Century + Bafa = Güzel Bir Cuma Akşamı



Normalde haftasonu akşamları bilgisayarımı açıp bloğuma yazmak gibi bir alışkanlığım pek yok. Hele Cuma günü akşam müzik dinlemeye başlamışsam blogla filan uğraşmayı sevmiyorum. Bugün iki albüm almak için Alsancak'a indim. Bu hafta Timuçin Şahin'in yeni albümü Bafa ve Akıncı, Baylan, Küçükyıldırım, Reigle ortak çalışması Century raflara girmişti. Haftasonu albümleri dinlemek için Cuma gününden alışverişimi yapayım dedim. Timuçin Şahin'in albümünü dayanamayıp yurt dışından alan bir arkadaşım sayesinde (ülkemizde iki hafta kadar geç yayınlandı) zaten dinlemiş ve çok beğenmiştim. Kaç gündür albümü çıkınca alın diye yazıyorum zaten. Bu arada bunca konserdir dinlediğimiz Bafa şarkısı bir olmuş ki. Of diyorum başka bir şey demiyorum. Harika!

Century için ise fazla bir beklentim yoktu. Özellikle fazla bir araştırma da yapmadım. Albümü CD çalarıma yükledim. Dakika bir gol bir oldum resmen. Gayet agresif bir davul solosunun ardından ipler koptu. Nasıl güzel bir albümdür bu! Şu an albümün ikinci turu dönüyor. Avant garde, free jazz, deneysel jazz artık bu albümün tarzına ne denir bilmiyorum. Çokta umurumda değil, albüm müthiş çünkü! Bu soğuk günlerde Cumartesi akşamı dışarılarda dolaşmak yerine gündüz gidin bu iki albümü alın, akşama en sevdiğiniz içkinizi önünüze alın, müzik setinizi açın, kız arkadaşınızı (veya eşinizi) yanınıza alın. Her iki albümünde keyfine varın.

Bu son bir kaç aydır çıkan Türk müzisyenlerin albümlerinde çıta gitgide yükseliyor. Son sayıda yer verdiğim Tolga Tüzün'ün Periphery, Oğuz Büyükberber'in Ara albümü (en kısa zamanda yazmalıyım bu albümü de) üzerine 2010'un ilk iki albümü olan Century ve Bafa'yı ekleyince dinleyiciler ne dediğimi daha iyi anlayacaklardır. Ha tabii Önder Foçan'ın 36mm Biometric'ini ve Volkan Hürsever'in Hediye albümü de unutmalıyım. 2010 böyle başladıysa, devamı nasıl gelecek kimbilir.

Albümlerde çalan, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Yazı biraz gaz oldu sanırım ama albümleri dinleyenler hak vereceklerdir. Tabii bu arada bizler (S.M. yazarları) profesyonel eleştirmenler, yorumcular veya müzik tarihçileri değiliz. Tıpkı okuyucularımız gibi müzikseverleriz. Hani bir albüm alıp iyi çıkınca insan sevinir ya, bende öyle bir halet-i ruhiye de yazıyorum. Neyse eş kenar üçgenimin ortasına gideyim artık.

Herkese iyi hafta sonları...

Poe - Kuzgun Şiiri



Edgar Allen Poe benim çok sevdiğim yazarlardan bir tanesidir. Bir çok kişi Poe'yu korku hikayeleri yazan bir kişi olarak tanır. Sanırım birde Annabel Lee şiirini okullarda okuturlardı zamanında. Poe okumaya başlayınca -özellikle de hikayelerini- inanılmaz bir dünyada bulursunuz kendinizi. En azından ben buluyorum. Kendisinin çok sevdiğim Raven (Kuzgun) şiirini eklemek istiyorum bugün. Okumak geldi içimden, buraya da ekleyeyim dedim. Çeviriyi Burçak Özlüdil yapmış. Ellerine sağlık diyorum ve şiiri ekliyorum;
Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin

Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
Yorgun ve sıkıntılı-
Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
'Odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
Başka bir şey değil, yalnızca bu.'
Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
Aramıştım
Ödünç bir avuntuyu kederden-
Yitik Lenore'un kederinden-
O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
Diye andığı-
Buralarda, anılmayacak artık adı.

Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
Hışırtısı
Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
Tir tir titretiyordu beni:
Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
bu-
Oda kapımdan girme izni isteyen
Geç bir konuk:
Başka bir şey değil, budur bu.'
O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
Oyalanmadan,
'Sir' dedim, 'ya da Madam, affınızı dilerim
Ama
Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
Bir tıkırtıyla geldiniz,
Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
Oda kapımı ki,
Duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
Açtım burda; -
Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.

Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
Baktım uzun süre,
Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
Hayalleri;
Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
Vermedi,
Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
'Lenore? '
Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
O söz 'lenore'
Başka bir şey değil, yalnızca bu.

Odama dönerken alev alev yanarak
Ruhum
Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
Kuvvetlice.
'Kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
Kafesinde;
Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
Çözelim; -
Rüzgardır, başka bir şey değil bu.'

Açıverince kepengi, eski devirden kalma
Azametli bir kuzgun
Kanat çırpıp sallanarak adım attı
İçeriye;
Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
Oturdu;
Ama bir Lady'nin ya da Lord'un edasıyla
Tünedi kapımın üstüne-
Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
Konup oturdu hepsi bu.

Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
Korkak değilsin sen,
Gecenin kıyısından gelen
Suratsız ve yaşlı kuzgun-
Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
Söyle bana.'
Kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'

Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
Böylesine açıkça,
Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
Kuş-
Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
Büstte,
Bir isimle 'birdahaasla' diye.

Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
İçini dökmüş gibi.
Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
Oynattı-
Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
Dostları-
Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
Önceden uçup gittiği gibi.'
O zaman

IFPI Müzik Raporu 2010

Merhabalar, bu yazımda 2009 müzik endüstrisi raporlarını ele alacağım ve bir sonraki yazımda ise 2009 yılında Stereo Mecmuasının müzik bölümlerindeki gelişmeleri anlatmaya çalışacağım. Bakalım her iki istatistikler arasında ortak noktalar bulabilecek miyiz? Şimdi yazının ilk bölümüne geçelim.

Öncelikle IFPI (International Federation of the Phonographic Industry) raporundan başlayalım. IFPI dünya müzik endüstrisinin tepesindeki bir kuruluş. Dünyanın 72 ülkesinden 1.400 üyeye sahip. Bu üyeler müzik endüstrisinde önde gelen firma, kuruluş ve benzeri yapıları temsil ediyor. Her sene sonunda yayınladıkları raporlarda o sene müzik dünyasındaki gelişmeleri ele alıyorlar. Meraklılar 2009 senesi raporunu buradan indirebilirler.

Bu sene dijital müzik satışları 2008 senesine göre %12 artarak 4.2 milyar dolarlık bir iş hacmine ulaştı. Tüm satılan albümler cephesinden baktığımızda dijital müzik pazarı toplam %27'lik bir paya sahip. Bu pay hemen her sene artmaya devam ediyor. Geçtiğimiz sene bu pay %20 olarak verilmişti. Bu duruma benzer bir istatistik dijital albüm satışlarında da gözükmekte. Sağlıklı olarak tabir edilen büyümenin oranı %30'lar civarında seyrediyor. Hemen bir parantez açalım, bildiğiniz gibi internet üzerinden isterseniz şarkı bazında isterseniz albüm bazında satın alma yapabilmeniz mümkün. Dijital müzik istatistikleri hem şarkı hemde albüm satışı bazında tutuluyor. Bu sene en çok satılan 10 adet şarkı ve satış adetleri aşağıda;


-Amerika, dijital müzik pazarının lideri durumda. Nielsen SoundScan raporlarına göre hem albüm hemde şarkı satışlarındaki büyüme dikkat çekici. Toplam müzik pazarının %40'lık bölümü dijital satışlar. Bildiğiniz gibi geçen sene itibarı ile ilk kez Atlantic plak şirketi dijital müzik satışlarından elde ettiği gelirlerin klasik müzik satışlarını geçtiğini açıklamıştı. Aynı şekilde Apple'ın alamet-i farikası iTunes şu an Amerika'nın en büyük müzik satış platformu olarak görülüyor. iTunes'in cirosu NPD Music Watch raporlarına göre Walmart, Best Buy ve Amazon'u geçmiş durumda.

