Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Umut?


Bloğumu seneler önce internette denk geldiğim ilginç şeyleri bir kenara atmak, ufak tefek yazılarımı yayınlamak için açmıştım. Zaman içerisinde kendim için yazdıklarım insanların da ilgilerini çekmiş olacak ki, binlerce insan uğrar oldu.

2016 yılı öyle bir yıl oldu ki, yaşadığımız ülkemiz adına hemen her hafta hatta neredeyse her gün kötü bir haber alır olduk. Kazalar, patlayan bombalar, trafik, darbe teşebbüsü, burnumuzun ucunda savaş, terör, ağır ekonomik kriz ve daha bin türlü melanet...

Tam bir şeyler yazmaya veya bir fotoğraf eklemeye heves ediyorum, şehit haberi geliyor, güzel bir yazı yayınlayayım diyorum, bir yerlerde bombalar patlıyor, ilginç bir fotoğraf buluyorum sınır boylarında ana kuzuları toprağa düşüyor, iyi yıllar deyip yatağıma yatıyorum sabahına saldırı haberleri ile yıkılıyorum, yıkılıyoruz.

2017 geldi, hoşgeldi de, bir şeylerin iyiye gideceğine dair umut yok. Ne halt edeceğimi şaşırdım valla...


Mars Coşkusu


Gelişmiş ülke olmak bambaşka bir şey. Biz nelerle uğraşırken adamlar nelerle uğraşıyor. Yaşadığımız coğrafyanın tüm olumsuzluklarına rağmen gelen haberlerden etkilenmemek mümkün değil. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi  yani NASA bundan önce Mars gezegeninde buzulların varlığına dair kanıtla elde etmişti. Bu defa ise gezegende sulu tuz bulunduğunu ve akışkan halde olduğunu keşfettiklerini açıkladılar. Muhtemelen son yılların en büyük haberi.

Açık konuşayım bilim ile alakam sadece okuyucu düzeyinde ve bir çok şeyi anlamıyorum. Ancak Mars yüzeyinde devam eden keşif projeleri bu cehaletime rağmen beni çok heyecanlandırıyor. Şu sıralar Mars ve uydularında toplam 5 gözlem aracı ve gezegen yüzeyinde 2 adet araç var. Mars Odyssey, Mars Express, Mars Reconnaissance Orbiter, MAVEN, Mars Orbiter Mission uydu ve gözlem araçları. Gezegeni keşfeden araçlar ise  Opportunity ve Curiosity. Ayrıca bir sürü ülke Mars yüzeyine araştırma amaçlı araç veya uydu göndermiş durumda. Hadi Amerika tamam da, bizim millete sorsanız beğenmedikleri Hindistan, Mars Orbiter Mission (MOM) projesi ile çok kapsamlı bilimsel verileri paylaşıyor.

Merakla takibe devam. Meraklısına linkler;

-NASA Mars Programı

-NASA Mars fotoğraf galerisi 

Associated Press ve British Movitone Arşivi Adama Kafayı Yedirtir!



Associated Press ve British Movitone, 1900'ların başından itibaren çekilmiş bir çok görüntüyü  YouTube üzerinden meraklılara sunmaya başladı. Yapılan açıklamalarda 120 yıllık bir dönemi içeren 550.000 videodan bahsediliyor ve sayı artabilirmiş. Videolar içerisinde çok fazla tarihsel olay yer alıyor. Ben meraklı olduğum konularda birazcık kurcaladım ve enteresan şeyler bulabildim.

Bu arada bu uzun dönem içerisinde yer alan siyasi ve askeri videolar birazcık Anglo-sakson bakış açısından çokça propaganda amaçlı olduğu hemen fark edilebiliyor ancak bu durum gayet doğal.

Müzik tarafında da özellikle büyük turneler ve konserler ile alakalı çok ilginç videolar var. Tek sorun videoları taramak oldukça zor ve umarım ilerleyen dönemlerde ciddi bir düzenleme yapılır.

Associated Press arşivi için buraya,  British Movitone için ise buraya tıklayıp kafayı yemeye başlayabilirsiniz.


Baba Oldum :)


Sevgili dostlar, arkadaşlar ve okuyucular,

Geçtiğimiz günlerde Cezayirli familyasının 2.0 versiyonundan 2.1 versiyonuna geçişi başarılı ile tamamlandık.  Acemi bir baba olarak -ki yaşayan dostlar beni anlayacaklardır- yepyeni bir koşuşturmanın içerisine girmiş bulunuyorum.

Bir kaç günden beri telefon, mesaj ve bilimum teknolojiden faydalanarak tebrik mesajı atan dostlara çok teşekkür ederim. En son telefonuma baktığımda ekranda gördüğüm 600 kişiden 1.500 cevapsız çağrı tablosu üzerine hemen her türlü iletişimi sonlandırdım. Aksi takdirde gaz çıkartmak yerine telefonla konuşmam gerekecekti..

Tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve okuyucularıma iyi dilekleri için teşekkür ediyorum. Şu acemilik günlerini atlattıkça her şey normale dönecektir. O zaman uzun uzun konuşur sohbet ederiz...

Yaz Tatili Başlasın!


Evet bloğumu geleneksel olduğu üzere yaz tatiline sokmanın zamanı geldi. Her sene üç ay hatta daha fazla bir süre için kapatıp güneye ve özellikle Çeşme'ye iniyordum ancak bu sene tatilin farklı ama "hayırlı" bir sebebi var...

