Bilgisayar Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgisayar Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"The Darkening of Tristram"


Geçtiğimiz günlerde Diablo'nun 20. yılı için birkaç satır kaleme almıştım. Kutlamalar bu hafta içinde iyice başladı ve muhtemelen bu akşam Diablo III içerisindeki coşku yaşanmaya başlayacak. Olay neydi hatırlatayım; "The Darkening of Tristram" adından ilk Diablo gibi 16 katlı bir zindanda savaşıp bölüm sonunda Diablo ile karşılaşacağız. Tahmin edeceğiniz üzere Tristram katedralinde geçecek bir bölüm. Görsel filtrelerle bu yeni bölümlere retro havası verilecek ve eskisi gibi sadece 8 yöne hareket şansımız olacakmış.

Meraklıların bilgisine :)

Diablo 20 Yaşında Ve Müthiş Haberler


İlk Diablo yayınlandığında 1996 yılında alıp hemen oynamaya başlamıştım. Şu hayattaki en sevdiğim oyun olması muhtemeldir. Gotik atmosferi, her defasında yeniden yaratılan zindanları, hikayesi ile oynamaktan asla bıkmadım. Tabii sonra Diablo II yayınlandı.  O da muhtemelen en sevdiğim 2. oyun olabilir. Özellikle Necromancer ile deli gibi eğlenceli vakit geçirmiştim. Hatta eşim ile evde LAN üzerinden az oynamadık... Sonra 2012 yılında Diablo III yayınlandı. En sevdiğim 3. oyun ne yazık ki değildi çok basitleştirilmişti ama bunu da deli gibi oynadım. Oyun yayınlanan genişleme paketi Reaper Of Souls ile bayağı adam oldu doğrusunu söylemek gerekirse...


Bugün Blizzcon başladı. Bu Diablo'nun yapımcı firması Blizzard'ın bir nevi konferansı denilebilecek bir etkinlik. Bir yandan Diablo'nun 20. doğumgünü kutlanırken bir yandan oyuna gelecek yenilikler tanıtıldı.

En büyük bomba, "The Darkening of Tristram" adından ilk Diablo gibi 16 katlı bir zindanda savaşıp bölüm sonunda Diablo ile karşılaşacağız. Tahmin edeceğiniz üzere Tristram katedralinde geçecek bir bölüm. Görsel filtrelerle bu yeni bölümlere retro havası verilecek ve eskisi gibi sadece 8 yöne hareket şansımız olacakmış. Ha tabii gönül isterdi ki, Paladin ile oynayalım ama Diablo I'i modern grafiklerle oynamak yeterince heyecanlı olacaktır. Bu yeni bölüm ücretsiz patch olarak haftaya geliyor. Yani ben haftaya ortalarda yokum...


İkinci bomba ise Diablo II'yi senelerce oynadığım karakterim oyuna geri dönüyor. Necromancer sınıfı oyuna 2017 içerisinde eklenecek. Daha doğrusu ek bir paket olarak satılacak. Ecnebilerin dediği gibi Shut up and take my money!!! Aşağıda ilk video var. Heyecan bastı yahu :)



Londra Bilim Müzesi'nden Bir Oyun: Transmission


Başlığa bakınca ne alaka diyorsunuz değil mi? Merak etmeyin bende öyle düşünmüştüm. İlk önce neymiş bu müze ona bakalım arkasından asıl konumuza dönelim.

Londra Bilim Müzesi İngilizce: London Science Museum) Birleşik Krallık'ın başkenti Londra'da Exhibition Caddesi'nde bulunan Ulusal Bilim ve Sanayi Müzesi'nin bir parçasıdır. Ulusal Bilim ve Sanayi Müzesinin diğer bölümleri ülkenin diğer şehirlerinde bulunmaktadır. Müze Londra'ya gelen turistler tarafından ziyaret edilen popüler bir merkezdir. Müze 1857 yılında kurulmuş olup, 2006 verilerine göre müzeyi 2.400.000 kişi ziyaret etmiştir. Günümüzde müzede 300.000'den fazla parça sergilenmektedir. Müzede Bilim Gecesi adı verilen etkinlikle 8-11 yaş arası çocuklar ebeveynleri ile birlikye bir akşamı bilimsel aktiviteler ile geçirirler. Geceyi müzede geçiren bu ziyaretçiler sabah kahvaltısında bilimsel kaynaklı filmler izleyerek aktiviteyi sona erdirirler. Kaynak Wikipedia

Geçen gün şans eseri Transmission adlı bir oyun ile denk geldim. Oyun aslında çok basit ancak mantığını beğendim. İletişim teknolojileri üzerine odaklanan oyun telgraftan itibaren veri iletişimi konusunu ele alıyor ve çağlar boyunca yaşanan gelişmeleri son derece basit ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor ve işin güzel tarafı bunu bir oyun olarak yapıyor. Grafikleri pek güzel, David Kanaga tarafından yapılan müzikleri ise gerçekten harika. İsterseniz telefon veya tabletinize Google Play Store'dan indirebilir veya bilgisayarınızdan Science Museum web sitesinden şu sayfada tarayıcı üzerindne oynayabilirsiniz. Hemen bir not: tarayıcı üzerinden oynayacaksanız Firefox kullanmanızı tavsiye ederim... 






Star Wars Battlefront Geliyor Yahu!



Star Wars filmi yaklaşırken Battlefront oyun görüntüleri bünyemde bayağı bir coşku yarattı. Söylenene göre Darth Vader ve Boba Fett gibi mühim karakterler ile oynamak mümkün olacakmış. Hoth, Endor, Tatooine gibi gezegenlerde geçecek savaş meydanları hazırlanmış ve X-Wing, Millennium Falcon, TIE Fighter ve AT-ST gibi araçları kullanabilecekmişiz. Oyun ön siparişe açılmış durumda...

Video müthiş olmuş...

Fallout 4


E3 diye bir fuar var. Oyun fuarıdır kendisi. Bethesda firması fuar sunumunda yeni Fallout videosunu sundu. Teorik olarak 10 Kasım 2015 tarihinde oyun çıkıyor.

Tabii benim oynayacak zamanım olacak mı bilemiyorum ama heyecan sardı bünyeyi. E3 tanıtımı sırasında yapımcı Bethesda firması Fallout 4'ün özel koleksiyon versiyonunu da gösterdi. Özel bir Pip Boy replikası var ve akıllı telefonunuzu yerleştirince tam olarak bir Pip Boy haline geliyor. Aynı zamanda oyunla eş zamanlı olarak çalışabiliyor(muş) Yok ben bu parayı vermem diyenler telefonlarına bu yazılımı vakti geldiğinden indirebileceklermiş.

Koleksiyon versiyonu satışa çıkar çıkmaz bitti ne yazık ki. Ben yetişemedim ancak Türkiye'ye bir miktar gelebilir. Onu alabilirim diye hayal ediyorum en fazla...

Brother of Steel, Wasteland, Power Armor... Allahu Ekber!

Blitzkrieg Mod ile Yaz Savaşlarına Devam!


Company Of Heroes 2 çıktığında bir daha orijinal Company Of Heroes oyununu oynamam demiştim ama halt etmişim... Sanırım daha önce burada yazmıştım, yaz döneminde eş dost ile online alemlere dalıp eski günlerimizdeki gibi oyun oynuyoruz. Pek keyifli oluyor doğrusu...


Bu sene nostalji yaparak orijinal Company Of Heroes üzerine yoğunlaştık bol bol. Tabii bağımsız bir topluluk tarafından geliştirilen harika ötesi "Blitzkrieg" modu sayesinde oyun bambaşka bir hal almış. Geçen aylarda daha doğrusu yaz döneminde mod elden geçirildi ve bir sürü özellik eklendi. Bir güzel oldu bir güzel oldu ki anlatamam... 


Her ne kadar yaz dönemi bitmiş olsa da, arada sırada Blitzkrieg modlu Company Of Heroes savaşlarımız devam edecek. Katılmak isteyen olursa benimle iletişime geçsinler... 

Eve Online: Koşun Millet Kavga Var...



Online oyunlar günümüzde oldukça popüler. EVE Online bu tarz oyunlar arasında çok popüler değil ancak çok fanatik bir oyuncu kitlesi var. Benim bu evrende oyun oynayan tek bir arkadaşım var. Belki okuyucularımızdan oynayanlar vardır. Aslında EVE Online biraz benim de hayranı olduğum Warhammer 40K dünyasına benziyor. Konu açısından değil; kaos ve hengame açısından... Oyuncular bu evrende madencilik, üretim, ticaret, keşif ve savaş yaparlarken korsanlık gibi pek alışkın olmadığımız olaylara girebiliyorlar. Neyse konuyu uzatmayalım...

