Plak Çalan Radyo İstasyonu, WFMU



Stephen Mejias Stereophile'da en takip etmeye çalıştığım ender bir kaç yazardan bir tanesi. Ancak hifi yazılarından ziyade farklı konularda yazdığı blogu takip ediyorum. Geçenlerde çok güzel bir videoya denk geldim. Zaten yukarıya da ekledim. Video, Jersey City kentindeki WFMU radyo istasyonundan izlenimleri içeriyor. Aslında arada sırada baktığım Goldmine Magazine tarafından hazırlanmış. Goldmine Magazine adından anlayabileceğiniz gibi bir dergi. Özellikle amerikan indie rock gruplarını takip edebileceğiniz bağımsız bir dergi. Ancak derginin hitap ettiği bir diğer alan plak koleksiyonerleri ve harika yazılarla denk gelebiliyorsunuz. Birde üzerine acayip sempatik bir yazar kadrosu var, albümlerden girip hiç belli olmayan yerlerden çıkabileceğiniz sohbetlerin içerisinde bulabilmeniz mümkün kendinizi. Şu aralar yeni sayılabilecek ama pek hızlı gelişmeyen birde forum açtılar. Neyse yukarıdaki videoyu plaklarla ilgilenen dostların seyretmesini tavsiye ederim.

Videoyu görmüyorsanız şuraya bir göz atabilirsiniz.

Şekil Şemal Değişikliği Hakkında



İki aylık hengame dönemimde Stereo Mecmuası açısından gözüm arkada kalmadı vallahi hiç! Arkadaşlarımız tarafından bir sürü iyileştirilme yapıldı, bir sürü düzenlemeler yapıldı. Bunların bir kısmını görmüyorsunuz. Kodlarla dolu sayfaların derinliklerinde yapılan iyileştirmeler sitemizin işleyişi açısından önemli.

Buz dağının görünen bölümünde yapılan iyileştirmeler ise özellikle Stereo Mecmuası'nın alt bölümlerinin en önemli kısmı olan bloglarımızda yapıldı. İlk etapta Hifi Haberleri ve Müzik Haberleri bölümleri tamamen elden geçirildi. Bu iyileştirmeleri seven veya sevmeyen okuyucularımız olmuştur eminim ki. Ancak yorumların büyük kısmı yeni düzenlemelerin sevildiği yönünde. Her iki bölüm, Stereo Mecmuası Forumlarının tasarımına benzetilmeye çalışıldı. Aslına bakarsanız ben özellikle Müzik Haberleri bölümümüzün eski halini çok beğeniyordum. Çok hoş bir tasarımı vardı ancak son zamanlarda kullanılan temadan dolayı biraz problem yaşadığımızı biliyorum. Ayrıca özellikle bu bölümlerin Stereo Mecmuasından ayrık gözükmesinin genel siteye erişim anlamında problem yarattığı konusunda bazı tespitlerimiz oldu. Aslında ilk tasarımları yaparken amacım ayrıklığı sağlamaktı ancak uzun vadede trafik konusunda yaşanan problemleri görünce eski tasarımdan vazgeçildi. Yeni tasarım kesinlikle daha kurumsal görünüyor. Kurumsal kimlik derken lafın gelişi tabii ki. Kurumsallaşmak gibi bir kaygımız yok. Hatta Allah korusun diyorum :)

Şu an okumakta olduğunuz benim bloğumda da değişiklik yapılması için ekibimizle kısa bir durum değerlendirmesi yaptık. Aynı şekilde Bülent Şaman'ın bloğunda da ilerleyen günlerde eğer kendisi isterse bir çalışma yapılacak. Ancak resmi Stereo Mecmuası temasını bu bölümlere uygulamayı pek düşünmedik. Çünkü her iki bölümde hem Mecmua'nın bir parçası hemde bir şekilde özgün birer bölüm.

Ben kendi bölümümün tasarımını teknik ekibimize bıraktım. Ortaya çıkan yeni görünüm eskisi kadar havalı değil ancak çok daha rahat okunduğu da bir gerçek. Birde yeni sayfalar çok daha hızlı yükleniyor. Ben çok beğendim ve hızlı şekilde alıştım. Umarım sizlerde alışırsınız.

Eh ne diyelim; elinize sağlık millet :)

32 Bit DAC'lar, ESS Sabre, AKM, NXP ve Daha Fazlası


Stereo Mecmuası forumlarında son zamanlarda DAC'lar konusunda hareketlilik var. Sadece Mecmuasında değil TurkeyForumda'da durum aynı. Aslında bu durum uluslararası hifi pazarında yaşanan gelişmelerin bir yansıması. Özellikle DIY alanında yaşanan gelişmeler baş döndürücü. Bugün forumlarımıza kısa bir şekilde modern DAC yongasetlerini yazmıştım. Yazıyı buraya da eklemek istedim. Bu arada ismini bilmediğim için nick'ini yazmak zorunda olduğum Sn. Kdundar, güzel bir chart ile güncel DAC'ların özelliklerini meraklılar ile paylaşıyor ve sık sık güncelliyor. Son haline buradaki konuyu takip ederek ulaşabilirsiniz. Kısaca güncel yongasetlerine bir bakış.

ESS
ESS Sabre32 Ultra DAC kod: ES9016, ESS SABRE32 Reference kodlar: ES9018 ve ES9012. ESS'ler en pahalı yongasetleri şu an. İlk önce Esoteric ile piyasada boy gösterdiler. Sonrasında çok sayıda firma tarafından kullanılmaya başladı. DIY DAC projelerinde de yoğun olmasa bile kullanılıyor. Özellikle Uzakdoğu ve Amerikan pazarında son derece yaygın durumda. ESS'de görünüşte bu kadar fazla model olmasının asıl sebebi bazı yongasetlerinin çok kanallı olması. Bu yüzden SACD'nin tekrar hortladığı ABD'de çok popüler durumdalar. Birim maliyetinin çok yüksek olduğu söyleniyor. Aslında bu yongasetleri Blu-Ray düşünülerek hazırlanmış ama asıl patlamayı hifi piyasasında yapmışlar. Yongaseti içerisine gömülü jitter önleme komutlarının ve işlemci bölümünün çok farklı olduğu söyleniyor.

AKM
Aslında AK4390 modeli 2 senedir ortalıkta geziniyor. Geçen sene ortaya çıkan 32bit yarışından önce hem yongaseti hemde referans kart tasarımları biliniyor hatta kullanılıyordu. Firma bu sene komut setini yenileyerek resmi olarak pazarlamaya başladı. Bu arada eski AK4390'ler 32bit destekli olduğundan bu yongasetlerinin kullanıldığı bazı DAC ünitelerinde otomatik olarak 32bit desteği var ancak kullanım kılavuzlarında 24 bit desteği gözüküyor. AK4397 ise firmanın şu an referans kabul ettiği 32bit yongaseti. Yine SACD'nin hortlaması ile ortalarda daha fazla boy gösteriyor. ESS'ye göre daha uygun fiyatlı bir çözüm. Referans kart tasarımını da mevcut.

NXP
Aslında çok yeni bir firma. Next eXPerience adıyla Philips ortaklığı ile kurulmuş. Firmanın DAC yongasetleri biraz farklı yapıda olmasına rağmen şu an 32bit bir yongasetinin referans kart ve güç kaynağı tasarımı ile ortalarda gezdiğine dair bol bol dedikodular mevcut. Önümüzdeki günlerde bol bol adımdan söz edilecek bir üretici olduğu söyleniyor. DIY camiasında gitgide popüler olduğunu görüyoruz. Bundaki en önemli sebep, fiyatların düşüklüğü.