Haziran gibi ufak bir sürprizim olacak daha doğrusu hayatın bir sürprizi olacak ailemize....

Yılbaşı Ağacı Süsleme Fikri


Yılbaşı geçti ama ağaç süsleme fikri. Aslında fena fikir değil.Eski plaklardan oluşturulmuş bir ağaç ve üzerine yapılmış süsleme. Evimizde yılbaşı ağacı yok pek sevmeme ama seneye şunu deneyeceğim...

Saatler.....


Hemen her yaz sonu olduğu gibi koleksiyonumdaki eski saatleri bakımdan geçiriyorum. Aileme ait neredeyse yadigar saatler bende ayrıca bende bir miktar satın almıştım zamanında. Aile yadigarlarının neredeyse tamamı çok iyi durumda ancak bana ulaşan bazı saatlerin durumu pek iyi değildi. Aslında bunların kozmetikleri konusunda pek bir sıkıntım yok. Bir restorasyondan geçirmeyi planlamıyorum ancak mekanizmalar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 


Yaz sonunda deli bir iş olan mekanizmalara giriştim. Zaten gözüm görmüyor bunlarla uğraşmak bir delilik. Ancak bol bol video ve yazı okuyarak bazı ipuçları buldum ve dikkatlice bazı örnekler üzerinde uyguladım... 


Sonuçta neredeyse tüm saatlerin mekanizmalarını çalıştırmayı başardım. Sanırım bir tane var tam istediğim gibi olmayan. İzmir'de iyi bir tamirci bilen?

Kalenderîyye Emaneti


Yazın en ilginç buluşlarından bir tanesi yukarıdaki hindistan cevizi kabuğu. SeçilCez'in babası bu kabuğun hikayesini anlatmıştı bize. Dedesinin dedesi Bulgaristan'da yaşarken 17-18 yaşında bir anda ortadan kayboluyor. Neredeyse 15-16 sene sonra doğduğu köye geri dönüyor. Tabii ki kimse onun olduğuna inanmıyor ama o tek tek eski bildiklerini sıralayınca işin rengi değişiyor. 15-16 senelik bu ortadan kayboluşun hikayesini hiç anlatmıyor sadece yukarıda gördüğünüz hindistan cevizi kabuğunu getiriyor yanında başka bir şeyi yok! 

Bizde bu nedir diyerek araştırmalarımıza başladık. Bulmacayı çözmemiz bir tesadüf sayesinde oldu. Bir Cumartesi akşamı Murat Bardakçı'nın Tarihin Arka Odası programında gördüğümüz aşağıdaki gibi bir fotoğraf beynimizde şimşekler çaktı. Meğer yukarıdaki hindistan cevizi kabuğu Kalenderi dervişlerin yaşamlarını idame ettirebilmesi için olmaz ise olmazmış. Bir asırı geçen bir yaşı olan bu nadide parçayı hemen koruma altına aldık tabii. Hoş zaten koruma altındaydı da, biz biraz daha teknik işlere girdik. Metal kısımlar korozyona karşı korumaya alındı, gövdeye özel yağlar uygulandı vesaire...

Ve arkasından bu gizemli tarikatın peşine düştük.... 


Merak edenler için başlangıç olması babında, Diyanet Vakfının İslam Ansiklopedisinde Kalenderiler için şöyle yazılmış;

Kalenderî bir hayat tarzını benimseyen çeşitli tasavvufî zümrelerin ortak adı. Dünyayı ve dünyevî değerleri umursamayan, içinde yaşadıkları toplumun, toplumsal düzenin inanç ve geleneklerine karşı çıkan, bunu kılık kıyafet, tutum ve davranışlarıyla gündelik hayatlarına da yansıtan sûfîlere kalender, bunların temsil ettiği tasavvufî zümrelere de genel olarak kalenderiyye veya kalenderîlik adı verilmiştir. Kalenderin Farsça’da “iri yarı, kaba” anlamındaki kalanter (Türkçe’de kalantor) veya Grekçe aynı anlamda kaletoz kelimesinden geldiği ileri sürülmüştür. Kelimenin Farsça kalan sözcüğüyle ender ekinden oluştuğu ve “ağır yük taşıyan, ağır yük altına girmiş bulunan” mânasına geldiği yahut Arapça ekall kelimesiyle Farsça ender ekinden teşekkül ettiği ve “az, önemsiz” anlamında kullanıldığı kaydedilmektedir. Farsça tarihî metinlerde genellikle “rind, ayyâr, derviş” mânasına gelen kelimenin kökeni üzerinde kesin bir görüşe varılamamıştır. Öte yandan kalenderin Sanskritçe “töreyi bozan” anlamındaki kâlândâradan Farsça’ya geçtiği, kendi kabilesinin dışında bir kızla evlenen eski Hint yogilerine kalender denildiği, zamanla bu kelimenin Hintli ve İranlı dervişler arasında nefsi terbiye etme bağlamında özel bir anlam kazandığı ve bu derviş topluluğuna kalenderiyye denildiği de ileri sürülmüştür. Kalenderîlik üzerinde yapılan çalışmalarda da akımın geniş ölçüde eski Hint ve İran mistik akımlarından etkilenmiş olabileceğine dikkat çekilmiştir.

Daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz ama asıl maden Farsi kaynaklarda ne yazık ki...

Yaz Odyofili Halleri!


Yazın bana en çok sorulan sorulardan bir tanesi yazın nasıl müzik dinliyorsunuz oluyor. Yanıt çok basit ancak pek kimsenin beklemeyeceği tarzda. Yazlıkta pek bir şey ile uğraşmak istemediğimden yanımda Creative Zen bir medya okuyucu ve çok kaliteli olmayan Sennheiser kulaklıklar ile. Evet CD yok plak yok, müzik sistemi yok. İstediğin zaman deniz kenarına in, istediğin zaman çimlerin üzerine uzan. Büyük rahatlık. 

Artık yaz bittiğine göre plaklarıma kavuştum ve laf aramızda pek özlemişim kendilerini.. 

NOS Yeni Rakı


NOS malum New Old Stock demek. Yani zamanında üretilmiş ancak hiç kullanılmamış ürünler için kullanılıyor daha çok. Sanırım Stereo Mecmuası'nda en çok vakum tüpler ve lambalar için kullanıyoruz bu kısaltmayı. Yazın Çeşme'deki evin bazı bölümlerini kurcalarken 90'ların sonundan kalmış birkaç şişe içki buldum. Tabii ki bir nostalji fırtınası esti. Eski etiketler, eski kapaklar... 


Ancak tüm bunlar iyi hoş ama Yeni Rakı özelinde konuşursam bugün içtiklerimizin rakı ile alakası yok. Bugünlerde başka bir şey içiyoruz. Hep atar tutarız nerede o eski tatlar diye. Zaman tüneline girip bulduğum şişeleri içince anladım bu söylenenlerin doğruluğunu... 

Notum sıfır, otur yerine!

Pakize the Cat


Benim hayvanlar alemi ile aram pek iyi değildir. Aslında belki biraz çekingenlik var demek daha doğru olacaktır. Yazın kardeşim Okancez, Çeşme'ye geldiğinde evin bahçesinde dolaşan bir kedi ile hemen haşır neşir oldu. Benim tam tersim anlayacağınız kardeşim. Üşenmeyip kedi maması satın aldı ufaklığı beslemeye başladı. Bir baktık ki, kedicik acıktığı zamanlarda bizim evin yolunu tutuyor hemen. Buraya kadar her şey iyi hoş ama Okancez bir hafta sonra İstanbul'a geri dönecek. Ondan sonra bu kedicik ne olacak!

Hazır kardeşimi bulmuşken kediler ile nasıl yaşamak gerektiğine dair ipuçlarını almaya başladım. Beslenme mevzuları, nasıl davranılacak dalan filan derken bir baktım bende kedilere alışmışım. Neredeyse tüm yaz boyunca bizimki acıktığı zamanlarda eve geldi, canı kendini sevdirmek istediğinde miyavladı derken biz kedi ile arkadaş olduk :)


İşin ilginç tarafı bu minik arkadaş "dur yapma vs" komutları bile anlamaya başladı zaman içerisinde. Eh hal böyle olunca kendisine bir isim vermek gerekiyordu. Seçil, ismi "Pakize" olsun dedi ve PakizeCez olarak ucundan köşesinden aileye katıldı ufaklık. 


Galiba bu yaz benim hayvanlara karşı çekincelerimin azaldığı hatta artık haşır neşir olabildiğim yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Anlayacağınız OkanCez sayesinde en azından kediler ile nasıl yaşanır öğrenmiş oldum... Bir ara size MahmutCez'in maceralarını anlatırım. O ne derseniz, kendisi bir bitki :)

Peyniraltı Edebiyatı Ağustos Sayısı ve Bendeniz!


Peyniraltı Edebiyatı dergisini duymuş olanlarınız vardır sanırım. Eğer duymadıysanız keyifli bir edebiyat dergisi. Hemen her ay yayınlanan dergi daha önce belirli satış noktalarında satılırken artık D&R, Ideefixe gibi büyük zincirlerde de bulabiliyorsunuz. Derginin Ağustos sayısı Boris Vİan'a ayrılmıştı ve bende bu sayıda yerimi aldım. Böylelikle bende keyifli bir dergi ile tanışmış oldum. Bulabildiğim eski sayıları edindim ve her ay satın alacağım.


Yazı tahmin edebileceğiniz üzere Boris Vian ve müzik ilişkisi hakkında. Geçmişte bloğumda bu konuda bir yazı yayınlamıştım zaten, onun dergiye uyarlanmış bir edisyonu diyebiliriz kısaca. Ancak her zaman söylediğim gibi basılı derginin tadı bambaşka. 


Dergi elime ulaşınca benim yazının başlığını süsleyen çok hoş bir illüstrasyon gördüm. Pınar Ergün tarafından çizilmiş olan bu illüstrasyon hoşuma gidince neler yapıyor acaba diyerek kısa bir internet turu yaptım. Upsaki mahlasını kullanan çizerin bir bloğu var. İsterseniz buradan ziyaret edebilirsiniz.  

Velhasıl kelam güzel bir anı oldu bu yazının yayınlanması... 

