Oyuncu Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyuncu Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bilgisayar Masamı Elden Geçirmek!


Uzunca bir süredir aklımda olan bir şeyi bu hafta yapmaya karar verdim. Bilgisayar masamı yeniden düzenlemek. Bilgisayar masa aslında bir yemek masası. Daha doğrusu ayak kısmı. Annem evi yenilerken bu masayı atmaya karar verdi. Bende havada kapmıştım. Üzerindeki kısmı kaldırıp cam ile kullanılabilecek şekilde modifiye ettim. Camı da IKEA'dan satın almıştım. Cam masa çok severim, çok güzel bir örneğine neredeyse bedavaya sahip oldum. Beleşçilik güzel şey yahu!

Ağırlıklı olarak yazılarımı yazıp, işlerimle alakalı çalıştığım ve tabii ki ara sırada oyun oynadığım sistemde bir süredir dev gibi bir masaüstü bilgisayar vardı ve geçen hafta bilgisayardan kurtulmaya karar verdim. Eskisi gibi notebook'uma geri döndüm. Evin içinde istediğim zaman istediğim yere gitmek benim için önemliymiş. Masa başında yazı yaz, sonra sigara içmeye çıkarken buluta salla oradan notebook'la aç gibi eziyetler yaşıyordum. Yeter dedim sonunda....

Ağırlıklı olarak DIY çözümler kullanmak istedim. Sonuçta amacım eğlenceli zaman geçirmek idi. Bu aralar İzmir'de havaların yağmurlu olması sebebi ile hazır evdeyken işlere giriştim...


Ben notebook'umu da bir nevi masaüstü gibi kullandığım için herkes gibi bol bol kablo bulunuyor ortalıkta. Hoş kullandığım notebook 18.4" olduğu için aslında aslında bir bilgisayar kasasından bile daha fazla yer kaplıyor:) 

Masam cam olduğu için kablo toplama aparatı takmak mümkün olmuyor. Bende kıskaç kullanmaya karar verdim. Kırtasiyelerden çok ucuza satın alabiliyorsunuz. Kabloları toplamak için spiral kablo toplayıcısı denen son derece ucuz bir aparat kullandım. Kablo toplayıcıyı n11.com sitesindeki şu linkten satın almıştım. Metresi 5TL civarlarında. Topladığım kabloları ise kıskaçlara sabitledim. Gerekli yerlerde de çırt çırt kullanarak kabloları biraraya topladım. Sonuç gayet güzel oldu. Bu arada ortada gözüken beyaz renk şerit aslında LED şerit. Onunla ilgili muhabbet ilerleyen bölümlerde.... 


Ben verimliliğimi arttırmak için birisi dikey diğeri ise yatay olarak iki monitör kullanıyorum. Aslında ana monitörüm pivot ayağa sahip yani istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Ancak her ihtiyaç duyduğunuzda ayarlamak yerine ikinci bir monitör kullanmak bana daha mantıklı geliyor. Ama iki monitör iki kat fazla kablo demek... 

Bu kabloları da çırt çırt kullanarak monitör ayaklarına bir güzel sabitledim. Ecnebiler bizim çırt çırt dediğimiz şeylere "velcro" diyorlar. Bunların bilgisayarlar için üretilmiş olanları kendi paramıza çevrilince saçma sapan tutarlar haline gelince en güzeli mahallenizde -eğer kaldıysa- tuhafiyecinize gidip çırt çırt bant almak. Ben 5 metre satın aldım ve karşılığında on küsür lira verdim galiba... Bunları kullanarak tüm kabloları sabitledim... 


Artık hepimizin binbir çeşit kabloya ihtiyacı var. Telefon şarj etmek için, sabit disk bağlayabilmek için, data aktarmak için... Bu kabloları kaldır kullanacağın zaman çıkar benim için eziyet. Bu yüzden her zaman kullanılmayan kabloların ulaşılabilir halde etrafımda olmasını istiyordum.  Örneğin telefon şarj kablosu gibi. Yukarıda görülebileceği gibi onları da kıskaçlara tutturdum....

Bu kıskaçların birden fazla boyutu var. En küçük olanları bu tarz işler için ideal! 


Hazır DIY işlerine girişmişken ikinci telefonuma küçük bir stand yaptım. O da genelde masamda duruyor. Yukarıdaki görülen standı yapmak aslında çok basit. Eski bir kasetin koruma kapağını ters olarak konumlayın. İster şeffaf kullanın, ister sprey boya ile boyayın veya benim yaptığım gibi 3M vinyl ile kaplayın. Ben elimde fazlalık bulunan siyah renk bir vinyl ile kapladım. Çok güzel bir stand çıktı ortaya... Maliyet ise sıfır TL :)


Bir süredir kullanmakta olduğum IKEA Markus koltuktan mutlu değildim. Her tarafından ses gelmeye başlamıştı. Ayrıca saçlarım uzun olduğu için ve her zaman toka kullandığımdan mütevellit arkası uzun koltuklar beni çok rahatsız ediyordu. Ayrıca özel bir yastık kullanmam gerektiği için oturma alanının büyük ve mümkünse düz olması gerekiyordu. 

Zamanında ofis için fazladan aldığım Adore mobilyanın basit koltuklarından birisini evime getirip kullanmaya başladım. Herkesin ergonomi beklentileri farklıdır ancak ben halimden mutluyum. Zamanına toptan 90 küsür TL karşılığı almıştım. Şimdiki fiyatı da çok yüksek değildir sanırım... Meraklısına koltuğun ismi faturasında "Techno Plus File Sırtlı Bilgisayar Sandalyesi" olarak geçiyor.


Masaüstünde çalışırken müzik dinlemediğim için Audioengine A5+'larimi yedeğe kaldırdım. Hoş aynı oda da bir çift daha var zaten. Basit bir pikap ile sade bir sistemim var, belki Stereo Mecmuası'nda görmüşsünüzdür. Bunun yerine elimde bulunan Edifier marka basit bir hoparlör sistemini kullandım. Sadece Youtube videoları vesaire seyrettiğim için ses kalitesi çok önemli değil. Bu hoparlörleri basit birer metal parçasından bükerek elde ettiğim L parçalarla rafa monte ettim ve kabloları tablonun arkasından geçirdim....


Raflarımı temizleyip yeniden düzenledim. Benim en favori Tintin heykeli serisi olan siyah beyaz resin "Hors de Serie" figürlerine özel bir bölüm ayırdım. Kullandığım açık renk raflar IKEA'nın Malm rafları. Normalde bunların ayakları gizli. Ancak işi sağlama almak için 3TL'lik fiyatı ile dosta güven düşmana korku veren Ekby Stödis ayakları kullandım. Figürlerin arkasına ise Tintin çizgi roman kapaklarından oluşan minik bir arka plan hazırladım. Figürler tabii ki Figuratif Dükkan'dan...


Duvar raflarını da elden geçirip Asterix figürlerimi yerleştirdim. Geçmişten bugüne Asterix heykelleri maaselef biraz pahalıydılar. Bir çok okuyucum zaman zaman Stereo Mecmuası'nda veya kendi bloğumda kullandığım figürleri merak edip fiyatlarına baktıklarında hayal kırıklığına uğruyorlar. Ancak bu yeni Asterix figürleri bu dünyaya göre çok daha makul fiyatlarda. Hemde çok eğlenceliler. Şuradan bir örneğine bakabilirsiniz. 


Duvar tarafındaki rafları elden geçirirken elimde bulunan alüminyum çubuktan bir parça kesip IKEA da satılan çengeller ile günlük kullanım kulaklıklarımı astım. Bahsettiğim çengeller işte burada. Ben satın aldığım 5TL civarındaydı sonradan zamlanmış. Daha üst model kulaklıklar ise kutularında ayrı bir yerde duruyorlar... Ayrıca mutfaklarda bir şeyler asmak için kullanılan küçük plastik kaplardan alıp monte ettim. İçerisine de çok gerekli olan küçük malzemeleri attım. El altında harika bir çözüm oldu. Bunları seneler önce almıştım, bir sürü renk seçeneği vardı ama IKEA web sitesinde bulamadım. Kesin acayip isimli bir şeydir :)


Geçtiğimiz haftalarda "Yetişin Dostlar! Klavye Konusu" diye bir yazı yazmıştım. Amerikalıların Tenkeyless Mechanical Keyboards (TKL) dedikleri bir klavye tarzından bahsetmiştim. İşin özü normal klavyeden daha kısa nümerik kısmın olmadığı bir klavye diyelim. Aslında bunlardan da kısa olanları var. Neyse... 

