Pikap Kolye Ucu



Yukarıdaki pikap şeklinde kolye ucu Etcy çevirimiçi sitesinde bir dönem satılıyordu sanırım hala vardır. Etcy insanların kendi tasarımları paylaşabildikleri ve satabildikleri bir yapı. Ama daha çok bu tarz şeyler satıldığı için eBay gibi sitelerden ayrılıyor. Oldukça eğlenceli bir tasarım ve farklı renkleri de mevcut. Aslında bu tasarım veya benzeri bizim memleketteki bu tarz aksesuarlar satılan mekanlarda da iş yapabilir. Kimbilir belki esinlenerek benzerlerini yapan bir tasarımcı çıkar…

JBL Paragon



Her zaman yazıyorum tüm zamanların en fetiş hoparlörlerinden bir tanesi muhtemelen JBL Paragon’dur. Artık defalarca yazdığım üzere tam adıyla D44000 Paragon, JBL tarihinin en uzun dönem üretilen hoparlörlerinden bir tanesidir. 1957 yılında üretilmeye başlayan hoparlör 1983 yılında üretimden kalkmıştır. Aslında 1980′li yıllarda özellikle Uzakdoğu’da talep devam etmesine rağmen üretimden kaldırılmasının sebebi üretiminin çok zor olmasıdır. Paragon mantık olarak bir çift hoparlörün aynı kabin içerisine yerleştirilmesidir. Tasarım Richard Ranger tarafından yapılmıştır. Günümüzde bu hoparlöre sahip olmak isteyen Uzakdoğu’lular sayesinde fiyatlar uçmuş durumda. eBay gibi açık arttırma sitelerinde ise 60′larda üretilmiş iyi durumdaki Paragon’lar için kan gövdeyi götürüyor diyebileceğimiz kapışmalar yaşanıyor. Veya hurda halde olan Paragon'lar yukarıdaki gibi harika restorasyonlardan geçiyorlar.

JVC Kenwood Forest Notes



Geçen haftalarda JVC Kenwood firmasının Forest Notes isimli hoparlörlerinden bahsetmiştim. Bu kez daha düzgün bir fotoğraf var elimde ve tam olarak ne olduğunu öğrendim. Bu hoparlörler çevreci fikirlerle ortaya çıkmışlar ve doğal bir ortamda doğal sesler sunuyorlarmış. Kasayı bir nevi hoparlör olarak kullanan tasarımcılar Japon geleneklerine uygun bir tasarım anlayışı ile üretmişler ürünü. Tüm bunlar hoparlörlerin 3000 Dolarlık fiyatını açıklamıyor. Ne diyelim yerseniz işte...

Filmlerde Pikaplar ve Plaklar; Get Yourself a College Girl



Get Yourself a College Girl oldukça eski bir film. 1964 yılında Metrocolor tarafından yayınlanan film bir komedi ve günümüzde bir klişe haline gelmiş plaj partisi konusunda güzide bir örnek. Filmin konusu bir kolejde okuyan hanım kızımız şarkılar yazmaya başlar. Kızımız güzel olunca yapımcılar onun peşine düşer. Eh işte yıl 1964 gerisini siz tahmin edin. Filmle alakalı olarak sonraki yıllarda bir sürü yorum yapılır. Film feminizmin düşüncesi öncesi ilk mesajları veren filmlerdendir ve dönemin rock müzik dinleyen gençliğine eleştirisel bir bakış atar. Filmdeki en önemli sahne Brezilyalı şarkıcı Astrud Gilberto'nun filmde gözükmesi. Diğer önemli olay ise Mary Ann Mobley'in yine güzel olmasıdır...

Absürd Plak Kapakları: The Knack - My Sharona



The Knack, Amerikalı bir New Wave rock topluluğu. Los Angeles'ta kurulan topluluk yaptıkları ilk single ile büyük ilgi çeker. Bu şarkının ismi "My Sharona" 1979 yılında yayınlanan şarkı kapağını yukarıda gördüğünüz Get the Knack albümünde de yer alır. Zamanında Billboard Hot 100 listelerinde bir numaraya yükselir. 1979 Top Pop Singles (pop şarkıları) listesinde zirveye ulaşır. İşin ilginç tarafı The Beatles'ın "I Want to Hold Your Hand" single'ından sonra ki 1964 yılında yayınlanmıştır, o döneme kadar en hızlı satılan single olmuştur. Tüm bunlara rağmen kapak tam bir facia. Bu arada merak edenler için "My Sharona" şarkısı aşağıda...

Hydraulic Reference



Yukarıdaki videoda tam anlamıyla bir fetiş objesi olan Hydraulic Reference pikap var. Bu pikabı aslında hepimiz Michell olarak tanıyoruz. Bu pikap aslında David Gammon tarafından tasarlanmış olsa da, yukarıdaki video daki versiyonu da John Michell’in ürettiği bir versiyon. Zaten bu konudaki kavga dövüş uzun yıllardır devam ediyor. Michell toprağı bol olsun, vefat edince son durum ne oldu o konuda bir fikrim yok. Aman neyse videoda pikap muhteşem görünüyor..