Texas Instruments
Aslında en karışık ve çözmesi zor gelişmeler sektörün devinden geliyor. 2008 senesinin sonu 2009 başlarında 32 bit çevirim yongasetleri firmanın satış listesinde bulunuyordu. Şu an ise çok ilginç seçenekler uygun fiyatlar ile kullanıma hazır. Texas Instruments'in en önemli avantajı tüm dünyaya yayıldığı için lokal destek alabilmeniz. Bazı bilgilere göre lokal destek noktalarında yazılım optimizasyonları yapılabiliyor. Söylenenlere göre firmanın 32 bit DAC ile tümleşik yongasetli D sınıf ampli içeren bazı yongasetleri firmaların kullanımına sunulmuş durumda. (Meraklısına kodlar: TLV320DAC3100, TLV320DAC3101, TLV320DAC3120) Bu sayede çok küçük tasarımlı entegre DAC+ampliler üretmek mümkün oluyor. Hifi kanadında bu ürünleri kullanan ürünler gözükmese de, bilişim dünyasında ilk örnekler ortalığa çıkmaya başladı. TI yongasetlerinde hifi açısından en çok öne çıkan PCM1795. Şu an çok sayıda firmada sample'ı bulunuyor hatta DIY projeleri de ortaya çıkmış durumda. Ticari ürünlerde raflarda boy göstermekte.

Sıra geldikçe DAC'lardan bol bol bahsedeceğiz.

Blog Ödülleri Yarışması Sonuçları




Sizlere geçtiğimiz haftalarda Blog Ödülleri 2010'dan bahsetmiştim. Bizde bir şekilde alt bölümlerimizle bu yarışmaya dahil olmuştuk. Bu konuyla ilgili burada da ufak bir bilgi vermiştim. Türkiye'de gerçekten keyifle takip ettiğim bir sürü blog var. Ancak bunun bir kaç katı yabancı bloğu takip ediyorum. Özellikle zihniyet anlamında bizim blog camiamızın değiştirmesi gereken alışkanlıkları var. Özgünlük konusunda çok başarılı değil ülkemizdeki çoğu örnekler.

İstisnalar yok mu? Tabii ki var. Yemek pişirmeye meraklı bir insan olarak çok keyifli bloglar keşfettim son yıllarda. Bunlardan bazıları da Blog Ödüllerine başvurmuştu, ne yazık ki ödül alamadılar. Bir diğer keyifle takip ettiğim bloglar tarih, askeri makaleler konuları hakkında. Güzel yazılar okuduğum, iyi vakit geçirdiğim örnekler var. Teknoloji bloglarında ise genelde yabancı kaynaklı siteleri takip ediyorum. Ülkemizde özgün olarak bu konuda yayın yapmak gerçekten güç. Bizim haberler bölümümüzde dahil olmak üzere haberlerin bir çoğu yabancı kaynaklardan geliyor. Bazı teknoloji bloglarında özgün incelemeler yapılıyor. Umarım örnekleri çoğalır veya varsa da ben daha keşfetmedim. Aslında her konuda gerçekten güzel bloglar var. Arayıp bulmak ise sorun.

Neyse konumuz Blog Ödülleri. Üzerine düşüp kesinlikle bir araştırma yapmamıştım. Bugün bir bakayım dedim. Meğerse kullanıcıların oyları ile kategorilerin kazananları belli olacakmış. Pek güzel diye düşünüyorsunuz değil mi?

Ama çoğu Türk insanın zihniyeti hiçbir zaman değişmiyor. Sen bana oy ver bende sana vereyim, bana oy verirseniz size özel şu hediyeyi veririm gibi bir yarışma mantığına uymayan her türlü dalavere kısa bir internet araştırmasıyla ortaya çıkıveriyor. Birden fazla kullanıcı adı yaratanlardan tutun bir yarışmanın içerisinde olmaması gereken her şey internette afişe edilmiş halde. Tüm bunlara rağmen ödüllerde gerçekten hakeden bazı siteler ödül aldı. Bu durum sevindirici. Ama keşke tüm kategorilerde aynı şeyi söyleyebilseydim.

Ama her şey çok yeni. Zamanla düzelecektir ve "gerçekten" başarılı bloglar ödüllendirilecektir.

Uzun yazdım, bizim alt bloglarımız yarışma boyunca 0 (yazıyla bildiğiniz sıfır) oy aldık sanırım. Tabii ki bizim için hiç sorun değil. Sitemizden resmi duyuru bile yapma ihtiyacı durmadık.

Burada yapmamız gereken ülkemizden ve yurtdışından benzer konularda yayın yapan blogların neler yaptığını daha iyi anlamaya çalışıp, eksiklerimizi tamamlamaya çalışacağız. Tabii ki ödül almak için değil daha keyifli yayın yapabilmek için.

Bu arada hifi ve müzik konusunda yayın yapan bloglar konusunda bazı kıpırdanmalar olduğunu biliyorum. Haberler ulaştıkça ayrıntıları paylaşırım.

Mike Valentine Venedik Kayıtları


Geçtiğimiz hafta yayınlanan Stereo Mecmuası 22. sayısında kapak konusu Mike Valentine'ın Venedik kayıtlarıydı malum. Yazımızın sonunda üç adet ses dosyası yayınladık. Yazıyı okumadıysanız sizi buraya alalım. Bu dosyalar 6Moons'daki İngilizce makalede de yayınlanınca siteye sağlam bir yük bindi tabii ki. Neyse yoğunluğu bir şekilde atlattık.

Bazı okuyucularımız tüm kayda nasıl ulaşabileceklerini, hi-rez olarak elde etmenin mümkün olup olmayacağına dair sorular sormuşlar. Geçen gün Mike ile beraberdik. Bu kaydın ilk basılı örneğini benim için hazırlamış. Zaten yukarıda fotoğrafı mevcut. Albümün ticari olarak satışa sunulması konusunu düşünmediğinden nasıl dağıtılacağı konusunda daha bir fikir oluşmamış durumda. Hi-rez versiyonu bir şekilde Stereo Mecmuası server'larından müzikseverlere ulaştırılabilir veya CD'ler meraklılara posta ile gönderilebilir. Belki tüm bunlar için küçük bir tutar talep edilerek sonrasında bir yerlere bağışlanabilir. Yani daha tam karar verilmedi.

Kısa bir süre sonra daha fazla bilgiyi sizlerle paylaşacağımı umuyorum.

Mojo Mevzuu


Evet son zamanlarda çok sayıda mesaj geldiği için koşuşturma arasında bunları pek cevaplayamadım. Tek tek cevap yazmak yerine merak edilen konulara toplu cevap vermek daha kolay oluyor. Son zamanlarda bir kaç yazımda Mojo dergisinden bahsettim biraz. Sanırım en son buradaki Nico'nun Femme Fatal albüm incelemesinde Mojo'dan bahsetmiştim.

Efendim Mojo, İngiliz kökenli bir müzik dergisi. 1993 yılında yayına başlayan dergi bir kaç kez el değiştirse de, günümüzde de yayınına devam ediyor. Derginin kapakları daha çok eski İngiliz gruplarından seçilse de, içeriği bundan çok daha zengin. Ağırlıklı olarak rock ve onun köklerinde bulunan müzik tarzlarına yönelik yayın yapsa da, son derece zengin bir içeriği var. Bazen insanı şaşırtan konulara da imza atıyorlar. İşin en güzel tarafı yazar veya yorumcu olarak ünlü isimlere yer verilmesi. Birde onu etkileyen Top 10, bunun etkilendiği Top 10 gibi bölümler oluyor ki, bu bölümlerde genelde dünyanın dört bir tarafından prodüktör, müzisyen gibi isimlere denk gelebiliyorsunuz.