Kapsül Kahve Dünyası: Nespresso, Lavazza Blue, Illy, Tchibo ve Nestle Dolce Gusto Kıyaslama


Bundan bir sene önce kapsül kullanan kahve makineleri ile alakalı bir yazı yazmıştım. Yine şaşırtıcı şekilde bloğumun en çok okunan 10 yazısından bir tanesi haline geldi. Demek ki, bu tarz makinelere ve kapsül kahvelere belirli bir merak var ki, insanlar bloğa girip bir göz atıyorlar. Yazıyı yazdığım günden bugüne neler olmuş neler bitmiş ona bir bakalım isterseniz.


Öncelikle ben hala Hiroshi Ono tarafından tasarlanmış Guzzini makine ile devam ediyorum. Ayrıca Tchibo'nun Cafissimo kahve makinesi yedek olarak duruyor. Sene boyunca bu kapsül kahve işlerine meraklı arkadaşlarla bazı denemeler yaptık. Hatta bu denemeler sonunda herkes bir şeyler satın aldı kendi zevkine göre. Biliyorsunuz bu kahve konusu tamamen zevk meselesi. Bir şekilde deneme yapmak çok önemli. Bunu her makineyi satın alamayacağınıza göre en iyi yöntem bahsi geçen makinelere sahip olan arkadaşlarınıza kahve içmeye gitmek....


Öncelikle son dönemlerde Nespresso iyiden iyiye makul mantıklı hale geldi. Kapsülleri satın almak konusunda sıkıntılar hem azalıyor hemde fiyatlar makul mantıklı seviyelerde. Ancak makineler biraz pahalı. Ancak bununda çözümü var. Neredeyse tüm büyük zincir mağazalar Krups veya Nespresso makinelerini stokta tutuyorlar. Muhtemelen çok hızlı satılmadıkları için "kötü stoğa" (perakendecilikte belirli bir sürenin üzerinde satılmayan veya az satılan mallara denir) düşüyor ve ciddi indirimlere giriyorlar. 400TL civarlarına Nespresso kapsüllerini kullanabileceğiniz bir makineye sahip oluyorsunuz böylelikle. Makineye sahip olduktan sonra kapsülleri satın almaya geliyor olay. Nespresso çok güzel bir siteye sahip hemde çeşit olarak oldukça zengin. Ekim başı itibarı ile 17TL ila 19,58TL ile arasında değişen fiyatlarla çok sayıdaki kapsül kahveden hoşunuza gidecek olan bir tanesini seçmeniz mümkün. Nespresso'da ne seveceğinize karar vermeniz için bahsettiğim fiyatlara 10 adet kapsül bulunan paketlerden seçmeniz gerekecek. Ancak bir avantaj eğer yaklaşık nasıl bir şey istediğinizi biliyorsanız sitede açıklamalardan yola çıkarak fazla para harcamadan işinizi çözebilirsiniz.. Nespresso'nun Türkçe e-ticaret sitesi gayet başarılı ve ilk başlangıç için bilgiler gayet doyurucu.


Benim şahsi favorim olan Lavazza cephesinde makine sıkıntısı geçmişe göre biraz azalmış durumda. Normalde Lavazza BLUE serisinin kahve makineleri çok pahalı iken artık 500TL civarlarına Lavazza Coffetech isimli bir seçenek var. Buradaki sıkıntı Nespresso gibi farklı satış noktalarında bulamayacağınız için uygun fiyat denk getiremeyebilirsiniz. Ancak fiyata dahil olan 30 Adet Lavazza Blue kapsül fiyatı makul mantıklı hale getiriyor. Kapsüllere gelince çeşit konusunda ülkemizde sıkıntı var. Aslında yurtdışında çeşit konusunda sıkıntı yok. Ülkemize daha sınırlı bir çeşit getiriliyor. Geçen sene yazdığım yazıda site ile alakalı pek sevmediğimi belirtmiştim aynı düşüncelerim devam ediyor. Şu an itibarı ile Lavazza Türkiye aynı site ile hizmet vermeye devam ediyor. Lavazza'da da nasıl bir kahve seçeceğinizi belirlemek için 17TL ila 22TL arasında gezinen fiyatlardan 10 adet kapsül içeren kutulardan almanız lazım. Karar verdiğinizde fiyatları 162TL ila 212TL arasında gezinen 100'lü paketlerden satın alarak maliyetlerinizi düşürebilirsiniz.


Illy konusunda ise değişen pek bir şey yok. Makineler konusunda zincir mağazalarda Illy makinelere denk gelebiliyorsunuz. Biraz şanslıysanız yukarıda bahsettiğim gibi kötü stoğa giren ürünleri makul fiyata denk getirebilirsiniz. Illy'nın Francis Francis Y1 makinesi uzak ara en güzel tasarımlardan bir tanesi, Francis Francis X7.1 de aynı şekilde. Her iki makinede 500TL'nin azıcık üzerinde fiyatlara sahip. Ancak Illy'deki asıl sıkıntı iperEspresso kapsül modellerinin Lavazza ve Nespresso'ya göre daha az çeşitlilik sunması. Ülkemizde sanırım 2 çeşit var biri zaten de-caf! Illy sitesinde de çok büyük bir çeşitlilik yok. iperEspresso sisteminde kullanılan kapsüllerin fiyatları 126 adedi için 191,20TL'lik bir fiyat etiketine sahip. Illy'de ayrıca bir pod sistemi var. Örneğin Saeco Poemia modeli kahve makinelerinde kullanılan E.S.E. podları gibi sistemleri de var. Evde Illy ile uğraşmaktansa çok canınız çektiğinde Illy kahve sunan cafe'lere oturup içmek daha mantıklı. Bu arada Illy'nin sunduğu denemelik tek kapsüllük paketler sanırım Türkiye'de meraklılara sunulmuyor en azından ben göremedim. Kendi sitesinde bunlar sanırım 14'lü paketlerde satılıyor ancak kafayı takarsanız yurtdışından satın alabilirsiniz...  Her türlü sıkıntıya rağmen, adamların kahveleri Allah var çok güzel. Şimdilik evde uğraşılmaz! Seçenekler artar ve meraklılara daha küçük ambalajlar sunulursa işin rengi değişir.

