Betta'ların Çiftleşmesi (Videolara Mutlaka Gözatın)

 

Betta'larım ile birlikte yaşamayı öğreniyorum ve keyif alıyorum. Betta Imbellis veya yabani Betta'lar bir arada yaşayabiliyorlar, akrabalarının aksine. Bu yüzden balıkları çiftleştirmek için özel olarak uğraşmanıza gerek yok. Ha tabii uğraşsanız daha sağlıklı olur ama ben akvaryumuma çok dokunmayı sevmiyorum. Doğal ortamlarında gibi yaşamalarını istiyorum.. Yabani Betta'lar canları isteyince çiftleşiyorlar. Eh işte Yabani Betta bunlar... 

Özellikle dişilerin karnı dolgun hale geliyor renkleri farklılaşıyor. Akvaryumda normal koşullarda birbirlerini kovalama şeklinde aksiyon olurken işler yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Erkek ile dişi Betta ile kurlaşma başlıyor. Bu emareleri görürseniz bilin ki bir aksiyon olacak. Bende de tam anlamı ile böyle oldu. 

Erkek balık suyun yüzeyinde köpüklerden yuva yapmış oluyor önceden. Dişi eğer çiftleşmeye hazır ise yuvanın altına gidecek ve çiftleşmek için yuvanın altında ters dönecektir. Erkek balık dişiyi saracak ve sıkacak. Bu işlem sırasında yumurtalar dişinin karnından dökülüyor. Bu sırada erkek eş zamanlı spermlerini bırakarak çıkan yumurtaları döllüyor ve düşen yumurtaları yakalayıp teker teker köpük yuvaya yerleştiriyor 

Şans eseri bu enstantaneleri videoya çekmeyi başardım; 

 
  
Doğanın mucizesi işte. Ama mucizeler burada kalmıyor. Yumurtalar 48 saat içinde çatlıyor ve her yumurtadan gözle zor görünen minicik yavrular çıkıyor. Tüm bu süreç boyunca erkek balık bir saniyeliğine bile olsa yuva bölgesini terk etmiyor. Dişi ise bir yerlerde saklanıp dinleniyor. Erkek, köpük yuvadan düşen yavruları tekrar yuvaya geri koyuyor. Bunun da videosunu çekmeyi başardım. 

 

Tam artık yavruları büyütmeye başlayacağız diye sevinirken canımızı yakan İzmir depremi oldu maalesef. Birkaç gün farklı bir evde kalmak istedik. Özellikle eşim bu depremde oldukça tedirgin oldu. Maalesef yavrularımızı göremedik döndüğümüzde. Umarım bir sonraki sefer her şey yolunda gider.... 

45'lik Sevmiyorum

 


Micro Seiki MR-622


Japon üretici Micro Seiki'den MR-622 modeli. Üretim yılı 1973. Yüksek hassasiyetli bir kol ve doğrudan sürücülü yani direct drive motora sahip bir pikap. Besleme geriliminin bir varyasyonunda etkilenmeyen DC servo doğrudan sürücü, ana tahrik sistemi olarak benimsenmiştir.

Hız değişikliği, saf elektronik olarak yapılır ve yumuşak bir dokunuşla değiştirebilir. Dahası, rotasyon ince ayarı 33 ve 45 devir üzerinde birbirinden bağımsız şekilde % 6 aralığında bir i-nce ayar seçeneği de mevcuttur. 

Kol olarak MA-202'yi kullanılmış. Aşırı hassas üretilen ve düşük dikey hassasiyete sahip bir kol. Ayrıca, sağ ve sol tahrik aksının yuva kısmı radyal yapı kullandığından, seviye hassasiyeti mükemmel imiş neredeyse... 

Grease II Soundtrack


John Travolta ve Olivia Newton John'un Grease filmi çok tutulup kült hale gelince devam filmleri yapıldı bildiğiniz gibi. işte onlardan bir tanesi olan Groove Grease filminin soundtrack albümünün az bulunur plağı. Bu filmde beyaz çocukların lise hayatı veya araba yarışları filan yerine Harlem'deki çikulata renkli insanların lise hayatı ele alınır. Yokluktan üstlerine giyecek bir şey bulamayan zavallıların okumak için çırpınışlarını anlatan filmi mutlaka seyredin.

