Bilgisayar Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgisayar Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest Anniversary Edition



Titan Quest Anniversary Edition, orijinal oyunun yayınlanmasından 10 sene sonra meraklılara sunulan ve içerisinde orijinal oyuna ek olarak eklenti paketi Immortal Throne'una da içeren bir edisyondu. İşin güzel ve önemli tarafı bu edisyonun THQ tarafından orijinal oyuna sahip olan herkese ücretsiz olarak verilmesi oldu.

Titan Quest Anniversary Edition sadece iki paketin birleştirilmesinden ibaret değildi. İki oyununda anlaması pek kolay olmayan çoklu oyuncu seçenekleri baştan aşağıya yenilenmiş ve Steam desteği eklenmişti. Modern bilgisayarlardaki uyum sorunlarının neredeyse tamamı çözülmüştü. Yeni nesi monitörler için daha fazla çözünürlük, daha geniş büyük kamera görüş mesafesi ve ölçeklenebilir kullanıcı arayüzü ile oyun daha modern bir görünüme sahip olmuştu. Yeni nesi işlemci ve ekran kartlarına destek verilmesi ile performans artışı sağlanmış ve genel kararlılık artmıştı. Ayrıca Steam Atölyesi ile mod desteği gelmişti.

Arayüzdeki gelişmeler ve geniş ekran desteği sayesinde bir oh dedik yahu
Normal koşullarda tüm bunlar bile 10 senelik bir oyunun yeniden ayağa kaldırılması adına ayakta alkışlanacak eklemeler olsa da, yapımcılar burada durmamıştı. Oyundaki tüm karakter özellikleri ve skill setleri elden geçirilmiş, yeni eşyalar eklenmiş ve iyileştirmeler yapılmıştı. Oyunun çok oyunculu modunda bazen kabus haline gelen parti ayarları elden geçiriliş, zorluk seviyelerinden, yapay zekaya kadar her konuda iyileştirmeler yapılmıştı.

Arayüzün arzu edildiği gibi düzenlenebilmesi oyun ekranını daha sade hale getirebiliyordu. 
Bunlarda yetmemiş, oyuna yeni düşmanlar, ara boss'lar ve hatta görevler eklenmişti. Sanırım bu denli kapsamlı bir gelişim çok az oyuna nasip olmuştur. Hele ki, 10 senelik bir oyun söz konusu olunca, yaşananlar inanılacak gibi değildi bana sorarsanız.

Helal sana THQ...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest: Immortal Throne


Titan Quest: Immortal Throne, ahanda şurada yazdığım üzere ana oyunun üzerine gelen bir eklenti paketi. Yine Iron Lore Entertainment tarafından geliştirilerek THQ tarafından yayınlandı. Bu eklenti paketinin güzelliği orijinal oyundaki hikayenin hemen ardından devam etmesi. Bir de üzerine ana oynanış, geçtiği dünya aynı olunca kaldığımız yerden maceraya devam edebiliyorduk. Antik Dünya ve eylem mücadelesi etrafındaki konumlarda gezinme ile Titan Quest ile aynıdır. Immortal Throne için, oyunun orijinal envanter sistemi elden geçirilmiş, daha önce yazdığım gibi karmaşık olan çok oyunculu  sistemi geliştirilmiş ve yeni bir karakter sınıfı eklenmişti.

Immortal Throne, ana oyunun olaylarından hemen sonra başlar. Titan Typhon'un ağzının payını verip dövdükten sonra  Olimpos tanrıları oynadığımız karakteri "insanlığın kahramanı" olarak selamlar ve insan dünyasının Olimpos tanrılarının koruması olmadan işleyebileceğine karar verirler. Muhtemelen tanrılar insanlardan bıkmış ve kendi dalgamıza bakalım moduna girmiştir. Aman ne güzelmiş diye ortalıkta dolaşırken Rodos'tan sıkıntılı haberler gelmeye başlar.

Kaderimizde itle köpekle de uğraşmak varmış :)
Bunun üzerine "insanlığın kahramanı" olarak biz işi gücü bırakıp Rodos'a geliriz. Apollon'un bir nevi sağ kolu diyebileceğimiz Tiresias tarafından Yeraltı Dünyasında çekişmeye neden olduğu suçlamaları ile canavarlar serbest bırakılır. Rodos'ta işler karışır ve biz işleri ele almaya başlarız. Bu canavar saldırılarının sebebi keşfetmek için Pindos Dağları yakınlarındaki bir bölgeye gönderen büyücü Medea'yı aramaya başlarız.  Bir ipucunu bulunca yolları keşfetmeye başlarız ve Yeraltı Dünyası'na giden yolu buluruz. Asıl işlerini bırakıp ortalığı karıştıran Charon ve Cerberus'u yendikten sonra, Elysium'a doğru yola çıkarız. Burada yeraltı dünyasının tanrısı Hades'in, Olimpos Tanrılarının biz sizle uğraşamayız demesi üzerine, ben uğraşırım dediğini anlarız ve bunun üzerine Hades'in peşine düşeriz.

Charon abimize kayıkta kazandığı paralar az geldi herhalde 

Konu kısaca bu şekilde. Biraz elden geçirilmiş grafikler, yeni skill seti, yeni daha doğrusu geliştirilmiş envanter sistemi, yüzlerce yeni item, yeni artifact sistemi derken bayağı geliştirme olduğunu söylemek lazım. Rodos, Epirus ve Yeraltı Dünyası ile birlikte oyuna yen, NPC'ler, yerleşim alanları filan eklenmesi ile bana sorarsanız başarılı bir eklenti paketi olmuştu Titan Quest: Immortal Throne...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Titan Quest


Titan Quest, Iron Lore Entertainment tarafından geliştirildi ve 2006 yılında THQ tarafından yayınlandı. Oyun için ilerleyen yıllarda iki genişleme paketi yayınlandı. 2007 yılında Titan Quest: Immortal Throne ve 2017 yılında Titan Quest: Ragnarök.

Titan Quest, Titanların bir zamanlar dünyaları nasıl yönettiklerini anlatan bir intro ile başlar. Aslında hikayeyi hepimiz biliyoruz. Büyük bir savaştan sonra Titanlar sürgün edilerek hapsedilir ve Olimposlular ölümlüler dünyasını yönetmeye başladılar. Bu döneme altın çağın başlangıcı da denir. Bilinmeyen bir süre sonra, Telkines olarak bilinen daha az tanınan Titanlar kökenli bir üçlü, ölümlü dünya ile Olympus'u birbirine bağlayan iletişim kanalını kırar ve dünyayı yakıp yıkmak ve Titanların serbest bırakılmasına hazırlamak için canavar ordularını çağırır.

Oyundaki bazı ortamlar eski filmleri anımsatıyor. Argonotlar filmini seyreden var mı? 
İşte tam burada oyun başlar. Oyuncu karakteri yani biz, canavarların temel gıda kaynaklarını yok ettiği Helos köyünde görevlerine başlar. Macera ilerledikçe antik Yunanistan boyunca ilerlermeye başlarız. Bu süreç içinde Order of Prometheus adlı bir gruptan Telkines'leri öğrenir ve onları yok etmek için maceramıza devam ederiz. Knossos sarayının altındaki ilk Telkine'yi yendikten sonra, yolumuz Mısır'a düşer ve Dünya ile Olympus arasındaki bağlantıyı yeniden kurmaya çalışırız. Tahmin edeceğiniz üzere bu bağlantıyı kurmak için yapılan ayin başarısız olur ve ikinci bir Telkine ile savaşmak zorunda kalırız. Arkasından Çin'e doğru uzanan İpek Yolu boyunca son düşmanı takip ederiz. Telkine'yi Wusou Dağları'na kadar takip ederiz ancak Titan Typhon'un serbest bırakılmasını önlemek için çok geç kalırız. Typhon oyunun son "boss"udur. Bu arkadaşı bir güzel dövdükten sonra Zeus kendini gösterir. Ne adamsın diyerek bizi yağlar ballar :) Aman efendim ne demek deyip farklı zorluk seviyelerinde oyunu oynamaya devam ederiz.

