Plaklar Dönüyor Dönüyor....


Bu animasyonu ilk gördüğümde günümüzde böylesine torklu bir pikap var mıdır acaba düşünmeden edemedim. O yaştaki bir ufaklık için evde bundan güzel bir eğlence olup olmadığına emin değilim. Düşünsenize lunapark evinize gelmiş. Animasyon kütüphanem genişlemeye devam ediyor. Daha önce bulduklarıma göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Bogen-Presto Pikap



Bogen-Presto markasını hiç duymamıştım. Özel bir pikabı ararken bu firma ile tanıştım. Presto Recording Corporation aslında çok önemli bir firmaymış. 1915 yılında kurulan firma ilk önceleri kayıt endüstrisinde boy gösterirken ilerleyen yıllarda hem profesyonel hemde tüketici pazarı için pikaplar tasarlamış. Ürünlerinin bir kısmı günümüzde de talep görüyormuş. Bu duruma çok şaşırdım. Açıkçası ortalıkta hiç Presto marka pikap gördüğümü hatırlamıyorum. 1930'larda üretmeye başladıkları pikaplar 1940'larda bayağı gelişir ve eskötün önemli firmaları ile ortak çalışmalar yaparlar. CBS desteği ile 33 devirlik plak üretimi için özel cihazlar tasarlayan Presto, büyük savaş yıllarında amplifikatörlerde üretir. Bu firma ile alakalı biraz araştırma yapıyorum. Sanırım ilginç şeyler öğreneceğim...

Absürd Plak Kapakları: Let's Have A Dance Party



Buddy Morrow (asıl adı Muni Zudekoff) 1919 yılında doğup 2012 yılında vefat etmiş Amerikalı bir müzisyen. Hem trombon çalan hemde çeşitli caz orkestralarında şeflik yapan Morrow, müzik kariyeri boyunca en çok "The Golden Trombone" serileri ile gündeme gelmiş. O günlerin popüler şarkılarını çalan Morrow, 1950'lerde "Rose, Rose, I Love You" ve "Night Train" gibi düzenlemeleriyle geniş kitlelerin beğenisini kazanmış. Bir dönem Tommy Dorsey Orchestra'nın şefliğini yapan Morrow'un ismini günümüzde ilginç plak kapakları ile hatırlıyoruz. Yukarıda son derece garip "Let's Have A Dance Party" plağının kapağını görebilirsiniz.

İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler: Matriks Kodlarındaki Karmaşa


Bir önceki yazımda sizlere Matriks kodlarından bahsetmeye başlamıştım gelin isterseniz konuyu genişletmeye ve ayrıntılı şekilde ele almaya devam edelim. Son yazımda örnek olarak HC975 kodunu ele almış ve buradan hareketle bir kaç örnek vermiştim. En son plak etiketi ile plağın üzerindeki kodların tutmamasından bahsetmiş ve bu plağın muhtemelen piyasaya çıktığından daha sonra üretildiği ipucunu verir demiştim.

Peki bu duruma ne sebep olur. Kesilen plak kalıpları ile asla sınırsız sayıda plak basamazsınız. Üretim esnasından fiziksel etkileşim, sıcak ve özellikle sürtünme yüzünden plak üretiminde kullanılan kalıpları yorar. Bu yorulma durumu üretilen plakların izlerinin olması gerektiği kadar keskin olmaması sonucunu doğurur ve ses kalitesi düşer. Zaten ülkemizde üretilen plaklardaki ses sıkıntılarının bir sebebi de budur. Normal koşullarda atılması gereken kalıplarla üretime devam edilince sıfır olduğu halde çıtırlar duyduğumuz plakları hatırlarsınız. İşte kalıpları olması gereken zamanda değiştirmezseniz ortaya çıkan şey budur.

Belli bir plak üretimi faaliyeti sonrasında kalıplar atılıp ve yerine yenisi gelince bu durum genelde mutlaka plak üzerine işleniyordu. İşte bu yüzden plak etiketleri ile plakların üzerindeki kodlarda bazı farklılıklar oluşuyor. Tabii bu durumu basit bir şey gibi düşünmeyin. Diyelim ki, kullanılan kalıplar yerine yepyeni bir seri ürettiniz. Bu durumda plak şirketleri plak üzerindeki etiketleri de yeniden basıyordu. Özellikle Decca gibi firmalar bu konuda oldukça hassastır. Tüm bu durum üreticiler için ek maliyet demekti.

Hemen ek bir nokta, hemen herkes yeni plak üretimi daha doğrusu kalıp üretim yöntemleri peşinde koşuyordu. Bu arayış sonucunda geliştirilen en akıllıca yöntem DMM veya Direct Metal Mastering sistemiydi. Teldec tarafından geliştirilen bu sistem maliyetleri minimize etmesinin yanında, daha iyi plak üretimini de sağlıyordu. Ancak bu teknoloji seri üretim için çok uzun zaman kullanılamadı ve CD'ler plakları raflardan yavaş yavaş silmeye başladı. DMM teknolojisi ilerleyen yıllarda daha da güçlü olarak karşımıza çıkacaktı diyelim ve konumuza dönelim....



Plak üretim hattındaki plaklar teknisyenler veya mühendisler tarafından kontrol ediliyordu. Eğer baskıda bir sorun çıktıysa bu plaklar yeniden eritiliyor hatta basıldıkları kalıp çöpe atılıyordu. Bu durum daha da genişletilebilir sadece teknik ekip değil, müzisyenler hatta yapımcılarda bu sürecin bir parçası olabiliyorlardı. Yanlış üretilen bir plakta eğer sorun kalıptaysa bu kalıp atılıp hemen yenisi üretiliyordu. Bu durumda plak üzerinde matriks kodları hemen değiştiriliyordu.

Peki matriks kodlarının değişik olmasının sebepleri sadece bunlar mı?

Tabii ki değil. Diyelim ki büyük bir plak şirketinden bahsediyoruz. Çok satacak bir albümün üretimi yapılıyor. Bu plak şirketinin farklı kentlerde fabrikaları var. Genelde tüm fabrikalar master yani asıl kopyalardan kendi kalıplarını hazırladıkları için bir anda matriks kodlarımız daha da karışmış oluyor. Peki ya farklı ülkelerdeki farklı fabrikaları düşünürsek olayın ne boyutlara geldiğini siz düşünün.

