Dizüstü Soğutmasında Doğrular Yanlışlar



Yaz aylarının gelmesiyle hepimizin başı ısınan dizüstü bilgisayarlarımız ile dertte. Dizüstü bilgisayarları soğutma konusunda dikkat edilecek bir kaç önemli noktayı sizlerle paylaşayım. Faydalanan bayağı insan olacaktır diye düşünüyorum;

1- Dizüstü soğutması konusu aslında bilimsel gerçeklere dayanan bir konu. Plastik, pleksi veya benzer bir malzemenin üzerine yüksek devirli fan taktım dizüstünü çok iyi soğutuyorum demek mümkün değildir. Aslında bir dizüstü soğutma sistemindeki birinci öncelik bilgisayarınızı koyacağınız yüzeydir. En iyi sonuç veren malzemeler metaldir. Aslında bu işlerde kullanılabilecek en iyi malzeme bakırdır. Ancak işlenme zorlukları, yüksek fiyatları, ağırlıkları yüzünden bakır pek tercih edilmiyor hazır çözümlerde. Tabii ki kendiniz yaptırabilirsiniz ama ciddi bir maliyeti göz önüne almak lazım.

Hal böyle olunca alüminyum ön plana çıkıyor. Basit bir şekilde hepimizin bildiği gibi metallerin çoğu çabuk sınır Ve çabuk soğur. Alüminyum bu konuda başarılı bir malzeme. Düzgün performans gösteren bir soğutucu için alüminyum olmaz ise olmaz.

2- Yüzey alanı. Aslında bu konu çok ilginçtir ve kimse üzerinde durmaz. Standart düz bir alüminyum panel ile üzerinde kanallar açılmış aynı ölçülerdeki bir alüminyum panelin yüzey ölçüleri birbirinden çok farklıdır. Kanal açılmış bir panelin yüzeyi daha geniştir. Bunu basitçe düşünürseniz dikdörtgen şeklinde açılan bir kanal sayesinde 4 farklı noktada alüminyumun kalınlığını da yüzeye eklemiş oluruz. Yüzey genişlediğinde ısınma daha geç olur. Ayrıca kanallardan hava geçişi alüminyum panelin daha etkin şekilde soğutulmasına yardımcı olur.

3- Kanal veya deliklerin yapısı. Bir dizüstü soğutucuda kullanılan pervane pallerinin havayı itmesini kontrol altında tutarak hem soğutucu panelinin daha iyi soğumasını sağlamak hemde kanal arasında havayı en uzun şekilde dolaştırarak havanın sıcaklığını düşürmek için kanal veya deliklerin şekli, eğimi çok önemlidir. Bu eğim sayesinde hava daha fazla alüminyum yüzey ile temas eder ve ısı düşer.

4- Mesh (delikli) yüzeyler. Delikli yüzeyler yüzey alanının arttırılması için en ekonomik çözümlerdir. Ancak havayı alüminyum panel içerisinde çok gezdirmediğinizden dolayı havanın sıcaklık değerleri kanallı sistemlerde olduğu kadar efektif düşürülemez. Bu tarz panelleri daha etkili kullanmak için daha fazla hava akımı sağlayan pal tasarımları veya hızları seçilir. Ancak bu çözümler ekonomik olarak daha ucuz olduğundan günümüzde çok rastlıyoruz..

5- Dizüstü bilgisayar ile soğutucu arasındaki mesafe konusu. Bu da aslında önemli bir konudur. Hava bir fan yardımıyla da itilse bilgisayarınızın soğutma kanallarından geçerken oluşan ters akımlar yüzünden soğutulan havanın büyük bölümü bilgisayarınızın içerisine ulaşmaz. Bazı dizüstü bilgisayar üreticileri daha yüksek kauçuk ayaklar kullanırlar. Ayrıca iyi tasarlanmış soğutucularda panelin içine doğru çukur olarak tabir edebileceğimiz yuvarlık hatlı özel bölgeler oluşturulmuştur. Bu bölümler havanın kontrollü bir şekilde yüzeye doğru yükselmesini sağlar.