House of Marley Rebel Bluetooth Kulak Üstü Kulaklık


Renkli kulaklık artık hayatımızın değişmezi...  Alın bir tane daha... 

House of Marley Rebel Bluetooth Kulak İçi Kulaklıklar ile sadece oynat düğmesine basın ve en sevdiğiniz müziğin içinde kendinizi kaybedin. 40 mm dinamik sürücüye sahip bu kulaklıklar güçlü ses sağlar. Ek olarak, tek düğmeli denetleyici, müziğinizi kontrol etmeyi basit ve kolay hale getirir. Rebel kulaklıklar ayrıca, telefonunuzu çıkarmadan arama yapabilmeniz için bir mikrofon sağlar. Dahası, Rebel kulaklıklar, temiz tasarımı sayesinde farklı bir Marley görünümü ve hissi sunar. Aynı şekilde, kulaklıklar Siyah, Gri, Lacivert, Rasta, Şeftali  dahil olmak üzere altı renkte gelir. Rahat kulak üstü tasarım, kulaklığı saatlerce takmanıza izin verir. Benzer şekilde, dayanıklı yapı, çantanızda olsa bile kulaklığınızın iyi durumda kalmasını sağlar. Fiyat 40 Dolar... 

Amazon Echo Link Amp

Amazon çok garip bir firma.. Adamlar zaman içerisinde çok ilginç ürünleri tüketicilere sundular. Ben geç kalmışım ama bu ürün oldukça ilginç. Sanırım yeni versiyonu da yolda imiş... 

Amazon Echo Link Amp Stereo Amplifikatör ile ses söz konusu olduğunda yalnızca en iyisini deneyimleyin. Dahili bir 60W 2 kanallı amplifikatör ile tamamlanan bu cihaz, gelişmiş ses sunmak için hoparlörünüze bağlanır. Sonuç olarak, her seferinde hi-fi ses müzik akışı elde edersiniz. Ek olarak, Echo hoparlörlere bağlandığı için, sesinizi Alexa'ya erişmek için de kullanabilirsiniz. Veya uygulamayı aynı ses kontrolü için kullanabilirsiniz. Evinizdeki birden fazla Echo cihazına bağlanırken, aynı zamanda birden fazla analog ve dijital giriş ve çıkışa sahiptir. Son olarak, Echo Link Amp, Ethernet ve koaksiyel kablo desteğine sahiptir.

300 Dolarlık fiyat ses kalitesini bir kenar bırakırsak özellikler açısından oldukça keyifli. 

Su Piresi

 


Geçen yazımda, sonunda balıklarımı akvaryuma eklemiştim. Ekleyiş o ekleyiş, arada sırada canları istediğinde kendilerini gösteren Betta Imbellis'lerim ile yaşamayı öğrendim haftalar içinde. Ancak ufak bir sorun vardı. Arkadaş bu deliler yem yemiyorlar. Daha önce yazdığım üzere bu arkadaşların sevebilme potansiyeli olan hemen her türden her markadan yemi stoklamıştım.  Yok arkadaş yemiyor balıklarım hiçbirisini. 

Hadi ilk günler stres altındalar bunu anlıyorum da, artık akvaryuma alıştılar keyifleri yerinde. Yemlerde bir problem olsa oğlumun Betta'sı yemez. Nam-ı diğer "Gek Gek Yele" ne bulsa havada kapıyor. Bizimkiler yüzüne bakmıyorlar hiçbir yemin. Başladım araştırmaya. Üreticileri ile konuşuyorum, her yeme alışkın diyorlar, senin görmediğin zamanlarda yiyor olabilirler diyorlar. Bir yandan da keyifleri yerinde. Sn. Sadettin Kesergen "abi kafaya takma" başlarlar yakında yemeye dedi ama gel bana anlat işte... 