Rahat durmayıp bu tarz bir klavye satın aldım. Deneyim hoşuma gitti. Bu şekilde devam eder miyim bilmiyorum ama bir süre devam edeceğim kullanmaya. 


Klavye ve mouse'un altına fazla beklentim olmamasına rağmen çok iyi sonuç aldığım bir mousepad ekledim. Bunlara extended veya genişletilmiş mouse pad deniyor sanırım. Gearbest'ten 5 Dolara aldım. İşimi gayet güzel görüyor memnunum. Aslında elimde binbir çeşit mousepad var. Yok efendim ekstra kontrol veren, yok sürtünmesiz.. Koleksiyona bir tane daha mousepad eklemiş olduk anlayacağınız...

Bu arada dikey duran monitörün altındaki stand eski bir ayaklı lambaderin ayak kısmı. Bunu da monitör standı olarak modifiye ettim. Aslında çok güzel monitör askıları satın almak mümkün ama ben daha çok DIY ile devam etmeyi seçtiğim için sonuçtan memnunum....


Geçen hafta mutfağa LED şerit takarken elimde bayağı fazlalık kalmıştı. Hazır uğraşmışken bilgisayar masamın arkasına LED şerit döşedim. Yapıştıracak yer olmadığı için kablo toplamak için kullandığım kıskaçların ortasına sıcak silikon ile sabitledim. Sayfanın başına ilk resimde sonradan bahsedeceğimi söylediğim mevzuu. 

Satın aldığım şeritler RGB şerit olduğu için basit bir kontrol kartı ile renk değiştirebiliyorlar. Aslında oturup kendim de yapardım ama gözler sıkıntılı olduğu için uğraşasım yoktu.


İmdada bir arkadaşım yetişti. Mutfağı yaparken tasarladığı kontrol devresi ve uygun bir uzaktan kumanda getirmişti. Hazır eli değmişken fazla fazla yapmış, bir tanesini de kendi odamda kullandım. Pavyon ambiansı oluşturmak için ideal :) Ama fena da gözükmüyor. 

Kullanacağımdan değil aslında hazır elim değmişken bunu da yapayım dedim. Odadan çıkarken yakıp çalışmaya başladığımda kapatıyorum. Gelecek haftalarda bir sensör vasıtası ile masama oturduğumda çalışma ışığımı yakıp, kalktığımda pavyon LED'lerini yakacak bir şey tasarlamaya çalışacağım... 

not: fotolar gecenin köründe basit bir telefon ile çekildiler. Biraz kötü olabilirler... Kusura bakmayın 

Hakancez Oyun Dünyasında: Dell U2412M



Yazın evdeki masaüstü bilgisayar sistemime küçük bir ekleme yaptım. Pivot monitör arayışımı sonlandırıp 24" boyutunda bir Dell UltraSharp U2412M aldım. Pivot monitörü yerel bir firma fırdöndü monitör olarak Türkçeleştirmiş. Olay basit şekilde şu monitörü özel ayağında 90 derece veya daha fazla döndürebiliyorsunuz. Özellikle yazılımcılar, tasarımcılar ve fotoğrafçılar için çok güzel bir özellik. Ayrıca bu tarz monitörler genelde öne yukarı ve sağa sola da hareket edebiliyorlar. Normal bir 24" monitöre göre fiyatları kesinlikle yüksek ama her kuruşun hakkını veriyor bana göre. Dell seçimimde benzer monitörlere göre daha iyi fiyata alabilmemin yanında daha yüksek çözünürlüğününde etkisi oldu. Bu sene desktop hifi denemelerimde bu monitörü sık sık göreceksiniz sanırım ;)

Hakancez Oyun Dünyasında: D3 Ekonomik Demon Hunter Fikirleri



Diablo III'te 150-200M aralığında bütçe ile Demon Hunter oynayacaklar için ufak tefek tavsiyeler ile oyun bölümümüzü geliştirmeye devam edelim. Benim profilime buradan ulaşabilirsiniz.

1- Eğer altınınız varsa eski Natalya Set (veya asıl ismiyle Natalya Legacy Set) iyi bir Demon Hunter için olmaz ise olmaz. Yüksek "Monster Power" (MP) seviyelerinde hayatta kalmanın en iyi yolu Shadow Power Gloom rune'ü basmak. Her ne kadar nerf yemiş olursa olsun hala güçlü bir aktif skill. Ancak Legacy Natalya'nın iyisini ne parayla ne altınla almak çok kolay değil. Bir gün boyunca arkadaşımın Legacy Natalya'sını kullandım insan kendini bambaşka hissediyor.

2- Para az ise -ki bende bu şekildeydi- kendi oyun tarzınıza yönelik bir Natalya seti edinmek. Bu sayede +20 Disiplin ve +7 Critical Chance (CC) elde edilmesinin yanında söz gelimi dikkatli seçimlerle hatred regeneration, armor veya all resistance konusuna ağırlık verilebilir. Ben maliyet açısından all resistance yerine armor konusuna önem verdim. Hem artı armor Natalya set ekipmanı daha ucuz hemde diğer ekipmanda all resistance elde etmek daha ucuza geliyor.
3- Hız yani Moving Speed +24 elde etmek önemli. Fazlasına gerek yok zaten sanal oluyor. Demon Hunter 'ların hızlı hareket etmesi mühim. Bunu sağlamanın benim görebildiğim 3 yolu var. Yüzük, pantalon ve bot. Başka karakter için silahta da bu özellik olsa da bu durum Demon Hunter 'ları bağlamıyor. Bu özellik için yüzüğü heba etmektense pantalon+bot kombinasyonuna gitmek daha mantıklı. Natalya setin botunda zaten +12 var. Bu durumda Natalya seti bozmadan pantalonda +12 bulmak en mantıklısı.

4- Tercihen Inna setin pantalon+kemeri iyi bir upgrade oluyor. Artı 130 Dexterity, Holy Damage ve Attack Speed iyi bir seçenek. Tabii ki Witching Hour kemer herkesin hayali ama fiyatlar ortada. Daha ucuz seçenek Inna pant+kemer. Hoş bu setlerin fiyatları da yüksek ama all resistance yerine armor konusuna dikkat edilerek ucuza denk getirilebiliyor.

5- Yüzükler çok önemli. Bir hakkımız zaten Natalya setin yüzüğü için gidiyor. Diğer yüzükte Dexterity, Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) üzerine Vitality veya tercih edilecek bir kombinasyon kullanmak en mantıklısı. Bana şansıma oyunda Wailing Host+ Litany of the Undaunted yüzük kombinasyonu düştü normal zamanda bu yüzükler ile, sağlam oyunlar sırasında ise Natalya Reflection artı bahsettiğim tarz bir yüzük tercih ediyorum. Amulette de aynı kombinasyona gitmek mantıklı olacaktır.



6- Gloove konusu çok mühim.Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) kazanacağımız son zırh parçası bu. Bunda da imkanlar ölçüsünce bu konuya dikkat etmek lazım. Rare olarak konuşuyorum. Legendary olarak Bracer'larda da Attack Speed (AS) ve Critical Chance (CC) elde etmek mümkün.

7- Diğer zırh ekipmanda elimizdeki imkanlar ölçüsünde all resistance, armor konularına dikkat etmek lazım. Tabii legen alma imkanı var ise Bracer'da da Critical Chance (CC) fena olmaz.

8- Silah konusuna gelirsek. Bunu üçe ayırmak lazım.

a) Damage'a odaklanıp Manticore ve benzeri bir 2hand crossbow kullanılacaksa bunu illa ki Dead Man Legacy ile kombine etmek lazım. Bildiğiniz gibi rare quiver'larda attack speed 15'ten yukarıya çıkmıyor. 2hand crossbow çok yavaş atış hızına sahip bunu iyi bir quiver ile kullanmayınca etkili sonuç almak zor. Hele Life On Hit (LOH) veya Life Steal kullanılacaksa atış hızı mühim. Dead Man Legacy alırken hızı ne kadar iyi olursa olsun dikkat edilecek şey illa ki +Disciplin ve Hatred Regeneration olmasına dikkat etmek. Ek Disciplin alacağımız ender parçalardan bir tanesi quiver boş geçmemek lazım. Manticore'da da imkan varsa oyun tarzına göre Life On Hit veya Life Steal olması lazım .

b) Benim favori silahım genelin aksine Windforce. Damage'dan biraz ödün, Critical Damage'dan (CD) ciddi şekilde ödün veriliyor olsa da, atak speed çok iyi ve Life Steal ile hayat kurtarıcı oluyor. Ayrıca Hatred Regeneration olayı çok mühim. Bu arada Windforce alırken soketli olanını denk getirebilirseniz çok iyi olur.

c) Son kombinasyon ise 1hand crossbow kombinasyonları. Bunları oyun tarzına göre iki crossbow, bir crossbow artı quiver veya 1 crossbow artı kalkan olarak kullanmak mümkün. İyi bir Danetta set veya Calamity kombinasyonları yukarıdaki kombinasyonların arasında kendisine yer bulur. İyi bir atak hızı, denk geldiğindeHatred Regeneration veya Critical Damage ile harika kombinasyon elde edilebilir.

