusu hafif ve uyanmak için fırsat ararken mekanik klavye kullanmak hayal oldu benim için. Bir süre Das Keyboard kullandım. Bunların boş tuşla satın alabildiğiniz klavyesini alıp üzerine Türkçe etiketler yapıştırarak idare ettim. Ancak o da iş değil. arkasından Logitech firmasının G710+ klavyesi ile devam ettim. Bir çok özelliğinden mutluydum aslında.


G710+ bir çok anlamda ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Büyük "enter" tuşu, olması gereken tuş dizilimi ve sonradan alıştığım ancak hayatımı acayip kolaylaştıran makro tuşları. Her dakika klavye başında oturan bir adam olarak çok kullandığım komutları bu makro tuşlarına atayınca hayat gerçekten kolaylaşıyordu. Toplamda o 18 makro tuşuna alışmak kolay olmadı. Klavyenin sol tarafında arada elim gidiyordu ancak öyle alıştım ki sonra! Örneğin evdeki klavyede tek bir makro tuşuna basıp, bloğuma ekleyeceğim resmi alıp uygun boyuta kesip, gerekli filtreleri uygulayıp, bir de üzerine kaydetme ekranını açabiliyorum. Tüm bu işlem bir sürü mouse ve klavye hareketi ile yapılabilecek iken tek bir tuş ile tüm işlemi yapabilmek verimlilik açısından harika bir şey.

Peki sevmediklerim neydi. Aslında görsel şeyler. Bunlar oyuncu klavyesi olduğu için "WASD" gibi oyunlarda sıklıkla kullanılan tuşlar farklı renklerde üretiliyor. Bir de klavyenin sağında solunda garip renklerde bölümler var. Oyuncu klavyesi ya, ille saldırgan çizgilere sahip olacaklar.


Sonrasında normal tuşlara sahip Logitech G105 klavyesini buldum. Oldukça sessiz ve yine tam istediğim tuş dizilimine sahip. Şu an bu yazıyı da bahsi geçen klavyeyi kullanarak yazıyorum. Yukarıda bahsettiğim özelliklerin tamamı bu klavyede de mevcut. Makro tuşları vesaire. Bir de üzerine 1/4 daha ucuz! Ancak yine "WASD" ve yön tuşları farklı renkte.

Bu arada klavyede ışıklandırma olması da güzel bir şeymiş. Zaman içerisinde bu duruma da alıştım.  G710+ modelinde beyaz ışıklandırma varken, G105 modelinde mavi ışıklandırma koymuşlar. Gözleri en rahatsız eden renk! Buna rağmen mutlu mesut vakit geçiriyoruz G105 ile. Firmanın yazılım filan gerçekten güzel. Ha bir de hakkını vereyim Logitech Türkiye güzel çalışıyor. Tüm ürün yelpazesinin Türkçe tuş dizilimi ülkeye geliyor. Hele diğer ithalatçılara bakarsak Logitech Türkiye müthiş diyebiliriz. Fiyatlar, servis konusu tabii ki memleketin genel şartlarından farklı değil.

Logitech G105 mutlu muyum. Aslına bakarsanız evet ama şu kılıksız farklı renklerdeki tuşları olmasa daha da mutlu olacağım!

Klavye arayışında olduğumu bilen bir arkadaşım yurtdışından aldığı SteelSeries diye bir markanın Apex 350 modeli klavyesini gönderdi. deneyeyim diye. Yurtdışından alındığı için tabii ki Türkçe tuş dizilimi yok. Ancak tuşların hissiyatı müthiş. Hem sessiz hemde çok kolaylıkla basılıyor. Klavyenin hem yan tarafı hemde üst tarafında ihtiyacımı karşılayacak makro tuşları var. Klavyenin genel görüntüsü gayet aklı başında. Işıklandırması da var, tabii dozajını kaçırınca pavyona dönüyor. Allah'tan herşey ayarlanabiliyor. Hemen araştırmaya başladım bende. Apex 300 diye bir başka modelleri varmış. Daha az makro tuşu var, ancak tuş hissi aynı bir de üzerine aydınlatması beyaz. Aman dedim bu tam benlik. Sonra mağazalara baktım Türkiye mümessili Despec firması İngiliz ve Amerikan tuş dizilimli modelleri getirmiş. Yahu şunun Türkçesi gelecek mi diye mesaj attığımda ne geri dönen oldu, ne de bir yanıt geldi. Yapacağınız işin... deyip arayışlarıma devam ettim. Bu arada klavyenin Türkiye fiyatı 250TL civarında. 