6- Fan sistemleri. Bir fanın boyutu veya hızından önce pale yani pervanelerinin yapısı onun etkinliğini belirler. Evet teorik olarak büyük boyutlu fanlarda daha az devirle daha az gürültülü şekilde hava akımı sağlanabilir. Ancak iyi tasarlanmış bir fan optimal pervane yapısı ile hem daha az gürültülü, hemde çok efektif olarak çalışabilir. Ne yazık ki, bu fanlar genelde iyi markaların pahalı modellerinde bulunuyor.

Bu gün bir çok insan forumlarda görebildiğim kadarı ile sıcakların gelmesi ile iyi kötü birer soğutucu alabilme çabasında. Evet herkesin bütçesi aynı değil ve ucuz çözümlere de yönelmek zorunda kalabiliyoruz.

Bu noktada,

Isınma sorunu yaşayanlar eğer imkanlarını zorlayabiliyorlarsa alüminyum yüzeyi büyük veya en kötü ihtimalle delikli yapıda panelleri tercih etsinler. Eğer mümkün olmuyorsa bilgisayarınızın soğutma kanallarına denk gelen soğutucuları tercih etsinler. Bunu yaparken dizüstü bilgisayarınızı mutlaka panel üzerinden biraz yükseltin. Daha efektif bir hava akımı sağlarsınız.

Bir ipucu, eğer yakınlarınızda bir bilgisayar mağazası var ise çıkma olarak heatsink (kanallı alüminyum soğutucular) isteyin. Bunların özellikle kısa olanlarını fanlarınızın üzerine kanalları pervanelere tam dik olarak yerleştirebilirseniz soğutucunuzdan daha iyi verim alırsınız. Özellikle eski işlemcilerde kullanılan soğutma blokları gayet iyi iş görüyor.

Gördüğünüz üzere aslında dışarıdan basit gibi görünen bir soğutucu panel için bir çok başarı kriteri var. İyi malzeme, iyi tasarım ve iyi performans ne yazık ki her zaman ucuza satın alınamıyor. Bazen bir soğutucuya bu kadar para verilir mi noktasında kendinize göre haklı serzenişlerde bulunabilirsiniz ancak, ne yazık ki, efektif bir soğutma için para harcamak gerekiyor.

Yaz Tatili Coşkusu



Uzun yıllardır bloğu hemen her gün güncelliyorum. Genelde ortalıkta olmadığım zamanlarda bile stokladığım yazılarla yayına devam ettim. Ancak artık stoklarımı sıfırlamış durumdayım ve uzun senelerden sonra bir süre bloğuma bir şey eklememeyi planlıyorum. Tabii gene rahat duramayıp arada sırada bir şeyler karalarım ama bu sene biraz tatili hak ettim. Bloğumda binlerce yazı mevcut hatta bloğun ilk sayfasına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Tabii siz bu yazıyı okurken belki liste daha da artmış olabilir. Yaz  boyunca denk geldikçe bende eski yazılara göz atacağım sizlere de tavsiye ederim. Ağustos ayının sonlarında veya Eylül ayının başlarında  kaldığım yerden devam etmeyi planlıyorum.

Baharda görüşmek üzere....

Deniz, Güneş ve Savaş



Bu yaz güzel başladı. Deniz sezonunu daha tam istediğim gibi açamamış olsam da, bundan neredeyse 5-6 yıl öncesine dönüp sanal savaş meydanlarına çıkmam benim için yaz mevsimi renklendiren bir hamle oldu. Aslında aylar önce bunu yapmayı içimden geçirmiştim...

Aslında hiç oyun oynamıyor değildim, son dönemlerde özellikle Company Of Heroes serisine kafayı takmıştım. Aral İthalat bu oyunları uygun fiyat etiketleri ile satıyordu. Bende ne var ne yok hepsini tamamlayıverdim. Eksiklerimi de sağ olsun sevgili Tolga İzgür, Bimeks'ten tamamlayıverdi. Aslında bu oyunlar Steam ismi verilen çevirimiçi bir elektronik oyun sitesinden daha da uygun fiyatlara alınabiliyor ama son yıllarda ülkemizde aradığımız her şeyi bulabildiğimizden -en azından ben bulabiliyorum- fiyatları da abartılı değilse ülkemizdeki firmalardan satın almayı tercih ediyorum. Doğru bir yaklaşımdır yanlış bir yaklaşımdır orasını tartışmak tabii ki mümkün ancak şahsım adına satın aldığım oyunları fiziksel olarak elimde tutmak benim önemli. Hemen bir not, Company Of Heroes'un ikincisi seneye çıkıyormuş. Sabırsızlıkla bekliyorum.