Dedim bu iş böyle olmayacak, bir de canlı yem deneyelim. İlker Akvaryum'dan biraz tubifex aldım, bizimkiler havada kaptılar.. Bu böyle olmayacak canlı yem lazım bizimkilere diye karar verdim. Aslında bir çok seçenek var, canlı yeme alternatif. Dondurulmuş yemler var, jel şeklinde satılan ve kendi hazırladığınız yemler var. Var da, buradaki kilit nokta bunların buzdolabında saklanması gerekiyor. Seçil Hanıma tüm şirinliğimle diyorum ki, buzdolabına yem koysam sıkıntı olur mu? Aslında cevabını biliyorum da, deneyeyim dedim.

Hayır!!!

Hani normal bir hane olsak, küçük bir buzdolabımız olsa, yer yok tamam diyeceğim de, buzdolabı, derin dondurucu aklınıza gelen her türlü şey var evde. Ama kız haklı valla, yapacak bir şey yok. Dur onu da yazının sonuna ekleyeyim unutmazsam... 

Seçenekler tabii ki bitmiş değil. Çeşitli kurtlar var, su piresi var. Geçtiğimiz senelerde su piresi üretimini denedim. Elime yüzüme bulaştırdım vallahi hiç yalan söylemeyeyim. Her defasında nasıl becerdiysem kültürleri çökerttim, su piresi hayalleri yalan oldu. 

Bir kere daha deneyelim bakalım. Şöyle bir araştırma yaptım. Bütün oklar Sn. Murat Tansel diye bir beyi işaret ediyor. Kendisi ile irtibata geçtim hemen, sağolsun son derece detaylı anlattı herşeyi. Dedim ki, yahu Murat Bey ben anlattıklarınızı anladım da, fazla detay ile uğraşmayalım, siz bana ne lazımsa gönderin. Bir yandan da nasıl olsa olmayacak diye düşünüyorum. 

Birkaç gün sonra koca bir koli geldi. İçerisinde su pireleri, yeşil su kültürleri, pireler için çeşitli yemler var. Bende göndermiş olduğu yönergelere göre ön hazırlık yapmıştım. Ha bir de pistia'lar almıştım. Şimdiye kadar bu güzel yüzey bitkilerini yaşatmayı başaramadım. Sn. Murat Beyden gelenler de, pek hayal ettiğim gibi değildi açıkçası. Ama büyüklerinden kalmadı 1TL boyutlarında olanlardan var şimdilik onlardan gönderiyorum demişti. Bu arada haftalar sonra bir koli daha geldi, sağ olsun unutmamış. Bir sürü pistia göndermiş, bilabedel olarak hem de tam hayal ettiğim gibi. Bu tarz insanlar ile alışveriş yapmak gerçekten çok keyifli! 

Neyse su piresi demiştik. Geçtiğimiz senelerde su piresi üreteceğim diye bir sürü özel plastik kaplar vesaireler almıştım. Üretim tesislerimiz görsel manada çok düzgün idi. Hiçbir masraftan kaçınmamıştım. Ama sonuç hep hüsran oldu... 

Bu defa nasıl olsa olmayacak diye hiç özenmedim vallahi. Hayatımda ilk kez 5LT'lik su kaplarını kesip içerisine su koyup beklettim. Hepsi leş gibi oldular yaz güneşi altında.  Aşağıdaki manzarayı, çok utanarak ekliyorum, 

Siz bu yazıyı okurken yukarıdaki gibi 5 tane daha, üstünkörü kesilmiş plastik su damacanası dolusu su piresi var. Üredikçe ürüyorlar maşallah! Ulan bir sürü para harca, özel kaplar al, su piresi üretmek nasip olmasın, "gecekondu styla" berbat bir şekilde üret. Şans mıdır, kaderin cilvesi midir, Murat Tansel'in alameti midir bilmem... Sonuç, başarı!  Bizim Betta'lar su pirelerini havada kapıyorlar artık... Onlar mutlu, bende mutluyum. 