Bu durum Matriks kodlara yansıdı. İlk başlarda gayet basit olan kod sistemi bir süre sonra iyice karmaşa haline gelmişti. Bir üreticinin farklı bölge hatta ülkelerdeki fabrika kodlarından, onlarca mühendisin koduna kadar hemen her ayrıntı matriks kodlara eklendi. Bu durum sıradan bir meraklı için pek önemli olmayabilir ama iyi bir koleksiyoner bu kodlar sayesinde bir çok şey öğrenebilir.


Matriks kodu deyince ilk aklımıza gelen şey sanırım LP'ler yani 33 devirler olabilir. Ancak 78'lik Shellac (taş plak) döneminden beri matriks kodları hayatımızdalar ve bize bilgiler vermeye devam ediyorlar. Müzik araştırmacısı Brian Rust eski 78'liklerle ilgili kitabını hazırlarken fabrika arşivlerini kullanarak üzerinde bilgi etiketi olmayan ancak matriks kodu bulunan taş plaklardan bir çok bilgiyi almayı başarmış ve müzik tarihine önemli bir eser kazandırmıştı.

Bir sonraki yazımda matriks kodlar konusuna devam edeceğim...




PhonoRack



Martin Wohlers tarafından çizilen PhonoRack isimli ilginç bir tasarım dikkatimi çekti. Aslında bir yönüyle mantıklı bir tasarım. Raf sisteminin çekmeceli olan bölümleri CD depolamak için tasarlanmış. Üreticinin rakamlarına göre 300 adet CD alabiliyor. 4 bölüm olarak tasarlanan plak rafları ise yaklaşık 500 adet plak alabiliyor. Ortadaki kısım ise pikabınıza, onun altı ise cihazlarınıza ayrılmış ama üstüste cihaz koymak ısınmadan dolayı pek mantıklı olmasa gerek. Bu tasarıma biraz dokunarak güzel bir kendin yap projesi yapılabilir.

Hakancez Oyun Dünyasında: Whimpshire Coşkusu



Arada sırada normal yayın akışıma ara verip Hakancez Oyun Dünyasında bölümüne bir şeyler karalıyorum. Bu akşam son zamanlarda olduğu gibi Diablo III başına oturdum. Bu oyunda çoklu oyuncu partilerine katılıp oynamak son derece neşeli. Arada sırada bende takılıyorum. Bugünkü parti de oynarken diğer oyunculara hangi ülkelerde yaşıyorsunuz diyerek bir mesaj attım. Bir oyuncu Türkiye'den çıktı; Lunatic mahlaslı "Ekim Tolga" O da benim gibi Demon Hunter oynuyormuş. Bir süre beraber oynadık daha sonra Diablo III'ün gizli bölümü olan Whimpshire'ı oynamak ister misin diye sordu genç arkadaşım. Bende hemen kabul ettim...


Solda siyah kıyafetli Ekim Tolga, sağda beyaz kıyafetli bendeniz Hakancez :)

Whimpshire gizli bir bölüm. Ancak normal Diablo dünyasından ziyade Seçil'in deyimi ile Tiny Toon dünyasına benziyor. Ancak düşmanlar pek zor. Diablo oyuncularının buraya mutlaka bakması lazım çünkü oldukça değerli eşyalar bulabilmek mümkün. Bende Ekim Tolga sayesinde girdim ve çok güzel eşyalara sahip oldum. Hem buradan kendisine teşekkür edeyim hemde okuyucularımdan Diablo oynayanlara oyundaki mahlasımın quorthan#2815 olduğunu hatırlatayım dedim.

Devasa Horn Hoparlörler



Çok ilginç bir hoparlör tasarımını sizlerle paylaşmak istiyorum bugün. Yukarıdaki fotoğrafta çömelmiş şekilde poz veren Earle Kent tarafından tasarlnan bu devasa hoparlörler 1952 yılında tasarlanmış ve 20.000 Dolara mal olmuş. Bu hoparlörler 1952 yılındaki seçimlerde hem Cumhuriyetçiler hemde Demokratların bağış toplama kongrelerinde kullanılmış. O dönemlerde kongrelerdeki müzik canlı olarak çalınıyormuş ve özellikle org kullanılıyormuş. Muhtemelen ilahiler çalınıyordu diye tahmin ediliyor. Conn Company tarafından tasarlanan bu devasa hoparlörler org sesini olması gerektiği tüm salona duyurmak için özel olarak tasarlanmış ve bir kısmı dönemin meşhur Jensen Speaker Co. firmasında üretilmiş. Hoparlörlerin içerisinde tahmin edeceğiniz üzere tüplü özel amplifikatörlerde mevcut.

Ufaklık ve Pikap



Arada sırada böyle güzel fotoğraflara denk geliyorum. Ufaklık fırıl fırıl dönen pikabı bakın nasıl meraklı gözlerle seyrediyor. Muhtemelen bu sakin durum pikap ve plak için çok hayra değil ama bu fotoğraf karesi gerçekten hoş. Benim tahminim bu karenin sonrasında ufaklık elini kola atar ve kırılan bir iğneyle gün sona erer :)

Hoş Geldin, Hendrix!



Bu aralar sistemimde yeni bir hoparlör var. Şu sıralar dinleme alışma safhasındayım ancak yakın gelecekte ciddi bir modifikasyon sürecine gireceğim. Süreç hakkındaki ayrıntıları adım adım anlatırım her zamanki gibi. Sistemin görselinde ufak bir farklılık oldu dün gece. Ella Fitzgerald ile bir süreliğine vedalaşıp yerine Jimi Hendrix'i konuk aldık. Durum böyle olunca artık gece kapanış şarkısı değişmek zorunda, "Little Wing" mi olur "Castles Made Of Sand" mi olur bilemiyorum artık... Poster sevgili Nadir Ersan'ın (aka Ionian) hediyesi. Kendisine tekrar teşekkür ederim ;)

Triple Jazz Treat: Sun Ra Arkestra



Sun Ra Arkestra'nın 1981 yılında Chicago Jazz Festival'inde gerçekleştirdiği oldukça dikkat çekici bir konser bu bölümün konuğu. Sun Ra Arkestra'nın 1980'lerin başlarındaki kadrosu videoda görülebiliyor; Ronnie Brown, Tyrone Hill, Vincent Chancey, günümüzde orkestrayı yöneten Marshall Allen, Eloe Omoe, John Gilmore, Danny Ray Thompson, James Jacson, Carl LeBlac, Hayes Burnett, Samarai Celestial (Eric Walker) Craig Haynes ve June Tyson. Konserin ilk başı yukarıdaki videoda var, "Along Came Ra" veya Sun Ra'ya nasıl hitap etmek lazım girizgahı :)


Sun Ra Arkestra'nın keyfi yerinde olduğu zaman klasik büyük orkestralar dönemine ne kadar iyi atıfta bulabileceğinin kanıtı ise yukarıdaki video...



