HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest Anniversary Edition



Titan Quest Anniversary Edition, orijinal oyunun yayınlanmasından 10 sene sonra meraklılara sunulan ve içerisinde orijinal oyuna ek olarak eklenti paketi Immortal Throne'una da içeren bir edisyondu. İşin güzel ve önemli tarafı bu edisyonun THQ tarafından orijinal oyuna sahip olan herkese ücretsiz olarak verilmesi oldu.

Titan Quest Anniversary Edition sadece iki paketin birleştirilmesinden ibaret değildi. İki oyununda anlaması pek kolay olmayan çoklu oyuncu seçenekleri baştan aşağıya yenilenmiş ve Steam desteği eklenmişti. Modern bilgisayarlardaki uyum sorunlarının neredeyse tamamı çözülmüştü. Yeni nesi monitörler için daha fazla çözünürlük, daha geniş büyük kamera görüş mesafesi ve ölçeklenebilir kullanıcı arayüzü ile oyun daha modern bir görünüme sahip olmuştu. Yeni nesi işlemci ve ekran kartlarına destek verilmesi ile performans artışı sağlanmış ve genel kararlılık artmıştı. Ayrıca Steam Atölyesi ile mod desteği gelmişti.

Arayüzdeki gelişmeler ve geniş ekran desteği sayesinde bir oh dedik yahu
Normal koşullarda tüm bunlar bile 10 senelik bir oyunun yeniden ayağa kaldırılması adına ayakta alkışlanacak eklemeler olsa da, yapımcılar burada durmamıştı. Oyundaki tüm karakter özellikleri ve skill setleri elden geçirilmiş, yeni eşyalar eklenmiş ve iyileştirmeler yapılmıştı. Oyunun çok oyunculu modunda bazen kabus haline gelen parti ayarları elden geçiriliş, zorluk seviyelerinden, yapay zekaya kadar her konuda iyileştirmeler yapılmıştı.

Arayüzün arzu edildiği gibi düzenlenebilmesi oyun ekranını daha sade hale getirebiliyordu. 
Bunlarda yetmemiş, oyuna yeni düşmanlar, ara boss'lar ve hatta görevler eklenmişti. Sanırım bu denli kapsamlı bir gelişim çok az oyuna nasip olmuştur. Hele ki, 10 senelik bir oyun söz konusu olunca, yaşananlar inanılacak gibi değildi bana sorarsanız.

Helal sana THQ...

Polycade Arcade Interface


Polycade Arcade Interface ilk gördüğümde yerim olsa kontrplaktan yapılır bu dediğim bir retro oyun konsolu. Duvara monte edilen dış cephesi, sayesinde az yer kaplayan şık bir tasarıma sahip şimdi Allah için. Vintage görünümüne rağmen oyunlar için Steam kullanılıyor dediğine göre demek ki cihazın içerisinde minik bir PC var. İki oyunculu joystick  setlerinin yanında yanı sıra ek kontroller için düğmeler ve bir trackball özelliğine de sahiptir. Özel oyun çubukları ve düğmeleri, süper hızlı tepki süreleriyle sorunsuz bir oyun deneyimi sunuyor falan diye özellikler sıralanmış ve fiyat 2.800 Dolarcık.


Duvara montaj gerçekten harika bir fikir. Ben içerisine bir RetroPie yüklü bir Raspberry Pi koyarım diye düşünüyorum ama yeni nesi AMD APU'lu mini bir bilgisayar da fena fikir değil. Makul boyutlarda bir ekran, ki 24 inç bana mantıklı geliyor, ile harika bir şey yapılabilir ve maliyette bayağı aşağıda olur sanki. Vaktim olursa bahara ben bu olaya girerim...

H.S.C. Hırdavat


Dün Makita markasından bahsederken hırdavatçılık konusuna da değinmiştim. Arşivimde rahmetli peder ile senelerimizin geçtiği, benim 1993 ile 1999 arasında bizzat idare ettiğim dükkanımızın kartı denk geldi. Buraya da ekleyeyim dedim.

Sanırım oldukça yaramaz bir çocuk olduğumdan benim 1. Sanayi Sitesi dolayısıyla hırdavatçılık maceram ortaokul talebesi iken başladı. Lise yıllarında da devam etti. Şöyle bir düşünüyorum da, o yıllarda çok şey öğrenmişim ve sonraki yıllarda da bayağı işime yaradı doğrusu. Bu kartın muhtemelen en az 20 senelik bir mazisi var. Belki daha da fazla...

Shinola Bluetooth Bookshelf Speakers



Bu tarz aktif hoparlör tasarımlarını çok sevdiğimi bilirsiniz. Shinola markasını da yeni duydum ama fiyatını görünce aşırdım biraz. 1.500 Dolarcık. Firma şu bülteni göndermiş...

Barefoot Sound ile birlikte üretilen bu hoparlörler, genellikle stüdyo için ayrılmış aynı ses imzasını taşır. Modern bir tasarıma sahip hoparlörler hem Bluetooth hem de USB ile uyumludur, böylece müziği kendi tarzınızda çalabilirsiniz. Ayrıca, diğer girişler RCA L / R, S / PDIF ve 3,5 mm stereo jakı içerir. Premium malzemelerden ve bileşenlerden üretilen hoparlörler, güzel oldukları kadar dayanıklıdır. Etkileyici bir dinleme deneyimi sağlamak için yüksek verimli tweeter'lar ve özel woofer'lar içerir. Ayrıca, el boyaması meşe  ve siyah kaplama seçeneklerine sahiptir. Sıra dışı ses kalitesini bir Amerikan estetiğiyle birleştiren hoparlörler, herhangi bir müzik aşığı için olmazsa olmazdır.