Titanları iki şimşekle yakabilecekken bizi boş işlerle uğraştıran Zeus hıyarı... 
Titan Quest, senaryo olarak Roma İmparatorluğu öncesi Antik dünyayı kendisine oyun alanı seçmiştir. Senaryo içerisinde Yunanistan, Mısır ve Asya'da maceralar yaşanır. karakter yaratma ekranında cinsiyet, isim ve tunik rengi seçebilirler. Üç boyutlu dünya, yukarıdan üçüncü şahıs görünümünde oynanan oyun tarzı itibarı ile türe bazı yenilikler getirmiştir. Özellikle Antik dünya ve buna bağlı efsaneler oyunun fantastik bir evrenden daha hızlı şekilde sizi sarmasını sağlar.

Onlar ilerledikçe, haritaya dağılmış oyuncu olmayan karakterlerden (NPC'ler) alınan görevler ile oyunun senaryosu ve yan senaryosu ilerlemeye başlar. Geleneksel olarak oyunda ilerledikçe tecrübe puanları kazanılır, bunlar ile karakteriniz geliştirilir. Sağlık ve enerji seviyesi yanında yine hemen her oyunda görülen dexterity, intelligence ve strength puanları ile oyundaki karakterinizin ana özellikleri geliştirilir. Oyunda tahmin edeceğiniz gibi binbir türlü silah, zırh, aksesuar ve bunların yanında pasif özellikler ekleyen slotlar bulunuyordu. Bu arada kullandığınız takım taklavat gerçek zamanlı olarak karakterinizin görünüşünü de etkiliyordu.

Bol bol vakit geçirilecek ekranlardan bir tanesi, şu yüzüğü mü kullanayım, yoksa bunu mu?

Oyun o dönemler için yenilikçi sayılabilecek skill çeşitliliği de sahip idi. Oyunda yanılmıyorsam sekiz farklı savaşçı/büyücü seçeneği bulunuyordu ve hepsinin hem yetenek seti hemde oynanışı birbirinden oldukça farklıydı. Geleneksel kılıç kalkanlı veya menzilli silahlarla donatılmış savaşçı sınıflar, farklı element büyüleri yapabilen büyücü sınıfı ve doğaya hükmedebilen farklı bir sınıfla oynamak mümkündü. Oyunda Diablo II ile delilik haline gelen Relic ve Charm'larda vardı. Ama oyunun geçtiği ortam bakımından en zevklisi kılıç kalkanlı bir savaşçı sınıfı idi bana sorarsanız. Her sınıf için 8 sekiz farklı yetenek seti kullanılabiliyordu. Skill setinde yeni yetenekler açılıyor ve bu yetenekler geliştirilebiliyordu. Bazı yeteneklerin açılması için gereksinimler oluyor ve işler karıştıkça karışıyordu. Oyunda karakterinizi yaratmak için bir noktadan sonra hesap kitap yapılması gerekiyordu. Ki türün en önemli özelliklerinden birisi de budur zaten...

Oyunda sadece zindanlar olmaması önemli bir artı puandı. Dağ bayır dolaşmak mümkün! 
Oyunun dönemine göre gelişmiş multiplayer özellikleri vardı ama kullanmak pek kolay değildi. Daha doğrusu karışıktı. Oyunun ilerleyen yıllarda -daha doğrusu tam 10 yıl sonra- yayınlanan Anniversary Edition edisyonunda multiplayer özellikleri daha kolay kullanılabilir hale getirilmişti. Onu da ayrıca konuşuruz zaten.

Titan Quest'i özel kılan şey, bana sorarsanız antik dünyada geçmesiydi. Konusu bir şekilde aşina olduğumuz efsaneler ve mitolojiden geliyordu. Aynı şekilde düşmanlar ve mekanlar hatta şehirler bile. Grafikleri dönemine göre çok güzeldi ve hikayesi de keyifliydi. Ha senaryo daha iyi işlenebilirdi belki ama ben sevmiştim. Oyunda köyler, kasabalar güzel yaratılmış ve NPC'lerin yan hikayelerinin bir bölümü oldukça yaratıcı idi. Ayrıca farklı şekillerde oynayabilme ve karakterinizi geliştirebilme konusu da önemliydi. Ama bir süre oyun uzadıkça uzuyor, ne yaptığınızı tam bilmeden önünüze gelen bir tekme şeklinde ilerliyordunuz. Herşeye rağmen güzel oyundu.

HakanCez ile ARPG Tarihi: Dungeon Siege


Dungeon Siege, Gas Powered Games tarafından geliştirilen ve  Microsoft tarafından yayımlanan bir ARPG  oyunuydu. Ehb adında bir ortaçağ krallığındaki geçen ve işgalci güçleri yenmek için yola çıkan genç bir çiftçi ve yoldaşlarını konu alıyordu. İlk başlarda Krug adındaki  yaratıklarla uğraşırken zaman içerisinde işler derinleşir ve 300 yıldır uykuda olan Seck adı verilen başka bir ırkı yenmek için bir yol aramaya başlanır.

2000'lerin benzer oyunlarının aksine Dungeon Siege dünyasında zırt pırt yüklenen dungeon  haritaları yerine açık alanlarda vardır ve bölgeler arası geçişlerde yükleme yapılmıyordu. Böylelikle işin içerisine dungeon'larda eklenince sanki tek bir dünyada oyun oynanıyormuş hissi elde ediliyordu. Bence dönemi için büyük devrimdi. Zaten oyunun bu denli ilgi görmesinin ilk sebebi bu idi. Güzel yaratılmış oyun dünyası.

Oyunun açık arazi ve orman haritaları dönemi için benzersizdi.
Dungeon Siege, oyuncuyu araziye bırakıyor ve savaş yapmasına izin veriyordu. 3 boyutlu dünya gayet güzel yaratılmış ve çizim yerine direkt olarak 3D tasarlanmıştı. İlk önce cinsiyet seçilir arkasından çok kapsamlı olmasa da, karakter özelleştirilirdi. Dönemin ARPG oyunlarında bunlar pek rastlanan şeyler değildi. Dungeon Siege bu özellikleri rol yapma oyunlarından alıp büyük ölçüde özelleştirerek dönemin teknolojik imkanları ölçüsünde oyuna eklemeyi başarmıştı.

Karakter yaratma ekranı şimdilerde ne kadar ezik gözüküyor ama o dönemlerde heyecan yaratmıştı. 
Oyunun bir diğer özelliği parti kurulabilmesiydi. Oyun sırasında istediğimiz zaman karakterimizi değiştirebiliyorduk. Aslında farklı oyunlarda bilgisayar kontrolünde yapay zekalı karakterler ile parti kurmamıza izin veriliyordu. Dungeon Siege bunu bir adım öteye taşımayı başarmıştı.

