Müzik Sistemim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik Sistemim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Foobar’ı Farklı Görünümde Kullanmak Rehberi Yayında!



Geçen gün yayınladığım "Foobar’ını Göster Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim" yazısı biraz fazla ilgi çekti ve okuyucularımız yoğun şekilde bu modifikasyon ile alakalı bir rehber istediklerine ilişkin elektronik postalar gönderdiler. Söz verdiğim üzere bir rehber hazırladım ve adım adım ayrıntılı ve aslında oldukça basit bir şekilde anlatmaya çalıştım. Adım adım anlatmaya başlayınca biraz uzadı rehber haliyle. Bende bu yazıyı kendi bloğum yerine konseptin daha uygun olması sebebi ile Stereo Mecmuası ana web sitesinden yayınladım. Buraya tıklayarak ayrıntılı rehbere ulaşabilirsiniz. Umarım faydalı olur...

Foobaını Göster Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim



Foobar çok acayip bir yazılım. İstediğiniz gibi evirip çevirebildiğiniz, bir sürü ekleme yapabildiğiniz ve özelleştirebildiğiniz bir yazılım. Stereo Mecmuası'nda özellikle konfigürasyonu konusunda bayağı yazıp çiziyoruz. Ben değişiklik olsun diye kendi kullandığım arayüzü size göstermek istedim. Aslında benim iki farklı tasarımım var bir tanesi standart arayüzün modifiye edilmiş versiyonu, diğeri ise Columns UI üzerinde yaptığım değişiklikler.

Yukarıda standart arayüzün modifiye edilmiş hali var. Kısaca bir bakmak gerekirse, Sol tarafı tamamen albüm kapaklarına ayırdım. Ayrıca gelişmiş filtreleri de buraya koydum. Ben albümleri genelde kapaklarından hatırlarım. Sanrım görsel hafızamın daha iyi olması böyle bir durum ortaya çıkartıyor. Orta kolunu ise ikiye ayırdım. Üst kısım şarkı listesi ve alt kısımda bilgisayarımdaki klasörler arasında gezinebileceğim menü duruyor. Sol kolunu ise üçe ayırdım. Üstte albüm kapağı hemen altında ise albümle alakalı bilgiler bulunuyor. Albümle alakalı bilgiler Wikipedia'nın İngilizce edisyonundan çekiliyor. Aslında bu bölüm ilk önce müzisyen veya topluluğun bilgilerini getiriyor. Bu kısma tıklayınca albüm bilgileri geliyor. Belki tablara bölünmüş farklı bir edisyon da yapabilirdim ama böylesi daha kolay. En altta ise dosya verileri bulunuyor..

Laf aramızda meraklılar Foobar'ı en basit şekilde kullanmanın en iyisi olduğunu söylüyorlar ama biraz renkte fena olmuyor yahu! Belki önümüzdeki haftalarda Foobar'ı nasıl kişiselleştiririz konusuna gireriz.

Sisteme Ufak Bir Ekleme: JBL Studio Monitor 4425



Biliyorsunuz uzun senelerdir müzik sistemimde pek değişiklik olmuyor. Uzun zamandır kullandığım Triangle Comete'lerimi New Advent ile değiştirmiş, arkasında da daha spesifik bir hoparlöre geçiş yapmıştım. Geçtiğimiz aylarda yaptığım tüm incelemelerde Koray Kural yapımı bu hoparlörlerden bahsetmiştim ve bahsi geçen hoparlörleri kullanmıştım. Aslında JBL Studio Monitor 4425 sanırım 5-6 aydır evde çalmaya devam ediyor ve sisteme entegrasyonu konusunda ufak tefek düzenlemeler yapmıştım. Stereo Mecmuası'nın yeni yayın sezonunda ana hoparlör olarak JBL Studio Monitor 4425 modelini kullanacağım.

Şimdilik fazla ayrıntı vermeyeyim. İlerleyen günlerde kapsamlı şekilde görüşlerimi sizlerle paylaşırım. Ama halimden çok çokmemnunum demeliyim... 

Yeni Oyuncak: Grundig TK245 Deluxe



Aslında oyuncağım pek yeni değil. Daha önce amcam Serbülent Cez'in evinden almıştım bu güzel manyetik bant okuyucuyu. Ancak zaman içerisinde Revox B77 edinince bu güzel cihaz bir köşeye kalkmıştı. Son dönemlerde Revox'tan sıkılınca depodan çıkarttım ve eve getirdim. Eğlenceli bir cihaz Grundig TK245 Deluxe. Hoş tabii ki özellik ve donanım olarak Revox'un yakınına bile gelemez. Ancak nedense benim hoşuma gidiyor. Sanırım Revox'u kısa zaman içerisinde elimden çıkartıp, Grundig ile yaşamaya devam edeceğim. Tabii rahat durmayıp teknik şemaları indirip yavaş yavaş eski güzel günlerine getirmeye çalışıyorum. Bir kaç eksik veya yıpranmış parçayı şans eseri tedarik ettim. Orijinal logolu Grundig bantları bulmayı da başardım. Aslına bakarsanız manyaklık işte. Allah'tan okuyucularımın beni anlıyordur. Aslında bu işlerle uğraşan kimse normal değil:)

Neyse ilerleme kaydettikçe buraya da eklerim...

Hoş Geldin, Hendrix!



