Rita Hayworth


Rita Hayworth deyince eklemeden duramadım. Put The Blame On Mame şarkısı meşhur Gilda filminden...



80'ler Gloria Estefan & Miami Sound Machine - Conga



Müzik endüstrisinde illa ki bir Latin kadın yükselir. 1980'lerde kadro Gloria Estefan tarafından doldurulmuştu. 1985 yılında Miami Sound Machine grubu ve Gloria Estefan Conga şarkısı ile geniş kitlelerin ilgisini çekmiş ve listelerde başarı elde etmişti. Aslında grup toplamda 9 albüm yapmıştı bir önceki albümleri de İngilizce idi. Kendi dillerindeki albümler ilgi çekmeyince birde İngilizce deneyelim demişler. Arkasından gelen ikinci İngilizce albüm olan "Primitive Love" ile şöhreti bulmuşlardı.

Aiwa TP-1009


Aiwa TP-1009 kasetçalar. Üretim tarihi; 1980'lerin ortası. Bu ve benzeri cihazlar ben yaştakilerin küçüklüğünde en teknolojik oyuncaklarımızdı. Defalarca kayıt yapar dinlerdim ben mesela. Bizim memlekette Japon markalarından ziyade başta Alman olmak üzere Avrupa markalarının ürünleri daha yaygındı. Gurbetçiler sağolsun :)

Technics Reklamı


Vallahi uzun uzun tespit yapıp yazı yazmaya gerek yok. Şu manzarayı görüp heyecanlanmayan var mıdır? 

Renkli Kasetler


Bu elden ele dağıtılan bir reklam afişi. Zamanında bir kaset kayıt projesi miydi, disk jokey olayı mıydı bilinmez ama renklerini sevdiğim için direkt bloğun içeriğine ilave edildi :)

80ler: Twisted Sister - We're Not Gonna Take It



Bu şarkı bizim memlekette bile nasıl bu kadar tutulmuştu zamanında en ufak bir fikrim yok açıkçası. Muhtemelen Twisted Sister'ın da fikri yoktur. Tüm dünyada Twisted Sister'ın listelerde boy gösterdiği tek şarkıdır benim bildiğim kadarı ile. Stay Hungry albümündeki şarkı zaman içerisinde bir klasik haline geldi. Vokalist Dee Snider'ı yukarıda izlediniz. 1984 yılındaki hali ile aşağıdaki videoda 2015 yılındakine bir bakın. Adam değişmemiş. Bu arada şarkının neden büyük bir hit olduğunu aşağıdaki videoyu seyredince anlıyorsunuz. Binlerce insanın tepkilerine bir bakın...

Alakasız Bir Video Sayesinde Tommy Seebach İle Tanışmak




Farklı müzik tarzlarından şarkıları alıp farklı videolara mikslemek son zamanların önemli akımlarından. Geçtiğimiz dönemlerde bazı örneklerini bloğuma eklemiştim ama bu farklı bir güzellikte. Güzide Amerikalı Death grubu Cannibal Corpse'un alamet-i farikası Hammer Smashed Face şarkısının eklendiği bu klip müthiş.

Ancak orijinali de ayrı bir tat. Orijinal video Danimarkalı absürd insan Tommy Seebach'e ait. "Apache" isimli müthiş şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz. Bu arada yorumlarda bir cümle çok iyi açıklıyor herşeyi. Aşağıdaki klip için 1.000 Dolarlık bütçenin 999 Dolarını LSD'ye harcamışlar ve ortaya bu çıkmış. Doğru söze ne denir ki?

Revox G36


Revox G36 makara teyp reklamı. 1960'larda Revox bir dizi makara teyp ile Avrupa'da rekabeti arttırma peşindeydi. 36 serisi olarak anılan bir dizi cihaz oldukça başarılı oldu. Son derece karmaşık yapılı olan bu cihazların en sonuncusu ve gelişmişi G36 modeli idi ve arkasından meşhur "A" serisi ortaya çıktı.

Zelda Hylian Crest Kulaklık


Legend of Zelda acayip bir olay. Adı Nintendo ile özleşen Zelda oyunlarının acayip fanatikleri vardır. Tabii ki böyle bir insan topluluğu firmalar içinde potansiyel gelir kapısı. Zelda Hylian Crest yukarıda görebileceğiniz üzere kulak üstü bir kulaklık ve telefonlarla kullanabilmesi için dahili mikrofona sahip. Ses kalitesi firmanın iddiasına göre müthişmiş ve 25 Dolarlık fiyat etiketine sahip. Tabii k,i ses kalitesi filan palavradır ancak tasarım konusunda bayağı uğraştıklarını söylemek lazım...

Zelda meraklılarına duyurulur...

