HP-Compaq 100EU All In One PC


Bizimkiler geçen hafta kullandıkları bilgisayarı bozunca, yeni bir bilgisayar almak üzere araştırmaya başladım. Yaptıkları şey, internette dolaşmak ve oyun oynamak olunca basit bir bilgisayar ihtiyaçlarımızı karşılayacaktı. Geçmişte Apple'ın yaygınlaştırdığı tüm bilgisayar donanımının ekran arkasına saklanması konsepti günümüzde bir çok üreticinin ürün yelpazesinde kendisine yer bulmuş durumda.

HP-Compaq 100EU aslına bakarsanız günümüzde büyük popülerlik kazanan Netbook'ların donanımının 20" boyutundaki bir monitör arkasına eklenmesi olarak özetlenebilir. Yaklaşık 350 Dolar (artı KDV) gibi bir fiyat etiketine Intel® Atom™ D410 1.66 GHz'lik (533 MHz) bir işlemci, 1 GB DDR2 Bellek, (800MHz), 160GB'lık SATA bir disk, 20" boyutunda bir monitör, DVD±RW, klavye+fare ve Windows XP Home işletim sistemi satın almış oldum.

Bilgisayar üzerinde, sağ tarafta DVD okuyucu/yazıcı ve ekran parlaklık ayarları, sol tarafta 3 adet USB girişi ve kart okuyucu bulunuyor. Arka bölümde ise ethernet ve 2 adet USB girişi ayrıca elektrik bağlantısı için bağlantı noktası bulunuyor. Kutu içerisinden çıkan klavye ve fareyi kullanınca geriye 3 adet boş USB girişi kalıyor ki, bence yeterli.

Ürünün artı ve eksilerini şöyle sıralayabilirim. Artılar, çok şık tasarım, az yer kaplaması, standart bir masa üstü bilgisayara göre düşük enerji tüketimi, kullanım amacına göre ehven sayılabilecek fiyat. Ayrıca ürünün satış fiyatı etiketine HP'nin çok basit sayılabilecek bir yazıcısı olan Deskjet D1660 eklenmiş olması ilgi çekici. Eksiler; Wifi özelliğinin bulunmaması (küçük bir yatırımla bir Wifi alıcısı takmak mümkün) ekranın altına yerleştirilmiş hoparlörlerin son derece başarısız olması, çok kaliteli olmayan klavye ve mouse. Ürünün geliştirilebilir olmaması ve bir arıza durumunda komple servise gitme zorunluluğu diğer eksiler.

Uygun fiyata fazla yer kaplamayan şık bir bilgisayar arayan, internette gezinmek, basit oyunlar oynamak, DVD'lerini seyretmek isteyenlerin makul fiyat ödeyerek sahip olabilecekleri bir bilgisayar.

IKEA 2011 Kataloğu ve Plaklar


Geçtiğimiz yıllarda yazdığım bir yazıda IKEA Expedit rafları ile alakalı şunu yazmıştım; " Ben İskandinavların hiçbir şeyi şans eseri yaptıklarına inanmam şahsen. Yani bir şekilde potansiyel müşteri gruplarına plak severleri de eklemek üzere bu ürünü tasarlamışlardır diyorum" Eh dediğimde bir şekilde haklı çıktım. Yukarıdaki fotoğraf IKEA'nın yeni kataloğundan. Dikkat edebileceğiniz gibi Expedit rafın iç tarafını plak stoklamak, üst kısmını ise pikap ve benzeri ekipman koymak için kullanmışlar.

Bu arada IKEA Türkiye'de fiyatlar devamlı yükseliyor. Avrupa'nın en sağlam vergilerinin olduğu İngiltere'den çok çok pahalı hale gelmesinin sebebi, inşallah nasıl olsa satıyoruz mantığı değildir. Öyle veya böyle Expedit'in alternatifi şu an için yok ve fiyat hala makul seviyelerde.

Sayı 26 Cuma Günü Yayında!