Elinize sağlık ama Shinola markasını ben hiç duymadım belki çok bilindik bir şeydir ve benim cahilliğidir ama ortalıkta bunca iyi aktif hoparlör varken niye simi şinanay pardon Shinola olan bir hoparlöre 1.500 Dolarcık vereyim ki...

DJ Prenses


Rahmetli Carrie Fisher'in acısı hala hissediliyor. Gönlümüzün sultanı, prensesimiz için denk gelen bir illüstrasyon hemen sayfamda yerini alıyor. Bu arada R2-D2'dan pikap tezgahı yapma fikri de mükemmel olmuş. Bir yandan Carrie Fisher'in prenses ile bütünleşmesi ne kadar garip bir şey. 


Aslında kendisi kalemi güçlü bir yazar ve bir sürü filmde oynamış bir aktirist. Benim aklıma gelen ilk film 1980 yapımı Blues Brothers olur herhalde. Bir kısmınız When Harry Met Sally diyecektir, bir kısmınız Woody Allen'ın meşhur Hannah and Her Sisters filmini hatırlayacaktır ama bir çoğumuz tabii ki onu yukarıdaki hali ile hatırlıyoruz.

Tabii ki mekanı cennet olsun...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest: Immortal Throne


Titan Quest: Immortal Throne, ahanda şurada yazdığım üzere ana oyunun üzerine gelen bir eklenti paketi. Yine Iron Lore Entertainment tarafından geliştirilerek THQ tarafından yayınlandı. Bu eklenti paketinin güzelliği orijinal oyundaki hikayenin hemen ardından devam etmesi. Bir de üzerine ana oynanış, geçtiği dünya aynı olunca kaldığımız yerden maceraya devam edebiliyorduk. Antik Dünya ve eylem mücadelesi etrafındaki konumlarda gezinme ile Titan Quest ile aynıdır. Immortal Throne için, oyunun orijinal envanter sistemi elden geçirilmiş, daha önce yazdığım gibi karmaşık olan çok oyunculu  sistemi geliştirilmiş ve yeni bir karakter sınıfı eklenmişti.

Immortal Throne, ana oyunun olaylarından hemen sonra başlar. Titan Typhon'un ağzının payını verip dövdükten sonra  Olimpos tanrıları oynadığımız karakteri "insanlığın kahramanı" olarak selamlar ve insan dünyasının Olimpos tanrılarının koruması olmadan işleyebileceğine karar verirler. Muhtemelen tanrılar insanlardan bıkmış ve kendi dalgamıza bakalım moduna girmiştir. Aman ne güzelmiş diye ortalıkta dolaşırken Rodos'tan sıkıntılı haberler gelmeye başlar.

Kaderimizde itle köpekle de uğraşmak varmış :)
Bunun üzerine "insanlığın kahramanı" olarak biz işi gücü bırakıp Rodos'a geliriz. Apollon'un bir nevi sağ kolu diyebileceğimiz Tiresias tarafından Yeraltı Dünyasında çekişmeye neden olduğu suçlamaları ile canavarlar serbest bırakılır. Rodos'ta işler karışır ve biz işleri ele almaya başlarız. Bu canavar saldırılarının sebebi keşfetmek için Pindos Dağları yakınlarındaki bir bölgeye gönderen büyücü Medea'yı aramaya başlarız.  Bir ipucunu bulunca yolları keşfetmeye başlarız ve Yeraltı Dünyası'na giden yolu buluruz. Asıl işlerini bırakıp ortalığı karıştıran Charon ve Cerberus'u yendikten sonra, Elysium'a doğru yola çıkarız. Burada yeraltı dünyasının tanrısı Hades'in, Olimpos Tanrılarının biz sizle uğraşamayız demesi üzerine, ben uğraşırım dediğini anlarız ve bunun üzerine Hades'in peşine düşeriz.

Charon abimize kayıkta kazandığı paralar az geldi herhalde 

Konu kısaca bu şekilde. Biraz elden geçirilmiş grafikler, yeni skill seti, yeni daha doğrusu geliştirilmiş envanter sistemi, yüzlerce yeni item, yeni artifact sistemi derken bayağı geliştirme olduğunu söylemek lazım. Rodos, Epirus ve Yeraltı Dünyası ile birlikte oyuna yen, NPC'ler, yerleşim alanları filan eklenmesi ile bana sorarsanız başarılı bir eklenti paketi olmuştu Titan Quest: Immortal Throne...

Denon PMA-300Z


Denon PMA-300Z amplifikatör. Kanal başı 22W güç üretebiliyor. Ağırlığı yaklaşık 7 kilogram! Üretim tarihi 1973. Aslında bu model PMA-300 modelinin başarısı üzerine üretilir. Eski modeldeki sıkıntılar giderilir ufak tefek iyileştirmeler yapılır. Bugün bile kullanılan Darlington devre yapısı üzerine kurulan amplinin bir diğer önemli özelliği Output Capacitorless circuit (OCL) yapıda olması.