-Avrupa'da ise durum biraz daha farklı. Avrupa'da müzik satışlarının %15'i dijital müzik. Bu konuda Avrupa'da ciddi çalışmalar yapılıyor. Bizdeki gazetelerde yayınlanan Fransa'da müzik indirenlerin internet bağlantıları kesiliyormuş gibi son derece yüzeysel yorumlar yapılıyor. Fransa'da 2008 senesinde servis sağlayıcı Orange, Musique Max isminde bir servis açtı. Bu servis ayda fazladan 12 Euro ödeyerek sınırsız download (bundan sonra indirme olarak geçecek) hakkını meraklılara verdi. Bu servis yaklaşık 1 milyon şarkıdan oluşuyor. Aralarında büyük plak şirketleri, bağımsız şirketler ve müzisyen şirketlerinin şarkıları bulunan dev müzik arşivinden indirdiğiniz şarkılar farklı 5 yere kopyalanabiliyor. Başta Warner Music France olmak üzere bir çok dev firma bu girişimi desteklemiş. Fransa'nın ikinci büyük telekomünikasyon şirketi olan SFR, ise Universal Music'in tam kataloğu dahil olmak üzere sınırsız indirim hakkını kullanıcılarına ayda 20 Euro karşılığında sağlıyor.

Ayrıca Avrupa'da dijital müzik satışlarının artması için firmalar marjlarını aşağı çekmekte. Ayrıca Amerikaya göre yüksek olan vergilerin bu sene içerisinde bir miktar düşürülmesi planlanıyor. Ayrıca Avrupa kendi online müzik satış alanlarını hızlı şekilde kurmaya devam ediyor. Başta Amazon olmak üzere Avrupa piyasasının güçlü aktörleri 2010 için çok ciddi planlar yapmış durumda. Bunun yanında yine Fransa'da telif hakkı gerektirmeyen ve özellikle kendi pazarına yönelik müziğin dijitalleştirilmesi konusunda 2009 senesini son derece aktif olarak geçirmiş durumda. İngiltere ve Almanya'da da benzer bir durum göz çarpıyor. Ancak müzik pazarları açısından özellikle İngiltere'nin dijital müzik pazarının son derece hareketli olduğu raporlarda görünüyor. İtalya ve İspanya gibi korsanın yüksek oranlara çıktığı ülkelerde ise 2010 senesinde AB destekli çalışmalar yapılacak.

Şimdi gelelim Türkiye'ye. IFPI 2009 raporunda Türkiye'de yasal dijital müzik satışı yapan şirketler şu şekilde listelenmiş; Avea, Fizy, MPlay, MTV, Mynet, Muzik.net, Sendinle, TTnetmusik, Turkcell ve YouTube. Öncelikle YouTube'ün burada bulunması sanırım bir şaka.

Bence bu servislerin hepsinin ortak özelliği son derece modası geçmiş arayüzlerle müzik meraklılarına hizmet vermeye çalışmaları. Avrupa'daki örnekler gibi belli bir ücret karşılığı sınırsız indirme hakkı yerine oldukça karmaşık düzenlemeler yapılmış durumda. Bunun yanında fiyatlandırmalar konusunda bence daha agresif bir yapı oluşturulmalı. Ayrıca ben şahsım adına internetten müzik dinlemek meraklısı bir insan değilim. Ülkemizde hala çağ dışı kotalı internet hizmetleri olduğundan insanlar aynı şarkıyı her defasında internetten dinlemeye çalışmak yerine bir kerede indirebilmeliler. Bunun için gerekli alt yapılar oluşturulmalı. Yakın gelecekte fiber optik internetin ülkemizde yaygınlaşması sonrasında bu yapıları oluşturmak daha zor olur.

Heywood-Wakefield Plak Rafı


Heywood-Wakefield firması tarafından tasarlanmış retro çizgilere sahip ilginç bir plak saklama çözümü. 850 Dolar'lık fiyatı biraz yüksek. Ancak bu tarz ürünlerde malzemeden ziyade, tasarıma para veriyoruz.