Mojo'nun en sevdiğim şeylerinden bir tanesi her sayıda verdiği CD'ler. Hani o eskiden karışık kasetler olurdu ya, işte tam o tadı yakalıyor CD'ler. CD'ler genelde kapak konuları ile paralel bir içeriğe sahip. Çok sayıda eski ve underground grubu Mojo'nun CD'leri sayesinde tanıyıp, peşlerine düştüm diyebilirim. Bir gün bir Müzik dergisi çıkartsam sanırım Mojo türevi bir şey yapmaya çalışırdım herhalde. Sonunda diğer düzgün müzik dergileri gibi batardık herhalde. Ancak ilerleyen zamanlarda Stereo Mecmuası'nın Müzik Sayılarından bir tanesinde böyle bir şey yapasım var. Bakalım....

Mojo bildiğim kadarı ile ülkemizde satılmıyor ancak internet üzerinden üye abone olabilme seçeneği mevcut. Bir göz atmak isterim derseniz sizi Mojo sitesine doğru buradan alalım.

Islak Köpek - CD


Geçtiğimiz günlerde Timpani etkinliklerinde Islak Köpek ismini gördüğümde hem şaşırdım, hemde İstanbul'da olmadığım için hayıflandım biraz. Kendi bloğumun okuyucu kitlesini göz önüne alınca Timpani ne diye soranlar çok fazla olacaktır. Ülkemizde hifi sektöründe faaliyet gösteren önemli firmalardan bir tanesi diyerek kısa bir özet geçebilirim. Ancak firmanın hifi meraklılarından ziyade müzik meraklılarını ilgilendiren ilginç etkinlikleri de oluyor. Hifi ile alakanız yoksa bile sitelerine arada sırada bakmanızı tavsiye ederim. Daha fazla ayrıntı için buraya tıklayabilirsiniz. Bu arada etkinlikleri haberler bölümlerimizde de yayınlıyoruz. Meraklısına duyurulur.

Neyse konumuz Islak Köpek. Haydi bir itiraf ile başlayalım aslında grubun 2008 tarihli albümü benim gözümden kaçmıştı. Birgün Sn. Tansu Özyurt ile yazışırken albümden haberim oldu. Tabii ki bir şekilde edindim.  Bu albümde uzun zamandır yazılacaklar listemdeydi. Bugün taslak metni alıp geliştirmeye başladım ve bitmiş halini şu an okuyorsunuz. Son 2 aydır kafamı toplamak için fazla zamanım olmadı. Bir sürü taslak metin var ama elden geçirilmeleri gerekiyor. Bu yaz tatilde olmadığım zamanlarda S.M. okuyucularını yazı bombardımanına tutacağım.

Islak Köpek'in albüm tanıtımında şunlar yazıyor,

Türkiye’nin deneysel müzik topluluklarından olan Islak Köpek, Korhan Erel, Şevket Akıncı, Volkan Terzioğlu ve Volkan Ergen'den oluşan orijinal kadrosu ile ilk konserini 2005 yazında verdi. Galataperform ve Jazz Cafe'de verilen bir dizi konserden sonra, 2006'nın Ocak ayında Dirk Stromberg ve Robert Reigle kadroya katıldı. Altı kişilik topluluk Galataperform'da düzenli olarak konser vermenin yanı sıra başka mekanlarda da çaldı ve bir takım kayıtlar yaptı. 2006 yazında Volkan Ergen farklı müzikal projeler gerçekleştirmek üzere gruptan ayrıldı. Beş kişilik grup 2006 Haziran ayında Transit Doğaçlama Günleri’nde çaldıktan sonra (Le Quan-Ninh, Kirstie Simpson, Talin Büyükkürkciyan, ve Yanaël Plumet ile) Eylül 2006'da Akbank Caz Festivali kapsamında bir konser verdi.

Islak Köpek, Mayıs 2006'dan bu yana Açık Radyo 94.9’da düzenli olarak özgür doğaçlama ve özgür caz üzerine Öteki Caz adında bir program yapıyor.Grup üyeleri değişik kombinasyonlarda, başka sanatçılarla birlikte Türkiye, Hollanda, Romanya, ve Polonya'da konserler verdi. Türkye’nin önde gelen kültür ve müzik araştırmacılarından Halil Turhanlı’nın ifadesiyle “Yolculuk eden kültürler” kavramından hareketle oluşturulmuş bu albümdeki parçalar 2006 ilkbaharında Bilgi Üniversitesi ve Galata Perform'daki etkinliklerde canlı olarak kaydedildi. Özgür caz, özgür doğaçlama ve ötesi adına aradığınız ne varsa bu CD'de bulacaksınız!

Evet albüm tanıtımında yazanlar bunlar. Şimdi gelelim CD'ye.

Sanırım en son Akıncı, Baylan, Küçükyıldırım, Reigle albümü Century'nin yorumlarında free-jazz ve emprovizasyon  ile alakalı  bir kaç cümle yazmıştım. Aslına bakarsanız ülkemizde bu tarz müziği dinleyen geniş kitleler yok ve Stereo Mecmuası'nda yayınladığımız bu tarz yazıların çok geniş kitlelere hitap etmediğinin de farkındayım. Stereo Mecmuası'nın en küçük ticari kaygısı olmadığı  ve son derece özgür hareket etme şansımız olduğu için ısrarla  formal olmayan tüm müzik tarzlarını web sitemize, elektronik dergilerimize taşıyoruz. Türden bağımsız formal olmayan, atonal, avant-garde, deneysel yani anlayacağınız klasik kalıplara uymayan bir albümü tanıtmak son derece zor bir şey. Bir solodan, ritmlerden bahsetmek veya albümün geneliyle ilgili  bir şey yazabilme imkanı her zaman mevcut değil. Yapılabilecek en kolay şey, kısaca albüm çok güzel meraklısı alsın demek.

Bahsettiğim tarzdaki albümleri cümleler ile anlatmaya çalışmak riskli bir durum. Bu yüzden bazı kişiler tarafından eleştiriliyor hatta dalga geçiliyor olduğumun farkındayım. Nedense formal olmayan müzik dinleyen bir kısım insan, dinledikleri müziğin dahil oldukları sözüm ona elit bir kulübe hitap ettiğini düşünüyorlar. İşin acı olan tarafı bu yaklaşım özellikle canlı performanslarda, dolu olan salonların ilk şarkının sonrasında boşalmasına fayda etmiyor. İnsanlara bu müziği anlatmalıyız ki, ön yargılarını yıkıp, albümlere bir göz atabilme şansını yakalasınlar. Daha fazla insan bu müziklere ilgi duyduğunda, daha fazla müzisyenin önü açılacak, daha iyi albümler dinleyeceğimize inanıyorum. Son yıllarda olan biten tam anlamıyla bu zaten. Ülkemizde son yıllarda hiç olmadığı kadar fazla müzisyeni tanıyıp dinleme fırsatı bulduk. Tabii "çok bilenlere" sorarsanız, her albüme, her müzisyene söyleyecek olumsuz bir şeyleri var. Müzik dünyamızın geldiği hali, endüstrimizin bugünkü durumunu göz önüne alırsak bardağın boş değil dolu tarafını görmeliyiz. İşin güzel tarafı son zamanlarda hem kendi bloğumda hemde SM'de yazdığım bir çok albümde bardakların boş kısımları gerçekten çok az durumda. Anlayacağınız bardağın boş tarafına bakmak için, biraz taraflı (taraflı yerine istediğiniz kelimeyi yazabilirsiniz) olmak gerekiyor.