OCL olayı, amplifikatörün çıkış katında herhangi bir kapasitör kullanılmadan direkt olarak hoparlörün beslenmesi esasına dayanıyor. Bu durumda çıkış katının öylesine özenli tasarlanması gerekiyor ki, bağladığınız hoparlörlerin sürücüleri yanmasın. Muhtemelen Bu ürünler bu özenli tasarımları sayesinde bayağı sevildiler...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest


Titan Quest, Iron Lore Entertainment tarafından geliştirildi ve 2006 yılında THQ tarafından yayınlandı. Oyun için ilerleyen yıllarda iki genişleme paketi yayınlandı. 2007 yılında Titan Quest: Immortal Throne ve 2017 yılında Titan Quest: Ragnarök.

Titan Quest, Titanların bir zamanlar dünyaları nasıl yönettiklerini anlatan bir intro ile başlar. Aslında hikayeyi hepimiz biliyoruz. Büyük bir savaştan sonra Titanlar sürgün edilerek hapsedilir ve Olimposlular ölümlüler dünyasını yönetmeye başladılar. Bu döneme altın çağın başlangıcı da denir. Bilinmeyen bir süre sonra, Telkines olarak bilinen daha az tanınan Titanlar kökenli bir üçlü, ölümlü dünya ile Olympus'u birbirine bağlayan iletişim kanalını kırar ve dünyayı yakıp yıkmak ve Titanların serbest bırakılmasına hazırlamak için canavar ordularını çağırır.

Oyundaki bazı ortamlar eski filmleri anımsatıyor. Argonotlar filmini seyreden var mı? 
İşte tam burada oyun başlar. Oyuncu karakteri yani biz, canavarların temel gıda kaynaklarını yok ettiği Helos köyünde görevlerine başlar. Macera ilerledikçe antik Yunanistan boyunca ilerlermeye başlarız. Bu süreç içinde Order of Prometheus adlı bir gruptan Telkines'leri öğrenir ve onları yok etmek için maceramıza devam ederiz. Knossos sarayının altındaki ilk Telkine'yi yendikten sonra, yolumuz Mısır'a düşer ve Dünya ile Olympus arasındaki bağlantıyı yeniden kurmaya çalışırız. Tahmin edeceğiniz üzere bu bağlantıyı kurmak için yapılan ayin başarısız olur ve ikinci bir Telkine ile savaşmak zorunda kalırız. Arkasından Çin'e doğru uzanan İpek Yolu boyunca son düşmanı takip ederiz. Telkine'yi Wusou Dağları'na kadar takip ederiz ancak Titan Typhon'un serbest bırakılmasını önlemek için çok geç kalırız. Typhon oyunun son "boss"udur. Bu arkadaşı bir güzel dövdükten sonra Zeus kendini gösterir. Ne adamsın diyerek bizi yağlar ballar :) Aman efendim ne demek deyip farklı zorluk seviyelerinde oyunu oynamaya devam ederiz.

Titanları iki şimşekle yakabilecekken bizi boş işlerle uğraştıran Zeus hıyarı... 
Titan Quest, senaryo olarak Roma İmparatorluğu öncesi Antik dünyayı kendisine oyun alanı seçmiştir. Senaryo içerisinde Yunanistan, Mısır ve Asya'da maceralar yaşanır. karakter yaratma ekranında cinsiyet, isim ve tunik rengi seçebilirler. Üç boyutlu dünya, yukarıdan üçüncü şahıs görünümünde oynanan oyun tarzı itibarı ile türe bazı yenilikler getirmiştir. Özellikle Antik dünya ve buna bağlı efsaneler oyunun fantastik bir evrenden daha hızlı şekilde sizi sarmasını sağlar.

Onlar ilerledikçe, haritaya dağılmış oyuncu olmayan karakterlerden (NPC'ler) alınan görevler ile oyunun senaryosu ve yan senaryosu ilerlemeye başlar. Geleneksel olarak oyunda ilerledikçe tecrübe puanları kazanılır, bunlar ile karakteriniz geliştirilir. Sağlık ve enerji seviyesi yanında yine hemen her oyunda görülen dexterity, intelligence ve strength puanları ile oyundaki karakterinizin ana özellikleri geliştirilir. Oyunda tahmin edeceğiniz gibi binbir türlü silah, zırh, aksesuar ve bunların yanında pasif özellikler ekleyen slotlar bulunuyordu. Bu arada kullandığınız takım taklavat gerçek zamanlı olarak karakterinizin görünüşünü de etkiliyordu.

Bol bol vakit geçirilecek ekranlardan bir tanesi, şu yüzüğü mü kullanayım, yoksa bunu mu?

Oyun o dönemler için yenilikçi sayılabilecek skill çeşitliliği de sahip idi. Oyunda yanılmıyorsam sekiz farklı savaşçı/büyücü seçeneği bulunuyordu ve hepsinin hem yetenek seti hemde oynanışı birbirinden oldukça farklıydı. Geleneksel kılıç kalkanlı veya menzilli silahlarla donatılmış savaşçı sınıflar, farklı element büyüleri yapabilen büyücü sınıfı ve doğaya hükmedebilen farklı bir sınıfla oynamak mümkündü. Oyunda Diablo II ile delilik haline gelen Relic ve Charm'larda vardı. Ama oyunun geçtiği ortam bakımından en zevklisi kılıç kalkanlı bir savaşçı sınıfı idi bana sorarsanız. Her sınıf için 8 sekiz farklı yetenek seti kullanılabiliyordu. Skill setinde yeni yetenekler açılıyor ve bu yetenekler geliştirilebiliyordu. Bazı yeteneklerin açılması için gereksinimler oluyor ve işler karıştıkça karışıyordu. Oyunda karakterinizi yaratmak için bir noktadan sonra hesap kitap yapılması gerekiyordu. Ki türün en önemli özelliklerinden birisi de budur zaten...

