Gizmo ve Triode Guild



2001 yılında vefat eden Dr. Harvey "Gizmo" Rosenberg'ten arada sırada bahsederim. Hatta aşağıda görebileceğiniz gibi bazı yazılarının çevirilerine ana web sitemizde yer veriyoruz. Ancak çevirilerini yapmak bayağı zor. Vakum tüplerle ilgileniyorsanız ve İngilizce'ye bir ölçüde hakimseniz "Triode Guild" yazılarına mutlaka bir bakış atın. Bazen kahkahalarla güleceksiniz ve emin olun çok şey öğreneceksiniz.. Adresi de vereyim tam olsun; www.meta-gizmo.net 

Dr. Lambastein şatosunun cerrahi odasında bir lambanın bacaklarını alıyor, öbür lambanın vücuduna ekliyor, ve üçüncü bir lambanın kafasını da ekleyip yeni lambasal yaşam şekilleri oluşturuyor.

Böyle hissediyorum, ve hiç bir şey insanı deli bir lamba bilimcisi olmak kadar iyi hissettirmez. Bildiğim kadarıyla hiç bir lamba ustası henüz bu uçuruma düşmedi ama bizi yarın en ucuna kadar itiveriyorlar. Bu termionik bir şarttır… Çok da mantıklıdır çünkü lamba estetiği konularını çok daha yüksek bir seviyeye taşımaktadır.

300B ye karşılık 2A3 lerin düşük seviyedeki sorunlarını tartışanlar hiç bir şeyden anlamıyorlar. Asıl sorulması gereken soru: Dinleyeni müziksel mutluluğun doruğuna vardıracak (ecstasy) tonal bütünleşmesinin en hassas armonik/mekan/zaman “continuum” devamlılığını sağlayacak lambaların hangi marka ve tipten oluşması gerektiğidir.

Lambaların zayıf noktaları konusunda şikayet edip sizlanmayı bırakın. Hiç bir lambanın mükemmel olmadığı hayatın ve termioniğin bir gerçeğidir. Allah’tan da bu böyle… Ama bu bir sınır değildir… Bu gerçek audio sanatlarının en yaratıcı proseslerinden birinin başlangıç noktasıdır… Ve bu oyunu oynamak için gerekli olan beceri ve yetenek herkeste yok. devamı

Anlayacağınız  "Vakum Tüp Fetişizmi" için en doğru adres :)

Radio Hat veya Radyo Şapka



Yukarıdaki radyo şapkayı arada sırada çeşitli bloglarda görürüm ancak gerçek olduğunu hiç düşünmemiştim doğrusu. Geçenlerde It's Hifi bloğunu gezerken aşağıdaki fotoğrafı görünce ürünün gerçek olduğunu anladım. Ürün pil sistemi ile beslenen ve iki vakum tüple çalışan taşınabilir bir radyo. Dikkat ederseniz şapkanın her iki yanında birer hoparlör var ki, bu dönemlerde kulaklıklar pek gelişmiş değildi. Kulaklıklar bir nevi kulak hoparlörü olarak tasarlanıyordu. Yukarıda ürünün ilanları, aşağıda ise gerçeğinin fotoğrafı var. Garip...

Animasyonlu Albüm Kapakları: Beatles - Twist and Shout


Animasyonlu Albüm Kapakları bölümümüzde bu kez Beatles'ı konuk ediyoruz. "Twist and Shout" tam anlamı ile bir hit parçadır. Şarkı Phil Medley ve Bert Russell tarafından yazılmış ve orijinal ismi "Shake It Up, Baby"dir. Şarkıya Beatles'ın ilgisi "Please Please Me" albümünde görülür. Daha ilk albümde John Lennon'ın vokalleri ile şarkı büyük ilgi görür. Şarkı için hemen bir 45'lik yayınlanır. 1963 tarihli 45'liğin içerisine 3 şarkı daha eklenmiştir. "Do You Want to Know a Secret", "A Taste of Honey" ve "There's a Place", Tahmin edebileceğiniz gibi tüm bu şarkılar hit olur. 1963 yılında Parlophone etiketiyle yayınlanan 45'liğin esprili versiyonunu yukarıda, orijinal ise aşağıda görebilirsiniz…



Şarkının videosunu da ekleyeyim;

OMA'dan Harika Bir Mağaza



Oswalds Mill Audio veya bilinen ismiyle OMA benim yakinen takip ettiğim firmalardan bir tanesi. Bu takibin sebebi ürünlerine sahip olmaktan ziyade yaptıkları tasarımlara olan ilgim. Firmanın son yıllarda ürettiği hoparlörlerin ardındaki isim David D'Imperio. Son dönemlerde yaptıkları tasarımlar ile horn hoparlör sistemlerine ilginç bakış açıları kazandırdılar. OMA bünyesinde son derece butik ürünler var. Alman tasarımcı Thomas Schick'in bol bol tartışma yaratan pikap kolu, çeşitli uluslarası forumlarda analog gurusu olarak bilinen Win Tinnon'un pikabı gibi... OMA geçtiğimiz yıllarda amplifikatörler başta olmak üzere elektronik tasarımları da yaptı. Anlayacağınız adım adım büyüyorlar.

OMA, geçtiğimiz hafta 6Moons'da verilen habere göre New York'taki ilk mağazasını açmış. New York, Amerika hi-fi pazarı için bizdeki İstanbul gibi. OMA ekibi bir loft kiralamış ve yaptıkları dönüşümle fotoğraflardaki mağazayı ortaya çıkartmışlar. Ben bayıldım...





801/2A3 Amplifikatör



Josh Stippich, ismi çok yakından tanıdığımız bir isim değil ancak bir çok kişi Electron Luv firmasını biliyordur. En azından garip tasarımlarına mutlaka denk gelmiştir. Josh Stippich aslında Amerikan vakum tüp dünyasında oldukça tanınan bir isim. Son derece garip endüstriyel tüpleri kullanarak yaptığı tasarımlar çok ilgi çekiyor. Amerika'da düzenlenen ilginç fuarlar ve etkinliklerde sıklıkla denk geldiğimiz Stippich'in endüstriyel 801 ile çok sevdiğim 2A3 tüpleri kullanarak yaptığı bir Electron Luv tasarımı bugünkü konuğumuz...

Dijital Mi, Analog Mu?

Akıllara Zarar Bir Restorasyon Projesi İlk Fotoğraf



Sizlere dün yapmakta olduğum bir hoparlör restorasyonundan bahsetmiştim. Bu aralar bir arkadaşım daha kapsamlı bir restorasyon projesinin içerisinde. Bu proje ile alakalı çok güzel fotoğraflar ve bol bol yorumu yayınlayacağım. Hatta restorasyon sonucunu kulaklarımla duymayı da iple geçiyorum. Ancak ayrıntılara girmeden önce bir fotoğraf yayınlayıp yukarıdaki hoparlörün ne olduğunu sizlere sorayım.

Hoparlörün ne olduğunu tahmin edenler veya atıp şansını denemek isteyenler aşağıdaki yorum kutusuna tahminlerini ekleyebilirler…

Yapım Aşamasında Hoparlör



Şu sıralar vakit buldukça bir hoparlörü restore etmeye uğraşıyorum. Şimdilik pek ayrıntı vermeyi düşünmüyorum. Yurtdışından sipariş ettiğim parçaların gelmesiyle restorasyon hızlanacak. Tabii ki her adımın ayrıntılı fotoğraflarını da çekmeye çalışıyorum. Hoparlörün ne olduğunu bayağı merak eden var ancak sadece şu an temsili resmini ekliyorum. Daha fazla ayrıntı yok :)

Bu arada hoparlörün ne olduğunu tahmin edenler veya atıp şansını denemek isteyenler aşağıdaki yorum kutusuna tahminlerini  ekleyebilirler...