Ben genelde Windforce kullanıyorum ancak yanımda Manticore'um oluyor, duruma göre değişiklik yapıyorum.
Tabii oyunda "Mempo of Twilight" gibi gerçekten iyi başlıklar, "Witching Hour" gibi harika kemerler var. Ama bunları uygun fiyatlara bulmak çok zor. Durum böyle olunca denk gelene kadar ortalama ve üzeri Natalya set ile devam etmek mantıklı olabilir. Para olunca en yüksek DPS'li Demon Hunter 'ların yolunda gidilerek Natalya set iki veya üç parçada kalıp diğerleri daha iyileri ile değiştirilebilir.

9- Sharp Shooter (SS veya ShSh) olayının açıklaması bir çok yerde var. Oyuncuların Critical Damage'a abanıp Critical Chance'i göz ardı ettiğinden ve solo oyunlarda yüksek MP'lerde Demon Hunter 'ların çok zorluk çektiğini hep görüyoruz. Sharp Shooter insana gerçekten çok cazip geliyor. Damage output arttıkça artıyor ama gerçek durum hiç öyle değil. Amacımız Critical Chance'i 30 ve üzerine çıkartıp Sharp Shooter skill'inden kurtulmak olmalı bence. Tactical Advantage, Vengeance gibi skiller varken Sharp Shooter gerçekten gereksiz bir skill.

10- Skill'ler hakkında son ekleyeceğim konu ise "Steady Aim" Pasif bir skill olarak benim de zaman zaman kullandığım Steady Aim de tıpkı Sharp Shooter gibi yanıltıcı oluyor. Özellikle solo oyunca hiçbir zaman bu skill'in getirdiği %20 damage bonusu kullanılamıyor daha doğrusu efektif olarak kullanılamıyor. Çünkü 10 yard çevrenizde mob olmadığında %20 damage bonusunu alabiliyoruz. Solo oyunda pek az kere bu durum denk geliyor. Bu yüzden solo oyunlarda bence Steady Aim'i kullanmaya gerek yok. Çok oyunculu oyunlarda önde bir veya daha fazla tank var ise dolayısıyla mob'larla aranıza ek mesafe koyabiliyorsanız Steady Aim kullanmak bence mantıklı.



Velhasıl kelam benim görüşüm ve deneyimime göre 300 ve üzeri all resistance + 4K armor, ek 20 ve tercihen üzeri Disciplin, 100K'dan yüksek Sharp Shooter'siz damage output, %2.5 tercihen %3.0 Life Steal ve 30+ üzeri Life ile MP5'e kadar çok rahat oynanıyor. Buraya bir ekleme yapayım rahat oynanıyor derken DH standartları için söylüyorum, zamanımızın çoğu Kite ile geçiyor. Doğruyu söylemek lazım

MP5 üzerinde life'ı yükseltmek ve aktif/pasif skillleri yeniden ayarlamak gerekiyor. Trap, Sentry kombinasyonları bir örnek olabilir. Benim gördüğüm kadarı ile solo DH için MP8 üzeri ise gerçekten çok zor. Ben arkadaşlarımdan topladığım end-game sayılabilecek bir ekipman ile MP10 oynayayım dedim. Yerden kalkamadım desem yeridir. Bunun en önemli sebebi bende muhtemelen yaş itibarı ile azalmaya başlayan refleksler ve konsantrasyon eksikliğidir. MP8-9-10 oynayacak DH'lerin çok atik olması lazım. Şahsen benim öyle bir iddiam yok.

Hoş bu kadar yazdım doğrudur yanlıştır tabii ki kesin olarak bilemiyorum. Ancak Critical Chance'e önem vermeden yüksek sadece Critical Damage ile de oyun oynanıyor mu evet oynanıyor hatta son derece de keyifli oluyor. Sıkıntı, yüksek MP seviyelerinde kendisini gösteriyor mesela Über Boss'larda. Yani aslında oyundan nasıl keyif alıyorsanız öyle takılmak en doğrusu.

Hakancez ACT III'den bildirdi :)

Hakancez Oyun Dünyasında: Demon Hunter Olmak :)



Diablo III'ü Demon Hunter (DH) olarak oynamaya devam ediyorum. Biliyorsunuz DH ile çok farklı tarzlarda oynanabiliyor. Oynayan hemen herkes biliyordur,  Glass Cannon, Survivability, Tank olarak oynayan DH oyuncuları var. Şimdi de Battlefield Engineer listeye eklenecek. Ben oyun başlarında Glass Canon olmaya niyetlendim. Ancak yaş itibarı ile reflekslerimin pek iyi olmadığını kabul edene kadar bayağı sorun yaşadım. Sonrasında kendi uyum tarzıma uygun bir karakter yaratmayı başardım. Daha yapılacak çok şey var tabii ki...

Oyunun ilk günlerinden itibaren özellikle Athene yüzünden DH çok popüler oldu ve bu yüzden ekipmanı her zaman pahalı. Ben oldukça ekonomik bir ekipman toplamaya çalıştım. En pahalı ekipman 1M aldığım Manticore idi arkasında ise her biri 200K tutarında toplam 400K'ya mal olan Danetta Creed idi. Bu halde oyunu rahatlıkla oynayabiliyorum. Bazı elit ve champion pack'ler de sıkıntı yaşıyor olsam da, kite ederek veya farklı çözümlerle bu sıkıntıları aşmak mümkün. Şu sıralar daha çok arkadaşlarımla oynadığımdan önde tanklar olunca neredeyse hiç ölmeden ACT III'ü tamamlayabiliyorum.

Şimdilerde çift crossbow oynayan yok pek ama ben arada oynuyorum. Benim karakterin linki ise burada..

Yukarıda ayrıntıları görebileceğiniz gibi, çok iyi özellikleri olmayan Manticore ile toplam damage 40k Sharshooter ile 150K civarına yükseliyor. Danetta Creed seti ile toplam damage düşüyor ancak farklı zamanlarda farklı avantajlar sağlıyorlar. Savunma özellikleri ise life 43K, armor yaklaşık 6k ve All resist değerleri ise 360 civarında. Dikkat edeceğiniz gibi life değeri ortalama DH standartlarına göre biraz yüksek dediğim gibi refleksler eskisi gibi çabuk yanıt vermediğinden life miktarı bana ek tepki süresi veriyor. Armor ve all resist değerleri ise ortalama DH standartlarında.

Bir de Danetta Creed 1h Crossbow'larla yaptığım bir konfigürasyonum olduğundan bahsettim. Her iki silahta da ek Disciple (19) ek hatred generation ve göreceli yüksek LOH değerleri var. Silahlar en üst düzey olmasa da çok ucuza denk gelmişti (200K tanesi) Bu silahları genelde yanımda taşıyıp reflect damage veren düşmanlarda bunları tercih ediyorum

Blizzard'çılar ilginç bir karakter yaratmışlar. Bence DH Lore'u da son derece zevkli. İlerleyen dönemlerde romanlarla geliştirirler herhalde..

Benim stratejim her iki konfigürasyonda da mümkün olduğunca hatred generation'a yüklenerek rapid fire veya benzeri sağ fare büyülerini uzun süre kullanarak maksimum damage verebilmek ve her konfigürasyonda mümkün olduğunca ek Disciple'a sahip olup sıkıntılı zamanlarda ortadan kaybolmak.

Görebileceğiniz üzere karakterin ekipmanı üzerinde yapılabilecek çok şey var. Daha fazla Critical Chance (CC) daha fazla Attack Speed veren ekipmanlar ilk bakışta fark ediliyor. Zaman içerisinde daha fazla altın harcayarak edinilebilir. Ekipmanda MF veya gold find gibi ek özellikler yok. ACT I ve II için ayrıca sandıkta birer set tutuyorum. ACT III için böyle bir kombinasyonum yok şimdilik çok hem yaşayıp hemde iyi loot yapabileceğiniz ekipman çok pahalı.