Şimdi unutmadan gelelim buzdolabı meselesine. Beni daha önceden tanıyanlar, özellikle hifi vesaire sayesinde tanıyanlar, karakterimi üç aşağı beş yukarı anlamışlardır. Akvaryum alanında yazılarımı takip eden arkadaşlarda ipuçlarından yavaş yavaş anlamaya başlamışlardır beni. 

Ben ciddi bir işgalciyim bunu itiraf etmem lazım. Bana bir alanı verirseniz veya kaptırırsanız, kendime göre dönüştürmek ve dönüşümün akabinde stoklamak konusuna ciddi bir takıntım olabilir. Eşim seneler önce bir yazısında yazmıştı bunu. Salonda işlerin nasıl çığrından çıktığını anlatmıştı. 

Sadece salon değil tabii ki. Geçmişte buzdolabında da, özellikle içecek bölümünde bazı işgal olayları yaşadık. Mesela meşrubat bölümünde mahalledeki çoğu marketten daha fazla stok vardır. Aşağıda gözüken buzdağının sadece görünen yüzü. Bunun birkaç katı kilerimizde vardır herhalde. Seçil bu yazıyı okursa, ilk söyleyeceği şey, "birkaç katı mı" olur? Bayağı bir katı diyelim.... 


Yani siz bakmayın atıp tuttuğuma kız haklı. Eh peki Hakan Bey, bu su pirelerini nasıl kabul ettirdiniz derseniz, laf aramızda apartmanda gizli bir nokta buldum. Oraya doğru yayılmaya başladım :)


Karabağ Azerbaycandır

 


Azerbaycan'ın Karabağ topraklarında yeniden Azeri bayrağı dalgalanıyor. Karabağ Azerbaycandır!

Danny Boy et ses Penitents

 


Yazık çok acayip bir plak kapağı bu... KKK müziği diyebilirsiniz ama değil; 

Danny Boy et ses Pénitents 25 Ocak 1936'da Saint-Pierre-de-Cormeilles'de doğan, şarkıcısı Danny Boy, gerçek adı Claude Piron olan 1960'ların Fransız rock'n'roll, twist and beat grubudur. Danny Boy'a eşlik eden dört müzisyen (Penitents) balaclava giyiyordu. Balaclava ne bilemedim ya, maske mi desek, bere mi desek. Yukarıdaki plak kapağından anlarsınız işte... 

Claude Piron, ilk Fransız rock şarkıcılarından biri olarak kabul edilebilir. Solo kariyerine 1958'de başarılı bir Kalin Twins cover'ı ile başladı. 1960 yılında Danny Boy takma adını almadan önce ilk plağını gerçek adıyla kaydetti ve ardından Bruno (gitar), Ralai (gitar), Didier (bas gitar) ve Jose'den (davul) oluşan Danny Boy et ses Pénitents'ı kurdu. 

Danny Boy aynı zamanda bir oyuncu imiş. Bernard Toublanc-Michel tarafından yönetilen 14. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde  "Altın Ayı"ya  aday gösterilen, 1964'te bir Fransız-İtalyan filminde oynadı: La Difughé d'être infidèle. 

Headache Sound OMNI



Headache Sound OMNI Portable Record Player ile istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde Scratch  atın ve çalın. Müzik tutkunları ve DJ'ler için tasarlanan bu cihaz, bir müzik aletini ve taşınabilir bir pikabı birleştiriyor. Technics SL-1200'den ilham alan OMNI, birçok harika özelliğe sahip daha küçük ve daha basit bir tasarıma sahiptir. Plak çaları, olağanüstü işlevsellik ve ses kalitesi sunar. Ek olarak, 7, 10 ve 12 inçlik plakları çalar ve tamamen ayarlanabilir bir kola sahiptir. Entegre Bluetooth ses alıcısı, doğrudan akıllı telefonunuzdan müzik çalmanıza da olanak tanır. 