Bu arada rahat ettiğim bu tuş yapısına membran tuş deniyor(muş). Belki mekanik tuşlardaki o geri bildirim hissi yok ama tuşların yüksekliği ve direnci çok daha düşük olduğundan ben çok daha hızlı yazmaya başladım bir de üzerine parmaklarım daha az yoruldu. 

Membran tuş olayı hoşuma gidince bu tarz başka ne alınabilir diye baktım. Razer firmasının DeathStalker modelini buldum. Razer ürünlerinde Türkçe tuş dizilimi olduğunu biliyorum en kötü ihtimal bunu alırım dedim ancak ithalatçısı sadece Amerikan tuş dizilimi olanını ithal etmiş. Klavye yaklaşık 350 TL civarında satılıyor. Anladığım kadarı ile renklendirmesi pavyon tarzına dönünce fiyatı artıyor. Binbir türlü rengi olup bir de üzerine ışık oyunları yapan versiyonu Chroma mesela. O model daha da pahalı.  İş öyle bir duruma geldi ki, parası neyse vereceğim. Yeter ki kurtulayım şu arayıştan. 
Geçtiğimiz günlerde bir Bimeks mağazasını dolaşırken Redragon diye bir marka gözüme çarpmıştı. Membran tuşu olup yukarıdaki Razer klavyenin çakması ama iyi bir çakması denilen Karura diye bir klavyelerinin olduğunu öğrendim. Türkiye temsilcisi bazı modellerin Türkçe tuş dizilimli versiyonlarını getirmiş, mağazada gördüm.  Bu klavyeyi getirecek misiniz diye mesaj attım, beni adamdan sayıp dönen olmadı. 

Anlayacağınız günün sonunda parasını verip memleketten arzu ettiğiniz klavyeyi alamıyorsunuz yahu. Ne saçma iştir anlamadım. Hakan Bey, ben senin sorununu çözerim diyen varsa, istediklerim şu şekilde. 

1- Türkçe Q tuş dizilimi olmazsa olmaz. Enter tuşunun büyük olması da yine olmazsa olmaz. Bildiğiniz o alıştığımız tuş dizilimini istiyorum ben ya..
2- Mümkün ise makro tuşları olmalı. Ha "Auto Key" yazılımını kullanarak işi halledebileceğimi bende biliyorum da, makro tuşları ve anında kayıt alabilmek falan güzel özellikler. 
3- Garip şekiller acayip renkler içeren tasarımlar yerine efendi, derli toplu bir tasarım olsa ne güzel olur. 
4- Pavyon ışıklandırması falan olmasın. Ha tam istediğim gibi bir klavye olur o zaman pavyon ışıklandırmasını hiç açmayacağım halde parasını ödemeye razıyım. Kapatırım hiç kullanmam. 
5- Numerik yani sayısal kısım olmasa da olur. Hatta klavyenin kapladığı alan küçülür . Ona da hayır demem aslına bakarsanız. 
6- Aman mekanik olmasın. Membran tuş olsun yok olmaz ise standart tuşlarda kabulüm! 

Velhasıl kelam benim anladığım firmalar, güzelim klavyeleri standart fiyattan satmak yerine orasına burasına garip renkler ekleyip, pavyon modları ekleyerek daha fazla fiyatlara oyuncu klavyesi adı altında satmayı karlı bir iş olarak benimsemişler. Sonunda oturup kendim klavye yapacağım bu gidişle. 

Aslında bunu bilerek yazdım. Hazır yazının şirazesi kaymış iken, daha da uzatalım bari.  

Eğer Apple bilgisayar kullandıysanız Magic Keyboard ile mutlaka denk gelmişsinizdir. Bende severim bu klavyeyi. Kompakt tasarımı ve yazı yazma konforu gayet güzeldir. Son yıllarda mekanik klavyeler trend haline gelince Magic Keyboard vari tasarımlarda ortaya çıktı. 