Eyyyy Netflix


Yaş ilerleyip belirli bir maddi imkana ulaşınca insan sevdiği şeyleri uğraşmadan yapmak istiyor. Gerekirse alacağınız hizmet için belirli bir miktar para ödemeyi de kabul edebiliyorsunuz. Amerika'dan çıkarak dünyayı değiştiren bir firma Netflix. Televizyon alışkanlıklarını kökten değiştirdiğini kabul etmek lazım. Yıllardır Netflix hizmetlerini ağzımızdan sular akar halde takip ediyorduk. Hatta birçok insan VPN kullanarak üye olmayı başarmıştı. Geçtiğimiz sene Netflix Türkiye'ye giriş yapınca birçok insan gibi bende heyecanlandım.

Televizyon ile alakası olan birisi değilimdir. Dizi filan seyretmekten pek hoşlanmam. Eğer imkanım varsa yayını sona eren dizileri seyretmeye çalışırım. Netflix benim için birkaç belgesel hariç zaten çok cazip değil idi. Örneğin Ken Burns belgesellerine özel ilgim var. Bazıları Netflix'te mevcuttu. Hoş belgesellerden en dikkat çekeni "Jazz" idi, o da Netflix'te yok zaten. Allah'tan DVD setini alıp arşivime koymuşum :)

Seyretmekten keyif aldığım filmlerin neredeyse tamamına yakınının DVD veya VHS'si var zaten elimde. Olmayanlarda telifleri ortadan kalkan 1940'lardan filmler. Birçok arşiv sitesinde mevcutlar. Evde Netflix kullanıcısı olan eşim...


Ben geçen akşam Blade Runner filmini seyretmek istedim. Yeni filmin fragmanını görünce gaza geldim biraz. DVD'yi bulamayınca eşim gel Netflix'te açayım sana dedi ve sonuç hüsran. Böyle bir klasik film arşivinde bulunmuyorsa o platform çöptür benim için.. Neyse DVD'yi buldum bir şekilde seyrettim..

Ertesi gün sohbet arasında, eşimde Netflix'ten memnun olmadığını takip ettiği dizilerin güncel bölümlerinin bir türlü gelmediğini ve hemen her platformda bulunduğunu ama adamların kendi dizilerini bile Türkiye'de geç yayınladığını söyleyince, iptal edelim dedik.

Yazılım çok güzel. Her türlü cihazdan kontrol etme şansınız var. Fiyat konusuna bir şey diyemeyeceğim ama bana makul gibi geliyor. Sorun şu ki, evde Netflix olmasına rağmen hala malum ortamlar ile işimiz oluyorsa, ben ne anladım bu işten...




Yazı Planlamak


Senelerdir bana en çok sorulan sorulardan bir tanesi, bu kadar siteyi nasıl idare ediyorsunuz nasıl vakit buluyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında acayip olduğunu biliyorum. Ancak işlerin içine girince işler hiç zor değil. Örneğin kendi bloğumdan anlatayım sizlere durumu.

Arada sırada vakit bulduğumda -ki ihtiyaç duyduğum zaman yaklaşık 1 saat civarında- bloğuma yazıları ekliyorum. Fotoğraf düzenlemelerini genelde topluca yapılıp yüklendiğim için vakit almıyor. Yaklaşık bir yayın akışı da var kullandığım. Örneğin her Perşembe "Hifi Kızları" günü. Hızlı bir şekilde girişleri yapıyorum. 1 saat içerisinde bazen 2 aylık giriş yapılmış oluyor. Arkasından bunları kullandığım Wordpress veya Blogger yazılımlarına dahil olan planlama araçlarını kullanarak takvimime göre ayarlıyorum.

Böyle olunca 1 ay boyunca belirlediğim tarihte yazılar yayınlanmaya başlıyor. Daha güncel bir şeyler karalamak istediğimde ise onu direkt olarak yayınlıyorum. Böylelikle hemen her ay içerisinde iyi kötü bloğa bir şeyler eklenmiş oluyor...

Öbür türlü otur her gün uğraş iş değil, zaten vakitte yok!

Oyuncak Kale: Krooom King Artur Knights Castle

Ufaklıklar doğdu doğacak, arkasından büyüyecekler derken zaman su gibi akıp gidiyor. Bebek oyuncaklarından upgrade zamanı hızla geliyor. Ben çocukluğumda hatta ortaokul dönemine kadar oyuncaklarla çok haşır neşir olan bir adamdım. Aslına bakarsanız bugün bile önüme oyuncak koyarsanız sessiz sedasız bir köşede oynarım. Zaten hep yazıyorum, oyuncakları ufaklığıma alıyorum yoksa kendime mi alıyorum, burası soru işareti :)

Neyse son zamanlarda bir kale almak istiyordum. Ancak Lego için yaşımız daha ufak. Plastikten bir şey almakta tehlikeliydi. Çünkü arada sırada düşüyoruz ve kendisine zarar vermesini istemeyiz ufaklıkların. Ne alayım diye aranırken, yurtdışında Krooom diye bir markanın yukarıda görülen kale seti ile denk geldim. 49 Dolar fiyat etiketi vardı. Özel bir kartondan üretilmiş çevre ve bebek dostu bir ürün. Hem devasa boyutlarda hemde sevimli bir yandan...