Tüm Sun Ra konserlerinde ortalığın birbirine girdiği anlar, emprovizasyon bölümü. Bu arada prodüksiyon müthiş, dansçılar, kıyafetler. Konserin ne kadar kalabalık olduğuna da özellikle dikkat!

Telefonlarınız İçin: Pompa ve Klozet :)



Böyle bir ürünü tasarlamak aklıma gelmeyeceği gibi satın almakta gelmez. Kimin gelir ki demeyin çünkü bu set satış rekortmeni. Aklı evvel bir Amerikalının tasarladığı bu set iki adet klozet ve bir adet pompadan oluşuyor. Hayır bu bir tuvalet seti değil. Klozetler aslında birer hoparlör ve klozet kapağını açınca ses veriyorlar. Klozet kapakları tabii ki müessesenin hediyesi. Pompa ise bir stand daha doğrusu standvari bir "şey" Yukarıda görebileceğiniz gibi telefonunuzun arkasına bastırıyorsunuz ve telefonunuz istediğiniz açıyla duruyor. Bu setin fiyatı tam tamına 100 Dolar...

İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler: Matriks Kodları


Matriks kodları deyince aklınıza hemen Matrix filminde ekranın yukarısından aşağısına süzülen yeşil sayı kodları geliyor olabilir. Ancak size bahsedeceğim şey tabii ki kodlar değil. Rahat bir yere oturun, yanınıza güzel bir kahve alın. Sizi bambaşka dünyalara götüreceğim.

Benim sizlere bahsedeceğim matriks kodları, plak üretimi sırasında üretim bilgilerini içeren kodlardır. Üretim için bu çok önemli bilgiler zaman içerisinde koleksiyoncular için de büyük önem kazanmıştır.

Bu yazıyı okumadan önce daha önce bloğumda yayınladığım Plak Üretimi Videosuna bakmanızı tavsiye ediyorum. Plak üretiminin nasıl yapıldığı konusunda biraz bilginiz olursa yazıyı daha keyifle takip edeceğinize eminim...

Matriks kodlarında genelde iki ana rakam grubu dikkat çeker. Birinci kod genelde plak etiketinde yani plaklarımızın ortasında bulunan kısımda bulunur. Bu bölümde genelde plak şirketinin ismi, üretim tarihi, plak şirketinin katalog kodu ve genelde pek bir anlama gelmeyen rakam ve harf kombinasyonundan oluşan genelde bir kutucuk içerisine yerleştirilmiş bir kod bulunur. Bu kod ilk bakışta anlamsız gibi gelir ama işin aslı hiçte öyle değildir.



Plağın iz olmayan bölümünde -Amerikalılar buna dead wax derler- de bazı kodlar bulunur. Bu bölüm plağın son şarkısının bitimiyle etikete kadar olan bölümdür. Bu bölümde iğneniz bir döngüye girer. Böylelikle etiket yaklaşıp zarar görmesi engellenir. İşte bu bölüm plak koleksiyoncuları için çok önemli bilgiler verir. Bu bölümde bazen makine ile bazen de el ile yazılmış bir kodlar görebilirsiniz. Bu kodların bir kısmı ile plak etiketinin üzerindeki kodlar birbiri ile aynıdır. Bu kod genel olarak plağın her iki yüzünde bulunur. Ancak bu olmaz ise olmaz değildir. Bunun sebeplerini birazdan göreceğiz.

Bu rakamlar bize plak hakkında önemli bilgiler hatta şeceresini verir. Şecere derken abarttığımı pek düşünmüyorum. Çünkü çoğu zaman plağın hangi makinede kaçıncı kopya kullanılarak kullanıldığından, hangi teknisyen tarafından hazırlandığına kadar önemli bilgileri izler bu kodlar.


Lüften sağ taraftaki (A 55A) koduna dikkat edin ve aşağıdaki resme bakın

Diyelim ki, bir plak üzerinde etiket bölümünde HC975 diye bir kod görüyoruz. İlk yapmamız gereken plağın iz olmayan bölümünde bu kodu aramaktır. Bu kod genelde HC975-x şeklinde bulunur. X yerine genelde bir rakam gelir. Genel olarak bu basit kod sisteminde X plağın bu yüzünün kaçıncı kesim sırasında üretildiği bilgisini verir. Yukarıdaki videoyu seyrettiyseniz plak üretimi öncesinde bazı özel kalıplar üretiliyor. Bu işleme kesme işlemi deniyor. Ve her kalıp ile belirli sayıda plak basılabildiğinden birden fazla kalıp üretilir. HC975-x kodunun X kısmı işte bu kalıbın üretim numarasını gösterir.

Yani HC975-1 kodlu bir plağı, kesilen ilk kalıptan üretilmiş bir baskı olduğunu anlayabiliriz. Bu belki sizin için çok önemli gibi gözükmeyebilir. Haydi gelin başka bir açıdan bakalım bu bir Pink Floyd plağı ve üretim hattında ilk kesilen kalıplardan üretilmiş bir Dark Side Of The Moon var elinizde. İşte bu tam anlamı ile gerçek bir ilk baskıya sahipsiniz demektir. Plağınızın değeri bir anda artacaktır, hem parasal hemde koleksiyon değeri açısından.


Bu resimde A 55A kodu görülüyor ve yan kısımda ilk kalıp olduğunu anlatan 1 rakamı görülüyor.