Eğer bir terslik olmaz ise Stereo Mecmuası'nın 26. Sayısını Cuma günü yayınlıyoruz. Kotanızın durumunu kontrol etmeyi unutmayınız :)

Şimdi Nişanlı Olduk, Parmakları Doldurduk

Farklı Chordette Gem'ler


Hifi dünyasını takip edip, Chordette Gem'in ismini duymayan çok az insan vardır herhalde. Ürün ülkemize geldiğinde sıcağı sıcağına ayrıntılı bir test yazısını yayınlamıştık. Yazıyı Sevgili Toygan Eren (aka Inis) yazmıştı, bu arada kulağını çınlatalım. Ufaklık ile uğraşmaktan sanırım hifi'ye vakit ayıramıyor. Uzun zamandır denk gelmedim, umarım her şey yolundadır. Gem ile alakalı test yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

Geçenlerde Sevgili Reha Arcan bir link gönderdi. Linkte yukarıdaki Gem'ler vardı. Dikkat edeceğiniz gibi son derece keyifli olmuş bu halleri. Özellikle telefon kulübesi şeklinde olan benim favorim. Bu arada Gem ailesi genişliyor. Pazartesi bültenine yeni modelleri ekleyeceğim. Ancak renkli Gem'leri görünce dayanamayıp kendi bloğuma ekleyeyim dedim.

Figüratif Mağazasından





İstanbul'a gittiğimde ilk ziyaret edeceğim yer artık belli, Figuratif mağazası. Yukarıda mağazadan görüntüler var. Web sitesi ve alışveriş sitesi konusunda çalışmalar devam ediyor.

Avrupa ve Amerika Hifi Pazarlarında Durum



Stereo Mecmuası'nı yayına soktuğum ilk yıldan bugüne her yıl yaz ayları durağan geçer, Eylül ayından itibaren ise ortalık şenlenirdi. Yazın azalan trafiğimizi arttırmak için, ekip olarak, çeşitli etkinlikler yapmaya çalışırdık. Bunlara Blitzkrieg adını vermiştik. Bu yaz, bu etkinlikleri düzenlemedik. Aslında bu senenin hifi piyasası adına pek keyifli geçeceğini düşünmüyordum, ancak bu kadarını da beklemiyordum doğrusu. Özellikle yaz aylarını tatsız geçeceği belli idi ancak baharın gelişiyle ortalık şenlenir diyordum.

Ancak kimsenin beklemediği bir durgunluk var. Ülkemizdeki durumla alakalı olarak elimde çok sağlıklı bilgiler olduğunu söyleyemeyeceğim. Çok sıklıkla olmasa da, ülkemizin dört bir tarafındaki firmalarla yazışıyoruz. Durumun pek parlak olmadığı söyleyebilirim. Ancak bu yazımda ülkemizden çok yurt dışına odaklanacağım.
Stereo Mecmuası'nın dışa açılma projeleri sayesinde bir çok firma ile direkt olarak yazışma şansına sahibim. Bazı üreticilerle daha yüzeysel ilişkilerimiz var, bazıları ile ise güzel dostluklar kurma şansım oldu. İsim vermeden, bir çok kişiden aldığım bilgilerin bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Aslında son bir yıldır, dünyanın en önde gelen bir çok hifi tartışma forumu, bloglar gibi dijital platformlardaki sessizlik meraklıların gözlerinden kaçmamıştır. Ancak üreticiler hakkındaki bilgiler normal bir meraklı için çok ulaşılabilir değil. Şunu söylemeliyim ki, Avrupa hifi pazarının şu an ülkemizden bile kötü durumda olduğunu düşünmeye başladım. Konuştuğum bazı satıcı firmalar, kira bedellerini karşılayamadığından mağazalarını taşıma ve küçültme yoluna gitmişler. Bazı ülkelerde ise ellerindeki malı nakde çevirmek için çok ilginç indirimler yapılıyor. Bu indirimler, önemli hifi satış sitelerinin yanında eBay gibi sitelere de sıçramış durumda. Böylesine indirim ve likidasyonlar söz konusu olunca bazı ülkelerdeki dağıtıcı ve distribütörlerde isyan etme noktasına gelmiş durumda. Özellikle ürünlerin serbest dolaşımının mümkün olduğu AB ülkeleri perdelerin arkasında ciddi kavga gürültünün koptuğunu biliyorum.

Bu sene içerisinde bazı üreticilerin tüketiciye direkt satış kanallarını açtığından bahsetmiştim. Görünen o ki, bu senenin sonraları ve gelecek senenin başlarında bu konuda bir patlama yaşanacak. Özellikle küçük üreticiler, ara dağıtım için ayırdıkları kar marjlarını, tüketiciye yansıtıp daha rekabetçi fiyatlarla pazarda ayakta durmaya çalışmak yolunu seçmişler.