1 sene kadar önce Mediamarkt'larda hem makineleri hemde kapsülleri satılan Cremesso ise sanırım pek ilgi görmediğinden Mediamarkt raflarından kalkıyor. Bana sorarsanız hiç bulaşmayın. Elinizde patlamasın makineler...


Tchibo cephesinde ise yine geçen sene olduğu gibi evinde ekonomik olarak espresso içmek isteyenler için güzel seçenekler var. Cafissimo Picco adını verdikleri makineleri 129,95TL'lik fiyatı ile çarşıda pazarda bulabileceğiniz en uygun cihaz. Daha fazla özellik sunan Cafissimo Classic 279,85TL, her iki makinenin arasında kalan Cafissimo Compact ise 179,95TL'lik fiyata sahip. Tchibo kapsüllerde 10 adet kapsül içeren kutular için 8,95TL ila 11,95TL fiyatlar var. Evet Nespresso, Lavazza ve Illy'nin sunduğu o yoğun tat ve doku yok ama yine de keyifle içebileceğiniz ve en önemlisi Tchibo'nun yaygın mağazalarından gidip alabilme seçeneğiniz olması çok büyük avantaj.

Neredeyse diğer tüm kapsüllerde satış fiyatlarına bir de kargo ücretini eklemelisiniz. Tabii ki hemen her firma, adetli alımlarda daha uygun fiyatlar veya kargo avantajları sunuyor. Onu da eklemek lazım...


Bu arada pazarda yeni bir oyuncu daha var. Nestlé. Firmanın Dolce Gusto makineleri ve kapsülleri bir seçenek olarak pazarda yerini aldı. Anladığım kadarı ile makinelerin bir kısmı Krups tarafından üretiliyor ve yaklaşık 300 ila 500TL'lik fiyatlara satılıyor. Kapsüllerde ise çeşitlilik fena değil ancak Espresso özelinde bakarsak sanırım ülkemizde Intenso satılıyor. Yurtdışında ise daha fazla seçenek var. Hem Migros hemde Macro mağazalarında satılıyor ayrıca online alışveriş etmek isteyenler Kangurum vesaire sitelerde farklı seçenekler bulabilirler. Espresso Intenso 16 adeti için 22,40TL'lik bir fiyat etiketine sahip ve benim damak zevkime göre Tchibo Cafissimo kapsüllerden bir adım daha iyi. Migros'un göreceli daha büyük mağazalarında da satılıyor olsa kolay ulaşılabilirlik ve makinelerin makul mantıklı fiyatları ile bence ekonomiklik konusunda gayet iyi bir seçenek.

Şimdi gelelim işin maliyet kısmına. Aşağıdaki grafikte bir karşılaştırma tablosu mevcut! Büyütmek için buraya tıklayın.


Sonuç olarak tabii ki damak zevkine göre değişmekle beraber, ben Nespresso, Lavazza Blue ve Illy seçeneklerinden bir tanesini seçmenizi öneririm. Bu üç firma arasında ülkemizde Illy son kullanıcı tarafındaki en zayıf firma gibi gözüküyor. Hem daha küçük ambalajlarda satın alınamaması hemde çeşitlilik konusundaki sıkıntılar yüzünden Illy en geride. Lavazza ve Nespresso arasında ise yaklaşık maliyetler aynı gözüküyor. Ancak çeşitlilik Nespresso'nun en büyük avantajı. Bu iki markadan herhangi bir tanesini seçerseniz mutlu mesut yaşarsınız.

Pazarın yeni oyuncusu Nestle belki ilk yatırım olan makine anlamında hem Lavazza hemde Nepresso'ya göre daha avantajlı ancak espresso başına birim maliyet hiçte ekonomik değil. Ayrıca tat olarak Lavazza ve Nepresso'nun fersah fersah gerisinde. Bana sorarsanız Dolce Gusto yatırımı yapmak hiç mantıklı değil. Birim maliyetler düşer ve çeşitlilik artarsa yeniden değerlendirilebilir...

En ekonomik oyuncu ise yine Tchibo. İlk yatırım maliyetiniz düşük, fincan başına maliyet ise en iyi durumda. Tchibo sene içerisinde özel seriler ile meraklıların damak zevklerine daha farklı tatlar sunuyor ki, bana sorarsanız bu özel seriler sayesinde rakiplerine bir miktar olsa da yaklaşıyor...

Ekonomi tarafından düşünülürse Tchibo Cafissimo, çeşitlilik ve tat olarak düşünülüp fiyat ikinci plana atılırsa Nespresso ilk tercih edilecek markalar. Lavazza ise tat anlamında rakiplerinin bir adım ötesinde ancak hem fiyat/performans oranından, hemde çeşitlilikten ödün vermeniz gerekiyor.