Ayrıca, yerleşik 5 watt hoparlör, istediğiniz zaman, istediğiniz yerde müzik çalmanıza ve karıştırmanıza olanak tanır. Kulaklık çıkışı, kulaklık izlemeyi ve sessiz çalışmayı da mümkün kılar. OMNI'nizi, güç bankanızı ve akıllı telefonunuzu alın ve artık hazırsınız

300 Dolarlık fiyatı ile bana sorarsanız anca baş ağrısı yapacak bir ürün olabilir... 

Khruangbin

 Khruangbin basta Laura Lee ki topluluğu sevenler genelde Kleopatra diyorlar, gitarda Mark Speer ve davulda Donald Ray "DJ" Johnson Jr. Houston, Texas'ta kurulmuş bir Amerikalı bir müzik üçlüsü. Grup, klasik soul, dub ve psychedelia gibi küresel müzik etkilerini harmanlamasıyla tanınır.

İlk stüdyo albümleri The Universe Smiles Upon You (2015), 1960'larda Tayland müziğinin tarihinden, özellikle Luk Thung'dan etkilenmiştir. Tayland'ın country müziği olarak tanımlanabilecek Luk Thung, batı dünyasında Khruangbin sayesinde ilgi çekmiştir. 

İkinci albümleri Con Todo El Mundo (2018) ise İspanya ve yoğun olarak bir Ortadoğu etkisine sahip. 2020 albümleri olan Mordechai ise yine büyük ölçüde Tayland müziği ve Ortadoğu müziği ağırlıklı olarak ise İran rock müziğinden etkilenmiş. . 

Khruangbin'in müzik türü tam anlamı ile bir karmaşa. Dünyanın dört bir yanından etkilere sahip,  çoğunlukla enstrümantal olan müzik, soul, surf, psychedelic ve funk  etkilerine sahip, kendilerine sorarsanız ise Thai funk'varidir. 

Adı Üstünde Yabani Betta

Evet bir önceki yazımda balıklarıma kavuşmuş ve onları akvaryuma eklemeye hazır hale geldiğimden bahsetmiştim. Akvaryumum veya Fifty Shades of Brown gerçekten tam istediğim gibi olmuş durumda, görüntüsü, uğraşma amacıma tam anlamı ile hizmet ediyor. Ay bir mutluyum ki, sormayın. Balıklarımı 1 erkek 2 dişi olarak seçtiğimi söylemiştim. Cahil kafamla düşündüm ki, koca akvaryum hiç olmazsa arada sırada balıkları da görür mutlu olurum. 

Vira Bismillah diyerek, dikkatli bir şekilde balıkları akvaryuma ekledim. Ekleyiş o ekleyiş! Akvaryuma önden bakıyorum kimse yok, sağdan bakıyorum kimse yok. Zaten ışıkta az. Ambiyans yapacağız ya malum, görmeyen gözlerimle balık arıyorum akvaryumun içinde. 


Stresteler ya, ilk gece alışırlar diye düşündüm. Ertesi gün, başlarlar akvaryumda fink atmaya. Neyse akşam yattım, ertesi sabahın köründe akvaryumun başında soluğu aldım. Yüzeyin neredeyse yarısı köpük dolu. Bu iyiye işaret; keyifleri yerinde. Peki balıklar nerede... 

Önden bakıyorum yok, yandan bakıyorum yine yok. Uzun uğraşlar sonucu erkek Betta beyefendiyi gördüm. Renkleri yerine gelmiş, keyfi yerinde gibi. Şimşek gibi akvaryumun bir tarafından diğer tarafına yüzdü, sonra, ara ki, bulasın. Ha bu arada birkaç kez dişilere de denk geldim, tam gördüm derken, tankın içinde bir kovalamaca yine herkes kayıp. Hemen yazıyorum tabii ki gruba, abi diyorlar normal. Normalde renkleri bir günde kendine gelmez, senin tankı sevmişler belli ki. E peki ne zaman görürüm bunları, orası nasip kısmet, yabani Betta bunlar... 