Bu sene uygulanan bir diğer strateji, yeni ürünlerin duyurulması. Yaz aylarındaki durgunluğa rağmen, irili ufaklı bir çok firma, yeni ürünler tanıttı. Yeni bir ürün demek, potansiyel satış şansı demektir. Ancak özellikle Avrupa'da ülke dağıtıcılarının ellerinde şişen stoklardan dolayı, bir çok pazarda ürünler potansiyel alıcıları ile buluşamadı. Haklı şekilde distribütörler, ellerindeki ürünleri satmadan, stoklarına mal çekmek istemiyorlar. Amerika pazarından da benzer haberler geliyor. Amerika pazarı çok büyük olduğu için, bazı üreticiler, distribütör firmalar ile anlaşmalarını bozarak kendileri bu pazarda daha fazla boy göstermeye başladılar. Ancak anlayabildiğim kadarı ile birçoğu beklediği satış rakamlarına ulaşamamış durumda. Tabii ki hem Avrupa hemde Amerikan pazarında başarılı firmalar mevcut. Ancak benim konuştuğum bir çok üreticinin keyifleri oldukça kaçmıştı. Bu arada Almanya pazarında bir miktar hareketlenmenin başladığı söyleniyor. Ancak hareketlenme orta-üst ve üst segment ürünlerde yaşanıyor. Hal böyle olunca ortaya düşük fiyatlara alınabilecek üst sınıf ürünler piyasaya doluyor. Alman ikinci satış sitelerini takip edenler, dergimizde de incelediğimiz bazı üst sınıf ürünlerin ikinci el fiyat etiketlerini şaşkınlıkla izliyorlardır. Bugün giriş seviyesinin üzerinde bir ampli fiyatına, üst sınıfa yaklaşan 3-4 senelik ürünler bulunabiliyor. Yukarıda yazdığım gibi bu durum AB üyesi ülkelerin kendi iç pazar dinamiklerini etkiliyor. Firmalar farklı stratejiler uygulasalar da, sonuçlar pek tatmin edici değil sanırım.
Amerika ve Avrupa'da yaşanan durgunluğun aksine, Uzakdoğu'nun oldukça hareketli olduğu söyleniyor. Yıldızı parlayan ancak "nispeten" küçük pazarlar olan Tayvan, Malezya, Singapur gibi ülkelerin yanında Japonya ve Çin pazarlarında yaşanan hareketlilik, bu ülkelerde etkin faaliyet gösteren üreticilerin ayakta kalmasını sağlıyor. Bu arada Avrupa'lı çok bilindik bazı üreticilerin markalarını, başta Çinli gruplar olmak üzere Uzakdoğu'lu gruplara satacağı konuşuluyor. Bazı çok büyük firmaların el değiştirmesi her an mümkün.

Üretimdeki kayma ise son hızla devam ediyor. Takip edebildiğim kadarı ile Vietnam bir kaç yıl içerisinde bir çok hifi firmasının üssü haline gelecek. Demir perdenin ayakta kalan son üyelerinden olan Vietnam anlaşılan hifi sektöründe ismi çok duyulur bir ülke haline gelecek.

Özellikle Avrupa'lı firmaların yeni stratejilerinden bir tanesi, nüfusu yüksek potansiyel yeni pazarlara açılma çalışmaları. Herhalde ülkemizdeki bir çok firmaya, üreticilerden mesaj yağmuru yağıyordur. Bu yağmurun yanında çok sayıda üreticinin de, el altından temsilci değiştirmek üzere girişimler yaptığı haberleri geliyor. Ülkemizin haricinde, özellikle Avrupa'da hızlı bir temsilci değişikliği trafiği var. Bu bültenleri haberler bölümlerimizde yayınlamıyoruz ancak çeşitli global siteleri takip edenler, değişim trafiğini fark etmişlerdir.
Son günlerde tanıştığım bir diğer strateji ise, potansiyel ülkelerin basın kuruluşlarına test amaçlı gönderilen veya gönderilmek istenen ürünler. Dışarıdan bakıldığında ülkemiz 70 milyonu geçen nüfusu ile büyük bir pazar sayıldığından bu test amaçlı ürün gönderimi konusunda Stereo Mecmuası'na da çok sayıda mesaj gelmeye başladı. Benzer bir ürün gönderim isteği trafiğinin ülkemizdeki hifi firmalarına da yansıdığını tahmin ediyorum. Tabii ki, bazı diğer hifi platformlarımıza da benzer bir gönderim istemi trafiği yaşanıyor. İlerleyen günlerde bol bol test yazısı okuruz herhalde. Özellikle kablolar konusunda.