Bu aralar sistemimde yeni bir hoparlör var. Şu sıralar dinleme alışma safhasındayım ancak yakın gelecekte ciddi bir modifikasyon sürecine gireceğim. Süreç hakkındaki ayrıntıları adım adım anlatırım her zamanki gibi. Sistemin görselinde ufak bir farklılık oldu dün gece. Ella Fitzgerald ile bir süreliğine vedalaşıp yerine Jimi Hendrix'i konuk aldık. Durum böyle olunca artık gece kapanış şarkısı değişmek zorunda, "Little Wing" mi olur "Castles Made Of Sand" mi olur bilemiyorum artık... Poster sevgili Nadir Ersan'ın (aka Ionian) hediyesi. Kendisine tekrar teşekkür ederim ;)

2012 Hi-fi Yapılacaklar Listesi



1- Stand konusunda bir devinim yaşamak. Çok uzun zamandır stand'ımı değiştirmek gibi bir düşüncem var. Aslında şöyle modern tasarımlı ucundan köşesinden hi-fi bakış açısına sahip bir şeyler tasarlamak istiyorum. Bendeki Michell Gyrodec biraz büyük olduğu için stand'ın üst bölümünün biraz geniş olması lazım. Buna amplimin ısınması eklenince dikey yerleşim biraz sorun haline geliyor. Aklımın bir köşesinde Timpani'de gördüğüm pARTicular stand'ler var. Ypsilon modeli senelerden beri çok hoşuma gider. Bunun yanında Finite Elemente ile Rethm hoparlörlerin tasarımcısı Jacob'ın tasarımları da şahsi favorilerim arasında. İnceden çizim masasına oturmak lazım. Hazır bir şey almak istemiyorum.

2- Michell Gyrodec restorasyon projesi. Bu senenin önemli bir diğer projesi Gyrodec'in zamana meydan okumakta zorlanmaya başlayan altın bölümlerinin yeniden kaplanması. Altın kaplama çok zor bir şey olmasa da, bu konuda iyi iş çıkartan bir yerler bulmak şart. Tasarımcı arkadaşım sevgili Deniz bu konuda zaten araştırmalar yapıyor. Bende onun arkasına takılacağım sanırım :) Bu iş için küçük bir bütçe yeterli olacak.

Gyrodec'in bendeki modelinin record clamp'i son derece değişiktir ancak ben buna hiçbir zaman sahip olamadım. Bu sene de geçmiş senelerde olduğu gibi orijinal parçayı arama çalışmalarım devam edecek. eBay deniz, ben kum aramaya devam.

3- SME V, tamamen sökülecek. Tüm parçalar yağlanacak özellikle de açık bulunan damp sıvısı havuzu elden geçirilecek. Sanırım en son bakımı bundan 5 sene kadar önce yapmıştım. Eh artık zamanı geldi.

4- Bu sene biraz kablo devinimi yaşayayım diyorum. Değişik bir şeyler denemek lazım. Sistemdeki hoparlör kabloları kalıcı, geri kalan her şeyi oynayabilirim. Belki DIY kabloların sarımlarını yeniden düzeltirim. 5-6 senedir onlara el atmıyordum bu sene biraz çalışmak lazım.

5- Havalar ısınınca Ankara'ya gidilerek yeni hoparlörler İzmir'e taşınacak. Bu kısmı bende heyecanla bekliyorum. Sevgili Tolga ehliyetini kaptırma bir zahmet! Bu sürecin ardından bir stand devinimi yaşamak şart olacak herhalde...

6- EMT'nin pikap iğnelerinin büyük bir bölümünü dinledim. Beni fena etkiledi. Bütçede biraz ayarlama yapıp uygun fiyat etiketi olan modellerden bir tanesi alınmaya çalışılacak. Şimdiden TSD serisinin fiyat performans oranının mükemmel olduğunu düşünüyorum. Bakalım benim sistemle uyum sağlayacak mı?

7- Ev/ofis sistemi için küçücük bir tüplü ampli yapılacak. Ne bileyim EL84 gibi bir tüp gayet sempatik olabilir. İkinci el pazarında denk gelirse belki uğraşmadan satın alınabilir. Bir yerlerde bu işler için ayırdığım eski bir radyo vardı. Belki bir başlangıç noktası olur. Depoda onu bulmak lazım...

8- RCA 2A3 tüplerden bir çift daha satın alınacak. Aslında torunlarımın bile kullanacağı kadar tüp stoklamış olsam da, kendimi durduramıyorum bir türlü. Bu da ayrı bir fetişizm...

9- Revox B-77 bu sene yeniden toplanacak, arızaları giderilecek. Ufak tefek elektronik ihtiyacı mümkün ise yurt içinden yok olmuyorsa yurt dışından karşılanacak. Sanırım bu konuda biraz profesyonel yardım almam gerekecek gibi.

10- Liste daha uzar uzamasına da galiba bu sene en çok yatırımı yine plaklara yapacağım. Aklımda almak istediğim bayağı bir şey var.

Ofis Sistemimizi Geliştirelim.



Bir çoğumuzun ikinci sistemleri vardır sanırım. Ofis sistemi veya farklı odalarda bulunan sistemler. Evde ofis olarak kullandığım odadaki sistemi biraz elden geçireyim diyerek evler arası ekipman taşıma işlemlerine başladım. ProAc Tablette'ler bu sistemin hoparlörleri haline geldiler. Her ne kadar yerleşim anti-hifi zihniyetinde olsa da, hem Tablette'ler hemde ben halimizden bayağı memnunuz. Seçil'de memnun...