Deneysel müzikte dinlemenin en iyi ve zevkli yolu tabii ki konserlere gitmek. Canlı performanstan sonra CD veya farklı kalıplara girmiş müzik biraz sentetik oluyor. İşin içerisine doğaçlama girdiğinde sentetik olmak pek tercih sebebi değil. Ancak bir şeyi unutmamak lazım. Bugün ülkemizde İstanbul başta bir kaç büyük kent haricinde alışılagelmiş müzik tarzlarını dinleyebileceğiniz konser sayısı çok fazla değil. Bir şekilde albümlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde ülkemizin bir ucundan yazan bir okuyucumuz yine bu blogda bahsettiğim Alper Maral'ın Elektroakustisch! albümünü merak ettiğini, oturduğu yerde müzik market bulunmadığını eğer mümkün olursa albümden bir tane satın alıp ücreti karşılığında kendisine gönderip gönderemeyeceğimi sordu. O gün kendisine kendi arşivimdeki albümü hediye olarak gönderdim. Anlayacağınız bu tarz albümlerin basılması bence çok önemli. Belki bir konserin coşkusunu yansıtmaktan çok uzak ancak büyük kentlerde oturmayan insanların ruhlarını besleyebilecek tek şey albümler.

Konumuz neydi. Ah evet Islak Köpek.

Aslında albümle ilgili aklımdan geçen yazı, Sn. Bruno Manusso'nun yazdığı Timuçin Şahin'in Bafa albümü yazısı gibi. Bence bir albüm anlayana ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Hoş yazının başında kafama biraz taş düştü ama olsun. Şimdi bende Ornette Coleman ile Cecil Taylor ile  başlayıp, oradan Anthony Braxton'a, Sun-Ra'ya hatta Art Ensemble Of Chicago'ya gidip, denizi aşıp Peter Brötzmann'a, oradan geri dönüp John Cage'in elinden öpüp, sonra kıtanın güneyine inip Horacio Vaggione'ye (bir ara Vaggioe ile alakalı bir yazı yazsam iyi olur) uğramak istiyorum. Hatta Cristian Vander'e, azıcık da olsa Kraftwerk'e sonra zaman yolculuğuna tekrar girip Albert Ayler'e, Rahsaan Roland Kirk'e, Don Cherry'e uğramak hatta Coltrane'e saygılarımı sunup geri dönüp John Zorn'a gidip Book Of Angels'lara bir ara versen demek istiyorum. Sonrasında İtalyaya girip uzun süre hiç çıkmayasım bile var. Aslında böylesine bir yolculuğa çıkınca dönmek pek mümkün olmazdı herhalde. Neyse yazıyla da olsa bir şekilde bende yolculuk hevesimi almış oldum :)

Islak Köpek, albümü toplam dört parçadan oluşuyor. 67 dakikalık albümde tahmin edebileceğiniz gibi son derece özgür şekilde yaratılmış bir albüm. Albümde şu müzisyenleri dinleme şansınız olacak, Şevket Akıncı: elektro gitar, Korhan Erel: bilgisayar ile yaratılan sesler, melodika, Volkan Ergen: vurmalı çalgılar, Robert Reigle: tenor saksofon ve Volka Terzioğlu: tenor saksafon, klarnet ve bas klarnet.

Açık konuşayım, albüm, deneysel müziğe alışkın olmayanlar için pek kolay dinlenebilir değil. Özellikle albümün açılış parçası "May 16, Piece One"nın daha ilk saniyesinde bu yazdığıma hak vereceksiniz. Ancak deneysel müziğe alışkın dinleyiciler için bu durumun pek bir önemi yok. Şarkıların belli bir strüktürü (belki yapı demek lazım) kesinlikle yok. Belli anlarda üst süte binmiş ve karşılıklı atışan enstrümanlar (özellikle Mu No Basho'nun 12. dakikadan sonrası) insanın kulaklarının hemen müzisyenlere kaymasını sağlıyor. Ardından şarkılar biraz duruluyor gibi oluyor yepyeni bir safha ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Zaten bu müziğin en sevdiğim yanı bu. Klasik ritm hattı, eşlikçi kavramları gibi unsurlar yok. Herkes eşlikçi, herkes solocu. Bir saniye sonrasında ne olacağını bilemediğiniz bir yapı(sızlık) Sanırım benim bu albümü asıl sevme sebebim bu.

Grubun bir canlı performans videosunu Vimeo'da buldum. Aşağıda seyredebilirsiniz. Ayrıca sayfanın en başındaki linkleri kullanarak Timpani sayfalarında hem keyifli sohbetleri hemde canlı performanslarını seyredebilmek mümkün.



not: albüm kapağı fotoğraf makinemin arızasından dolayı dizüstü bilgisayarımın web kamerasından çekildiğinden biraz flu görülüyor. Ayrıca parmaklar(ım), albüm kapağına dahil değil :)

not2: Alper Maral'ın albümünü tekrar satın alıp arşivime geri koydum tabii ki. Giden albümün yenisini hemen alırım, bulamayacağım albümleri ise kimseye vermem :)

Google İlginç Bir Şirket!


Google çok deli bir şirket. Bazen öyle sürprizler yapıyorlar ki, insanın ağzını açık bırakıyorlar. Geçen gün Google'dan bir arama yapmak üzere arama sayfasını açtığımda Pacman oyunu teması şeklinde hazırlanmış Google yazısını gördüğümde çok şaşırdım.İşin komik tarafı ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda kendimi Pacman oynarken buldum. Daha önce Google'ın ilginç doodle'ları (doodle, Google'ın özel gün logolarına verilen isim) görmüştüm ama bu kadar eğlenceli olanını görmemiştim doğrusu. Sanırım kimse de görmemiştir. İşin güzel tarafı kendimi şanslı hissediyorum tuşunun yerine "Jeton Atın" tuşu eklenmişti. Bu tuşa basınca Pacman'i 2 kişi oynayabiliyorsunuz. Bu arada bu sürprizin sebebi Pacman'in 30. yılını kutlamasıymış. Bu arada hemen ekranın bir görüntüsünü aldım anı olsun diye. Yukarıda bu görüntüyü görüyorsunuz...

Bu arada Google'ın doodle arşivine ulaşmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Mustafa Dönmez - Gizemli Yolculuk CD


4 yaşında duyduğu ilk elektrogitar solosunun, içindeki özgürlüğün ve coşkunun sesi olduğunu hissetti. Türkiyede ilk Jazz-Rock Fusion gurubu olan "Atmosfer'i" kurdu. Grup, birçok konser ve festivalde yer aldı. Mustafa Dönmez, daha sonra Avrupa'da Viyana ve Paris'de birçok konser verdi. Farklı müzisyenlerle doğaçlama performansları yaptı. Paris'de Soyut Resim ve Soyut Müziğin bağlantılarıyla ilgili özgün çalışmalarda bulundu. Türk müziğindeki makamların modern jazz içinde kulanımıyla ilgili çalışmalar yaptı. 2005 yılında kurucusu olduğu "Atmosfer" gurubunu yeni bir kadro tekrar oluşturdu. Atmosfer, 2006 ve 2007 yıllarında İstanbul'da birçok jazz kulubünde ve konser salonunda konserler verdi. 2007 Aralık ayında bestelerin tamamı Mustafa Dönmez'e ait olan "Ağaçların Öyküsü" adındaki albümü A.K Müzik'ten yayınladı.