Neden mi kablolar. Ülkemizin imza attığı gümrük sözleşmelerine göre test amaçlı bir ürün gönderimi bile, kişisel ithalat ile mümkün. Özellikle elektronik ürünler konusunda böyle bir işle yapmak dahi ciddi bir tutar demek. Ancak aksesuar ve kablolarda durum, elektronik ürünlere göre daha esnek. Bu yüzden ülkemizde temsil edilmeyen bir çok marka ile alakalı yazıyı orada burada daha çok göreceğiz. Stereo Mecmuası'nda ise bu konuda bir prensip kararı aldık, ilginç ve/veya meraklıların kolaylıkla ulaşabilecekleri ürünler haricinde yazı yayınlamayacağız. Aklımda sadece çok merak ettiğim bir elektronik firmasının ürününü test etmek var ki, gerekli işlemleri yapabilecek maddi kaynağa sahip olmadığımız için muhtemelen bu inceleme suya düşecek. Ben zaten prensip olarak ülkemizde satılan ürünleri mercek altına almak istiyorum. Kasım ayından itibaren bu konuda çok daha aktif olacağız inşallah.

Şimdilik bu kadar dedikodu yeter. İlerleyen günlerde yazının ikinci bölümünü kaleme almaya çalışacağım.

resim: Bir Alex Varanese illüstrasyonu

Suck.uk CD ve LP Dividers veya CD ve Plak Ayraçları

Vakit buldukça internette denk geldiğim veya bana gönderilen ilginç ürünleri sizlerle paylaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Markafoni diye bir sitenin varlığından haberim oldu. Buradan Seçil Hanım'a keyifli bir çanta aldım. Müzik seti şeklinde çantayı görünce dayanamadım vallahi. Ürün gönderimi süreci biraz uzun olduğundan sanırım bir daha o siteden alışveriş etmeyeceğim. Neyse.. Bu site hemen her gün çeşitli bültenler yolluyor. Tabii ki, ben dahil erkek okuyucularımızın pek ilgisini çekmeyecek ürünler oluyor bültenlerde. Ancak geçtiğimiz günlerde ilginç bir ürüne denk geldim sonunda.

Suck.uk isimli bir İngiliz firmasının ürettiği CD ayraçları. Bu ürün CD'lerinizin arasına yerleşerek, isim sırasında dizdiğiniz CD'leri daha rahat bulmanıza yarıyor. Ürünlerin tasarımında ikinci el mağazaları örnek alınmış. Yani her bir ayraç birbirinden farklı tasarlanmış. Bir pakette toplamda 30 ayraç bulunuyor. Ayraçların güzel bir özelliği iki tarafının farklı işlevlerle kullanılabilmesi. Yukarıdaki animasyonda görebileceğiniz gibi sağ tarafta harf sol tarafta ise müzik türü var. Böylelikle eğer arşivinizi türe göre diziyorsanız ayraçların sol tarafını kullanabilirsiniz. Ürün ülkemizde KDV dahil olmak üzere 34.90TL'ye satılıyor. Suck.uk'in kendi internet satış mağazasında ise 12 Sterlin fiyat etiketi var. Ürünün kargo parasını eklediğiniz zaman ülkemizdeki fiyat makul ölçülerde. Suck.uk online sitesinde kargo fiyatları biraz yüksek. Neyse... Şahsen ben CD'lerimle genel olarak sorun yaşamıyorum. Yan yüzleri daha okunabilir olduğundan aradığımı bulmak pek sorun olmuyor doğrusu. Ancak bu tarz bir ürünün bazı okuyucularımızın hoşuna gideceğini düşünerek kısaca bahsedeyim dedim. Benim asıl ilgilendiği şey ise diğer ayraçlar...