Dur bakalım Türkiye'de mi satılıyor diye bakayım deyince, N11 ve Hepsiburada gibi alışveriş sitelerinde 50-60TL'lik fiyat etiketlerine satıldığını fark ettim ve hemen sipariş verdim. Yurtdışı fiyatına bakınca ortada bir soru işareti olduğunu söylemek lazım ama gelen ürün yurtdışındaki ürün ile birebir aynı. Belki de Türkiye'ye ithal edildi, ilgi görmeyince likide ediliyor bilemiyorum...



Ürün 73 X 48 X 56 cm boyutlarında devasa bir kale. Yapması gayet kolay hiçbir alet edevat gerektirmiyor. Karton ancak oldukça dayanıklı bir türevi. İçerisinden şövalyeler, ejderhalar gibi bir sürü ıvır zıvırda çıkıyor. Burada resimlerini gördüğünüz versiyon erkek çocuklar için olsa da, kız çocuklar için farklı bir pembe versiyonu da var.

Gerek kendi çocuklarınıza gerekse de çevrenizdeki ufaklıklara hediye olarak gönül rahatlığı ile alabilirsiniz. Şiddetle tavsiye ederim...

Atari: Game Over


2014 yılında yayınlanan bir belgeselden bahsedeceğim sizlere. Atari: Game Over. Belgeselin asıl konusu şu şekilde; Atari 2600 için üretilen "E.T. the Extra-Terrestrial" oyunun firmanın batmasına yakın bir döneme denk gelmesi ve oyun kartuşlarının Amerika'nın ücra köşesinde bir çöplük alanına gömülmesi. 2000'lerde birileri bu olaya takıp oyun kartuşlarını aramaya başlar ve eski resimlerden çöplükte gömülmüş olabileceği yeri belirlerler. Belgesel bu kazı hikayesini anlatıyor. Bunun yanında Atari'nin doğuşu ve batışı da anlatılmış.

Bu mevzuu aslında uzun yıllar şehir efsanesi olarak kulaktan kulağa yayıldı. Milyonlarca oyun kartuşunun gömüldüğüne inanılıyordu. Bu arada insanlar Atari'yi "E.T." oyunun kötü olması dolayısıyla battığını düşünüyor. Hatta çoğu zaman "E.T." tüm zamanların en kötü oyunu olarak gösterilir.

Bana sorarsanız "E.T." kötü bir oyun değildi Atari 2600 standartlarında. En azından daha kötüleri vardı. Bu belgeseli seyredince tüm bu şehir efsanelerinin gerçeklerini öğrenme şansınız var.  atari 2600 lafı bile içinizde bir kıpırdanma yaratıyorsa mutlaka seyredin derim...

80'ler: Kim Wilde - You Keep Me Hangin' On


1980'lerin garip müzik akımlarından videolara yer vereyim dedim bu ay. İlk aklıma gelen şarkılardan bir tanesi  Kim Wilde teyzenin "You Keep Me Hangin' On" şarkısı oldu nedense... Yoluk saçlarıyla moda haline gelip, o dönemde çok genç kızımızın güzelim saçlarını mahvetmişti bu teyze...

Bu arada teyze diyorum Kim Wilde 1960 doğumlu :)

Jack White ve Third Man Records


Zamanında televizyonlarda MythBusters programlarından tanıdığımız Adam Savage aslına çok yönlü bir adam. Yakından takip edenler bileceklerdir, amca, film "prop"larından, bir sürü alana kadar koleksiyonculuk konusunda delilik seviyesinde bir durumda. Kendisinin "Tested" diye bir yayını da var ve internetten takip edebiliyorsunuz. Neyse konumuz Adam Savage değil. Asıl olay Jack White...

Jack White veya tam ismiyle John Anthony Gillis, 1975 doğumlu Amerikalı müzisyen. Jack White'ın geniş kitleler tarafından tanınması 2011 yılında dağılan The White Stripes topluluğuyla olmuştur. Jack White ve Meg White tarafından kurulan White Stripes özellikle "Elephant" albümü ile kendilerine sağlam bir yer edinmişler ve albümden yayınlanan "Seven Nation Army" şarkısı ile modern rock şarkı listelerine sağlam bir giriş yapmışlardır. Topluluğun dağılmasının ardında bir dizi olaylar zinciri olsa da, dedikodulara göre Meg White'ın kasetinin (!) ortaya çıkması. Tabii Meg White'ın Jack White'ın eski eşi olduğunu da ekleyelim genel bilgi açısından. Jack White aynı zamanda The Raconteurs ve The Dead Weather topluluklarının da kurucu üyelerindendir. Bu toplulukların hepsi kendi türlerinde geniş dinleyici kitlelerine ulaşmış albümler yaptılar.