20 yıldır eğitimci olarak, gitar, bas gitar, teknik, armoni ve teori eğitimi vermeyi sürdürüyor. "Gizemli Yolculuk" adlı ilk solo albümü A.K Müzik'ten yayınlandı....

Mustafa Dönmez kendi sitesinde çalışmalarını bu şekilde özetlemiş. Şimdi Mustafa Dönmez'in kaldığı yerden hikayeye kendi açımdan devam edeyim. Bu albümü çıktığı ilk gün bir arkadaşımın elinde görmüştüm. Hatta kısa şekilde albümü dinlemiştim. Sonrasında günlük koşuşturmaların arasında albümü almayı unuttum. İnsan hep aynı müzik marketten alışveriş edince zaman içerisinde ilişkiler gelişiyor. Sağolsunlar, albümü istediğimi unutmayıp, getirtip kenara koymuşlar. Bir gün bu albümü istemiştin deyip, önüme çıkarttılar. tabii ki hemen satın aldım ama uzunca süredir çok yazı yazamadığımdan sizlere tanıtamadım. Eh problemlerin bir çoğu ortadan kalktığına göre yazılara kaldığımız yerden devam.

Albümdeki müzisyenler şu şekilde; bas gitar Sertaç Tunguç (Yunus ve Mavi şarkısında), davul: Bilge Candan, davul : Selami Sevinç (sadece Mektup şarkısında) keman: Serdar Pazarcıoğlu, tabla, bas darbuka, tef, perküsyonlar: Ferhat Akay, tenor ve soprano saksofon: Hidayet Selim Kavçık. Albümdeki her türlü telli enstrüman ise Mustafa Dönmez tarafından çalınmış.

1 Begonvil Bahçesi: Albümün açılış parçası kuş sesleri arasında başlıyor. Son derece sade ve melodik bir parça. Saksafon bazı pasajlarda şarkıyı zenginleştirmiş ayrıca abartıdan uzak bir solo ile şarkı desteklenmiş. Albümün genelinde olduğu gibi farklı türden gitar ile çalınan ana ritmlerin üzerine yine farklı gitarlar ve tonlarla atılan sololar albümün özellikle de şarkıların yapısına olumlu katkı yaparken, abartı sololar veya hız gösterileri gibi tüm gereksizliklerden uzak durulmuş. Bu arada yine son bölümdeki Mustafa Dönmez'in bas solosu da keyifli. Albümde farklı gitarlar (akustik, bas, elektro ve türevleri) genelde Mustafa Dönmez tarafından çalınarak, kayıtlarda üst üste bindirilmiş.

2 Kelebeğin Günlüğü Bu şarkıda davul haricindeki tüm performans Murat Dönmez'in. Yine farklı türevleri ile gitarların yanında gitar synth kullanımı dikkat çekiyor. şarkıda oldukça uzun ama insanın dikkatini dağıtmayan bir solo var. Bu solo oldukça sert rock sound'una yakın.

3 Gizemli Yolculuk, Tanju Duru'ya adanmış şarkı. Tanju Duru'yu Ezginin Günlüğünden tanıyan okuyucularımız olacaktır. Araya kemanında girmesiyle zaten duygulu olan şarkı, insanın içine işliyor. Sololarda son derece duygu yüklü. Tonlar insanı yolculuğa çıkartacak türden.

4 Gökkuşağının Çocuğu Bu şarkı özellikle jazz rock fusion sevenlerin çok hoşuna gidecektir. Şarkının genel hatları çok ilginç şekilde doldurulmuş. Banjo sololar, tar sololar hatta şarkının başındaki vokaller ile ilginç bir parça.

5 Maraton: Albümü alan arkadaşlarımın arasında en sevilen parçalardan bir tanesi. İlle bir türe sokulacaksa jazz-rock fusion türüne sokulabilecek bir şarkı. Bu şarkının melodik yapısı keman ve saksafonun kullanımı ile zenginleşmiş. Tabii Murat Dönmez'in özellikle şarkının başındaki bas solosu son derece keyifli. Kendi aramızdaki tartışmalarda albümün genelindeki davul kullanımı konusunda en çok tartıştığımız şarkı, Maraton.

6 Mektup: Son derece güzel bir melodiye sahip bir parça. Yine ana ritmin çevresinde dolaşan sololarla ve aksak davul ritmleri ile dikkat çeken bir parça. Bu parçadaki davul düzenlemesi, sound'u ve performansı albümün geneline göre göre daha dinamik. Ayrıca da davulcu farklı. Bir kısım arkadaşım bu tarz davulun albüme daha fazla yakıştığını söylerken, ben kendi kararımı daha veremedim. Şarkıya katkı yapan davulcu meraklıların çok yakından tanıdığı bir isim Selami Sevinç.

7 Rastlantı Değil. Çok ilginç bir parça. Daha bir bizim topraklardan sanki. Vurmalı enstrümanlar şarkıya oldukça farklı bir karakter katmış. E-bow kullanımı ile ilginç sesler duyabilmeniz mümkün. E-bow nedir derseniz, aslında çok ilginç bir alet. Pille güç verilerek manyetik bir etki yaratan bu ufak alet, gitar teline devamlı olarak bir titreşim vermesini sağlıyor. Böylelikle çok ilginç tonlar alabilmek mümkün oluyor.

8 Nefes Blues: Adından anlaşılabileceği gibi blues formatında bir şarkı. Bu şarkıda davullar Mustafa Dönmez tarafından çalınmış.

9 Geçmişe Özlem, Yine ilginç perküsyonlar kullanılarak kullanılmış ve kemanın da kullanılmasıyla yüzünü iyice doğuya doğru çeviren bir şarkı olarak dikkat çekiyor. Raslantı Değil isimli şarkıda kısaca anlatmaya çalıştığım e-bow'un kullanımıyla gitarda ilginç tonları ile şarkıyı destekliyor.

10 Gün Bitti: Albümün sonuna doğru yaklaşırken harika bir şarkı. Tenor saksafon ve yine çeşitli gitar kombinasyonları ile solo ve ritm ortaklığı ile devam eden bir şarkı. Çok hızlı olmayan tempoda abartıdan uzak sololarla süslenmiş.

11 Yunus ve Mavi. Albümün kapanış parçası.

Gitarist albümleri beni her zaman korkutur. Özellikle de aynı gitaristin farklı enstrümanlarla kaydettiği enstrümanların birbiri üzerine getirildiği çalışmalar genelde daha bir tehlikelidir. Mustafa Dönmez albüm boyunca gitar, perdesiz gitar, slide gitar, akustik ve 12 telli akustik gitarlar gibi uzun bir listedeki enstrümanları çalıyor. Ayrıca e-bow gibi yardımcı aparatlar çeşitliliği arttırıyor. Birde tehlikeli bir şey olan gitar synth zaman zaman kullanılmış. Ama kulakları zedeleyecek şekilde değil!

Albümün genelinde korktuğum gibi bir durumla karşılaşmadım. Bazen iyi gitaristler egolarına yenik düşüp, böylesine albümleri solo üzerine solo, manasız hızlı ritm üzerine ritmlere boğarak dinleyicilere kabus yaşatabiliyorlar. Gizemli Yolculuk'ta böyle bir kabusa yer yok. Albüm, rock, blues, caz hatta Anadolu melodileri gibi farklı bir çok türün ustaca karışımıyla oluşturulmuş. Bazı şarkılarda saksafon kullanımıyla zenginlik artmış.
Albümde 11 şarkı bulunuyor ve şarkı süreleri son derece uzun. Neredeyse CD sömürülmüş diyebilirim, 79 dakikanın üzerinde müzik var. Eh bir CD'ye kaydedilebilen müzik süresinin 80 dakika olduğunu düşünürseniz sömürme konusunda bana hak verirsiniz. Bir kaç pasaj ve solo hariç albümü sıkılmadan keyifle dinledim. Bunu sağlamak pek kolay bir şey değil. Bu kadar solonun olduğu bir albüm bence çok iyi kotarılmış. Albümün geneli yazdığım gibi abartıdan son derece uzak ve bence bu çok önemli.