Suck.uk firmasının CD ayraçlarının yanında plaklar için hazırladığı bir ayraç seti var. CD modeli ile tamamen aynı özelliklere sahipler. İsterseniz harf sırasına dizmek, isterseniz türe göre dizmek özgürlüğüne sahipsiniz. CD ayraçları beni pek ilgilendirmiyor olsa da, plak ayraçları çok ilgimi çekti. Çünkü plakların yan yüzlerini okumak çok güç. Ürünün ülkemizden tedarik edilip edilemeyeceğini öğrenmek için hemen Türkiye distribütörü olan Innobees firmasına mesaj attım. Hemen bilgisini vereyim, LP ayraçları ülkemizde stoklarda yok. Durum böyle olunca eğer arzu ederseniz sizin için getirebilme imkanına sahipler. Ürünün Suck.uk web sitesindeki satış fiyatı 35 Sterlin. Tabii ki oldukça acımasız bir nakliye ücreti ödemek gerekiyor. Ürünü ille yurtdışından alacağım diyenler için yaptığım araştırmada ürünü Amazon.co.uk'den almak üreticiye göre daha cazip gözüktü. Hem ürün bir kaç Sterlin daha ucuz hemde nakliye daha ucuza geliyor. Böyle teferruatlarla uğraşmak yerine siparişini vereyim, evime gelsin, derseniz bilgi için linke tıklayarak Innobees firması ile irtibata geçebilirsiniz. CD ayraçlarından gördüğüm kadarı ile fiyatlandırmaları makul görünüyor.

Aslında bu ürünü satın alıp kendi plaklarımın ayrılmış haliyle resim ekleyip ürünü tanıtmak isterdim ancak en az iki set ayraç almam gerektiğini düşünerek ortaya çıkan tutar yerine plak almak tabii ki daha cazip geldi. Siz benim gibi cimri davranmayıp CD veya LP ayraçlarından alırsanız, bir kaç fotoğraf göndermeyi unutmayın. Bakalım ürünlerin kendileri resimlerdeki gibi keyifli mi? Şaka bir yana belki ilerleyen günlerde bende bir set alırım. Belli olmaz.

Bu arada bu konuya da DIY bir çözümle el atasım var aslında. Ama bu aralar "hayırlı" işlerle uğraştığımdan vaktim yok...

Plak İllustrasyonu


Brock Davis tarafından yapılmış bir illüstrasyon. Bu fotoğrafı Pain Tranché web sitesinden aldım. Başrolde tabii ki plak var. Çok hoş!

Crosley CR6002A-BK


Stereo Mecmuasında eski Crosley ürünlerini sevdiğimizi fark etmişsinizdir. 1920'lerde kurulan firma zaman içerisinde rekabetten dolayı oldukça farklı pazarlama stratejileri geliştirmek zorunda kaldı. Eskinin güzel ahşap lambalı radyolarının yerini, garip plastik görünümlü ürünler aldı. Uuygun fiyatlara satılan ürünler, evlerinde eski görünümlü pikaplar, müzik setleri görmek isteyenlerin tercihi oldu. Ülkemizde bu ürünleri çeşitli gözde "trendy" mağazalardan edinmek mümkün. Amerika'da 150 dolara satılan bir müzik setine bunun bir kaç katını vermeye istekli insanlar olduktan sonra bunlar sorun değil herhalde. Yazıyorsun da, alternatif var mı derseniz, yok ne yazık ki.  Eh öyle olunca konuyu kısa keselim.

Efendim, Crosley CR6002A-BK diye yeni bir ürün duyurdu. Bu aslında taşınabilir bir plak çalar. Bundan onlarca yıl önce bildiğim kadarı ile ilk önce Audio Technica tarafından ortaya çıkartılan bir konsept. Crosley, ürünü biraz modernleştirmiş. Biraz mı?

Bu minik pikap USB üzerinden bilgisayara bağlanabiliyor. Bu sayede plaklarınızdaki müziği bilgisayarınıza atabiliyorsunuz. kutunun içerisinde her türlü yazılımda geliyormuş. Pikap 33 ve 45'lik plaklarınızı okuyabiliyor. Bir de üzerine kendi hoparlörleri var. Fiyat ise makul 150 Dolar(cık) Tabii bu fiyat Amerika için geçerli.