Team Fortress 2'de beklenmedik bir yere tuzağını kur, keyfine bak..

Steam demişken, arkadaşlarıma oyun dünyasına kısa bir dönüş yapıyorum deyince meşhur Half Life serisinin yapımcısı Valve'ın geliştirdiği “Team Fortress 2” oyununu indir, hep birlikte oynarız dediler. Zaten ücretsiz dağıtılan bu oyun eski versiyonuna göre son derece eğlenceli olmuş. Çizgi film grafiklerine benzer bir tasarım yapmışlar ve özelleştirmenin sınırı yok. Gördüğüm kadarı ile bayağı oynayan insan da var. Aslında herkes bir nebze modası geçmiş diyor ama oynaması zevkli olduğundan sunucular her zaman dolu oluyor. Ben mühendis olup rahat ve dertsiz bir şekilde oynuyorum. Tanıdıklarla oynayınca eski dostların seslerini kulaklıklardan “headshot'u nasıl koydum” şeklinde muhabbetler duymak bayağı eğlenceli oluyor. Millet birbirinin üzerine şarjör boşaltırken kulaklıklar zaman zaman da hoparlörlerden odayı dolduran sesler son derece eğlenceli. Eski günlerdeki konuşma tarzı tabii ki bir anda hortlamış durumda. Özlemişim bu kaosu...

Bu arada yazın başlarında eski HP dizüstü bilgisayarımı yenilenmeye karar verdim. Son birkaç senedir HP cihazlarının sağlamlığı konusunda kafamda ciddi şüpheler oluştu. Sıfır bir bilgisayar, alındıktan 15 gün içerisinde iki kez üstüste  servise gitti. Hoş serviste sorunlar çözüldü ama markadan soğudum artık. Cihazı zaten annem ve babam için almıştım ne dandik ürün almışsın diye bayağı laf attılar bana. Uzun zaman yazıcı ve tarayıcı hariç HP ürünü kullanacağımı pek düşünmüyorum. Bu yüzden alışveriş listemden HP'yi sildim.

Bu arada alışveriş listemdeki en önemli madde alacağım dizüstü bilgisayarın ekranının büyük olması. 15.6” ekran benim gibi bozuk insanlar için son derece kısıtlayıcı. Ancak büyük ekran deyince işlerin rengi değişiyor. Genelde oyun makinelerinin ekran boyutları 17” ve üzerinde. Aslında küçük ve kuvvetli bir dizüstü alıp onu monitörle kullanmak kesinlikle mantıklı ancak ben yanımda taşıyabileceğim bir bilgisayar istediğimden adı dizüstü olan ama taşınabilirlik anlamında pek dizüstü olmayan bir makine almak durumunda kaldım. Eh olmuşken donanımı da güzel olsun deyince işler biraz karıştı. Zaten oyun da oynarım deyince bambaşka bir dünyaya girdim...


Asus "G" serisi çok güzel ama şansıma alan herkes sorun yaşadı..