Bu albümü çok sayıda arkadaşımda satın aldığı için albümde herkesin uzlaşmadığı tek konu davullar. Bazı meraklılar davulların daha dinamik olması gerektiğini söylerken bazıları da davulların biraz geride olacak şekilde miksaj yapıldığını söylüyorlar. Benim görüşüm daha çok gitar ve soloların öne çıktığı bir solo albümde bu durumun normal olduğu yönünde. Müzik kişisel beğeniyle alakalı olduğundan bu görüşlerin olması son derece normal. Ama taraflı tarafsız herkesin birleştiği nokta genel olarak albümün başarılı olduğu! Zaten öyle olmasa tanıdığım herkeste bu albüm olmazdı :)

Sanırım ülkemizde bu tarzda (rock, blues, jazz gibi türlerin harmanladığı) albümlere belli bir açlık olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer Mustafa Dönmez, Atmosfer isimleri size bir şeyleri çağrıştırıyorsa ve albümü satın almadıysanız (ki tahmin etmiyorum) mutlaka alın. Ayrıca gitar dinlemeyi seven ve benim gibi saniyede binlerce notanın (tamam özellikle abartıyorum) basıldığı albümlerden nefret ediyorsanız, albüme yine bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Aşağıdaki video'da albümün açılış parçası olan "Begovil Bahçesi"nin  canlı performansı var. Umarım bir fikir verir.

Antonius Rex - Neque Semper Arcum Tendit Rex



Dünyada bizimki kadar acayip bir hifi ve müzik e-dergisi var mıdır bilmiyorum. Çok uçuk müzik dergileri var ama işin içerisine hifi girdiğinde müzik çok uçlarda gezin(e)miyor. Almanya'da bir kaç dergide bol bol farklı türlere yer veriliyor. Liste metale kadar uzuyor.

Geçenlerde gecenin bir vakti uykusuzluktan "dur bakalım eski sayılarımızda neler yapmışız" olayına gireyim dedim. Daha ilk sayılarda ele aldığımız albümlerin bir kısmını görünce ben bile şaşırdım. Cahil cesareti gibi bir şey. Bir yanda en sert Norveç black metal albümleri, arayıp bulunamayacak underground albümler, Türkçe albümler, Türk Sanat Müziği, Etnik, Klasik derken el atmadığımız tür kalmamış gibi. Bunlar yetmezmiş gibi derginin ayrı ayrı bölümlerinde farklı türlerde müzik dinleyen yazarların birbirlerinin yazılarına ince ince dokundurması.... Derken liste karmaşıklaşıp, içerisinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Daha ilk başlardan beri söylediğim bir şey var. Stereo Mecmuası'nın tüm bu acayipliklerine rağmen binlerce okuyucunun ilgisini çekmesi, yayınlanan yazıların okunmasının sebebi sanırım son derece içten olmamız.

Dediğim gibi bazı albümleri neden yazdığımızı bilmiyorum. İşte onlardan bir tanesi. Antonius Rex'in 1974 yılı albümü Neque Semper Arcum Tendit Rex. Kısada olsa burada biraz bahsetmişim. Şimdi yazımın üzerine bir tuğla daha koyalım.

Dergide bana ayrılmış bölümlerde sık sık müzik konusunda İtalya'ya dikkat edilmesi gerektiğini yazıyorum. Jazz, rock ve bir çok müzik türünde çok ilginç örnekler bulmak mümkün. Öyle ilginç plak şirketleri var ki, o dönemlerde bu albümleri nasıl basmışlar anlayabilmek mümkün değil. İşte onlardan bir tanesi.

Proje aslında Antony Bartoccetti'nin solo projesi. Çok derinlere inmeyi seven dostlarımız Jacula'yı duymuş olabilirler. 1960'ların sonlarında vukuatlarına başlayan bir topluluk. Bartocelli gerçekten çok ilginç bir müzisyen Jacula, Devil Triangle, Desert Behind Us, Invisible Force ve Antonius Rex. Her bir grup başlı başına bir araştırma konusu... Devil Triangle ve Desert Behind Us grupları hakkında o kadar az kaynak bulunuyor ki...

Özellikle In Cauda Semper Stat Venenum (Jacula'nın diskografisinden) albümünü dinlediğinizde ne olduğunuza şaşırmanız mümkün. Ortalıkta çok uçlarda gezinen türler yokken Antony Bartoccetti ve ekibi 30 sene sonrasında yapılacakların ipuçlarını vermiş. 1970'lerin başlarında Jacula projesi rafa kalkınca Stereo Mecmuası'nın ilk sayılarında yer verdiğimiz Neque Semper Arcum Tendit Rex ortaya çıkar. Albüm bugün progresif rock sınıflamasına sokulsa da, ortada bambaşka bir vaka var. Gotik veya doom gibi akımların (bugünün popüler kültürü olan Gotik müzikten bahsetmiyorum) ortaya çıkmasından çok önce ortaya çıkan albüm aklın alacağı gibi değil. Sözlerin konusuna girmek hiç istemiyorum. Sanırım çıkabilmemiz mümkün olmayacaktır.

Antony Bartoccetti 2009 yılında For Viam isimli bir albüm yayınladı. Topluluğun müzik kariyeri neredeyse 50 yılı aşmışken, uslanmaya pek yanaşacaklarmış gibi gözükmemekte. For Viam, günümüze göre çok uçlarda sayılmaz ancak 40 yıllık evrimi düşünürseniz ortadaki albümün değeri artıyor. Artmayı bırakın değer tavana vuruyor.

Bugün Black Widow plak şirketi tarafından basılan Pacula ve Anthonius Rex albümleri yüzlerce hatta süper az bulunur olanlar 600 Euro seviyelerinde fiyatlara sahip. Hatta bunlardan bir tanesinin satıldığını görmek bile büyük bir şans. Daha sonraki yıllarda İtalyan Abraxas plak şirketi, Black Widow kataloğundan bazı albümleri tekrar bastı ancak bu sonradan basımlar bile alınabilir fiyatlarda değil. CD olarak da bulmak sorun. Bazı internet sitelerinde dijital  formatlarda satışlar var. 1947 yılındaki albümle aynı ismi taşıyan bir şarkıyı bir İtalyan dostumuz Youtube'e eklemiş. Olayın vehametini anlamak için, dark underground müziğe meraklılar bir dinlesinler şarkıyı. Yıla dikkat, 1974!

Ronnie James Dio öldü!

Gecenin saat 01:00'de telefonunuz çalarsa sanırım hepiniz tedirgin olursunuz. Benim şu an ki psikolojim ile tedirginliği bırakın korkarsınız. Telefonu açmadan önce inşallah bizimkilerden değildir diye geçirdim aklımdan, sonra bir baktım ki Doğan (Deicidium) arayan. Sağlam bir küfür edip açtım telefonu. Gecenin bu vaktinde deli misin, ne oldu? Gelen cevapla yumruk yemiş gibi oldum.