Bunlar minimal boyutlardaki klavyeler. Genelde farklı tiplerde siviçler kullanılıyor. Meraklılar farklı kitleri alıp ihtiyaçlarına göre şekillendirebiliyor. Bu sıralar o kadar fazla bu tarz klavyeyi üreten firma çıktı ki şaşarsınız. Başlı başına bir olay haline geldi bu klavyeler. Bunlara Amerikalılar Tenkeyless Mechanical Keyboards (TKL)  diyorlar. 


Bu klavyeleri alanlar için o kadar çok özelleştirme seçeneği var ki. Farklı renkte tuş takımları, şekilli desenli tuşlar, binbir çeşit aydınlatma, aklınıza ne geliyor ise. Son dönemlerde bu olay delilik haline gelmiş. Klavyeler gitgide sanat eseri haline dönüşüyorlar. Sırf bu aksesuarları satan Massdrop sitesi öyle büyüdü ki, sonradan bir sürü ürün grubuna da el attılar. Laf aramızda bu kalvyelerin kompakt yapıları insanı bir yandan da cezbetmiyor değil. DIY kitlerle aslında bu tarz bir klavye yapasım var. En kötü ihtimal götürür ofiste kullanırım. Diyordum.. 

Bu konsepte en yakın klavye ülkemizde de satılan Zalman ZM-K500 modeli. Ben Zalman'ı özel sessiz hatta pasif soğutma sistemleri ve kasaları ile tanıyordum. Onlarda trend'e uyup klavye işine girmişler. Yukarıdaki K500 modelinin Türkçe tuş dizimine sahip olanı mevcut ancak "enter" tuşu benim istediğim gibi değil. Aslında tuşların yerleri de. Yazı yazabilmek pek mümkün olmadı. Hele o virgülün yeri yok mu! Ama kompakt yapısı ve 100TL civarındaki fiyatı ile dur şununla biraz uğraşsam mı da demiyor değilim.

Yazıyı sonlandıralım artık. Bahsettiğim tarz bir klavye görürseniz lütfen beni uyarın, vallahi büyük sevaba girersiniz.

Bir Teknik Servis Hikayesi: Mad Catz


Senelerden beri Mad Catz firmasının R.A.T. serisi farelerini kullanıyorum. İlk  R.A.T. 7 faremi sağolsun bir arkadaşım Amerikalardan valizinde getirmişti. Sonrasında o fare firmanın ilk jenerasyon ürünlerindeki üretim hatası sebebi ile Amerika'ya gitti geldi. Elim  R.A.T. 7'ye çok alışınca birkaç tane daha satın aldım. Hala ilk aldığım fare çalışıyordu ancak altındaki ayaklar zaman içerisinde aşınınca performans düşüklüğü yaşamaya başladım. 

Malum memlekette Paypal kullanılamayınca eBay gibi sitelerden bu tarz ıvır zıvırları satın almakta zorluk çekiyoruz. Dolayısıyla elim kolum bağlandı. Bende bir umut üretici Mad Catz firmasına mail atıp durumu izah ettim. Eğer imkan varsa ayakları sizden satın alayım dedim. 

Aynı gün içerisinde geri dönüş yapıldı. Mouse'u nereden aldığımı sordular Amerikan Amazon'u şeklinde cevap verdim. Bu cevabın arkasından bir mesaj daha geldi, ürünü Amerika'dan aldığım için yedek ayakların yarın sabah Amerika'dan yola çıkacağını söylediler. Sonrasında bir mesaj daha geldi. Amerika'dan yedek parçaların gelmesi uzun sürebilir mağdur olmayın diyerek İngiltere'den yola çıkartıyoruz dediler. Ben tabii şoklardayım. Bizim memleketin servislerine alışınca insan yerine konulduğunuzda afallıyorsunuz. 

Bu arada ecnebi memleketlerde garanti süresi 1 yıl. Benim mouse ise herhalde 6-7 senelik. Garanti filan hak getire! Neyse yaklaşık 1 hafta sonra yedek ayaklar elime ulaştı... 