Yaz Tatili Bitti :)


Evet iyisiyle kötüsüyle bir yaz tatili daha bitti. Bu yaz üzücü bazı kayıplar ve birkaç ufak terslik dışında çok keyifli geçti. Siz bu satırları okurken ben ucundan köşesinden tatile devam ediyor olacağım ama artık bloğum kaldığı yerden devam edecek. İlk hafta sanırım yazın yaptıklarımdan daha doğrusu ilginç sayılabilecek mevzulardan bahsederim sonrasından normal akışımıza geri döneriz... 

Batman Açılış Müziği



Benim bloğumda okuyucularımdan bir kısmı yaşıtım olduğundan ortak geçmişe sahip olduğumuz hemen belli oluyor. Geçtiğimiz haftalarda sizlere bir Batman plağından bahsetmiştim. Bu hafta içerisinde hemen eski Batman dizileri sohbeti başladı. Olaya tam damardan girmek için zamanında televizyonlarda oynayan son derece vahim olan ancak çocukluk hatıralarımızda güzel bir yeri olan Batman dizisinin açılış müziği aklıma geldi. Bu arada modern çağın büyük "çocuklarına" çeşitli platformlarda yayınlanan Batman oyunlarını da şiddetle tavsiye ederim. Nostaljinin dibini vuralım dostlar...

Doğumgünü Coşkusu


Kırk yaşıma bir adım kaldı. Seneler ne hızlı geçiyor. Yukarıdaki fotoğraf daha dün gibi diyeceğim ama bir tarafımdan uydurmuş olacağım :) Mesaj atan, telefon eden herkese teşekkürler. Tabii ki şirketler hariç. Vodafone seni hiç sevmiyorum, gecenin bir saatinde doğum günümü kutladın, ödüm koptu.  Garanti Bankası sen de kutlama, "Gezi Direnişi" zamanı hesabımı kapattım, hala kurtulamadım senden. Alışveriş ettiğim sitelerden bol bol mesaj gelmiş. Sn. Hakancez doğum gününüzü kutlarız diye. Ulan bütün sene alışveriş yaptık, beleş bir şeyler gönderin bari :) Şu an çalıştığım banka ise gözümden düştü. Bir mesaj bile göndermedi eş***ler. İnsan bir kutu gönderir eve!


Havada güzel bari çıkayım Kordon'a, rakı balık olayına gireyim. Hem zaten doğum günü neye yarar ki! Bir duble atmak için güzel bahane işte. Her sene olduğu gibi yazı sonu satırlar Lovecreaft'tan geliyor...


“sonsuza değin yatabilen
ölü değildir,
ve tuhaf uzak zamanlarda
ölüm bile ölebilir”


Yukarıdaki fotoğrafı merak edenler olabilir. Peder bey, valide sultan ve bendeniz tabii ki. Birader o sıralar portakal ağaçlarında vitamin formunda geziniyor. Yaklaşık 4 yıl sonra gelecek kendileri....

TDK Ben Manyak Oldum :)



TDK yani Türk Dil Kurumu insanı bazen manyak ediyor. Malum dilimizde şapkalı harfler var. Bunlar kaldırıldı mı kaldırılmadı mı? TDK tarafından yapılan açıklama da kaldırılmadığı belirtilmişti ama özellikle akademik veya bilimsel yazılarda kullanılıyor, günlük hayattan yavaş yavaş kalkıyormuş. Sıkıntı gitgide telaffuz ettiğimiz şeyleri yazamaz hale gelmemiz. Bir diğer sıkıntı eskiden birleşik olan kelimelerin günümüzde ayrı yazılmaya başlanması. Malum işimiz gücümüz yazı olduğu için kelime işlemci programlarının düzeltme özelliğini kullanıyoruz bol bol. Ben "Zembrek" kullanıcısıyım. Şimdi ezelden beri uluslararası olarak yazdığımız şeyin uluslar arası şeklinde yazılması gerekiyor. TDK imla kılavuzunda yazım bu şekilde. TDK'ya göre düzenlenen kelime işlemci programlarının düzeltme özelliği de kafayı yemiş halde. Yanlış yazdığıma doğru, doğru yazdığıma yanlış diyor. TDK bari ayrı yazılan "de" ve "da"ya müdahale etsin. Toptan kurtulalım artık...

Lavazza Blue Kapsül ve Lavazza Kahve Makinesi



Malum kahve içmek birçok insanın keyif aldığı bir şey. Ülkemizde genelde Türk kahvesi çok seviliyor ama her türden kahvenin meraklısı var. Ben espresso seviyorum ve çoğu zaman espresso içiyorum. Ancak normal kahve türlerine göre espresso hazırlamak biraz daha meşakkatli malum. Haydi bardağın ısısını vesaire geçtim, asıl önemli nokta ve haliyle sıkıntı olay sıcaklık ve basınç. Tabii konunun derinliklerine indikçe nem durumundan havanın sıcaklığına kadar bir sürü teferruat var. Bunlar konunun meraklılarının daha doğrusu konunun derinlerine girenlerin üzerinde durdukları mevzular.

Aslında basit tipte ekipmanlarla (ters yönde çalışan bir nevi minyatür düdüklü tencere gibi düşünün) sıcaklık ve basınç kullanarak espresso yapabilmek mümkün. Hoş otomasyon hayatımıza sonradan giren bir konu ancak espresso'nun geçmişi cihazların hayatımıza girmesinden çok daha öncelere dayanıyor.