Vakum Tüp Fetişizmi: Eimac



Stereo Mecmuası'nın Retro bölümlerinde fırsat buldukça ve tabii denk geldikçe Eimac reklamlarını sizlerle paylaşıyoruz. Eimac aslında oldukça küçük bir firma olarak kurulmuş. San Francisco'da kurulan firma ilk önceleri amatör radyo pazarı için düşük voltajlı tüpler üretmeye başlamış. 1934 yılında ise firma yeniden yapılanır. Firmanın gerçek anlamda ilk ürünü 150T güç triodu. Bu tüp savaş sırasında Amerikan ordusu tarafından radar sistemlerinde kullanılmış. Savaşın bitiminden 1960'lara kadar tüp üretimine devam eden firma 2000'lerde iflas ederek elektronik dünyasından çekiliyor...

Eimac endüstriyel tüpleri bugün birer fetiş objesi.  NAT Audio gibi az sayıdaki firma ve DIY meraklısı bu tüplerle ilginç amplifikatörlere imza atıyorlar. Yukarıda bir DIY meraklısı tarafından Eimac endüstriyel tüpleri ile üretilmiş bir amplifikatör var.

Absürd Plak Kapakları: The Cramps Bikini Girls With Machine Guns



The Cramps, Amerikalı bir rock topluluğudur. 1976 yılında kurulan topluluk 2009 yılına kadar aktif kalmayı başarmıştır. Topluluğun ayrılmasının sebebi solist Lux Interior'ün ölümüdür. Garip bir şekilde karı koca topluluğun hiç değişmeyen iki üyesi olmuştur. Gitarist Poison Ivy, solistin eşidir. New York punk sahnesinin gelişiminde önemli bir rol oynayan The Cramps kendisinden sonra gelen toplulukları özellikle de garaj topluluklarını derinden etkilemiştir. Aslında The Cramps'i günümüzün gotik rock akımının öncülerinden bir tanesi olarak kabul etmek mümkündür.

Yukarıdaki plak kapağı topluluğun 1989 yılında yayınladıkları "Bikini Girls With Machine Guns" / "Jackyard Backoff" 45'liğinin kapağı. Enigma plak şirketinde yayınlanan plak Amerika'da bayağı başarı kazanmış...

Audio-Technica Konsept Mağazası


Hifi firmaları özellikle de kulaklık üreticileri son yıllarda pazarlama için yepyeni taktikler deniyor. Audio-Technica, taktikler listesine yeni bir ekleme yaptı; konsept mağazalar. Üreticilerin direkt olarak alıcılarla buluşmasında en önemli yol olan perakendecilik, son yıllarda konsept mağazalarla yeni bir boyut kazanıyor. Firmalar tüm ürün gamlarını meraklılarla buluşturabiliyor ve bunu yaparken ara dağıtıcıların stok yükü gibi serzenişlerinden kurtulmuş oluyorlar. Firma, Japon tasarımcı Tokujin Yoshioka ile anlaşarak yeni mağazasını dizayn ettirmiş. Tabii ben tasarım dünyasını takip etmediğimden tasarımcıyı tanımıyorum.  Ancak Yoshioka daha önce çok ünlü bir marka olan Issey Miyake'nin butiklerini tasarlamış.

Konsept mağazanın en büyük özelliği içerisinde bulunan bir oda. Bu odada Airbus A380 uçağının kalkışı birebir simüle ediliyor. Böylelikle firmanın üst sınıf ANC7b gibi kulaklıklarının gürültü kesme özelliği test edilebiliyor.

Mağaza, Paris'in en gözde semtlerinden birinde açılıyor; meşhur Louvre sarayının olduğu semtte. Bakalım başarılı olabilecek mi? Bu arada mağaza ayın 17'sinde açılacakmış. Yukarıdaki konsept çizimler yerine gerçek fotoğrafları yayınlanınca sizlerle paylaşırım...

Müzik Hayvanı'ndan Yeni Vukuatlar



Bir süredir sağlık sorunları yüzünden bloğum banttan yayın yapıyor. Neredeyse okuduğunuz tüm yazılar stokladığım yazılardan oluşuyor. Yavaş yavaş normal hayatıma dönmeye başlayınca ortalıkta neler oluyor neler bitiyor araştırmaya başladım. Müzik Hayvan'ında büyük bir hareketlilik olmuş. Albümleri özgürce indirip dinlemeye başladım. Ben en son Eray Düzgünsoy'un Works çalışmasında kalmıştım. Aradan geçen süre zarfında bayağı çalışma yayınlanmış.

Alper Maral - Le grant Testament sadece CD formatında yayınlanmış. Ne yazık ki İzmir'de bir dağıtım noktası olmadığından edinmem mümkün olmadı. İstanbul'da yaşayan okuyuculardan Müzik Hayvanı çalışmalarına yer veren mekanlara uğrayanların bir tane benim için edinmesini çok isterim. Müzik Hayvanı çalışmalarını bulabileceğiniz adresler Beşiktaş – Pan Kitapevi, Cihangir – Opus 3A, Kadıköy – Flaneur, Kadıköy – Zihni Müzik ve Vintage Records. İlgilenenlere şimdiden teşekkürler.

Emre Ozis'in üç parçadan oluşan albümü çok hoşuma gitti. Albümde kalabalık bir müzisyen topluluğu ilgi çekiyor. Euphonium: Ertan Şahin, Bağlama: Nazım Çınar, Viyolonsel: Emre Ozis, Di: Leo, Vokal: Gülce Özen Gürkan, Z.Ö. ve E.Ö. İndirmek için hemen buraya tıklayabilirsiniz.

Bir diğer çalışma Stefan Fricke'nin - Liszten çalışması. Burada bir durup nefes alalım. Çalışma son derece ilginç. Berlin'de bulunan iki adet Liszt caddesi arasındaki yolculuğu konu alan daha doğrusu konunun kendisi bu araba yolculuğu olan çalışma gerçekten çok ilginç. Buradan edinmeniz mümkün...

Alper Maral'ın daha önce Elektroakustisch! albümünde bonus olarak dinlediğimiz Das klingende Alphabet şarkısı bu kez tüm bir albüme yayılmış halde meraklılara sunulmuş. Tabii buna tam anlamıyla yayılmış demek doğru olmaz. Albümü buradan hemen edinmeniz mümkün...

Müzik Hayvanı'ı hakkında benim yazdığım bir kaç satıra buradan, Müzik Hayvanı'nın tam olarak ne olduğunu en iyi şekilde anlayacağınız Eray Düzgünsoy röportajına ulaşmak için ise buraya tıklayabilirsiniz. Röportaj Milliyet gazetesinde yayınlamış ve Ömür Şahin'in web sitesine eklenmiş. Mutlaka göz atın...

B Harfli Kulaklıklar



Son zamanlarda sokakta gezinirken veya metroda bir sürü insanın kulağında "B" harfi olan kulaklıklar görüyorum. Bunların ne marka olduğunu bir türlü anlayamadığım için bir yandan da merak edip duruyorum. Geçenlerde metroda denk geldiğim bir kişiye bu "B" harfli kulaklıkların ne marka olduğunu sordum sonunda...

Kulaklıklar, Amerikalı elektronik devi Monster markası altında üretilen "Beats by Dr. Dre" serisinin logosuymuş. Dr. Dre, Amerikan rap dünyasının en önemli ismi. Prodüktörlük, rap şarkıcılığı ve yapımcılığı, plak şirketleri sahibi olmak gibi hemen her alanda parmağı olan Dr. Dre, Monster markası ile ortak kulaklıklar geliştirmiş. Hatta yeni nesil bazı HP notebook'larda da parmağı varmış... Görülen o ki, kulaklıklar bayağı tutulmuş. Ülkemizde bu kadar çok insanın bu kulaklıkları tercih etmesinin altında eminim ki haklı sebepler vardır.

Dr. Dre'nin müziği ilgi alanıma giren bir müzik tarzı değil ancak 2000'lerde bir gece kulübünde çaldığında ilgimi çeken bir şarkıda parmağı olduğunu biliyorum. Şarkı Truth Hurts isimli bir topluluk veya ismin söylediği Addictive isimli şarkıydı. Şarkıya Rakim isimli muhtemelen ünlü bir rapçi de destek vermiş. Aşağıda izleyebilirsiniz. Meraklısına şarkının türü West Coast G-funk(mış)

BorderPatrol SE300B


BorderPatrol markasını belki bilirsiniz. Firma aslında İngiltere'de kurulmuştu daha sonra Amerika'ya taşındı. Firmanın çok dar ama zarif tasarımlı bir ürün yelpazesi var. Firma genelde Single Ended Triode veya paralel SET yapılı amplifikatörler ve pre-amplifikatörler üretiyor. Yukarıda firmanın 300B tüple donatılmış SET amplifikatörü görülebilir. Zarif bir tasarım değil mi?