Demon Hunter dünyasında bir süre daha takılmaya devam edeceğim sanırım. Bu arada Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım beni arkadaş listesine ekleyebilirsiniz...

Hakancez Oyun Dünyasında: Whimpshire Coşkusu



Arada sırada normal yayın akışıma ara verip Hakancez Oyun Dünyasında bölümüne bir şeyler karalıyorum. Bu akşam son zamanlarda olduğu gibi Diablo III başına oturdum. Bu oyunda çoklu oyuncu partilerine katılıp oynamak son derece neşeli. Arada sırada bende takılıyorum. Bugünkü parti de oynarken diğer oyunculara hangi ülkelerde yaşıyorsunuz diyerek bir mesaj attım. Bir oyuncu Türkiye'den çıktı; Lunatic mahlaslı "Ekim Tolga" O da benim gibi Demon Hunter oynuyormuş. Bir süre beraber oynadık daha sonra Diablo III'ün gizli bölümü olan Whimpshire'ı oynamak ister misin diye sordu genç arkadaşım. Bende hemen kabul ettim...


Solda siyah kıyafetli Ekim Tolga, sağda beyaz kıyafetli bendeniz Hakancez :)

Whimpshire gizli bir bölüm. Ancak normal Diablo dünyasından ziyade Seçil'in deyimi ile Tiny Toon dünyasına benziyor. Ancak düşmanlar pek zor. Diablo oyuncularının buraya mutlaka bakması lazım çünkü oldukça değerli eşyalar bulabilmek mümkün. Bende Ekim Tolga sayesinde girdim ve çok güzel eşyalara sahip oldum. Hem buradan kendisine teşekkür edeyim hemde okuyucularımdan Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım dedim.

Hakancez Oyun Dünyasında: Logitech G-105



Bu aralar oyun olayına kafayı taktığımı sanırım fark etmişsinizdir. Keyfim pek yerinde. Kendi zevkime göre “gaming gear” olayına da girdiğimi daha önce burada yazmıştım. Alışveriş listemde satın alma kararını vermekte en çok zorlandığım ürün klavye oldu. Klavye çok önemli bir cihaz. Bir cihaz diyorum çünkü benim gibi bütün bilgisayar başında olan insanlar için bilgisayarın kendisi kadar önemli bir bileşen. Klavye almadan önce bu konudaki külliyatı bir gözden geçirdim. Hemen herkes mekanik klavyelerden bahsetmiş yazılarında. Bende işin ayrıntılarını öğreneyim deyip hemen bir klavye edindim en mekaniğinden. Gerçekten hissiyatı çok iyiydi, Razer BlackWidow'un. Ancak İstanbul'dan sevgili Tolga'nın bana gönderdiği klavye İngilizce formundaydı. Yani Türkçe karakterleri yazmak gerçekten çok dertliydi. Bu klavyenin Türkçe tuş dizilimine sahip versiyonu bulunuyor ancak Amerika'da 90 Dolar civarında satılan bir ürüne bu tutarın 3 katını vermek bana çok saçma geldi.

Bunun üzerine eski dost Logitech'e bir göz atayım dedim. Faremi alırken olayı biraz abartmıştım aslında klavyeyi de abartmak geçiyordu içimden. Ama Logitech'in pahalı klavyelerinde LCD ekran gibi benim işime yaramayacak bir sürü özellik vardı. Ofiste sevgili Cüneyt Oral (Cücü) otururken kendime klavye alacağım muhabbeti yapınca bir anda G-105 modelini sipariş vermiş buldum kendimi.

Bu model Logitech'in oyun klavyelerinin en ucuzu. Saçma sapan fiyatlara bulunabilecek bir ürün. Siparişi bastım tabii. Birkaç gün sonra klavyem geldi. Kutusunu açtım ve tuş yapısının çok hoşuma gittiğini söylemeliyim. Tüm tuşlar olması gerektiği yerlerde ve aralarında gerekli mesafe var. Bu çok önemli bir şey, benim gibi hızlı yazı yazan insanların klavyesinin hep aynı olması hep aynı tuş diziliminde olması gerekli. Bu klavyenin en sevmediğim özelliği sol tarafında bulunan fonksiyon tuşları oldu. Her defasında CTRL veya SHIFT'e basacağım zaman bu tuşlara basınca sinirlenmeye başladım. Ancak kas hafızası denen şey çok garip, kısa sürede duruma alıştım hatta bu durumu avantaja dönüştürdüm.

Bahsettiğim fonksiyon tuşları. Tek tuşa basıp saçmaladıkça saçmalama özelliğine sahip makroları çalıştırabilirsiniz.

Logitech bu tuşları programlanabilir şekilde tasarlamış. 6 tane programlanabilir “G” tuşu var, ek olarak 3 tane de fonksiyon tuşu var. Yani toplamda 18 tane programlanabilir tuş var. Bunlara ek olarak faremdeki programlanabilir tuşları da listeye koyarsam yaklaşık 20-25 tane kadar ek özelliğe sahip olabiliyorum. Tabii isterseniz hem klavye hemde farelerde makro fonksiyonlarını kodlayabiliyorsunuz.

Örneğin bir fonksiyon tuşumda “internette gezinti” makrosu yazdım. Tek tuşa basınca iki ayrı monitöre iki ayrı internet tarayıcı açılıyor. Başlangıç için gerekli tüm siteler açılıyor, ekran parlaklığı ayarlanıyor ve tüm şifreler giriliyor. 10 kere bir yerlere tıklayıp 50 tuşa basmak yerine hem daha hızlı hemde daha eğlenceli. Gerekli mi kesinlikle hayır :)

G-105 kötü özelliklerinden bir tanesi “multimedya” tuşlarının olmaması. Yani ses açma kapama gibi tuşlar. Ama tuş programlamasını kullanarak bunun da çözümü var. Yani uğraşınca her şeyi becerebilmek mümkün.

Tuş dizilimini beğendiğimi söyledim ama tuşlar çok sesli. Benim gibi karşınızda düşman varmış gibi klavye kullananların yanındaki insanların tıkırtıdan sinir hastası olabilir. Evde böyle seslerden hoşlanmayan varsa daha sessiz bir şeylere bakarsanız iyi olabilir. Yoksa akşamın bir vakti klavye kafanızda kırılabilir. Uyarmadı demeyin sonra :)

Klavyenin boyutları çok büyük değil ama standart klavyeden birazcık uzun. Benim dizüstü bilgisayarım biraz acayip olduğundan ikisi iyi anlaştı. Ama masa üzerinde hareket edecek pek az kaldı :)

Klavyenin birden fazla tuşa basıldığında cevap verme süresi bence iyi. Aydınlatması hiç fena değil. Mavi renkte yapılan aydınlatmayı iki ışık düzeyinde kullanabiliyor veya kapatabiliyorsunuz. Ayrıca Windows tuşunu iptal edebilmek mümkün. Battlefield oynarken kazaran Windows tuşuna basıp kafanıza kurşun yeme riskinizi ortadan kaldırabiliyorsunuz. Diğer eksileri ise yazdığım gibi “multimedya” tuşlarının olmaması ve ek fonksiyon tuşlarının yeri. Her ikisinin de çözümü var merak etmeyin. Son olarak Logitech'in yazılımı muhteşem. Türkçe ve çok kolay kullanımlı. Tüm oyunlar için profiller yaratabiliyorsunuz ve tüm bunlar otomatik olarak oluyor. Örneğin Team Fortress 2 çalıştığında klavye kendisini o moda getiriyor. Aferin Logitech çok iyi iş çıkartmışsın...

Başarılı bir ürün, fiyatına göre performansı muhteşem diyebilirim. Klavye alacakların aklında bulunsun...

Hakancez Oyun Dünyasında: Cyborg R.A.T. 7



Oyuncu Cumhuriyeti'mi kurarken fare konusunda bayağı bir araştırma yaptığımdan bahsetmiştim. Altı üstü fare ne olacak ki demeyin, ergonomisi gerçekten çok önemli. İşlerinizi daha hızlı ve daha az yorularak yapabilmek için iyi bir fare şart. Ben uzun zaman çok bilindik markaların piyasada rahatlıkla bulabileceğiniz farelerini kullandım. En sevdiğim fare ise A4Tech firmasının X7 serisi olmuştu. Fiyat performans oranı bence harikaydı.