Oyunda iki büyük ittifak oyuna özgü bir sebep dolayısıyla savaşa tutuşuyor. Bu büyük ittifakın müttefikleri de bu savaşın içerisine girince olayın boyutu tüm dünyanın ilgisini çeker bir hal alıyor. Sonunda sayıları 3.000 ila 4.000 arasında tahmin edilen oyuncu kitlesi birbirine giriyor. Böylesine büyük bir olayı oyunu oynamayan benim gibi meraklılar da takip etti. Reddit platformunda hemen her dakika ayrıntılar açıklandı. Raporlar, fotoğraflar ve yorumlar ile bayağı eğlenceli bir süreç oldu.

Yazılan çizilenlere göre oyun içi ekonomi bakış açısıyla yarım milyon Dolar seviyesinde ekipman yok olmuş bu savaşta. Ayrıca yazılan çizilenlere göre çatışma bir günden daha uzun sürünce insanlar işlerine gidememiş, bir kısmı okulu ekmiş.  Bazı oyuncular ise 24 saat uykusuz bilgisayar başında oturmuş. Tam anlamı ile delilik... Bakalım daha ne hikayeler çıkacak bu savaşın içinden...

Bilgisayar dünyası nereden nereye geldi. Keşke üniversite zamanında olsam, baba parası yesem ve bugünün hiçbir sorumluluğu olmasa üzerimde oturup bende böyle online oyunları oynayabilsem diyorum... Muhtemelen bu çatışmanın içinde olmak çok eğlenceli olacaktır...

Ucuz Etin Yahnisi: Gamepad Alışverişi



Geçen haftalarda Steam platformunun Big Picture modunda oyun oynamak için gamepad yani oyun kontrolcüsü almak üzere çarşıya çıktım. Uzun yıllardır elime gamepad almadığım için fazla para veresim yoktu. Çarşıda pazarda çok fazla gamepad var. Aslında fiyatlarda ucuz 15-20TL seviyelerinde bayağı hoş görünen ürünler var. Aslında kafamda düzgün bir marka al fikri vardı ama cimriliğim tutup "Snoppy" marka bir ürün aldım. Eve geldim ve kuruluma başlayayım dedim. Ürünün içinden çıkan CD muhtemelen başka bir donanıma ait olduğundan internette yazılım peşine düştüm ve bir şey bulamadım. Önümde gamepad boşu boşuna yatıyordu.

Aslında bilgisayarımın çevresinde bulunan ekipman ve yardımcı donanım genelde ortalamanın bayağı üstündedir. Mousepad'ime bile bir sürü para vermiştim ama senelerdir mutlulukla kullanıyorum. Gamepad konusunda ucuza kaçayım deyince elime patladı tabii. Ertesi gün, alışveriş yaptığım yere gittim saçma sapan "Snoppy" gamepad'i iade edip Logitech F310 gamepad'i satın aldım. Fiyatı 3 kat fazla idi. Ancak ürünü takar takamaz en güncel yazılımı indirdim ve huzur içerisinde oyunlarımı oynamaya başladım. Bir gamepad alacak olursanız siz siz olun düzgün bir ürün alın; Logitech F310'i tavsiye ederim...

Steam Kullanan Okuyucuların Dikkatine



Sevgili dostlar Steam sizin için bir şey ifade ediyorsa sanırım DOTA 2, Team Fortress gibi oyunları oynuyorsunuz veya en azından bilgisayar oyunları ile alakanız var demektir. Arada sırada bir kaç tur bir şeyler oynayalım derseniz bende amatör bir oyuncu olarak Steam'e üyeyim. Tahmin edebileceğiniz gibi kullanıcı adım "hakancez" Arzu ederseniz beni arkadaş listenize ekleyin ve fırsat bulursak bir kaç tur oyun oynarız.

Company Of Heroes 2



Yazın benim için en önemli olaylarından birisi Company Of Heroes 2'nin (kısaca CoH2) çıkmasıydı. İkinci Dünya Harbinin en kanlı cephesini konu alan oyun yazın bilgisayar başında en keyifli zamanları geçirmeme vesile oldu.

Kısa oyun incelemesi şu şekilde: Oyun en basit ayarlarda bile oldukça düzgün gözüküyor. Oyunu notebook’ta oynuyorum basit/orta ayarlarda bile güzel gözüküyor ortalık.Ancak grafiklerde ciddi bir optimizasyon sorunu var… Süper bir bilgisayarda saçma sapan FPS'lere düşmek mümkün. Zaman içerisinde düzeltilecektir…

Oyunda biraz dengesizlikler var. Rus tarafı ilk adımda biraz daha avantajlı ancak Almanlarla oynamaya alışınca işler değişebiliyor. Bu oyunda işler biraz değişik. Geçmiş CoH larda Almanlar ile hep ilk saldırmaya alıştığımız için bu kez savunma/saldırı dengesine biraz dikkat etmek gerekiyor. Sanırım ilerleyen günlerde bayağı değişiklik olur oyunda.

Oyunun kampanya senaryosu biraz sıradan. Hoş atmosferi solumamıza yardım oluyor mu, evet, sıkıntı yok. Sinematiklere biraz özen gösterilebilirdi. Oyunun oynanışında ise bazı zamanlarda ciddi bir kaos oluyor. Nereye yetişeceğinize karar vermek işin kaderini değiştiriyor. Ben kar ve fırtınayı sevdim. Oyunun hızını kesiyor kesmesine ama insan o dakikalarda biraz rahatlıyor.



Oyunda siper almak geçmişe göre daha önemli hale gelmiş. Ayrıca gerçekten pusu atmak ve yemek daha kolay. True sight olayı bence de çok eğlenceli olmuş. Eğer ek kamuflaj paketleri bu konuda yararlar sağlıyor ise multiplayer oyunlarda işler çok şenlenir. Ayrıca destek silahlarına verilen önem yüzünden bodoslama saldırmak artık çoğu zaman facia ile sonlanıyor. Alternatif saldırı tarzlarına özellikle de sağdan soldan çevirmelere dikkat etmek lazım…

Alman campaign’i olmayınca Theatre Of War ana teması altında hem Ruslar hem Almanlar için solo, co-op grevler eklenmiş. Kısa bir hikaye ile giriş yapılıyor. Eğlenceli sayılır. Sanırım 1945′e kadar her senenin önemli çatışmaları ayrıca yayınlanacak. Theatre Of War DLC’leri en az 3-4 tane olur tahminen. İOyundaki ToW görevleri 1941 yılını kapsıyor ve her iki taraf içinde ilerleyen yıllarda geliştirilmiş ve oyun içinde de bulunan bazı silahları kullanamıyoruz. Dediğim gibi gelecek DLCler ile 1945 Berlin önlerine kadar geleceğiz tahminen.

Bu arada ek tahmin DLC lerde özellikle İspanya ile alakalı bir şeylerde olabilir. Malum iç savaş sırasında Ruslar ve Almanlar oldukça etkin idiler. ToW ekranındaki Barcelona isminin kazaran orada olduğunu düşünmüyorum…

Oyun içerisinde Elephant gibi ilginç silahların eklenmesi çok güzel ama pratikte bu silahların çıkartılması çok uzun sürüyor. Oyunun sonlarına doğru çıkarttığınızdan efektif olmuyor ne yazık ki. Hem Alman hem Rus tarafı için geçerli bu konu. Güzelim silahları keyifle kullanmadan oyunlar bitiyor…



Multiplayer oyunlar şimdilik çok eğlenceli değil ancak herkes alışma aşamasında olduğundan olabilir. Ruslarla oynayanlar ucuz asker gücü basıp Almanları bastırabilirse oyunu alıyor Alman tarafında ise karşı tarafın hamlesini tahmin edebilirseniz ilk evreyi atlatınca oyunu alıyorsunuz. Muhtemelen ilerleyen günler haftalarda oyuna alıştıkça işlerin rengi değişir… Şimdilik dengeler biraz oyuncunun kabiliyetine göre değişmekle beraber ilerleyen dönemlerde düzeltmeler gelebilir. İlk CoH u oynayanlar varsa ek paketlerle oyun nasıl bir hal aldı bileceklerdir…

İlk oyunun fanatiği olarak ben beğendim ve uzun soluklu oynayacağım şimdiden belli. SEGA da ilk oyun için desteğine devam ediyor. THQ serverları kapanınca ilk oyun için Steam server ları devreye sokuldu. Evet bazı problemler var ama ilk oyuna hala destek verilmesi bence çok önemli ve CoH 2 ninde benim gibi fanatikler için uzun yıllar oynanacak bir oyun olacağı aşikar…

Meraklısına şiddetle tavsiye ederim...


DOTA 2 Davetiyesi, Oynamayı Öğrenmek vs...