Oyunda sadece zindanlar olmaması önemli bir artı puandı. Dağ bayır dolaşmak mümkün! 
Oyunun dönemine göre gelişmiş multiplayer özellikleri vardı ama kullanmak pek kolay değildi. Daha doğrusu karışıktı. Oyunun ilerleyen yıllarda -daha doğrusu tam 10 yıl sonra- yayınlanan Anniversary Edition edisyonunda multiplayer özellikleri daha kolay kullanılabilir hale getirilmişti. Onu da ayrıca konuşuruz zaten.

Titan Quest'i özel kılan şey, bana sorarsanız antik dünyada geçmesiydi. Konusu bir şekilde aşina olduğumuz efsaneler ve mitolojiden geliyordu. Aynı şekilde düşmanlar ve mekanlar hatta şehirler bile. Grafikleri dönemine göre çok güzeldi ve hikayesi de keyifliydi. Ha senaryo daha iyi işlenebilirdi belki ama ben sevmiştim. Oyunda köyler, kasabalar güzel yaratılmış ve NPC'lerin yan hikayelerinin bir bölümü oldukça yaratıcı idi. Ayrıca farklı şekillerde oynayabilme ve karakterinizi geliştirebilme konusu da önemliydi. Ama bir süre oyun uzadıkça uzuyor, ne yaptığınızı tam bilmeden önünüze gelen bir tekme şeklinde ilerliyordunuz. Herşeye rağmen güzel oyundu.

Razer Deathadder Elite


Senelerden beri Mad Catz firmasının R.A.T. 7 farelerini kullanırım. Hatta belki ilk çıktığı dönemlerden beri kullanıyorum dersem yanlış olmaz. Ancak zaman içerisinde mouse'lar dağılmaya başladı ve problem çıkartmaya başladılar. Üreticisi Mad Catz maalesef battı, sonra yeniden geri döndü ama R.A.T. serisinden bana da ikrah geldi doğrusu. Hoş son kalan R.A.T.'larımı bir şekilde tamir etmeyi başardım. Ama her an problem çıkartabilir gibi duruyordu. Sonunda elimdeki tüm mouse'ları değiştirmeye karar verdim.

Normal insanlar için bu işler gayet kolay oluyor ancak ben elimde en az 2 hatta 3 adet mouse bulunduruyorum. Evdeki kişisel bilgisayarımda, ofiste ve laptop çantamda her zaman aynı marka model mouse bulunduruyorum. Bu bana büyük bir kolaylık sağlıyor ancak ödenen tutar maalesef bayağı yüksek oluyor.

Ne alayım ne alayım derken  oyuncu marketinin en önemli firması olan Razer'ın bir dönem kullandığım Deathadder modeline geri döndüm. Eskiden bazı problemleri olan bu mouse'lar baştan sona yenilenmiş ve "Elite" diye yeni bir seri hazırlanmış. Tabii ki pavyon ışıklı!

Şimdilik çok memnunum hayatımdan özellikle ergonomi anlamında. Yakın zamanda bir şeyler yazıp çizerim hakkında. Ama bu ürünlere bu paraları vermek -ki bende verdim- bir noktada maalesef pek akıllıca değil... Bile bile lades diyoruz işte...

Achtung!


Genelde yukarıdaki gibi fotoğrafları işçi maket veya oyuncakları ile çekiyorlar ama bu arkadaşımız asker figürleri ile çekmiş ve bence ilginç olmuş. Aslında benim elimde de çok asker figürü olduğu için ulan bende mi yapsam diye kaşınmadım değil.

Hatta aklımda bir sahnede var. II Dünya harbinin tetiklenmesine yol açan Almanların Polonya işgalinin başlangıcında sınırdaki engellerin kaldırıldığı meşhur bir fotoğraf vardır. Pikap kolunu kullanarak öyle bir şey yapılabilir aslında. Dur bir ara vaktim olduğunda oturup uğraşayım bari...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Dungeon Siege


Dungeon Siege, Gas Powered Games tarafından geliştirilen ve  Microsoft tarafından yayımlanan bir ARPG  oyunuydu. Ehb adında bir ortaçağ krallığındaki geçen ve işgalci güçleri yenmek için yola çıkan genç bir çiftçi ve yoldaşlarını konu alıyordu. İlk başlarda Krug adındaki  yaratıklarla uğraşırken zaman içerisinde işler derinleşir ve 300 yıldır uykuda olan Seck adı verilen başka bir ırkı yenmek için bir yol aramaya başlanır.

2000'lerin benzer oyunlarının aksine Dungeon Siege dünyasında zırt pırt yüklenen dungeon  haritaları yerine açık alanlarda vardır ve bölgeler arası geçişlerde yükleme yapılmıyordu. Böylelikle işin içerisine dungeon'larda eklenince sanki tek bir dünyada oyun oynanıyormuş hissi elde ediliyordu. Bence dönemi için büyük devrimdi. Zaten oyunun bu denli ilgi görmesinin ilk sebebi bu idi. Güzel yaratılmış oyun dünyası.