Büyük dişi, küçük dişiyi kovalıyor. Erkek ikisini birden kovalıyor. O enstantanede oda içerisinde bir şenlik havası, balıkları gördük. Sonra balıklar ortalıklarda yok. Betta Imbellis'ler saklanma yeri severler filan derken, anladım ki bizim biyotop çakması tankımız bir kara delik haline gelmiş. Her taraf saklanacak alan. Hani kendi boyutumuzda bir alan olduğunu düşünüp saklambaç oynasak birini bulmak yıllar sürecek. Sittin sene kimseyi bulmazsınız... 

İşin en komik tarafı oğlum geliyor, "baba sen 3 balık almadın mı" diye soruyor. Aldım oğlum deyince, neden ortalıkta gözükmüyor bunlar diyor. Oğlum diyorum bunlar yabani. Eşim de merak içinde. Evdeki ana muhabbet, bu balıklar nerede. Biraz vakit harcayıp birkaç fotoğraf çekmeyi başardım da, en azından elimde bir vesika var... Sorulara cevap belli; yabani Betta bunlar. Bir yandan da, ulan bu kadarı da normal mi diye düşünüyorum. Soruyorum araştırıyorum, bu durum normal deniyor. Oğlan geliyor, baba boşver sen bunları gelip istediğin zaman benim Betta'ya bakabilirsin diyor. Çocuk haklı, "Gek Gek Yele" yüzgeçlerini açıp hükümet gibi dolaşıyor minik akvaryumun içinde. Bizimkiler ortalıkta yok! 

Fifty Shades of Brown, biyotop çakması filan iyi hoş şeyler şimdi Allah için. Yapması, kurması da zevkli, planlaması da. Görsel, gerçekten muazzam. Ama okulda resim derslerinde öğrendiğimiz "natür mort" kıvamında bir olay. Fransızca "ölü doğa" demektir, aha işte bizim ortamda öyle. Dal, yaprak herşey var. Balık var, ama yok! Yabani bunlar...

Arkadaş, biyotop çakmasıdır, bol dallı güllü, pardon dallı yapraklı akvaryum yapacaksanız, çoğu zaman göreceğiniz manzaranın bu olacağını bilin. Balıkları şansınız varsa bu hengamenin içinde arada sırada görebilirsiniz. Neden diye sormayacaksınız herhalde, yabani bunlar tabii ki :)

Neyse bir hafta geçsin, birbirimize alışırız herhalde. 


BOSE 301


BOSE'nin ülkemizde de çok sevilen hoparlör sistemi; 301. O günlerde BOSE hoparlör ailesinin en küçüğü olan hoparlör sistemi düşük maliyet için tasarlandı. Yüksek frekansları dışa doğru eğimli tutturma özelliğinin yine görüldüğü bu hoparlörler olmuştur. Sürücü olarak 20cm "corn" tipi alt frekans ve tizler için ise 7.5cm "corn" tipi sürücü kullanılmıştı. Eğik monte edilmiş tweeter'ın önündeki deflektörün açısını değiştirerek, akustik olarak değişken  bir oda ve yapıya sahiptir. İlk üretim tarihi 1976..

Bu özellikler BOSE 301'i hem çok sevilen hem de hiç sevilmeyen bir hoparlör olarak bilinmesine sebep oldu. Aynı zamanda hem sevilip hem nefret edilen bir marka olmak kolay değil... 

McIntosh Power Supply


Yahu 1950'lerin reklamları her zaman çok hoşuma gitmiştir. 1950'lerden bir diğer McIntosh reklamı, D101 güç kaynağı. 

MOV-1 Seramik Ses Sistemi



KEAS MOV-1 Ceramic Audio System ile gözlerinize ve kulaklarınıza ziyafet amacı için üretilmiş. Tamamen kablosuz olan bu sistem, cihazınıza Bluetooth ve aptX teknolojisi ile bağlanır. Danimarkalı Peerless sürücülere sahip bu hoparlör, her tür için kusursuz ses üretir. Ek olarak, size tam sekiz saatlik bir çalma süresi sağlayan güçlü bir lityum iyon pile sahiptir. MOV-1'in ön tarafında parçaları atlamak, oynatmak, duraklatmak ve ses seviyesini ayarlamak için sezgisel dokunmatik kontroller bulunur. 