- Ronnie James Dio öldü!
Bir süredir kanserle savaşan, müzik tarihinin önemli kilometre taşlarından olan bu küçük adam ölmüştü. Sonisphere festivali açıklandığında Heaven & Hell ismini görünce almıştım biletimi. Ne de olsa Rainbow, Black Sabbath ve kendi grubuyla yaptığı albümlerle tarihe ismini altın harflerle kazıyan Dio'yu seyredecektim. Çocuk gibi heyecanlanmıştım ne yalan söyleyeyim. Sonuçta senelerce bu tarz müzik dinlemiş bir insan olarak bir tarihi dinleyip, görecektim. İlk önce konser iptal oldu. Dio düzelsin nasıl olsa seyrederdik ama olmadı... Olamadı...

Dio, benim sert müzik dinlemeye başladığım dönemlerde tanıştığım bir isimdi. İlk önce müziği ile değil, logosu ile tanımıştım. Komik ama gerçek. Dio logosunu tersine çevirince resmen Devil yazısı görünüyordu. Venom, Bathory dinleyen bir insan olarak kesmemişti beni o dönemde Dio'nun müziği.

Seneler ilerledikçe metal müziğin köklerine inmeye başlayınca her taşın altından çıkıyordu Dio ismi. Yaş büyüdükçe ısınmıştım, öğrenmeye başlamıştım. Seneler içinde müzik zevkim değişse de, takibe devam ettim. Hatta Heaven & Hell topluluğunun albümünü alınca gözlerim fırladı yerinden. Neredeyse 70 yaşına gelen adamlar nasıl böyle bir müzik yapabilirlerdi. Ne güzel canlı canlı dinleyecektim. Olmadı.

Eskiden ölümler beni hiç etkilemezdi doğrusu. Bırakın senelerce dinledim insanları, çevremdeki ölümlerden bile etkilenmezdim. Bugün yani 30 küsür sene sonra artık ölümlerden etkilenir hale geldim. Sebebini gerçekten bilmiyorum. Ama etkileniyorum işte. Sıranın çevremdeki insanlara gelmekte olduğunu hissettirdiğinden mi, koca bir adam olsam da sevdiği şeyler elinden aldığında tepki veren bir çocuğun halet-i ruhiyesine sahip olmamdan mı, yoksa başka sebepleri mi var bilmiyorum!

Kısaca Hayatı (wikiden alıntıdır)
Asıl ismi Ronaldo Giovanni Padovan olan Ronnie James Dio, 10 Temmuz 1942'de ABD'nin New Hampshire eyaletinin Portsmouth kentinde doğmuş bir heavy metal vokalistidir. Vokalistliğini yaptığı gruplar arasında Black Sabbath, Rainbow gibi klasik isimler ile kendi grubu olan Dio bulunmaktadır. Ronnie James Dio, ayrıca, artık metal müziğin sembolü haline gelmiş olan devil horns işaretinin bulucusu olarak kabul edilmektedir.

Ronnie James Padavona, Dio takma adını Johnny Dioguardi adlı mafya babasından almıştır. Dio'nun bu takma adını ilk kullanışı, 1960lı yılların başına denk gelir.

Ronnie James Dio (kısaca Dio), aktif müzik hayatına 1957 yılında The Vegas Kings adlı grupla başlamıştır. 1958 yılında Ronnie & The Rumblers (bu grubun adı 1961 yılında Ronnie Dio and the Prophets olarak değiştirilecektir) adlı grubu kurmuş, 1967 yılında bu gruptan ayrılıp The Elves (bu grubun adı 1970'in ortalarında Elf olarak değiştirilecektir) adlı grubu kurmuştur.Bu grubu Ritchie Blackmore'un dikkatini çekmiş ve pek çok turnede Deep Purple grubuna alt grup olarak eşlik etmiştir. Dio, 1974 yılında Ritchie Blackmore'un kurduğu Rainbow'a geçmiş, 1979 yılına kadar bu grupla adını tüm dünyaya duyurmuş Hard Rock ve Heavy Metal müziğinin en ünlü vokallerinden birisi olmuştur.1979 yılında bu gruptan ayrılıp Black Sabbath'a geçmiştir. 1983 yılında Black Sabbath'tan ayrılıp kendi grubu Dio'yu kurmuş, 1991'de tekrar Black Sabbath'a dönmüştür. 1993'te tekrardan Black Sabbath'tan ayrılıp kendi grubu Dio'ya geçmiştir. Son olarak Heaven & Hell de Bulunmuştur.

Diskografi:
Rainbow ile albümleri
Ritchie Blackmore's Rainbow (1975) Rising (1976) On Stage (1977) Long Live Rock 'n' Roll (1978) Finyl Vinyl (1986) Live in Germany (1996)

Black Sabbath ile albümleri
Heaven and Hell (1980) Mob Rules (1981) Live Evil (1982) Dehumanizer (1992) The Dio Years (2007) Live at Hammersmith Odeon (2007)

Kendi grubu ile albümleri
Holy Diver (1983) The Last in Line (1984) Sacred Heart (1985) Intermission (1986) Dream Evil (1987) Lock up the Wolves (1990) Strange Highways (1994) Angry Machines (1996) Inferno - Last in Live (1998) Magica (2000) Killing the Dragon (2002) Master of the Moon (2004) Evil or Divine - Live In New York City (2005) Holy Diver - Live (2006)

Heaven & Hell ile albümleri
The Devil You Know (2009)




Yukarıda 2009 yılında Almanya'daki bir konserden görüntüler var. Heaven and Hell.


Huzur İçinde Yat Dio!

Ne Alemdir Japonlar, Naikaku'da Öyle



Japonları çok seviyorum. Her yönden ilginç -hatta bayağı absürd- bir toplum. Çok iyi müzik grupları da var. Benim en sevdiklerimden bir tanesi Naikaku. Stereo Mecmuası'nın ilk sayılarında Wheel Of Time albümleri ile ilgili kısacık bir yazı yazmıştım. İsterseniz buradan okuyabilirsiniz. Geçenlerde bir vesile ile bir kaç Japon müzikseverle internet üzerinden muhabbet ederken Naikaku'nun ismi geçti. Wheel Of Time albümünü dinledim, üzerine bir de Shell'i tabii ki. Her iki albümü bulması biraz zor. Üzücü...

Sonra internette bu adamlar ne yapıyorlar acaba deyince karşıma bir kaç video çıktı. Yukarıdaki video topluluğun 10. yıl kutlaması için verdikleri bir konserden evlere şenlik "Please" yorumu. Nasıl evlere şenlik olmasın.. Tam anlamı ile kaos var. Dedim ya Japonlar son derece ilginç insanlar diye.. Sahnede Cosplay (anime severlere selam), müzikal karmaşa her şey birbirine girmiş durumda. Bir nevi kavram karmaşası! Bu yetmemiş Satoshi Kobayashi devamlı bir şeyler yiyor. Bunun sebebini daha çözemedim. Sadece bu konsere özgü bir şey değil, bu şarkıda devamlı yiyor bir şeyler. Aşağıdaki video ise şarkının albümdeki versiyonun canlı kaydı. Satoshi Kobayashi boş durmayıp yine atıştırıyor. Bir şekilde bu underground -hatta ötesi- topluluğun albümlerini edinin. Progresive rock, jazz artı kaos severler kesinlikle mutsuz olmayacaklardır. Bu arada Kazumi Suzuki'nin flütünden ortalığa süzülen tınılar grubun müzik türüne birde etnik Japon melodilerini ekliyor.

Kasaların İçerisinde Kazmak, Roland Loesslein



Kasaların İçerisinde Kazmak projesinin amacı örnekleme kültürünü oranların, karakteristiklerin ve etkileşimlerin tüm yönleri ile anlatmaktır. Sadece yaratıcılık sürecini bir zanaat olarak anlamak değil aynı zamanda çaba ve yaratıcı süreçleri örnekleme ile otantik ilişkili olduğunu anlamaktır. Projenin mimarı Roland Loesslein, konuyu böyle özetliyor.