Philips SQ-C60


Eskiden kasetlerin hüküm sürdüğü çağlarda bir anda ortaya çıkan renkli kaset akımını hatırlıyor musunuz? Hatta yerli üreticiler bile o dönemlerde böyle renkli kasetleri piyasaya sunmuştu. Ben ilk önce Maxell markasında görmüştüm bu kasetleri. Yurtdışında bir müzik mağazasında turuncu renk kasetleri görünce hemen satın almıştım. Tabii rengarenk seçenekler vardı. Geçenlerde internette gezinirken bu trendi kimin başlattığına dair bayağı yazışma vardı. Bir arkadaş bu renkli kasetlerden bir Philips modeli için animasyon hazırlamış ve pek hoş olmuş.

The Ramones - Blitzkrieg Bop



The Ramones'un meşhur Blitzkrieg Bop şarkısı kendi adları ile aynı adı taşıyan albümden.. Albüm 1976 yılında yayınlandı. Topluluk aslında 1974 sonlarında ancak 1975 yılında etkili olarak ortalıkta ve en önemlisi konserlerdeydi. Elden ele dolaşan kayıtlarda özellikle “Judy Is a Punk” ve “I Wanna Be Your Boyfriend” şarkıları pek seviliyordu. Climax Blues Band, Barclay James Harves gibi toplulukları bünyesinde toplayan Sire Records zaman içerisinde bir dönüşüm yaşamış ve punk topluluklarının albümlerini yayınlar hale gelmişti. Plak şirketi topluluğun popülerleşme potansiyelini keşfedip ve en önemlisi konserlerindeki durumu tespit edip bir anlaşma imzalar. Albüm kaydına hemen girilir. Albümün prodüksiyonuna bayağı para yatıran Sire Records söylenen o ki, büyük orkestraların kayıtları kadar özenli bir kayıt gerçekleştir. Albümü dinleyince bu pek belli olmuyor. Şarkı mühim şarkıdır, albümle alakalı kapsamlı bilgi burada. Bu videonun en sevdiğim yanı seyircinin düştüğü durumdur...

Mobile Fidelity Reklam



Mobile Fidelity günümüzde çok sevilen bir firma. Hem bastıkları albümlerde yaptıkları remaster çalışmaları başarılı hemde bazı aksesuarlar konusunda (örneğin plaklar için inner sleeve yani iç kılıf) çok iyi seçenekler sunuyorlar. Firmanın kurulduğu ilk senelerden bir reklam. Yarım hızda baskı, süper kaliteli kapak ve iç koruma kılıfı yani bugün Mobile Fidelity ve bazı diğer firmaların yaptıkları iş aynıymış Tek fark bugünkü gibi iki tık ile sipariş verememek. Yapmanız gereken poponuzu kaldırıp en yakın müzik markete gitmek. Bence böylesi daha zevkli ama günümüzde çok az müzik market kaldı ne yazık ki...

Plak Aramak



Yukarıdaki fotoğraftaki adam yerine ben olsaydım diyenler çoğunluktadır bizim sitenin okuyucuları arasında. Bu amca bir plak mağazasının çatı arasında atılmış plakları inceliyor. Çeşitli belgesellerde anlatıldığına göre Amerika'da müzik mağazacılığı sistemi çökünce bu tablo çok görülür olmuş. 1980'lerde böylesine yığınlar arasına seferler yapılıyormuş müzik meraklıları tarafından. Çünkü Amerika'da küçük köy ve kasabalarda bile müzik mağazaları olduğu söyleniyor. Kimbilir neler çıkmıştır. İnsan heyecanlanıyor düşüncesiyle bile...

Marshall Taşınabilir Hoparlör



Aaa Marshall yeni gitar amplifikatörümü üretti diyeceksiniz ama bu ne yazık ki taşınabilir müzik çalarınızı bağlamak için üretilmiş bir hoparlör. Çinli Hanwell firması tarafından üretilen bu ürün Marshall firmasının 50. yılı anısına yapılmış. Bu firma ülkemizde D&R gibi mağazalarda da görebileceğiniz Marshall kulaklıklarının üreticisi. Tamam logo, tasarım filan aynı ama ses kalitesi pek iç açıcı değil ürünlerin. En azından kulaklıkları dinledim ve pek beğenmedim...

