Yeni Macbook Pro ve Düşündükleri


Dün Apple firmasının etkinliği vardı. Yeni Macbook'lar duyuruldu. Kalkıp bu etkinlikten bahsedip canınızı sıkmayacağım merak etmeyin. Tüm dünyadaki teknoloji sitelerinden ana akım medyaya kadar her tarafta etkinlik ile alakalı bilgileri bulabilirsiniz. Benim amacım PC üreticilerine ve Microsoft'a sövmek bu yazıda. "N'oluyor" önce derseniz aşağıdaki videoyu seyredin. Sonra yazıya devam edin...



Kaç senedir dizüstü bilgisayar kullanıyorum inanın hatırlamıyorum. Bir de üzerine kullandığım hemen her bilgisayar iddialı modeller idi. Güçlü işlemciler, iyi ekran kartları ve saymakla bitmeyecek bir sürü özellik. Örneğin en eski IBM dizüstü bilgisayarlarım hariç hepsinde parmak izi okuyucu vardı. Ne işe yarıyordu derseniz, koca bir hiç.

Kullanmak için bir sürü ayar yapıp, bir güncelleme ile ayarladığım tüm fonksiyonların iptal olması ile saçımı başımı az yolmadım. Apple senelerdir bu özelliği dizüstü bilgisayarlarına getirmedi getirmedi ama sonunda öyle bir getirdi ki, diğer bilgisayar üreticilerine ve Microsoft'a sövmekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Ulan senelerdir şunu biriniz akıl edemediniz mi diye başlıyorum, devamı ne yazık ki iyi gelmiyor.... Bir albüm mü aldınız basın parmak izini ödesin. Biz hala bilgisayarımızı açmak için parmağımızı şekilde şekle sokalım.

Kullanıcılar arasında geçiş yapmanın da harika bir yolunu bulmuşlar. Basın parmak izini kişisel masaüstünüz gelsin. Müthiş!

Touch Bar olayına da bakınca sövme şiddetim artıyor. PC üreticileri senelerdir dizüstü bilgisayarlarda dokunmatik ekran konusunu ön plana çıkartıp duruyor. Sonuç parmak izimizle leş gibi olan ekranlar ve Windows'un canı isterse düzgün çalışan özellikler. Özellik derken tablet gibi kullanmaktan bahsediyorum ekstra bir şey yok.

Apple etkinliğinde adamlar "Touch Bar" özelliğini tanıttıklarında insanın ağzının suyu akıyor. Yahu senelerdir olması gereken özelliği adamlar minik bir dokunuş ile çözmüşler. Benim bilgisayarımda touch pad yüzeyi istendiğinde ek özelliklerle donatılmış bir ekrana dönebiliyor hatta üzerinde jiroskop bile var ama yapabildiklerim ses açma kapama gibi son derece kısıtlı işler. Bir ara almaya iştahlandığım bir Razer bilgisayarda da bu tarz bir ekran vardı ama onda da çok temel işleri yapabiliyordunuz. Apple dün duyurduğu bilgisayarın yazılım altyapısını çoktan hazırlamış, "Final Cut"tan "Photoshop"a kadar küçücük ekranda özellik üzerine özellik idare edilebiliyor.

Biz Windows dünyasında aman efendim açılıştaki minik kutucukları tartışırken gidilen yöne uzaktan bakıyoruz sadece. Ulan Microsoft...

Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü


Bu ülkede plaklar ile uğraşıp "Betül Atlı" ismini duymamış olan yoktur demek isterdim. Ancak ne yazık ki, arşivcilik ve geçmişimizi kayıt altına alma konusundaki eksikliğimiz yüzünden genç okuyucularımız "Betül Atlı" kim diyeceklerdir.

Bir adam buna dur diyebilmek için uzun senelerdir uğraşıp didiniyor. Plak kapaklarını topluyor, arşivliyor ve topladığı bilgileri paylaşıyor. Sevgili arkadaşım Fikret Çaylak'tan bahsediyorum. Unutulmuş plak kapakları onun sayesinde yeniden geniş kitlelere ulaşıyor.

5 Kasım 2016 günü saat 13:00 ila 15:00 saatleri arasında geçmişten beri bir sürü insanın hayali olan şey gerçekleştiriyor; Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü!!!