Stereo Mecmuası takipçileri arasında DOTA 2 davetiyesi gönderebilecek olan var mı? Eğer gönderecek olursa Steam'de de Hakancez kullanıcı adım :) Aslında davetiye gerekli mi tam emin değilim. Oyunu indirdim ancak sadece gözlem yapabiliyorum. Steam üzerinde bir pack'ten bahsedilmiş oynamak için onu mu satın almam lazım. Aslında sorularım çok :)

Bu arada DOTA 2 oynayan okuyucularımızdan oyununa dair bazı bilgiler alabilirsem çok mutlu olurum. Hatta bir kaç tur beraber oynayıp olayı çözmeme yardımcı olan birileri çıkarsa çok sevinirim. Kesinlikle bulaşma diyenleriniz olacaktır ama MOBA olayını merak ediyorum, bir denemem lazım... Merak işte ;)

Edit Davetiye bulundu ! Sn Gokberk NUR'a teşekkürler...

Hakancez Oyun Dünyasında: D3 Ekonomik Demon Hunter Fikirleri



Diablo III'te 150-200M aralığında bütçe ile Demon Hunter oynayacaklar için ufak tefek tavsiyeler ile oyun bölümümüzü geliştirmeye devam edelim. Benim profilime buradan ulaşabilirsiniz.

1- Eğer altınınız varsa eski Natalya Set (veya asıl ismiyle Natalya Legacy Set) iyi bir Demon Hunter için olmaz ise olmaz. Yüksek "Monster Power" (MP) seviyelerinde hayatta kalmanın en iyi yolu Shadow Power Gloom rune'ü basmak. Her ne kadar nerf yemiş olursa olsun hala güçlü bir aktif skill. Ancak Legacy Natalya'nın iyisini ne parayla ne altınla almak çok kolay değil. Bir gün boyunca arkadaşımın Legacy Natalya'sını kullandım insan kendini bambaşka hissediyor.

2- Para az ise -ki bende bu şekildeydi- kendi oyun tarzınıza yönelik bir Natalya seti edinmek. Bu sayede +20 Disiplin ve +7 Critical Chance (CC) elde edilmesinin yanında söz gelimi dikkatli seçimlerle hatred regeneration, armor veya all resistance konusuna ağırlık verilebilir. Ben maliyet açısından all resistance yerine armor konusuna önem verdim. Hem artı armor Natalya set ekipmanı daha ucuz hemde diğer ekipmanda all resistance elde etmek daha ucuza geliyor.
3- Hız yani Moving Speed +24 elde etmek önemli. Fazlasına gerek yok zaten sanal oluyor. Demon Hunter 'ların hızlı hareket etmesi mühim. Bunu sağlamanın benim görebildiğim 3 yolu var. Yüzük, pantalon ve bot. Başka karakter için silahta da bu özellik olsa da bu durum Demon Hunter 'ları bağlamıyor. Bu özellik için yüzüğü heba etmektense pantalon+bot kombinasyonuna gitmek daha mantıklı. Natalya setin botunda zaten +12 var. Bu durumda Natalya seti bozmadan pantalonda +12 bulmak en mantıklısı.

4- Tercihen Inna setin pantalon+kemeri iyi bir upgrade oluyor. Artı 130 Dexterity, Holy Damage ve Attack Speed iyi bir seçenek. Tabii ki Witching Hour kemer herkesin hayali ama fiyatlar ortada. Daha ucuz seçenek Inna pant+kemer. Hoş bu setlerin fiyatları da yüksek ama all resistance yerine armor konusuna dikkat edilerek ucuza denk getirilebiliyor.

5- Yüzükler çok önemli. Bir hakkımız zaten Natalya setin yüzüğü için gidiyor. Diğer yüzükte Dexterity, Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) üzerine Vitality veya tercih edilecek bir kombinasyon kullanmak en mantıklısı. Bana şansıma oyunda Wailing Host+ Litany of the Undaunted yüzük kombinasyonu düştü normal zamanda bu yüzükler ile, sağlam oyunlar sırasında ise Natalya Reflection artı bahsettiğim tarz bir yüzük tercih ediyorum. Amulette de aynı kombinasyona gitmek mantıklı olacaktır.



6- Gloove konusu çok mühim.Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) kazanacağımız son zırh parçası bu. Bunda da imkanlar ölçüsünce bu konuya dikkat etmek lazım. Rare olarak konuşuyorum. Legendary olarak Bracer'larda da Attack Speed (AS) ve Critical Chance (CC) elde etmek mümkün.

7- Diğer zırh ekipmanda elimizdeki imkanlar ölçüsünde all resistance, armor konularına dikkat etmek lazım. Tabii legen alma imkanı var ise Bracer'da da Critical Chance (CC) fena olmaz.

8- Silah konusuna gelirsek. Bunu üçe ayırmak lazım.

a) Damage'a odaklanıp Manticore ve benzeri bir 2hand crossbow kullanılacaksa bunu illa ki Dead Man Legacy ile kombine etmek lazım. Bildiğiniz gibi rare quiver'larda attack speed 15'ten yukarıya çıkmıyor. 2hand crossbow çok yavaş atış hızına sahip bunu iyi bir quiver ile kullanmayınca etkili sonuç almak zor. Hele Life On Hit (LOH) veya Life Steal kullanılacaksa atış hızı mühim. Dead Man Legacy alırken hızı ne kadar iyi olursa olsun dikkat edilecek şey illa ki +Disciplin ve Hatred Regeneration olmasına dikkat etmek. Ek Disciplin alacağımız ender parçalardan bir tanesi quiver boş geçmemek lazım. Manticore'da da imkan varsa oyun tarzına göre Life On Hit veya Life Steal olması lazım .

b) Benim favori silahım genelin aksine Windforce. Damage'dan biraz ödün, Critical Damage'dan (CD) ciddi şekilde ödün veriliyor olsa da, atak speed çok iyi ve Life Steal ile hayat kurtarıcı oluyor. Ayrıca Hatred Regeneration olayı çok mühim. Bu arada Windforce alırken soketli olanını denk getirebilirseniz çok iyi olur.

c) Son kombinasyon ise 1hand crossbow kombinasyonları. Bunları oyun tarzına göre iki crossbow, bir crossbow artı quiver veya 1 crossbow artı kalkan olarak kullanmak mümkün. İyi bir Danetta set veya Calamity kombinasyonları yukarıdaki kombinasyonların arasında kendisine yer bulur. İyi bir atak hızı, denk geldiğindeHatred Regeneration veya Critical Damage ile harika kombinasyon elde edilebilir.

Ben genelde Windforce kullanıyorum ancak yanımda Manticore'um oluyor, duruma göre değişiklik yapıyorum.
Tabii oyunda "Mempo of Twilight" gibi gerçekten iyi başlıklar, "Witching Hour" gibi harika kemerler var. Ama bunları uygun fiyatlara bulmak çok zor. Durum böyle olunca denk gelene kadar ortalama ve üzeri Natalya set ile devam etmek mantıklı olabilir. Para olunca en yüksek DPS'li Demon Hunter 'ların yolunda gidilerek Natalya set iki veya üç parçada kalıp diğerleri daha iyileri ile değiştirilebilir.

9- Sharp Shooter (SS veya ShSh) olayının açıklaması bir çok yerde var. Oyuncuların Critical Damage'a abanıp Critical Chance'i göz ardı ettiğinden ve solo oyunlarda yüksek MP'lerde Demon Hunter 'ların çok zorluk çektiğini hep görüyoruz. Sharp Shooter insana gerçekten çok cazip geliyor. Damage output arttıkça artıyor ama gerçek durum hiç öyle değil. Amacımız Critical Chance'i 30 ve üzerine çıkartıp Sharp Shooter skill'inden kurtulmak olmalı bence. Tactical Advantage, Vengeance gibi skiller varken Sharp Shooter gerçekten gereksiz bir skill.

10- Skill'ler hakkında son ekleyeceğim konu ise "Steady Aim" Pasif bir skill olarak benim de zaman zaman kullandığım Steady Aim de tıpkı Sharp Shooter gibi yanıltıcı oluyor. Özellikle solo oyunca hiçbir zaman bu skill'in getirdiği %20 damage bonusu kullanılamıyor daha doğrusu efektif olarak kullanılamıyor. Çünkü 10 yard çevrenizde mob olmadığında %20 damage bonusunu alabiliyoruz. Solo oyunda pek az kere bu durum denk geliyor. Bu yüzden solo oyunlarda bence Steady Aim'i kullanmaya gerek yok. Çok oyunculu oyunlarda önde bir veya daha fazla tank var ise dolayısıyla mob'larla aranıza ek mesafe koyabiliyorsanız Steady Aim kullanmak bence mantıklı.



Velhasıl kelam benim görüşüm ve deneyimime göre 300 ve üzeri all resistance + 4K armor, ek 20 ve tercihen üzeri Disciplin, 100K'dan yüksek Sharp Shooter'siz damage output, %2.5 tercihen %3.0 Life Steal ve 30+ üzeri Life ile MP5'e kadar çok rahat oynanıyor. Buraya bir ekleme yapayım rahat oynanıyor derken DH standartları için söylüyorum, zamanımızın çoğu Kite ile geçiyor. Doğruyu söylemek lazım

MP5 üzerinde life'ı yükseltmek ve aktif/pasif skillleri yeniden ayarlamak gerekiyor. Trap, Sentry kombinasyonları bir örnek olabilir. Benim gördüğüm kadarı ile solo DH için MP8 üzeri ise gerçekten çok zor. Ben arkadaşlarımdan topladığım end-game sayılabilecek bir ekipman ile MP10 oynayayım dedim. Yerden kalkamadım desem yeridir. Bunun en önemli sebebi bende muhtemelen yaş itibarı ile azalmaya başlayan refleksler ve konsantrasyon eksikliğidir. MP8-9-10 oynayacak DH'lerin çok atik olması lazım. Şahsen benim öyle bir iddiam yok.