Stargate Temalı Ev Sineması Sistemi


Stargate yayınlandığı 90'lı yıllarda tam anlamıyla bomba etkisi yapmış ve film bir hit haline gelmişti. Daha sonra dizisi yapılan filmin konusu son derece ilginçti. Ancak dizi hiçbir zaman film kadar ilgi çekmemişti. Yani en azından bence...  Bu arada filmdeki efektler etkileyiciydi ve günümüzde bir çok meraklı bu efektleri ve sahne tasarımlarını kendi ev sinema sistemlerine taşıyorlar. Bu sayfadaki fotoğraflar Amerikalı bir ev sineması meraklısının sistemi. Sistem ve dekorasyon 70.000 Dolar civarında tutmuş...

Fujifilm FinePix S2950 İncelemesi Amatörden Amatörlere Yorumlar



Geçtiğimiz haftalarda bir fotoğraf makinesi almak konusunda araştırmalara başlamıştım. Bloğumda da okuyucularıma bazı sorular sordum. Gerek gelen yorumlardan gerekse de gelen e-postalardan kafamda bir fikir oluştu. Aslına bakarsanız bir makinenin kalitesini belirleyen konulardan olan lens, CCD veya CMOS sensörlerinin kalitesi gibi teknik verilerin içerisinde kayboldum gittim. Tüm bu karmaşanın içerisinde birkaç sonuca ulaştım. İyi bir kompakt sınıf fotoğraf makinesi çoğu zaman SLR Like (yazının devamında SLR kılıklı olarak anılacak) tabir edilen makinelerle benzer hatta daha iyi performans gösterebiliyor. Ancak bir gerçek var ki, benim ayırdığım bütçelerde (500TL altı) alınacak fotoğraf makinesinden fazla bir şey beklememek gerekiyor.

Arayış sürecimde bir çok makineyi inceledim ve yorumlarını okudum. Benim bakındığım sınıf fotoğraf makineleri ile yorumları okuduğumda kafam iyice karıştı. Makineler ve beklentileri karşılama performansları arasında her zaman bir eksiklikler vardı. Bunun en önemli sebebi insanların daha önce kullandığı makinelerden yeni aldıklarına geçtiklerinde elde ettikleri veya edemedikleri performanslardı. Yani iyi bir kompakt makineden vasat bir “SLR kılıklı” makineye geçtiğinizde her zaman iyi performans elde edemiyorsunuz. Bu noktada benim açımdan fazla bir sıkıntı olmayacağına karar verdim. Kullandığım fotoğraf makinesi bundan 5-6 sene önce üretilmiş ve döneminin giriş seviyesi bir üründü. Anlayacağınız hangi makineye geçersem geçeyim, küçük çaplı bir devrim yaşayacaktım.

Aslında gönlümün bir köşesi Hakan boş işlerle uğraşma Leica D-LUX serisinin en basitini al geç diyordu. Ancak araştırdıkça 800 Dolar segmentinde çok ilginç makineler karşınıza çıkıyor. Bir noktadan sonra araştırmalar kafa karışıklığından başka bir şeye karamıyor ne yazık ki. Çevremde fotoğrafçılık ile profesyonel anlamda uğraşan insanların ise haklı eleştirileri ve yol göstermeleri ise işleri benim için biraz daha karıştırıyordu.

Tüm bu kafa karışıklığının ortasında geleneksel alışverişe çıkma taktiklerimi kullanmaya karar verdim. İlk önce bütçemi belirledim, 500TL'den bir kuruş fazla vermemek birinci önceliğimdi. Alacağım makine ister kompakt isterse de SLR kılıklı olsun her zaman yanımda taşıdığım çantama girebilmeli. Özellikler konusunda senelerden beri sıkıntı yaşadığım makro çekim konusunda 2cm veya 3cm'den yeterli performans göstermesi en öne çıkan şeydi. Ayrıca istediğim zaman istediğim ayarı yapabilmeme izin vermesini de istediğim bir özellik olarak kenara not ettim. Makinenin standart pil ile çalışması benim için olmaz ise olmaz idi. Her zamanki gibi alışveriş listemi bu koşullara göre oluşturdum ve sonuçta 5 ürüne düşürdüm.



Bu listeyi araştırırken şans eseri Hepsiburada.com sitesine girdim ve Fujifilm FinePix S2950 modelinin kampanyada olduğunu gördüm. Yaklaşık 370TL'ye gelen fiyat hem bütçemin içerisinde kalıyor hemde Fujifilm FinePix S2950 istediğim tüm özelliklere sahip gibi görünüyordu. Geçmişte Fuji ile çalışma imkanım oldu. Belki yüzlerce makine sattığımızı ve insanların genel olarak mutlu olduğunu biliyordum. (1) Yurtdışındaki sitelerden kullanıcı yorumlarını okudum ve sonunda satın almaya karar verdim. Akşam satın aldığım ürün bir gün sonra elime ulaştı.

Ürünü takribi 3 haftadır aktif olarak kullanıyorum. Memnun olduğum ve olmadığım konuları şu şekilde özetleyebilirim. İlk olarak memnun olduğum konular,

1- Makine bayağı küçük. Resimlerde görülenden çok daha küçük. Alırken her zaman yanımda taşıdığım bilgisayar çantamın ölçülerine göre kontrol etmiştim ama özelliklerinde maksimum değerlere yer verildiğinden gerçekte makine çok daha az yer kalıyor. Bu hoşuma gitti.
2- Ürün üzerinde bir çok farklı mod var. Kendi ayarlarınızı kaydedilmek de mümkün. Makinenin standart veya ön tanımlı modlarında gece çekimi çok başarılı olmasa da, farklı değerleri deneyerek benim açımdan tatmin edici sonuçlara ulaşmam mümkün oldu. Gündüz çekimlerinde ise ön tanımlı mod'lar gayet iyi performans gösteriyor.
3- Makro performansı bu fiyat seviyesinde bir makine için neredeyse mükemmele yakın. Beklediğimden çok daha iyi bir performans elde ettim.
4- Ürün 4 adet kalem pil ile çalışıyor ve kullanacağınız pilleri iyi seçerseniz (2500MHa ve üzeri, kaliteli bir marka) şarj sorunu yaşamıyorsunuz. Tabii 4 pilin bir götürüsü var, makine bir miktar ağırlaşıyor. Ancak bu benim açımdan hiç sorun değil.
5- Hızlı bir hafıza kartı kullandığınızda iki fotoğraf arasında bekleme süresi neredeyse hiç hissedilmiyor. Ayrıca acil durumlar için seri çekim mod'ları da bulunduğundan makinenin hızı benim beklentilerimi karşıladı.
6- Ses kayıt fonksiyonu. Bunu çok sevdim. Diyelim ki bir fotoğraf çektiniz ve bir zaman sonra bunu nerede çektiğinizi unutuyorsunuz. Bir tuşa basıp çektiğiniz fotoğraf için sesli not ekleyince bu sorun ortadan kalkıyor. Belki yeni makinelerde kullanılan bir özelliktir ama ben ilk kez denk geldim ve çok işime yarıyor.



Gelelim sevmediklerime,
1- Hafıza kartına ulaşmak için pil haznesini açmak gerekiyor. Genelde fotoğrafları makine üzerinden veya USB kablosu ile bağlamak yerine doğrudan hafıza kartını bilgisayarıma bağlayarak kullanmak benim işime gelir. Bu durumda her defasında pil haznesini açmak benim bir eziyet.
2- Makinenin zum fonksiyonu başarılı ancak benim gibi eli çok titreyen insanlar için tripod kullanımı şart. Kardeşimin profesyonel makinelerindeki titreşim önleme performansını görünce bu makine ilk bakışta başarısız gibi görünebilir. Ancak bahsettiğim ekipmanın binlerce dolar değerinde olduğunu düşününce Hakan fazla beklenti seni sarsmasın demek geliyor içimden. En azından şöyle söylemek doğru olur sanırım üst sınırda zumlama yapmak için tripod kullanımı şart.
3- HD Video çekimi noktasında bir miktar sorun var gibi. Çok fazla hareket edip, zumlama yaptığınızda görüntü bulanıklaşıyor. Ayrıca HD Video çekimindeki ses performansı çok başarılı değil.
4- Ürünün yanında fazla bir aksesuar gelmiyor ama gelen askı tam anlamıyla kötü. Hani hiç koymasalar iyiymiş. Hakan bunu kullanacak mısın derseniz hayır kullanmayacağım ama askı kaliteli olsa bana bir zararı olmazdı doğrusu.