Peki bir de şu duruma bir bakalım plak etiketinizde yine HC975 kodu var. Ancak plak üzerinde bambaşka bir rakam topluluğu var. Bu demektir ki, elinizdeki plak daha sonradan üretilen ve farklı kodlarla işaretlenen kalıplardan üretilmiş. Bu bize plağın müzikseverlere sunulduğu yıldan daha sonra üretildiği ipucunu verir.

Dikkat edeceğiniz üzere meraklıların ilk baskı olarak isimlendirdikleri olayın sadece o plağın üretildiği yılla alakası olduğu kadar orijinal matriks koduna ve eğer mümkün ise ilk kesilmiş kalıplardan üretilmiş olması önemlidir.

Umarım yazı hoşunuza gitmiştir. Merak etmeyin devamı gelecek...


Record Of Changes ve Samul Nori



Samul nori, Kore'nin geleneksel müzik tarzlarından bir tanesi. Daha çok vurmalı enstrümanlar ön planda olsa da, bizim zurnamıza çok benzeyen bir enstrümanda sık sık kulağa çarpıyor. Bu durumda müziğin tarzına "Samul nori" yerine "nong-ak" deniyor. Samul Kore dilinde dört şey veya dört eşya demek, nori ise çalmak anlamına geliyor. Dolayısıyla "Samul nori" dört şey çalmak anlamına geliyor. Buradaki dört şey, dört farklı müzik enstrümanı. Bu müzikte kullanılan enstrümanlar tabii ki Koreye özgü.

Kkwaenggwari: bir nevi küçük gong
Jing: daha büyük boyutlu bir gong
Janggu: İlginç bir davul, bizim alıştığımız davula çok benziyor ama çapı sanırım daha küçük
Buk: Bu da davul ancak daha büyük bir nevi fıçı şeklinde. Bas sesler için kullanılıyor.

Bu enstrümanların tamamına da pungmul deniyormuş. Samul nori, aslında çiftçilerin müziği olarak bilinen "nong-ak" ile akraba. Samul nori, baharda pirinç hasatı iyi geçtiğinde bu durumu kutlamak için çalınırmış. Aslında buna sadece bir müzik demek çok zor. Aynı zamanda dans, ayin ve müziğin bir karışımı demek lazım. Ancak sadece bu değil. Kore'nin Gyeonggi-do ve Chungcheong bölgelerinin şaman ayinlerinden de bazı esintiler var. Kore'nin bu bölgelerinin inancı eski Moğol-Türk inançları ile benzerlik gösteriyor. Yani şaman ve animist geleneğin ayinlerinden de alıntılar var. Tüm bu geleneklerle Kore'nin kendisine özgü Budizmi birleşince böylesine bir müzik ortaya çıkmış.

Müziğe baktığınızda işler biraz karışıyor. Oldukça gürültülü gelebilir ilk bakışta. Ancak kulaklar alışmaya başlayınca bazı ilginç benzerlikler bulabiliyorsunuz Türk müziği ile. Bugün Anadolu'nun özellikle doğusunda ve güneyinde kimi köylerde böylesine ilginç melodiler duymak mümkün.

Bu müziğin en tanınmış isimlerinden bir tanesi Kim Duk Soo. Tahminne Koreli genç müzisyenler ona büyük usta diyorlar. Aslında Stereo Mecmuası'nın ilk sayılarında ne alakaysa bu müziği yakından tanımak isteyenlerin edinmesi gereken bir albümü yazmışım. O albümde Kim Duk Soo'yu dinleyebilirsiniz. Albümle alakalı şunları yazmışım;

3 uzun parçadan oluşan albüm geleneksel Kore şarkılarının yorumlandığı uzakdoğu müziğine meraklı olanların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bir albüm. Dört kişilik ekip farklı türde davullar, zilleri çalarken Samulnori geleneksel vokal tekniklerini sergiliyor. Kut parçası oldukça yavaş ve ağır vokallerle başlayıp ilk üç dakikasından sonuna kadar davulların ritminin kaybolmadığı çok tempolu bir parça. İkinci şarkı olan P’u Sal Kore’nin güneyine özgü melodilerin dominant olduğu tarihsel köklere işaret eden bir eser. A-Ari parçası ise albümün son parçası ve Kore medeniyetinin kuruluşunu anlatıyor. Bu şarkı trampet benzeri bir sese sahip Changgo davulları ile bezenmiş. Bu albüm, özellikle vurmalı çalgı konusunda dünyaca tanınan Japon gruplara pek benzemiyor, oldukça ağır tempolu ve bol vokal ile renklendirilmiş.

İlginç bir şekilde Samul Nori – Record Of Changes CD'si ülkemizde bulunuyor. Bonus olarak Samul Nori Drums and VOices of Korea isimli albümü de edinebilirsiniz. Bu iki albüm sayesinde bu müziğe kulaklarınız bayağı alışacaktır.

Aşağıda Kore televizyonundan bir Samul nori gösterisi var. Tabii burada zurnaya benzeyen enstrüman olduğu için daha çok "nong-ak" demek daha doğru olacaktır...

7UP Reklamı



Çocukken ailemle yurtdışına çıktığımızda özellikle sahil kenarında bir yerlere gittiğimiz zaman en sevdiğim şeylerden bir tanesi 7UP idi. Aslında bu hiçbir özelliği olmayan bir gazozdur. Ama nadir bulunan hemen her şey gibi benim için çok değerliydi. Sonraki yıllarda 7UP ülkemize gelince eskisi kadar hoşuma gitmediğini fark ettim. Özellikle Çamlıca, Uludağ ve Fruko gibi yerel gazozlar varken 7UP'a dönüp bir daha bakmadım. Neyse konumuz gazoz değil, reklam.Yukarıdaki reklam 1930'lardan veya 1940'lardan. Plak başında gazoz keyfi...