Pikap Kolu Projesi


Sonunda özgün pikap kolumun hesap kitap işlerini bitirip gerekli hesaplamaları yaptım. Her zaman olduğu gibi küçük bir çizim yaptım. Tabii ki bundan sonra parçaların üretileceği malzemelere göre özkütle ağırlıklarını hesaplayıp, her parçanın nihai ağırlıklarını hesaplama karmaşası başlıyor. İlk eskizi bloğuma ekleyeyim dedim. Bakalım son hali bu çizime benzeyecek mi?

iCubes, Renkli CD, Plak Depolama Çözümü!


iCube diye bir firma var. Belki duyanlarınız olmuştur. Firma plastikten oldukça şık plak ve CD depolama çözümleri sunuyor. İkili ve yukarıda gördüğünüz gibi tekli modelleri var. O kadar ilgi çekici renkleri var ki, tek tek hepsinden alıp rengarenk bir plak ve CD rafı yapabilmek mümkün. Plak ünitelerinin teklileri 20 Sterlin'den başlıyor. İkili üniteler ise tabii ki daha hesaplı 35 Sterlin. iCube renklerin daha ilgi çekici olması için, 3 kez üst üste boyamış. Turuncu, kırmızı, mavi gibi bir sürü ilginç renk var. Her plak ünitesi yaklaşık 100 adet plak alıyor (muş) Yukarıdaki plak saklama ünitesinin tasarımlarına çok benzeyen CD ve DVD üniteleri de var. Bunların tamamını bir arada kullanarak son derece renkli bir depolama çözümü oluşturabilirsiniz.

Tabii bu çözümler göreceli olarak makul seviyelerde arşivi olan meraklıları ilgilendiriyor. Örneğin salonda duran 1.000 adet CD'yi iCube ünitelerine koymak isterseniz ortaya acayip bir rakam çıkıyor...

Bu tarz şenlikli ürünleri ülkemizde bulmak son derece güç. Aslında şeytan diyor ki, sırf bunları ithal edip satan bir firma aç ama herhalde bir senede batarım:) iCube web sitesini ziyaret edeyim derseniz www.i-cubes.uk adresini kullanabilirsiniz.

Ereshkigal, Sevinmek veya Üzülmek Arasındaki İnce Çizgi


Benim Ereshkigal pikap projemi sanırım biliyorsunuzdur. En azından zaman içerisindeki gelişimi bloğumda okuyucularımla paylaşmıştım. Hatta Stereo Mecmuasında proje ile alakalı bir yazı da yayınlamıştık. Okumadıysanız sizi buraya alalım. Neredeyse 3 sene boyunca tasarımı olgunlaştırmak için çok araştırıp, çok fazla okuyup, çok fazla denemeler yapmıştım. Yaptığım çalışmaların bir kısmını bilinçli olarak yaptım, bir kısmı şans eseri aklıma geldi. Velhasıl kelam, ortaya çıkan sonuç son derece güzel oldu.

Sizlere bir önceki yazımda L'Audiophile'in senelerdir aradığım sayılarını bulduğumu söylemiştim. Dergide yayınlanmış yazıları okurken 1980'de yani bundan 30 yıl önce yayınlanmış bir yazı çok ilgimi çekti. Yazı, toplam 3 bölüm halinde yayınlanmış. Haliyle yazı dizisi diyebiliriz. Dizinin ismi; "Réalisation d'une platine de très haute qualité" Çok üst kalite bir pikabın tasarlanması (veya üretilmesi) şeklinde çevirebiliriz. Yazıdaki bazı bölümler benim yaptığım pikap çalışması ile bayağı şekilde benzeşiyor. Açıkçası hem kendime hayret ettim, hemde üzüldüm. Kendime hayret etme sebebim, bir mühendis olmamama rağmen bazı doğruları kendi kendime bulmuş olmam. Tabii bunları insanların 30 sene kadar önce bulması biraz acı veriyor insana. Oldukça kısıtlı matematik, fizik ve benzeri fen bilimleri bilgimle 3 senelik çalışmanın sonucunda 30 sene önce yazılan çizilene ancak ulaşmış olmam, üzücü bir durum mu, yoksa sevindirici mi bilemiyorum. Asıl üzücü durum, bu yazılara 3 sene önce ulaşmış olsaydım, tasarımımı çok daha hızlı şekilde şekillendirebilirdim. Ancak o zaman fazlasıyla esinlenilmiş olurdu. En azından bugün kendi kendime yaptığım işin tasarım aşamasının özgün olduğunu söyleyebiliyorum. Tabii son tasarım için bunu söylemek mümkün değil (miş)