Tek yapmak gereken eski ayakları yerinden çıkartmak.  R.A.T. 7 komple metal şasiye sahip olunca bu çok zor bir operasyon değil. Ayak yuvalarını da isopropil alkol ile sildim. Tertemiz oldu. 


Arkasından üreticinin gönderdiği ayakları yerine taktım. Tıpkı ilk aldığım günkü performansına geri geldi  R.A.T. 7. Belki bir fareye 100 Dolar vermek mantıklı değil gibi gözüküyor ama 6-7 sene kullanıp üzerinde çizik bile yapamamışım, bir de üzerine üreticisi bu denli eski bir ürüne hala destek veriyor. 

Allah'tan  R.A.T. mouse'ların üreticisi Mad Catz Türkiye'de yok. Üç kuruşluk ayaklar için muhtemelen kavga gürültü olur sonunda mouse'u bir kenara atardım herhalde.... 

Yeni Macbook Pro ve Düşündükleri


Dün Apple firmasının etkinliği vardı. Yeni Macbook'lar duyuruldu. Kalkıp bu etkinlikten bahsedip canınızı sıkmayacağım merak etmeyin. Tüm dünyadaki teknoloji sitelerinden ana akım medyaya kadar her tarafta etkinlik ile alakalı bilgileri bulabilirsiniz. Benim amacım PC üreticilerine ve Microsoft'a sövmek bu yazıda. "N'oluyor" önce derseniz aşağıdaki videoyu seyredin. Sonra yazıya devam edin...



Kaç senedir dizüstü bilgisayar kullanıyorum inanın hatırlamıyorum. Bir de üzerine kullandığım hemen her bilgisayar iddialı modeller idi. Güçlü işlemciler, iyi ekran kartları ve saymakla bitmeyecek bir sürü özellik. Örneğin en eski IBM dizüstü bilgisayarlarım hariç hepsinde parmak izi okuyucu vardı. Ne işe yarıyordu derseniz, koca bir hiç.

Kullanmak için bir sürü ayar yapıp, bir güncelleme ile ayarladığım tüm fonksiyonların iptal olması ile saçımı başımı az yolmadım. Apple senelerdir bu özelliği dizüstü bilgisayarlarına getirmedi getirmedi ama sonunda öyle bir getirdi ki, diğer bilgisayar üreticilerine ve Microsoft'a sövmekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Ulan senelerdir şunu biriniz akıl edemediniz mi diye başlıyorum, devamı ne yazık ki iyi gelmiyor.... Bir albüm mü aldınız basın parmak izini ödesin. Biz hala bilgisayarımızı açmak için parmağımızı şekilde şekle sokalım.

Kullanıcılar arasında geçiş yapmanın da harika bir yolunu bulmuşlar. Basın parmak izini kişisel masaüstünüz gelsin. Müthiş!

Touch Bar olayına da bakınca sövme şiddetim artıyor. PC üreticileri senelerdir dizüstü bilgisayarlarda dokunmatik ekran konusunu ön plana çıkartıp duruyor. Sonuç parmak izimizle leş gibi olan ekranlar ve Windows'un canı isterse düzgün çalışan özellikler. Özellik derken tablet gibi kullanmaktan bahsediyorum ekstra bir şey yok.

Apple etkinliğinde adamlar "Touch Bar" özelliğini tanıttıklarında insanın ağzının suyu akıyor. Yahu senelerdir olması gereken özelliği adamlar minik bir dokunuş ile çözmüşler. Benim bilgisayarımda touch pad yüzeyi istendiğinde ek özelliklerle donatılmış bir ekrana dönebiliyor hatta üzerinde jiroskop bile var ama yapabildiklerim ses açma kapama gibi son derece kısıtlı işler. Bir ara almaya iştahlandığım bir Razer bilgisayarda da bu tarz bir ekran vardı ama onda da çok temel işleri yapabiliyordunuz. Apple dün duyurduğu bilgisayarın yazılım altyapısını çoktan hazırlamış, "Final Cut"tan "Photoshop"a kadar küçücük ekranda özellik üzerine özellik idare edilebiliyor.

Biz Windows dünyasında aman efendim açılıştaki minik kutucukları tartışırken gidilen yöne uzaktan bakıyoruz sadece. Ulan Microsoft...