Hal böyle olunca liste aslında biraz kısıtlı. HP alışveriş listesi dışında kalınca güzelim Envy kodlu bilgisayarlar direkt olarak devre dışı kaldı. Aklımın bir köşesinde Asus'un “G” serisi oyun bilgisayarları vardı ancak son dönemlerde bu bilgisayarlardan kullanan iki arkadaşımın servis maceraları beni oldukça ürküttü. Aslında iyi olmuş, bir üçüncü arkadaşımın başı yine aynı seri ile ciddi dertte. Aslında bilgisayarlar son derece şık ve 17”ten büyük ekranları ile gerçekten ortalamanın çok üzerinde ürünler. Asus benim çok tercih ettiğim markalardan bir tanesiydi geçmişte. Hala devam ediyorlar mı bilemiyorum ama markanın ürünlerini geçmişte ithal eden Çizgi Elektronik, servis nasıl olmalıdır konusunda ders niteliğinde okutulması bir firmaydı. Sonrasında Asus ülkemize kendisi geldi galiba. Neyse olanı biteni bilmiyorum ama binlerce liralık makineler söz konusu olup servis konusunda yakın çevremde böylesine sorunlar yaşayanlar olunca Asus'u da listeden silmek durumunda kaldım istemeye istemeye. Dell'de ise XPS serilerinin büyük ekranları ülkemize gelmiyordu ben alışverişe çıktığım dönemlerde. Vostro serisinde 17 boyutunda bir ekran seçeneği vardı ama yine yakın bir arkadaşımın Dell ile yaşadığı servis problemi beni biraz ürküttü. Bir de bu Vostro'lar iş amaçlı makineler. Üstlerinde ortalama ekran kartları var ama fiyat performans oranı zayıf. Hele XPS serisi ile yanyana koyunca ekran hiç mi hiç başarılı değil. Tamam arada ciddi fiyat farkı var ama insan göz göre göre alamıyor işte. Bu arada Vostro'lar iş amaçlı ürün düşünenler için Thinkpad'lere ciddi bir alternatif bence. Aklınızda bulunsun...

Alienware, çok güzelsin ama çok pahalısın:)

Aslında gönlümün bir yerlerinde Alienware vardı. İki arkadaşım kullanıyor Alienware, bir tanesi halinde çok mutlu diğeri ise ufak tefek sorunlara rağmen memnun sayılır. Dell Türkiye'ye bir miktar ödeme yapınca ülkemizde de teknik destek alabiliyorsunuz Alienware için. Zaten bende alsam Amerika'dan getirtecektim. Ama çok pahalılar. Öyle böyle değil... Listede Toshiba'nın üst serileri de vardı aslında ama nedense bu markayı ben bir türlü sevemedim.

Ya neredeyse her markaya söyleyecek bir şeyin var dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklısınız, ama tüm bu yaşananlar çok yakın çevremde olan bitenler. Öyle kulaktan dolma değil. İnsanı soğutuyor bu durumlar. Firmalar bence önümüzdeki yıllarda servis hizmetlerinde çıtayı yükseltmek zorundalar. Artık bir çok insan satış sonrası hizmet kalitesini alışveriş kriterlerinde ilk sıralara ekliyor...

Bu kadar sorun yaşanıyorsa gidip bir Apple al diyebilirsiniz. Zaten elimin altında bir MacBook Pro olduğundan, satın almama gerek olmadığı gibi yapılacaklar listesine oyun oynamak eklendiği zaman ülkemizde Apple almak pek mantıklı değil çünkü fiyatlar çok yüksek.


Acer tasarımcıları Ethos'ta bayağı garip işler yapmışlar. Bir kısmı son derece hayatı kolaylaştıran özellikte...


Sony -ki çok severim- olabilir, bak MSI varmış derken son dönemlerde hemen her gün en kötü muamelelerime mahsur kalan Acer cephesine baktığımda aklıma yatan bir ürün denk geldi. İstediğim bilgisayar Bimeks'te indirime denk gelince Öner Yumukoğlu ile sevgili Tolga İzgür'ün mağazasının yolunu tuttuk ve İzmir'deki tüm Acer Aspire Ethos stoğunu bir anda bitiriverdik. Son derece mutluyum şu an halimden. Allah bozmasın :)

Bu arada bu saydığım bilgisayarların bir çoğu özellikle indirim dönemlerinde günümüzün popüler akıllı telefonlarından sadece ve sadece birazcık pahalılar. Ben kendi adıma her zaman basit bir telefon kullanıp iyi bir bilgisayar kullanmayı tercih edenlerdenim...

 
Son dönemlerde içime oturan en önemli kazıklardan; Shogun 2. Oyun güzel o ayrı..

Eh yeni makine bayağı donanımlı olduğu için biraz oyun kurdum denemeler yaptım. Eski dizüstü bilgisayarımda zar zor çalışan Shogun Total War 2'yi en yüksek ayarlarla oynatabiliyor olması beni çok mutlu etti. Bu arada artık hiçbir Total War oyununu çıktığı andan satın almayacağım. Geçen gün bir teknoloji mağazasından bu oyunu 19TL'ye yani benim aldığım tutarın neredeyse 1/4'üne satın aldık. Bende aynı anda Empire Total War+Napoleon Total War ve tüm eklenti paketlerini içeren ve 4 DVD'lik bir seti 19TL'ye satın aldım. Bundan sonra Total War oyunu alacağım zaman bir sene bekleyeceğim. Değeri bu kadar hızlı düşen bir oyun serisi yok herhalde.