Jack White, son yıllarda "Third Man Records" diye plak firması kurmuştu. Yeni müzisyenlerin albümlerinin yanında American Epic serisi ile, Lead Belly, Blind Willie Johnson ve Mississippi John Hurt gibi blues efsanelerinin albümlerini de basıyorlar. İşin güzel tarafı Jack White bir analog meraklısı olarak "Third Man Records" tahmin edebileceğiniz üzere plak basıyor ve bunu kendi fabrikasında yapıyorlar. Yukarıdaki videoda Adam Savage amca "Third Man Records"u ziyaret ediyor...

Steven Levy Hackerlar ve ODTÜ Yayıncılık


Uzun zamandır bloğuma kitaplarla ilgili bir şeyler eklememiştim. Bu süre zarfında kitap okumadığımdan değil okuduğum kitapların belirli bir alana odaklanmış olması, okuyucuların pek ilgisini çekecek şeyler olmaması  ve çoğunlukla nadir olmaları sebebiyle idi. Malleus Maleficarum'un Cambridge Üniversitesi çevirisi veya Birinci Dünya Savaşı Alman Saldırı Birlikleri: Organizasyonları, Taktikleri, Silahları, Savaş Üniformaları (1) gibi kitaplar benim kendi bloğuma taşıdığım tarzda kitaplar değil. Ha tabii ki farklı platformlarda bu konularda bol bol yazışıp çizişiyoruz ama SM platformu bu işler için uygun değil. Neyse...

Eşim son dönemlerde farklı kitapevlerinden çocuk kitapları alıp bizim ufaklığın ilgisini neler çekiyor diye bakıyor. İlginç bir şekilde ODTÜ Yayıncılık aklına gelmiş veya bir yerlerden duymuş ve bir sipariş hazırlamış. Böyle bir sipariş verileceği araya kendi okuyacaklarını da ekler ve bana da haber verir. Eğer ilgimi çeken kitaplar olursa bende siparişe eklerim ve 1 taşla üç kuş vururuz. Siparişini hazırlayıp, "Hakan,  ODTÜ Yayıncılık'tan istediğin bir şey var mı" deyince biraz şaşırdım. Vallahi ne yalan söyleyeyim ODTÜ Yayıncılık konusunda en ufak bir fikrim olmadığı gibi varolduğunu bile bilmiyordum. Ayıp diyenler olacaktır ama tarih tarafında benim ilgilendiğim konularda herhangi bir yayınları olmadığı için bir yandan da gayet doğal bu cehalet hali(m)....

Hemen şöyle bir "Tarih" bölümüne baktım, ilgimi bir şey çekmedi. Sonra "Bilgisayar" kategorisini gördüm. Kevin Mitnick'in iki kitabının Türkçe'ye çevrilmiş olduğunu gördüm, şaşırdım. Bunları seneler önce okumuştum. Ancak asıl bomba okuma listeme eklediğim Steven Levy'nin Hackerlar kitabı oldu. Yakın zamanlarda eski bilgisayarlara kafayı fena halde takmış bir adamın okuma listesinde bu kitabın olması gayet doğal.


Steven Levy 1951 doğumlu Amerikalı bir gazeteci. Bilgisayar, teknoloji, kriptografi, internet, siber güvenlik ve internette gizlilik üzerine kitapları çok değerli. Levy, uzun yıllar Wired dergisinde kıdemli editör olarak müthiş yazılar yazdı. Meşhur Newsweek dergisinin uzun yıllar teknoloji editörü oldu. Macworld, New York Times, gibi bir sürü dergide yayınlanmış makaleleri var ve bu makaleler gerçekten içi dolu makalelerdir.

Apple firması ve dolayısıyla Steve Jobs ile ilginç bir ilişkisi vardır örneğin. Apple'ı sevdiğini hiç saklamaz. "The Perfect Thing" kitabında "iPod" konusunu bence çok mantıklı şekilde ele almıştır. Bazı eleştirmenler tarafından biraz taraflı bulunmuş bir kitap olduğu söylenir ama "iPod"un müzik endüstrisini kökten değiştirdiğini düşünürsek bence bu eleştiriler bayağı haksız. En azından ben sevmiştim kitabı ve taraflı da bulmamıştım doğrusu...

Neyse 1984'te bilgisayarların günümüzde bildiğimiz ve kullandığımız makinelere nasıl bir adım adım evrildiğini anlatmak için "Hackerlar: Bilgisayarın Devriminin Kahramanları"nı kaleme aldı. Özellikle bilgisayar hackerların "ahlakı"nı ele alıp, o dönemlerde hackerların "yaşamı daha iyi hale getirmek" ve "bilgiyi özgürleştirmek" mücadelelerini anlaşılır bir dille anlattı. Bu kitabın bir özelliği, kitapta adı geçen her önemli isimle röportaj yapıp, 1970'lerin bu müthiş zaman dilimine gerçekten ışık tutmuş olmasıdır.

Kitap, benim gibi bilgisayar meraklılarının elini ayağını titreten IBM TX-0 ve PDP-1 gibi erken dönem bilgisayarların başına üşüşen genç hackerları anlatmaya başlıyor. Arkasından "Spacewar!" gibi tarihi değiştiren oyunlardan, telefon hatlarının manipule edilmesinin hikayesine kadar tüm önemli olaylar son derece akıcı bir dille ve en önemlisi anlaşılır şekilde anlatılıyor. Bu aralar zaten acayip derecede takıntılı olduğum Altair 8800 ile bilgisayarların geniş kitlelere yayılmasından 1980'lerin başlarına kadar önemli olayları ele alıyor.