Bir Teknoloji Faciası Vesikası: Samsung Note 7


Teknoloji dünyasında son yıllarda yaşanan en büyük skandal, Samsung firmasının en üst modeli olan Note 7 modelinde yaşandı. Senelerce bilişim sektöründe çalışan bir insan olarak hala teknoloji dünyasını takip ediyorum ve Note 7 faciasını da yakından izlemeye çalıştım.

Bu tarz haberler ve olaylar, ana akım basın dahil yazılı ve internet üzerinden yayın yapan herkesin üzerine balıklama atladığı cinsten. Yalan yanlış bir sürü yazı ve komplo teorisi paylaşıldı. Hatta benim Türkiye'de takip ettiğim tek düzgün yayın bile Note 7 skandalını konu alan bir program yapıp, editörlerden bir tanesinin bu olayların arkasında "Ameriga" olabilir teorisini ciddi ciddi tartıştılar.

Şimdi oturup uzun uzadıya bu konuyu yazmayacağım ancak bazı önemli noktaları ele almaya çalışacağım.

Öncelikle teknoloji biraz şans işidir derler. Benim deneyimlerime göre bu görüş bir miktar doğrudur. Geçmişten bugüne teknolojik alet edevatta bir çok sorun ile denk geldik. Dell dizüstü bilgisayarların pil sorunu, Apple iPhone'larda anten sıkıntısı derken liste uzar gider. Tüm bu sorunlarda firmalar, bir şekilde problemleri çözmek için uğraştılar. Servise geri çağırmalar, ürünü iade almalar derken bunun kullanabilecek bir çok enstrüman var.

Peki firmalar neden böyle davranıyorlar. Sizce hepsi tüketiciyi mi düşünüyorlar. Tabii ki hayır, bir ticari işletmenin birinci hedefi kar elde etmektir. Bunu yaparken tüketicilerin mutluluğuna önem veren ve bunun ilerleyen alışverişlerde kendilerine avantaj yaratacağını bilen firmaların yanında, bunu bir kültür haline getiren firmalarda var. Ancak gün sonunda asıl amaç, marka imajı denen şeye zarar gelmemesi...

Bir de tabii ki devletlerin tüketici haklarına yaklaşımları var. Türkiye'de de her ne kadar son yıllarda tüketici hakları konusunda müspet adımlar atıldıysa da, sistemimiz hala firmaları koruyor. LG telefonlardaki kronik hatalarda veya geçmişte çok satılmış General Mobile Discovery telefonların soket arızalarında tüketicilerin tek tek tüketici mahkemeleri ile uğraşıp tamirat için ödedikleri bedelleri geri almaya çalışması gibi örnekler çok eskide kalmış değil. Bu markaları yazdığıma bakmayın, hemen her markada sıkıntı yaşanıyor. Servisler ise çoğunlukla aynı rezillikte!

Yaklaşım genelde, nasip kısmet hikayesinden, geleneksel "kullanıcı hatası" demek ile sınırlı. Kavga dövüş ile haklı olduğunuzu kabul ettirmeniz gereken bir süreç ne yazık ki servis süreci. Aksi örnekler mutlaka vardır ama pek az!

Amerika ve Avrupa Birliği bu tarz konularda çok sert düzenlemelere sahip. Ancak Amerika bu konuda bir adım ileride. Öncelikle şunu söylemek doğru olacaktır, Amerika'da tüm bu firmalar, bizdeki kadar tüketici düşmanı şekilde davransalar, çok affedersiniz yetkili kurumlar bir taraflarından kan alır! Bunun akabinde toplu davalar ile her türlü zararınızı tazmin edersiniz. Buna bozulan psikolojinizden, moral bozukluğunuzdan ve kaybettiğiniz iş saatlerine kadar herşeyi ekleyebilirsiniz.  Ayrıca bir sıkıntı tespit edildiğinde kullanıcıların tek tek başvurmasına gerek kalmadan yetkili kurumların verdiği hüküm herkese uygulanıyor. Diyelim ki şarj soketinde üretim hatası var ve siz bunun için tüketiciden para talep ediyorsunuz. Bu iddianın gerçekliği tespit edildiği an para iadesi yapmalı, gerekirse ürünleri iade almalısınız. Yok ben yapmıyorum dediğinizde, sağlam bir cezanın yanında Amerika pazarı bir anda size kapanıveriyor.