Hoparlörlerin Tarihçesi Posteri



Hifi Posters isimli İngiliz bir firma pikapların tarihçesini gösteren bir poster yayınlamış diye bir haber yazmıştım. Aynı firma bu kez hoparlörleri konu alan bir poster yayınlamış.. Poster 19. yüzyılın meşhur horn sistemleri ile başlıyor. B&W, Dynaudio, PMC, ProAc, Sonus Faber, Wharfedale, Wilson Benesch, Spica, Blueroom Minipod, Harbeth, Meridian, KEF, Audio Note, ATC, Rogers, Spendor, JBL, Altec, Mission, Quad, Bang & Olufsen, Acoustic Energy, Martin Logan, Living Voice, Bose, Cabasse, Tannoy, Acoustic Research, Mcintosh, Epos, Charles Eames, Naim gibi bir çok markaya yer verilmiş. Bazı eksiklikler yok değil ama eğlenceli... Fiyatı yine yaklaşık 15 Sterlin...

Dual 701 Reklamı



Ülkemizde çok fazla denk gelmediğimiz Dual 701 modeli pikabın reklamı. O dönemin reklamlarına göre bu pikap önceki modellere göre çok hızlı çalışan bir otomatik mekanizmaya sahipmiş. Bu otomatik mekanizmaların her şey iyi hoş ama yıllar içerisinde bakım yapmadığınızda çok sıkıntı yaratıyor. Bunu bilmeme de nedense turuncu renkli reklamlar 1970'li dönemleri hemen hatırlatıyor. Herhalde bu rengin en çok kullanıldığı dönemlerdi.

Bangkok'tan Bir Müzik Mağazası



Tayland'In başkenti ve tabii ki en kalabalık kenti Bangkok'tan bir müzik mağazası. Batılı bir meraklı tarafından çekilen fotoğraf çok keyifli falan ama Uzakdoğunun mistik ülkelerinden plaklara ve özgün topluluklara meraklı ilginç tipler var. Özellikle 1970 ve 80'lerde batı etkisi ile yerel ezgileri birleştirerek absürd füzyon örnekleri yapıp bunları albüm olarak yayınlamış ilginç müzisyenlere denk geliyorum arada...

Çizgi Romanlarda Pikaplar: Ricky

Frank Margerin'in Lucien karakteri. Fransız çizerin 1979 yılında yarattığı Lucien karakteri müthiştir. 1970'ler ve 80'lerde Fransa'da kenar köşe mahallelerde yaşayan rockçu tipleri çizen is Margerin uyuşturucu hariç (onu da o anlatmaz siz anlarsınız) her türlü coşkuyu anlatır ve Lucien ile arkadaşı Ricky maceradan maceraya atılırlar. Bu çizgi romanlar ülkemizde yayınlandı mı bilmiyorum ama zamanında Gırgır dergisindeki "Grup Perişan" bana her zaman Lucien ile arkadaşı Ricky'nin yerel versiyonu gibi gelmişti. Yukarıdaki kare 1983 yılında yayınlanan Ricky; Votez Rocky romanından..

Çizgi Romanlarda Pikaplar: Gaston Lagaffe



Gaston süper bir çizgi roman karakteridir. 1957 yılında Belçikalı çizer André Franquin tarafından ilk kez çizildi ve Fransız/Belçika çizgi roman dergisi efsanevi Spirou'da yayınlanmaya başlandı. Sinirli, sakar, deli bir karakter olan Gaston hafızam beni yanıltmıyor ise ülkemizde Şapşal (salakta olabilir emin değilim) Gazi olarak yayınlanmış. Ben Fransız Kültür'den Fransızcalarını okumuştum. Yukarıdaki kareler "1972 yılında yayınlanan "Le géant de la gaffe" bölümünden...

Çizgi Romanlarda Pikaplar: Tintin


Yukarıdaki kare 1976 yılında yayınlanan "Tintin et les Picaros"tan bir kare. Bunu okuduğumu dün gibi hatırlıyorum. Güney Amerika'da geçen bir maceraydı. Aztekler, altınlar ve tabii ki laf arasında geçen askeri rejimler. Fransızca öğretilen bir okulda okuyunca ister istemez tüm Fransızca çizgi romanları okumuştum. Aslına bakarsanız buna bayılıyordum. Evde bayağı bir şey duruyor olması lazım ama bir ara tüm bunları bulmak ve tasniflemek lazım. Çizgi roman dünyasını uzun zamandır takip edemiyorum vakitsizlikten. Belki bu vesile ile yeniden o güzel dünyaya dönerim...

Akıllı Telefon Satın Alma Macerası



Biliyorsunuz arada sırada aldığım bazı hifi dışı cihazlarla alakalı bir şeyler yazıp çiziyorum günlüklerimde. Tabii ki bu yazılar bir inceleme kıvamında olmuyor sadece kullanıcı deneyimlerimden bahsetmeye çalışıyorum. Tüketici elektroniği konusunda inceleyebileceğiniz bir çok site var ancak ben hepsinin tarafsız ve düzgün olduğuna inanmıyorum. Özellikle bilgisayar alanında incelemeler ve kendi deneyimlerimi üst üste koyduğumda örtüşmeyen incelemeler yayınlayan siteleri kâle almamaya çalışıyorum. En beğendiğim oluşum Teknoseyir.  Dürüstlüklerine yürekten inanıyorum. Tüm bunları neden yazdığımı ilerleyen satırlarda anlayabileceksiniz...