Haftanın Resmi 15.01.2010


1941 yılından harika bir reklam. Crosley firmasının altın çağlarında radyo ve pikap sistemlerinin reklamı. Slogan, resimdeki bayanın kıyafetinin slogan ile uyumu gerçekten harika.

Sistemimden Siyah Beyaz Kareler!







Geçtiğimiz günlerde birlikte müzik dinlediğimiz arkadaşım Tansu hayli profesyonel bir fotoğraf makinesi ile benim sistemin resimlerini siyah beyaz olarak çekti. Aslında çok daha fazlası var ancak çok hoşuma giden bir kaç tanesini ekleyeyim dedim. Siyah beyaz fotoğrafın tadı bambaşka değil mi?

HP XB4 Docking Station



Bu sene sanırım Mayıs ayı gibi HP Pavillon DV6 dizüstü bilgisayar almıştım. Çiğli Bimeks'te Tolga İzgür sağolsun çok yardımcı oldu, fiyatına göre oldukça başarılı bir bilgisayar sahibi oldum. Geçtiğimiz günlerde bu cihaz için uygun bir docking station alayım dedim. Hemen internete baktım tabii, HP'nin kendi sitesinde bulduğum HP XB4 kodlu docking station benim ihtiyacımı görecekti. Bu sitede alışveriş yapma imkanımda olduğu için fiyatına bakayım dedim, 99 dolarlık fiyat (100 dolar indirim yapmışlar) verebileceğim bir tutardı. Bunun üzerine ebay'i de kontrol ettim. Bir çok satıcıda fiyat aynı şekilde 100 dolardı. 2010'nun ilk günlerinde alırım dedim bende. Geçen gün burada yazdığım Best Buy turu sırasında bu ürünün raflarda olduğunu fark ettim. Hadi dedim alayım. Fiyat etiketine baktığımda gözlerime inanamadım. 499TL'lik bir fiyat etiketi vardı. Ürünün Amerika ve Avrupa'daki fiyatının üzerine %18 artı bir o kadar ÖTV ekledim taş çatlasın 220TL ediyordu. Ulaşım maliyetinin koskoca firma için bir şey tutmayacağını göz önüne alırsak geriye kalan 200TL'nin üzerindeki fark ne idi acaba? Olayın Best Buy'la alakası var mıdır bilmem ama HP Türkiye ile daha alakalı gibi geliyor bana. Bu konuyu da araştıracağım. Bilgilere ulaşır ulaşmaz buraya da eklerim.

Bu tarz ürünler meraklı işi ürünler. Gidip kimse notebook'una bu tarz ürünler almaz. Alacak olanda araştırıp alır. Bu noktada Best Buy, Teknosa, Bimeks, Mediamarkt, Vatan ve benzeri tüm elektronik market yetkililerinin dikkat etmesi gerekli. Günümüzde internet'ten alışverişin gitgide arttığı bir dönemde bu tarz şeylere dikkat etmek gerekiyor. Tek bir üründe tüm marka imajı yerle bir oluyor.

Sonuç olarak bir kaç gün içinde siparişimi verip HP XB4 docking station'ımı internetten alacağım. Olurda almak isteyen olursa bu tarz ürünlerin yurt dışındaki fiyatlarını kontrol edin. Göz göre göre kazık yemeyin...

Haftanın Resmi 08.01.2010


1950'lerden ilginç bir reklam. Taşınabilir müzik sistemi :) Leak marka olduğunu tahmin ettiğim bir vakum tüplü amplifikatör, yine aynı markadan bir hoparlör. Pikap konusunda ise hiçbir fikrim yok. Sempatik bir reklam.

Best Buy Ziyaretim, Magnolia Konsepti ve Düşüncelerim


Marmariste yaşayan sevgili dostum Burak'ın ve İzmir dışında yaşayan meraklıların ısrarları sonucunda Best Buy İzmir mağazasını gezdim. Görüşlerimi kendi penceremden sizlerle paylaşacağım.