Firmaların Türkiye pazarında yaptığı gibi kulağınızın üzerine yatıp, herşeye kullanıcı hatası demek, Avrupa, gelişmiş Uzakdoğu ve Amerika pazarlarında yemiyor. Umarım ülkemizdeki tüketici memnuniyeti anlayışı bir gün bu seviyeye gelir.

Samsung Note 7, hikayesinde aslında işler büyük bir coşku ile başlamıştı. Yazılan çizilenlere göre Samsung en üst seviye telefonunu Apple'ın yeni telefonların önce tüketicilere sunabilmek için çok çalıştı. Ortaya çıkan telefon, bir çok teknoloji editörü tarafından daha ellerine alınır alınmaz yılın en iyi telefonu seçiliverdi. Olay verilen bu gazlar ile iyiden iyiye  "hype" veya benim deyimim ile coşkuya döndü ve telefonlar havalarda uçuşmaya başladı.

Kısa bir süre sonra sıkıntılar baş göstermeye başladı. Bazı basın kuruluşları olayı Samsung'un Apple karşısındaki yükselişini çekemeyen "hain Ameriga"nın oyunu olarak gördüler. Kısa bir süre bilinmeyen bir sebepten dolayı pilin yanma olayı global bir sorun haline gelmeye başladı. Bir bölüm basın ve fanboy tabir edilen marka savunucuları oranların satılan telefonlara göre oldukça düşük olduğunu yazmaya başladılar. Ortalık karışmışken Samsung muhtemelen problemin başlarına ciddi iş açabileceğini anlayıp telefonlarda bir değişim programı başlatmaya karar verdi. Buraya kadar herşey çok güzel...

Tabii ki böyle bir operasyonun büyüklüğü ve tüm dünyada yapılması gerektiğinden işler araç saçına dönmeye başladı. Bizdeki operatörler Turkcell, Avea ve Vodafone kulaklarının üzerine yatarken, Amerika'daki operatörler değişim sürecini hızlandırabilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Çünkü dönüp dolaşıp bu yanma sorunları onları da vuracaktı. Benzer şekilde Almanya'daki operatörlerde hızla iade sürecine giriştiler.

Tüm bu hengame ortasında bazı Note 7 sahipleri, telefondan çok memnun olduklarından mıdır yoksa bu kadar para verdikleri için mi bilinmez telefonlarını iade etmeye yanaşmıyorlardı. Samsung pil konusunda bazı ayarlamalar yapıp herkesin telefonlarını servis sürecine sokması için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Olayların büyümesi sebebi ile Samsung Türkiye bile kulağının üzerine yatamadı. Benzer bir süreç ülkemizde de başladı. Tabii ki farklı ülkelerdeki örneklere göre daha Allah'lık şekilde. Telefon sahiplerine verilecek yedek telefonlar konusunda yine nasip kısmet muhabbetleri başladı. Arkasından yeni Note 7'ler "ha geldi, gelecek" muhabbetleri falan filan. Klasik Türk tüketici hakları geyikleri!

Neyse yeni telefonlar Amerika piyasasına ulaştı ve hızla değişim süreci işlemeye başladı. Bu arada çeşitli havayolları firmaları Note 7'lerin uçuşlar sırasında kapatılmasını istiyor, her gün patlayan Samsung haberleri çıkıyordu.

Arkasından yenilenen telefonlarda patlamaya başladı. Tabii ki "hain Ameriga"nın oyunları muhabbeti başladı. Amerikalı servis sağlayıcılar kendi insiyatifleri ile değişim programını kaldırıp telefonları iade almaya başladılar. İlgili kurumların daha ortalıkta bir kararı yokken alınan bu karar bomba etkisi yaptı.

Ciddi teknoloji basınının yazdığına göre Samsung suçun pillerde olduğunu tespit etmiş ve yeni telefonlarda sorunlu pilleri kullanmamıştı. Ancak anlaşıldı ki, yenilenen telefonların patlaması ile birlikte Samsung bile sorunun nerede olduğunu bilmiyordu. Zaten olayın vehameti burada yatıyor.