Bir önceki telefonumu satın alırken şunları yazmıştım;
"Cep telefonunda tek yaptığım şey konuşmak. Ekranı büyük olsun. Daha doğrusu ekranı küçük olsa da, yazıları büyük olsun. Telefona bir giriş yaptığımda “Z” harfini yazabilmek için 5 kere aynı tuşa basmayayım. Dokunmatik ekran istemiyorum. Kamera kalitesi umurumda değil. Wi-fi’si olursa iyi olur. Üzerinde Opera tarayıcı olsun yeter. Olmaz ise sağlık olsun. Şarjı bir günde bitmesin"

Bu sürecin sonunda Nokia C3-00 modeli bir telefon almıştım. Uzun seneler bu telefonu kullandım. Pek sıkıntım olmadı ama bazı şeyler eksik kalıp duruyordu. Özellikle işlere hızlı müdahale etmem gereken zamanlarda ve müşterilerin acil istekleri söz konusu olduğunda, yanımda bu senaryolara uygun ekipman olması gerekiyordu. Bir iPad veya küçük ekranlı bir notebook (şimdi gereksiz yere ultrabook deniyor) ek olarak mobil internet için modem derken neredeyse bakkala sigara almaya giderken bile yanımda çanta taşımam gerekmeye başladı. Tüm bu eziyetleri çekmek yerine akıllı bir telefon almak mantıklı gelmeye başladı ve çarşıya çıktım... 

Hemen bir ekleme: Bir önceki telefonumu alırken önceliklerim buradaki yazıda mevcut. Aradan geçen seneler içerisinde ihtiyaçların nasıl değiştiğini gösteriyor. Bir nevi ibret vesikası...

Çarşıya pazara çıkınca ortaya çıkan tablo karmakarışık. O kadar çok marka ve model var ki, aralarından bir tanesini seçmek çok çok zor. Bu duruma hazırlıklı olduğumdan hızlı bir şekilde kısa alışveriş listesi yaptım ve ihtiyaçlarımı belirledim.

İlk amaç fazla para vermemek. Bunun çeşitli sebepleri var. Hemen açıklayayım. Çarşıya çıktığım gün 2 adet hemen arkasından gelen hafta artı 2 telefon daha almam gerekiyordu. Toplamda 4 adet telefon için ödenecek paranın makul seviyede olmasını istiyordum. Bu 4 telefonun en az 2 tanesinin aynı marka/model olması gerekiyordu. Bu sayede bir yere giderken farklı şarj cihazları almamıza gerek kalmayacağı gibi örneğin yazlıkta tek bir şarj cihazı bırakınca herkes işini halledebilecekti. Dediğim gibi olayın maddi yönü benim için daha önemliydi ve hesap yapınca cebimden çıkacak  para deli bir hal alabiliyordu.



Geçmişten bugüne yazdığım bir şey var, eğer bir telefona ciddi bir para verecekseniz en azından ben vereceksem iPhone birinci tercih olur. Ancak güncel modellerden bir tanesi satın almak için yapmam gereken harcama 2 adet telefon için 4.000TL'nin üzerine çıkıyor. Hemen bir hafta sonra alınacak ikinci tur telefonlarda işin içerisine girince ortaya 8.000TL'lik bir fatura çıkıyor. Ne alıyorum telefon! Peki daha düşük modellerden bir tanesini seçersem ne oluyor. Maliyetimi tam yarıya indirebiliyorum yani 4.000TL'lik bir fatura ile karşılaşıyorum. Ancak satın aldığım donanım/yazılım üzerinden bayağı zaman geçmiş ve her an yazılım desteğinin çekilmesi durumu var. Göze alınabilir bir risk ama tutar mantıklı değil...

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. İşlerimi halledeceğim ve elim kolum olacak bir bilgisayar satın alacağım zaman fiyat etiketine pek bakmam. İhtiyacımı ne görüyor ise onu satın alırım. Çıkan fatura 10.000TL'de olabilir hatta iki katıda, ancak bilirim ki, yenisini alacağım zaman o bilgisayar çoktan maliyetini çıkartmış olur. Müzik sistemi söz konusu olduğunda bu tutarlarında üzerine çıkmam mümkün. Neticede tüm gecelerimiz başında geçiyor. Hakkını veriyorum hifi harcamalarımın. Laf aramızda zaten 5 senede bir cihaz ya alıyorum ya almıyorum. Fazla koymuyor harcanan paralar...

Ancak iş telefona gelince benim hayatımda maliyetini çıkaran çok az telefon oldu. Ya düşürdüm, ya kendiliğinden kırıldı, ya bir şekilde öldü veya gözlerim bozuldukça ekranları küçük geldi. Geçmişten bugüne benim deneyimim kendi adıma ne kadar az para verirsem o kadar mutlu oluyorum oldu. Çünkü çok para verince bozulduğunda insan kendini aldatılmış hissediyor. Ancak düşük maliyetlerde bu aldatılmış hissini üzerinden atmak daha kolay oluyor...