Oyunun açık arazi ve orman haritaları dönemi için benzersizdi.
Dungeon Siege, oyuncuyu araziye bırakıyor ve savaş yapmasına izin veriyordu. 3 boyutlu dünya gayet güzel yaratılmış ve çizim yerine direkt olarak 3D tasarlanmıştı. İlk önce cinsiyet seçilir arkasından çok kapsamlı olmasa da, karakter özelleştirilirdi. Dönemin ARPG oyunlarında bunlar pek rastlanan şeyler değildi. Dungeon Siege bu özellikleri rol yapma oyunlarından alıp büyük ölçüde özelleştirerek dönemin teknolojik imkanları ölçüsünde oyuna eklemeyi başarmıştı.

Karakter yaratma ekranı şimdilerde ne kadar ezik gözüküyor ama o dönemlerde heyecan yaratmıştı. 
Oyunun bir diğer özelliği parti kurulabilmesiydi. Oyun sırasında istediğimiz zaman karakterimizi değiştirebiliyorduk. Aslında farklı oyunlarda bilgisayar kontrolünde yapay zekalı karakterler ile parti kurmamıza izin veriliyordu. Dungeon Siege bunu bir adım öteye taşımayı başarmıştı.

Oyunda karakter sınıfı seçmek tam anlamı ile yoktu. Aslında Ranger, Melee, Combat Magic ve Naturel Magic skilleri vardı. Siz ana karakterinizle kılıç kalkan kuşanıp, düşmana "Ya Allah" deyip giriştikçe melee skiliniz gelişmeye başlıyordu. Bu sistem oyundaki parti oluşturma stratejisinin de temelini oluşturuyordu. Her skill setini kullanan birer karakter yapıp, uzmanlaştırmak en iyi yoldu. Bir karakter hem kılıçla milleti biçsin, hem ok yağdırsın tarzı bir oyun sistemi yerine, ok atan ayrı, yakın dövüşçü ayrı olsun gibi bir sistemi vardı oyunun. Oyun zorlaştıkça partiyi kontrol etmek zorlaşıyordu ama zevkliydi. Tabii ki yön bulma sorunları, yapay zekanın aptallıkları yüzünden arada sırada saç baş yolunuyordu ama deneyim yine de eşsiz idi. Eğriyi oturup doğruyu konuşmak lazım. Aslında oyuna bu haliyle Baldur's Gate tarzı RPG oyunlarının basitleştirilmiş hali denilebilir.

Vefakar eşeğimiz grubun arkasında olacaklara bakarken :)

Oyunun güzel taraflarından birisi eşek idi :) Bu hayvancağız sizden daha fazla malzeme taşıyabiliyor, Toplanan eşyaları gidip satabiliyordu. Zırt pırt town poral atılan oyunlara göre bu bile başlı başına bir devrim idi.

Oyunda karakterlere giydirilen takım taklavat gerçek zamanlı olarak görülebiliyordu. Oyunun grafik motoru sayesinde zarar ziyan keza aynı şekilde silah ve zırhlara yansıtılabiliyordu. Bunlarda oyunun bence artı puanlarında idi.

Oyunun haritası yani Ehb krallığı işte böyle bir şeydi... 
Grafikler çok güzeldi. Özellikle orman tasarımları. Zindanlarda güzel tasarlanmıştı. Meşale yakmak gibi bazı ince dokunuşlar dönemi için benzersiz bir deneyim idi. Kamera açıları iyi düşünülmüş ve çok iyi bir zoom seviyesi vardı. Zaman zaman kamera açıları tabii ki problem yaratıyordu ancak çok da sıkıntı olmuyordu. Oyunda space ile oyunu durdurmak da vardı. Savaşlarda taktiksel fark yaratmıyor olsa da, kafayı toplamak için iyi oluyordu ve tabii ki arada sırada ortalığa ayrıntılı şekilde bakma için faideli bir özellik idi.

Oyunun yapımcılarının örümcekler ile bir alıp veremediği kesin olarak var. Bir süre sonra örümcek kesmekten ikrah geliyordu. 
Dungeon Siege serisi ilerleyen yıllarda Dungeon Siege II (2005) ile devam ettirildi. İkinci oyuna bir yıl sonra Broken World isimli bir genişleme paketi yapıldı. 2011 yılında ise Dungeon Siege III yayınlandı. Böylelikle üçleme tamamlanmış oldu. Aslında oyun dünyasını konu alan bir de film üçlemesi var ama o maalesef facia :)

Oyunun dönemi için hemen her türlü multiplayer seçeneğini desteklediğini söyleyebilirim ancak benim kişisel olarak fazla bir deneyimim olmadı maalesef. İlerleyen zamanlarda serinin diğer oyunlarına da bakarız hep birlikte...

LEAK 2000


Leak firmasının 1975 yılında ürettiği üst sınıf receiver. 30W güç üretebilen başarılı receiver firmayı kurtarmayı yetmemiş. Output Capacitorless circuit (OCL) yapıda olması maliyetini arttırmış bu amplinin. OCL olayı, amplifikatörün çıkış katında herhangi bir kapasitör kullanılmadan direkt olarak hoparlörün beslenmesi esasına dayanıyor.