Sistemdeki pikabın iğnesi fi tarihinden beri Ortofon OM-5E idi. Sanırım sekizinci yılını tamamlayan iğneyi de değiştireyim artık dedim. Bu iğne hem çok ucuzdur hemde basit pikaplarda muhteşem sonuçlar verir. Ben sanırım sonuncusunu 30 Dolara edindim. Aslında bir yerlerde bir Audio Technica AT-95'imde var ama onunla ilgili başka planlarım var.



Sistem son derece anti-hifi bir yerleşime sahip. Aslında bu duruma da el atasım var ama kitaplıklarımdan yer kaybetmek istemiyorum. Zaten kütüphanemin tamamını bir türlü bir yerlere yerleştiremiyorum en azından zar zor oluşturduğum düzen bozulmasın.

Bakalım yaza doğru, küçük bir tüplü ampli yapayım istiyorum. Belki bilirsiniz Antique Sound Lab'ın AV serisi amplileri gibi minicik bir şey... Güzel ve keyifli bir DIY projesi olabilir...

Sistemim 2012 nin İlk Ayı



2012'nin ilk günlerinde sistemdeki ufak devinimim sonlanmaya yaklaştı. Bloğu takip edenler bir Advent hoparlör edindiğimi biliyorlardır. Bu hoparlörün restorasyon projesinde sona yaklaştım. Aslında bitti ama toz koruması üzerinde birazcık daha çalışmam gerekiyor. Zaten bütün bu süreci adım adım yazacağım. Daha önce yayınladığım Henry Kloss biyografisinde akustik süspansiyon teknolojisinin bazı faydalarından bahsetmiştim. 3W gibi düşük bir güçle bu tarz bir hoparlörü sürmek normal koşullarda pek mümkün değil iken, Kloss'un bu olgunluk dönemi hoparlörünü sürmek çocuk oyuncağı.



Uzun seneler aynı hoparlörü kullandığım için her iki hoparlörün birbirinden önemli farklılıkları olduğunu söyleyebilmem mümkün. Triangle Comete'lerin benim sistemimde bambaşka bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Arada onu arada Advent'leri dinleyerek hayatıma devam edeceğim sanırım. Bu arada bir üçüncü hoparlörün gelişi şimdiden belli. Onunda yeri hazır.



Bu sene ilginç geçecek gibi...

Yapım Aşamasında Hoparlör



Şu sıralar vakit buldukça bir hoparlörü restore etmeye uğraşıyorum. Şimdilik pek ayrıntı vermeyi düşünmüyorum. Yurtdışından sipariş ettiğim parçaların gelmesiyle restorasyon hızlanacak. Tabii ki her adımın ayrıntılı fotoğraflarını da çekmeye çalışıyorum. Hoparlörün ne olduğunu bayağı merak eden var ancak sadece şu an temsili resmini ekliyorum. Daha fazla ayrıntı yok :)

Bu arada hoparlörün ne olduğunu tahmin edenler veya atıp şansını denemek isteyenler aşağıdaki yorum kutusuna tahminlerini  ekleyebilirler...

Like A Rolling Stone



Son dönemlerde devam ettiğim "tube rolling"te en hoşuma giden kombinasyonu sonunda buldum. Benim amplimde fazla kullanılmayan bazı tüpler var. Ancak benzer tüpleri kullanan bazı meraklılar olduğunu bildiğimden ben kendi kombinasyonlarımda şöyle bir sıralama yapabilirim. Tabii bu benim sistemimdeki durum. Mimariden mimariye veya sistemden sisteme değişiklikler olabilir. Benimki gevezelik işte...

EF184:
HP Computer Grade (Aslında Amperex'in 1960'larda ürettiği tüpler. Ancak tolerans değerleri mükemmele yakın. Bulabilmek neredeyse imkansız.. Siemens EF184 (1960'ların ortasında üretilen ürünler. harika mesh plate yapıları var seyri bile büyük keyif) 1960'larda Avrupa'da üretilen Philips ve benzerleri 4- 1960'ların sonu 1970'lerin başında yine Avrupa'da üretilen farklı etiketlerdeki ürünler. Siemens'ler ülkemizde de dünyada da bulunabiliyor. Sadece bazı özel amplilerde kullanıldığından genelde fiyatları ECC83 vs gibi pahalı değil. Denk gelirse şiddetle tavsiye edilir.

6Y6
Bazı özel Japon amplilerinde de kullanılan daha sonraki dönemlerde televizyonlarda da gördüğümüz bir rektifiyer. 1940'lardan General Electric muhtemelen alabileceğiniz en egzotik tüp. Görüntüsü tam anlamı ile fetiş. 1950'lerin RCA'ları ve National Union'ları da keyifli. Ancak GE tam anlamı ile eşsiz bir performans gösteriyor.