Oyunda karakter sınıfı seçmek tam anlamı ile yoktu. Aslında Ranger, Melee, Combat Magic ve Naturel Magic skilleri vardı. Siz ana karakterinizle kılıç kalkan kuşanıp, düşmana "Ya Allah" deyip giriştikçe melee skiliniz gelişmeye başlıyordu. Bu sistem oyundaki parti oluşturma stratejisinin de temelini oluşturuyordu. Her skill setini kullanan birer karakter yapıp, uzmanlaştırmak en iyi yoldu. Bir karakter hem kılıçla milleti biçsin, hem ok yağdırsın tarzı bir oyun sistemi yerine, ok atan ayrı, yakın dövüşçü ayrı olsun gibi bir sistemi vardı oyunun. Oyun zorlaştıkça partiyi kontrol etmek zorlaşıyordu ama zevkliydi. Tabii ki yön bulma sorunları, yapay zekanın aptallıkları yüzünden arada sırada saç baş yolunuyordu ama deneyim yine de eşsiz idi. Eğriyi oturup doğruyu konuşmak lazım. Aslında oyuna bu haliyle Baldur's Gate tarzı RPG oyunlarının basitleştirilmiş hali denilebilir.

Vefakar eşeğimiz grubun arkasında olacaklara bakarken :)

Oyunun güzel taraflarından birisi eşek idi :) Bu hayvancağız sizden daha fazla malzeme taşıyabiliyor, Toplanan eşyaları gidip satabiliyordu. Zırt pırt town poral atılan oyunlara göre bu bile başlı başına bir devrim idi.

Oyunda karakterlere giydirilen takım taklavat gerçek zamanlı olarak görülebiliyordu. Oyunun grafik motoru sayesinde zarar ziyan keza aynı şekilde silah ve zırhlara yansıtılabiliyordu. Bunlarda oyunun bence artı puanlarında idi.

Oyunun haritası yani Ehb krallığı işte böyle bir şeydi... 
Grafikler çok güzeldi. Özellikle orman tasarımları. Zindanlarda güzel tasarlanmıştı. Meşale yakmak gibi bazı ince dokunuşlar dönemi için benzersiz bir deneyim idi. Kamera açıları iyi düşünülmüş ve çok iyi bir zoom seviyesi vardı. Zaman zaman kamera açıları tabii ki problem yaratıyordu ancak çok da sıkıntı olmuyordu. Oyunda space ile oyunu durdurmak da vardı. Savaşlarda taktiksel fark yaratmıyor olsa da, kafayı toplamak için iyi oluyordu ve tabii ki arada sırada ortalığa ayrıntılı şekilde bakma için faideli bir özellik idi.

Oyunun yapımcılarının örümcekler ile bir alıp veremediği kesin olarak var. Bir süre sonra örümcek kesmekten ikrah geliyordu. 
Dungeon Siege serisi ilerleyen yıllarda Dungeon Siege II (2005) ile devam ettirildi. İkinci oyuna bir yıl sonra Broken World isimli bir genişleme paketi yapıldı. 2011 yılında ise Dungeon Siege III yayınlandı. Böylelikle üçleme tamamlanmış oldu. Aslında oyun dünyasını konu alan bir de film üçlemesi var ama o maalesef facia :)

Oyunun dönemi için hemen her türlü multiplayer seçeneğini desteklediğini söyleyebilirim ancak benim kişisel olarak fazla bir deneyimim olmadı maalesef. İlerleyen zamanlarda serinin diğer oyunlarına da bakarız hep birlikte...

HakanCez ile ARPG Tarihi: Diablo


Diablo, Blizzard North tarafından geliştirilen ve 31 Aralık 1996'da Blizzard Entertainment tarafından piyasaya sürülen erken dönem bir ARPG oyunuydu. Fantastik Khanduras Krallığı'nda geçen oyun, şeytan Diablo'yu yenebilmek için tek başına savaşan bir kahramanın mücadelesini konu alıyordu. Tristram kasabasının altından geçen oyunda on altı katlı ve en önemlisi rastgele oluşturulmuş zindanlarda her türlü yaratığa karşı savaşılır, en sonunda cehenneme inilir ve şeytanın inine girilirdi.

Diablo: Hellfire adında bir genişleme paketi, 1997 yılında Sierra Entertainment tarafından piyasaya sürüldü. Günümüzde Blizzard bu eklenti paketine üvey evlat muamelesi yapıyor ama zamanında ağzımızın suyu akarak oynamıştık valla. 1998 yılında Electronic Arts, PlayStation için Diablo'yu hazırladı. Bir dönem bunu da oynama fırsatı bulmuştum. Hatta hala RetroPie sistemimde bulunuyor bu versiyonu. Yazılan çizilenlere göre oyunun Sega Saturn versiyonu da hazırlanmış ancak hiçbir zaman piyasaya sürülmemiştir.

Büyücümüz Diablo'nun bizzat kendisi ile cebelleşirken
Diablo'da üç karakter sınıfı vardır: Warrior, Rogue ve Sorcerer. Her sınıf, birbirinden farklıydı ve oyunu değerli kılan şeylerden bir tanesi buydu. Oyunun başında bir karakter seçiyordunuz ve onu geliştirmeye çalışıyordunuz. Tahmin edebileceğiniz üzere Warrior kardeşimiz kılıç kalkan ile düşmanlara Allah ne verdiyse girişiyor, Rogue hanım kızımız işleri uzaktan ok ve mızrak ile hallediyor, Sorcerer ise bildiğiniz büyücü idi. Hellfire ek paketinde ise bunlara Monk eklendi.

Bugünlerdeki gibi eşyaların kendi özellikleri vardı.  Beyaz renkli eşyalar, normal iken, mavi renkli olanlar ise belirli büyülü güçlere sahip idi. Altın renkli olanlar ise unique eşyalardı ve bazıları oyundaki en değerli eşyalardı. Eşyalar ve silahların belirli bir dayanıklılığı vardı, oyunda ona dikkat etmek gerekiyordu. Arada sırada town portal atıp eşyalar tamir ediliyordu. Griswold amca ücreti mukabilinde tamir işlerini hallediyordu.  Warrior kendi silahını kendi tamir ediyordu ama dayanıklılık azalıyordu. Adamlar o yıllarda neler düşünmüşler valla...

İyi esnaf Griswold dayı müşterisini dükkanının kapısında karşılıyor :)
Oyunu nasıl oynayacağınıza göre eşya ve silahları kombine etmek mümkündü. Unique ekipman oldukça zor düşüyordu. Bazısının pek bir önemi yoktu örneğin "Undead Crown" gibi. Skeleton King'i kestiğinizde sizin oluyordu ama oyun ilerledikçe pek unique'liği kalmıyordu. "Veil of Steel" vesaire ise insanın ağzını sulandırıyordu. Bir şekilde elinizdeki ekipmana göre bir kombinasyon yapıp, mümkün olduğunca tüm özelliklerinizi dengeli şekilde arttırmanız gerekiyordu. Yani arada sırada hesap kitap yapmak şart idi. Tabii bunu mantıklı şekilde yapmak lazımdı, savaşçı karakterle oynarken büyü özelliklerine yatırım yapmanın hiç mantığı yoktur mesela. Bu basit konular, ilerleyen yıllarda neredeyse tüm ARPG oyunlarının temelini oluşturacaktı.