Can Hifi'da yapılacak etkinlik için tüm ayrıntılar düşünülmüş. Eğer elinizde hocanın çizdiği plaklardan yok ise ve o günü ölümsüzleştirmek isterseniz orjinal çizimlerden hazırlanan özel posterlere imza attırabilirsiniz. Bırakın imzayı, bunca yıldır ortalıklarda göremediğimiz Betül Hocanın kendi ağzından kendi cümleleri ile  o muhteşem çizimlerin hikayelerini, bir dönemin Türk müzik piyasasına dair anıları dinleyebileceksiniz. Belki de beraber bir fotoğraf çekilirsiniz...

Şu sıralar ailemdeki çeşitli sağlık sorunları ile uğraşmam nedeni ile maaselef ben etkinliğe katılamıyorum ancak İstanbul'daysanız ve 5 Kasım'da müsaitseniz  Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü kaçırmayın.

Etkinliğin yapılacağı mekanın yeri aşağıda var. Lütfen fotoğraf ve düşüncelerinizi bizimle paylaşın. Burada yayınlayalım...





Bir Teknoloji Faciası Vesikası: Samsung Note 7


Teknoloji dünyasında son yıllarda yaşanan en büyük skandal, Samsung firmasının en üst modeli olan Note 7 modelinde yaşandı. Senelerce bilişim sektöründe çalışan bir insan olarak hala teknoloji dünyasını takip ediyorum ve Note 7 faciasını da yakından izlemeye çalıştım.

Bu tarz haberler ve olaylar, ana akım basın dahil yazılı ve internet üzerinden yayın yapan herkesin üzerine balıklama atladığı cinsten. Yalan yanlış bir sürü yazı ve komplo teorisi paylaşıldı. Hatta benim Türkiye'de takip ettiğim tek düzgün yayın bile Note 7 skandalını konu alan bir program yapıp, editörlerden bir tanesinin bu olayların arkasında "Ameriga" olabilir teorisini ciddi ciddi tartıştılar.

Şimdi oturup uzun uzadıya bu konuyu yazmayacağım ancak bazı önemli noktaları ele almaya çalışacağım.

Öncelikle teknoloji biraz şans işidir derler. Benim deneyimlerime göre bu görüş bir miktar doğrudur. Geçmişten bugüne teknolojik alet edevatta bir çok sorun ile denk geldik. Dell dizüstü bilgisayarların pil sorunu, Apple iPhone'larda anten sıkıntısı derken liste uzar gider. Tüm bu sorunlarda firmalar, bir şekilde problemleri çözmek için uğraştılar. Servise geri çağırmalar, ürünü iade almalar derken bunun kullanabilecek bir çok enstrüman var.

Peki firmalar neden böyle davranıyorlar. Sizce hepsi tüketiciyi mi düşünüyorlar. Tabii ki hayır, bir ticari işletmenin birinci hedefi kar elde etmektir. Bunu yaparken tüketicilerin mutluluğuna önem veren ve bunun ilerleyen alışverişlerde kendilerine avantaj yaratacağını bilen firmaların yanında, bunu bir kültür haline getiren firmalarda var. Ancak gün sonunda asıl amaç, marka imajı denen şeye zarar gelmemesi...

Bir de tabii ki devletlerin tüketici haklarına yaklaşımları var. Türkiye'de de her ne kadar son yıllarda tüketici hakları konusunda müspet adımlar atıldıysa da, sistemimiz hala firmaları koruyor. LG telefonlardaki kronik hatalarda veya geçmişte çok satılmış General Mobile Discovery telefonların soket arızalarında tüketicilerin tek tek tüketici mahkemeleri ile uğraşıp tamirat için ödedikleri bedelleri geri almaya çalışması gibi örnekler çok eskide kalmış değil. Bu markaları yazdığıma bakmayın, hemen her markada sıkıntı yaşanıyor. Servisler ise çoğunlukla aynı rezillikte!

Yaklaşım genelde, nasip kısmet hikayesinden, geleneksel "kullanıcı hatası" demek ile sınırlı. Kavga dövüş ile haklı olduğunuzu kabul ettirmeniz gereken bir süreç ne yazık ki servis süreci. Aksi örnekler mutlaka vardır ama pek az!