Best Buy, Türkiye'deki ilk mağazasını bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl içerisinde İzmir'de açtı. Bu aralar İzmir'in gözde moll (biz AVM diyelim AlışVeriş Merkezi) semti Balçova'daki mağazaları kendileri açısından Türkiye'deki rekabetin mikro ölçeklisini yaşayabilecekleri bir konumda. İsterseniz konuma kısaca bir göz atalım. Bu bölgede yeni açılmış bir MediaMarkt, Migros, Agora alışveriş merkezi içerisinde bir Teknosa, İzmir'in teknoloji ürünleri açısından uyuyan devi Kipa-Tesco hatta biraz daha ilerde Özdilek, Best Buy'ın rekabet yaşayacağı diğer markalar.

Migros aslında tam anlamıyla bir elektronik mağazası değil ancak dönem dönem promosyonlarında yer verdikleri ürünler ile dikkat çekiyorlar. Kipa-Tesco için ise ne yazık ki aynı şeyi söylemek zorundayım. Tesco öncesinde Kipa başlı başına bir bilişim sektörü rekabeti yaratabilecek kadar güçlüydü. Eski müşteriler özellikle telefon, elektronik ve bilgisayar (aslında beyaz eşyada eklenebilir) alanlarında bu durumu hatırlayacaklardır. O güzel dönemlerde bende bir Kipa çalışanı olduğumdan bunu rahatlıkla yazabiliyorum. Ülkemizin farklı kentlerinde Kipa-Tesco'yu birleşme sonrası tanıyanlar böyle bir şeyi hayal bile edemeyeceklerdir. Özdilek'te tıpkı Migros gibi dönem dönem ilgi çekici ürünlere promosyonlarında yer verebiliyor.

Best Buy'ın rekabet edeceği en önemli rakip MediaMarkt. MediaMarkt bir açıdan elektronik sektöründe hard discount denilebilecek agresiflikte fiyatla oynayabilen, oldukça zengin bir ürün yelpazesi olan ve en önemli özelliği rekabete çabuk uyum sağlayabilen bir yapıya sahip. Daha önce büyük ümitlerle Türkiye pazarına giren ve sonu üzücü şekilde biten Alman EP (Electronic Partner) grubunun yaptığı hataların hiçbirisini yapmamaları bence çok önemli. Laf arasında EP'in (Electronic Partner) neden adını geçirdin diyenler varsa hemen bir not düşeyim. Ben bir süre EP'de İzmir mağazasında yönetici çalıştım. İzmir mağazasının açılışı sırasında sorumlu olduğum reyonlar bitmiş son düzenlemeleri yaparken işinin profesyoneli olduğunu anlatan bir Alman yönetici haftalar boyu çok güzel olmuş dediği rafların açılışa bir kaç gün kala aslında yanlış olduğunu fark etmiş ve değiştirmemizi istemişti. Bende zaten canı çıkmış personelimin önünde adamla biraz tartışmıştım. Sonuçta neredeyse bunun benim hatam olduğu sonucuna varan bir tartışmanın sonucunda bunlardan mağazacı olmaz, Türkiye operasyonu en geç 6 ay sürer deyip işimden ayrılmıştım. Zaten sonuç tamda benim söylediğim gibi çıkmıştı. Neyse MediaMarkt diğer Alman rakibinin aksine Türkiye rekabetini iyi özümsemiş ve çok kısa zamanda tüketici elektroniği konusunda bende varım demeyi başarmış. MediaMarkt Türkiye bir alkışı hak ediyor bence bu konuda. Teknosa için ise bir şeyler karalamaya gerek bile yok. Hemen herkesin alışveriş yaptığı bir mağazalar zinciri.