Japon firmaları bu konuya kafalarını takınca batılılarda aynı şeyi taklit etmeye çalışırlar ancak maliyetleri aşırı yükselir. Japonlarla rekabet edemez hale gelince de teker teker batarlar...

Güzel ve farklı bir tasarımı vardır Leak amplilerin ve receiver'ların. Severim çok...

Boombox Grafitisi


Grafiti Amerika için önemli bir olay hatta zaman içerisinde sanat kabul edilen bir şey. Duyguların yazılar ve resimlerle duvarlara aktarılması diyebileceğimiz bu olay zaman içerisinde tüm dünyada ilgi görmüş. Yukarıda bir kasetçalar, Amerikalıların deyimi ile boombox grafitisi var. Bklyn tahmin edebileceğiniz üzere Brooklyn için kullanılan bir kısaltma. 1970'lerden bir fotoğraf.

Bu arada Grafiti deyince bizde Gençlik Yılları diye çevrilen 1973 yapımı American Graffiti filmi aklıma geldi. George Lucas deyince aklımıza hep Star Wars filmleri gelir ama bu filmde onun alamet-i farikasıdır. İşin komik tarafı bir yanda da gayet güzel bir filmdir. Valla vaktiniz varsa ve seyretmediyseniz mutlaka seyredin derim...

Deterjan İle Plak Temizlemek


Bugünlerde hifi dünyasında plak yıkamak ile alakalı çok sayıda farklı görüş var. Aslında plak temizlemek dersek daha doğru olur. Geçmişte de bu konu bol bol tartışılmış. 1960'larda Hifi and Electronics mecmuasında plak temizlemenin en iyi yolu deterjan ile temizlemek olarak görülüyormuş. Muhtemelen o dönemlerde yeni çıkan ve çocukların giysilerini yıkamaya yönelik ürünlerin kullanılması tavsiye ediliyormuş. Dreft günümüzde hala var olan bir deterjan markası. Bizdeki OMO gibi bir markadır Dreft.... 

Boba Fett ve Pikap


Boba Fett, tüm Star Wars evreninde gereksiz yere en sevdiğim karakter olabilir. Oyuncaklarından tutun, aksiyon figürlerine elimde bayağı bir şey var bu gizemli kahraman hakkında. Koleksiyondaki favori parçam ise Attakus Star Wars Elite Collection Boba Fett.  Bir arkadaşımız oldukça güzel bir mizansen yapmış. Beni de kaşıdı hemen. Alttaki Karbonit Solo filan derken ayrıntılar güzel. Beğendim :)

Makita Power Tool Battery Coffee Maker



Oldum olası Makita markasını çok severim. Hırdavatçılık yaparken pahalı olmasına rağmen her zaman stoklarımda tuttuğum bu güzide marka zaman içerisinde bir çok farklı ürün üretmiş. Ben tabii sektörden koptuğum için takip edemiyordum. Yukarıda gördüğünüz kahve makinesi firmanın yeni ürünlerinden bir tanesi. Power Tool Battery Coffee Maker isimli oldukça uzun bir isme sahip ürün, şantiye alanlarında veya ıssız yerlerde firmanın kendi akü sistemlerini kullanarak kahve yapmanıza olanak veren bir cihaz. Tamam acayip biraz ama demek ki böyle bir pazarda varmış.

200 küsür Dolar fiyat etiketine sahip olan ürünün yanında metal kahve termosu da hediye. Türkiye'ye gelir mi bilmem ama hafif bir kaşıntı yaratmadı değil bu ürün bende :) Hırdavatçılık damarım kaşındı sanırım....

HakanCez ile ARPG Tarihi: Diablo


Diablo, Blizzard North tarafından geliştirilen ve 31 Aralık 1996'da Blizzard Entertainment tarafından piyasaya sürülen erken dönem bir ARPG oyunuydu. Fantastik Khanduras Krallığı'nda geçen oyun, şeytan Diablo'yu yenebilmek için tek başına savaşan bir kahramanın mücadelesini konu alıyordu. Tristram kasabasının altından geçen oyunda on altı katlı ve en önemlisi rastgele oluşturulmuş zindanlarda her türlü yaratığa karşı savaşılır, en sonunda cehenneme inilir ve şeytanın inine girilirdi.

Diablo: Hellfire adında bir genişleme paketi, 1997 yılında Sierra Entertainment tarafından piyasaya sürüldü. Günümüzde Blizzard bu eklenti paketine üvey evlat muamelesi yapıyor ama zamanında ağzımızın suyu akarak oynamıştık valla. 1998 yılında Electronic Arts, PlayStation için Diablo'yu hazırladı. Bir dönem bunu da oynama fırsatı bulmuştum. Hatta hala RetroPie sistemimde bulunuyor bu versiyonu. Yazılan çizilenlere göre oyunun Sega Saturn versiyonu da hazırlanmış ancak hiçbir zaman piyasaya sürülmemiştir.