Absürd Plak Kapakları: Music For Your Listening Pleasure



Alfred Newman, 1901 yılında doğmuş 1970 yılında vefat etmiş bir müzik adamı. Aslında önemli bir isim. Besteci, aranjör ve film müzikleri konusunda tanınmış bir isim. Bugün ismini ilginç plak kapakları ile hatırlıyoruz. Ancak bu onun önemli bir müzik adamı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Aslında ailecek müzik ile alakalı bir aile Newman ailesi. Kardeşleri Emil Newman ve Lionel Newman, oğulları David Newman ve Thomas Newman, hatta yeğeni Randy Newman film endüstrisine bir çok müzik yazmışlar. Kariyeri boyunca bir çok film stüdyosunun büyük orkestrasını yöneten Alfred Newman'ın bir de Hollywood Smyphony Orchestra adını verdiği büyük bir orkestrası var. Bu toplulukla çeşitli "best of" toplama plakları yapan Newman'In yukarıdaki plağının ismi; Music For Your Listening Pleasure. Kapak ise oldukça garip :)

Böyle Minibüse Can Kurban!



Böyle bir minibüs ile gezmek ne keyifli olurdu. Yukarıda görülen minibüsün modeli Morris Type J PA Van imiş. Müzik sistemleri satan R.C. Jones isimli bir firma kendi reklamını yapmak için minibüsü modifiye ettirmiş. Bir nevi "pimp my ride" olayının retro versiyonu olarak düşünebiliriz bu durumu. Minibüsün üzerine horn hoparlörleri ekleyen tasarımcılar bence bugün için bile son derece ağız sulandıran bir işe imza atmışlar. Açıkçası böyle bir minibüse denk gelsem işi gücü bırakır reklamını yaptıkları mağazaya giderdim herhalde.

Vita Audio R4



Son yıllarda küçük müzik sistemleri taşıyan firmalar bayağı popüler hale geldiler. Geçtiğimiz aylarda bir çok meraklının Tivoli cihazları ile oluşturduğu mini sistemleri çok fazla görmeye başladığımdan ve özellikle Amerikan hifi forumlarında bu tam anlamı ile bir trend haline geldiğinden burada bahsetmiştim. Bu tarz ürünlere bir diğer örnek ise Vita Audio R4. Yaızlan çizilenlere göre bu firma bayağı kaliteli ürünler üretiyormuş. Yukarıdaki son derece şık ürün CD çalar, iPod dock, USB portu üzerinden müzik çalabilme, ülkemizde yaygınlaşamadan dünyada yavaş yavaş terkedilen DAB/DAB+ kanallarının yanında /FM radyo desteği ile bayağı ilginç bir seçenek olarak görülüyor. Tasarım çok hoş gerçekten...

Fivre 2A3



Vakum tüp dünyasını ayrıntılı şekilde takip edenler Fivre markasını duymuşlardır sanırım. Zamanında İtalya Milano'da faaliyet gösteren Fabbrica Italiana Valvole Radio Elettriche (kısaca Fivre) ürettiği çok ilginç tüpler ve tüplerin üzerine eklediği sanat eseri etiketleri ile çok aranılanlar listelerinde her zaman kendisine yer bulur. Geçenlerde 2A3 manyağı Alman dostumuz Carsten Bussler'in sitesinde bu tüplerle ilgili bir yazı okuyunca ağzımın suyu aktı. Bu arada adama niye manyak dedim diye kızmayın sitesinin bile ismi 2A3 Maniac:) Tahmin edebileceğiniz gibi tüpleri öve öve bitirememiş. Bir coşku ile eBay'e baktım tüplerin fiyatları Western ELectric 300B'lerden çok farklı değil. Alışveriş listeme ekleyip çok ucuz bir fiyattan denk getirme olasılığını beklemekten başka yapacak bir şey yok..

Yeni Seri: İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler



Günlüklerimi takip eden okuyucularım "Plak Koleksiyoncusunun Rehberi" yazı dizisinin devam edip etmeyeceği ile ilgili sorular soruyorlardı. Bu aydan itibaren yeni serimiz yayına giriyor. Yeni serimizin ismi "İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler" olacak. Sanırım oldukça keyif alacaksınız. Yeni seriyi haftaya başlatmayı düşünüyorum. Bu ay boyunca her hafta Perşembe günü serinin bir yazısını yayınlayacağım. Öncesinde eski yazılara bir göz atmak isterseniz linkler aşağıda;

Plak Koleksiyonculuğu: İlk Seri
Yazı 1: Yeniden Basılan Plağın Koleksiyonu Olur Mu?
Yazı 2: 45′lik Koleksiyonculuğunun Kökenleri.
Yazı 3: Plak Koleksiyonculuğu: Türkiye’de Plaklar
Yazı 4: Pikaplar Mevzuu
Yazı 5: Plak Standartları
Yazı 6: RIAA Öncesi Plak Özellikleri
Yazı 7: Pre-amp Mevzuu

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi
Yazı 1: Planlama
Yazı 2: Pikap Konusu
Yazı 3: Pikap Katı veya Phono Pre
Yazı 4: Lambalı Pikap Katı Mevzuu
Yazı 5: Plak Temizleme Konusu


Stanton 681 EEE MK III



Stanton 681 EEE MK III uzun bir geleneğin parçası. Neredeyse efsaneleşmiş bir seri olan 681 serisi çok uzun yıllardır üretimde. Aslında bu retro tasarımlı iğne son derece ekonomik bir fiyat etiketine sahip. Zaman zaman 100 Dolar'ın altına denk gelen kampanyaları görebilmek mümkün. Uç kısmında uzun bir fırçası ile hemen tanınan bu ilginç iğne 33 ve 45'likleri okuyabiliyor ve çok kolay bir işlemle 78 devirlik Shellac (Taş plakları) okumak için iğnesi değiştirilebiliyor. MM yapıdaki iğneyi SME 3009 gibi daha eski kollarla kullanıp çok mutlu olan insanlar olduğunu biliyorum. Yakın bir zamanda bir arkadaşıma geliyor bir tane 681. Yorumlarımı sizlerle paylaşırım. Bende merak ediyorum doğrusu...

Urban Fidelty



Kickstarter.com projelerini takip ediyor musunuz bilemiyorum. Çok kısaca bu tasarımcıların hayallerini gerçeğe dönüştürmek için gereken paraların imece usulü toplandığı bir dijital platform. Arada sırada hifi dünyasından ürünler görebiliyoruz Kickstarter üzerinde. Audio + Art (Ses ve sanat) sloganıyla yola çıkan Urban Fidelity isimli bir marka aslında çok yakında tanıdığımız open baffle hoparlör tasarımlarını Amerikan underground sahnesinden Liam Brazier, Craig Watkins, Herman Lee, Daniel Teixeria, Hyein Lee, Tobe Fonseca gibi çizerlerin eserleri ile birleştirdiği ürünleri 399 Dolara satmaya planlıyor. Fikir son derece sempatik olsa da, en son baktığımda gerekli fonları toplayamamışlardır sanırım...