Sonrasında biraz araştırma yapınca bayağı gelişmiş fareler üretildiğini öğrendim. Razer markası bunlardan bir tanesiydi. Kaşınmaya başlayınca arkadaşlarım sağolsunlar İstanbul'dan deneme yapmak için bir DeathAdder gönderdiler. Fare her şeyiyle mükemmeldi. Ancak benim kaşınmama ilaç olamadı Razer. Daha garip bir şey istiyordum. Aradığımı Cyborg cephesinde buldum. Garip tasarımlı R.A.T. 7 tam aradığım şeydi...



Bu garip farenin her tarafını kurcalamanız mümkün. İçerisindeki ağırlıktan yan tuşlarının durduğu açıdan, konuma kadar her şeyi ayarlayabilirsiniz. Örneğin yukarıdaki fotoğrafta farenin ağırlıklarını değiştirilmesinin nasıl yapıldığını görebiliyorsunuz.



Ağırlıkları arttırıp azaltarak daha rahat kullanım için ayarlama yapabilmek mümkün. Cyborg firması (aslında Saitek'in bir parçası-ymış-) işin neredeyse b*konu çıkartmış ve farenin yanında bir sürü aksesuar veriyor.



Ağırlıkları ayarladıktan sonra farenin uzunluğuna ve yüksekliğine de müdahale edebilmek mümkün. Aksesuar kutusundan farklı 3 adet parça çıkıyor. Ayrıca farenin ana bloğu üzerinde kaydırma ile boyutu oynayabiliyorsunuz. Daha yüksek, kaydırmaz tipte ve standart olmak üzere üç farklı parça seçeneğiniz var.



Yukarıdaki fotoğrafta ise farenin yan tarafındaki tuşların açısının yapılması sırasında çektiğim bir fotoğraf var. Elinizin açısına göre bu kısmın her parametresi ile oynamak mümkün. Ayrıca tüm bunlar yetmezmiş gibi yazılımla tuşların özelliklerini değiştirmek mümkün. Anlayacağınız bu bir fare değil, fabrika neredeyse..

Şimdi eğri oturup doğru konuşma zamanı. Tüm bu karmaşa yerine standart bir fare kullanmanın ne götürüsü var derseniz, aslında buna vereceğim bir cevabım yok. Muhtemelen oyunlarda bir kaç milisaniye kazanmak için bu tarz bir yatırım yapacak kadar profesyonel bir oyuncu değiliz çoğumuz. Yani buradan gelecek avantajlar sadece kağıt üzerinde.

Belki ergonomi konusunda getiriler ve kazançlardan bahsetmek gerekebilir. Kaslar iyiye hemen alışıyor ve uzun saatler boyunca bilgisayar kullanan insanlar için iyi ergonomi daha az kol ağrısı demek. Tabii bunun için deli paralar harcamaya gerek yok. 50 Dolar seviyelerinde harika fareler var. Ben biraz fantazi yaptım ama halimden mutluyum çok...

Hakancez Oyun Dünyasında: Team Fortress 2 Coşkusu



Geçtiğimiz haftalarda şöyle bir şeyler karalamıştım şurada: arkadaşlarıma oyun dünyasına kısa bir dönüş yapıyorum deyince meşhur Half Life serisinin yapımcısı Valve’ın geliştirdiği “Team Fortress 2” oyununu indir, hep birlikte oynarız dediler. Zaten ücretsiz dağıtılan bu oyun eski versiyonuna göre son derece eğlenceli olmuş. Çizgi film grafiklerine benzer bir tasarım yapmışlar ve özelleştirmenin sınırı yok. Gördüğüm kadarı ile bayağı oynayan insan da var. Aslında herkes bir nebze modası geçmiş diyor ama oynaması zevkli olduğundan sunucular her zaman dolu oluyor. Ben mühendis olup rahat ve dertsiz bir şekilde oynuyorum. Tanıdıklarla oynayınca eski dostların seslerini kulaklıklardan “headshot’u nasıl koydum” şeklinde muhabbetler duymak bayağı eğlenceli oluyor. Millet birbirinin üzerine şarjör boşaltırken kulaklıklar zaman zaman da hoparlörlerden odayı dolduran sesler son derece eğlenceli. Eski günlerdeki konuşma tarzı tabii ki bir anda hortlamış durumda. Özlemişim bu kaosu…


Artık yan gelip yatmak yok, çalışma zamanı....

Aradan geçen zaman içerisinde oyunun aslında pek kolay olmadığını fark ettim. Mühendis olup kenara oturuyorum demiştim ya, artık oturmuyorum. Saldıran taraf olduğumda savaş alanına hızlı geçişler yapılmasını sağlayan "teleporter" sistemlerini veya ortalık kan gölüne döndüğünde takım arkadaşlarımın iyileşmesi için "dispenser" ünitesini kuruyorum. Hemen her sınıf için bir sürü ayrıntı öğrendim. Bir nevi oyun raconu diyelim...

Team Fortress 2 ücretsiz bir oyun. Geçmişte paralıymış sonrasında oynaması bedava (Free2Play) hale gelmiş. Hardcore oyuncular bu duruma biraz bozulmuşlar çünkü bir sürü insan doluşmuş server'lara ve oyun içi kalite bayağı düşmüş. Ancak zaman içerisinde rüzgarlar yine olumlu esiyor. Artık belirli server'larda toplanan eski oyuncular eskisi gibi keyifli savaşlar yapabiliyor. Ben bu açıdan şanslıyım oyunu ustalarından öğreniyorum.

Kazanılan bir savaşın ardından yorgunluk atmaktan güzel bir şey yok :)

Şu sıralar oyun dünyasının premium oyunları denilen Call Of Duty veya Battlefild serilerinden daha fazla keyif alıyor olduğumu söyleyebilirim TF2 oynayarak. Bu arada para ile satılan ekipmana sahip olmadan da son derece etkili şekilde oyun oynamak mümkün. Biraz dikkat ve oyundaki "achievement"ları açarak çok iyi ekipmanlara sahip olmak mümkün. Özellikle takım arkadaşlarınızın yardımı ile bu güzel ekipmanı açmak mümkün oluyor. Örneğin mühendis olarak bir elimde "pomson" diğer elimde "wrangler" benden mutlusu yok....

Hakancez Oyun Dünyasında: Oyuncu Cumhuriyetini Kuruyorum



Geçtiğimiz günlerde zaten işgalim altındaki salonda yeni bir absürd proje gerçekleştireceğimden bahsetmiştim. Seçil ile akşamın bir vakti sohbet edip müzik dinlerken salonun bir bölümünü "Oyuncu Cumhuriyeti" haline getiriyorum deyince kızcağız yine başıma ne gelecek diye düşünmüştür herhalde, demiştim :)

Tahmin edebileceğiniz gibi bu sohbet devam ederken aslında kafamda ne yapmak istediğim konusunda planlar vardı ve tüm siparişler yola çıkmıştı bile. Amacım oyun oynarken hobi odasına tıkılıp kalmak yerine salonun bir bölümüne çöreklenmek idi. Aslında bir çok insan gibi yer kaplamasın diyerek dizüstü bilgisayar kullanıyor olsam da, Hakancez cephesinde hiçbir şey klasik şekilde yürümez. Geçtiğimiz aylarda dizüstü bilgisayar alacak iken en önemli önceliğim ekranı büyük olsun idi. Tabii böyle bir "olmaz ile olmaz" ile yola çıkınca alınan dizüstü bilgisayar pek normal bir şey olamıyor.

Koskoca ekranlı bilgisayar yetmezmiş gibi geçmişte bir çok faydasını gördüğüm ikinci bir ekran kullanmayı tekrar canım çekince depodan eski monitörümü de çıkardım. İki adet 18 küsür inç ekran tahmin edebileceğiniz gibi bayağı bir yer kaplıyor zaten. Bu noktadan sonra ok yaydan çıktı zaten...



Dizüstü bilgisayarların ses sistemleri son yıllarda bayağı gelişti, hatta benim yeni oyuncağımda subwoofer'da dahil bayağı ciddi bir ses sistemi olsa da, oyun hengamesinde bu pek yeterli gelmiyor. Eh sisteme bir de monitör hoparlör ekleyince ortalık biraz daha kaos haline geldi. Her taraftan çıkan kablolar, elektrik bağlantıları derken salon bir anda matrikse dönüşüverdi. Tüm bu gelişimi Seçil korku dolu gözlerle seyrederken, siparişler yavaş yavaş elime geçmeye başladı. Oradan buradan gelen bir çok ekipmana ek olarak bir kaç küçük parça da ben sipariş etmiştim.