Büyücümüz Diablo'nun bizzat kendisi ile cebelleşirken
Diablo'da üç karakter sınıfı vardır: Warrior, Rogue ve Sorcerer. Her sınıf, birbirinden farklıydı ve oyunu değerli kılan şeylerden bir tanesi buydu. Oyunun başında bir karakter seçiyordunuz ve onu geliştirmeye çalışıyordunuz. Tahmin edebileceğiniz üzere Warrior kardeşimiz kılıç kalkan ile düşmanlara Allah ne verdiyse girişiyor, Rogue hanım kızımız işleri uzaktan ok ve mızrak ile hallediyor, Sorcerer ise bildiğiniz büyücü idi. Hellfire ek paketinde ise bunlara Monk eklendi.

Bugünlerdeki gibi eşyaların kendi özellikleri vardı.  Beyaz renkli eşyalar, normal iken, mavi renkli olanlar ise belirli büyülü güçlere sahip idi. Altın renkli olanlar ise unique eşyalardı ve bazıları oyundaki en değerli eşyalardı. Eşyalar ve silahların belirli bir dayanıklılığı vardı, oyunda ona dikkat etmek gerekiyordu. Arada sırada town portal atıp eşyalar tamir ediliyordu. Griswold amca ücreti mukabilinde tamir işlerini hallediyordu.  Warrior kendi silahını kendi tamir ediyordu ama dayanıklılık azalıyordu. Adamlar o yıllarda neler düşünmüşler valla...

İyi esnaf Griswold dayı müşterisini dükkanının kapısında karşılıyor :)
Oyunu nasıl oynayacağınıza göre eşya ve silahları kombine etmek mümkündü. Unique ekipman oldukça zor düşüyordu. Bazısının pek bir önemi yoktu örneğin "Undead Crown" gibi. Skeleton King'i kestiğinizde sizin oluyordu ama oyun ilerledikçe pek unique'liği kalmıyordu. "Veil of Steel" vesaire ise insanın ağzını sulandırıyordu. Bir şekilde elinizdeki ekipmana göre bir kombinasyon yapıp, mümkün olduğunca tüm özelliklerinizi dengeli şekilde arttırmanız gerekiyordu. Yani arada sırada hesap kitap yapmak şart idi. Tabii bunu mantıklı şekilde yapmak lazımdı, savaşçı karakterle oynarken büyü özelliklerine yatırım yapmanın hiç mantığı yoktur mesela. Bu basit konular, ilerleyen yıllarda neredeyse tüm ARPG oyunlarının temelini oluşturacaktı.

Belirli bir süre sonra oyun biter, sonra loot adı verilen daha iyi ekipman bulmak için oyun defalarca oynanmaya başlardı. Diablo'nun güzelliği tüm katlar rastgele yaratıldığı için oyunda tekrar hissi dönemine göre pek azdı. Tabii ki temel görevler aynı tasarımdaydı ama ara katlar daha doğrusu dungeon'lar değişiyordu. Bazı özel bölümler ise arada sırada denk geliyordu. İlk aklıma gelen su kaynaklarını temizlediğimiz bölüm oluyor mesela. Poisoned Water Supply diye geçer meraklısına...

Butcher reisin mekanı. Oyunun ilk başlarında buraya girmek biraz g*t isterdi.

Oyunda atmosfer son derece karanlık ve gotik idi. O dönemlerde aklımız başımızdan uçmuştu oyuncular olarak. Bazı düşmanlar harika yaratılmıştı, örneğin Butcher reis. Fresh meat diye tepenize atladığında aklınız çıkıyordu. Mesela oyuna daha yeni başladığınızda Butcher'ı öldürmek neredeyse imkansızdı. Acemi halinizle özel bölümünün kapısını açarsanız duyacağınız son şey, "Ahh... fresh meat!" cümlesi olurdu. O yüzden biraz ilerlenir, karakter güçlenir sonra geri dönüp öldürürdünüz mesela. Oyuna çeşit çeşit düşman vardı, basit iskeletler ile başlanır sonrasında Balrog, Knight, Lightning Demon, Succubus hanım kızlar gibi bir sürü rakip ile karşılaşırdınız.

Zaman içerisinde oyun normal seviyede bitirilir. Arkasından aynı hikaye "Nightmare" ve "Hell" seviyelerinde defalarca oynanırdı. Tabii ki herkes daha iyi silah daha iyi eşya peşindeydi. ARPG oyunları bu "loot" olayı ile oyuncunun gözünü döndürür, Diablo'da bunun erken örneklerinden idi...

Çoğu zaman burada nalları dikmek üzere olan bir abi olur, bu p*ştları öldür intikamımı al diye gazlardı bizi...

Oyunun müzikleri de bana sorarsanız çok güzeldi. Toplamda -orijinal oyun için konuşuyorum- 6 şarkı Matt Uelmen tarafından bestelenmiş ve özellikle açılış şarkısı hafızalarımıza kazınmıştı. Oyunda çok sohbet muhabbet yoktu ama olanlar insanın hafızasına kazınmıştı. Yazayım bir kaç tanesini hemen hatırlayacaksınız. Deckard Cain; "Hello, my friend. Stay awhile and listen" Veya ilk dungeon'a indiğinizde duyduğunuz "The sanctity of this place has been fouled!" cümlesi gibi.

Oyunun dönemi için ilgi çekici multiplayer yani çoklu oyuncu özellikleri de vardı tabii. Dört oyuncuya kadar birlikte oynanabiliyordu. Hatta oyuncu oyuncuya karşı da savaşabiliyordu. Kulak mevzuunu hatırlayanlar olacaktır. O dönemler için her türlü bağlantı destekleniyordu, doğrudan bağlantı, modem bağlantısı, Battle.net bağlantısı ve IPX ağ bağlantısı. İlerleyen zamanlarda oyunun tabii ki amiyane tabiri ile b*ku çıkmıştı çünkü herkes hile veya trainer yazılımı kullanıyordu. Herkes god mode açıp ortalıkta dolaşır olmuştu.