Sonuç olarak 370TL veya daha doğru tabirle 400TL'nin altındaki bir fotoğraf makinesi için fazla konuşmamak lazım. FinePix S2950 alarak bir kumar oynadım ve sonuçlarından çok memnunum. Verdiğim paraya göre aldıklarım gayet yeterli. Eğer iyi bir kompakt sınıf makineden bu makineye geçeceksiniz bunu oturup düşünün ancak benimkisi gibi orta hatta giriş sınıfı bir makineden FinePix S2950'ye geçmek neredeyse devrim gibi bir şey. Tavsiye ederim..

(1) Mağazacılık günlerinin hayatıma kattığı avantajlardan bir tanesi

Ekleme: AC Power Adapter AC-5VX ve DC coupler CP-04 operasyonunu tamamladım. Artık makinemi elektriğe bağlı şekilde pil ile uğraşmadan kullanabiliyorum. Ayrıntılar için buraya tıklayabilirsiniz

Absürd Plak Kapakları: Fausto Papetti 29a



Fausto Papetti'nin o kadar fazla albümü var ki takip etmek mümkün değil. 01'den başlayıp 50'lere kadar devam ediyor. Yukarıda 29a Raccolta albümünün kapağı var. 1974 yılında Fontana plak şirketinden yayınlanan albümün içeriği şu şekilde; Us And Them 5:40 / Moonraker 3:00 / Need Her Love 3:50 / Canto D'Amore Indiano (Indian Love Call) 3:30 / Carnavalsamba 3:45 / Sognando Un Po' (Fantasie Bleue) 3:10 / Aquarius 3:35 / Life Is A Lady / Holiday 4:40 / Candlelight Theme (Schatten Walzer) 3:40 / Jamming 4:00

Video: Zu Audio - Omen Def



Amerikalı bir firma olan Zu Audio son yıllarda bayağı ses getiren ürünlere imza attı. Firma genel olarak Amerikan piyasasında çok seviliyor ama Avrupa ve Uzakdoğu'da da bayağı seveni var. Zu Audio, oldukça genç bir kadroya sahip. Yukarıdaki videoda Omen Def modelinin yapılış öyküsü var. Hazırlanan video son derece profesyonelce çekilmiş ve görüntüler harika. Muhtemelen özel bazı filtreler kullanmışlar ve çok güzel olmuş...

DJ'lik Nasıl Abartılır



Uzakdoğulu bir DJ olan Yuri Suzuki nasıl daha fazla gürültü yaparım diye düşünerek bir DJ pikabını modifiye etmiş ve 4 adet kol eklemiş. Tüm bu kolları mikserine bağlayıp bir kolun okuduğu belirli ritmler üzerine diğer üç kolla farklı melodiler ekleyip DJ'lik konusunda yeni bir çığır açmış. Ben merak edip müziğini dinlemeye çalıştım ama bir şey anladım dersem yalan söylerim. Aşağıdaki resimde mucit DJ Yuri Suzuki görülüyor. Allah akıl fikir versin!

Japonya'da Göz Kamaştırıcı Etkinlik: Sun Audio, Sakuma ve Tamura



Vay be etkinliğe bakar mısınız? Japonya'da düzenlenen "Experimental Wireless and MJ" fuarında meşhur Japon transformatör üreticisi Tamura ile Sakuma San birlikte bir konferans vermiş. Sakuma Sun kimdir derseniz?

Özellikle kendi ülkesinde oldukça tanınan tasarımcı 1977′de Musen to Jikken editörünün kendisini ziyareti ile dergide çıkan yazısı ile geniş kitleler tarafından tanınır hale gelir. Çok sayıda projesi de “Musen to Jikken” dergisinde yayınlanır. Tasarım mantığını konu alan “The Remembrance of Sound Past” isimli bir kitapta yazmıştır. 1977′de dergi editörünün samimi yazısı zaten Japonya’daki durumun bir özetidir....  Sakuma’yı özel kılan şey, hiç kuşkusuz ki trafo sistemidir. Kendisine özgü tasarımın dergilerde yayınlanmasının ardından oldukça ilginç tartışmalar çıkmıştır. Nobu Shishido bu tasarımın oldukça önemli bir başarı olduğunu açıklaması ile tartışmalar kesilir. Şu an Tamura firması Sakuma tasarımlarına özel trafoları tasarımcının kendi ismi ile hala üretmektedir. Daha fazla ayrıntıyı Single Ended Triode’ların Tarihçesine Kişisel Bir Bakış Bölüm III'te bulabilirsiniz.

Müzik dinletisinden, Tamura konferansına, Sakuma ile soru cevap gibi bir farklı etkinliklerin yapıldığı güzel bir günde Altec 902 sürücüler kullanılarak yapılmış bir hoparlör, Sakuma'nın KT66 push-pull amplifikatörü dinlenmiş. Vakum tüplü amplifikatör severlerin hayallerini süsleyecek bir etkinlik değil mi?

Khaos CD'lik



Geçmişte Khaos ürünlerinden bahsetmiştim. İtalyan firmanın birbirinden ilginç ürünleri var. Özellikle kütüphane tasarımları müthiş. Bu kütüphanenin tasarımının farklı ürünlere uygulanmasıyla ortaya çıkanlar yine ilgi çekici oluyor. Yukarıdaki fotoğrafta ön plandaki mobilya CD veya DVD depolama amacı ile üretilmiş. Tamam çok fonksiyonel durmayabilir ama harika değil mi?

Kerem Görsev - Kentler ve Gölgeler; New York, Duke Ellington



Geçtiğimiz günlerde Kerem Görsev, TRT Türk kanalında "Kentler ve Gölgeler" programında büyük müzisyen Duke Ellington'ın hayatını konu alan bir bölümle televizyonlarda görülmüş. Bahsi geçen program anladığım kadarı ile tarihe mal olmuş önemli kişileri ve yaşadıkları kentleri konu alan bir program. Programı da konuyla ilgili veya başka bir deyimle konuya vakıf bir konuk sunuyor(muş) Benim gibi neredeyse hiç televizyon seyretmeyen birisi için bile "Kentler ve Gölgeler" programı ilginç bir içeriğe sahip. Geçen hafta yayınlanan bölümünün çekimleri Duke Ellington'ın hayatının büyük kısmının geçtiği Manhattan'da yapılmış. Kerem Görsev'in keyifli anlatımıyla kısa öyküler, anektodlar derken keyifle oturup seyrettiğim bir belgesel tadında program olmuş..

Benim bir dostum sağolsun program Hakan'ın ilgisini çekebilir diyerek uydu receiver'ına kaydetmiş. Şaka gibi değil mi? Bilmeyenler için söyleyeyim artık bir çok uydu receiver'ında (aslında alıcı mı demeliyiz) hard disk var ve canınız istediğiniz programları kaydedebiliyorsunuz. Benim gibi video çağında kalmış insanlar için bir nevi devrim sayılabilir. Velhasıl kelam, programı bende o sayede izle(yebil)dim. Programı şu an internet üzerinde youtube vesaire gibi yerlerde göremedim. Umarım birileri yükler de daha fazla insan seyredebilir. Bir şekilde TRT web sitesine veya Tivibu gibi uygulamalara bakıp seyredebilecek bir link bulanlar bana ulaşabilirlerse bende web sitemizden yayınlayayım...

Emeği geçenlerin ellerine sağlık... Umarım caz severler bir şekilde bu programı bulup seyrederler...