Hoş bu kadar yazdım doğrudur yanlıştır tabii ki kesin olarak bilemiyorum. Ancak Critical Chance'e önem vermeden yüksek sadece Critical Damage ile de oyun oynanıyor mu evet oynanıyor hatta son derece de keyifli oluyor. Sıkıntı, yüksek MP seviyelerinde kendisini gösteriyor mesela Über Boss'larda. Yani aslında oyundan nasıl keyif alıyorsanız öyle takılmak en doğrusu.

Hakancez ACT III'den bildirdi :)

Hakancez Oyun Dünyasında: Demon Hunter Olmak :)



Diablo III'ü Demon Hunter (DH) olarak oynamaya devam ediyorum. Biliyorsunuz DH ile çok farklı tarzlarda oynanabiliyor. Oynayan hemen herkes biliyordur,  Glass Cannon, Survivability, Tank olarak oynayan DH oyuncuları var. Şimdi de Battlefield Engineer listeye eklenecek. Ben oyun başlarında Glass Canon olmaya niyetlendim. Ancak yaş itibarı ile reflekslerimin pek iyi olmadığını kabul edene kadar bayağı sorun yaşadım. Sonrasında kendi uyum tarzıma uygun bir karakter yaratmayı başardım. Daha yapılacak çok şey var tabii ki...

Oyunun ilk günlerinden itibaren özellikle Athene yüzünden DH çok popüler oldu ve bu yüzden ekipmanı her zaman pahalı. Ben oldukça ekonomik bir ekipman toplamaya çalıştım. En pahalı ekipman 1M aldığım Manticore idi arkasında ise her biri 200K tutarında toplam 400K'ya mal olan Danetta Creed idi. Bu halde oyunu rahatlıkla oynayabiliyorum. Bazı elit ve champion pack'ler de sıkıntı yaşıyor olsam da, kite ederek veya farklı çözümlerle bu sıkıntıları aşmak mümkün. Şu sıralar daha çok arkadaşlarımla oynadığımdan önde tanklar olunca neredeyse hiç ölmeden ACT III'ü tamamlayabiliyorum.

Şimdilerde çift crossbow oynayan yok pek ama ben arada oynuyorum. Benim karakterin linki ise burada..

Yukarıda ayrıntıları görebileceğiniz gibi, çok iyi özellikleri olmayan Manticore ile toplam damage 40k Sharshooter ile 150K civarına yükseliyor. Danetta Creed seti ile toplam damage düşüyor ancak farklı zamanlarda farklı avantajlar sağlıyorlar. Savunma özellikleri ise life 43K, armor yaklaşık 6k ve All resist değerleri ise 360 civarında. Dikkat edeceğiniz gibi life değeri ortalama DH standartlarına göre biraz yüksek dediğim gibi refleksler eskisi gibi çabuk yanıt vermediğinden life miktarı bana ek tepki süresi veriyor. Armor ve all resist değerleri ise ortalama DH standartlarında.

Bir de Danetta Creed 1h Crossbow'larla yaptığım bir konfigürasyonum olduğundan bahsettim. Her iki silahta da ek Disciple (19) ek hatred generation ve göreceli yüksek LOH değerleri var. Silahlar en üst düzey olmasa da çok ucuza denk gelmişti (200K tanesi) Bu silahları genelde yanımda taşıyıp reflect damage veren düşmanlarda bunları tercih ediyorum

Blizzard'çılar ilginç bir karakter yaratmışlar. Bence DH Lore'u da son derece zevkli. İlerleyen dönemlerde romanlarla geliştirirler herhalde..

Benim stratejim her iki konfigürasyonda da mümkün olduğunca hatred generation'a yüklenerek rapid fire veya benzeri sağ fare büyülerini uzun süre kullanarak maksimum damage verebilmek ve her konfigürasyonda mümkün olduğunca ek Disciple'a sahip olup sıkıntılı zamanlarda ortadan kaybolmak.

Görebileceğiniz üzere karakterin ekipmanı üzerinde yapılabilecek çok şey var. Daha fazla Critical Chance (CC) daha fazla Attack Speed veren ekipmanlar ilk bakışta fark ediliyor. Zaman içerisinde daha fazla altın harcayarak edinilebilir. Ekipmanda MF veya gold find gibi ek özellikler yok. ACT I ve II için ayrıca sandıkta birer set tutuyorum. ACT III için böyle bir kombinasyonum yok şimdilik çok hem yaşayıp hemde iyi loot yapabileceğiniz ekipman çok pahalı.

Demon Hunter dünyasında bir süre daha takılmaya devam edeceğim sanırım. Bu arada Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım beni arkadaş listesine ekleyebilirsiniz...

Hakancez Oyun Dünyasında: Whimpshire Coşkusu



Arada sırada normal yayın akışıma ara verip Hakancez Oyun Dünyasında bölümüne bir şeyler karalıyorum. Bu akşam son zamanlarda olduğu gibi Diablo III başına oturdum. Bu oyunda çoklu oyuncu partilerine katılıp oynamak son derece neşeli. Arada sırada bende takılıyorum. Bugünkü parti de oynarken diğer oyunculara hangi ülkelerde yaşıyorsunuz diyerek bir mesaj attım. Bir oyuncu Türkiye'den çıktı; Lunatic mahlaslı "Ekim Tolga" O da benim gibi Demon Hunter oynuyormuş. Bir süre beraber oynadık daha sonra Diablo III'ün gizli bölümü olan Whimpshire'ı oynamak ister misin diye sordu genç arkadaşım. Bende hemen kabul ettim...


Solda siyah kıyafetli Ekim Tolga, sağda beyaz kıyafetli bendeniz Hakancez :)

Whimpshire gizli bir bölüm. Ancak normal Diablo dünyasından ziyade Seçil'in deyimi ile Tiny Toon dünyasına benziyor. Ancak düşmanlar pek zor. Diablo oyuncularının buraya mutlaka bakması lazım çünkü oldukça değerli eşyalar bulabilmek mümkün. Bende Ekim Tolga sayesinde girdim ve çok güzel eşyalara sahip oldum. Hem buradan kendisine teşekkür edeyim hemde okuyucularımdan Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım dedim.

Sonun Başlangıcı; Counter-Strike: Global Offensive Geliyor!



Dün aldığım bir mail sonrasında Allah şimdi yandık dedim. Valve Ağustos sonunda Counter-Strike'ın yeni edisyonu CS: Global Offensive'ı yayınlıyormuş. Şu an ön siparişteki oyunu tabii ki hemen aldım ve gözümün önünden film şeridi akmaya başladı. 2000'li yılların başında ortaya çıkan ilk Counter-Strike o dönemin tüm gençliğini etkilemiştir. Hoş ben yaş itibarı ile Doom ve Quake hemen arkasında da Unreal Tournament'in ilk oyunlarını oynama şansı bulmuştum. Bu yıllarda bir çok insanın evinde bulunmayan bilgisayar teknolojisinin çok içerisindeydim. Aslında her şeyin değişimi Valve'ın Half Life ile olmuştu. Oyun belki grafik olarak çağın ötesinde değildi ancak ilk kez bir FPS (1) oyununda hikaye insanı bilgisayarın başına kilitliyordu. Half Life, o dönem modası artık yavaş yavaş geçen Quake II motoru üzerine kurulmuştu. Ortalıkta bu motorun inceliklerini yalayıp yutmuş bir sürü meraklı olduğundan oyun üzerinde bir sürü modifikasyon ve oyunun farklı türevleri yapıldı. Valve firması da Team Fortress gibi eklemelerle oyunun çok oyunculu yanını güçlendiriyordu.

Counter-Strike'ın tüm dünyada ne zaman parladığını inanın hatırlamıyorum. 2000'lerin başında Beta sürümleri ortalıklarda geziniyordu. Tabii o dönem evlerimizde bulunan sefil 56K internet bağlantıları ile bu tarz şeyleri internetten edinmek pek kolay değildi. Ancak sanırım 2002 yılından itibaren internet kafelerde insanlar bu oyunu iyiden iyiye keşfetmişler ve 1.4 versiyonu ile olay resmen çılgınlık haline gelmişti. Bu nasıl oldu bir anda bilmiyorum ama kendimizi Counter-Strike dünyasında bulduk birden birebire. Arkadaşlar arasında ufak ufak takımlar kurulup seneler sonra internet kafe yolları tekrar gözükmüştü. Aslında kendi evimde çok daha iyi bir bilgisayar olsa bile oyunu internet kafe'de oynamak daha zevkliydi. Leş gibi sigara dumanından bir bulutun çöktüğü kafelerde bağrış çağrış, küfür figan yapılan mücadalelerin tadı bir daha gelir mi bilemem.