Belirli bir süre sonra oyun biter, sonra loot adı verilen daha iyi ekipman bulmak için oyun defalarca oynanmaya başlardı. Diablo'nun güzelliği tüm katlar rastgele yaratıldığı için oyunda tekrar hissi dönemine göre pek azdı. Tabii ki temel görevler aynı tasarımdaydı ama ara katlar daha doğrusu dungeon'lar değişiyordu. Bazı özel bölümler ise arada sırada denk geliyordu. İlk aklıma gelen su kaynaklarını temizlediğimiz bölüm oluyor mesela. Poisoned Water Supply diye geçer meraklısına...

Butcher reisin mekanı. Oyunun ilk başlarında buraya girmek biraz g*t isterdi.

Oyunda atmosfer son derece karanlık ve gotik idi. O dönemlerde aklımız başımızdan uçmuştu oyuncular olarak. Bazı düşmanlar harika yaratılmıştı, örneğin Butcher reis. Fresh meat diye tepenize atladığında aklınız çıkıyordu. Mesela oyuna daha yeni başladığınızda Butcher'ı öldürmek neredeyse imkansızdı. Acemi halinizle özel bölümünün kapısını açarsanız duyacağınız son şey, "Ahh... fresh meat!" cümlesi olurdu. O yüzden biraz ilerlenir, karakter güçlenir sonra geri dönüp öldürürdünüz mesela. Oyuna çeşit çeşit düşman vardı, basit iskeletler ile başlanır sonrasında Balrog, Knight, Lightning Demon, Succubus hanım kızlar gibi bir sürü rakip ile karşılaşırdınız.

Zaman içerisinde oyun normal seviyede bitirilir. Arkasından aynı hikaye "Nightmare" ve "Hell" seviyelerinde defalarca oynanırdı. Tabii ki herkes daha iyi silah daha iyi eşya peşindeydi. ARPG oyunları bu "loot" olayı ile oyuncunun gözünü döndürür, Diablo'da bunun erken örneklerinden idi...

Çoğu zaman burada nalları dikmek üzere olan bir abi olur, bu p*ştları öldür intikamımı al diye gazlardı bizi...

Oyunun müzikleri de bana sorarsanız çok güzeldi. Toplamda -orijinal oyun için konuşuyorum- 6 şarkı Matt Uelmen tarafından bestelenmiş ve özellikle açılış şarkısı hafızalarımıza kazınmıştı. Oyunda çok sohbet muhabbet yoktu ama olanlar insanın hafızasına kazınmıştı. Yazayım bir kaç tanesini hemen hatırlayacaksınız. Deckard Cain; "Hello, my friend. Stay awhile and listen" Veya ilk dungeon'a indiğinizde duyduğunuz "The sanctity of this place has been fouled!" cümlesi gibi.

Oyunun dönemi için ilgi çekici multiplayer yani çoklu oyuncu özellikleri de vardı tabii. Dört oyuncuya kadar birlikte oynanabiliyordu. Hatta oyuncu oyuncuya karşı da savaşabiliyordu. Kulak mevzuunu hatırlayanlar olacaktır. O dönemler için her türlü bağlantı destekleniyordu, doğrudan bağlantı, modem bağlantısı, Battle.net bağlantısı ve IPX ağ bağlantısı. İlerleyen zamanlarda oyunun tabii ki amiyane tabiri ile b*ku çıkmıştı çünkü herkes hile veya trainer yazılımı kullanıyordu. Herkes god mode açıp ortalıkta dolaşır olmuştu.

Benim için en önemli bilgisayar oyunlarından birisi olan Diablo'nun kısaca hikayesi bu işte. Vakit buldukça farklı oyunlara da bakarız...



Devasa Pac-Man Makinesi


Japon Bandai Namco firması oyun dünyasına adını altın harflerle yazdırmış Pac-Man arcade makinesinin yeni versiyonunu duyurdu. Orijinali 1980 yılında pazara sunulan makinenin yeni versiyonunda 109" bir ekran kullanılmış ve kontrolcüsüne kadar özel bir tasarım yapılmış. Tabii ki her şey özel tasarım olunca fiyatta özel olmuş. Sadece 11.000 Dolar(cık)

"The Darkening of Tristram"


Geçtiğimiz günlerde Diablo'nun 20. yılı için birkaç satır kaleme almıştım. Kutlamalar bu hafta içinde iyice başladı ve muhtemelen bu akşam Diablo III içerisindeki coşku yaşanmaya başlayacak. Olay neydi hatırlatayım; "The Darkening of Tristram" adından ilk Diablo gibi 16 katlı bir zindanda savaşıp bölüm sonunda Diablo ile karşılaşacağız. Tahmin edeceğiniz üzere Tristram katedralinde geçecek bir bölüm. Görsel filtrelerle bu yeni bölümlere retro havası verilecek ve eskisi gibi sadece 8 yöne hareket şansımız olacakmış.

Meraklıların bilgisine :)

Diablo 20 Yaşında Ve Müthiş Haberler


İlk Diablo yayınlandığında 1996 yılında alıp hemen oynamaya başlamıştım. Şu hayattaki en sevdiğim oyun olması muhtemeldir. Gotik atmosferi, her defasında yeniden yaratılan zindanları, hikayesi ile oynamaktan asla bıkmadım. Tabii sonra Diablo II yayınlandı.  O da muhtemelen en sevdiğim 2. oyun olabilir. Özellikle Necromancer ile deli gibi eğlenceli vakit geçirmiştim. Hatta eşim ile evde LAN üzerinden az oynamadık... Sonra 2012 yılında Diablo III yayınlandı. En sevdiğim 3. oyun ne yazık ki değildi çok basitleştirilmişti ama bunu da deli gibi oynadım. Oyun yayınlanan genişleme paketi Reaper Of Souls ile bayağı adam oldu doğrusunu söylemek gerekirse...


Bugün Blizzcon başladı. Bu Diablo'nun yapımcı firması Blizzard'ın bir nevi konferansı denilebilecek bir etkinlik. Bir yandan Diablo'nun 20. doğumgünü kutlanırken bir yandan oyuna gelecek yenilikler tanıtıldı.

En büyük bomba, "The Darkening of Tristram" adından ilk Diablo gibi 16 katlı bir zindanda savaşıp bölüm sonunda Diablo ile karşılaşacağız. Tahmin edeceğiniz üzere Tristram katedralinde geçecek bir bölüm. Görsel filtrelerle bu yeni bölümlere retro havası verilecek ve eskisi gibi sadece 8 yöne hareket şansımız olacakmış. Ha tabii gönül isterdi ki, Paladin ile oynayalım ama Diablo I'i modern grafiklerle oynamak yeterince heyecanlı olacaktır. Bu yeni bölüm ücretsiz patch olarak haftaya geliyor. Yani ben haftaya ortalarda yokum...


İkinci bomba ise Diablo II'yi senelerce oynadığım karakterim oyuna geri dönüyor. Necromancer sınıfı oyuna 2017 içerisinde eklenecek. Daha doğrusu ek bir paket olarak satılacak. Ecnebilerin dediği gibi Shut up and take my money!!! Aşağıda ilk video var. Heyecan bastı yahu :)



Londra Bilim Müzesi'nden Bir Oyun: Transmission


Başlığa bakınca ne alaka diyorsunuz değil mi? Merak etmeyin bende öyle düşünmüştüm. İlk önce neymiş bu müze ona bakalım arkasından asıl konumuza dönelim.