Section 8 Kulaklık Yorumu



Bir yerlerden bir yerlere giderken uzun zamandan beri yanımda müzik dinleyebileceğim bir cihaz taşırım. Geçmişte kasetçalarlar, sonrasında CD çalarlar ve son yıllarda taşınabilir müzik çalarlar. Yıllarca Palm cep bilgisayarımı taşınabilir müzik çalar olarak kullandıktan sonra bozulunca cep telefonumu hemen arkasından da Creative Zen Vision kullanmaya başladım. Uzun zamandır kendisiyle mutlu mesut yaşıyorum. Taşınabilir müzik çalar konusuna hiçbir zaman ek bir masraf yapmayı düşünmedim ya cihazları çok ucuza almışımdır veya değişim (takas) yoluyla elde etmişimdir. Benim elimde bu modası geçmiş cihazları görenler abi niye iPod veya daha kaliteli bir şeyler almıyorsun diye sorarlar hep. Cevabım ise rahatlığım içindir olur. Çünkü matah bir şey kullanmayınca düşmesi, çizilmesi veya bozulması sorun olmuyor. Parçalandı deyip geçebiliyorum...

Benzer bir seçimi kulaklılarım için de yaptığımı söyleyebilirim. Şimdiye kadar hep sıradan ürünler kullandım. Liste aslında pek uzundur sanırım. Birine hediye ederim, bir tane daha alırım, bozulur, bir yerleri kopar veya parçalanır. 20TL veya daha azına bir şeyler alır hayatıma devam ederim. Sonuçta bir yerlere giderken veya yürürken kullanıyorum dijital müzik çalar ve kulaklık kombinasyonunu.

Tüm bu karmaşanın içerisinde elde ettiğim ses kalitesi trafik gürültüsünden daha iyi. Ancak sadece o kadar, fazlası değil. Geçmişte evde kullandığım kulaklığa yaklaşmak için bir girişimim oldu ancak harcayacağım paranın gereksiz olduğuna karar verdim. Merak edenler hiç evde kulaklık olarak Stax'ın hiç fena olmayan bir kombinasyonunu kullanıyorum. Durum böyle olunca aynı kaliteye ulaşmak neredeyse imkansız ve son derece pahalı.



Geçenler Forum Bornova'daki Bimeks mağazasını ziyaret ettiğimde ilginç paketlerde satılan ve fiyat etiketi 9.90TL olan kulaklıklar gördüm ve hemen atladım üzerine. Üreticisi Sector 8 diye bir firmaymış. Şimdiye kadar ne duydum ne denk geldim. Ambalajları oldukça cazipti bende Ray Charles olanından alıverdim bir tane. Çeşit bayağı çok, KISS, Jim Morrison (Doors) rapçi Tupac için yapılan çeşitli modeller var. Sonrasında web sitesine baktığımda Jimi Hendrix ve The Who versiyonlarını gördüm. Keşke The Who'yu alsaydım dedim ama nasıl olsa bunun ömrü çok uzun olmaz bir tane daha alırım.

Ürünün ambalajı filan mükemmel. Mıknatıslı açılır kapak eklemiş olmaları bile şaşırtıcı. 10TL'lik bir üründe bu kadar süs püs olmaması lazım. Paketi açınca bir çift yedek pad (veya ismi neyse) eklenmiş ve bir de minik kartpostal koymuşlar. Kulaklığın kablosu da özel bir koruma içine eklenmiş. Kulaklığın üzerindeki alüminyum olduğunu tahmin ettiğim bölüm filan derken karşımızda gerçekten çok şık bir ürün var.



Gelelim ses kalitesine. Şimdi burada karışık bir durum var, ürün ülkemizde 9.90TL'ye satılıyor. Yurtdışı satış fiyatı ise 19.90Dolar. Fiyatına bakarsak performans ve sunum müthiş diyebilirim. Ancak işin biraz ayrıntısına girersek ve fiyatı bir kriter olarak düşünmez isek, durum o zaman vahim. Baslar boğuk boğuk, tizler rezalet, orta frekanslar ise dostlar alışverişte görsün misali. Ancak bu segmentteki Sony, Philips ve benzeri Çin malı kulaklıklara göre kıyaslamak gerekirse bu ürün onların yanında high-end sayılır...

Benim gibi çok kulaklık parçalayanlar için güzel seçenek. Alın bir köşeye koyun bir tane...

Geçenlerde

Modern Çağın Hifi Reklamları



Son yıllarda büyük tüketici elektroniği firmaları daha küçük boyutlarda ve kullanıcı dostu müzik setleri üreterek tüketicilere sunuyorlar. Hatta dergilerde bile hoş reklamlar görebiliyoruz. Yukarıda Philips'in telefonunuzla kumanda edebildiğiniz son derece keyifli bir müzik sisteminin dergi reklamı var. Benim çok hoşuma gitti doğrusu.

Phonoregal


Sizlere geçen haftalarda Martin Wohlers tarafından üretilen bir rack sisteminden burada bahsetmiştim. Bu bahsettiğim rack sisteminin daha farklı bir versiyonu da varmış. Bu stand sisteminin farklı bir versiyonunu da yapmış Alman tasarımcı. Aslında tasarım hemen hemen aynı. Yine 300 CD alan 3 çekmece var. Plak için yukarıda cihazlar için çekmecelerin üzerinde bir bölüm ayrılmış. Diğer tasarımdan farkı ise plak kapasitesinin 250'ye düşürülmüş olması. Bence tasarım bu haliyle çok daha keyifli olmuş. Bu tasarım geliştirilerek çok ilginç işler çıkartılabilir.