Güzel seramik kasa, ses için akıcı bir tasarım sunar. Aslında, bir hoparlör sisteminden çok bir sanat eseri olarak ortaya çıkıyor. Fiyat ise 650 Dolarcık... Meh...

Deprem

 




Ege'nin iki yanını sallayan 7 büyüklüğündeki depremde maalesef İzmir ve çevresi zarar gördü. İzmir'de ve çevresindeki hemşehrilerimin kederli ailelerine sabır, yaralılar için acil şifalar niyaz ediyorum. Bunu bu aralar bol bol duyacağız, beraberlik çağrıları, taziye mesajları havalarda uçuşacak arkasından Gölcük, Van, Erzincan ve onlarca hatta yüzlercesi gibi bir hafta sonra herşeyi unutacağız. Maalesef ateş düştüğü yeri yakıyor... 

Alıştırma Süreçleri


 

Geçen yazımda Sadettin Kesergen üretimi balıklarımın, Mehmet Bulut aracılığı ile Aydın'dan geleceğinden bahsetmiştim. Bu süre zarfında akvaryumdaki su döngüsü oturmuştu iyice. White fungus tabir edilen yapılar, temizlik ekibi tarafından temizlenmiş ve akvaryum tam isteğime uygun şekilde oturmuştu. 

Kısa bir bekleyişin ardından balıklarım geldi. Kısa bekleyiş derken sanırım Ekim başını buldu bu işler. Zaman mekan oryantasyonu bu yazı dizisinde oldukça kayık durumda. Neyse...  Öyle balığım geldi hemen akvaryuma koymak diye bir şey söz konusu değil bu dünyada. Sabır önemli. Burayı daha sonra defalarca hatırlatacağım; Sabır! 

Neyse balıklar gelir gelmez, yol yorgunu misafirlerimizi hemen akvaryumun içerisine koydum poşetleri ile. Buradaki amaç poşetin içerisindeki suyun sıcaklığının akvaryum sıcaklığı ile eşitlenmesi. Bu süreç bazılarına göre yarım saat, bazılarına göre bir saat, bazılarına göre daha uzun sürebiliyor. Ben deliyim derseniz, elinize bir ısı ölçer alıp, tam eşitlenmeyi de sağlayabilirsiniz de buna gerek yok. Ben sanırım 1 saat civarında balıkları aşağıdaki gibi bıraktım... 



Bu sürecin akabinde suya alıştırma aşaması geliyor. Bu nasıl bir şey derseniz, önce yukarıda görülen poşetlerden balıkları kurtarıyorsunuz ve bir kabın içerisine alıyorsunuz. Bir hava hortumu vasıtası ile ana akvaryumunuzdaki suyu damla damla, yavaş yavaş bu kabın içerisine akıtıyorsunuz. Bu konular ile alakalı internette bir sürü video ve bilgi var. Bunları yazınca aman abi ne bilgilisin filan demeyin, bende okuyarak öğreniyorum ve balıkları aldığım kişilerin deneyimlerine güvenerek aktardıkları yöntemleri kullanıyorum. Pek bir şey bildiğim yok benim de. :)


Bu süreci ne kadar uzun tutarsanız o kadar iyi. Balıklar bir şekilde adım adım sizin suyunuzun özelliklerine alışıyorlar.. Bu arada balıkların geçtiğimiz yazılarda eklediğim fotoğraflarda  renklerinin ne kadar güzel olduklarını fark etmişsinizdir ancak bana geldiklerinde neredeyse bembeyaz olmuşlardı. Bunun sebebi de stres imiş. Yavaş yavaş geçecek ve normale dönecekler. Ne demiştik, Sabır... 