Londra Bilim Müzesi İngilizce: London Science Museum) Birleşik Krallık'ın başkenti Londra'da Exhibition Caddesi'nde bulunan Ulusal Bilim ve Sanayi Müzesi'nin bir parçasıdır. Ulusal Bilim ve Sanayi Müzesinin diğer bölümleri ülkenin diğer şehirlerinde bulunmaktadır. Müze Londra'ya gelen turistler tarafından ziyaret edilen popüler bir merkezdir. Müze 1857 yılında kurulmuş olup, 2006 verilerine göre müzeyi 2.400.000 kişi ziyaret etmiştir. Günümüzde müzede 300.000'den fazla parça sergilenmektedir. Müzede Bilim Gecesi adı verilen etkinlikle 8-11 yaş arası çocuklar ebeveynleri ile birlikye bir akşamı bilimsel aktiviteler ile geçirirler. Geceyi müzede geçiren bu ziyaretçiler sabah kahvaltısında bilimsel kaynaklı filmler izleyerek aktiviteyi sona erdirirler. Kaynak Wikipedia

Geçen gün şans eseri Transmission adlı bir oyun ile denk geldim. Oyun aslında çok basit ancak mantığını beğendim. İletişim teknolojileri üzerine odaklanan oyun telgraftan itibaren veri iletişimi konusunu ele alıyor ve çağlar boyunca yaşanan gelişmeleri son derece basit ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor ve işin güzel tarafı bunu bir oyun olarak yapıyor. Grafikleri pek güzel, David Kanaga tarafından yapılan müzikleri ise gerçekten harika. İsterseniz telefon veya tabletinize Google Play Store'dan indirebilir veya bilgisayarınızdan Science Museum web sitesinden şu sayfada tarayıcı üzerindne oynayabilirsiniz. Hemen bir not: tarayıcı üzerinden oynayacaksanız Firefox kullanmanızı tavsiye ederim... 






Star Wars Battlefront Geliyor Yahu!



Star Wars filmi yaklaşırken Battlefront oyun görüntüleri bünyemde bayağı bir coşku yarattı. Söylenene göre Darth Vader ve Boba Fett gibi mühim karakterler ile oynamak mümkün olacakmış. Hoth, Endor, Tatooine gibi gezegenlerde geçecek savaş meydanları hazırlanmış ve X-Wing, Millennium Falcon, TIE Fighter ve AT-ST gibi araçları kullanabilecekmişiz. Oyun ön siparişe açılmış durumda...

Video müthiş olmuş...

Fallout 4


E3 diye bir fuar var. Oyun fuarıdır kendisi. Bethesda firması fuar sunumunda yeni Fallout videosunu sundu. Teorik olarak 10 Kasım 2015 tarihinde oyun çıkıyor.

Tabii benim oynayacak zamanım olacak mı bilemiyorum ama heyecan sardı bünyeyi. E3 tanıtımı sırasında yapımcı Bethesda firması Fallout 4'ün özel koleksiyon versiyonunu da gösterdi. Özel bir Pip Boy replikası var ve akıllı telefonunuzu yerleştirince tam olarak bir Pip Boy haline geliyor. Aynı zamanda oyunla eş zamanlı olarak çalışabiliyor(muş) Yok ben bu parayı vermem diyenler telefonlarına bu yazılımı vakti geldiğinden indirebileceklermiş.

Koleksiyon versiyonu satışa çıkar çıkmaz bitti ne yazık ki. Ben yetişemedim ancak Türkiye'ye bir miktar gelebilir. Onu alabilirim diye hayal ediyorum en fazla...

Brother of Steel, Wasteland, Power Armor... Allahu Ekber!

Blitzkrieg Mod ile Yaz Savaşlarına Devam!


Company Of Heroes 2 çıktığında bir daha orijinal Company Of Heroes oyununu oynamam demiştim ama halt etmişim... Sanırım daha önce burada yazmıştım, yaz döneminde eş dost ile online alemlere dalıp eski günlerimizdeki gibi oyun oynuyoruz. Pek keyifli oluyor doğrusu...


Bu sene nostalji yaparak orijinal Company Of Heroes üzerine yoğunlaştık bol bol. Tabii bağımsız bir topluluk tarafından geliştirilen harika ötesi "Blitzkrieg" modu sayesinde oyun bambaşka bir hal almış. Geçen aylarda daha doğrusu yaz döneminde mod elden geçirildi ve bir sürü özellik eklendi. Bir güzel oldu bir güzel oldu ki anlatamam... 


Her ne kadar yaz dönemi bitmiş olsa da, arada sırada Blitzkrieg modlu Company Of Heroes savaşlarımız devam edecek. Katılmak isteyen olursa benimle iletişime geçsinler... 

Eve Online: Koşun Millet Kavga Var...



Online oyunlar günümüzde oldukça popüler. EVE Online bu tarz oyunlar arasında çok popüler değil ancak çok fanatik bir oyuncu kitlesi var. Benim bu evrende oyun oynayan tek bir arkadaşım var. Belki okuyucularımızdan oynayanlar vardır. Aslında EVE Online biraz benim de hayranı olduğum Warhammer 40K dünyasına benziyor. Konu açısından değil; kaos ve hengame açısından... Oyuncular bu evrende madencilik, üretim, ticaret, keşif ve savaş yaparlarken korsanlık gibi pek alışkın olmadığımız olaylara girebiliyorlar. Neyse konuyu uzatmayalım...

Oyunda iki büyük ittifak oyuna özgü bir sebep dolayısıyla savaşa tutuşuyor. Bu büyük ittifakın müttefikleri de bu savaşın içerisine girince olayın boyutu tüm dünyanın ilgisini çeker bir hal alıyor. Sonunda sayıları 3.000 ila 4.000 arasında tahmin edilen oyuncu kitlesi birbirine giriyor. Böylesine büyük bir olayı oyunu oynamayan benim gibi meraklılar da takip etti. Reddit platformunda hemen her dakika ayrıntılar açıklandı. Raporlar, fotoğraflar ve yorumlar ile bayağı eğlenceli bir süreç oldu.

Yazılan çizilenlere göre oyun içi ekonomi bakış açısıyla yarım milyon Dolar seviyesinde ekipman yok olmuş bu savaşta. Ayrıca yazılan çizilenlere göre çatışma bir günden daha uzun sürünce insanlar işlerine gidememiş, bir kısmı okulu ekmiş.  Bazı oyuncular ise 24 saat uykusuz bilgisayar başında oturmuş. Tam anlamı ile delilik... Bakalım daha ne hikayeler çıkacak bu savaşın içinden...

Bilgisayar dünyası nereden nereye geldi. Keşke üniversite zamanında olsam, baba parası yesem ve bugünün hiçbir sorumluluğu olmasa üzerimde oturup bende böyle online oyunları oynayabilsem diyorum... Muhtemelen bu çatışmanın içinde olmak çok eğlenceli olacaktır...

Ucuz Etin Yahnisi: Gamepad Alışverişi



Geçen haftalarda Steam platformunun Big Picture modunda oyun oynamak için gamepad yani oyun kontrolcüsü almak üzere çarşıya çıktım. Uzun yıllardır elime gamepad almadığım için fazla para veresim yoktu. Çarşıda pazarda çok fazla gamepad var. Aslında fiyatlarda ucuz 15-20TL seviyelerinde bayağı hoş görünen ürünler var. Aslında kafamda düzgün bir marka al fikri vardı ama cimriliğim tutup "Snoppy" marka bir ürün aldım. Eve geldim ve kuruluma başlayayım dedim. Ürünün içinden çıkan CD muhtemelen başka bir donanıma ait olduğundan internette yazılım peşine düştüm ve bir şey bulamadım. Önümde gamepad boşu boşuna yatıyordu.