GZ34
Bir rektifiyer tübün sesi bu kadar değiştirebileceğine kesinlikle inanmazdım ancak değiştiriyor. 1950'lerin sonları ile 1960'ların başlarında Mullard'ın ürettiği biraz şişmanca tüpler herkesin gözdesi. İki tanesinin fiyatı neredeyse bir ampli fiyatı ve benim deneme fırsatım olmadı. 1970'lerden Sylvania'nın tüpleri ile denk geldim ve aldım. Yine oldukça şişman tüpler. Fiyatları Mullard'lar kadar pahalı değil ama kaliteleri çok benzer. Hatta bazıları Mullard üretim bandından çıkmış. Seri numaraları çok şey anlatıyor. Daha önce elimde bulunan GZ34'lerle uzaktan yakından alakası yok performans açısından. Daha küçük kesitlere sahip GE, RCA ve Rus üretimlerini bir kenara koymak lazım. Bu şişman GZ34'ler felaket bir etki yarıyor. . her sisteme lazım...

2A3
Ülkemizde pek az meraklının sahip olduğu bir tüp. Böylelikle alımda pek rekabet olmuyor. RCA'nın 1930'larda ürettiği mono-plate'lerden, 1940'lardan 60'lara kadar ürettiği double-plate'lerden paranız hangisine yetiyorsa alınız. 1940'ların 50'lerin National Union'ları veya 1960'ların sonunda çeşitli markalarla piyasaya sürülen tüplere göz atılabilir. Ancak söylemem lazım ki, eskiye gittikçe işin rengi fena halde değişiyor. RCA'lar gerçekten müthiş.

Aslında bir çoğumuz genelde pre katı ve power katındaki tüplerle daha çok oynarız ve yatırımlarımızı bu yönde yaparız. Ancak rektifiyer kullanılan amplilerde özellikle güç tüplerinin anot ve filamanlarının elektriği rektifiyerlerden geçiyorsa iyi tüp ile performans çok ilginç yerlere doğru gidiyor. Örneğin sisteminize çok üst seviye bir güç sağlayıcı takmak gibi... GZ34 gibi genelde çok kullanılan tüplerde fiyatlar biraz yukarıya doğru gidebiliyor. Hele modern üretim alternatiflere bakınca ancak aradaki fiyat farkına rağmen iyi ki almışım dediğiniz farklar oluşabilir.

Ben son dönemlerde neredeyse farklı modellerden neredeyse 20-25 çeşit tüp denedim... Kurcaladığım toplam tüp sayısı 100'leri geçmiş olabilir. Fark oluyor olmuyor, değer değmez konularını bir kenara bıraksak bile büyük bir keyif oldu... Her mimarinin kendisine göre güzellikleri var ama bana sorarsanız SET'ler her türlü sorunlarına ve kısıtlamalarına rağmen bambaşka bir yerdeler... Tüp mevzuu ise zaten bambaşka bir keyif. Ben sanırım onlarsız bir hayat düşünemiyorum...

SM Forumlarındaki konu başlığı için tıklayınız

Haydi Müzik Setimizi Temizleyelim...



Ülkemiz nedense anormal tozlu bir memleket. İklimden veya bitki örtüsünden mi yoksa şehirlerimiz veya yaşadığımız yerden mi bilemiyorum. Ancak yazın evin bir çok bölümünü tozdan arındırmak için ekstra bir uğraş gerekiyor. Tozdan müzik setlerimizde nasibine düşeni alıyor tabii ki.

Seviyesi ne olursa olsun, basit veya karmaşık tüm müzik sistemlerinin arada sırada temizliğe ihtiyacı vardır. Temizlik deyince bazılarımız cihazları silmek olarak anlayabilir ama benim temizlikten kastım bayağı kapsamlı bir olay. Ben hemen her sene iki kez tüm sistemimi baştan aşağı temizlerim. Bunu bir zorunluluktan ziyade bir keyif olarak görmeye başladığımdan beri eskisi kadar söylenmeyi de bıraktım. Ne yaptığıma gelince.

Önce tüm sistemimin kablolarını sökmekle başlıyorum. Aslında bunları geri takmak tam bir kabus ama yapacak bir şey yok. Tüm kabloları söktükten sonra cihazları yerlerinden kaldırıyorum. Hemen her elektrikli cihazda olduğu gibi müzik sistemlerimizi oluşturan cihazlar tozları kendilerine çekerler. Örneğin bir ampliyi kaldırdığınızda altında oluşan toz sizi her zaman şaşırtmayı başarır. Cihazları kaldırdıktan sonra önce stand'ımı iyice temizlerim ve ahşap cilasını atarım. Bu sayede stand'ınız ilk günkü kadar olmasa da yine de keyifli bir hale gelir. Bunun öncesinde stand ile duvar arasındaki boşluğu da iyice temizlerim. Bu bölge genelde bol bol toz toplar. Eh bir çoğumuz eğer evine geliyorsa temizlik görevlisi veya eşlerimizin (veya ev ahalisinde temizlikten sorumlu kim ise)  sistemlerimize yaklaşmasını pek sevmediğimizden senede birkaç kez bile olsa bu tarz temizliği kendimizin yapması gerekiyor. Bence yani...


Ahşap bölümleri cilalamak biraz uğraştırır ama sonuç keyiflidir...