Daha önce yazdığım gibi yabani Betta'lar atlamaya çok meraklı imiş. Ben sadece okuyucu olarak çeşitli gruplarda bilgi edinirken sevgili Mesut Kurtoğlu'nun iki dişi balığı atlayarak intihar etmişti. Benim balıklar gelene kadar bu atlamaların sonu gelmedi. Her hafta farklı meraklıların yabani Betta'ları atladı. Ben akvaryumumda gereken önlemleri almıştım ama bu alıştırma sürecinde bile kap yerine kova kullandım. Neme lazım, bizimkilerde atlamasınlar... 


Denon PMA-700Z


Denon PMA-700Z amplifikatör. Kanal başı 80w güç üretebiliyor. Ağırlığı yaklaşık 13 kilogram! Üretim tarihi 1975. Bu amplifikatörler belki görüntü olarak dönemin diğer Japon ürünleri kadar etkileyici gözükmese de, dönemin Denon mühendisleri özellikle pre-ampli katlarına ciddi kafayı yormuşlar. Pikap katı içinde aynı şeyi yazabilirim rahatlıkla. Firma kendi iğneleri biraz zor sürüldüğü için bu konuda biraz takıntılı davranmış :=)

Bir Hoparlör Yetmez

 


Tiso i4

Kablosuz kulaklardan gına gelmedi mi? O zaman yetmez ama evet diyorum. Zaten başımıza ne dert açıldıysa bundan açıldı da, neyse... Tiso i4 Gerçek Kablosuz Mikrofon Kulaklıkları, Bluetooth 5.0 bağlantısına sahip.  Tiso i4  en son bağlantı teknolojisini kullanan bu spor kulaklıklar, dört saatlik etkileyici bir pil ömrüne sahiptir. Ancak, ayrıca 25 saat daha enerji sağlayan bir şarj kutusu ile birlikte gelirler. 

Diğer bir Bluetooth 5.0 cihazıyla eşleştirildiğinde, daha da fazla dinleme süresi elde edersiniz. IPX5 su geçirmezlik derecesine sahip i4 Kulaklıklar, aktif yaşam tarzınıza uyacak şekilde yapılmıştır. İhtiyaçlarınıza uyması için bunları bir çift olarak veya tek başına kulaklıklardan biri olarak kullanabilirsiniz. Cihazınıza otomatik olarak bağlanarak akıllı gürültü azaltma özelliğine sahiptir.

Fiyat ise 50 Dolar civarında... Eh bize ne dediğinizi duyar gibiyim. Bence de öyle. Sadece basın bültenindeki hanım kızımızın makyajını beğendim... 


Orange Blossom, Birleşmiş Milletler Misali Bir Grup

 

 Orange Blossom, elektronik ve dünya müziğinin bir karışımını çalan Fransız bir grup. Grup 1993 yılında kemancı Pierre-Jean Chabot  ve perküsyoncu/ vokalist Jean-Christophe Waechter  ile Nantes sehrinde kuruldu. 

Grubun adı, Ervin Rouse ve Chubby Wise'ın keman melodisi "Orange Blossom Special" 1920'lerdeki bir trenin adından geliyor. İlk albümleri Orange Blossom, 1997'de yılında yayınlanmış. İkinci albümleri yayınlanmadan önce grup yönünü etnik ve geleneksel müziğe doğru çevirmişti. 

Ivorian perküsyon grubu Yelemba D'Abidjan ve Mısırlı grup Ganoub gibi Fransız olmayan birçok müzisyen ile tanıştılar ve işbirliği yaptılar. Mısır, Fransa ve Belçika'yı gezdiler. Vokalistleri 2000 yılında gruptan ayrıldı ve yepyeni bir grup kurdu. 2002'de yeni müzisyenler ile vokalist Leïla Bounous gruba katıldı. Everything Must Change albümü 2005 yılında yayınlandı. 

Vokalist Leïla Bounous yarı Cezayirli, yarı Fransız. Zaten grubun müzisyenleri birleşmiş millet misali. Üçüncü albümleri Under the Shade of Violets bu durumu gayet güzel bir şekilde gösteriyor zaten. Melodiler Berberi coğrafyasından, Akdenizin karşı tarafına uzanıyor... 

İlginç bir grup bir göz atmanızı tavsiye ederim...