Instrumental Hits On Parade



Absürd plak kapaklarında arada sırada yer verdiğim Parade Hits ve türevlerini mutlaka bilirsiniz. Eski plakçılarda en ucuz plakların olduğu bölümlerde mutlaka denk gelmişsinizdir bu tarz plaklarla. Bu kez bir plak kapağına değil hiç denk gelmediğim bir postere yer veriyorum bloğumda. Görünüşe göre zamanında bu tarz plaklar için özel tanıtım afişleri de basılıyormuş. Eh tabii ki plak kapakları kadar acayipler:)

Küçülen Dünya ve Magali Noël



Bundan seneler önce Magali Noël hakkında bir yazı yayınlamıştım. Belki hatırlayanlar vardır ama yazı nedense pek ilgi çekmemişti. Aslına bakarsanız Noël oldukça değişik bir hayat hikayesine sahip ve en önemlisi yolu Türkiye ile kesişiyor. Yazıdan bir bölüm aşağıda, devamı ise burada.
Magali Noël ismini daha önce duydunuz mu? Belki çok çok fanatik bir sinema meraklısıysanız cevabınız evet olacaktır. Müzik meraklısı iseniz özellikle de Fransız müziği ilgi alanınıza giriyor ise cevabınızın düşük olasılık bile olsa evet olması mümkün. Aslına bakarsanız Magali Noël’i bende tanımıyordum. Elime 45′likleri geçtiğinde tanıma şansım oldu, sonra hızlıca eksiklerimi tamamladım. Tabii bunlar çok seneler önce oluyor. Neyse aklıma geldi ve bu pek duymadığımız ismi okuyucularımla paylaşmak istedim. Çünkü nereden nereye denilebilecek bir hikayesi var.

Magali Noël veya asıl adıyla Magali Noëlle Guiffray; 27 Haziran 1932′de doğmuş. Şimdi sıkı durun, doğum yeri İzmir. Çocukluğu da İzmir’de geçmiş. Daha sonra Fransa’ya göç etmiş. Herhalde expatirié (1) olarak 1940′larda Türkiye’de yaşamak oldukça zordu. Bilemiyorum.

1950′lerde sinemada boy göstermeye başlamış. Bu yıllarda bazı çok önemli yönetmenlerle çalışma fırsatı bulmuş. Costa Gavras, Jean Renoir, ve Jules Dassin bunlardan sadece bir kaçı. Ancak asıl önemli olan ise Federico Fellini. Noël, Fellini’nin La Dolce Vita (1961), Satyricon (1970) ve Amarcord (1974) filmlerinde oynamış. Yazılan çizilenlere göre Noël, Fellini’nin o çok iyi bilinen takıntılı derecede sevdiği oyunculardan bir tanesi(ymiş) Noël kariyeri boyunca bir çok ödül almış.

Son dönemlerde Noël hakkında bayağı mesaj alıyorum. Ancak ülkemizden değil, çok uzaklardan Japonya'dan. Sanırım bir grup Japon dostumuz internet aramaları sonucunda benim siteme denk geliyorlar ve 45'likleri görünce bazı ayrıntıları öğrenmek istiyorlar. Bir şekilde çevirimiçi tercüme araçları ile konuya da hakim olmuşlar. Son günlerde bu plakların ve 45'liklerin ayrınt fotoğraflarını çekmek için bayağı çaba sarfettim. Anlaşılan bir grup Japon okuyucumuz (dolaylı da olsa) Fellini'nin takıntılı oyuncularından Noël'e kafayı takmışlar.

Dünya iyice küçüldü anlayacağınız...

İş Planı


Son günlerde elime geçen en güzel illüstrasyonlardan bir tanesi. Tabii ki iş planı konusunu bu kadar basitleştirmek pek mantıklı gözükmüyor ama öyle veya böyle sonuçta her zaman sonuç olarak yukarıdaki tablo çıkıyor ortaya. Önce ne yapayım sorusu, arkasından akla gelen bir fikir. Tutarsa para kazanırım tutmazsa yeni bir fikir arayışına girerim. Aslında konu işte bu kadar basit.

Türkiye'den Yeni Hifi Blogları



Blog'culuğun öneminden ve hifi bloglarının ülkemizde artmasını tüm kalbimle isteyen bir kişi olarak son dönemlerde açılan ve yavaş yavaş içerik olarak dolmaya başlayan ülkemizden bloglardan bahsedeyim sizlere. Gözünüzden kaçmış olanlar belki vardır. Sık kullanılanlar listenize eklemek istersiniz.

Fuat Baydogan's Vinyl Record Collection
Sn. Fuat Baydogan'ın plak koleksiyonu ile alakalı açtığı blog. Şu an için yazılı çok fazla bilgi olmasa da, ilerleyen dönemlerde bu konuda ilerlemeler olacak gibi hissediyorum. Bu arada Sn. Fuat Baydogan Stereo Mecmuası forumlarında Opeth44 mahlası ile yazıyor. Son dönemlerde Erkin Koray koleksiyonunu tamamlamaya çalıştığını okuduğumuz için gelecekte orada burada görülmesi pek kolay olmayacak ilginç plakları da görebiliriz diye düşünüyorum. Ulaşmak için tıklayınız

Tiguan'in Bloğu
Stereo Mecmuası forumlarında Tiguan mahlası ile yazan dostumuzun (isimini ne yazık ki bilemiyorum) yavaş yavaş oluşturmaya başladığı blog.  Bloğun altında DIY projeler ve hifi dünyasındaki maceraların yanı sıra şimdilik aktif olmayan bir de seyahat başlığı bulunuyor. Blogun en dikkat çeken yazısı Jensen Black Hawk hoparlör çalışması. Daha önce evrelerini SM Forumlarında takip ettiğimiz bu projenin harika görünen bitmiş haline uzanan macerası keyifle okunacak türden bir yazı. Ulaşmak için tıklayınız

firochromis.com
Yine Stereo Mecmuası forumlarından tanıdığımız Firochromis mahlaslı Fırat Çıngı'nın bloğu. Hifi haricinde Sn Fırat Çıngı'nın ilgi duyduğu Akvaryum, Fotoğraf, Flora gibi konularda yazılar bulabileceğiniz blogta bayağı bir yazı arşivi oluşmuş. Benim hiç alakam olmamasına rağmen örneğin Akvaryum konusundaki bir çok yazıyı keyifle okudum. Bu arada Sn Fırat Çıngı bugünlerde evleniyor olmalı kendisine buradan da tebriklerimi iletmek isterim. Ulaşmak için tıklayınız

Plak Koleksiyoncusu Kimdir? Bir Kavram Karmaşası



Ülkemizde kendi yaptığımız bir şeyi büyük, farklı veya özel göstermek için hemen bir etiket eklemek konusuna çok meraklıyız. Son dönemlerde ortalık plak koleksiyoncusundan geçilmemeye başladı yine. Kime sorarsanız plak koleksiyoncusu. Ancak işler ne yazık ki öyle basit değil. Elinizdeki plakların bir koleksiyon oluşturması için bazı önemli noktalar var.