Benim için en önemli bilgisayar oyunlarından birisi olan Diablo'nun kısaca hikayesi bu işte. Vakit buldukça farklı oyunlara da bakarız...



Bilgisayar Dünyasında RGB Çılgınlığı


Bilgisayar dünyası son yıllarda nereye doğru yol alacağını bilemedi. Bu kaybolmuşluk sonunda evlere şenlik bir trend ortaya çıktı maalesef. RGB manyaklığı... Yukarıda görebildiğiniz gibi hemen her bilgisayar bileşeni bugünlerde rengarenk LED ışıklar ile donatılmış durumda. Klavye ve mouse için ışıklandırma bir yere kadar gerçekten işe yarıyor. Özellikle klavyelerde ışıklandırma özellikle geceleri veya karanlık/loş ortamlarda kesinlikle faydalı oluyor. Bende hem dizüstü bilgisayarlarımda hemde kullandığım klavyelerde bir şekilde ışıklandırma olmasını seviyorum. Tabii benim sevdiğim şey tek renkli, harfleri görebileceğim bir ışıklandırma...

Ancak işlerin dozajı kaçmış durumda. Artık Mousepad'lerde bile RGB ışıklandırma var. Kulaklıklarda bile. Kasalar ise evlere şenlik. Her tarafından ışık fışkıran, binbir türlü efekte sahip olan bilgisayarlar her gencin rüyası. Arkadaş gözünüzde mi rahatsız olmuyor. Nasıl bir delilik bu anlamış değilim. Delilik burada da kalmıyor tabii ki, ışıklı kablolar hatta güç kabloları bile üretilmiş ve deli fiyatlara satılıyor.

Hafif bir fon aydınlatması hoş oluyor. Buna bir noktaya kadar katılırım. Dediğim gibi klavye ve mouse üzerinde makul bir aydınlatma kesinlikle faydalı. Ama arkadaş her ekipmanı, her bileşeni pavyona çevirmek nedir Allah aşkına. Teknoseyir'de Levent Pekcan, normal mouse'u al, ışık ekle, kırmızı yap, gaming mouse olsun, 5 katına sat diye özetlemişti günümüzün oyuncu odaklı pazarını. Firmalar paranın kokusunu alınca, iş klavye ve mouse'u geçip her şeyi pavyon moduna geçirmeye döndü.

Umarım bu modadan yakın zamanda kurtuluruz...

H.S.C.


Babamı kaybetmemizin üzerinden neredeyse 1 ay geçti. Sıkıntılı günlerimizde ailemizin yanında olan ve  destek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Uzun hastalık süreci benim için uzun bir sessizlik ile geçti. Bu dönemlerde arayan soran herkese teşekkür ediyorum, bir çoğunuz ulaşamadınız ama düşünmeniz yeter :)

Artık yavaş yavaş işlerimi yoluna koyma zamanı geldi. Arkasında da geriye kalan her şeyi toplamak gerekecek. Hayat bir şekilde devam ediyor, geriye kalan tek ise güzel anılar. Mekanı cennet olsun...

Stereo Mecmuası Yayın Akışı Hakkkında Bilgilendirme


Stereo Mecmuası ve alt bölümlerinde birkaç günden beri stoklamış olduğumuz yazılarımızı yayınlamaktayız. Önümüzdeki 1 ay boyunca da yine stoklarımızdaki yazılar ile yayına devam edeceğiz. Umarım süre daha fazla uzamaz diye umut ediyorum. Güncel haberler ve özellikle forum tarafında birkaç güne varan gecikmeler yaşanabilir. Tüm okuyucularımızın bilgilerine sunarız.

Madem ortalıkta yoksunuz bu yazılar nasıl yayınlanıyor diyenler olabilir. İşin sırrını şurada yazmıştım. Bir göz atabilirsiniz.

Star Trek Hoparlör


Tam adı Star Trek TNG U.S.S. Enterprise NCC-1701-D Bluetooth Speaker bu ilginç ürün filmlerde görmeye alıştığımız ses efektlerine sahip ve yetmemiş ışıklandırma da o şekilde yapılmış. Aslında hoparlör Star Trek: The Next Generation dizisinin lisansına sahip. Ses kalitesi -siz sormadan söyleyeyim, firmanın deyimi ile bambaşka bir deneyimmiş. Muhtemelen o deneyim oldukça can sıkıcı olacaktır. Ürün 80 Dolarlık bir fiyat etiketine sahip. Star Trek: The Next Generation hayranları aman siz siz olun sakin durun!


Devasa Pac-Man Makinesi


Japon Bandai Namco firması oyun dünyasına adını altın harflerle yazdırmış Pac-Man arcade makinesinin yeni versiyonunu duyurdu. Orijinali 1980 yılında pazara sunulan makinenin yeni versiyonunda 109" bir ekran kullanılmış ve kontrolcüsüne kadar özel bir tasarım yapılmış. Tabii ki her şey özel tasarım olunca fiyatta özel olmuş. Sadece 11.000 Dolar(cık)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...