Ben işi biraz abartıp her sene bir veya iki kez cihazlarımın içlerini de açarım. Bu sayede hem iç temizliğini yapar hemde cihazların iç durumlarını kontrol etme fırsatı bulurum. Tabii sizin cihazlarınız yeni ise bununla uğraşmanıza gerek yok ama benim amplifikatörüm en az 10 yaşında. Belki de daha yaşlı. 5 senedir benimle beraber tabii bunun öncesi de var. Pre-amplifikatörüm içinde benzer bir durum söz konusu. Anlayacağınız sistemimde 5 yaşından daha genç bir cihaz yok. İç temizliği yaparken bir yandan devre kartlarını, kapasitörleri ve diğer elektronik bileşenleri kontrol ederim. Bu süreç bir çok insan için sıkıcı gibi görünebilir ama devreleri okumayı öğrendiğinizde veya buna heves ettiğinizde inanın keyifli olabiliyor. Kullandığınız cihazların tasarımcılarının mantıklarını görebiliyorsunuz. Bir yandan da ileride sorun çıkartabilecek bileşenleri de kontrol etmiş oluyorsunuz. Temizlik işlemleri için güzel bir fırça her zaman en iyisidir. Eğer çevrenizde varsa bir kompresör tabii ki işinizi çok kolaylaştırır. Ben genelde elektrik süpürgesi ile fırça kombinasyonunu tercih ediyorum. Fırça ile tozları kaldırırken uzaktan elektrik süpürgesi ile tozları alabilirsiniz. Aman dikkat edin elektrik süpürgesini cihazınızın içerine değdirmeyin. Hassas parçaları statik elektrik ile haşır neşir etmek iyi bir fikir değildir. Aynı şekilde kendi üzerinizdeki elektriksel yükü arada sırada boşaltmayı unutmayın. Volüm pot'ları tozlanmaya çok heveslidir. Çeşitli markaların temizleyicileri ile bunları tertemiz yapabilirsiniz. Temizlik malzemeleri için bilgisayar sektörüne göz atın. Özellikle Philips'in temizleyicileri benim senelerden beri keyifle kullandığım ürünler ve şimdiye kadar hiçbir sorun yaşamadım. İç temizlik bittikten sonra cihazların dış bölümlerini ise Pronto'nun anti-statik temizleyicisi ile güzelce parlatıyorum. Anti-statik kısmı sanki biraz hikaye gibi ama ürünün hem kokusu çok güzel hemde cihazları gerçekten ilk günkü gibi temizliyor. Cihazların iç ve dış temizliği bittiğinde genelde kablolara geçerim.

Kabloların koruma bölümlerini genelde evlerimizde kullanılan temizleyicilerle hallediyorum. Konektörlerde ise daha endüstriyel ürünlere göz atmak lazım. Aslında imkanınız varsa ProGold Conditioning Treatment veya bu iş için Cardas'ın ürettiği özel sıvılar en iyileridir. Ancak elinizin altında bunlar yoksa yapı marketlerde satılan özel temizleyiciler iş görür. Eğer üşenmezseniz cihazlarınızın giriş, çıkışlarını da güzelce temizlemenizi tavsiye ederim. Kulak çubukları bu işler için ideal malzemelerdir. Kalitelisini kullanın ki, pamuk kalıntıları kalmasın. Ancak bu iş için asıl güzel malzeme rimel sürmekte kullanılan özel fırçalardır. Eşinizden bir tane araklayın veya ona bir tane aldırın. Bu tarz şeyleri genelde kozmetik ürünleri satan mağazalarda bulabilirsiniz. Ben rimel fırçası istiyorum deyince ilginç bakışlarla sizi süzebiliyorlar. Bu tarz olayları yaşamak istemeyenler alışveriş kısmını eşlerine havale edebilirler. Ben kendi adıma amiyane tabiri ile biraz "makara yapmak" için kendi alışverişimi kendim yapıyorum. Neyse...  İlk bakışta deli saçması gibi gözükebilir ama küçücük alanlardan çıkan pisliğe inanamayacaksınız. Odyofil mantığı açısından bakarsanız, tüm bu kir konektörlerin geçirgenliğini yani sinyal aktarımını bir ölçüde azaltacaktır. Artık hangisi sizin için daha önemlidir bilemem ancak fazladan bir yarım saatinizi ayırıp temizlik yapmanızın kimseye zararı olmayacaktır. CD çalar gibi mekanik parçalar bulunan cihazlarınızı ise temizlemek onların sağlıklı çalışması için önemlidir. İsterseniz mekanik bölümlerdeki yağları (genelde özel gresler kullanılır) uygun olanlar ile yenileyebilir lazer göz üzerindeki tozları da temizleyebilirsiniz. Bir parça alkollü pamuk bu iş için yeter artar. Kullanacağınız alkol tabii ki isopropil alkol olmalı...


Pikap temizliği bitmiyor bende bir türlü.. Gyrodeck'in ardından Ereshkigal var sırada...