Kendimi bir anda o klavyemi daha iyi, bu klavye mi daha iyi testi yaparken buldum. Bir yandan fare için özel pad'ler, garip tasarımlı fareler derken her dakika ipin ucu kaçıyordu. En sonunda en rahat ettiğim ekipmanı seçip kendi "Oyuncu Cumhuriyeti"mi kurdum. Aşağıda biraz ayrıntı var,



1- Sony Tablet S: Bu tablet bence pek başarılı bir ürün değil. Aslında tablet konusu bence gereksiz. iPad ve Android tabletler için bunu söyleyebilirim. Zaman içerisinde şans eseri her iki tablete de sahip oldum. Belki Asus Transformer veya yakın gelecekte çıkacak Microsoft Surface daha fonksiyonel ürünler olur. Neyse... Tabletin bana tek faydası Blizzard firmasının oyunlarına güvenli giriş için kullanılan özel bir anahtar sistemini çalıştırması. Bu ürüne para verip satın alsam gerçekten üzülürdüm. Tableti Hürriyet'in Bumerang yarışmasında birincilik ödülü olarak almıştım.

2- İkinci mönitör. Alışkın olan insanlar için işleri bayağı hızlandırıcı bir fonksiyonu var. Ben en son CRT yani tüplü monitörler çağında kullanıyordum çift monitör teknolojisini. Yeniden olaya girince pek işime yaradı. Sol omuzunda şeytan ilerleyen dönemlerde bu işi abart diyor ama dinlemeyeceğim galiba :)

3- Dizüstü bilgisayar adıyla satılan ancak gayet taşınamayan bilgisayarım. Çok seviyorum kendisini. Biliyorsunuz bu sıralar trend bilgisayarların hafiflemesi. Apple'ın gerçekten başarılı Air modeli ile bu yeni dünyanın kapılarını araladı. Diğer bilgisayar üreticileri de "Ultrabook"lar trende uydular. Ancak benim açımdan bilgisayar dünyasında büyük her zaman iyidir mantığı daha doğru. Hoş taşınabilir değil dedim ama yaklaşık 5 kilogramlık bir yükle dolaşma kapasitesine sahipseniz fazla sorun olmuyor. Benim ruhumda hamallık yapmak var :)

4-Uzun süredir harici diskler hayatımızdalar. Artık çok gelişmiş yazılımlar ile tek tuşa basarak hatta basit bir program ile otomatik şekilde yedekleme yapabiliyoruz. Hayatımda bir kere veri kaybı yaşadım, toparlanmam 3 ay sürdü. Bu vahim deneyimden sonra masamın üzerinden mutlaka bir harici disk bulur. Sizde önemli verilerinizi her zaman yedekleyin.

5- Yazının başlarında yazdığım gibi her ne kadar yeni nesil bilgisayarların ses sistemleri gayet başarılı olsa da, oyun oynarken yetmiyor. bende daha önce Stereo Mecmuası'nda incelediğim ve sonunda bir çift satın aldığım Edifier R1900TII aktif hoparlör setini oyun sistemime dahil ettim. İncelemeye buradan ulaşabilirsiniz. Aklınızda bulunsun bu tarz monitörlerden daha başarılı performans almak için tiz sürücülerini kendi kulak hizanıza doğru ayarlayın.

6- Medya kontrol ünitesi. Benim düzüstü bilgisayarın touchpad denilen kısmı istendiğinde yerinden çıkıyor ve hem imleci kullanabiliyorsunuz hemde tüm medya kontrollerini bu cihaz üzerinden kullanabiliyorsunuz. Ben işi biraz abartıp küçük bir ağ kurdum ve bir çok kontrolü bu touchpad daha doğrusu uzaktan kumanda sistemine atadım. Zihni sinir işi oldu ama keyifli...

7- Fare ve fare pad'i veya altlığı. Geçtiğimiz ay içerisinde bayağı eğlendim bu konuda. Razer, Logitech ve en son Cyborg firmalarının ürettiği farklı fareler ve bir sürü fare altlığı denedim. Bir fare ile uyum gösteren pad diğeri ile pek uyumlu olmuyor. Bayağı bir kurcalamak lazım. Seçtiğim fare evlere şenlik, bir ara karalarım hakkında bir şeyler.

8- Geçenlerde "Dizüstü Soğutmasında Doğrular Yanlışlar" diye bir yazı yazmıştım. Yaz sıcaklarında performans bilgisayarlarını soğutmak gerçekten önemli. Benim battal dizüstü için piyasada fazla seçenek yok. Şans eseri Xigmatek firmasının Shield modeli soğutucularının en büyüğünü buldum. Haftasonu indirimi filan derken saçma sapan bir fiyata satın aldım. Mutluyum kendisiyle. Eğer büyükçe bir bilgisayarınız varsa şiddetle tavsiye edilir.

9- Klavyeler konusunda yeni bir sürü şey öğrendim. Mekanik klavye denilen gerçekten performanslı bir kaç ürün geçti elimden. Ancak hiçbirisinde Türkçe tuş olmadığı için benim işime yaramadılar. Sonunda bir kısmını geri gönderdim veya elden çıkarttım. Sonunda çok uygun bir fiyat etiketine sahip Logitech G105 kullanmaya karar verdim. Fiyatı makul sayılır, Türkçe tuşları da var, bir de ışığı var. Ben abartacağım derseniz klavyelerin binbir türü var piyasada.

Aslında şu sistemi komple Çeşme'ye taşısam mı diye düşünmüyor değilim ama yaz tatili boyunca deniz kıyısındayken mümkün olduğunca bilgisayarımı yanıma almıyorum. Oyuncu Cumhuriyet'ini kurduk kurmasına da, oyun oynayacak zaman pek yok gibi. Kışa başından kalkmam ben bunun. Ama hazır yaz gelmişken denize girmek varken, oyun başında vakit harcamak pek mantıklı değil.

[itiraf mod=on] Hoş bunu yazıyorum da, inanan kim :) [/itiraf mod=off] 

Hakancez Oyun Dünyasında: Sudan Çıkmış Balık Olmak



Bu sene yaz ayları öncesinde hemen hemen bütün projelerimi bitirmenin vermiş olduğu rahatlıkla, tatil yapmaya karar verdiğimi yazmıştım. Yazın günlerinin bir çoğunu Çeşme'de geçirecek olsam da, şehir yaşamından çok fazla kopamıyoruz malum. Hemen hepimizin bir sürü işi var ve hayat devam ediyor.

Kış aylarında canım oyun oynamayı bayağı çekmişti doğrusu. The Big Bang Theory dizisinin bir bölümünde sabaha kadar süren oyun partisi bölümü bana geçmişi hatırlatmış, yaş her ne kadar 40'a dayanmış olsa da, içimdeki oyun canavarını gizlendiği yerden çıkarmaya karar vermiştim.

Benim sıkı daha doğrusu sıkıya yakın oyuncu olduğum günlerden bugünlere gelirken her şey değişmiş. Oyun sektörü başlı başına bir sektör haline gelip meşhur Hollywood sinemasının cirolarını geçer hale gelmiş. Bir yanda oyun konsolları bir yanda bilgisayarlar ile oyun çılgınlığı giderek artıyor. Endüstri de boş durmayıp bu yepyeni pazara yönelik bir çok ürün geliştirmiş. Ürünler gerçekten bambaşka dünyalardan gelmiş gibi gözüküyor. Standart donanımlara göre çok daha pahalılar ancak hifi dünyası ile karşılaştırdığımda durum vahim değil. Tabii bunu bugünkü imkanlarımla söylemek kolay. Genç bir okuyucumuzun özellikle de ailesinden harçlık alanlar için bahsi geçen tutarlar oldukça pahalı.

Ayrıca ebebeynlere bu dünyayı anlatabilmek pek kolay değildir sanırım. Düşünsenize “baba bana bir fare alır mısın” diye sorduğunuzda babanızın bu yeni nesil oyun farelerinden haberi olmadığı için fiyatı duyduğunda gözlerinin faltaşı gibi açılması gayet doğaldır. Çevremizi kuşatan teknoloji marketlerinde 10TL'ye bir fare alabilirken 50 Dolar'a bir fareyi almak ailelerimiz açısından anlaşılması pek kolay olmasa gerek. Eminim ki, alacağınız cevap “ikisi de aynı işi yapmıyor mu, ne gerek var bu kadar parayı vermeye” olacaktır. Eh hepimiz bu yollardan geçtiğimiz için genç dostlarıma tavsiyem kendi paralarını kazanana kadar bu duruma alışmaları.