Aslında bilgisayarımın çevresinde bulunan ekipman ve yardımcı donanım genelde ortalamanın bayağı üstündedir. Mousepad'ime bile bir sürü para vermiştim ama senelerdir mutlulukla kullanıyorum. Gamepad konusunda ucuza kaçayım deyince elime patladı tabii. Ertesi gün, alışveriş yaptığım yere gittim saçma sapan "Snoppy" gamepad'i iade edip Logitech F310 gamepad'i satın aldım. Fiyatı 3 kat fazla idi. Ancak ürünü takar takamaz en güncel yazılımı indirdim ve huzur içerisinde oyunlarımı oynamaya başladım. Bir gamepad alacak olursanız siz siz olun düzgün bir ürün alın; Logitech F310'i tavsiye ederim...

Steam Kullanan Okuyucuların Dikkatine



Sevgili dostlar Steam sizin için bir şey ifade ediyorsa sanırım DOTA 2, Team Fortress gibi oyunları oynuyorsunuz veya en azından bilgisayar oyunları ile alakanız var demektir. Arada sırada bir kaç tur bir şeyler oynayalım derseniz bende amatör bir oyuncu olarak Steam'e üyeyim. Tahmin edebileceğiniz gibi kullanıcı adım "hakancez" Arzu ederseniz beni arkadaş listenize ekleyin ve fırsat bulursak bir kaç tur oyun oynarız.

Company Of Heroes 2



Yazın benim için en önemli olaylarından birisi Company Of Heroes 2'nin (kısaca CoH2) çıkmasıydı. İkinci Dünya Harbinin en kanlı cephesini konu alan oyun yazın bilgisayar başında en keyifli zamanları geçirmeme vesile oldu.

Kısa oyun incelemesi şu şekilde: Oyun en basit ayarlarda bile oldukça düzgün gözüküyor. Oyunu notebook’ta oynuyorum basit/orta ayarlarda bile güzel gözüküyor ortalık.Ancak grafiklerde ciddi bir optimizasyon sorunu var… Süper bir bilgisayarda saçma sapan FPS'lere düşmek mümkün. Zaman içerisinde düzeltilecektir…

Oyunda biraz dengesizlikler var. Rus tarafı ilk adımda biraz daha avantajlı ancak Almanlarla oynamaya alışınca işler değişebiliyor. Bu oyunda işler biraz değişik. Geçmiş CoH larda Almanlar ile hep ilk saldırmaya alıştığımız için bu kez savunma/saldırı dengesine biraz dikkat etmek gerekiyor. Sanırım ilerleyen günlerde bayağı değişiklik olur oyunda.

Oyunun kampanya senaryosu biraz sıradan. Hoş atmosferi solumamıza yardım oluyor mu, evet, sıkıntı yok. Sinematiklere biraz özen gösterilebilirdi. Oyunun oynanışında ise bazı zamanlarda ciddi bir kaos oluyor. Nereye yetişeceğinize karar vermek işin kaderini değiştiriyor. Ben kar ve fırtınayı sevdim. Oyunun hızını kesiyor kesmesine ama insan o dakikalarda biraz rahatlıyor.



Oyunda siper almak geçmişe göre daha önemli hale gelmiş. Ayrıca gerçekten pusu atmak ve yemek daha kolay. True sight olayı bence de çok eğlenceli olmuş. Eğer ek kamuflaj paketleri bu konuda yararlar sağlıyor ise multiplayer oyunlarda işler çok şenlenir. Ayrıca destek silahlarına verilen önem yüzünden bodoslama saldırmak artık çoğu zaman facia ile sonlanıyor. Alternatif saldırı tarzlarına özellikle de sağdan soldan çevirmelere dikkat etmek lazım…

Alman campaign’i olmayınca Theatre Of War ana teması altında hem Ruslar hem Almanlar için solo, co-op grevler eklenmiş. Kısa bir hikaye ile giriş yapılıyor. Eğlenceli sayılır. Sanırım 1945′e kadar her senenin önemli çatışmaları ayrıca yayınlanacak. Theatre Of War DLC’leri en az 3-4 tane olur tahminen. İOyundaki ToW görevleri 1941 yılını kapsıyor ve her iki taraf içinde ilerleyen yıllarda geliştirilmiş ve oyun içinde de bulunan bazı silahları kullanamıyoruz. Dediğim gibi gelecek DLCler ile 1945 Berlin önlerine kadar geleceğiz tahminen.

Bu arada ek tahmin DLC lerde özellikle İspanya ile alakalı bir şeylerde olabilir. Malum iç savaş sırasında Ruslar ve Almanlar oldukça etkin idiler. ToW ekranındaki Barcelona isminin kazaran orada olduğunu düşünmüyorum…

Oyun içerisinde Elephant gibi ilginç silahların eklenmesi çok güzel ama pratikte bu silahların çıkartılması çok uzun sürüyor. Oyunun sonlarına doğru çıkarttığınızdan efektif olmuyor ne yazık ki. Hem Alman hem Rus tarafı için geçerli bu konu. Güzelim silahları keyifle kullanmadan oyunlar bitiyor…



Multiplayer oyunlar şimdilik çok eğlenceli değil ancak herkes alışma aşamasında olduğundan olabilir. Ruslarla oynayanlar ucuz asker gücü basıp Almanları bastırabilirse oyunu alıyor Alman tarafında ise karşı tarafın hamlesini tahmin edebilirseniz ilk evreyi atlatınca oyunu alıyorsunuz. Muhtemelen ilerleyen günler haftalarda oyuna alıştıkça işlerin rengi değişir… Şimdilik dengeler biraz oyuncunun kabiliyetine göre değişmekle beraber ilerleyen dönemlerde düzeltmeler gelebilir. İlk CoH u oynayanlar varsa ek paketlerle oyun nasıl bir hal aldı bileceklerdir…

İlk oyunun fanatiği olarak ben beğendim ve uzun soluklu oynayacağım şimdiden belli. SEGA da ilk oyun için desteğine devam ediyor. THQ serverları kapanınca ilk oyun için Steam server ları devreye sokuldu. Evet bazı problemler var ama ilk oyuna hala destek verilmesi bence çok önemli ve CoH 2 ninde benim gibi fanatikler için uzun yıllar oynanacak bir oyun olacağı aşikar…

Meraklısına şiddetle tavsiye ederim...


DOTA 2 Davetiyesi, Oynamayı Öğrenmek vs...



Stereo Mecmuası takipçileri arasında DOTA 2 davetiyesi gönderebilecek olan var mı? Eğer gönderecek olursa Steam'de de Hakancez kullanıcı adım :) Aslında davetiye gerekli mi tam emin değilim. Oyunu indirdim ancak sadece gözlem yapabiliyorum. Steam üzerinde bir pack'ten bahsedilmiş oynamak için onu mu satın almam lazım. Aslında sorularım çok :)

Bu arada DOTA 2 oynayan okuyucularımızdan oyununa dair bazı bilgiler alabilirsem çok mutlu olurum. Hatta bir kaç tur beraber oynayıp olayı çözmeme yardımcı olan birileri çıkarsa çok sevinirim. Kesinlikle bulaşma diyenleriniz olacaktır ama MOBA olayını merak ediyorum, bir denemem lazım... Merak işte ;)

Edit Davetiye bulundu ! Sn Gokberk NUR'a teşekkürler...

Hakancez Oyun Dünyasında: D3 Ekonomik Demon Hunter Fikirleri



Diablo III'te 150-200M aralığında bütçe ile Demon Hunter oynayacaklar için ufak tefek tavsiyeler ile oyun bölümümüzü geliştirmeye devam edelim. Benim profilime buradan ulaşabilirsiniz.