Nasıl çok karışık değil mi? Aşağıdaki resim projenin işleyiş mantığını anlatıyor. Videoda ise durum biraz daha netlik kazanıyor. Buradaki pikabı bir nevi kontrol ünitesi olarak görünce insanın aklına ilginç fikirler geliyor doğrusu..

Alper Maral - Elektroakustisch! CD


AK Müzik'ten yayınlanan Alper Maral - Elektroakustisch! albümü ile ilgili bülten elime geçtiğinde Alsancak yollarına koyuldum. Zaten bülteni burada da yayınlamıştık. Albüm ilgimi çekmişti ve tabii ki aldım. Bu arada artık eskisi gibi müzik marketlere gidip yeni çıkan albümleri göremiyorsunuz, bilgi alamıyorsunuz. Müzik marketlerde çalışan bir çok arkadaşımız günün popüler örnekleri dışında yeni albümler hakkında pek bilgili olmuyorlar. Sanırım bunun sebebi merak eksikliğinin yanında tüketicilerinde popüler albümlere ilgi göstermesi. Tabii ki iyi müzik mağazaları da yok değil. Bunlar yaşam ile ölüm arasında gidip geliyorlar ne yazık ki. Eğer çevrenizde bu tarz mağazalar varsa üç kuruş beş kuruşun hesabını yapmayıp, onlardan alışveriş edip yaşamalarına katkı da bulunun. Çünkü onlar ortadan kaybolduğunda popüler müzik satan, gösterişli ama ruhsuz zincir mağazalara kalacağız.

Alper Maral'ın ismini duyarım. Ancak çok kapsamlı bir bilgi sahibi olmadığımı söyleyebilirim. CD kitapçığına göz gezdirdiğinizde tahmin ettiğimden daha şahsına münhasır bir insan olduğunu anladım. Stüdyo İmge'de kendisi ile ilgili hoş bir yazıda var. Biz göz atabilirsiniz. Ayrıca CD kitapçığındaki sözlük'e bir göz atmanızı tavsiye ederim. Gelelim albüme...

Albüm Maral'ın 1990 sonlarından günümüze yaptığı bestelerden oluşuyor. Bilmeyenler için ekleyeyim, Maral bir çok film ve tiyatro oyunu için müzikler yapmış. Çeşitli üniversitelerde hocalık yapan, çok sayıda enstrüman çalabiliyor ve kayıt teknolojisinin içerisinde bulunmuş. CV gibi oldu sanırım. Neyse... Albümde tüm bunlardan esintiler görmek mümkün. Şarkılara şöyle bir atarsak,

1. Beynini Patlatırım! Alper Maral bas blokflüt'le icra ediyor. Kerem Altuğ'un İstanbul - New York filminde kullanılmış.

2. SHO - Yamaha SY99 için hazırlanmış. Synthesizer Alper maral tarafından çalınmış. Müzik Ethem Özgüven'in Sizofreni Hastalığı filmi için hazırlanmış.

3. bbk - Benim Bütün Kabuslarımın kısaltması. Ethem Özgüven'în bir enstalasyonu için hazırlanmış. Farklı elektronik piyano ve ekipman Maral tarafından çalınmış edilmiş.

4. Haller/ Aggregates Alto saksofon Jorgen Pettersson tarafından çalıyor. Jorgen Pettersson, Stockholm Saxophone Quartet dolayısıyla son derece tanınmış bir müzisyen .

5. Tentürdiyot - Yine çeşitli elektronikler. Yamaha VL7

6. The Devil’s Dictionary - Ambrose Bierce'in aynı adlı eserinden metinlerin yanında La Folia Ensemble ve Maral ortak icrası. The Devil’s Dictionary'i satanik bir şey zannedenler olduğundan küçük bir not ekleyeyim . Eserin tamamına Project Gutenberg'den ücretsiz erişebilirsiniz. Merak edenler buraya tıklayabilir. Bu arada La Folia Ensemble ile Alper Maral birlikteliği çok ilgi çekici olmuş. Şu an diskografileri inceliyorum ortak başka çalışmalar var mı diye!

7. Çocuklarımı Hemen Öldürüp Bu Şehirden Uzaklaşmalıyım - Albümü ilk elime aldığımda nasıl yani dediğim bir şarkı ismi. Sonrasında Euripides'in Medea uyarlaması için hazırlanan müzikler olduğunu kitapçıktan öğrendim. Hoş öyle olmasa bile Bengi Heval Öz tarafından okunan metin her şeyi açıklıyor.

8. Çocukların (Bıçakla) Biçilmesi, Çocuklarımı Hemen Öldürüp Bu Şehirden Uzaklaşmalıyım ile birlikte ele alın, şarkının ismine takılmayın!

9. Topografia dell’anima calma e matura şarkıdaki klavsenler Leyla Pınar tarafından icra edilmiş.

10. Altyazı/ Esas Takip - Efe Öztezdoğan'ın Altyazı filminin müziklerinden.

11. Uranüs’te Bir Satürnlü - Mert Topel ve Alper Maral icrası. Albümde en beğendiğim şarkıların başlarında yer alıyor.

12. Büluğ Çağı Yamaha VL7 Maral tarafından kullanılmış. Harika bir şarkı...

13. Psikopat Çokkafa  Yine Efe Öztezdoğan'ın Altyazı filminin müziklerinden. Ses işlemcileri ile neler yapılabildiğini görmek son derece ilgi çekici. Şarkının başında elektro gitarı kim çaldı acaba derken ortada elektro gitar filan yokmuş meğerse.

14. bush!agamemnon Sophokles'in Elektra tragedyasının şarkı müziklerinden olarak not düşülmüş. İsim tam anlamıyla harika! Ama Truva savaşındaki Agamemnon, ismi geçen zatın yanında melek sayılır o ayrı...

15. git! / 16. MO /  yine Maral'ın elektronik çalışmaları
1
7. Sonar  Bu kez Jorgen Pettersson bas saksofonda. Mutlaka kulak kabartılmalı..

18. müzik - klavsenler Leyla Pınar tarafından icra edilmiş. Mutlaka kulak kabartılmalı.. Ben bayıldım.

Bonus
Das Klingende Alphabet, Ney M. Fatih Kademoğlu tarafından icra edilmiş. Tam anlamıyla bonus olmuş.

Albüm nasıl adlandırılır inanın bilmiyorum. Deneysel, elektronik... Belki de bültende yazanlar en doğrusu. "Elektronik ve akustik birlikteliğin ötesinde bir karmaşa vaat ediyor" Evet bu cümle kesin doğru ve ek olarak gözünüzü kapattığınızda size bir şeyler anlatıyor. Albümün kaydı son derece başarılı ama olmasaydı da benim için sorun olmazdı doğrusu.

Şimdi merak ettiğim şey şu! Alper Maral bu albümü hazırlamış, AK Müzik basmış. Çok iyi yapmışlar. Ancak çevreme baktığımda bu tarz müzik dinleyen çok fazla insan yok. Belki taşrada (eskiden bu lafa bende kızardım ama özellikle kültürel hayata göz attığımızda ülkemizde İstanbul dışına taşra denmesine artık kız(a)mıyorum) yaşadığımdan dolayı böyle düşünüyor veya hissediyorum. İşin içinden çıkamadım. Sanırım bu ülkenin bir yerlerinde benim gibi düşünenler vardır. Nerelerdesiniz ses versenize!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...