Neyse uzun lafın kısası oyuncu ekipmanı açısından birim başına ortalama 50Dolar'dan hesaplarsak ortaya çıkan tablo, konuya meraklı bir insan için pek ulaşılamayacak rakamlar değil. Bu bahsettiğim fiyat aralıkları neredeyse türünün high-end sınıflamasına koyabileceğimiz ürünlerin fiyatları. Fare, klavye, mat ve hoparlör (veya kulaklık) için bu bahsettiğim tutarlara türünün en iyi örneklerinden bir set düzebilmek mümkün. Birim başına 100 Dolar ve yukarısını harcadığınızda ise muhtemelen en iyileri masaüstüne sıralayabilirsiniz.

Tabii buna oyun için üretilmiş bilgisayarlar ve artık başlı başına bir maliyet halime gelen oyunları eklersek tablo biraz iç karartıcı hale geliyor. Hemen her çağda olduğu gibi genç olmak zor...

Neyse bu dünyayı biraz anlamayı başlayınca bende içerisine şöyle ucundan bir bakış atmaya karar verdim. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Asus'un oyunculara yönelik ürettiği ROG logolu ürünlerden bir tane aldı. Hoş başına gelmedik iş kalmadı ama ROG kısaltması çok hoşuma gitti. Açılımı; Republic Of Gamers yani Oyuncu Cumhuriyeti.



Geçtiğimiz günlerde zaten işgalim altındaki salonda Seçil ile sohbet ederken salonu Oyuncu Cumhuriyeti haline getiriyorum deyince kızcağız yine başıma ne gelecek diye düşünmüştür herhalde. Büyük bir korkuyla “nasıl yani” dediğinde yakında görürsün dedim. Tabii bu esna da, memleketin dört bir köşesinden kargolar eve doğru yola çıkmıştı. Hatta bir kısım ekipman Amerika'dan İzmir'e doğru yola çıkmıştı bile. Aradaki zamanı boş geçirmemek için Steam üzerinde de alışveriş tam gaz devam ediyordu...

Geçenlerde yazdığım gibi kısa bir süre içerisinde internet sitelerinde gördüğüm bir çok ürün elimden geçti. Razer, Steelhead, Logitech denemeleri derken kafamda sahip olmak istediğim ürünlerin bir kısa listesi vardı.

Kısa bir süre sonra Cumhuriyeti ilan edecek ekipman elime ulaşacaktı...

not: Yazıdaki fotoğraflardaki cihaz Razer firmasının Blade modeli dizüstü bilgisayarı. Tahmin edebileceğiniz gibi binlerce dolar değerinde...

Deniz, Güneş ve Savaş



Bu yaz güzel başladı. Deniz sezonunu daha tam istediğim gibi açamamış olsam da, bundan neredeyse 5-6 yıl öncesine dönüp sanal savaş meydanlarına çıkmam benim için yaz mevsimi renklendiren bir hamle oldu. Aslında aylar önce bunu yapmayı içimden geçirmiştim...

Aslında hiç oyun oynamıyor değildim, son dönemlerde özellikle Company Of Heroes serisine kafayı takmıştım. Aral İthalat bu oyunları uygun fiyat etiketleri ile satıyordu. Bende ne var ne yok hepsini tamamlayıverdim. Eksiklerimi de sağ olsun sevgili Tolga İzgür, Bimeks'ten tamamlayıverdi. Aslında bu oyunlar Steam ismi verilen çevirimiçi bir elektronik oyun sitesinden daha da uygun fiyatlara alınabiliyor ama son yıllarda ülkemizde aradığımız her şeyi bulabildiğimizden -en azından ben bulabiliyorum- fiyatları da abartılı değilse ülkemizdeki firmalardan satın almayı tercih ediyorum. Doğru bir yaklaşımdır yanlış bir yaklaşımdır orasını tartışmak tabii ki mümkün ancak şahsım adına satın aldığım oyunları fiziksel olarak elimde tutmak benim önemli. Hemen bir not, Company Of Heroes'un ikincisi seneye çıkıyormuş. Sabırsızlıkla bekliyorum.


Team Fortress 2'de beklenmedik bir yere tuzağını kur, keyfine bak..

Steam demişken, arkadaşlarıma oyun dünyasına kısa bir dönüş yapıyorum deyince meşhur Half Life serisinin yapımcısı Valve'ın geliştirdiği “Team Fortress 2” oyununu indir, hep birlikte oynarız dediler. Zaten ücretsiz dağıtılan bu oyun eski versiyonuna göre son derece eğlenceli olmuş. Çizgi film grafiklerine benzer bir tasarım yapmışlar ve özelleştirmenin sınırı yok. Gördüğüm kadarı ile bayağı oynayan insan da var. Aslında herkes bir nebze modası geçmiş diyor ama oynaması zevkli olduğundan sunucular her zaman dolu oluyor. Ben mühendis olup rahat ve dertsiz bir şekilde oynuyorum. Tanıdıklarla oynayınca eski dostların seslerini kulaklıklardan “headshot'u nasıl koydum” şeklinde muhabbetler duymak bayağı eğlenceli oluyor. Millet birbirinin üzerine şarjör boşaltırken kulaklıklar zaman zaman da hoparlörlerden odayı dolduran sesler son derece eğlenceli. Eski günlerdeki konuşma tarzı tabii ki bir anda hortlamış durumda. Özlemişim bu kaosu...

Bu arada yazın başlarında eski HP dizüstü bilgisayarımı yenilenmeye karar verdim. Son birkaç senedir HP cihazlarının sağlamlığı konusunda kafamda ciddi şüpheler oluştu. Sıfır bir bilgisayar, alındıktan 15 gün içerisinde iki kez üstüste  servise gitti. Hoş serviste sorunlar çözüldü ama markadan soğudum artık. Cihazı zaten annem ve babam için almıştım ne dandik ürün almışsın diye bayağı laf attılar bana. Uzun zaman yazıcı ve tarayıcı hariç HP ürünü kullanacağımı pek düşünmüyorum. Bu yüzden alışveriş listemden HP'yi sildim.

Bu arada alışveriş listemdeki en önemli madde alacağım dizüstü bilgisayarın ekranının büyük olması. 15.6” ekran benim gibi bozuk insanlar için son derece kısıtlayıcı. Ancak büyük ekran deyince işlerin rengi değişiyor. Genelde oyun makinelerinin ekran boyutları 17” ve üzerinde. Aslında küçük ve kuvvetli bir dizüstü alıp onu monitörle kullanmak kesinlikle mantıklı ancak ben yanımda taşıyabileceğim bir bilgisayar istediğimden adı dizüstü olan ama taşınabilirlik anlamında pek dizüstü olmayan bir makine almak durumunda kaldım. Eh olmuşken donanımı da güzel olsun deyince işler biraz karıştı. Zaten oyun da oynarım deyince bambaşka bir dünyaya girdim...


Asus "G" serisi çok güzel ama şansıma alan herkes sorun yaşadı..

Hal böyle olunca liste aslında biraz kısıtlı. HP alışveriş listesi dışında kalınca güzelim Envy kodlu bilgisayarlar direkt olarak devre dışı kaldı. Aklımın bir köşesinde Asus'un “G” serisi oyun bilgisayarları vardı ancak son dönemlerde bu bilgisayarlardan kullanan iki arkadaşımın servis maceraları beni oldukça ürküttü. Aslında iyi olmuş, bir üçüncü arkadaşımın başı yine aynı seri ile ciddi dertte. Aslında bilgisayarlar son derece şık ve 17”ten büyük ekranları ile gerçekten ortalamanın çok üzerinde ürünler. Asus benim çok tercih ettiğim markalardan bir tanesiydi geçmişte. Hala devam ediyorlar mı bilemiyorum ama markanın ürünlerini geçmişte ithal eden Çizgi Elektronik, servis nasıl olmalıdır konusunda ders niteliğinde okutulması bir firmaydı. Sonrasında Asus ülkemize kendisi geldi galiba. Neyse olanı biteni bilmiyorum ama binlerce liralık makineler söz konusu olup servis konusunda yakın çevremde böylesine sorunlar yaşayanlar olunca Asus'u da listeden silmek durumunda kaldım istemeye istemeye. Dell'de ise XPS serilerinin büyük ekranları ülkemize gelmiyordu ben alışverişe çıktığım dönemlerde. Vostro serisinde 17 boyutunda bir ekran seçeneği vardı ama yine yakın bir arkadaşımın Dell ile yaşadığı servis problemi beni biraz ürküttü. Bir de bu Vostro'lar iş amaçlı makineler. Üstlerinde ortalama ekran kartları var ama fiyat performans oranı zayıf. Hele XPS serisi ile yanyana koyunca ekran hiç mi hiç başarılı değil. Tamam arada ciddi fiyat farkı var ama insan göz göre göre alamıyor işte. Bu arada Vostro'lar iş amaçlı ürün düşünenler için Thinkpad'lere ciddi bir alternatif bence. Aklınızda bulunsun...