Yazdığım gibi bu kitap zaten okuma listemdeydi ve Türkçeleştirildiğini görünce balıklama atladım tabii. ODTÜ Yayıncılık, kitabın 2010 yılında güncellenmiş baskısını çevirmiş ve çok hayırlı bir iş yapmış. Güncellemelerde, Bill Gates ve Mark Zuckerberg gibi isimlerle yapılmış söyleşilerden bölümler var. Kitabın çevirisi gayet başarılı ve akıcı. Tabii ki ufak tefek hatalar var  ama konu bütünlüğünü bozan veya göze çarpan bir sorun yok. Çeviriyi yapan Emel Aslan'a kocaman teşekkürler.


Kitabın Türkçe çevirisinin kapağını çok sevmedim. Benim favorim en son baskının yukarıda görülen kapağı. "Hakan Bey manyak mısınız nelere takıyorsunuz"  diyenler olduğuna eminim ama böyleyim ne yapalım :)

Şimdi gelelim işin aksiyon tarafına :) 

Eşim  ODTÜ Yayıncılık'a siparişini verdikten bir gün sonra kargo elimize ulaştı. Bizim ufaklığı uyutup hemen kitabı okumaya başladım. 48. sayfaya geldiğimde kitap bir anda 113. sayfaya geçince bir an aptallaştım sonra da bastım küfrü tabii ki. Yaklaşık 65 sayfalık bir eksiklik söz konusu idi. Kitabın iki bölümü komple eksikti ve kronolojik ilerleyen bir kitapta atlama yapabilmek mümkün değil. Gece yarısı durumu anlatan bir mesaj gönderdim bir kaç tane de fotoğraf ekledim. 

Uzun zamandır büyük internet kitap satıcılarından bir şey satın almıyorum. Kitaba sıradan bir "mal" gibi yaklaşıyorlar ve yaşanan sorunlarda nedense empati yapmak yerine işleri yokuşa sürüyorlar. Ne kredi kartı slibinizi mi attınız, o zaman kitabınız arızalı (evet bunu kulağımla duydum) da olsa değiştiremeyiz gibi saçmalıkları duymanız mümkün. "Nah değiştiremezsiniz" deyince de kızıyorlar bir de.

Aslına bakarsanız hem ben hemde Seçil Hanım, kitapları, kitapçılardan satın almayı severiz. Ancak son yıllarda internet üzerinden satılan fiyatlarla, kitapçılardaki fiyat etiketleri arasında uçurumlar oluşmaya başladı maalesef. İnsanlar tabii ki ceplerini düşünecekler -ki buna bizde dahiliz- ama bu durum o sevdiğimiz kitapçıların kapanmasına veya meraklılara sunabildikleri kitapların azalmasına yol açtı. Her sektörde yaşanan şeyler işte. Ancak işin kötü tarafı internet üzerinden kitap satışının köşe başlarını büyük firmalar tutmaya başladılar ve bir sürü saçmalık ile uğraşmak zorunda kalmaya başladık. Bu yüzden yayınevlerinden alışveriş etmeyi tercih ediyoruz. En azından kitaplarına "mal" gözüyle bakmıyor bir çoğu... 

Bakalım ODTÜ Yayıncılık ile nasıl bir macera yaşayacağız derken, 15-20 dakika sonra bir mesaj geldi. Bu arada saat gece yarısını geçmiş durumda! Can  Bey diye birisinden geliyor; "kusura bakmayın, yarın yenisini kargoya vereceğiz" minvalinde bir mesaj, bizim memlekette alıştığımız bir olay değil. 

Ne kredi kartı slibi isteyen var, kitabı önce geri gönderin, inceleyip uygun görürsek yenisini gönderelim diyen var. Bizim memlekette böyle şeylere alışkın değiliz yahu. Velhasıl kelam Pazartesi günü kitabım elime ulaştı keyifle okudum. Şimdi ikinci tur ayrıntılı okumamı yapıyorum. Teşekkürler  ODTÜ Yayıncılık! 

Benim gibi bilgisayarların geçmişine meraklı herkese tavsiye edeceğim bir kitap. Fiyatı gayet makul, çevirisi gayet başarılı, içerik zaten müthiş. Bu yazıyı yayınladığımda 17TL'nin aşağısına satılıyordu bu kitap ki, hatırladığım kadarı ile İngilizcesi 3 katı daha pahalı olması lazım. Bir de herşeyin ötesinde bir sorun yaşandığında onu çözecek hemde kısa zamanda çözecek birileri var karşınızda. Eh daha ne olsun. 

Ben gaza geldim kitabı satın alacağım derseniz buradan ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz. Bu arada çocuğunuz varsa ilgili bölüme de bakmayı unutmayın derim... 