Meşhur de_dust haritası. Bu haritada CT'lerde iyi üç sniper var ise oyunu oynamak kabus hale gelebiliyordu.

O dönemlerde oyun bir şekilde Türkçeleşti. Yanlış hatırlamıyorsam sağlam bir CS klanından bir ekip vardı bu işin içerisinde. Oyun menülerini, hatta oyunu tek başına oynamanız için geliştirilen gerçek oyuncuları sözüm ona simüle eden bot'lar bile Türkçeleştirilmişti. Bot'ların lanet cümleleri hiçbirimiz kafamızdan atamıyoruz değil mi  “hadi bitirelim şu işi” “birini indirdim” veya “beni koruyun” Oyunun Türkçeleştirilmesinin de etkisiyle iş çığrından tamamen çıktı.

Küçük büyük herkes oyundaki silahları ezbere bilir hale geldi. Öyle ezbere bilmek derken ismini değil, özelliklerini ve etkisini bacak kadar çocuk benden iyi biliyordu. Düşünsenize koca bir nesil AWP (2) çok az kişinin bildiği veya varlığından haberdar olduğu silahları ezbere biliyor. Bunun yanında insan beyinin garipliklerini de görüyorduk. Bir sürü insan gözü kapalı şekilde de_dust, cs_italy, de_aztec: veya cs_office (3) haritalarını anlatabiliyordu. İnsanlar akşamları rüyalarında o haritalarda karşı takımın oyuncularını avlıyorlardı.

cs_italy, yine en sevilen haritalardandır. Genç yaşta olup bu haritada çalan aryayı ezbere bilen çok insan tanıyorum. Ama o dönem herkes bu aryadan nefret ederdi.

Oyunun 1.6 versiyonu ise tüm zamanların en çok akılda kalacak oyunlarından birisi haline gelmişti. Hem ülkemizde hem dünyada. Sağlam takımlar vardı hemde çok sağlam. Ben hiçbir zaman mükemmel bir oyuncu olamamış olsam da veletler HS'yi (4) çaktıkça daha fazla hırslanıyordum. Oyunun kendisine göre bir jargonu vardı HS'yi yemek çok sorun değil de, arkasından gelen mesajlar insan çok koyardı. Counter Strike dünyasında özellikle de Türkiye'de kendine özgü bir jargon vardı. İnternet oyunlarında ciddi sıkıntıya yol açan sis bombası kullananların uyarılması bile başlı başına bir kalıptı.
“sis atma OÇ”

Bu şaşalı dönem ne kadar sürdü bilmiyorum. Ancak uzaylılarla savaşmak yerine daha dünyevi ortamlarda bilindik silahlarla birbirimizle savaşmak iyi gelmişti. Oyunun wallhack gibi hileleri tadını biraz kaçırıyordu ve Valve bunun bir türlü önüne geçememişti. Oyunun farklı versiyonları da yapılmış olsa da, 1.4 ve özellikle de 1.6 oyuncuların kalbindeki yeri her zaman farklı olacaktır.

Bakalım CS: Global Offensive nasıl olacak. Bir konudan eminim insanlar şu an büyük bir özlemle bu oyunu bekliyorlar. Herkesin amacı eski güzel günleri yad etmek. Umarım Valve ekibi bu işi yüzüne gözüne bulaştırmaz ve birbirimizi öldürmeye kaldığımız yerden devam ederiz.

---------------------------
(1) First Person Shooter. Canlandırdığınız kahramanın gözünden oynadığınız oyun türü.
(2) Accuracy International Arctic Warfare Police. Bir keskin nişancı tüfeği. Oyunun en güçlü silahı...
(3) Oyundaki en popüler haritaların bir kaçı
(4) Head Shot. Rakipleri tek bir mermi ile öldürmenin yolu.

Hakancez Oyun Dünyasında: Team Fortress 2 Coşkusu



Geçtiğimiz haftalarda şöyle bir şeyler karalamıştım şurada: arkadaşlarıma oyun dünyasına kısa bir dönüş yapıyorum deyince meşhur Half Life serisinin yapımcısı Valve’ın geliştirdiği “Team Fortress 2” oyununu indir, hep birlikte oynarız dediler. Zaten ücretsiz dağıtılan bu oyun eski versiyonuna göre son derece eğlenceli olmuş. Çizgi film grafiklerine benzer bir tasarım yapmışlar ve özelleştirmenin sınırı yok. Gördüğüm kadarı ile bayağı oynayan insan da var. Aslında herkes bir nebze modası geçmiş diyor ama oynaması zevkli olduğundan sunucular her zaman dolu oluyor. Ben mühendis olup rahat ve dertsiz bir şekilde oynuyorum. Tanıdıklarla oynayınca eski dostların seslerini kulaklıklardan “headshot’u nasıl koydum” şeklinde muhabbetler duymak bayağı eğlenceli oluyor. Millet birbirinin üzerine şarjör boşaltırken kulaklıklar zaman zaman da hoparlörlerden odayı dolduran sesler son derece eğlenceli. Eski günlerdeki konuşma tarzı tabii ki bir anda hortlamış durumda. Özlemişim bu kaosu…


Artık yan gelip yatmak yok, çalışma zamanı....

Aradan geçen zaman içerisinde oyunun aslında pek kolay olmadığını fark ettim. Mühendis olup kenara oturuyorum demiştim ya, artık oturmuyorum. Saldıran taraf olduğumda savaş alanına hızlı geçişler yapılmasını sağlayan "teleporter" sistemlerini veya ortalık kan gölüne döndüğünde takım arkadaşlarımın iyileşmesi için "dispenser" ünitesini kuruyorum. Hemen her sınıf için bir sürü ayrıntı öğrendim. Bir nevi oyun raconu diyelim...

Team Fortress 2 ücretsiz bir oyun. Geçmişte paralıymış sonrasında oynaması bedava (Free2Play) hale gelmiş. Hardcore oyuncular bu duruma biraz bozulmuşlar çünkü bir sürü insan doluşmuş server'lara ve oyun içi kalite bayağı düşmüş. Ancak zaman içerisinde rüzgarlar yine olumlu esiyor. Artık belirli server'larda toplanan eski oyuncular eskisi gibi keyifli savaşlar yapabiliyor. Ben bu açıdan şanslıyım oyunu ustalarından öğreniyorum.

Kazanılan bir savaşın ardından yorgunluk atmaktan güzel bir şey yok :)

Şu sıralar oyun dünyasının premium oyunları denilen Call Of Duty veya Battlefild serilerinden daha fazla keyif alıyor olduğumu söyleyebilirim TF2 oynayarak. Bu arada para ile satılan ekipmana sahip olmadan da son derece etkili şekilde oyun oynamak mümkün. Biraz dikkat ve oyundaki "achievement"ları açarak çok iyi ekipmanlara sahip olmak mümkün. Özellikle takım arkadaşlarınızın yardımı ile bu güzel ekipmanı açmak mümkün oluyor. Örneğin mühendis olarak bir elimde "pomson" diğer elimde "wrangler" benden mutlusu yok....

Hakancez Oyun Dünyasında: Oyuncu Cumhuriyetini Kuruyorum



Geçtiğimiz günlerde zaten işgalim altındaki salonda yeni bir absürd proje gerçekleştireceğimden bahsetmiştim. Seçil ile akşamın bir vakti sohbet edip müzik dinlerken salonun bir bölümünü "Oyuncu Cumhuriyeti" haline getiriyorum deyince kızcağız yine başıma ne gelecek diye düşünmüştür herhalde, demiştim :)

Tahmin edebileceğiniz gibi bu sohbet devam ederken aslında kafamda ne yapmak istediğim konusunda planlar vardı ve tüm siparişler yola çıkmıştı bile. Amacım oyun oynarken hobi odasına tıkılıp kalmak yerine salonun bir bölümüne çöreklenmek idi. Aslında bir çok insan gibi yer kaplamasın diyerek dizüstü bilgisayar kullanıyor olsam da, Hakancez cephesinde hiçbir şey klasik şekilde yürümez. Geçtiğimiz aylarda dizüstü bilgisayar alacak iken en önemli önceliğim ekranı büyük olsun idi. Tabii böyle bir "olmaz ile olmaz" ile yola çıkınca alınan dizüstü bilgisayar pek normal bir şey olamıyor.

Koskoca ekranlı bilgisayar yetmezmiş gibi geçmişte bir çok faydasını gördüğüm ikinci bir ekran kullanmayı tekrar canım çekince depodan eski monitörümü de çıkardım. İki adet 18 küsür inç ekran tahmin edebileceğiniz gibi bayağı bir yer kaplıyor zaten. Bu noktadan sonra ok yaydan çıktı zaten...