 
Diablo 3'te Demon Hunter oynamak biraz kolay tabii Inferno'ya gelene kadar...

Neyse bilgisayar ile alışma dönemlerini yaşarken Diablo III yayınlandı ve hemen ertesi gün bilgisayarıma kurulmuştu. Zaten o dönemde bloğuma da bir kısa ara vermiştim; malum Diablo 3 Molası... Deckard Cain'i, Tyrael'i hatta Tristam'ı görmek, eski dostlarla buluşmak beni ilk adımda çok mutlu etti. Hemen Demon Hunter karakteri açtım bir tane başladım oynamaya. Eski dostlarla çoklu oyuncu alemlerinde takılmak büyük keyif oldu. Ancak oyun bir noktadan sonra kendisini tekrar ediyor. Ama eşya ve ekipman çılgınlığı bilinçaltımıza işlediğinden oynamaya engel değil. Tuhaf uzak zamanlarda yaratık avlıyorum anlayacağınız. Okuyucularımızdan Diablo III oynayanlar varsa belki beraberde oynarız... Battletag'larınızı bekliyorum ;)

Modern Warfare serisi çok keyifli ama serinin 2. oyunu bence en güzeli. Hikaye anlatımı çok güzel...

Hazır makineyi yenilenmişken kendime bir sürü oyun aldım. Call Of Duty'nin Modern Warfare serisi bayağı hoşuma gitti. Tek oyunculu kısmını yavaş yavaş oynuyorum ama çok oyuncu aleminde işler bayağı kızışmış. Devamlı “headshot” yemekten oyundaki bir çok yeri görmem pek mümkün olmuyor. Yiyorum kafama mermiyi, oturuyorum aşağıya. Acaba şansımı Battlefield serisinde mi denesem diyeceğim de orada da sonuç pek farklı olmayacak gibi...

 
Razer, sıkı oyuncular cephesinde çok tutulan bir markaymış. DeathAdder gerçekten süper bir fare...

Bu arada ecnebilerin “gaming gear” dedikleri konu son yıllarda öylesine bir sektör olmuş ki, sizlere anlatamam. Gaming gear dediğimiz şey oyuncular için üretilmiş özel ekipmanlar. Ekipman derken günlük kullanılan hepimizin evlerinde bulunan ekipmandan bahsediyorum. Fareler, klavyeler hatta farelerin altına koyduğumuz mat'lar bile bambaşka bir hale gelmiş, çok özelleştirilmişler. Geçenlerde Darkhardware forumlarında bir başlık açtım bu konuda. Gerçekten bayağı bir şey öğrendim. Bu arada diğer donanım forumlarını filan gerçekten bir kenara bırakın. Stereo Mecmuası forumları nasıl ise Darkhardware forumları da öyle. Bir şey sorduğunuzda gerçekten doyurucu bilgi alabiliyorsunuz ve en önemlisi marka taraftarlığı pek hatta hiç yok. Neyse forumdan öğrendiklerimi arkadaşlarıma da soruyorum ve sonunda ev, bilgisayar ekipmanı pardon “gaming gear” mağazasına döndü.

Razer diye bir ekipman üreticisi varmış örneğin ne yalan söyleyeyim ben duymamıştım. Şu an Razer firmasının bayağı üst modellerinden bir fareyi kullanıyorum, deneyeyim diye Tolga İstanbul'dan gönderdi sağolsun. Bayağı farklıymış gerçekten. Gelecek haftada eşten dosttan bayağı ekipman gelecek denemem için. Odyofil camiasında nasıl alet istifleme mevzuu varsa sıkı oyuncularda da aynı durum var. Bir ürün soruyorum, abi bende var sana göndereyim dene diyorlar. Yahu niye zamanında satmıyorsunuz şunları deyince herkesin anlatacak bir mazareti var, şöyle anım var, böyle klasik bir ürün... Allah'tan bu cephede fiyatlar hifi dünyası gibi değil. Birim başına 100-150 Dolar aralığında (Amerika fiyatları bazında) çok iyi ürünler alabilmek mümkün gördüğüm kadarı ile. Hifi dünyasında istifçilik binlerce, onbinlerce hatta zaman zaman yüzbinlerce Dolar'lık bir mevzuu...