Bu aslında neye benziyor biliyor musunuz? Eskiden ilkokullarda hemen her çocuğun pul koleksiyonu olurdu. Toplum olarak nasıl bir fetişizme meraklıysak dilimize “pul koleksiyonunu göstermek” gibi terimler girmiştir. Ancak ne yazık ki, bu bir dönemin hastalığıdır ve ilerleyen yıllarda pul koleksiyonları kenara atılır. Bunun nedeni, bilinçsizce bir sürü pul toplayıp, bunlara birkaç kez baktıktan sonra değerini yitirmesidir. Ancak gerçek bir pul kolesiyoncusu için işler hiç böyle değildir. Uzun yıllar boyu türlü eziyet ve cefa ile toplanan pullara bilinçli şekilde bakmak insana büyük keyif verir. Ancak bu işler zannedildiği gibi parayı bastım en kalitelisinden pul defterini aldım, içerisine de rengarenk bir sürü pul koydum, en kral pul koleksiyoncusu benim şeklinde yürümez. Çeşitli yayınları takip etmek, Posta İdaresine gidip ilk gün baskılarını almak için kuyrukta beklemek gibi kendini adanmışlık gerektirir. Kendiniz gibi bu konulara meraklı insanlarla doyumsuz sohbetler içerisine girdiğiniz, bambaşka bir dünyanın kapılarını açarsınız. Aslında hobiler dünyası böyledir.

Günümüzde sayısı mühim olmamakla beraber herkes plak koleksiyoncusu. Ancak olayı daha bilinçli yapan kişileri hatırlattığınızda onlar profesyonel plak koleksiyoncusu oluyor(muş) Resmen kavram karmaşası.

Hiçbir emek göstermeden tabiri caiz ise parayı basıp harika plaklar edinmek çok zor bir şey değil. Ancak konuları biraz merak ediyorsanız aldığınız veya sahip olduğunuz plakları incelemeye araştırmaya başlarsınız. İlk baskısı kaç yılında yapılmış, nerede yapılmış. Bu basit bilgiler ilk adımda anlamlı gözükmeyebilir ancak adım adım gerçekten koleksiyonculuğun gereklerini ve aslında keyifli yönlerini keşfetmeye başlarsınız. Yoksa rafınızda harika plaklar olup bunların ne olduğundan bihaber iseniz, istediğiniz kadar kendinizi etiketleyin o büyülü dünyaya giremezsiniz.

Müziği plaktan dinlemeyi seven bir müziksever olmak en az koleksiyoncu olmak kadar değerli bir şeydir. İlle kendinize bir etiket yapmak zorunda değilsiniz. Bir sürü plağa sahip olan bir müziksever olmak bence çok keyifli bir şeydir ki, bende kendimi o sınıfın içerisinde görüyorum.

Gelecek yazılarda gerçek plak koleksiyonculuğu dünyasına götüreceğim sizleri...


Koichi Futatsumata Ampli


Dünde Japonlardan bahsetmiştim, eh devam edeyim bari... Koichi Futatsumata, Japonya'da eğlenceli tasarımları ile ilgi çeken bir kişi. Çeşitli firmalar için ürünler ve kit'ler üreten Futatsumata  oldukça ekonomik bir fiyat etiketi taşıyan entegre amplifikatörü ile bayağı ilgi çekiyor son günlerde. Çıkış katı solid-state giriş katı ise tüplü tasarlanan ampli kanala başına 10W güç üretebiliyor. Sadece 38W elektrik tüketen ürün pazarda bayağı ilgi çekince EK  Co adlı bir firma  tarafından seri olarak üretilmeye başlanmış. Bu arada tasarım iyi hoş ama şu düğme tasarımını ben bilindik bir hifi firmasından hatırlıyorum. Aklına gelen olursa aşağıdaki yorum kutusuna not bırakabilirsiniz...

Böyle Kuaföre Can Kurban; Western Electric Çoşkusu



Sıkı durun bu post'taki fotoğraflar Japonya'da bulunan bir kuaför ve bakım merkezinden. Osaka'da bulunan bu müthiş mekan tüm müzik sistemini eski Western Electric ekipmanı ile oluşturmuş. Hayatımda en nefret ettiğim şey saç tıraşıdır. Açık konuşmak gerekirse neredeyse 10 senedir kuaföre gitmedim. Daha doğrusu şöyle. Tanıdık bir kadın kuaförüne kapanış saatinde gidip 5 dakikada işimi hallediyorum. Buradan sevgili Cevat'a da selam göndereyim. Ancak İzmir'de böyle bir kuaför olsa sanırım her hafta saç tıraşına giderim hatta sakalımı bile orada kestiririm. Ne deli adamlar şu Japonlar...  Bu arada bir sürü yeni Japon deli buldum. Gelecek günlerde ve haftalarda bol bol ekipman fotoğrafı göreceksiniz bloğumda...





Yaz Tatili Bitti :)


Merhabalar! Evet güzel bir yaz tatilinden sonra yeniden beraberiz. Bu üç aylık ayrılık boyunca neredeyse bir senelik yazı stoğu yaptım. Bayağı ilginç konular buldum, çok ilginç ürünler, güzel resimler ve hatta güzel kızlar. Anlayacağınız kaldığımız yerden devam ediyoruz. Gelecek aylarda plak koleksiyoncuğu rehberimiz çok fena gelişecek, çok kapsamlı yazılarım var. Merakla takip edileceğine eminim. Yine eskisi gibi hemen her gün blogda yeni bir şeyler bulabilirsiniz. Umarım keyif alırsınız...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...