Amerika ve Avrupa Birliği bu tarz konularda çok sert düzenlemelere sahip. Ancak Amerika bu konuda bir adım ileride. Öncelikle şunu söylemek doğru olacaktır, Amerika'da tüm bu firmalar, bizdeki kadar tüketici düşmanı şekilde davransalar, çok affedersiniz yetkili kurumlar bir taraflarından kan alır! Bunun akabinde toplu davalar ile her türlü zararınızı tazmin edersiniz. Buna bozulan psikolojinizden, moral bozukluğunuzdan ve kaybettiğiniz iş saatlerine kadar herşeyi ekleyebilirsiniz.  Ayrıca bir sıkıntı tespit edildiğinde kullanıcıların tek tek başvurmasına gerek kalmadan yetkili kurumların verdiği hüküm herkese uygulanıyor. Diyelim ki şarj soketinde üretim hatası var ve siz bunun için tüketiciden para talep ediyorsunuz. Bu iddianın gerçekliği tespit edildiği an para iadesi yapmalı, gerekirse ürünleri iade almalısınız. Yok ben yapmıyorum dediğinizde, sağlam bir cezanın yanında Amerika pazarı bir anda size kapanıveriyor.

Firmaların Türkiye pazarında yaptığı gibi kulağınızın üzerine yatıp, herşeye kullanıcı hatası demek, Avrupa, gelişmiş Uzakdoğu ve Amerika pazarlarında yemiyor. Umarım ülkemizdeki tüketici memnuniyeti anlayışı bir gün bu seviyeye gelir.

Samsung Note 7, hikayesinde aslında işler büyük bir coşku ile başlamıştı. Yazılan çizilenlere göre Samsung en üst seviye telefonunu Apple'ın yeni telefonların önce tüketicilere sunabilmek için çok çalıştı. Ortaya çıkan telefon, bir çok teknoloji editörü tarafından daha ellerine alınır alınmaz yılın en iyi telefonu seçiliverdi. Olay verilen bu gazlar ile iyiden iyiye  "hype" veya benim deyimim ile coşkuya döndü ve telefonlar havalarda uçuşmaya başladı.

Kısa bir süre sonra sıkıntılar baş göstermeye başladı. Bazı basın kuruluşları olayı Samsung'un Apple karşısındaki yükselişini çekemeyen "hain Ameriga"nın oyunu olarak gördüler. Kısa bir süre bilinmeyen bir sebepten dolayı pilin yanma olayı global bir sorun haline gelmeye başladı. Bir bölüm basın ve fanboy tabir edilen marka savunucuları oranların satılan telefonlara göre oldukça düşük olduğunu yazmaya başladılar. Ortalık karışmışken Samsung muhtemelen problemin başlarına ciddi iş açabileceğini anlayıp telefonlarda bir değişim programı başlatmaya karar verdi. Buraya kadar herşey çok güzel...

Tabii ki böyle bir operasyonun büyüklüğü ve tüm dünyada yapılması gerektiğinden işler araç saçına dönmeye başladı. Bizdeki operatörler Turkcell, Avea ve Vodafone kulaklarının üzerine yatarken, Amerika'daki operatörler değişim sürecini hızlandırabilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Çünkü dönüp dolaşıp bu yanma sorunları onları da vuracaktı. Benzer şekilde Almanya'daki operatörlerde hızla iade sürecine giriştiler.

Tüm bu hengame ortasında bazı Note 7 sahipleri, telefondan çok memnun olduklarından mıdır yoksa bu kadar para verdikleri için mi bilinmez telefonlarını iade etmeye yanaşmıyorlardı. Samsung pil konusunda bazı ayarlamalar yapıp herkesin telefonlarını servis sürecine sokması için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Olayların büyümesi sebebi ile Samsung Türkiye bile kulağının üzerine yatamadı. Benzer bir süreç ülkemizde de başladı. Tabii ki farklı ülkelerdeki örneklere göre daha Allah'lık şekilde. Telefon sahiplerine verilecek yedek telefonlar konusunda yine nasip kısmet muhabbetleri başladı. Arkasından yeni Note 7'ler "ha geldi, gelecek" muhabbetleri falan filan. Klasik Türk tüketici hakları geyikleri!