Yukarıdaki bölüm, aslında iki ayrı sayfadan alıntı içeriyor. Makalenin bu bölümü, pikap şasisi için ölçülere ve malzemeye karar vermek konusunda bilgiler içeriyor. Bu bölümü okuyup, konuda uzmanlaşmış atölye kısmını görünce aklıma Fatih Burs geldi. Umarım kulakların çınlar. Her şey için tekrar teşekkürler! Makalenin ilerleyen kısımlarında granit ile alakalı bilgiler ve hesap işlemleri var. Anlayabildiğim kadarı ile burada anlatılan optimal şasi oluşturma işini, biz kazaran doğal yekpare malzemeden benzer şekilde ve benzer ölçülerle yapmışız.

Yukarıdaki bölümde ise öncelikle motor sisteminin şasi dışına alınması ile alakalı bilgiler verilmiş. Ancak asıl ilginç olan makalenin sol alt köşesindeki resim. Makalenin son bölümünde resimde gösterilen yapı, benim pikabım için tasarladığım yapıya son derece benziyor. Tabii bu bölüm kol için tasarlanmış, ancak ben pikabın geneline bu tasarımı uygulamışım. Bunun avantaj ve dezavantajları yazıda anlatılmış.

Bu kadar yazıyı ne için yazdım. Günümüzde ülkemizde DIY projeleri konusundaki anlayış bir miktar değişmiş olsa da, yine bir çok meraklının bakış açısı olumsuz. Hatta kendisi bir şey yapmak isteyenler bile, zorluklar karşısında kolayca vazgeçebiliyorlar. Ancak ben ve benim gibi mühendislik bilgisi olmayan, temel matematiğin ötesindeki işlemlerle, karmaşık fizik ve diğer fen dalları ile en ufak bir alakası olmayanlar bile ders çalışarak, üzerinde uğraşarak veya deneyip yanılarak belli doğrulara ulaşabiliyorlar. Evet günümüzde bir çok şey, çok daha önceden keşfedilmiş olabilir. Ancak keşfedilen şeyleri bile kendi kendimize anlamak bile önemli bir adım.

Uzun lafın kısası, aklınızda bir şeyi yapmak varsa, elinizden gelen gayreti gösterip, yapmaya çalışın. Bazen -kazaran dahi olsa- ortaya çıkan sonuç başarılı olabiliyor. Benim mütevazi projem bunun bir örneği olabilir.

Les Cahiers d'Audiophile Hayalim ve Mucize!


Bu aralar çok mutluyum. Akşamları geç saatlerde bir yanımda Fransızca sözlük, bir yanımda teknik kitaplar, bilgisayarım ekranında ise çok ama çok uzun zamandır peşinde olduğum bir şey var; Fransızların meşhur l'Audiophile dergileri veya asıl ismiyle Les Cahiers d'Audiophile.

1977 yılında yayına başlayan dergi de aklınıza gelebilecek tüm önemli Fransız tasarımcıların, eleştirmenlerin, odyofillerin, mühendislerin yazıları var. Sadece Fransızlarda değil, farklı milletlerden farklı yazarlar. Onlarca şema, aklınıza gelebilecek her türlü teknik yazı, cihaz yorumları yani hifi ile alakalı ne istiyorsanız var. İşin en ilginç tarafı bu dergilerin, Avrupa 'daki SET devrimine tanıklık etmesi hatta o hareketin itici gücü olması, günümüzün önemli markalarının kuruluşuna şahitlik yapması, unutulmuş hatta bilinmeyen Japon ürünlerinin eleştirilerini ve şemalarını içermesi gibi günümüzde asla rastlanmayacak zengin bir içeriğe sahip olması l'Audiophile'i efsane yapıyor. Efsane kelimesi bile yeterli olmayabilir, belki tarihte bir milat olarak kabul etmek lazım.

Abarttığımı düşünenler olabilir. Ancak l'Audiophile yazılı olmayan hifi tarihinin bence en önemli parçalarından bir tanesi.