(1) German Assault Troops of World War I: Organization Tactics Weapons Equipment Orders of Battle Uniforms, Thomas Wictor amcanın yazdığı uzuuun bir araştırma kitabı diyebiliriz. Siper savaşı hengamesinin içerisinde karşı tarafa baskın yapabilmek için geliştirilen taktikler ve kullanılan ekipmanlar konusunda merakınız varsa müthiş bir kitap... 

Dünyanın En Sevimli Pikap Kolu



Muhtemelen dünyanın en sevimli pikap kollu.

AEG Magnetophon 1944


Alman AEG firmasının Magnetophon modeli. Üretim yılı 1944. Bu ürünlerin ataları ilk kez 1935 yılında Berlin Radio Show'unda gösterilmişti. AEG bu dönemlerde bu ilginç cihazları ilk kez üretmiş ve hiç durmaksızın geliştirmeye başlamıştı. İlerleyen yıllarda Alman firmaları hızlı şekilde manyetik teyp çalarlar konusunda uzmanlaştılar. Çok uzun seneler bu alandaki liderliği de kimseye bırakmadılar...

Plak Kolisi Bulmak!

Luxman K-04


Luxman K-04 kasetçalar. Ben hiç denk gelmedim ama tasarımı oldukça keyifli...

Raspberry Pi Maceraları


Stereo Mecmuası'nın uzun soluklu yazı dizilerinden olan "Raspberry Pi Maceraları"nın ikinci bölümü tamamlandı. İlk bölümde Allo Audio firmasının Boss DAC kartını mercek altına alıp, 5 yazı boyunca kurulum ve optimizasyonları yapmış ve arkasından ses performansını mercek altına almıştık.

Bu defa ise yine aynı firmanın Piano 2.1 DAC ve Kali re-clocker kartlarına bir bakış attık. Yeni seri yazılara buradan ulaşabilirsiniz. Devamı tabii ki gelecek...

Plak Rafı Yapımı



Youtube'da takip ettiğim bazı kanallar var. Bunlardan bir tanesi Alman Laura Kampf isimli bir hanım kızımızın kanalı. Bu hanım kızımızın on parmağında on marifet var. Farklı malzemeler kullanarak çeşitli mobilyalar, ekipmanlar ve aksesuarlar üretiyor ve bunları harika video'lar ile meraklılara sunuyorlar. İnsanın aklına bazen harika fikirler geliyor. Yukarıya plakları için yaptığı bir raf sistemi yaptığı videosunu ekledim ama isterseniz kanalına üye olup eklediği videoları takip edebilirsiniz...

Denon/Columbia MAT-3


Denon/Columbia MAT-3 amplifikatör. Kanal başı 50w güç üretebiliyor. Ağırlığı yaklaşık 5 kilogram! Üretim tarihi 1968.

O yıllarda farklı pazarlarda farklı markalar kullanılıyormuş. Özellikle Japon firmaları o yıllarda ucuz ve dolayısıyla dandik imajını ortadan kaldırabilmek için farklı markalar kullanıyormuş özellikle de Amerikan pazarında. Bu dönemlerin akabinde o dandik ve ucuz Japon malı algısı tabii ki değişerek kaliteli imajı geldi. Günümüzde Çinliler aynı yoldan ilerliyorlar...

Tandberg Reklamı


Tandberg firmasının reklamı. Bu reklam 1990'larda yayınlanıyormuş. Belki bizim memleketimizde çok popüler olmuş bir marka değil ama yurtdışında özellikle kayıt ekipmanları ile bayağı tanınan bir firmaydı Tandberg. Ancak tüm bunlar firmanın batmasını engelleyemedi maalesef...

Vintage Oyun Konsolu Yapalım: Retropie Kurulumu


Raspberry Pi üzerinde oyun konsolu çalışmalarına devam ediyoruz. İlk olarak RetroPie web sitesine giderek uygun imajı indireceğiz. Uygun imaj derken kullanacağımız Raspberry Pi'ye uygun versiyonu indirmemiz gerekiyor. Bu indirdiğimiz imaj dosyası ekstra bir işletim sistemine ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Bu imaj sayesinde mini bilgisayarımız direkt olarak RetroPie  yazılımı ile açılacak. 

İmaj dosyasını indirirken, bu dosyayı SD karta yazabilmek için ise özel bir yazılıma ihtiyacımız var. Aradan onu da çıkaralım. Eğer Windows kullanıcısı iseniz Win32DiskImager programını indirmelisiniz. Mac kullanıcıları Apple Pi Baker yazılımını, Linux kullanıcıları ise komut satırı veya Etcher yazılımını kullanabilirler. Ben Windows kullanıcısı bakış açısından devam edeceğim. İlk olarak buradan Win32DiskImager yazılımı indirelim ve hemen arkasından bilgisayarımıza kuralım. Kurulum saniyeler içinde herşeye “ileri” diyerek bitiyor :)

Kurulumun ardından aşağıdaki görüntü karşınıza çıkacak. Burada kırmızı okla işaretlenmiş yere tıklayacağız.