Tüm ara bağlantı, hoparlör ve elektrik kablolarını da temizledikten sonra ben genelde pikap bakımına geçerim. Ortalamanın biraz üzerindeki tüm pikaplarda belirli zaman aralıklarında bearing'teki yağı değiştirmek gerekiyor. Aslında değiştirmeseniz de kısa vadede bir sorun yaşamazsınız. Ancak uzun vadede toz ile bütünleşen yağ, yuvalarda ufak tefek sorunlara yol açabilir. Yağ için üreticinizin tavsiye ettiği yağı kullanmakta fayda var. Bearing'in içerisini pamuklu bir bez ile temizleyip yeniden yağ basmak biraz pis bir iş ama bunu senede bir kere yaparsanız iyi olur. Ben bu işlemi senede iki kez yapıyorum. Birincisinde tamamen yeni yağ basıyorum ikinci kontrolde ise yağ miktarını ve temizliğini kontrol ediyorum. Sizde 6 ayda bir gerekli kontrolleri yapın derim. Ayrıca pikap kolunuz bir damping kullanıyorsa veya lift mekanizması özel bir madde ile hareket ediyorsa bunları da eliniz değmişken bir kontrol edin. Örneğin SME V'te silikon bir damping havuz vardır (ben kullanmıyorum) ve lift mekanizması özel bir silikon ile çalışır. Sizde kendi kol üreticinizin önerdiği malzemeleri kullanın...


Hem temizlik hem tüp rolling. Bu arada Slyvania'nın GZ34'leri mükemmelmiş...

Benim gibi vakum tüplü ampli kullananlar tüplerini de çıkartıp ayaklarını temizleyebilirler. Kullandığım bazı tüplerin 40-50 yaşında olduğunu düşünürsek metal ayakları kontrol etmek ve eğer mümkünse temizlemek kimseyi kesinlikle üzmez. Bu işlem biraz ince işçilik gerektirir ama faydasını göreceğinize eminim. En azından ben görüyorum...

Hoparlörler ise temizlenmesi en kolay parçalar. Bas refleks portlarını güzelce silebilir, arka konektörlerini temizleyebilir ve eğer istiyorsanız kabininize güzelce bir cila çekebilirsiniz. Yine Pronto'nun bu işler için ürettiği güzel bir ürün var. Hemen her markette bulabilirsiniz...

Tüm bu süreç benim yaklaşık yarım günümü alıyor. Tüm sistemin sökülmesi, temizlenmesi ve yeniden kurulması. En az bir altı ay sisteme tekrar dokunmama gerek kalmıyor. Böyle kapsamlı temizliklerin ardından gözlemlediğim şey sistemin çok daha iyi çaldığı. Bunun psikolojik olup olmadığını çok uzun zaman anlamaya çalıştım. Aynı şekilde o yorgunluğun üzerine ne dinlerseniz iyi geleceğinin de farkındayım. Ancak bunları ötesinde bir şeyler oluyor. Sanki sistem daha iyi çalıyor.

Tüm bunları yapmak için gerekenler, bolca vakit, biraz yorulmayı göze almak ve çeşitli satış noktalarında kolaylıkla bulabileceğiniz 10 ila 20TL tutarındaki temizlik malzemesi. İyi çalıp çalmama konusundaki yorumu size bırakıyorum ama sisteminizin tertemiz olacağı garanti. Bu arada ev ahalisinden çok teknik olmayan konularda -örneğin stand silinmesi veya cihazların dışının temizliği gibi- yardım alırsanız hem işiniz kolaylaşır hemde birlikte iş yaptığınız için belki ev ahalisini hifi konusunda sizi daha anlayan bir hale getirebilirsiniz. Kendi evinizdeki durumu en iyi bilen siz olduğunuzdan kendinize göre taktikler belirleyebilirsiniz.

Tube Rolling: Yeni Tura Hazırlık



2010 yılı içerisinde yazdığım "2A3 Tube Rolling Coşkusu" yazısı nedense son dönemlerde en çok okunan yazılarımdan bir tanesi haline geldi. Bu yazı çok ilginç bir şekilde en çok "Google Translate" kullanılarak çevrilen yazılarımdan bir tanesi. Hatta Amerika'dan Avrupa'ya hatta İran gibi hiç beklenmedik ülkelerdeki hi-fi forumlarında bu yazıdaki fotoğraflara rastlıyorum. Önümüzdeki günlerde ikinci bir tur tube rolling yapacağım. Sevgili Koray Abi'den (Nostubestore.com) gelecek paketi dört gözle bekliyorum. Bakalım bu kez neler olacak!

Stax SRM-T1 ve SR-Lambda Signature



Son dönemlerde müzik dinleme olayını abarttığım için bir kulaklık arayışım var. Geceleri birbirinden avant-garde albümleri dinlemek gayet keyifli oluyor ancak ses açmak konusunda ciddi bir sıkıntı yaşıyorum. Apartmanda yaşayınca komşulara cinnet geçirmemek lazım. Sabaha karşı saat dört sularında Alexander Von Schlippenbach - Globe Unity Orchestra dinlerken ses açmak pek doğru bir davranış olmaz.

Durum böyle olunca kulaklık arayışına girdim. Bu konuya çok fazla bütçe ayırmak gibi bir planım yok. Bu aralar bazı denemeler yapmaya çalışıyorum. Geçen gün bir arkadaşımdan Stax SRM-T1 kulaklık amplifikatörü ve yine Stax SR-Lambda Signature kulaklıklarını ödünç aldım.

Aslında fena bir hata oldu...



Bunun en önemli sebebi Stax'ın kulaklık konusunda aşmış bir firma olması. Zaten firma kendisini kulaklık üreticisi olarak tanımlamıyor. Earspeaker yani kulak hoparlörü üretici terimini bulmuşlar. Japon firma ne iddia etse hakkıdır. Detay seviyesinden tutun sahneye kadar çok acayip bir etkisi var bu kulaklıkların. Hatta sahne beyninizde oluşuyor. Yukarıda Stax SR-Lambda Signature kulaklığın pardon kulak hoparlörünün ayrıntısı var...