İşte Best Buy bu şekilde bir ortamda ayakta durmaya çalışacak. Gelelim ziyaret notlarıma. Best Buy oldukça sevimsiz bir AVM olan Ege Park binasında kapılarını açtı. AVM aslında bir iş merkezi olarak tasarlandı ancak uzun zaman inşaat halinde kaldı. Best Buy ile ilk tanıştığınız an vitrinleri ile oluyor. Gayet şık ve etkileyici. Ana kapıdan içeriye girdiğinizde Geek Squad masası sizi karşılıyor. Buna bir nevi müşteri hizmetleri servisi diyebilirsiniz ancak mağazanın girişinde tam karşınızda kalan turuncu renkli ve şık bir düzenlemeye sahip bu servisin ismi bence çok itici. Mağaza içerisinde birazcık dolandım hemen. Sunum oldukça şık, mağazadan çok sanki bir fuar alanı gibi. Hemen her ürünün denenebilmesi için alanlar oluşturulmuş. Çoluk çocuk herkes cihazların özellikle de konsolların başına geçmiş bir durum gözlemledim. Örneğin ben bir tüketici olarak bu tarz bir gürültü ve karmaşadan nefret ederim. Ama sevenlerde vardır. Ancak Türk tüketicisini tanıyorsam bu deneme alanlarının çoğu ailecek hafta sonu eğlenmek amacı ile çocukları ile Best Buy'a gelenler tarafından işgal edilecektir. Çocuklarını baba bana Wii almadan Wii almış kadar mutlu edecek çözümler Best Buy tarafından tüketicilere sunulmuş. Kısacası ailenizle mağazaya gidip hiç bir şey satın almadan saatlerinizi rahatlıkla geçirebilmeniz mümkün. Meraklısına duyurulur.

Bilişim sektöründeki ürünlerden en dikkat çekici olan Alienware tabii ki. Alienware benim uzun zamandır takip ettiğim bir markadır. Bildiğiniz gibi çok uzun olmayan bir süre önce Dell tarafından satın alındı. Best Buy bu ürünü ülkemize getirmiş. (Aslında muhtemelen Dell getirmiştir) Dikkate alınmayan en önemli nokta Alienware ve benzeri ürünlerin özelleştirilebilme opsiyonlarının tüketicilere cazip gelmesi. Fiyat etiketleri 5.000TL olan masa üstü bilgisayarları veya 8.000TL olan dizüstü bilgisayarları alacak meraklıların ülkemizde oldukça az olduğunu düşünüyorum. Zaten bu denli harcama imkanı olan bir çok meraklı ürünü Avrupa'daki Alienware satış noktaların satın alabilirler ki zaten bir çoğu böyle yapıyor. Raflardaki diğer ürünler ise genelde bir çok bilişim mağazasından farklı değildi. Elektronik reyonlarında ise ciddi bir renklilik söz konusu. Ülkemizde yine ilk kez gördüğümüz bazı ürünler ülkemize gelmiş. Bu ürünlerden bazılarının tamamen prestij amacı ile getirildiği belli. Umarım ilgi görür bu tarz ürünler. Bu ürünlerin ülkemize getirilmesi bence çok olumlu. İnşallah satış baskısından dolayı ürünler ilerleyen dönemlerde raflardan kaldırılmaz.

Best Buy üzerinde en çok konuşulan şey Magnolia konsepti idi. Magnolia en basit anlatımla şu, kendinizi evinizde hissedebileceğiniz özel bir demo odası. Bu durum özellikle forumlarda oldukça gürültü koparttı ancak günümüzde bir çok firmanın kendi demo odaları var. Burada sattıkları ürünlerle ilgili benzer ortamları müşterilerine sunabiliyorlar. Örneğin İzmir'de Egemen Montrö mağazasında, Fonetik mağazasında bu tarz konsept demo alanları mevcut. Hatta bir çok firma özellikle üst düzey sistemlerde ev demoları da düzenleyebiliyorlar. Durum İzmir'de böyle iken İstanbul'da daha da yaygın durumda. Magnolia konseptinin ilkel kalacağı demo odaları ülkemizde mevcut. Anlayacağınız Magnolia bu tarz ürünleri almak isteyen insanlar için zaten çok önemli bir kriter değil. Neden mi?