Açıkçası olayın içerine girdikçe işler karışıyor. Çok fazla seçenek ve yöntem var. Laf aramızda bir kere düzgün bir yatırım yaparak tam otomatik bir cihaz almak en mantıklısı. Kahve çekirdeklerini koyduğunuz özel bölümleri olan ve bir kaç tuşa basarak o çekirdekleri öğüterek espresso haline getiren "güzide" makineler pazarda bol bol var. Philips'ten, Delonghi'ye hatta son dönemlerde yerel ve rekabetçi markalara kadar piyasada bin bir çeşit bin bir özelliğe sahip cihazlardan, Gaggenau gibi kalburüstü üreticilerin ankastre ürünlerine kadar seçenek bol. Tüm bunların maliyetleri 200TL civarlarından başlıyor ve binlerce TL'ye kadar yükseliyor. Ek özelliklere göre tabii ki fiyat artıyor. Genelde çok az uğraşarak gayet başarılı kahveler elde etmek mümkün.

Bir diğer seçenek kapsül ile espresso hazırlayabildiğimiz cihazlar ki benim şahsi favorim bu cihazlar. Tek tuşa basarak neredeyse saniyeler içinde hiç fena olmayan bir espresso elde etmenin mümkün olduğu bu cihazlarda en önemli konu cihazın kendisinden ziyade kapsül konusu. Çarşıya pazara çıktığınızda seçenekler fena değil gibi.

Nespresso makineleri oldukça yaygın şekilde bulunuyor. Gerek kendi markasıyla gerekse de Krupps gibi markalardan cihazlar hemen her büyük zincir mağazada bulunabiliyor. Kapsüllerde ise sıkıntı var. Belirli satış noktalarından satın almak mümkün ama genelde işinizi internet ile halletmeniz gerekecek. Türkiye'ye genel olarak önemli bir miktar çeşit geliyor. Benim tat olarak en favori ikinci kapsül espresso seçeneğim Nespresso.

Cremesso sanırım İsviçre firması ve özellikle Mediamarkt'larda hem makineleri hemde kapsülleri bulunuyor. Espresso çeşidi pek yok, ancak hem makinelerin hemde kapsüllerin fiyatları oldukça ucuz. Bulunabilirlik ve perakende olarak satın alabilmek tabii ki en büyük kolaylık. Ancak iş benim damak tadıma kaldığında ortaya çıkan durumu pek sevmedim. Cremesso ile uğraşmak yerine Tchibo'nun Cafissimo serisine bakmak daha mantıklı.



Tchibo, son dönemlerde Cafissimo serisinin makinelerini oldukça çeşitlendirdi. Fiyatlarda genel olarak makul. Kahve çeşidi dönem dönem özel serilerinde etkisiyle artıyor. Damak tadına uygun bir şeyler bulmak mümkün oluyor. Ancak ne Nespresso ne de Lavazza'daki tadı ve dokuyu bulmak pek mümkün değil. Kapsüllerin kolay bulunurluğu ve perakende alınabilmesi avantaj. Muhtemelen espresso dünyasına giriş açısından fiyat/performans oranı en yüksek seçenek. Bende Cafissimo kullanıcısıyım...

Illy malum sektörün en önemli firmalarından. Hayatımda sadece bir kez Iperespresso kapsüllerden içtim. Çok hoşuma gitti. Ülkemizde makineleri bulunuyor ama kapsüller yine sıkıntılı. Normalde yine oldukça çeşit var ama ülkemizde kutu bazında satılıyor. Örneğin hangi serinin sizin hoşunuza gideceğini tespit etmek için 100'er adet kapsül almanız gerekiyor. Biraz sonra anlatacağım gibi çözüm ne yazık ki eBay'de. Daha fazla deneyimim olsa muhtemelen Illy'i bir veya ikinci sıraya koyardım. Makinelerin çeşit olarak azlığı ve kapsül konusundaki saçmalıklar yüzünden Illy'i alışveriş listesinden çıkartmakta fayda var...

Lavazza cephesinde ise ev kullanıcısına yönelik 2 ana ürün grubu var. MIO ve BLUE. MIO son dönemlerde evde kahve içmek isteyenler için ön plana çıkartılıyor. Kapsülleri ve makineleri farklı. Ben MIO denemedim. BLUE ise hem kapsüller hemde makineler yönünden bir derya. Tat olarak uzak ara benim favorim.

Lavazza dünyasına yine firma için kahve makineleri üreten Hiroshi Ono tarafından tasarlanmış Guzzini marka br makine ile girdim. En yukarıda resmi olan turuncu makineden mutfağımda bir tane duruyor (şu sıralar dünya turunda olan Buket ve Ali çiftine teşekkürler) Makine belki çok şık ama özellikle tepesindeki metal kısmın bence saçma sapan tasarımı yüzünden çok rijit bir cihaz değil. Tasarım muhteşem ve işini iyi yapıyor ama ne yalan söyleyeyim Tchibo'nun ucuz Cafissimo serisi çok daha sağlam bir his veriyor insana.