1- Eğer altınınız varsa eski Natalya Set (veya asıl ismiyle Natalya Legacy Set) iyi bir Demon Hunter için olmaz ise olmaz. Yüksek "Monster Power" (MP) seviyelerinde hayatta kalmanın en iyi yolu Shadow Power Gloom rune'ü basmak. Her ne kadar nerf yemiş olursa olsun hala güçlü bir aktif skill. Ancak Legacy Natalya'nın iyisini ne parayla ne altınla almak çok kolay değil. Bir gün boyunca arkadaşımın Legacy Natalya'sını kullandım insan kendini bambaşka hissediyor.

2- Para az ise -ki bende bu şekildeydi- kendi oyun tarzınıza yönelik bir Natalya seti edinmek. Bu sayede +20 Disiplin ve +7 Critical Chance (CC) elde edilmesinin yanında söz gelimi dikkatli seçimlerle hatred regeneration, armor veya all resistance konusuna ağırlık verilebilir. Ben maliyet açısından all resistance yerine armor konusuna önem verdim. Hem artı armor Natalya set ekipmanı daha ucuz hemde diğer ekipmanda all resistance elde etmek daha ucuza geliyor.
3- Hız yani Moving Speed +24 elde etmek önemli. Fazlasına gerek yok zaten sanal oluyor. Demon Hunter 'ların hızlı hareket etmesi mühim. Bunu sağlamanın benim görebildiğim 3 yolu var. Yüzük, pantalon ve bot. Başka karakter için silahta da bu özellik olsa da bu durum Demon Hunter 'ları bağlamıyor. Bu özellik için yüzüğü heba etmektense pantalon+bot kombinasyonuna gitmek daha mantıklı. Natalya setin botunda zaten +12 var. Bu durumda Natalya seti bozmadan pantalonda +12 bulmak en mantıklısı.

4- Tercihen Inna setin pantalon+kemeri iyi bir upgrade oluyor. Artı 130 Dexterity, Holy Damage ve Attack Speed iyi bir seçenek. Tabii ki Witching Hour kemer herkesin hayali ama fiyatlar ortada. Daha ucuz seçenek Inna pant+kemer. Hoş bu setlerin fiyatları da yüksek ama all resistance yerine armor konusuna dikkat edilerek ucuza denk getirilebiliyor.

5- Yüzükler çok önemli. Bir hakkımız zaten Natalya setin yüzüğü için gidiyor. Diğer yüzükte Dexterity, Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) üzerine Vitality veya tercih edilecek bir kombinasyon kullanmak en mantıklısı. Bana şansıma oyunda Wailing Host+ Litany of the Undaunted yüzük kombinasyonu düştü normal zamanda bu yüzükler ile, sağlam oyunlar sırasında ise Natalya Reflection artı bahsettiğim tarz bir yüzük tercih ediyorum. Amulette de aynı kombinasyona gitmek mantıklı olacaktır.



6- Gloove konusu çok mühim.Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) kazanacağımız son zırh parçası bu. Bunda da imkanlar ölçüsünce bu konuya dikkat etmek lazım. Rare olarak konuşuyorum. Legendary olarak Bracer'larda da Attack Speed (AS) ve Critical Chance (CC) elde etmek mümkün.

7- Diğer zırh ekipmanda elimizdeki imkanlar ölçüsünde all resistance, armor konularına dikkat etmek lazım. Tabii legen alma imkanı var ise Bracer'da da Critical Chance (CC) fena olmaz.

8- Silah konusuna gelirsek. Bunu üçe ayırmak lazım.

a) Damage'a odaklanıp Manticore ve benzeri bir 2hand crossbow kullanılacaksa bunu illa ki Dead Man Legacy ile kombine etmek lazım. Bildiğiniz gibi rare quiver'larda attack speed 15'ten yukarıya çıkmıyor. 2hand crossbow çok yavaş atış hızına sahip bunu iyi bir quiver ile kullanmayınca etkili sonuç almak zor. Hele Life On Hit (LOH) veya Life Steal kullanılacaksa atış hızı mühim. Dead Man Legacy alırken hızı ne kadar iyi olursa olsun dikkat edilecek şey illa ki +Disciplin ve Hatred Regeneration olmasına dikkat etmek. Ek Disciplin alacağımız ender parçalardan bir tanesi quiver boş geçmemek lazım. Manticore'da da imkan varsa oyun tarzına göre Life On Hit veya Life Steal olması lazım .

b) Benim favori silahım genelin aksine Windforce. Damage'dan biraz ödün, Critical Damage'dan (CD) ciddi şekilde ödün veriliyor olsa da, atak speed çok iyi ve Life Steal ile hayat kurtarıcı oluyor. Ayrıca Hatred Regeneration olayı çok mühim. Bu arada Windforce alırken soketli olanını denk getirebilirseniz çok iyi olur.

c) Son kombinasyon ise 1hand crossbow kombinasyonları. Bunları oyun tarzına göre iki crossbow, bir crossbow artı quiver veya 1 crossbow artı kalkan olarak kullanmak mümkün. İyi bir Danetta set veya Calamity kombinasyonları yukarıdaki kombinasyonların arasında kendisine yer bulur. İyi bir atak hızı, denk geldiğindeHatred Regeneration veya Critical Damage ile harika kombinasyon elde edilebilir.

Ben genelde Windforce kullanıyorum ancak yanımda Manticore'um oluyor, duruma göre değişiklik yapıyorum.
Tabii oyunda "Mempo of Twilight" gibi gerçekten iyi başlıklar, "Witching Hour" gibi harika kemerler var. Ama bunları uygun fiyatlara bulmak çok zor. Durum böyle olunca denk gelene kadar ortalama ve üzeri Natalya set ile devam etmek mantıklı olabilir. Para olunca en yüksek DPS'li Demon Hunter 'ların yolunda gidilerek Natalya set iki veya üç parçada kalıp diğerleri daha iyileri ile değiştirilebilir.

9- Sharp Shooter (SS veya ShSh) olayının açıklaması bir çok yerde var. Oyuncuların Critical Damage'a abanıp Critical Chance'i göz ardı ettiğinden ve solo oyunlarda yüksek MP'lerde Demon Hunter 'ların çok zorluk çektiğini hep görüyoruz. Sharp Shooter insana gerçekten çok cazip geliyor. Damage output arttıkça artıyor ama gerçek durum hiç öyle değil. Amacımız Critical Chance'i 30 ve üzerine çıkartıp Sharp Shooter skill'inden kurtulmak olmalı bence. Tactical Advantage, Vengeance gibi skiller varken Sharp Shooter gerçekten gereksiz bir skill.

10- Skill'ler hakkında son ekleyeceğim konu ise "Steady Aim" Pasif bir skill olarak benim de zaman zaman kullandığım Steady Aim de tıpkı Sharp Shooter gibi yanıltıcı oluyor. Özellikle solo oyunca hiçbir zaman bu skill'in getirdiği %20 damage bonusu kullanılamıyor daha doğrusu efektif olarak kullanılamıyor. Çünkü 10 yard çevrenizde mob olmadığında %20 damage bonusunu alabiliyoruz. Solo oyunda pek az kere bu durum denk geliyor. Bu yüzden solo oyunlarda bence Steady Aim'i kullanmaya gerek yok. Çok oyunculu oyunlarda önde bir veya daha fazla tank var ise dolayısıyla mob'larla aranıza ek mesafe koyabiliyorsanız Steady Aim kullanmak bence mantıklı.