RetroPie yazılımını indirdikten sonra WinZip veya benzeri bir yazılım ile arzu ettiğiniz bir klasör içerisine açın. Adının sonunda  ".img” dosya uzantısına sahip dosyanız olacak. Bu imaj dosyasını yerleştirdiğiniz klasöre gidin ve “open” “aç” seçeneğini tıklayın. İşlemi doğru yaptıysanız imaj dosyasının adresi çıkmış olacak. Bu işlem sırasında asıl dikkat edeceğiniz şey, "Device" bölümündeki harfin sizin mikro SD kartınız ile aynı olması.

Bunu eğer isterseniz “Bilgisayarım”dan kontrol edebilirsiniz. Çünkü birazdan bu harf ile temsil edilen sürücüyü tamamen sileceğiz ve yeniden formatlayacağız. Kazaran yanlış sürücüyü silmeyin. Aman dikkat. Herşeyden emin olunca 3 ile işaretlenmiş “Write” seçeneğine tıklayınız. Artık kartınız silinecek ve RetroPie yazılımı yüklenecek.


Bu işlem kart hızınız ve kart okuyucunuzun modeline göre biraz uzunca sürebilir. Bekleyişin ardından sonunda SD kartınız hazır hale gelecek ve Raspberry Pi’ye takılacak. SD kartımızı taktığımıza göre artık ayarlarımızı yapmaya başlayabileceğiz... 

Vintage Oyun Konsolu Yapalım 1. RetroPie Nedir? 2. Ön Hazırlıklar 3. Mikro SD karta RetroPie Kuruyoruz 4-


Birde hoparlörlerin Nerede Olduğunu Çözebilsem


Raspberry Pi Maceraları Devam Ediyor


Stereo Mecmuası'nın uzun soluklu yazı dizilerinden olan "Raspberry Pi Maceraları"nın ilk bölümü tamamlandı. İlk bölümde Allo Audio firmasının Boss DAC kartını mercek altına alıp, 4 yazı boyunca kurulmunu ve optimizasyonlarını yaptıktan sonra ses performansı ile alakalı yazıyı da yayınladım. Ses performansı konusu uzun zamandır merak ediliyordu. Meraklıların ilgisini çekeceğini umuyorum. Stereo Mecmuası'ndaki yazının son bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.


Yazıda yazdığım gibi Raspberry Pi Maceraları burada bitmeyecek. Daha bir sürü HAT deneyeceğiz, işin yazılım tarafı var. Anlayacağınız coşku büyük....

Tannoy Ampli Reklamı


Tannoy'un amplifikatör ürettiğini biliyor muydunuz? Cevabınız hayırsa işte reklamı...

Edison Phonograph


Edison fonograf reklamlarında kullanılan fotoğraflardan. Bu beyaz adamın yerlileri teknoloji ile tanıştırma konusundaki isteğini anlamak mümkün değil. Ulan bıraksaydınız adamları huzurla yaşasalardı... 1900'lerin başlarından...

Tascam BR-20


Tascam BR-20 profesyonel makara teyp kullanım kılavuzu. Daha doğrusu servis kitapçığı. Geçenlerde benzer bir makara teybin servis kitapçığını inceleyeyim dedim, resmen kafam döndü. Bu aletler ile uğraşmak gerçekten kabus...

Dev Ekran Televizyon


General Electric firmasından dev ekran bir televizyon sistemi. Bu sistemi taşıyabilmek için bir vinç gerekiyor... Hocam biz bir halt geliştirdik ama evinize nasıl sokarsınız bakışlı amcaya dikkat :)

1930lar Sineması


1930'ların Amerikasından bir Sinema. Sinemanın afişlerinde kullanılan ekipman ile ilgili yazılar dikkatinizi çekmiştir. O dönemlerde sinemalar filmlerden ziyade kullanılan projeksiyon teknolojisi ve ses sistemleri ile rekabet ediyorlarmış...

Authentic 3001


Authentic 3001 hoparlör. Authentic markası NEC firması tarafından üst sınıf hi-fi ekipmanı için kullanılan bir alt arka.   Hoparlör 1993 yılında üretilmiş... Zaman zaman Japon firmaları eksi markalarını hortlatmaya çalışıyorlar ama bunda pek başarılı olmuş örnek yok. Ürünlerin iyiliğinden veya kötülüğünden değil tabii ki bu başarısızlık. Acayip fiyatlardan...