Çarşıdaki seçeneklere hemen göz atmaya başladım. Neredeyse tek tek her telefonu inceledim. Uzun senelerdir istemeden de olsa Nokia kullanıyorum. Nokia artık Microsoft'un. Akıllı telefonlarını Lumia serisinde çıkartıyorlar ve maşallah öyle çok model var ki insanın kafası karışıyor. Aslında belirli bir fiyat aralığına kadar telefonlar aynı, ama zorlama bir çok model yapalım zihniyeti ile model sayısında enflasyon yaşanıyor. Birinde ekran güzel SD kart desteği yok, diğerinin ekranı büyük ama berbat görünüyor efendim bilmem nesi eksik. Valla telefonlarla alakası olan bir insan değilim ancak para verecek olsam Nokia Lumia 925 gerçekten güzel bir telefon, onu alırdım. Daha ucuz modellerden ise Nokia Lumia 520 mantıklı gibi. Ancak bu Windows platformunda ihtiyaç duyduğum bazı yazılımlar olmadığı gibi benim için elzem Google entegrasyonu sıkıntılı. Anladığım kadarı ile Microsoft'çular ile Google'cılar itişip kakışıyor olanda tüketiciye oluyor. Sonunda tüm Nokia ailesinin üzerini çizip attım. Aslında Lumia 520, 500 küsür liralık fiyatıyla güzel bir seçenek. Telefona fazla para kaptırmamak isteyenler gözatabilirler.

Eh Apple ve Windows cephesinin üzerini çizince kaldık Android ile başbaşa...



Benim en sevdiğim telefon markası Ericsson olmuştur. Ancak Ericsson'cular Sony ile birleşince doğan ortaklık sonucu saçmalamaya başlamışlardı. Akıllı telefon döneminin ilk zamanı telefonları ellerine gözlerine bulaştırdılar bana sorarsanız. Neyse dolaşırken bir tane Sony telefonu beğendim. Çok şık bir telefon. Xperia modeli imiş adı, efendim sudan etkilenmiyormuş, kum sıkıntı yaratmıyormuş. Eh dedim pek güzel, ver bakalım. 2.000 küsür fiyat etiketini duyunca zor attım kendimi dükkandan. Hawai'de yaşasam düşünürüm, öğle arasında ben bir denize girip geleyim ama şehrin ortasında sudan etkilense ne olur etkilenmese ne olur... Sony cephesinin düşük modelleri de pek yanarlı dönerli. Özellik olarak anlatacak şey olmayınca telefonun altı bilmem ne renk yanıyor sönüyor diye bir şeyler anlatmaya başlayınca reyon görevlileri, Sony markasının da üzerini çizdik.



Sonra HTC reyonuna gittim. One diye bir model var gerçekten çok güzel. Yapım kalitesi çok başarılı. Herhalde iPhone'lar ile beraber en yüzü gözü düzgün tasarım çarşıdaki. Fiyatı yine  2.000 küsür lira. Peki daha ucuz ne var diye sorduğumda One Mini diye bir şey çıkarttılar. O da sempatik bir telefon, tasarım filan diğer markaların miniklerinden başarılı ancak fiyat 1.000 küsür TL. İlk adımda maliyetim 2.000 hemen ertesi hafta 4.000 TL civarında... Olmaz... Başka ne var Desire var, o var bu var... Ama verdiğim paranın karşılığı gibi durmuyorlar ne yazık ki. Ama ne olur ne olmaz diyerek Desire modelini kısa alışveriş listeme yazdım. Başka reyona geçelim...



LG'den oldum olası haz etmem. Bir LG telefon deneyimim olmuştu hiç memnun kalmadım diye hatırlıyorum daha doğrusu hatırlamak bile istemiyorum. Ancak yeni Google Nexus'ları ülkemize LG getirecekmiş. Ama Amerika'daki fiyatın yanına gelmeyecekmiş. Malum bizdeki vergiler, bir de Google kendi memleketinde fiyatları sübvanse ediyormuş falan filan... Bunlarda yeni bir telefon üretmiş, aslında gayet şık ve özelliklerine göre fiyatı çarşıdaki pazardaki en mantıklı telefon gibi. Ama telefonun tuşlarını ne akla hizmet ise arkaya koymuşlar, bence olmamış. Fiyat mantıklı dedim ama yine maliyet telefon başına 1.500 küsür TL dolayısıyla toplam maliyetim 6.000TL'nin üzerinde... Başka tarafa kaçalım...