Hifi'ye merak sardığım dönemlerde bu dergilerin peşine düşmüştüm. O dönemin internetinin kısıtlı imkanlarında onlarca kişiye mesaj attım, her mesajda biraz daha yaklaştığımı hissediyordum. Hatta o dönemde bir şekilde Jean Hiraga'ya bile ulaşmıştım. Aradan seneler geçti. Sanırım 6-7 sene. Ve sonunda 1977 ile 1988 arasında yayınlanan tüm l'Audiophile sayılarını edinmeyi başardım. İlk kez Fransızca bildiğime bu kadar sevindim diyebilirim. Çünkü bu tarihi dergilerin hiçbir dile çevirisi yok. Sadece Fransızca yayınlanmışlar.

Neredeyse binlerce sayfadan oluşan dergileri günlerdir okuyorum. Bazı konular o kadar ağır teknik bilgiler içeriyor ki, bırakın Fransızcayı, Türkçe'sini bile anlamak mümkün değil. Ancak nasıl bir merak ise bendeki, gözümden uyku akana kadar bu bilgisayarın başından kalkamıyorum.

Müzik Kitapları ve Serzenişler!


Geçtiğimiz sene bir arkadaşım bana bayağı bir kitap hediye etti. Tüm kitaplar, müzik ile alakalı kitaplar. Genelde İngilizce ve Fransızca. Kitapların içeriklerinden değil, bambaşka bir şeyden bahsetmek istiyorum; fiyatlarından!


Kitapların bir çoklarının kapaklarında fiyatları var. Genelde fiyatlar 1 veya 2 Sterlin aralığında. Haydi o dönemlerde fiyatlar öyle düşükmüş diyor olabilirsiniz. Amazon'un İngiltere mağazasında aradan geçen seneler boyunca kitapların pahalı hale gelmediklerini de tespit ettim. Hatta bir çok kitap meraklısının bildiği bir şey olan, pahalı kitapların, cep baskısı tabir edilen versiyonları oluyor. Bunların fiyatlandırılması son derece makul şekilde yapılıyor. Şimdi şunu düşünelim, bir müziksever olarak örneğin Pete Townsend'in kendi kaleminden Who'nun hikayesini okumak kim istemez? Eh, bir de bunun bizim paramızla 3-4TL'ye yapabildiğimizi düşünün.!


Günden güne kitapçılarda çeşitlilik azalıyor ne yazık ki. Korsan kitapların bunda etkisi çok büyük. Tabii günümüzde buna bir de e-kitaplar eklendi. Anlaşılan ilerleyen yıllarda çeşitlilik iyice azalacak. Azalan çeşitlilikte müzik konusunda kitaplar ise Türk okuyucular için hayal olarak kalmaya devam edecek.





Benim anlamakta zorlandığım bir şey var. Bugün diyelim ki, popüler bir kitap yayına çıktığında, tüm dünyada hemen hemen aynı tarihlerde raflara giriyor. Ne zaman elimi böyle bir kitaba atsam, her defasında sakin ol diyorum. Bilgisayarın başına oturup  Barnes & Noble veya Amazon'a bakıyorum. Kitabın fiyatı artı posta ücreti, ülkemizdeki satış fiyatından çok daha düşük oluyor. Diyelim ki, bir ay sabrettiniz, kitabın fiyatı düşünce aradaki makas daha da açılıyor. Konu hele ki, özel kitaplar olduğunda (mimari, sanat vs) zaten yurtdışından alışveriş yapmaktan başka bir seçenek kalmıyor çoğu zaman.

Kitap Yayıncıları'nın bu durumu bildiklerine eminim. Böylesine fiyatlar, vergiler yüzünden ortaya çıkıyor galiba. Eh okumayı pek seven bir ülke olduğumuzdan, konu pek tartışılmıyor diyeceğim de, ortalık korsan kitapla dolu olduğuna göre, bu tezimde çürüyor. Herhalde Youtube yasağı gibi bir olay bu. Ben bir şekilde Youtube'e ulaşabiliyorum, ulaşamayan tepki versin. Sonunda internetimizin geldiği durum ortada.


Bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyeti ile yaşamaya devam. Umarım bir gün bu günlerimizi aramayız. Bu arada konudan sapma rekoru kırdım galiba... Farkındayım...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...