Anlayacağınız gelecek haftalarda ekipmanım tamamlanmış olur sanırım. O zamana kadar yeni şeylerde öğrenir, birkaç satır karalarım; "gaming gear" üzerine...

Şimdi gidip biraz savaşmam lazım. Deniz, güneş ve savaş. İlginç geçecek bu yaz :)

Yakaza Ensemble - İçbükeydış



Yakaza Ensemble'ın yeni albümü yayınlandı. Stereo Mecmuası Müzik bölümündeki habere mutlaka denk gelmişsinizdir. Ben albümü merakla pardon düzeltiyorum dört gözle bekliyordum doğrusu. Arada sırada soundcloud üzerinde denk geldiğim küçük ön izlemeler ağzıma sürülen bir tutam bal gibi gelirken en nihayet albüme kavuştuk.

Topluluğun ilk albümünü çok sevmiştim. Oldukça kapsamlı ve özellikle albümün ismini aldığı Amak-ı Hayal kitabını da birkaç satırla da olsa sizlere anlatmaya çalıştığım yazıya bir göz gezdirme şansınız olduysa albümü ilk dinlediğimde ne kadar hoşuma gittiğini fark etmişsinizdir. İlk albümden sonra sessiz geçen iki yılın ardından “İçbükeydış” ile ilgili haberler ve önizlemeler ile albümün yaklaşmakta olduğunu anlamıştık. Aslında Yakaza Ensemble tam kadro olarak olmasa da, çok da sessiz değildi bu iki sene boyunca. Müzik Hayvanı üzerinden bir çok albüm duyuruldu ve bunların bir kısmında Yakaza Ensemble ekibinden tanıdığımız isimlere denk gelebilmek mümkün, bazen müzisyen olarak, bazen kayıtta bazende kapak tasarımında... Denk geldikçe gerek Müzik bölümümüzden gerekse de kendi bloğumdan bu albümlerin haberlerini sizlere vermeye çalışıyorum. Bu yazıda konumuz “İçbükeydış” olsa da, siz yine de “Müzik Hayvanı” web sitesine arada sırada göz atmayı unutmayın..



İki senelik bekleyişin ardından yeni Yakaza Ensemble albümüne bir göz atalım isterseniz. Albüm bildiğiniz gibi A.K. Müzik tarafından yayınlandı. Bültene bir göz atmak gerekirse;

Mart ayında Japonya’da Syunoven adlı sanatçının çalışmalarıyla beraber cd+kitap olarak yayınlanan albüm Türkiye’de A.K. Müzik etiketiyle dinleyicilerle buluşuyor. İki sene aradan sonra yayınlanan bu ikinci albümde yedi parça bulunuyor. Yazar Bedirhan Toprak’ın Gecenin İzi adlı şiirinin kullanıldığı albümün açılış parçası olan İçbükeydış’ın yanı sıra Geri Dönüş parçasında gruba kontratenor Kaan Buldular eşlik ediyor. Bunun dışında Kum, Multan, Şeha, Persona ve İz albümdeki diğer parçalar. Grupta bu albümde Afgan Rebabı, Şakuhaçi, Çello, Ney, Elektronikler gibi daha önceki albümde duyduğumuz seslerin yanı sıra gitar vokal ve saksofon gibi enstrümanlar da eşlik ediyor.

Dışta kaldığını düşündüğümüz herşeyin içte olduğuna işaret eden bir kelime oyunu İçbükeydış. Aynı zamanda zıtlıkların birbiriyle varolduğu fikri ise bestelerin yapım aşamasında gruba hareket noktasını oluşturmuş. Albümün soundunun belirlenmesinde tüm çalışmaların gece hazırlanmış olması da önemli bir rol oynuyor.