Dizüstü bilgisayarların ses sistemleri son yıllarda bayağı gelişti, hatta benim yeni oyuncağımda subwoofer'da dahil bayağı ciddi bir ses sistemi olsa da, oyun hengamesinde bu pek yeterli gelmiyor. Eh sisteme bir de monitör hoparlör ekleyince ortalık biraz daha kaos haline geldi. Her taraftan çıkan kablolar, elektrik bağlantıları derken salon bir anda matrikse dönüşüverdi. Tüm bu gelişimi Seçil korku dolu gözlerle seyrederken, siparişler yavaş yavaş elime geçmeye başladı. Oradan buradan gelen bir çok ekipmana ek olarak bir kaç küçük parça da ben sipariş etmiştim.

Kendimi bir anda o klavyemi daha iyi, bu klavye mi daha iyi testi yaparken buldum. Bir yandan fare için özel pad'ler, garip tasarımlı fareler derken her dakika ipin ucu kaçıyordu. En sonunda en rahat ettiğim ekipmanı seçip kendi "Oyuncu Cumhuriyeti"mi kurdum. Aşağıda biraz ayrıntı var,



1- Sony Tablet S: Bu tablet bence pek başarılı bir ürün değil. Aslında tablet konusu bence gereksiz. iPad ve Android tabletler için bunu söyleyebilirim. Zaman içerisinde şans eseri her iki tablete de sahip oldum. Belki Asus Transformer veya yakın gelecekte çıkacak Microsoft Surface daha fonksiyonel ürünler olur. Neyse... Tabletin bana tek faydası Blizzard firmasının oyunlarına güvenli giriş için kullanılan özel bir anahtar sistemini çalıştırması. Bu ürüne para verip satın alsam gerçekten üzülürdüm. Tableti Hürriyet'in Bumerang yarışmasında birincilik ödülü olarak almıştım.

2- İkinci mönitör. Alışkın olan insanlar için işleri bayağı hızlandırıcı bir fonksiyonu var. Ben en son CRT yani tüplü monitörler çağında kullanıyordum çift monitör teknolojisini. Yeniden olaya girince pek işime yaradı. Sol omuzunda şeytan ilerleyen dönemlerde bu işi abart diyor ama dinlemeyeceğim galiba :)

3- Dizüstü bilgisayar adıyla satılan ancak gayet taşınamayan bilgisayarım. Çok seviyorum kendisini. Biliyorsunuz bu sıralar trend bilgisayarların hafiflemesi. Apple'ın gerçekten başarılı Air modeli ile bu yeni dünyanın kapılarını araladı. Diğer bilgisayar üreticileri de "Ultrabook"lar trende uydular. Ancak benim açımdan bilgisayar dünyasında büyük her zaman iyidir mantığı daha doğru. Hoş taşınabilir değil dedim ama yaklaşık 5 kilogramlık bir yükle dolaşma kapasitesine sahipseniz fazla sorun olmuyor. Benim ruhumda hamallık yapmak var :)

4-Uzun süredir harici diskler hayatımızdalar. Artık çok gelişmiş yazılımlar ile tek tuşa basarak hatta basit bir program ile otomatik şekilde yedekleme yapabiliyoruz. Hayatımda bir kere veri kaybı yaşadım, toparlanmam 3 ay sürdü. Bu vahim deneyimden sonra masamın üzerinden mutlaka bir harici disk bulur. Sizde önemli verilerinizi her zaman yedekleyin.

5- Yazının başlarında yazdığım gibi her ne kadar yeni nesil bilgisayarların ses sistemleri gayet başarılı olsa da, oyun oynarken yetmiyor. bende daha önce Stereo Mecmuası'nda incelediğim ve sonunda bir çift satın aldığım Edifier R1900TII aktif hoparlör setini oyun sistemime dahil ettim. İncelemeye buradan ulaşabilirsiniz. Aklınızda bulunsun bu tarz monitörlerden daha başarılı performans almak için tiz sürücülerini kendi kulak hizanıza doğru ayarlayın.

6- Medya kontrol ünitesi. Benim düzüstü bilgisayarın touchpad denilen kısmı istendiğinde yerinden çıkıyor ve hem imleci kullanabiliyorsunuz hemde tüm medya kontrollerini bu cihaz üzerinden kullanabiliyorsunuz. Ben işi biraz abartıp küçük bir ağ kurdum ve bir çok kontrolü bu touchpad daha doğrusu uzaktan kumanda sistemine atadım. Zihni sinir işi oldu ama keyifli...

7- Fare ve fare pad'i veya altlığı. Geçtiğimiz ay içerisinde bayağı eğlendim bu konuda. Razer, Logitech ve en son Cyborg firmalarının ürettiği farklı fareler ve bir sürü fare altlığı denedim. Bir fare ile uyum gösteren pad diğeri ile pek uyumlu olmuyor. Bayağı bir kurcalamak lazım. Seçtiğim fare evlere şenlik, bir ara karalarım hakkında bir şeyler.

8- Geçenlerde "Dizüstü Soğutmasında Doğrular Yanlışlar" diye bir yazı yazmıştım. Yaz sıcaklarında performans bilgisayarlarını soğutmak gerçekten önemli. Benim battal dizüstü için piyasada fazla seçenek yok. Şans eseri Xigmatek firmasının Shield modeli soğutucularının en büyüğünü buldum. Haftasonu indirimi filan derken saçma sapan bir fiyata satın aldım. Mutluyum kendisiyle. Eğer büyükçe bir bilgisayarınız varsa şiddetle tavsiye edilir.

9- Klavyeler konusunda yeni bir sürü şey öğrendim. Mekanik klavye denilen gerçekten performanslı bir kaç ürün geçti elimden. Ancak hiçbirisinde Türkçe tuş olmadığı için benim işime yaramadılar. Sonunda bir kısmını geri gönderdim veya elden çıkarttım. Sonunda çok uygun bir fiyat etiketine sahip Logitech G105 kullanmaya karar verdim. Fiyatı makul sayılır, Türkçe tuşları da var, bir de ışığı var. Ben abartacağım derseniz klavyelerin binbir türü var piyasada.

Aslında şu sistemi komple Çeşme'ye taşısam mı diye düşünmüyor değilim ama yaz tatili boyunca deniz kıyısındayken mümkün olduğunca bilgisayarımı yanıma almıyorum. Oyuncu Cumhuriyet'ini kurduk kurmasına da, oyun oynayacak zaman pek yok gibi. Kışa başından kalkmam ben bunun. Ama hazır yaz gelmişken denize girmek varken, oyun başında vakit harcamak pek mantıklı değil.

[itiraf mod=on] Hoş bunu yazıyorum da, inanan kim :) [/itiraf mod=off] 

Hakancez Oyun Dünyasında: Sudan Çıkmış Balık Olmak



Bu sene yaz ayları öncesinde hemen hemen bütün projelerimi bitirmenin vermiş olduğu rahatlıkla, tatil yapmaya karar verdiğimi yazmıştım. Yazın günlerinin bir çoğunu Çeşme'de geçirecek olsam da, şehir yaşamından çok fazla kopamıyoruz malum. Hemen hepimizin bir sürü işi var ve hayat devam ediyor.

Kış aylarında canım oyun oynamayı bayağı çekmişti doğrusu. The Big Bang Theory dizisinin bir bölümünde sabaha kadar süren oyun partisi bölümü bana geçmişi hatırlatmış, yaş her ne kadar 40'a dayanmış olsa da, içimdeki oyun canavarını gizlendiği yerden çıkarmaya karar vermiştim.

Benim sıkı daha doğrusu sıkıya yakın oyuncu olduğum günlerden bugünlere gelirken her şey değişmiş. Oyun sektörü başlı başına bir sektör haline gelip meşhur Hollywood sinemasının cirolarını geçer hale gelmiş. Bir yanda oyun konsolları bir yanda bilgisayarlar ile oyun çılgınlığı giderek artıyor. Endüstri de boş durmayıp bu yepyeni pazara yönelik bir çok ürün geliştirmiş. Ürünler gerçekten bambaşka dünyalardan gelmiş gibi gözüküyor. Standart donanımlara göre çok daha pahalılar ancak hifi dünyası ile karşılaştırdığımda durum vahim değil. Tabii bunu bugünkü imkanlarımla söylemek kolay. Genç bir okuyucumuzun özellikle de ailesinden harçlık alanlar için bahsi geçen tutarlar oldukça pahalı.

Ayrıca ebebeynlere bu dünyayı anlatabilmek pek kolay değildir sanırım. Düşünsenize “baba bana bir fare alır mısın” diye sorduğunuzda babanızın bu yeni nesil oyun farelerinden haberi olmadığı için fiyatı duyduğunda gözlerinin faltaşı gibi açılması gayet doğaldır. Çevremizi kuşatan teknoloji marketlerinde 10TL'ye bir fare alabilirken 50 Dolar'a bir fareyi almak ailelerimiz açısından anlaşılması pek kolay olmasa gerek. Eminim ki, alacağınız cevap “ikisi de aynı işi yapmıyor mu, ne gerek var bu kadar parayı vermeye” olacaktır. Eh hepimiz bu yollardan geçtiğimiz için genç dostlarıma tavsiyem kendi paralarını kazanana kadar bu duruma alışmaları.