Neyse yeni telefonlar Amerika piyasasına ulaştı ve hızla değişim süreci işlemeye başladı. Bu arada çeşitli havayolları firmaları Note 7'lerin uçuşlar sırasında kapatılmasını istiyor, her gün patlayan Samsung haberleri çıkıyordu.

Arkasından yenilenen telefonlarda patlamaya başladı. Tabii ki "hain Ameriga"nın oyunları muhabbeti başladı. Amerikalı servis sağlayıcılar kendi insiyatifleri ile değişim programını kaldırıp telefonları iade almaya başladılar. İlgili kurumların daha ortalıkta bir kararı yokken alınan bu karar bomba etkisi yaptı.

Ciddi teknoloji basınının yazdığına göre Samsung suçun pillerde olduğunu tespit etmiş ve yeni telefonlarda sorunlu pilleri kullanmamıştı. Ancak anlaşıldı ki, yenilenen telefonların patlaması ile birlikte Samsung bile sorunun nerede olduğunu bilmiyordu. Zaten olayın vehameti burada yatıyor.

Çok doğru bir hareket ile değişim sürecini başlatmışlardı ancak değiştirilen telefonlar da aynı soruna sahipti. Yazılan çizilenlere göre Samsung gibi dev bir üretici bile bu kadar kısa zamanda satılan milyonlarca telefonun yenisini üretebilme kapasitesine sahip değildi ve depolardaki sorunsuz olduğu düşünülen piller ile donatılmış telefonları cepheye sürdüler.

Sonunda Samsung güzelim telefonu tarih sahnesinden kaldırmaya karar verdi. İsteyenlere parası iade edilmesi, isteyenlere de arzu ettikleri Samsung telefonu bir miktar indirim ile alma imkanı tanındı. İade edenlere bile bir miktar fazladan para ödenmesi kararı alındı. Çünkü insanlar aksesuarlar satın alabilmiş olabilirlerdi ve Amerika gibi ülkelerde kimse aman uğraşamam deyip bu aksesuarlara ödedikleri paralar için yasal girişimden vazgeçmezdi. Samsung hisseleri yaşanan olayların etkisiyle yokuş aşağı inmeye başladı. Bunun yanında Samsung'un parça aldığı üreticilerden, lisanslı aksesuar üreticilerine kadar herkesin zararının firma tarafından tazmin edileceği garantisi de verildi. Uzun lafın kısası Milyarlarca Dolar zarar sözkonusu...

Ancak asıl zarar parasal değil. Hemen yaşadığım bir örnekle açıklayayım.

80 küsür yaşındaki babam akşamın bir vakti haberlerde Samsung telefonlar patlıyor haberini görünce alelacele beni aradı ve fırça süreci başladı;  oğlum bak Samsung telefonlar patlıyormuş annene niye "dandik" telefon aldın. Yakın zamanda anneme farklı bir Samsung telefon almıştık ancak modeli farklıydı. Şu patlayan alet yerine düzgün bir şey al kadına.

Konuşma devam etti. Baba Samsung'a dandik diyorsun da, haberlere baktığın televizyon ne marka diye sorduğumda, "Samsung" deyip sakın onlarda mı patlıyormuş diye devam etti fırçasına..  Bu noktadan sonra Samsung eşittir patlayan telefon hatta daha vahimi patlayan marka imajını temizlemek çok zor olacaktır.

Tabii ki hatalı üretilen veya sorunlu ilk telefon Note 7 değil ve sonuncusu da olmayacak. Ancak sürecin ele alınması ve sözüm ona çözüm noktasında Samsung'un yaptıkları yarın öbür gün ekonomi kitaplarına girebilecek, üzerinde onlarca araştırma ve makale okuyacağımız bir konu olacak. Bakalım üretici tarihin en büyük teknoloji skandalının etkisini hafızalardan nasıl silecek...

JBL 4435


JBL 4435 hoparlör. Üretim tarihi 1980'li yıllar. 2 yollu hoparlörün ağırlığı yaklaşık 114kg. Bu benim kullandığım hoparlörlerin yani 4425'lerin hormonlu büyük abisi.