Bu cihaz Lavazza'nın BLUE serisi kapsüllerini kullanıyor. Şimdi sorun zaten burada başlıyor. Tıpkı Nespresso kapsülleri gibi internet üzerinden satın almak gerekiyor. Vatandaşlık numarası girmeye kadar bol teferruatlı saçma sapan üyelik işlemlerinin ardından BLUE serinin toplam 3, espresso olarak toplam 2 adet kapsülünü memleketimizden tedarik etmek mümkün. Tüm bu işlemleri yaparken web sitesinin de oldukça modası geçmiş olduğu için içinizde şüphe olmuyor değil. Ancak Lavazza'nın Illy'e göre avantajı kapsülleri yüzlük paketler ile değil teker teker alabilmeniz. Laf aramızda al birini vur öbürüne...

İşin acı tarafı BLUE serisinde inanılmaz güzel bir çeşit var. Eh bu noktadan sonra yapılacak iş bu kahveleri tatmak için eBay yollarına düşmek oluyor. En iyi fiyatları İtalyan eBay'inde bulmak mümkün. Bu noktada İtalyan satıcılarla İngilizce anlaşma eziyeti başlıyor. Bir süre debelendikten sonra Türkiye'ye gönderilme safhasına geçip siparişinizi verebiliyorsunuz. Gümrükte sıkıntı yaşamayayım diyerek çok adetli alımlarda yapamamak işin en kötü tarafı...

Tabii uzak diyarlardan sarf malzemesi tedariğinin yarattığı lojistik sıkıntılar sonucu kahvesiz kalmamak için ikinci bir espresso makinesinin de el altında bulunması gerekiyor. Mutfak çok büyük değilse iki adet espresso makinesi eziyetten başka bir şey değil. Ancak yapacak pek bir şey yok.

Bu noktada bu kadar saçma sapan işlerle uğraşmaktansa adam gibi bir espresso makinesi alıp çekirdekten hareket etmek makul mantıklı bir hale geliyor. Ancak Lavazza'nın BLUE serisine alışınca bu hem kolay değil hemde fiyat/performans konusunda kafamda bazı şüpheler var.

Hal böyle olunca espresso meraklıları için kapsüllü makineler arasında giriş seviyesinde mükemmel fiyat performans oranı ile Cafissimo çözümü en iyi seçenek. Üst segmentte ise kapsül tedariğinin sıkıntılı olmasına rağmen göreceli zengin çeşidi ile Nespresso kesinlikle en iyi tercih olur. Aslında Nespresso için, Illy ve Lavazza'nın yanında problemli demek ayıp oluyor.



Tat olarak benim damak zevkime göre Lavazza BLUE uzak ara önde ama Türkiye kapsüllerin internet üzerinden satın alınması büyük bir dezavantaj ancak asıl kötü olan şey kapsül seçeneklerinin fakirliği. Eğer Lavazza olayına girecekseniz eBay ile yaşamaya ne yazık ki alışmak zorundasınız. Umarım Lavazza'nın Türkiye temsilcisi bu konuyu makul ve mantıklı bir şekilde ele alır, sistemine bir çeki düzen verir. Damak tadının son derece kişisel olduğu bir dünyada, satılmıyor veya tedariği sıkıntılı diyerek -veya sorun ne olursa olsun- bu şekilde hareket etmek mantıklı değil.

Ben manyağım başıma dert istiyorum diyorsanız Illy ve Lavazza'yı tavsiye ederim. Lavazza'nın kapsülleri gerçekten çok başarılı, eminim ki, Illy'de farklı değildir ama anlattıklarımdan sonra bende dahil bu işlere kalkışanların pek mantıklı insanlar olmadığını söylemem lazım. Kahve içeceğim diye işkence çekmenin bir mantığı yok. Ha o zaman sen ne halt ediyorsun derseniz, baştan söyledim zaten normal olmadığımı :)

İlerleyen günlerde sizlere bazı DIY denemelerimden bahsederim...

1 Nisan Şaçmalığı



Of yine 1 Nisan geldi. Çevremizdeki bir çok insan yine cıvık cıvık şakalar yapacak ve canımız sıkılacak. Ne yazık ki, çok komik olduğunu zannedip saçma sapan şakalar yapmaya bayılan insanlar var. Aslında şaka severim ve genelde de şaka kaldırırım. Hatta bende yapmayı severim ama her şeyin tadında olanı güzel. Hepimizin zaman zaman dozu kaçırdığımız zamanlar olmuştur. Ancak yıllar geçtikçe bu durumu kaldıramayan bir çok insan oluyor. Yaratıcı şakalara evet ama saçma sapan şakalara hayır.

Geçtiğimiz senelerde 1 Nisan şakası yapmaya meraklı bir arkadaşım ile aramın bozulmasını bu türden bir saçmalığa borçluyum. El sıkışınca bir miktar elektrik veren küçük aletler var, belki denk gelmişsinizdir. 1 Nisan olduğunu unuttuğum bir gün, böyle bir aleti takıp elimi sıkan bir arkadaşıma, boş bulunup sağlam bir sol kroşe çıkartmıştım. Şakanın sonu tabii ki "kaka" oldu. Umarım bir daha böyle bir şey yaşamam.

Bugün 1 Nisan, umarım tüm şakalar Hababam Sınıfı Tatilde filmindeki gibi masum ve can yakmayan türden olur. Bu arada buradan uyarayım; şaka diye elektriği veren yumruğu yer, kızmaca gücenmece yok!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...