Alienware, çok güzelsin ama çok pahalısın:)

Aslında gönlümün bir yerlerinde Alienware vardı. İki arkadaşım kullanıyor Alienware, bir tanesi halinde çok mutlu diğeri ise ufak tefek sorunlara rağmen memnun sayılır. Dell Türkiye'ye bir miktar ödeme yapınca ülkemizde de teknik destek alabiliyorsunuz Alienware için. Zaten bende alsam Amerika'dan getirtecektim. Ama çok pahalılar. Öyle böyle değil... Listede Toshiba'nın üst serileri de vardı aslında ama nedense bu markayı ben bir türlü sevemedim.

Ya neredeyse her markaya söyleyecek bir şeyin var dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklısınız, ama tüm bu yaşananlar çok yakın çevremde olan bitenler. Öyle kulaktan dolma değil. İnsanı soğutuyor bu durumlar. Firmalar bence önümüzdeki yıllarda servis hizmetlerinde çıtayı yükseltmek zorundalar. Artık bir çok insan satış sonrası hizmet kalitesini alışveriş kriterlerinde ilk sıralara ekliyor...

Bu kadar sorun yaşanıyorsa gidip bir Apple al diyebilirsiniz. Zaten elimin altında bir MacBook Pro olduğundan, satın almama gerek olmadığı gibi yapılacaklar listesine oyun oynamak eklendiği zaman ülkemizde Apple almak pek mantıklı değil çünkü fiyatlar çok yüksek.


Acer tasarımcıları Ethos'ta bayağı garip işler yapmışlar. Bir kısmı son derece hayatı kolaylaştıran özellikte...


Sony -ki çok severim- olabilir, bak MSI varmış derken son dönemlerde hemen her gün en kötü muamelelerime mahsur kalan Acer cephesine baktığımda aklıma yatan bir ürün denk geldi. İstediğim bilgisayar Bimeks'te indirime denk gelince Öner Yumukoğlu ile sevgili Tolga İzgür'ün mağazasının yolunu tuttuk ve İzmir'deki tüm Acer Aspire Ethos stoğunu bir anda bitiriverdik. Son derece mutluyum şu an halimden. Allah bozmasın :)

Bu arada bu saydığım bilgisayarların bir çoğu özellikle indirim dönemlerinde günümüzün popüler akıllı telefonlarından sadece ve sadece birazcık pahalılar. Ben kendi adıma her zaman basit bir telefon kullanıp iyi bir bilgisayar kullanmayı tercih edenlerdenim...

 
Son dönemlerde içime oturan en önemli kazıklardan; Shogun 2. Oyun güzel o ayrı..

Eh yeni makine bayağı donanımlı olduğu için biraz oyun kurdum denemeler yaptım. Eski dizüstü bilgisayarımda zar zor çalışan Shogun Total War 2'yi en yüksek ayarlarla oynatabiliyor olması beni çok mutlu etti. Bu arada artık hiçbir Total War oyununu çıktığı andan satın almayacağım. Geçen gün bir teknoloji mağazasından bu oyunu 19TL'ye yani benim aldığım tutarın neredeyse 1/4'üne satın aldık. Bende aynı anda Empire Total War+Napoleon Total War ve tüm eklenti paketlerini içeren ve 4 DVD'lik bir seti 19TL'ye satın aldım. Bundan sonra Total War oyunu alacağım zaman bir sene bekleyeceğim. Değeri bu kadar hızlı düşen bir oyun serisi yok herhalde.

 
Diablo 3'te Demon Hunter oynamak biraz kolay tabii Inferno'ya gelene kadar...

Neyse bilgisayar ile alışma dönemlerini yaşarken Diablo III yayınlandı ve hemen ertesi gün bilgisayarıma kurulmuştu. Zaten o dönemde bloğuma da bir kısa ara vermiştim; malum Diablo 3 Molası... Deckard Cain'i, Tyrael'i hatta Tristam'ı görmek, eski dostlarla buluşmak beni ilk adımda çok mutlu etti. Hemen Demon Hunter karakteri açtım bir tane başladım oynamaya. Eski dostlarla çoklu oyuncu alemlerinde takılmak büyük keyif oldu. Ancak oyun bir noktadan sonra kendisini tekrar ediyor. Ama eşya ve ekipman çılgınlığı bilinçaltımıza işlediğinden oynamaya engel değil. Tuhaf uzak zamanlarda yaratık avlıyorum anlayacağınız. Okuyucularımızdan Diablo III oynayanlar varsa belki beraberde oynarız... Battletag'larınızı bekliyorum ;)

Modern Warfare serisi çok keyifli ama serinin 2. oyunu bence en güzeli. Hikaye anlatımı çok güzel...

Hazır makineyi yenilenmişken kendime bir sürü oyun aldım. Call Of Duty'nin Modern Warfare serisi bayağı hoşuma gitti. Tek oyunculu kısmını yavaş yavaş oynuyorum ama çok oyuncu aleminde işler bayağı kızışmış. Devamlı “headshot” yemekten oyundaki bir çok yeri görmem pek mümkün olmuyor. Yiyorum kafama mermiyi, oturuyorum aşağıya. Acaba şansımı Battlefield serisinde mi denesem diyeceğim de orada da sonuç pek farklı olmayacak gibi...

 
Razer, sıkı oyuncular cephesinde çok tutulan bir markaymış. DeathAdder gerçekten süper bir fare...

Bu arada ecnebilerin “gaming gear” dedikleri konu son yıllarda öylesine bir sektör olmuş ki, sizlere anlatamam. Gaming gear dediğimiz şey oyuncular için üretilmiş özel ekipmanlar. Ekipman derken günlük kullanılan hepimizin evlerinde bulunan ekipmandan bahsediyorum. Fareler, klavyeler hatta farelerin altına koyduğumuz mat'lar bile bambaşka bir hale gelmiş, çok özelleştirilmişler. Geçenlerde Darkhardware forumlarında bir başlık açtım bu konuda. Gerçekten bayağı bir şey öğrendim. Bu arada diğer donanım forumlarını filan gerçekten bir kenara bırakın. Stereo Mecmuası forumları nasıl ise Darkhardware forumları da öyle. Bir şey sorduğunuzda gerçekten doyurucu bilgi alabiliyorsunuz ve en önemlisi marka taraftarlığı pek hatta hiç yok. Neyse forumdan öğrendiklerimi arkadaşlarıma da soruyorum ve sonunda ev, bilgisayar ekipmanı pardon “gaming gear” mağazasına döndü.

Razer diye bir ekipman üreticisi varmış örneğin ne yalan söyleyeyim ben duymamıştım. Şu an Razer firmasının bayağı üst modellerinden bir fareyi kullanıyorum, deneyeyim diye Tolga İstanbul'dan gönderdi sağolsun. Bayağı farklıymış gerçekten. Gelecek haftada eşten dosttan bayağı ekipman gelecek denemem için. Odyofil camiasında nasıl alet istifleme mevzuu varsa sıkı oyuncularda da aynı durum var. Bir ürün soruyorum, abi bende var sana göndereyim dene diyorlar. Yahu niye zamanında satmıyorsunuz şunları deyince herkesin anlatacak bir mazareti var, şöyle anım var, böyle klasik bir ürün... Allah'tan bu cephede fiyatlar hifi dünyası gibi değil. Birim başına 100-150 Dolar aralığında (Amerika fiyatları bazında) çok iyi ürünler alabilmek mümkün gördüğüm kadarı ile. Hifi dünyasında istifçilik binlerce, onbinlerce hatta zaman zaman yüzbinlerce Dolar'lık bir mevzuu...

Anlayacağınız gelecek haftalarda ekipmanım tamamlanmış olur sanırım. O zamana kadar yeni şeylerde öğrenir, birkaç satır karalarım; "gaming gear" üzerine...

Şimdi gidip biraz savaşmam lazım. Deniz, güneş ve savaş. İlginç geçecek bu yaz :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...