Tek bir kere denk gelip dinlediğimi hatırlıyorum, oldukça şaşırtıcı bir sesi vardı. Sürmek biraz meşakkatli denilebilir ama asıl nereye koyacağınız sorun. Bir de hanımınız tabii ki...

Dylan'ı Kim Sevmez *



Nobel Edebiyat ödülünü de almışken özellikle değil mi?

Rahatlamak İçin Caz


Caz müzik insanı böyle rahatlatıyorsa ben bugünden tezi yok cazcı olurum ya. Hanım kızımız dinlediği plağı görünce halvet basmış, soyunmuş dökünmüş, sonra derin düşüncelere dalmış. Ancak kapakla albümün adında bir uyumsuzluk var sanki. Albüm diyor rahatlatıcı, hanım kızımızda ise durum sanki Karadenizde gemileri batmış misali. İçinden herhalde başlarım ben böyle rahatlamanın içine diyordur. Nereden aldıysam bu plağı...

İzmirKültür Platformu Bağımsız Yayıncılık Forumu



İzmir'de yaşayıp İzmirKültür Pla+formu Girişimini duymayan çok fazla okuyucum olduğuna eminim. Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ortaya çıkan bu platformun çalışmalarını takip etmeye çalışıyorum. Farklı konularda özellikle de sanat ve kültür dünyası üzerine yaptıkları çalışmalara göz atıyorum. Merak ederseniz şuradaki Facebook sayfasından etkinliklere bakabilir ve yayınlanan elektronik dergilere göz gezdirebilirsiniz. Bu hafta 'Bağımsız Kültür Sanat Yayıncılığı' konusundaki toplantıya davet edilince vakit ayırıp katkıda bulunmak istediğim için yollara düştüm. Üzerinde durulacak konu başlıkları şu şekildeydi;
-İzmir’de bağımsız yayıncılığın durumu nedir?-Bağımsız yayıncılığın etki alanı, erişim alanı ne kadar geniştir?-Bağımsız yayıncılığın kişilere ulaşımını artırmak üzere, sistemin döngüsüne takılmayan, dağıtım da dahil ne tür iletişim stratejileri geliştirilmelidir?-Bağımsız yayıncılığın farklı mecralarını bir araya getirecek nasıl bir dayanışma modeli oluşturulabilir?
Stereo Mecmuası olayına girişmeden önce 2000'lerin yayıncılık dünyasındaki gelişmeleri özellikle de yurtdışındaki gelişmeleri yakından incelemiş ve konsepti büyük ölçüde incelemelerimden çıkan sonuçlara göre şekillendirmiştim. Zaman içerisinde seçtiğim yolun bir hobi sitesi için mantıklı olduğunu defalarca gördüm. Ancak yayıncılık kendi içerisinde devamlı bir gelişim içerisinde olduğundan devamlı şekilde yeni konsept ve akımları da takip etmeye devam ediyorum. Zaten Mecmua bu kadar senedir bu sayede ayakta kalmayı başarıyor bana sorarsanız. Değişimlere ayak uydurmak yaşamak için en önemli olay!



Biliyorsunuzdur, ben dijital yayıncılığın, dergilerin ve kitapların hatta hiçbir şeyin dijitalinin "fan"ı değilim. Ancak yayıncılık konusundaki gelişmelerin yönü dijital dünya. en azından benim gözlemlerime göre. Ancak bu konunun profesyoneli değilim -ekibimizde aynı şekilde- ve uzmanı olmadığımız konularda farklı görüşleri dinlemek insanı her zaman geliştirir. Açıkçası yeni insanlarla tanışmak yeni fikirleri duymak benim için keyifli olacağından dolayı toplantıya katılmayı özellikle istedim.

Özellikle fanzin yayıncılarının sorunları ve karşılaştıkları sıkıntılar, benim daha yolun en başından dijital dünyada yayın yapmanın en iyi çözüm olduğu konusundaki fikirlerimi kesinlikle yeniden kanıtladı. Çözümü zor sorunlar, çelişkiler ve çaresizlik. Yazılan harika yazılar ve ulaşılamayan kitleler. Yayıncılığın belki de en önemli sorunu!