Montserrat Figueras Anısına Bir Kaç Satır



Montserrat Figueras veya tam adıyla Montserrat Figueras García, 23 Kasım 2011 tarihinde vefat etti. 15 Mart 1942'de Barcelona İspanya'da doğdu. Kendisine özgü soprano sesi olan Katalan müzisyen erken yaşlarda şarkı söyleme tekniğini geliştirmeye başlıyor. Kardeşi Pilar Figueras'ta bir müzisyen ve 1960'larda iki kardeş müzik dünyasında gelişimlerine devam ederler. Montserrat Figueras, 1968 yılında Jordi Savall ile evlenir ve müzik kariyerinde bambaşka bir dönem başlar. 1974 yılında Lorenzo Alpert ve Hopkinson Smith ile birlikte Hespèrion XX topluluğunu kururlar. Bu topluluk daha ilk günden beri eski dönem müziği konusunda uzmanlaşmaya odaklanır ve ilerleyen yıllarda tüm dünyada tanınır. Bildiğiniz gibi topluluğun ismi yeni bin yılda (milenyum) Hespèrion XXI olarak değişir. Figueras ve Savall, La Capella Reial de Catalunya ve Le Concert des Nations topluluklarını da birlikte kurarlar. İkilinin uzun soluklu mutlu evlilikleri boyunca iki çocukları olur; kızı Arianna ve oğlu Ferran.

Figueras uzun bir süredir kanser tedavisi görüyormuş ve ne yazık ki mücadelesinin sonucu mutlu sonla bitmemiş. Toprağı bol olsun...

Odyofil Ziyaretler: Evimi Dijitalciler İşgal Etti!!!



Yukarıdaki fotoğrafa bakıp bu adamlar ne yapıyor diyebilirsiniz. Sanırım bunu demeniz gayet doğal. Efendim bu kez Odyofil Ziyaretler bölümünde kendi evimde dijital dünyanın yeni oyuncaklarını test ettik. Fotoğraftaki arkadaşlar sistemlerini benim müzik sistemime entegre ediyorlar. Şimdi ayrıntılar;

Geçtiğimiz haftalarda yeni nesil dijital kaynakları test etmek üzere sevgili Nadir ve Levent ile sözleşmiştik. Özellikle benim ardı arkası kesilmeyen çevresel sağlık sorunlarım yüzünden bu buluşmayı bir türlü yapamamıştık. Sonunda bir gece ayarlamayı başardık ve değerli dostlarım ellerinde çantalarla bizim evin yolunu tuttular.

Benim sistemimi okuyucular zaten biliyorlardır. Ayrıntıları Stereo Mecmuası Forumlarında da mevcut. Bu sistem üzerine yeni nesil iki dijital kaynağı ekledik. Birinci kaynak cihaz Transport PC. Aslında Transport PC'nin geliştirilmekte olan versiyonu. Transport PC konusunda Stereo Mecmuası'nda özel bir sayı yayınlamıştık ancak konu bilgisayar olunca sistemler devamlı yenileniyor ve dolayısıyla Transport PC özel sayıyı yayınladığımız günden bugüne bayağı gelişti. Konuyla ilgili gelişmeleri başta sevgili Nadir (nam-ı diğer Ionian) olmak üzere diğer meraklılar forumlarımızdaki konu başlığında okuyucularımızla paylaşıyorlar. Benim bu bilgisayarı son gördüğümden bugüne gelişmeler devam etmiş. Çift güç kaynaklı, ses kartı üzerinde bir sürü modifikasyon ve kapasitör olan,  Frankstein Transport PC ismini verebileceğim son derece karmaşık ve standart bir bilgisayarın çok ötesinde bir "şey" ile karşılaştım bu kez.

İkinci dijital kaynak ise Apple'ın Mac Mini modeliydi. Bunun üzerinde de yazılımsal bazı iyileştirmeler yapılmış. Sistemin sahibi olan sevgili Levent evde kullandığı DAC'ı da getirdi. Blacknote DAC-30 modelini böylelikle yakından inceleme ve dinleme fırsatı buldum.


Uzun zamandır böyle bir kablo karmaşası yaşamamıştım. Salonda ancak sek sek ile ilerlemek mümkündü.. Ayağınızın altında bir sürü bozulabilir parça varken cesaret işi tabii...

İlk önce sistemlerin kurulmasına başlandı. Çok sayıda elektrik prizi, bir sürü taşınabilir Harddisk vesaire derken salonda neredeyse adım atacak yer kalmadı. Transport PC ve Mac Mini, Blacknote DAC'a bağlandı ve test şarkılarını her iki dijital kaynak ve en son pikapta dinledik. Öncelikle benim testten çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşayım...

1- MAC veya farklı bir bilgisayar tabanlı sistem kullanıyorsanız, DAC'ın dijital kaynağın nihai performansına büyük bir etkisi var. Muhtemelen kaynağın transport bölüme harcayacağınız tutar kadar DAC'a da yatırım yapmanız gerekli.

2- Transport PC, ilk bakışta aslında çok karmaşık gibi gözükse de, ortalama bir bilgisayar kullanıcısının kolaylıkla altından kalkabileceği bir yapıya sahip. Ancak gelecekte yapılacak ileri seviye modifikasyonlar ilginizi çekiyorsa elinizin biraz havye tutması gerekiyor. İleri seviye bir miktar bu işlere aşinalık gerektiriyor.

3- MAC cephesinde işler biraz daha rahat. İşletim sistemi üzerinde belirli modifikasyonları yaptıktan sonra kullanacağınız yazılımı seçmeniz gerekiyor. Bizim denediklerimiz arasında "Decibel" açık ara daha iyi bir performans gösterdi. 50 Dolara satın alabileceğiniz bu yazılımın sese etkisi oldukça etkileyici. Oldukça pahalı olan Amarra'yı ezip geçmesi, benim açımdan çok şaşırtıcıydı...

4- Gecenin ilginç sonuçlarından bir tanesi, kablonun önemi idi. Bir çok insana sorarsanız DAC bağlantısı amacıyla kullanılan USB (veya benzeri) kablo(lar) "1" ve "0"lardan oluşan sayısal veriyi taşıdığından çok büyük bir öneme sahip değiller. Ancak iyi bir USB kablonun yerine standart bir kablo taktığınızda ses bir andan tanınmaz hale geliyor. Bu konu çok garibime gitti. Sevgili Levent sisteminde Goldenote firmasının üst sınıf gümüş bir USB kablosunu kullanıyor. Görünen o ki, sistemine katkısı inanılmaz boyutlarda. Bu tarz dijital kaynağa sahip olanların ne yapıp edip kaliteli bir USB kablo edinmelerini gecenin deneyimi olarak kayda geçirmek isterim. Ülkemizde bir çok markanın kaliteli USB kablolarını bulabilmek mümkün...

5- Transport PC mi yoksa MAC mi sorusu, gecenin önemli sorularından bir tanesiydi. Benim görüşüm ayrıntılarla ve teknik işlemlerle fazla uğraşmak istemeyenlerin MAC yönüne kaymalarında fayda olabilir. Transport PC ise hobiyi uzun zamana yaymaya meraklı, konuyu adım adım geliştirmek isteyenler için ilginç bir seçenek. Gece konuştuklarımızdan hareketle bugün bir MAC Mini ile iyice geliştirilmiş bir Transport PC'nin maliyeti hemen hemen aynı. Bu maliyetlerin üzerine bir DAC ve iyi bir USB kablosu eklemek gerekiyor. Bu kesinlikle kaçınılmaz.

6- Harcanacak tutar ne olursa olsun yeni nesil dijital kaynakların avantajı çalınacak müzik medyasını ekonomik olarak edinebilmek. Bu konu pek bana hitap etmiyor. Benim için dinleyeceğim albümün kapağı ve bilgilerinin elimin altında olması önemli diyerek bu konuyu geçeceğim.

7- Dijital müzik arşivi edinmek başlı başına bir planlama gerekiyor. Aynı albümün bir sürü farklı versiyonu var. Örneğin Bill Evans'ın Waltz For Debby albümünün 2-3 farklı versiyonunu deneme fırsatımız oldu. Anlaşılan bu yönde ilerleyen arkadaşlarımızın dosya düzenlerine daha ilk başlardan dikkat etmesi gerekiyor. Öbür türlü albüm listeleri arasında kaybolup gitmek mümkün....