2010 yılında A.K. Müzik tarafından yayınlanan ilk albümleri A’mak-ı Hayal den sonra özellikle yurtdışında pekçok konser veren Yakaza Ensemble ikinci albümlerinin Türkiye’den önce Japonya’da yayınlanmasıyla da bir ilki gerçekleştiriyor. Aynı zamanda İçbükeydış parçası üzerine üç japon djin hazırladığı remixler EP olarak plak formatında Japonya’da yayınlandı.

Yakaza Ensemble’ın bu yeni albümü, grubun ismini kendi koyduğu Yeni Dünya Müziği adına ikinci bir adımı oluşturuyor.



Albümdeki müzisyenlere de bir göz atalım;

afgan rebabı, akustik gitar, elektrik gitar: Eray Düzgünsoy
ney, şakuhaçi, bendir, zarb, kudüm :M. Fakih Kademoğlu
perdesiz bas gitar, elektronikler: Ömer Sarıgedik
viyolensel :Ceren Erendor

Gelelim albüme; Albüme ismini veren şarkı açılış parçası; İçbükeydış. Şarkıda şiir severlerin belki tanıdıklarını düşündüğüm oldukça ilginç bir isimden dizelere yer verilmiş; Bedirhan Toprak. Şair aslında uzun yıllardır şiirlerini yayınlamaya devam ediyor olsa da, geniş kitleler tarafından tanınması Selahattin Kaya Roman Ödülü sayesinde oluyor. Şiirleri zaman zaman bir roman gibi uzun sayfalar hatta kitaplar boyunca devam eden Toprak'ın yayınlanmış bir çok kitabı Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış. Albümün açılış parçasındaki şiirin ismi “Gecenin İzi” Şiir Yapı Kredi Yayınları'ndan 2004 yılında çıkan “Gece Dili” (1) kitabından alınmış. Dizeler şu şekilde;

bir iz sürer derviş
gece midir
aydır aradığı belki
ince
beyaz
ışık
bulur ve sevinir
konuşalım der otur da
dur da konuşalım
anlatayım az
gideriz



Oldukça uzun girişin hemen ardından “Kum” isimli şarkı başlıyor. Şarkının ilk başında Eray Düzgünsoy'un akustik gitarından dökülen notalar sizi şaşırtabilir. Birkaç saniyenin ardından şarkıya Yakaza imzası ekleniyor. Genelde Japon flütü olarak tanınan ancak yapımı standart bir flüte göre son derece meşakkatli bir enstrüman olan şakuhaçi M.Fatih Kademoğlu'nun nefesiyle şarkıyı bambaşka boyutlara götürüyor. Şarkının çok kötü bir yanı var, o da kısa olması. Kısa derken dört dakikayı geçen şarkı ondört dakika olsa yine keyifle dinlerdim. Elektronikler, akustik gitar, bas gitar, viyolonsel ve şakuhaçi çok ilginç bir kombinasyon olmuş.

Üçüncü şarkının ismi “Multan” Burada bir soluklanalım isterseniz. Multan ilk bakışta size belki bir şey ifade etmiyor olabilir ancak Sufi geleneğe biraz ilgi duyuyorsanız Pakistan'ın Multan kenti hafızanızda yer etmiş olabilir. Pakistan'ın tarih açısından en zengin bölgesi olan Punjab'ın önde gelen kentlerinden bir tanesi olan “Multan” hem bir çok sufi dergahına ev sahipliği yapıyor hemde Hintli ve Pakistan'lı bir çok kavvali müzisyenin uğradığı bir kent. Okuduklarıma bakarak kentin büyük bir tarihsel geçmişi var ve bir çok eser hala ayakta(ymış) Aslında bu konuları bir ara elimden geldiğince ayrıntılı şekilde bloğumda ele almayı planlıyorum. Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya özellikle de Anadolu'dan İran'a oradan Türki Cumhuriyet'lere ve Pakistan'a uzanan kendi bilgilerim ölçüsünde bir yazı fena olmaz. Aslında kardeşim dahil konuyu enine boyuna inceleyen insanlardan da destek alabilirim. (2)

Velhasıl kelam “Mulan” şarkısında Yakaza Ensemble ne düşündü bilemiyorum ama şarkının bana düşündürdükleri daha doğrusu hatırlattıklarını özetlemeye çalıştım.