Samsung maşallah telefon modeli çıkartma olayının dibini vurmuş. Her mağazada diğer üreticilerin iki katı Samsung telefon var bir de üzerine tüm markaların telefonları reyonda kuzu gibi yatarken Samsung'lar demoda. Şık stand'larında her modeli denemek mümkün. Büyüğünden küçüğüne o kadar çok telefon var ki karar vermek güç. Samsung'un bendeki imajı pek iyi değil. Aldığım bir kaç ürününden memnun kalmadım ve en önemlisi servis sıkıntısı çektim. Ancak ilerleyen yıllarda Samsung Türkiye'ye kendisi geldi herhalde bazı şeyler değişmiştir. Neyse hemen telefonlara bakmaya başladım. Ekranlar muhteşem. Galaxy Mega diye bir model vardı çok etkileyiciydi. Ancak asıl Note 3 ilgimi çekti. Aslında işimi görebilecek bir çok özelliği var telefonun. Fiyatı tabii ki 2.000 küsür lira. Aklım bir süre gitti geldi. Özellikleri diğerlerinden uzak ara daha iyi ve Samsung'un eklediği programlar verimlilik açısından yararlı olacak gibi. Ama fiyata bakıyorum hemen vazgeçiyorum. Eski modeline bakınca benzer özellikler var fiyat biraz daha uygun 1.000TL'nin az üzeri. Daha uygun fiyatlara da S3 diye bir model var. Baktım fena değil özellikleri işimi görebilecek gibi. Meğer bu geçen senenin en iddialı modeliymiş bu sene S4 modeli çıkmış yerine. Samsung hızını alamayıp S4'ün de yeni modelini yapmış. Bunlar yetmezmiş gibi her telefonun mini modelleri de var. Fiyatlar daha makul gibi alışveriş listesine yazalım bakalım. Birde Ace gibi başka telefonlar var. Bunlarda da mantık orasından burasından özellikleri budayıp, fiyatları ucuzlatmak gördüğüm kadarı ile. Listeye bir kaç model yazıyorum Samsung cephesinden.



Sonrasında rafta General Mobile Discovery diye bir telefon gördüm. Bu ne dedim, reyondaki çocuk "abi bu fiyat/performans canavarı" dedi. Fiyat yaklaşık 700TL. 2 telefona ödenecek para diğerlerinin bir tanesinden ucuz. Ama General Mobile kimdir nedir bilmiyorum. Telefonu elime alıp kurcalayınca hoşuma da gitti. İnce bir cihaz, diğer birçok marka gibi bu da leğen plastiği. Belki bu biraz daha kötüsü. Ancak telefonu açınca ekran gayet güzel. Onu soruyorum, reyon görevlisi var diyor, bunu soruyorum görevli o da var diyor. Ulan ne yok bu alette de fiyat bu şekilde. Bir türlü anlayamadım bu noktayı. Tamam dedim gidip şunu bir araştırayım.

Eve döndüğümde açtım bilgisayarımı. Google'dan hemen bir arama. Nedir bu General Mobile Discovery. Yazılanlar tam kafa karışıklığı yaratacak şekilde. Bir kısım tıpkı reyon görevlisi arkadaşın söylediği gibi fiyat/performans canavarı deyip yere göğe sığdıramıyor, bir diğer kısım yeni çöpçüler kralı gibi başlıklar altında yerden yere vuruyor telefonu. Beğenmeyenlerin neden beğenmediğini anlamaya çalıştım. Bir kısım site, bunlara telefon göndermedi veya reklam vermedi diyerek markayı yerden yere vurmuş. Diğerlerinde de belli ki tam aksi olmuş yere göğe koyamıyorlar. Her iki uca da güvenilmeyeceği belli.

Kullanıcı deneyimleri bakmak için forumlara doğru yola koyuldum hemen. Kullanıcıların şikayet ettikleri konular yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Ekranda ölü piksel sıkıntısı, şarj girişinin kırılması en çok şikayet edilen konular. Ölü piksel için satın alma sırasında kontrol etmek yeterli olur. Sonra çıkarsa o tabii bilinmez. Şarj girişi ise fazla zorlamadan dolayı kırılıyor anlaşılan, dikkatli olunacak... Ama hala asıl sorunun cevabı yok. General Mobile aslında kağıt üzerinde kurulan bir firma anlaşılan. Telefonları Blu Products diye bir Amerikan firması tasarlıyor ve Çin'de ürettiriyor. Amerika'da, Çin'de ve farklı ülkelerde farklı markalarda satılıyor. Türkiye'de de General Mobile markası altında satıyorlar telefonu. Arkasında Telpa isimli firma var. Bundan on yıl veya daha önceden tanıdığım bir firma. Servis konusunda sıkıntı yaşanabilir belki, sonuçta aradan yıllar geçmiş. Ancak telefonun fiyatı öyle cazip ki, daha doğrusu aldığınız özelliklere rağmen ödenen para mantıklı demek daha doğru. Tüm bunları düşünürken yazının başlarında yazdığım gibi güvendiğim bir site olan Teknoseyir'in bu telefonu incelediğini gördüm. Buradaki videoda enine boyuna tartışmışlar ve benim araştırmalarımda çıkan sonuca yakın yorumlar yapmışlar.