Solda Ionian ve Transport PC'si, sağda DAC-30 ve MAC Mini. Tam bir kaos!

Gecenin bir diğer sonucu iyi bir analog kaynak performansına ulaşmak için dijital cepheye harcamak gereken tutarın hiç de az olmadığıydı. DAC + USB kablosu + kaynak cihaz maliyeti pek az değil ancak plakların fiyatlarına bakarsanız bu yatırım maliyeti pek önemli sayılmaz.

Gecenin sonucu, benim görüşüme göre yeni nesil dijital oyuncakların performansının aynı fiyat seviyesindeki CD veya SACD çalarların performansına ulaştığı hatta geçtiği yönünde. Tabii bunu giriş seviyesinin biraz üzerindeki bir kıyaslama olarak söylüyorum. Üst segmentlerde durumlar bir hayli farklı olabilir. İyi bir analog kurulumu ve plak arşivi olan meraklıların şimdilik rahat olduğunu söyleyebilirim. Dijital dünyanın bu seviyelere ulaşması şimdilik kolay gözükmüyor ancak gelişim baş döndürücü bir hıza sahip. Önümüzdeki yıllarda durumlar değişebilir. Hatta kesinlikle değişecektir. Son iki senede yaşanan gelişmelere bakarak önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde gerek donanım gerekse de yazılım anlamında önemli gelişmeler olacaktır.

Absürd Plak Kapakları: Fausto Papetti Sax



Ancak Papetti özellikle 1960 ve 70′li yıllarda az giyimli kızların kapaklarını süslediği acayip plaklarını bilmeyen yoktur. Neden bu plakları seviyoruz diye sorsam herkes başka cevaplar verecektir. 1970′lerin Türk sinemasının “konulu” filmlerine aşina olanlar yaşattığı nostaljiden dolayı Papetti plaklarını severler. Plak kapakları aslında son derece ilgi çekicidir. Her zaman az giyimli kızlar olur ancak bu kızlar mahallenin en güzel kızları değildir. Kapaklarda özellikle pastel tonlar hakimdir. Ayrıca az giyimli kızlar dünyanın en mutlu kızları da değildir. Değişik bir hüzün vardır yüzlerinde... Plaklardaki müzik ise bazen kapakların tam aksine son derece neşelidir, bazende garip bir hüzne sahiptir. Anlayacağınız Papetti plakları her şeyiyle incelenmesi gereken plaklardır. Belki de ciddi potansiyeli olan (veya olabilecek) bir müzisyenin hayatının çok büyük bölümünde müzik tarihi açısından bir hiç olarak kaldığı için böylesine garip işlere imza atmıştır. Oturup incelemek lazım...

Muppet Show: Mahna Mahna



Mahna Mahna, veya tam anlamıyla "Mah-Na Mah-Na," İtalyan besteci Piero Umiliani tarafından bestelenmiş. Şarkı aslında İsveç'te yaşayan bir İtalyanı konu alan Svezia, Inferno e Paradiso (Yani İsveç, Cennet ve Cehennem) isimli belgesel için yazılmış. Ancak şarkıyı hepimiz Muppet Show'dan hatırlıyoruz... Şarkı ilk kez Muppet Show'un ilk sezonunda seyircilerle buluşmuş ve hit haline gelmiş.. Komik ama gerçek...

Wurlitzer One More Time Vinyl Jukebox


Belki biliyorsunuzdur efsane Wurlitzer markasını gitar dünyasının dev ismi Gibson satın almıştı. Geçenlerde yeni ürünlerden neler var diye baktığımda meşhur 1015 modelinin replikasının hala üretildiğini gördüm. 1015 modeli aslında 1946 yılında yani tam II DÜnya Savaşının bittiği yılın ardından üretilmiş ve pop kültürün değişmez ikonu haline gelmişti. Ürünün ismi artık One More Time Vinyl Jukebox olarak değiştirilmiş. O meşhur kendi kendine renk değiştiren bölümler hala eski yerinde. Ancak içerisindeki mekanizmalar elden geçirilmiş ve modern standartlara kavuşturulmuş. Ürün içerisinde 2x55W gücünde bir amplifikatör olan sistem çok sayıda hoparlör ile donatılmış. Biliyorsunuz Jukebox'lar hem öne hemde arkaya hatta yana doğru bile ses verirler. Bu yüzden normalden biraz daha fazla hoparlör eklenmek durumunda. Ürünün en önemli özelliği 50 plak daha doğrusu 50 adet 45'lik plak alabilmesi...

Hapishane Mi yoksa Cennet Mi?


Sanırım bir çok meraklı için yukarıdaki resim bir illüstrasyon olsa bile keşke bende de olsa dediği ürünlerle doludur. Aslına bakarsanız bir çok hi-fi meraklısı ve koleksiyoncusunun evinde en az bir odası bu kadar olmasa da bu resimdeki yakın doluluktadır. Merak etmeyin sizde bir acayiplik yok, bu dünyanın her yerinde aynı... Sanırım birbirimizi en iyi bizler anlarız...

Animasyonlu Albüm Kapakları: Nick Cave And The Bad Seeds - Let Love In



Let Love In, Nick Cave and the Bad Seeds topluluğunun sekizinci albümü ve 1994 yılında yayınlanmıştı. Albüm yayınlandığı dönemlerde çok fazla ilgi çekmemiş olmasına rağmen ilerleyen yıllarda farklı türlerden müzik yapan toplulukların ilgisini çekmiş ve özellikle underground piyasada ilgi çekmişti. Albümden "Loverman" şarkısını Metallica kendi Garage Inc albümünde (aslında EP'si) 1998 yılında yeniden yorumladı. Depeche Mode'un aykırı ismi Martin Gore kendi solo albümünde yeni aynı şarkıya farklı bir bakış açısı ile yaklaşmıştı. "Red Right Hand" ise Arctic Monkeys tarafından bir kaç kere yorumlandı. Albümde Nick Cave'in yanında Blixa Bargeld, Martyn P. Casey, Mick Harvey, Conway Savage ve Thomas Wydler'ı görebilmek mümkün. Albümde çok sayıda konuk müzisyende yer almış... Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz…

Sufi Soul: The Mystic Music of Islam



Bu senenin başlarında Sufi Soul: The Mystic Music of Islam adlı bir belgesel izledim. 2008 yılında yayınlanan belgesel Simon Broughton tarafından çekilmiş. Belgesel adında anlatılacağı gibi dünyadaki sufi toplulukların müziklerini konu alıyor. Belgeselde tanıdığımız isimlerde yer alıyor; Galata Mevlevihanesi ve Kudsi Ergüner bunlardan iki tanesi. Belgeselde Hindistan/Pakistan, Türkiye, İran ve Kuzey Afrika'dan önemli isimlere yer verilmiş. Ancak ben Fas kısmına bayıldım. Özellikle Rokia Riman tarafından seslendirilen yukarıdaki şarkı çok ilgimi çekti ve başladım araştırmalarıma. İnternet üzerinde çok fazla bilgi bulabilmek mümkün değil. Ancak bu bölgelerde yaşayan bazı müzisyenlerle yazışmalar sonucu bazı isimlere denk gelebildim. Aşağıda bulduğum bir videoyu ekliyorum. Yerel bir zikir sırasında Kazablanka'da kaydedilmiş. Müzik arşivinde bu bölgeden bir şey bulunan okuyuculardan da yardım bekliyorum. Uzun zamandır aşağıdaki şarkı beynimin bir köşesinde dönmeye devam ediyor...

Stephen Paul Motian Vefat Etti



Stephen Paul Motian veya tanıdığımız ismiyle Paul Motian vefat etti. 1931 yılında doğan Amerikalı müzisyen 22 Kasım 2011 günü aramızdan ayrıldı. Önemli bir davulcu olarak ismini Amerikan caz tarihinine kazıyan Motian aynı zamanda önemli bir besteciydi.