Dördüncü şarkı olan “Geri Dönüş”te kontratenor Kaan Buldular'ın katkısı var. İtayanca bir şiiri seslendiren Buldular'a Yakaza Ensemble kendi müziği ile eşlik edince ortaya ilginç bir karışım çıkmış. Şiir aslında bayağı karamsar, her geri dönüşün bir öncekinden daha zor olduğunu anlatıyor; renksiz, umutsuz, sessiz...

Albümün beşinci şarkısı “Şeha” ve hemen ardından gelen “Persona” oldukça uzun şarkılar. Özellikle “Personna” çok ilginç bir şarkı olmuş, altta elektronikler üzerinde elektro gitar Yakaza Ensemble'dan şimdiye kadar dinlemeye çok alışkın olduğumuz bir kombinasyon değil. Ancak bayağı şaşırtıcı şarkının son bölümlerinde Yakaza Ensemble çizgisine bir anda dönen şarkının bu bölümlerindeki şakuhaçi partisyonları çok keyifli. Aynı melodiler farklı enstrümanlarla gerçekten çok farklı oluyor.

Albümün kapanışı ise Ömer Sarıgedik'in programladığı elektronikler ile yapılmış. Özellikle Müzik Hayvanı'nı takip eden meraklılara bir nevi selam gönderilmiş.



Albümün kaydı son derece başarılı keyifle dinleyeceğinize eminim. Albüm bence çok iyi kotarılmış diye düşünüyorum. Şunu açıklıkla söyleyeyim ilk albüm yani Amak-ı Hayal, bence son dönemlerde ülkemizde yapılmış en ilginç albümlerden bir tanesiydi. Bu tarz albümlerin ardından müziğe devam etmek müzisyenler için çok zor bir durumdur. Dinleyici çok acımasızdır bu durumlarda. İlk albüme benzer bir şey yaparsanız olay kendini tekrar etmişsinize döner, bambaşka bir şey yapsanız dinleyicinin beklentileri boşa çıkar. Yakaza Ensemble bence cesur davranmış ve albümü kendi istedikleri gibi yapmışlar. İçbükeydış, ilk albümü sevenlere göz kırparken, bir çok yenilik ile geliyor.

Yakaza Ensemble'ın ilk albümü yayınlandığında cevaplamamız gereken bir soru vardı hatırlıyor musunuz? Yeni “dünya müziği” mi, yoksa “yeni dünya” müziği mi? Cevabı bana soruyorsanız hala bir cevabım yok. Ama Yakaza Ensemble'ın bu albümünün bazı Japon müzisyenler tarafından yeniden düzenlemesi, albümün bu halinin Japonya'da CD+kitap olarak (3) yayınlanması belki sorularımıza bir cevap verebilir. Bu arada albümün yeniden düzenlenmiş halinin 12 inçlik plağı Japonya'da satışta. (4) Belki ülkemize de gelir ve ediniriz.

Son bir not, üçüncü albüm için arayı bu kadar uzatmayın olur mu :)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)  YKY'de 1. Baskı: 2004 ISBN: 975-08-0871-1
(2) Aslında bu proje nicedir kafamın bir köşesinde var ancak özellikle ülkemizdeki önemli noktaları tekrar ziyaret etmek istiyorum başlamak için. -içimdeki- bazı şeylerden emin olmalıyım.
(3) Japonya'da yayınlanan yeniden düzenlenmiş CD+kitap baskısı için link
(4)  Plak baskısı için link ise burada

Ne Adamsın Ikea :)


Ikea Hackers dye bir site vardır bilir misiniz bilmem. Adresi şu şekilde, www.ikeahackers.net Girip bir göz atın bayağı eğlenceli şeyler var. Neyse... Bu site dünyanın dört bir tarafından meraklıların Ikea'dan satın aldıkları ürünler üzerinde yaptığı modifikasyonları paylaştıkları bir site. Bazı ufak tefek modifikasyonların yanında bayağı kapsamlı çalışmalarda var. Bunların bir kısmı son derece eğlenceli oluyor. Geçenlerde bende Brada laptop standını biraz kurcalamıştım. Hazır fotoğrafları da çekmişken bende gönderdim Ikeahackers'a, oradaki dostlarda sağolsunlar yayınlamışlar. Maksat eğlence olsun...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...