O akşam yatarken ertesi gün riske girmeye karar verdim. Telefon işimi görecek, fiyat uygun, eh Levent Pekcan kullanmış yorumlamış, belirli koşullarda alınır diyor. İlk adımda 2 adet telefon bir hafta sonra artı 2 adet telefonu alırken tercihimi General Mobile Discovery'den yana kullandım. Telefonun her tarafta incelemesi var. Hatta verdiğim Teknoseyir linkini inceleyin bayağı bir fikir sahibi olursunuz. Burada asıl konu beklentiler ve kendi kendinizle kalınca düşündükleriniz... Son bir haftadır 2 adeti yoğun kullanımda, iki gündür ise diğer ikisi kullanıma girdi. Sorun yok ama biraz daha kullanıp deneyimlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım.. 

Ama telefon alacaksanız çarşıda pazarda durum karışık. Dersinize çalışmadan harekete geçmeyin...

Devamı gelecek....

Mini Koo Non-Electric Speaker



Artık hepimizin akıllı telefonları var. Hoş benim yok ama çoğumuzun var. Ne olursa olsun telefonlardan müzik dinlemek için hemen her gün garip fikirler çıkıyor ortaya. Çinli bir firma tamamen akustik prensibine dayanan yani aslında horn yapısına dayayan Mini Koo Non-Electric Speaker ürününü üretmiş. Gerçekten güzel görünen sistem maun ağacından üretilmiş. Aslında bu tarz bir projeyiyi bende yapım. Bu kadar güzel gözükmüyor ama fikir aynı. İşe yarıyor mu derseniz evet yarıyor ama ortaya çıkan şey ile müzik dinlemek pek mümkün değil. Bir ara projeyi eklerim...

Filmlerde Pikaplar ve Plaklar; Le Corps de mon ennemi



Le Corps de mon ennemi (Düşmanımın vücudu) isminden anlaşılabileceği gibi Fransız filmi. 1976 yapımı film cinayetli polisiye filmi şeklinde özetlenebilir ama biraz can sıkıcı Fransız versiyonu tabii ki :) Film dönemin iyi yönetmenlerinden Henri Verneuil tarafından çekilmiş. Konu ise çok bilindik. Fakir adam zengin kızı tavlar, kızın ailesi olmaz der. Zengin aile kendi arasında sorunlar yaşar, kavga çıkar, ondan sonra cinayet işlenir Kullanılan silah başka cinayetlerde kullanılmıştır, işler karışır. Filmin sonunda da klasik Fransız filmi sonu yaşanır. Yukarıda Jean-Paul Belmondo ile birlikte Nicole Garcia görülüyor. Cezayir doğumlu Fransız aktrist günümüzde film yönetmeni ve ilginç işlere imza atıyor. Seyredilir mi derseniz, eh işte derim..

Neyse yukarıdaki resimde tanıdık bir pikap ağzımızı sulandırıyor. Hayır bayana değil pikaba bakın; Hydraulic Reference...

Sun Ra Mısır ve İtalyada



Sun Ra Mısır ve İtalya'da önemli tapınma merkezlerini ziyaret ederken çekilmiş bir video. Kenarda köşede bulunsun diyerek bloğuma ekleyeyim dedim.. İlk başta çalan Watusa isimli şarkıyı pek severim. Sayısız konserde de Sun Ra orkestraları tarafından mükemmel şekilde seslendirilmiştir. Hal böyle olunca şarkı kendi başına bir marş halini almıştır gönüllerde veya en azından benim gönlümde.. Bu arada adamların mutluluğu gözlerinden okunuyor...

JVC Kenwood Forest Notes



Yukarıda görülen şey, JVC Kenwood imzalı bir hoparlör. Bu garip nesnenin bir hoparlör olduğuna inanmadım önce. Ancak ne yazık ki bir hoparlör. Bluetooth desteği de olan hoparlörlerin farklı ağaç seçenekleri de mevcut. 12″ olanının ismi Forest Notes (model numarası YG-FA30HV), ve 1W gücünde. Yanındaki küçük model ise Forest Notes Mini (model numarası YG-FA2HV) 1W'dan daha düşük bir güç üretebiliyor. Bu kasaların içerisinde kendi lithium ion pilleri var. Fiyatları ise evlere şemlik büyük olan 3000 küçük olan ise 600 Dolar. Biri bunları bana getirse ve bu parayı istese herhalde döverdim. Allah akıl fikir versin...