Motian Philadelphia'da doğdu. Çocuk yaşlarında gitar çaldı ve 12 yaşında davul ile tanıştı. Çeşitli swing topluluklarında çalıştıktan sonra Kore Savaşına katıldı. Motian profesyonel müzik kariyerine 1954 yılında başladı. Kariyerine başladığı isim yine bir efsane Thelonious Monk. Ancak tüm dünyada tanınması piyano efsanesi  Bill Evans'ın trio'larında olmuştu. Basçı Scott LaFaro ve onun vefatının ardından Chuck Israels ile caz tarihinin en önemli albümlerinden bir kısmına imza atmıştır. Motian'ın çalışmadığı isim çok azdır diyebiliriz. Bunlardan en dikkat çekicileri Paul Bley (1963-4) ve Keith Jarrett (1967–76) ile yaptığı çalışmalardır. Ancak liste bundan çok daha uzun... Lennie Tristano, Warne Marsh,Lee Konitz, Joe Castro, Arlo Guthrie, Carla Bley, Charlie Haden,  Don Cherry, Marilyn Crispell, Bill Frisell, Leni Stern, Joe Lovano, Alan Pasqua, Wolfgang Muthspiel, Bill McHenry, Stephane Oliva, Frank Kimbrough ve çok daha fazlası...

Listeye bir bakış attığınızda çok farklı isimleri görebilirsiniz. Rock'tan en uç caza kadar Motian hemen her müzik türüne kendi davul çalışını adapte edebiliyordu. Onun büyüklüğü işte buradan geliyor...

1970'lerde kendi toplulukları ile ECM'de 1980'lerde Soul Note Records, JMT Records ve Winter & Winter Records'ta plaklar yayınlamıştır. 2000'lerin ortasında ise Motian tekrar ECM'e dönmüştü.


Bill Evans, Scott Lafaro ve Paul Motian.. Şimdi hepsi tanrının yanında...

Motian'ın Bill Evans'la yaptığı plaklar, New Jazz Conceptions (Riverside, 1957) Portrait in Jazz (Riverside, 1959) Explorations (Riverside, 1961) Sunday at the Village Vanguard (Riverside, 1961) Waltz for Debby (Riverside, 1961) How My Heart Sings! (Riverside, 1962) Moon Beams (Riverside, 1962)

Charlie Haden ile yaptığı plaklar Liberation Music Orchestra (1969) Ballad of the Fallen (1980) Dream Keeper (1989) Etudes (1986)  Segments (1987) Live at the Village Vanguard with ve The Montreal Tapes serisi...

Keith Jarrett ile yaptığı plaklar Life Between The Exit Signs (1967) Somewhere Before (1969) Expectations (1972) TheMourning of a Star (1973) Fort Yawuh (1973) Treasure Island (1974) aslında 1970'lerde yaptığı tüm plaklar...

Joe Lovano ile Village Rhythm (Soul Note, 1988) Enrico Rava ile Tati (ECM, 2004) New York Days (ECM, 2008) Paul ile 1980'lerde yaptığı plaklar ve Misterioso başta olmak üzere 1970'ler ve 80'lerde daha küçük plak firmaları olan Soul Note Records, JMT Records ve Winter & Winter için yaptığı kayıtlar, bence Motian'ın neden efsane olduğunu anlamamıza yardımcı olacak albümlerdir...

Ne diyelim; Mekanı cennet olsun...

Bumads Ödülleri ve Ömür Boyu Unutulmayacak Bir Gece!


Sizlere geçtiğimiz günlerde Bumerang Ödüllerinde finalist olduğumuzu duyurmuştum. Aslında bu güzel haberin daha farklı bir zamanda gelmesini tercih ederdim demiş ve durumu kısaca özetlemiştim;
“1 ay boyunca İstanbul’da kalacağımız bir dönemde Seçil Hanımın (1) annesinin beyin damarlarından bir tanesinde oluşan emboli (pıhtı) sorunu nedeniyle tüm programımızı iptal etmek zorunda kaldık. Arkasından Bumerang Ödüllerinin finaline kaldığımı öğrendim. İster istemez bir günlüğüne İstanbul’a gidip dönmek durumundayım. Gerek şahsi işlerim gerekse de Stereo Mecmuası ile alakalı yapacağım firma ziyaretlerini biraz ertelemek zorundayım ne yazık ki. Sonuçta sağlık en önemli şey.”

Sağlık durumu ile aldığımız iç açıcı haberler ile birlikte ödül törenine gönül rahatlığıyla katılma fırsatı bulduğum için çok mutlu olduğumu tüm içtenliğim ile söylemek isterim. Bu konuda bizi yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. Şu an herşey çok iyi gidiyor. Moralimiz çok çok iyi..

Çarşamba günü öğleden sonra uçak ile İstanbul’a gidip ertesi gün İzmir'e geri döneceğim şekilde bir program yapıldı. Uçuş ve konaklama ile alakalı hazırlıkların tamamlanmasının ardından son yılların en garip İstanbul seyahatime başladım. En garip diyorum, çünkü İstanbul'a gittiğimde kaldığım en kısa dilim genelde 2 haftadır. Bir günlük seyahatlerden tüm kalbimle nefret ederim aslında nefret ederdim demeliyim.

Bundan aylar önce Hurriyet Bumerang sistemine (2) dahil olduktan sonra düzenlenen Bumads yarışmasına sessiz sedasız bir şekilde katıldım. Genelde tüm katılımcıların yaptığı gibi sitelerimizin her tarafını bize oy verin banner'ları ile doldurmak yerine tek bir başlıkta  ödüllerden bahsettim ve okuyucularımızdan destek istedim. Stereo Mecmuası'nın her konuda bizlere destek veren değerli okuyucuları, görülüyor ki, yine ellerinden geleni yapmışlar ve Stereo Mecmuası Günlüklerini finallere taşımışlar. Hepinize desteğiniz için teşekkürler.


Salonun Genel Görünüşü ve Sahne

Final Akşamı Başlıyor!

Finallerde (aslında yarı finallerde demeliyim) çok önemli isimlerden oluşan dev bir jüri, binlerce blog arasından her kategori için üç finalisti seçti. Bu üç finalistten bir tanesi bendeniz Hakan Cezayirli idi...

Bu durumdan haberdar olunca çok mutlu oldum. Sonuç itibarı ile Stereo Mecmuası'nı oluşturan tüm alt bölümlerde birinci önceliğimiz okuyucularımızın ilgisini çekecek içeriği hazırlayıp sunabilmek. Bunu yaparken elimizden geldiğince basit şekilde ancak görsel desteğe sırt çevirmeden yapmaya çalışıyoruz. Tüm Stereo Mecmuası'nın en renkli bölümü olan blog'um bu ödüllere katılmak için doğru bir karar oldu. Konuyu buradaki başlıkta biraz detaylandırmaya çalıştım. Bir göz atmanızda fayda var.

Ödül töreni İstanbul Hilton Convention Center'da düzenlendi. Daha önce çeşitli sebeplerle bulunduğum defalarca salonlara bu kez son derece eğlenceli bir etkinlik için gidiyor olmak ayrıca keyifliydi. Salona girer girmez, genç hanımefendilerden oluşan Bumads ekibi tarafından son derece güleryüzle karşılandım. Benimde içerisinde bulunduğum “En Tarz Blog Ödülleri” gecenin ilk ödülleri olduğundan eğer mümkün ise sahneye yakın bir yerde oturmam istendi. Ödül törenlerine tek başıma katıldığım için bu tabii ki bir sorun olmayacaktı. Şarabımı alıp bir masaya oturdum. Son derece sempatik insanların bulunduğu bir bölümde yerimi aldım. Genç hanımefendilerden bir tanesi yemek konusunda diğer bir tanesi alt kültürler konusunda blog'lara sahipmiş. İsimlerini ne yazık ki hatırlamıyorum ancak kendilerine ödül töreni boyunca arkadaşlıklarını paylaştıkları için bir kez de buradan teşekkür etmek isterim.

Ödül gecesi Hürriyet grubundan Ahmet Dalman'ın konuşması ile başladı. Yaşı bana yakın olan hemen herkesin hatırlayacağı ilk gazete web sitelerinden bahsettiği konuşmasında, beni çevreleyen genç insanların ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Benim internet ile tanışmam 90'ların ortasında oldu. 40'larıma yaklaşırken ise internet başlı başına bir güç haline gelmişti. Şu an yirmili yaşlarımda olmak isterdim doğrusu. Gerek iş hayatı gerekse de yaşın getirdiği sorumluluklardan dolayı internet dünyasını onlar kadar yakından takip edemiyorum. Sanırım yaşlanıyorum...