Öncelikle Magnolia konseptinde oda akustik olarak düzenlenmemiş ve odanın içi hoparlör dolu. Bu durumda çıkan sesi tahmin etmek gayet basit. On tane pasif subwoofer'ın çalıştığı bir ortam. İşin en acı olan tarafı seslerini çok iyi bildiğiniz hatta sevdiğimiz markaların hoparlörlerinin berbat çalıyor olması. Ne olduğunu bilmeyen bir meraklının aklında kalacak ilk imaj açısından durum oldukça vahim. Ortalık tam anlamıyla bir bas ses yığını ile doluyor, tizler ve midler ise ortalarda yok. Bu noktada benim özellikle hifi alanında faaliyet gösteren değerli dostlarımıza ufak ve dostça bir önerim olacak. Seneler boyu büyük uğraşlarla piyasada yerini sağlamlaştırmaya uğraştığınız markalarınızın ürünlerini bu tarz marketlere vererek belki (orası da meçhul) ilk adımda iyi bir satış yakalayabilirsiniz. Ancak uzun vadede özellikle ev sineması ve hifi alanında daha üst modellere yönelecek müşterilerin algılarında ilk duydukları ses referans kalacağından marka imajı açısından geri dönülmez sorunlar yaşanabilir. Dünyada bu konsepti bilen bazı üreticiler bu tarz mağazalar için özel ürünler üretirler. Yine marka aynıdır ancak ürünler sadece bu tarz zincir mağazalarda bulunur. Bu tarz çalışmaları ben sizlerin yerinde olsam bu tarz ürünlerle yapmaya çalışırdım. Tabii ki bunlar benim görüşlerim. Katılmayanlarda mutlaka olacaktır.

Magnolia raflarındaki elektronikler standart sistemlere bağlanıyor ve otomatik şekilde üründen ürüne geçiş yapılabiliyor. Bu durumda raflardaki üst modelleri almayı düşünen müşterilerin kablo denemeleri vesaire konusundaki hayalleri de suya gömülmüş oluyor. Özellikle orta ve üstü sınıflarda ürünleri almayı planlayan meraklıların Best Buy vesaire gibi zincir mağazalarla değil direkt olarak butik mağazalara yönelmesi gayet normal olacaktır ve muhtemelen kendi hayırlarına olacaktır.


Bu arada iki üzücü hususu da ekleyeyim. Birincisi Focal'in üst serisi Maestro Utopia'sının demodaki hali. Yan taraftaki elektronik reyonundan gelen ses karmaşasının içerisinde bu güzel hoparlörler başları önlerinde duruyorlar. Bu hoparlörlerin büyük abisini İstanbul'da Extreme Audio Villa'da Gryphon'un üst düzey elektronikleri ile dinleme fırsatım olmuştu. Serinin bookshelf'ini de Accuphase ürünleri ile dinlemiştim. (bu konuyla ilgili ayrıntıları İstanbul Özel Sayımızda bulabilirsiniz. Ulaşmak için tıklayınız Focal'i seversiniz veya sevmezsiniz. Ancak hakkını vermek gerekir ki, Utopia serileri daha ilk örneklerinden beri her zaman etkileyici hoparlörler olmayı başarmışlardır. Çeşitli forumlarda meraklılar bu hoparlörle ilgili oldukça kötü yorumlar yapıyorlar. Best Buy'da iken bende bu kötü yorumlara katıldım ancak hoparlörleri layık oldukları şekilde sürdüğünüzde ortaya çıkan sonucun Best Buy'daki ile uzaktan yakından alakası yok! İmkanınız olursa Extreme Audio'da bu hoparlörlere kulak verin, sizde bana hak vereceksiniz.

İkinci üzüldüğüm nokta ise oldukça uygun fiyatla satışa sunulmuş olan Audioengine hoparlörlerin yeri ve konumu ile alakalı. Bu hoparlörler hifi piyasasında fiyat/performans oranı ile fırtına yaratmış ürünler. İyi bir ortamda şaşırtıcı performanslar ortaya koyuyorlar. Best Buy'daki sunumda hoparlörler üstte bir rafta bir nevi fon olarak yerleştirilmişti ben gördüğümde. Ancak bir yerden haber alıp gidip ürünü bulmanız gerekiyor. Öylesine saçma sapan ürünler ortalıkta atılırken bence Audioengine daha fazla ilgiyi hak ediyordu. Bence yazık olmuş.

Şimdilik bu kadar yeter sanırım. Bir kaç gün sonra son değerlendirmemi sizlerle paylaşırım.

Haftanın Videosu: Animal Davul Solo



Haftanın videosunda kısa ama eğlenceli bir video eklemek istedim. Tatil dönüşü haftaya güzel başlayalım. Muppet Show'u hatırlayanlar bilir bir çoğumuzun favori karakterlerinden birisi de Animal'dı. Bu videoda Animal adına uygun bir davul solo yapıyor :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...