Kulaklılar elektrostatik yapıda. Yukarıda kulaklığın içini çekmeye çalıştım. Pek belli olmasa da, ayrıntıları görebiliyorsunuz. Kulaklık amplisi ise ayrı bir hikaye. Vakum tüplerle donatılan ampli tam Japon ayrıntı deliliğinin bir  örneği. Adamlar hemen her şeyi düşünmüşler. Önümüzdeki günlerde bu kombinasyonla alakalı bir yazı yazmayı planlıyorum...

Vakum Tüplü Ampli Sahibi Olmanın En İyi Yanı :)



Aslında soruya verilecek cevap çok fazla. Vakum tüplü ampli sahibi olmanın en iyi yanlarından birisi tube rolling coşkusu. Geniş kapsamlı bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Bu aralar EF184'lerle oynuyorum. Keyifli :)

Amperex White Label 7308/E188EC



Sizlere dün burada 6922 denemelerimden bahsetmiş ve Amperex White Label 7308/E188EC'nin testte ilginç işler yapma potansiyeli olduğundan bahsetmiştim. Aradan daha bir gün geçmeden haklı olduğumu gördüm. Açık konuşmak gerekirse 1960'ların Siemens ve Telefunken'lerinden eksiği olmadığı gibi çok daha müzikal olduğunu söylemem lazım. Bu vakum tüpler pek kolay bulunur değiller ve haliyle hiç ucuz değiller. Ancak denk gelirseniz bırakılacak gibi değil. CD çalarlarında vakum tüplü çıkış katı olanların bir göz atması şiddetle tavsiye edilir.

Tube Rolling; 6922, 6DJ8, ECC88 ve Türevleri



Vakum tüplü ekipman kullananların en keyif aldığı şeylerden bir tanesi olduğunu düşündüğüm "tube rolling" yapmayalı bayağı zaman olmuştu. Tube rolling ne demek derseniz daha önce yazmış olduğum 2A3 tüplerle ilgili yazımda şöyle bir açıklama yapmıştım; "Tube rolling en basit olarak, vakum tüplü ampli kullanıcılarının farklı markalardan farklı tarihlerde üretilmiş veya birbirinin yerine tutan vakum tüpleri denemesi şeklinde açıklanabilir" Bu arada 2A3'ler konusunda yazdığım yazı bence müthiş keyifliydi, bir göz atmanızı tavsiye ederim.Göz atayım derseniz buraya tıklayın. Yazıyı yazdığım dönemde amplifikatörüm üzerindeki tüpler konusunda hem bayağı araştırma yapmıştım, hemde ortaya çıkan sonuçlardan büyük keyif almıştım.

Ampli konusunu kapatınca sıra CD çalarıma gelmişti. Uzun senelerdir Koala Tube modeli bir CD çalar kullanıyorum. isminden belli olacağı üzere cihazın çıkış katında birer adet tüp var. Denemeler için ampli ile aradan uzun zaman geçince artık başlayayım diye düşündüm ve Koray Bey'i aradım. Aslında kendisine hitap ettiğim şekilde Koray Abi. Haftada en az bir gün telefonla çeşitli konularda sohbet ettiğim ve çok şey öğrendiğim Koray Abiye 6DJ8/ECC88 denemeleri yapacağımı söyleyince bir hafta içerisinde bir paket aldım.Tahmin edebileceğiniz gibi içerisinde tüpler vardı.



Aslında 6DJ8/ECC88 ailesi daha çok 6922 olarak biliniyor. Ancak ECC88, E88CC, 6DJ8, CCa, 6922, E188CC, E288CC, 7308, 8223, CV2492 ve 6H23 gibi farklı kodlardaki tüpler kardeş statüsünde. Bu süreçte deneyeceğim ilk tüp Amperex Bugle Boy 6DJ8/ECC88. En üstteki fotoğrafta görülen tüp Philips'in Heerlen/Hollanda'da yerleşik fabrikasında 1963-66 yılları arasında üretilmiş. Meraklıların çok sevdiği tüpler. Ayrıntılı bilgi için buraya göz atabilirsiniz. Ancak asıl bomba Amperex White Label 7308/E188EC olacak galiba. Yine 1960'larda üretilen bu tüp hem görüntüsü hem altın ayakları ile daha şimdiden gönlümü fethetti bile.

Denemeler ilerledikçe yorumlarımı yazacağım...

Bir Sayının Ardından


Stereo Mecmuası'nın 27. sayısını kazasız belasız yayınlamayı başardık şükürler olsun ki. Sayının yayınlanmış olması aslında hayatımı daha da zorlaştırıyor. Her yeni sayıda firmalardan veya kişilerden test etmek için aldığım ürünleri birer birer gitmeleri gereken yerlere göndermem gerekiyor. Bugünde 27. sayısının yukarıda görülen son anısını paketledim. Sisteme bir şeyler ekleyip çıkartmak pek sevdiğim bir şey değil ama Stereo Mecmuası sayesinde (aslında yüzünden) test dönemleri ev savaş alanına dönüyor. Uzun yıllardır sistemime ekleme çıkartma yapmıyorum pek, aslında yapıyorum ama genelde minik şeyler, küçük aksesuarlar. Muhtemelen Stereo Mecmuası projesi bitince uzun yıllar hi-fi dergisi bile okumam.