Velhasıl kelam benim görüşüm ve deneyimime göre 300 ve üzeri all resistance + 4K armor, ek 20 ve tercihen üzeri Disciplin, 100K'dan yüksek Sharp Shooter'siz damage output, %2.5 tercihen %3.0 Life Steal ve 30+ üzeri Life ile MP5'e kadar çok rahat oynanıyor. Buraya bir ekleme yapayım rahat oynanıyor derken DH standartları için söylüyorum, zamanımızın çoğu Kite ile geçiyor. Doğruyu söylemek lazım

MP5 üzerinde life'ı yükseltmek ve aktif/pasif skillleri yeniden ayarlamak gerekiyor. Trap, Sentry kombinasyonları bir örnek olabilir. Benim gördüğüm kadarı ile solo DH için MP8 üzeri ise gerçekten çok zor. Ben arkadaşlarımdan topladığım end-game sayılabilecek bir ekipman ile MP10 oynayayım dedim. Yerden kalkamadım desem yeridir. Bunun en önemli sebebi bende muhtemelen yaş itibarı ile azalmaya başlayan refleksler ve konsantrasyon eksikliğidir. MP8-9-10 oynayacak DH'lerin çok atik olması lazım. Şahsen benim öyle bir iddiam yok.

Hoş bu kadar yazdım doğrudur yanlıştır tabii ki kesin olarak bilemiyorum. Ancak Critical Chance'e önem vermeden yüksek sadece Critical Damage ile de oyun oynanıyor mu evet oynanıyor hatta son derece de keyifli oluyor. Sıkıntı, yüksek MP seviyelerinde kendisini gösteriyor mesela Über Boss'larda. Yani aslında oyundan nasıl keyif alıyorsanız öyle takılmak en doğrusu.

Hakancez ACT III'den bildirdi :)

Hakancez Oyun Dünyasında: Demon Hunter Olmak :)



Diablo III'ü Demon Hunter (DH) olarak oynamaya devam ediyorum. Biliyorsunuz DH ile çok farklı tarzlarda oynanabiliyor. Oynayan hemen herkes biliyordur,  Glass Cannon, Survivability, Tank olarak oynayan DH oyuncuları var. Şimdi de Battlefield Engineer listeye eklenecek. Ben oyun başlarında Glass Canon olmaya niyetlendim. Ancak yaş itibarı ile reflekslerimin pek iyi olmadığını kabul edene kadar bayağı sorun yaşadım. Sonrasında kendi uyum tarzıma uygun bir karakter yaratmayı başardım. Daha yapılacak çok şey var tabii ki...

Oyunun ilk günlerinden itibaren özellikle Athene yüzünden DH çok popüler oldu ve bu yüzden ekipmanı her zaman pahalı. Ben oldukça ekonomik bir ekipman toplamaya çalıştım. En pahalı ekipman 1M aldığım Manticore idi arkasında ise her biri 200K tutarında toplam 400K'ya mal olan Danetta Creed idi. Bu halde oyunu rahatlıkla oynayabiliyorum. Bazı elit ve champion pack'ler de sıkıntı yaşıyor olsam da, kite ederek veya farklı çözümlerle bu sıkıntıları aşmak mümkün. Şu sıralar daha çok arkadaşlarımla oynadığımdan önde tanklar olunca neredeyse hiç ölmeden ACT III'ü tamamlayabiliyorum.

Şimdilerde çift crossbow oynayan yok pek ama ben arada oynuyorum. Benim karakterin linki ise burada..

Yukarıda ayrıntıları görebileceğiniz gibi, çok iyi özellikleri olmayan Manticore ile toplam damage 40k Sharshooter ile 150K civarına yükseliyor. Danetta Creed seti ile toplam damage düşüyor ancak farklı zamanlarda farklı avantajlar sağlıyorlar. Savunma özellikleri ise life 43K, armor yaklaşık 6k ve All resist değerleri ise 360 civarında. Dikkat edeceğiniz gibi life değeri ortalama DH standartlarına göre biraz yüksek dediğim gibi refleksler eskisi gibi çabuk yanıt vermediğinden life miktarı bana ek tepki süresi veriyor. Armor ve all resist değerleri ise ortalama DH standartlarında.

Bir de Danetta Creed 1h Crossbow'larla yaptığım bir konfigürasyonum olduğundan bahsettim. Her iki silahta da ek Disciple (19) ek hatred generation ve göreceli yüksek LOH değerleri var. Silahlar en üst düzey olmasa da çok ucuza denk gelmişti (200K tanesi) Bu silahları genelde yanımda taşıyıp reflect damage veren düşmanlarda bunları tercih ediyorum

Blizzard'çılar ilginç bir karakter yaratmışlar. Bence DH Lore'u da son derece zevkli. İlerleyen dönemlerde romanlarla geliştirirler herhalde..

Benim stratejim her iki konfigürasyonda da mümkün olduğunca hatred generation'a yüklenerek rapid fire veya benzeri sağ fare büyülerini uzun süre kullanarak maksimum damage verebilmek ve her konfigürasyonda mümkün olduğunca ek Disciple'a sahip olup sıkıntılı zamanlarda ortadan kaybolmak.

Görebileceğiniz üzere karakterin ekipmanı üzerinde yapılabilecek çok şey var. Daha fazla Critical Chance (CC) daha fazla Attack Speed veren ekipmanlar ilk bakışta fark ediliyor. Zaman içerisinde daha fazla altın harcayarak edinilebilir. Ekipmanda MF veya gold find gibi ek özellikler yok. ACT I ve II için ayrıca sandıkta birer set tutuyorum. ACT III için böyle bir kombinasyonum yok şimdilik çok hem yaşayıp hemde iyi loot yapabileceğiniz ekipman çok pahalı.

Demon Hunter dünyasında bir süre daha takılmaya devam edeceğim sanırım. Bu arada Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım beni arkadaş listesine ekleyebilirsiniz...

Hakancez Oyun Dünyasında: Whimpshire Coşkusu



Arada sırada normal yayın akışıma ara verip Hakancez Oyun Dünyasında bölümüne bir şeyler karalıyorum. Bu akşam son zamanlarda olduğu gibi Diablo III başına oturdum. Bu oyunda çoklu oyuncu partilerine katılıp oynamak son derece neşeli. Arada sırada bende takılıyorum. Bugünkü parti de oynarken diğer oyunculara hangi ülkelerde yaşıyorsunuz diyerek bir mesaj attım. Bir oyuncu Türkiye'den çıktı; Lunatic mahlaslı "Ekim Tolga" O da benim gibi Demon Hunter oynuyormuş. Bir süre beraber oynadık daha sonra Diablo III'ün gizli bölümü olan Whimpshire'ı oynamak ister misin diye sordu genç arkadaşım. Bende hemen kabul ettim...


Solda siyah kıyafetli Ekim Tolga, sağda beyaz kıyafetli bendeniz Hakancez :)

Whimpshire gizli bir bölüm. Ancak normal Diablo dünyasından ziyade Seçil'in deyimi ile Tiny Toon dünyasına benziyor. Ancak düşmanlar pek zor. Diablo oyuncularının buraya mutlaka bakması lazım çünkü oldukça değerli eşyalar bulabilmek mümkün. Bende Ekim Tolga sayesinde girdim ve çok güzel eşyalara sahip oldum. Hem buradan kendisine teşekkür edeyim hemde okuyucularımdan Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım dedim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...