Neyse uzun lafın kısası oyuncu ekipmanı açısından birim başına ortalama 50Dolar'dan hesaplarsak ortaya çıkan tablo, konuya meraklı bir insan için pek ulaşılamayacak rakamlar değil. Bu bahsettiğim fiyat aralıkları neredeyse türünün high-end sınıflamasına koyabileceğimiz ürünlerin fiyatları. Fare, klavye, mat ve hoparlör (veya kulaklık) için bu bahsettiğim tutarlara türünün en iyi örneklerinden bir set düzebilmek mümkün. Birim başına 100 Dolar ve yukarısını harcadığınızda ise muhtemelen en iyileri masaüstüne sıralayabilirsiniz.

Tabii buna oyun için üretilmiş bilgisayarlar ve artık başlı başına bir maliyet halime gelen oyunları eklersek tablo biraz iç karartıcı hale geliyor. Hemen her çağda olduğu gibi genç olmak zor...

Neyse bu dünyayı biraz anlamayı başlayınca bende içerisine şöyle ucundan bir bakış atmaya karar verdim. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Asus'un oyunculara yönelik ürettiği ROG logolu ürünlerden bir tane aldı. Hoş başına gelmedik iş kalmadı ama ROG kısaltması çok hoşuma gitti. Açılımı; Republic Of Gamers yani Oyuncu Cumhuriyeti.



Geçtiğimiz günlerde zaten işgalim altındaki salonda Seçil ile sohbet ederken salonu Oyuncu Cumhuriyeti haline getiriyorum deyince kızcağız yine başıma ne gelecek diye düşünmüştür herhalde. Büyük bir korkuyla “nasıl yani” dediğinde yakında görürsün dedim. Tabii bu esna da, memleketin dört bir köşesinden kargolar eve doğru yola çıkmıştı. Hatta bir kısım ekipman Amerika'dan İzmir'e doğru yola çıkmıştı bile. Aradaki zamanı boş geçirmemek için Steam üzerinde de alışveriş tam gaz devam ediyordu...

Geçenlerde yazdığım gibi kısa bir süre içerisinde internet sitelerinde gördüğüm bir çok ürün elimden geçti. Razer, Steelhead, Logitech denemeleri derken kafamda sahip olmak istediğim ürünlerin bir kısa listesi vardı.

Kısa bir süre sonra Cumhuriyeti ilan edecek ekipman elime ulaşacaktı...

not: Yazıdaki fotoğraflardaki cihaz Razer firmasının Blade modeli dizüstü bilgisayarı. Tahmin edebileceğiniz gibi binlerce dolar değerinde...

Deniz, Güneş ve Savaş



Bu yaz güzel başladı. Deniz sezonunu daha tam istediğim gibi açamamış olsam da, bundan neredeyse 5-6 yıl öncesine dönüp sanal savaş meydanlarına çıkmam benim için yaz mevsimi renklendiren bir hamle oldu. Aslında aylar önce bunu yapmayı içimden geçirmiştim...

Aslında hiç oyun oynamıyor değildim, son dönemlerde özellikle Company Of Heroes serisine kafayı takmıştım. Aral İthalat bu oyunları uygun fiyat etiketleri ile satıyordu. Bende ne var ne yok hepsini tamamlayıverdim. Eksiklerimi de sağ olsun sevgili Tolga İzgür, Bimeks'ten tamamlayıverdi. Aslında bu oyunlar Steam ismi verilen çevirimiçi bir elektronik oyun sitesinden daha da uygun fiyatlara alınabiliyor ama son yıllarda ülkemizde aradığımız her şeyi bulabildiğimizden -en azından ben bulabiliyorum- fiyatları da abartılı değilse ülkemizdeki firmalardan satın almayı tercih ediyorum. Doğru bir yaklaşımdır yanlış bir yaklaşımdır orasını tartışmak tabii ki mümkün ancak şahsım adına satın aldığım oyunları fiziksel olarak elimde tutmak benim önemli. Hemen bir not, Company Of Heroes'un ikincisi seneye çıkıyormuş. Sabırsızlıkla bekliyorum.


Team Fortress 2'de beklenmedik bir yere tuzağını kur, keyfine bak..

Steam demişken, arkadaşlarıma oyun dünyasına kısa bir dönüş yapıyorum deyince meşhur Half Life serisinin yapımcısı Valve'ın geliştirdiği “Team Fortress 2” oyununu indir, hep birlikte oynarız dediler. Zaten ücretsiz dağıtılan bu oyun eski versiyonuna göre son derece eğlenceli olmuş. Çizgi film grafiklerine benzer bir tasarım yapmışlar ve özelleştirmenin sınırı yok. Gördüğüm kadarı ile bayağı oynayan insan da var. Aslında herkes bir nebze modası geçmiş diyor ama oynaması zevkli olduğundan sunucular her zaman dolu oluyor. Ben mühendis olup rahat ve dertsiz bir şekilde oynuyorum. Tanıdıklarla oynayınca eski dostların seslerini kulaklıklardan “headshot'u nasıl koydum” şeklinde muhabbetler duymak bayağı eğlenceli oluyor. Millet birbirinin üzerine şarjör boşaltırken kulaklıklar zaman zaman da hoparlörlerden odayı dolduran sesler son derece eğlenceli. Eski günlerdeki konuşma tarzı tabii ki bir anda hortlamış durumda. Özlemişim bu kaosu...

Bu arada yazın başlarında eski HP dizüstü bilgisayarımı yenilenmeye karar verdim. Son birkaç senedir HP cihazlarının sağlamlığı konusunda kafamda ciddi şüpheler oluştu. Sıfır bir bilgisayar, alındıktan 15 gün içerisinde iki kez üstüste  servise gitti. Hoş serviste sorunlar çözüldü ama markadan soğudum artık. Cihazı zaten annem ve babam için almıştım ne dandik ürün almışsın diye bayağı laf attılar bana. Uzun zaman yazıcı ve tarayıcı hariç HP ürünü kullanacağımı pek düşünmüyorum. Bu yüzden alışveriş listemden HP'yi sildim.

Bu arada alışveriş listemdeki en önemli madde alacağım dizüstü bilgisayarın ekranının büyük olması. 15.6” ekran benim gibi bozuk insanlar için son derece kısıtlayıcı. Ancak büyük ekran deyince işlerin rengi değişiyor. Genelde oyun makinelerinin ekran boyutları 17” ve üzerinde. Aslında küçük ve kuvvetli bir dizüstü alıp onu monitörle kullanmak kesinlikle mantıklı ancak ben yanımda taşıyabileceğim bir bilgisayar istediğimden adı dizüstü olan ama taşınabilirlik anlamında pek dizüstü olmayan bir makine almak durumunda kaldım. Eh olmuşken donanımı da güzel olsun deyince işler biraz karıştı. Zaten oyun da oynarım deyince bambaşka bir dünyaya girdim...


Asus "G" serisi çok güzel ama şansıma alan herkes sorun yaşadı..

Hal böyle olunca liste aslında biraz kısıtlı. HP alışveriş listesi dışında kalınca güzelim Envy kodlu bilgisayarlar direkt olarak devre dışı kaldı. Aklımın bir köşesinde Asus'un “G” serisi oyun bilgisayarları vardı ancak son dönemlerde bu bilgisayarlardan kullanan iki arkadaşımın servis maceraları beni oldukça ürküttü. Aslında iyi olmuş, bir üçüncü arkadaşımın başı yine aynı seri ile ciddi dertte. Aslında bilgisayarlar son derece şık ve 17”ten büyük ekranları ile gerçekten ortalamanın çok üzerinde ürünler. Asus benim çok tercih ettiğim markalardan bir tanesiydi geçmişte. Hala devam ediyorlar mı bilemiyorum ama markanın ürünlerini geçmişte ithal eden Çizgi Elektronik, servis nasıl olmalıdır konusunda ders niteliğinde okutulması bir firmaydı. Sonrasında Asus ülkemize kendisi geldi galiba. Neyse olanı biteni bilmiyorum ama binlerce liralık makineler söz konusu olup servis konusunda yakın çevremde böylesine sorunlar yaşayanlar olunca Asus'u da listeden silmek durumunda kaldım istemeye istemeye. Dell'de ise XPS serilerinin büyük ekranları ülkemize gelmiyordu ben alışverişe çıktığım dönemlerde. Vostro serisinde 17 boyutunda bir ekran seçeneği vardı ama yine yakın bir arkadaşımın Dell ile yaşadığı servis problemi beni biraz ürküttü. Bir de bu Vostro'lar iş amaçlı makineler. Üstlerinde ortalama ekran kartları var ama fiyat performans oranı zayıf. Hele XPS serisi ile yanyana koyunca ekran hiç mi hiç başarılı değil. Tamam arada ciddi fiyat farkı var ama insan göz göre göre alamıyor işte. Bu arada Vostro'lar iş amaçlı ürün düşünenler için Thinkpad'lere ciddi bir alternatif bence. Aklınızda bulunsun...