Çok doğru bir hareket ile değişim sürecini başlatmışlardı ancak değiştirilen telefonlar da aynı soruna sahipti. Yazılan çizilenlere göre Samsung gibi dev bir üretici bile bu kadar kısa zamanda satılan milyonlarca telefonun yenisini üretebilme kapasitesine sahip değildi ve depolardaki sorunsuz olduğu düşünülen piller ile donatılmış telefonları cepheye sürdüler.

Sonunda Samsung güzelim telefonu tarih sahnesinden kaldırmaya karar verdi. İsteyenlere parası iade edilmesi, isteyenlere de arzu ettikleri Samsung telefonu bir miktar indirim ile alma imkanı tanındı. İade edenlere bile bir miktar fazladan para ödenmesi kararı alındı. Çünkü insanlar aksesuarlar satın alabilmiş olabilirlerdi ve Amerika gibi ülkelerde kimse aman uğraşamam deyip bu aksesuarlara ödedikleri paralar için yasal girişimden vazgeçmezdi. Samsung hisseleri yaşanan olayların etkisiyle yokuş aşağı inmeye başladı. Bunun yanında Samsung'un parça aldığı üreticilerden, lisanslı aksesuar üreticilerine kadar herkesin zararının firma tarafından tazmin edileceği garantisi de verildi. Uzun lafın kısası Milyarlarca Dolar zarar sözkonusu...

Ancak asıl zarar parasal değil. Hemen yaşadığım bir örnekle açıklayayım.

80 küsür yaşındaki babam akşamın bir vakti haberlerde Samsung telefonlar patlıyor haberini görünce alelacele beni aradı ve fırça süreci başladı;  oğlum bak Samsung telefonlar patlıyormuş annene niye "dandik" telefon aldın. Yakın zamanda anneme farklı bir Samsung telefon almıştık ancak modeli farklıydı. Şu patlayan alet yerine düzgün bir şey al kadına.

Konuşma devam etti. Baba Samsung'a dandik diyorsun da, haberlere baktığın televizyon ne marka diye sorduğumda, "Samsung" deyip sakın onlarda mı patlıyormuş diye devam etti fırçasına..  Bu noktadan sonra Samsung eşittir patlayan telefon hatta daha vahimi patlayan marka imajını temizlemek çok zor olacaktır.

Tabii ki hatalı üretilen veya sorunlu ilk telefon Note 7 değil ve sonuncusu da olmayacak. Ancak sürecin ele alınması ve sözüm ona çözüm noktasında Samsung'un yaptıkları yarın öbür gün ekonomi kitaplarına girebilecek, üzerinde onlarca araştırma ve makale okuyacağımız bir konu olacak. Bakalım üretici tarihin en büyük teknoloji skandalının etkisini hafızalardan nasıl silecek...

iDiots Kısa Film



Aslında iDiots, 2013 yılında hazırlanmış bir kısa film veya animasyon. Ancak ben yeni gördüm. Aslında değişen hiçbir şey yok. Cep telefonlarının hayatımıza nasıl etki ettiği ve değiştirme motivasyonlarını çok güzel hicvetmişler. 4 dakikalık filmi seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim...

Elektronik Ürünlerde ve Bilgisayarda Taksitler Düşüyor!!


Bilişim sektöründe işler uzun zamandır iyi gitmiyor. Türkiye'den çıkan büyük yabancı perakendeciler, satılan firmalar, batan teknoloji firmaları derken son zamanların hikayesi ise mağaza kapatan ve eleman azaltmasına giden perakende devleri...

Geçtiğimiz günlerde gelen elektronik ürünlerde ve bilgisayarda taksit 6 aya düşüyor haberleri bu erime ve geriye gitme sürecini daha da arttıracak korkusundayım. Belki biliyorsunuzdur eski bir perakendeci olarak sektörle bir şekilde organik bağlarım devam ediyor ve duyduklarım hiç umut verici değil.

Hifi tarafında ise 2016 yılında yaşanan daralma konusunda bu taksit düşürme olayının nasıl bir etkisi olur bilemiyorum şimdilik. Ancak olumlu yansımayacağı kesin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...