Tarihi Yazılım Koleksiyonu



Bu yazı benim gibi eski yazılımlara meraklı okuyucularımızın çok hoşuna gidecek. Biliyorsunuzdur ben hala Commodore 64 gibi eski cihazlarla uğraşmayı pek seviyorum. Hatta yeterli yerim, param ve imkanım olsa eski tüm bilgisayarları toparlarım eve. Yer zaten dert, ancak parada dert. Eski püskü denilen bu bilgisayarların fiyatları öylesine yüksek ki şaşırırsınız. Bu noktada hayatımıza emülatörler giriyor. En sevdiğim sitelerin başında gelen archive.org harika bir tarihi yazılım koleksiyonu yayınlamaya başladı. İşin güzel tarafı emülatörler ile internet tarayıcı üzerinden çalışabiliyor yazılımlar. Mesela yukarıda 1980 yapımı olan Mystery House oyunu var. Apple II platformunda çalışan oyunun emülatörü de harika çalışıyor. Haydi ben "GO TO DOOR" yazıp enter'a basıyorum. Unutmadan şuraya tıklayarak tarihi yazılım koleksiyonuna ulaşabilirsiniz...

RGN 1064



Yukarıdaki tüp benim hiç denk gelmediğim RGN 1064 kodlu bir tüp ve Valvo üretimi. Bu tüpler "Big Mesh" denilen geniş telkari ızgara yapıları ile tanınıyormuş. Yandığı zaman çevreye müthiş bir kırmızı ışık veren tüpler tabii ki direkt ısıtmalı triyod yapısında. Meraklılar bunları çeşitli single ended amplifikatörlerde kullanıyor. Şu tüp dünyası öyle bir dünya ki, her dakika bir şeyler öğrenmek mümkün. Bakalım bir yerlerde yolumuz kesişecek mi? Fotoğraf Alman tüp delisi dostumuz “2A3 Maniac”ın sitesinden...

GarageBand ile Saçmalamak



Bu sıralar GarageBand ile saçmalayarak harika vakit geçiriyorum. GarageBand çok acayip bir yazılım. Müzik ile alakalı aklınıza gelebilecek her türlü düzenleme, kayıt ve operasyonu gerçekleştirebilmek mümkün. Yazılım Apple platformunda çalışıyor olsa da, IOS üzerinde yani iPad ve iPhone ile de kullanılabiliyor. Ben iPad versiyonunu edinip kullanmaya başladım. Bende müzik kabiliyeti çok sınırlı olduğu için GarageBand ile bazı hileleri kolaylıkla yapabilmek mümkün. Mesela tam hızında çalamadığınız bir parçayı yavaş çalıp hızlandırmak gibi. Tabii bunu yapabilen bir çok yazılım var ama GarageBand kadar kolaylıkla yapabileni yok. Eğer iPad üzerinden bir enstrüman kayıt etmek istiyorsanız araya bir küçük parça almanız lazım ki fiyatları 30-200 Dolar arasında değişiyor. Bunun haricinde varolan sample'ları birleştirerek saçmaladıkça saçmalayabilirsiniz. İyi vakit geçirip ev halkına kabus geçirtmek isteyenler için harika bir yazılım....

Yakında önemli eserlerimi sizlerle paylaşırım...

Filmlerde Pikaplar ve Plaklar; Liberty Heights



Liberty Heights 1999 yapımı bir komedi drama filmi. Barry Levinson tarafından yazılıp yönetilen film yönetmenin çocukluğunun geçtiği Baltimore'daki izlenimlerini de içeren bir film dizisinin bir parçası. Bu film dizisi toplam 4 adet filmden oluşuyor, 1982 yapımı Diner, 1987 yapımı Tin Men, 1990 yapımı Avalon ve Liberty Heights. Yukarıdaki sahne Rebekah Johnson'ın oynadığı Sylvia karakteri ile Ben Foster Ben karakterinin evde plak keyfinden. Film beni pek sarmadı, karakterlerin içine girmedim ama sinemadan çok anlayan bir insan olmadığım için benim lafımla yola çıkmayın...

Western Electric 300B Üretimde



Bildiğiniz gibi 300B camiasının “kutsal kasesi” Western Electric üretimi 300B tüpler. Fanatikler, özellikle 1930′ların sonlarında üretilen nadide ötesi tüpler ile 1940′larda üretilen tüplerin peşinde olsalar da, 1960′lar hatta 80′lerde üretilen tüplere bile hala inanılmaz talep var. 2000′li yıllarda kısa bir süre için Western Electric üretim hatlarında 300B tüpler üretilmişti ve bu tüpler tam tabiri ile kapanın elinde kalmıştı. Fabrikanın yeniden üretime geçmesi taşınma durumu sebebi ile biraz ertelenmiş ve çok kısa zaman içerisinde üretimin devam edeceği söylenmişti. Ancak işler pek yolunda gitmedi ve üretim hatları uzun yıllardır bir türlü açılamadı...

Deyip duruyordum. Sonunda Western Electric 300B üretimine başlanmış daha doğrusu üretimden çıkan ürünlerin yeterli kaliteye ulaştığı söyleniyor. Eminim ki bana da denk gelir bu tüpler. Mecmua'da yazar çizeriz artık...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...