Alienware, çok güzelsin ama çok pahalısın:)

Aslında gönlümün bir yerlerinde Alienware vardı. İki arkadaşım kullanıyor Alienware, bir tanesi halinde çok mutlu diğeri ise ufak tefek sorunlara rağmen memnun sayılır. Dell Türkiye'ye bir miktar ödeme yapınca ülkemizde de teknik destek alabiliyorsunuz Alienware için. Zaten bende alsam Amerika'dan getirtecektim. Ama çok pahalılar. Öyle böyle değil... Listede Toshiba'nın üst serileri de vardı aslında ama nedense bu markayı ben bir türlü sevemedim.

Ya neredeyse her markaya söyleyecek bir şeyin var dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklısınız, ama tüm bu yaşananlar çok yakın çevremde olan bitenler. Öyle kulaktan dolma değil. İnsanı soğutuyor bu durumlar. Firmalar bence önümüzdeki yıllarda servis hizmetlerinde çıtayı yükseltmek zorundalar. Artık bir çok insan satış sonrası hizmet kalitesini alışveriş kriterlerinde ilk sıralara ekliyor...

Bu kadar sorun yaşanıyorsa gidip bir Apple al diyebilirsiniz. Zaten elimin altında bir MacBook Pro olduğundan, satın almama gerek olmadığı gibi yapılacaklar listesine oyun oynamak eklendiği zaman ülkemizde Apple almak pek mantıklı değil çünkü fiyatlar çok yüksek.


Acer tasarımcıları Ethos'ta bayağı garip işler yapmışlar. Bir kısmı son derece hayatı kolaylaştıran özellikte...


Sony -ki çok severim- olabilir, bak MSI varmış derken son dönemlerde hemen her gün en kötü muamelelerime mahsur kalan Acer cephesine baktığımda aklıma yatan bir ürün denk geldi. İstediğim bilgisayar Bimeks'te indirime denk gelince Öner Yumukoğlu ile sevgili Tolga İzgür'ün mağazasının yolunu tuttuk ve İzmir'deki tüm Acer Aspire Ethos stoğunu bir anda bitiriverdik. Son derece mutluyum şu an halimden. Allah bozmasın :)

Bu arada bu saydığım bilgisayarların bir çoğu özellikle indirim dönemlerinde günümüzün popüler akıllı telefonlarından sadece ve sadece birazcık pahalılar. Ben kendi adıma her zaman basit bir telefon kullanıp iyi bir bilgisayar kullanmayı tercih edenlerdenim...

 
Son dönemlerde içime oturan en önemli kazıklardan; Shogun 2. Oyun güzel o ayrı..

Eh yeni makine bayağı donanımlı olduğu için biraz oyun kurdum denemeler yaptım. Eski dizüstü bilgisayarımda zar zor çalışan Shogun Total War 2'yi en yüksek ayarlarla oynatabiliyor olması beni çok mutlu etti. Bu arada artık hiçbir Total War oyununu çıktığı andan satın almayacağım. Geçen gün bir teknoloji mağazasından bu oyunu 19TL'ye yani benim aldığım tutarın neredeyse 1/4'üne satın aldık. Bende aynı anda Empire Total War+Napoleon Total War ve tüm eklenti paketlerini içeren ve 4 DVD'lik bir seti 19TL'ye satın aldım. Bundan sonra Total War oyunu alacağım zaman bir sene bekleyeceğim. Değeri bu kadar hızlı düşen bir oyun serisi yok herhalde.

 
Diablo 3'te Demon Hunter oynamak biraz kolay tabii Inferno'ya gelene kadar...

Neyse bilgisayar ile alışma dönemlerini yaşarken Diablo III yayınlandı ve hemen ertesi gün bilgisayarıma kurulmuştu. Zaten o dönemde bloğuma da bir kısa ara vermiştim; malum Diablo 3 Molası... Deckard Cain'i, Tyrael'i hatta Tristam'ı görmek, eski dostlarla buluşmak beni ilk adımda çok mutlu etti. Hemen Demon Hunter karakteri açtım bir tane başladım oynamaya. Eski dostlarla çoklu oyuncu alemlerinde takılmak büyük keyif oldu. Ancak oyun bir noktadan sonra kendisini tekrar ediyor. Ama eşya ve ekipman çılgınlığı bilinçaltımıza işlediğinden oynamaya engel değil. Tuhaf uzak zamanlarda yaratık avlıyorum anlayacağınız. Okuyucularımızdan Diablo III oynayanlar varsa belki beraberde oynarız... Battletag'larınızı bekliyorum ;)

Modern Warfare serisi çok keyifli ama serinin 2. oyunu bence en güzeli. Hikaye anlatımı çok güzel...

Hazır makineyi yenilenmişken kendime bir sürü oyun aldım. Call Of Duty'nin Modern Warfare serisi bayağı hoşuma gitti. Tek oyunculu kısmını yavaş yavaş oynuyorum ama çok oyuncu aleminde işler bayağı kızışmış. Devamlı “headshot” yemekten oyundaki bir çok yeri görmem pek mümkün olmuyor. Yiyorum kafama mermiyi, oturuyorum aşağıya. Acaba şansımı Battlefield serisinde mi denesem diyeceğim de orada da sonuç pek farklı olmayacak gibi...

 
Razer, sıkı oyuncular cephesinde çok tutulan bir markaymış. DeathAdder gerçekten süper bir fare...

Bu arada ecnebilerin “gaming gear” dedikleri konu son yıllarda öylesine bir sektör olmuş ki, sizlere anlatamam. Gaming gear dediğimiz şey oyuncular için üretilmiş özel ekipmanlar. Ekipman derken günlük kullanılan hepimizin evlerinde bulunan ekipmandan bahsediyorum. Fareler, klavyeler hatta farelerin altına koyduğumuz mat'lar bile bambaşka bir hale gelmiş, çok özelleştirilmişler. Geçenlerde Darkhardware forumlarında bir başlık açtım bu konuda. Gerçekten bayağı bir şey öğrendim. Bu arada diğer donanım forumlarını filan gerçekten bir kenara bırakın. Stereo Mecmuası forumları nasıl ise Darkhardware forumları da öyle. Bir şey sorduğunuzda gerçekten doyurucu bilgi alabiliyorsunuz ve en önemlisi marka taraftarlığı pek hatta hiç yok. Neyse forumdan öğrendiklerimi arkadaşlarıma da soruyorum ve sonunda ev, bilgisayar ekipmanı pardon “gaming gear” mağazasına döndü.

Razer diye bir ekipman üreticisi varmış örneğin ne yalan söyleyeyim ben duymamıştım. Şu an Razer firmasının bayağı üst modellerinden bir fareyi kullanıyorum, deneyeyim diye Tolga İstanbul'dan gönderdi sağolsun. Bayağı farklıymış gerçekten. Gelecek haftada eşten dosttan bayağı ekipman gelecek denemem için. Odyofil camiasında nasıl alet istifleme mevzuu varsa sıkı oyuncularda da aynı durum var. Bir ürün soruyorum, abi bende var sana göndereyim dene diyorlar. Yahu niye zamanında satmıyorsunuz şunları deyince herkesin anlatacak bir mazareti var, şöyle anım var, böyle klasik bir ürün... Allah'tan bu cephede fiyatlar hifi dünyası gibi değil. Birim başına 100-150 Dolar aralığında (Amerika fiyatları bazında) çok iyi ürünler alabilmek mümkün gördüğüm kadarı ile. Hifi dünyasında istifçilik binlerce, onbinlerce hatta zaman zaman yüzbinlerce Dolar'lık bir mevzuu...

Anlayacağınız gelecek haftalarda ekipmanım tamamlanmış olur sanırım. O zamana kadar yeni şeylerde öğrenir, birkaç satır karalarım; "gaming gear" üzerine...

Şimdi gidip biraz savaşmam lazım. Deniz, güneş ve savaş. İlginç geçecek bu yaz :)

Diablo 3 Molası



Bugün Diablo 3 çıkıyor. Sanırım önümüzdeki 4-5 gün boyunca cehennemin derinliklerinde iblis kovalıyor olacağım. Bu sene bloğumu Haziran başında tatile sokmayı planlıyorum. Önümüzdeki 10-15 gün boyunca banttan yayın yapacağım. Bu süre zarfında işlerimi tamamlayıp bol bol Diablo 3 oynayacağım sanırım. Battle.net Avrupa server'larında sanırım bol bol karşılaşırız. Bakalım neler yaptı Blizzard tasarımcıları....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...