Plak Kapakları: Organ Fantasy


Aslında plak kendisini gayet güzel anlatıyor. Org müziğinin en bilindik eserleri bu plakta. Burası tamamda kapaktaki ablamız ve fantezi işin içine girince anlam kayması oluyor. Benim mi fikrim kötü yoksa şu kapağı tasarlayan muhteremin kafası iyiydi bilemiyorum :)

Dostlar Alışverişte Görsün


Vintage Oyun Konsolu Yapalım: Ön Hazırlıklar


Alışveriş listemiz aslına bakarsanız gayet makul mantıklı bir dip toplama sahip. Tabii ki bize ilk gerekli olan şey bir adet Raspberry Pi 3. Temmuz 2017 itibarı ile Samm Teknoloji firmasından yaklaşık 165TL karşılığında alabilirsiniz. Akabinde bir adaptöre ihtiyacımız var. Bu adaptörlerde 5.0V değerine bakacağız. Bu noktada eğer akıllı telefon kullanıyorsanız onun adaptörünü bile kullanabilirsiniz. Ancak “Pi 3” ile 2.5A bir adaptörün kullanılması tavsiye ediliyor.Eğer arzu ederseniz Raspberry’nin kendi resmi adaptörlerini de kullanabilirsiniz. Gayet kaliteli olan bu adaptörler Temmuz 2017 itibarı ile yaklaşık 41TL’lik bir fiyat etiketine sahipler. Yalnız adı sanı duyulmamış dandik adaptörlerden uzak durmanızı öneririm. Bu adaptörler hiçbir zaman kutularında yazan değerleri vermedikleri için sorun yaşamayın. Adaptör ve bilgisayar işini hallettik :)

Tabii ki kurulum için USB bir klavye ve mouse'a ihtiyacımız olacak. Bunlar sanırım her evde bulunacak şey. Ancak dizüstü bilgisayar kullanıcısı iseniz en ucuzundan birer tane alın geçin. Bunlar haricinde tabii ki, gamepad, joystick tarzı oyun kontrolcülerine ihtiyaç duyacaksınız.


Aslına bakarsanız piyasadaki hemen her USB oyun kontrolcüsünü kullanabilmeniz mümkün. Almışken Logitech F310 tarzı bir gamepad tercih edin. Bunlar haricinde XBox veya Playstation kontrolcülerini de edinebilirsiniz. Canınız ne istiyorsa onu alın.

Ben ise her oyun konsolunun kendi kontrolcüsünün replikasını satın alıp kullanıyorum. Nintendo, Sega vesaire hemen her eski konsolun gamepad'lerinin yeniden üretilmiş versiyonları çeşitli Çin sitelerinde üç kuruşa satılıyor. Bunların biraz daha kaliteli olanları da matah paralar değil. İlk adımda standart bir gamepad ile idare edin, baktınız olaya sardınız sonrasında gamepad işini abartırsınız :)


Hem işletim sistemimizi hemde oyunlarımızı yükleyeceğimiz SD kartı seçerken biraz dikkatli olun. Eğer daha modern konsolların oyunlarını da oynamak istiyorsanız olaylar artık GB boyutlarına geldiğinden kapasite konusunda yüksek mikro SD kartları tercih edin. Mutlaka Class 10 ve üzerinde hıza sahip bir kart seçmenizi de öneririm. Kart satın alırken biraz araştırma yapın ve ihtiyacınıza uygun bir boyut seçin. Ben senaryoya göre 64 veya 128GB boyutlarında kartlar tercih ediyorum. SD karta çok para yatırmayayım derseniz USB bir flash disk üzerine de oyunlarınızı yükleyebilirsiniz. Ben uğraşmak istemediğimden mikro SD kart über allez :)


Bundan sonraki adımlar opsiyonel. Ben "Pi"lerimi her zaman bir kasa içerisinde tutmayı seviyorum. Uzun saatler çalıştırdığım içinde ısınma konusuna biraz önem veriyorum. Kasa olayı son derece bol seçenekli bir dünya. Arzu ettiğiniz tarzda bir kasa satın alıp "Pi"nizi içine gömebilirsiniz. Hem Türkiye'de hemde yurtdışında bol bol seçenek var. 

"Pi"nin işlemci ve kontrolcülerinin üzerine ben genelde birer tane heatsink yapıştırıyorum. Bir işe yarıyor mu derseniz eh işte diyebilirim. Tabii ki, b*kunu çıkartayım derseniz, özel ve büyük heatsink'ler kullanarak ciddi soğutma operasyonlarına girebilirsiniz. Meraklılar  "Pi"lerini su ile bile soğutuyorlar. Şunu söylemek gerekirse  "Pi" çok ısınmıyor ve ciddi bir overclock aralığı olmadığından çok abartmanın alemi yok... İlerleyen zamanlarda bu konuya da el atarız isteyen olursa...


Ben kasaların içine dostlar alışverişte görsün diyerek minik bir fan takıyorum. Bildiğiniz gibi fanların boyutları küçüldükçe gürültüleri artıyor. O yüzden devirlerini düşürebilir veya istediğiniz zaman çalıştıracak bir düzenek kurabilirsiniz. Dediğim gibi bunlar çok gerekli değil. Gün sonunda "Pi 3" adaptör, mikro SD kart ve bir joystick bize asıl gerekenler...



Vintage Oyun Konsolu Yapalım 1. RetroPie Nedir? 2. Ön Hazırlıklar 3. Mikro SD karta RetroPie Kuruyoruz 4-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...