Gece Bumads'ın yeni stratejilerinin açıklandığı konuşmalar ile devam etti. Erhan Acar'ın konuşmasını özellikle çok beğendim. Konuşmasındaki şu bölüm gerçekten çok etkileyici; Bloggerlar artık emeklerinin karşılığını sadece trafik değil, iyi gelirler kazanarak da alacaklar. Hayalimiz; bir seyahat blogcusunun görmediği bir ülkeye Bumads aracılığıyla kazandığı parayla gidebileceği, bir fotoğraf blogcusunun istediği yeni kamerayı alabileceği, bir sinema blogcusunun ise daha fazla film izleyebileceği bir reklam ekonomisi yaratmak... Eğer bu konuda Bumads başarılı olabilirse, blogger'ların önünde bir çok ilginç fırsat çıkacağına eminim.


Sezer İltekin,  Ozan Ün, Hakan Cezayirli ve Vuslat Doğan Sabancı


Tansiyon Yükseliyor; Ödüller Sahiplerini Buluyor

Konuşmaların akabinde sıra ödüllerin dağıtılmasına geldi. İlk verilecek ödül benim de finalist olduğum ödül olduğundan sahneye doğru yaklaştım. O anda içimde en ufak bir heyecan kırıntısı bile olduğunu söyleyemem. Bunun ilk sebebi gençliğimde son derece sabırsız, heyecanlı ve hatta sinirli olmam sebebi ile bir çok sıkıntı yaşamam ve yıllar geçtikçe bu konuda kendimi terbiye etmeye çalışmamdır. İkinci sebebi ise yine çocukluğumda herhangi bir yarışmada (hatta oyunlarda da) sanki yenilmek diye bir seçenek yokmuş gibi gereksiz bir hırsa sahip olmam ve bu yüzden çok insanı kırmış olmamdır. 30'lu yaşlarımda geç gelen olgunlukta bu huyumdan da vazgeçmeyi başardım. Üçüncü sebep ise ödül töreninde tanışmış olduğum Sn Sezer İltekin'in editörü olduğu Kelimeler Benim web sitesinin kazanacağını düşünmemdir. Velev ki, ben jüride olsaydım oy hakkımı bahsi geçen siteden yana kullanırdım. Tabii ki yarışma jürisini oluşturan değerli isimlerin benden çok daha farklı bir bakış açısına sahip olduğunu gerçeğini kabul etmem lazım. Ayrıca insan bazen kendi yaptığı şeyin değerini kendisini fark edemeyebiliyor. Ben her zaman bloğumun ve hobi olarak kurduğum Stereo Mecmuası'nın içeriği konusuna odaklanmıştım. Bırakın Türkiye'yi dünyada bile bu tarz hobi sitelerinin sayısı sınırlı ve bu durum geniş kitleler tarafından kabul edilen bir gerçek. Ancak bloğumun görsel yapısına baktığımda amaca odaklanmış basit ama sevimli bir yapı görüyorum. Sanırım içeriği desteklemek amacı ile yaptığımız görsel dokunuşlar başarılı olmuş. Aslında bugün bloğuma bu gözle baktığımda görüntü daha çok hoşuma gitti. Belki de aldığım(ız) ödülün etkisidir :)  Bilmem sizler ne düşünürsünüz?


Hakan Cezayirli, Vuslat Doğan Sabancı ve gecenin başarılı sunucusu (ne yazık ki ismini unuttum)

Ödül için teker teker ismimiz anons edildi. Bendeniz, Hakan Cezayirli, Sn. Sezer İltekin ve yine son derece sempatik bir bey olan Sn. Ozan Ün sahnede yerimizi aldık. Bizim kategorimizin ödülleri gecenin en zarif hanımefendisi olan Sn Vuslat Doğan Sabancı tarafından takdim edildi. Birinci olarak ismim zikredildiğinde oldukça şaşırdığımı itiraf edeyim. Kardeşimin deyimi ile şaşkınlığımı buradaki videoda siz de görebilirsiniz. Video ayrıca tüm ödül töreninden güzel anları kapsıyor.


Sezer İltekin, Ozan Ün, Hakan Cezayirli ve Vuslat Doğan Sabancı

Ödülü almış olmanın verdiği haklı gurur ile diğer finalistlerin ödüllerini almasını keyifle seyrettim. Ben özellikle Sn. Gülenay Börekçi 'nin Egoist Okur (3) isimli blog'unu çok beğendim. Ödül almasına çok sevindiğimi söylemek isterim. Her kategorinin ödülleri dağıtılınca, bir de jüri özel ödülü takdim edildi ve kısa bir ara verildi. Tüm değerli blog sahiplerini buradan bir kez daha gönülden tebrik ederim. (4) Bir yandan tebrikleri kabul ederken eşime, anneme ve kardeşime telefon ettim. Uzaklarda onların da mutluluğuma ortak olması ve yaşadıkları sevinç içimi ısıttı. Koskoca bir kalabalığın içerisinde aslında sevdiklerinizden uzakta yalnız olduğunuzda buna ihtiyaç duyarsınız. O zaman tepkisiz bir adamın bile yüzünde bir gülücük oluşur...


Bumads Ekibi, Bedük eşliğinde eğleniyor.


Aranın ardından Türkiye'de elektronik müziğin önemli temsilcilerinden Bedük'ün konseri başladı. Davetlilerin büyük çoğunluğunu oluşturan gençler doyasıya eğlenirken, birkaç şarkı dinledim ve gece boyunca güleryüzleri ile ortamı ısıtan Bumads ekibinin (5) denk gelebildiğim üyelerine teşekkür ederek kardeşimle buluşmak üzere yola çıktım.

Herkes Bir Gün 15 Dakikalığına Şöhret Olacak (6)

Aslında Stereo Mecmuası yayın yaptığımız konulara ilgi duyanların zaten bildikleri bir platform olsa da, aldığımız ödül vesilesi ile bugün bir çok insanın web sitelerimizden haberi oldu. Belki aralarından bir kısmı ilerleyen günlerde ve aylarda sitemizi takip etmeye devam ederler. Bugün telefonla beni tebrik eden bir çok değerli dostumun bana ilettiği kadarı ile bir çok internet platformunda, web sitesinde, haber sitesinde ve Hürriyet Gazetesinde aldığımız ödülle alakalı yazılar varmış. Sanırım Pop Art akımının arkasındaki deha her zamanki gibi tespitinde yanılmamış.

Teşekkürler

Stereo Mecmuası'nda birlikte olduğum tüm dostlarıma, eşime, aileme ve senelerdir bizlere destek veren herkese çok teşekkürler. Hepiniz iyi ki varsınız! Ayrıca güzel akşam için Hürriyet ailesine çok teşekkürler.



Ödül Hakkında

Birincilik ödülü olarak takdim edilen heykelcik müzik arşivimin önündeki yerini aldı. Bir bakarsınız ilerleyen yıllarda yanına yeni arkadaşlar gelir. Hayatın insana neler getireceğini kim bilebilir:)

Notlar;
(1) Seçil; Seçil Cezayirli nam-ı diğer hayat arkadaşım...
(2) Daha fazla ayrıntıyı buradaki yazımda bulabilirsiniz.
(3) Sitenin teması gerçekten çok hoş tasarlanmış. İçeriği de son derece keyifli. Bence çok güzel bir birleşim...
(4) Tüm listeye ulaşmak için buraya tıklayınız
(5) Neslihan Yenice, Hilal Meriç ve  ödülleri güvenli bir yere koymak konusunda bana yardımcı olan ancak ne yazık ki ismini unuttuğum siyah/yeşil kıyafetli genç hanımefendiye selamlar...
(6) Andy Warhol.

EklerBu bölüm önümüzdeki saatler ve günlerde tekrar güncellenecektir.

Bumerang Web sitesinde Ödül Töreni
Bumads Web Sitesinde Ödül Töreni
Hürriyet Web sitesinde Ödül TöreniHurriyet Web Sitesi Video 



Doğan Haber Ajansı Video.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...