Diğer nefret ettiğim bir şey ise kargolarla uğraşmak. Tüm gelen ürünleri paketle, kargoları takip et. Bu arada eski bir mağazacı olarak kargolarla uğraşmayı hiç sevmem.  Mağazacılık öncesi sorunum yoktu ama yok promosyon malı geldi, yok iadeler kayboldu zaman içerisinde nefret ettim vallahi. Ama Stereo Mecmuası ile  yine yeni yeniden kargo hengamesi yaşıyorum. Bunların üzerine binlerce liralık emanet ekipmanı evde tutmakta ayrı bir stres. Ürünlerin başlarına bir şey gelse ne yapacaksınız? Tabii ki satın almak lazım.


Örneğin yukarıdaki kutunun ederi 5.000 Doların üzerinde. Nasıl bir stres yaşadığımı siz düşünün artık. Bu  ürünlerin bir çoğunu özel şekilde paketleyip düzgün kargolara vermek lazım. Yan sokaktaki kargocu Mehmet Amcaya vermek demek sinir stres sahibi olmak demek. İyi çalışan kargoların gönderi ücretleri evlere şenlik. Küçücük bir zarfın bile (tüm ürünlerin irsaliyeleri geri gidiyor)  gönderi bedeli 10TL'nin üzerinde. Koskoca paketleri düşünün bir de. Allah'tan bazı firmalar anlaşmalı oldukları kargolar ile beni kargo ücretinden kurtarıyorlar. Zaten böyle dostlar olmasa dergi çıkartıyoruz diye şahsi bütçelerimizi de yeriz. Hoş zaten ne gidiyor bu projeye hesabını yapmıyorum. Ayrıntılı bir hesap yapsam sanırım ertesi gün veya o an siteyi kapatırdım...

Her şeyin ötesinde ne yapıyoruz ücretsiz dağıtılan hi-fi dergisi yayınlıyoruz. Kendime koskoca bir aferin, bu dertleri başıma kendim açtım sonuçta.

Bitmedi... Bir de tüm bunların sonunda evi toparlayıp kendi sistemime dönme konusu var. Kablo sök tak yapmaktan gerçekten nefret ettim artık. Bazen bıkkınlık geliyor. Allah'tan sistemi geri kurup, ilk tınılar çaldığından her şeyi unutuyorum. Veya kendimi kandırıyorum, öyleyse de lütfen ses etmeyin, çaktırmayın..


Bu arada sisteme bir oyuncak ekledim. Cihaz değil bir LED lamba. Okuma lambası olarak geçiyor yaklaşık 10TL'ye satılıyor. Benim gibi karanlıkta müzik dinlerken plağın üzerine iğneyi indirirken kaza yapmamak için pikabın yanına eklenmesi şart. Bu ürünler genelde kırtasiyelerde ve büyük marketlerde satılıyor. Fena da iş görmüyorlar doğrusu...

Pikap Kolu Yakmak İçin Zihni Sinir Projesi


Stereo Mecmuası'nın geçtiğimiz sayılarında Blue Horizon firmasının Proburn ürünü ile alakalı bir inceleme yazmıştım. Geçtiğimiz günlerde küçük bir müdahale yaptığım Bluenote Borghese pikap kolunu acil şekilde yakmam gerekti. Tabii ki kabloları:)  Bir zihni sinir projesi ile Proburn'e özel bir kablo yaptım. Böylelikle küçük headshell'leri cihaza bağlama şansım oldu. Bir kaç forumda bunu paylaşınca ilginç tepkiler aldım. Elinizde bu tarz bir kablo yakıcı var ise hani aklınızda bulunsun diyerek fotoğrafları yayınlıyorum.

Bu Hafta Gyrodec Çalsın:)


Bu hafta biraz nostalji yaşamaya karar verdim. Kendi yaptığım Ereshkigal pikabımı bir haftalığına emekli edip, Michell Gyrodec pikabımı kurdum. Tabii ki pikaba SME Series V'i taktım. Yine ne zamandır tadını özlediğim Denon DL-103'ü de kutusundan çıkartıp hemen kola taktım. Bu kolun seveni de sevmeyeni de çoktur. ancak şöyle ayrıntılı baktığımda günümüzde bu üretim kalitesine ulaşabilen ancak bir kaç pikap kolu var ne yazık ki. Rahmetli John Michell, pikap değil sanat eseri üretmiş bence. Pikabın dönüşünü izlemek bile başlı başına keyif. Benim en kısa zamanda yeni bir stand almaya veya yaptırmaya ihtiyacım var. Bir tarafta Ereshkigal dursun, diğer tarafta da Gyrodec. Galiba ben bu ikisinden de vazgeçemeyeceğim! Fotoğraflar dün akşamdan...

Sizce de güzel gözükmüyor mu?

Denon DL-103. Zamanın eskitemediği eski dinazorlardan!

Pacific RIAA



Stereo Mecmuası'nın geçmiş sayılarında Pacific RIAA'dan bahsetmiştik. Ayrıntıları buradan okuyabilirsiniz. Bu ilginç yapılı pikap katından bir tanesini sistemime ekledim. Deneme sonuçlarını foruma yakın zamanda eklemeyi planlıyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...