Bu toplantı tabii ki bir çıkış noktası sunmuyor. Tüm dünyada tartışılan bu konuda farklı çözümler bulabilmek mümkün. Ancak toptan bir başarı formülü ne yazık ki yok! İncelediğim bazı fanzinlerde özellikle de müzik fanzinlerinde harika yazılar gördüm. Belki de ilerleyen dönemlerde Mecmua'da genç bağımsız yazarlara daha fazla destek olmalı ve yazılarını yayınlamalıyız. Ancak bu genç yazarların intenetin sunduğu nimetleri de keşfetmeleri gerekli...

Tıpkı bizim yapmamız gerektiği gibi...



İlerleyen dönemlerde bu toplantı ile alakalı notlar yayınlanacaktır. Bir fikir vermesi açısından sizlerle de paylaşırım.  İzmirKültür Pla+formu Girişimini takip etmenizi öneriyorum. Bende daha fazla yer vermeye çalışacağım...

Thorens TD-124 Reklamı


Manyetik levitasyon'dan bahsetmiş iken, levitasyon olmasa da, mıknatıs sisteminin ilk kullanıldığı "sanırım" ilk pikap Thorens TD-124 reklamı...

Mag-Lev Audio Levitating Turntable


Kickstarter haberlerine arada sırada bloğumda yer veriyorum. Ancak kendi adıma "Music" ve "Technology" bölümlerini yakından takip ediyorum. Arada sırada pikap projeleri Kickstarter'a düşüyor. Bu defa Mag-Lev Audio'nun pikabı finansman arıyor. 

Başlıktan anlayabileceğiniz üzere pikap manyetik levitasyon üzerine kurulmuş. Plato manyetik güç sayesinde havada uçuyor, bakınız resimler. Aslında bu tarz pikaplar yeni bir fikir değil. Thorens TD124 mıknatısları kullanan ilk dönem pikaplardan bir tanesi. Arkasından 70'li yıllarda Japon üreticiler ve 80'li yıllarda özellikle "La Platine"  ile pikap meraklılarının yakından tanıdığı bir konu. 


Ancak... 

Bu pikapların tamamında öyle plato tasarımları vardı ki, mıknatısların iğneye etki etmemesi için delice çözümler bulunmuştu. Bu çözümlerin daha sınırlı olduğu Thorens TD124 özellikle modern iğnelerle iğne katili haline gelebiliyor. 

Mag-Lev Audio'nun pikabı yukarıdaki tasarımlardan daha iddialı ve bearing sistemi yok. Plato tamamen havada uçuyor. Muhtemelen bu tasarım çok sıkıntı yaratacak. Bir meraklı sorular kısmında özellikle MC iğneler ile manyetizma konusunu nasıl çözdünüz demiş, verilen cevap ise patentli bir teknoloji geliştirdik olmuş. 

Bana bu proje fena patlayacak gibi geliyor. Projeyi takip etmek için linke bakınız... 



iDiots Kısa Film



Aslında iDiots, 2013 yılında hazırlanmış bir kısa film veya animasyon. Ancak ben yeni gördüm. Aslında değişen hiçbir şey yok. Cep telefonlarının hayatımıza nasıl etki ettiği ve değiştirme motivasyonlarını çok güzel hicvetmişler. 4 dakikalık filmi seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim...

Tascam Reklamı 1980'ler


Tascam Reklamı 1980'lerin sonları...

Micro Seiki MR-622S


Japon üretici Micro Seiki'den MR-622S modeli. Üretim yılı  1974

Robot Abla


Ortada daha elektronik müzik yokken (Krafwerk plak kapakları gibi) veya Blade Runner filmi daha çekilmemişken ne olduğunu karıştırıp kendini robot gibi zanneden tipler ortalarda gözüküyormuş taa 1970'lerde. Hoş tabi onlar gayet masumlardı. Buradaki plak kapağında bu robotun yapılma amacının pek masum olmadığını anlıyoruz. İnanmazsanız  bakın sağ üst taraf. Hoş şöyle düşününce fena da olmazdı diyorum ben. Siz ne dersiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...