Bilgi, Bilgi, Bilgi ve Bilgi

 


Geçen yazımda Betta camiasının resmen underground bir piyasa olduğundan bahsetmiş ve çeşitli sosyal platformlarda acayip bir devinim olduğunu yazmıştım.  Çeşitli whatsapp gruplarına üye olarak camianın yavaş yavaş içine girdiğimi söyleyebilirim.

Tabii bunlar olurken bir yandan hazırlıklarımı da yapmış idim. İlk olarak tankım veya ismiyle Fifty Shades of Brown hazırlandı. Bu oldukça uzun bir süreç oldu. Çeşitli yazılarımda hazırlık süreci ve motivasyonlarımdan bahsettim. Tankın hazırlanmasının akabinde yem stoğumuzu da yaptık. Ancak bu stoğun sadece oğlumun "Gek Gek Yele" Betta'sına yaradığını itiraf etmeliyim. Sanırım daha sonraki bir yazımda bu konuyu da açarım. Tabii şimdi bunları kolayca yazıyor çiziyorum ama tüm bu süreçler neredeyse yaz boyunca devam etti. Herşeyin tam istediğim gibi olması için çok özendim. Allah'ta utandırmadı... 

Yaz aylarına gelmeden önce Covid belası yüzünden ekonomiler kapanınca balık ithalatı durmuş. Ben akvaryumumu yapıyorum ama içine ne balık koyacağım konusunda en ufak bir fikrim yok. Neyse ben akvaryum hazırlıklarını yaparken yazın sonunda ithalat yasakları ortadan kalktı ve farklı yabani Betta türlerinden balıklar arz-ı endam etmeye başladılar memleketimizde. 

Bu noktada pre-order yani ön sipariş diye bir olay var. Çeşitli sosyal platformlarda Betta'ların resim ve/veya fotoğrafları yayınlanıyor. Eğer ilginizi çekerse sizin için ithalatın içerisine ekleniyor. Bu platformlarda fiyat zikretmek sıkıntı olduğundan ilgilenen kişiler konunun altına "Bilgi" yazıyorlar. Size fiyat bilgisi özel mesaj vasıtası ile gönderiliyor. 


Bende bu olayın içerisine girdim ama bir yandan da utanıyorum. Rahmetli babadan öyle alışmamışım ki! Senelerdir aynı kişilerden alışveriş ederim fiyat para vesaire konuşulmaz. Alınır, zamanında parası ödenir. 

Burada tam aksine, pazarda herşeyin fiyatını soran yaşlı teyze gibi "bilgi" de bilgi yazıyorsun. Alışmamışım ki böyle bir olaya. Sanırım Burak Bey'e yazdım, ya kusura bakmayın birkaç balığa  "bilgi" yazıyorum size de zahmet veriyorum diye, adamcağızda yazmış "ne zahmeti işimiz bu" diye... Ben yine de utandım valla. Hayatta sevmediğim bir şeydir fiyat sorup almamak. Hadi bu yeni bir alan diye kendimi avuttum. Gittiğim en yeni restoranın bile 20 senelik müşterisi olduğumu düşünürsem akvaryum hobisi benim adıma gerçek bir devrim sayılır.... 

Bu arada bu sosyal platformlar eskilerin deyimi ile gerçekten bir film, izlenimlerimi yazacağım bir ara... 

Neyse bir yandan Betta balıkları havalarda uçuşup, bilgi coşkusu yaşanırken, ben ne alacağım konusunda karar vermiş değilim. Günün birinde whatsapp'ta "Betta Bilgi Grubu"nda bakınırken bir çift gördüm. Amanın dedim bu ne böyle. Meğerse satılık imiş, hiç bilgi falan yazmadan dedim benim bunlar. Ne fiyat, ne de kimin balığı olduğunu biliyorum. Satan arkadaşımız bile durumu ilk anda anlayamadı zaten. Her işte bir hayır vardır derler ya, o hesap. 


Balığı satan kişi Mehmet Bulut diye genç bir arkadaşımız imiş. Yaşından büyük bilgisi olan, düzgün bir genç adam. Hemen irtibata geçtim, dedim ki, fiyatını söyle hemen havaleyi çıkartayım. Abi dedi balıklar Sadettin Kesergen'in. Bu ismi daha önce zikrettim, akvaryumu kurarken bana Catappa yaprakları konusunda yardımcı olmuştu. Yahu diyorum bunca zamandır yazışıyoruz, konuşuyoruz, neden söylemiyorsun bende böyle balıklar var diye. Bilgi de bilgi diye ortalarda dolaşıyorum. Sonra bir fotoğraflar geldi ki, Allah Allah. Dişiler erkek gibi renkler müthiş. Yahu dedim akvaryum büyük iki dişi, bir erkek koyalım mı? Abi dedi olur... 

Bu sırada ben yine sayfiyedeyim balıkları aldık ama haftalar sonra kargolanacak. En azından artık kafam rahat akvaryumumdaki herşey hazır. Bir sonraki yazıda balıklarımızı tankımıza ekleriz artık... 



Six, Six, Six, The Number Of The Beast

 

Bu "Haftanın Güzeli" Klipsch'in yeni "The Sixes" aktif hoparlörlerinin reklamından gelsin bakalım... 

Klipsch The Sixes


Valla Klipsch özellikle de eski modellerini ben severim. O büyük kasalar nedense hep ama hep ilgimi çekmiştir. Ha bu heyüla gibi hoparlörleri evlerimize bugünün koşullarında koymak pek mümkün değil. Yeni nesil Klipsch'ler konusunda ise o kadar hevesli değilim en azından modern tasarımlı olanlara. Ama Prestige serisi her zaman sevdiğim bir seri olmuştur. 

Bu sene Klipsch bir sürpriz yaparak "The Sixes" diye bir aktif monitör duyurdu. Hemde ne monitör, tasarım vesaire muhteşem, fiyat ise Amerika için 600 Doların altında. Kaşınıyor muyum evet kesinlikle... 



Basın bülteninde şöyle yazmışlar; 

Öncelikle, potansiyel sahipleri, The Sixes'ın güçlendirilmiş monitörlerden çok daha fazlası olduğunu bilmelidirler: bunlar tek noktadan daha çok ses çözümüdür. 192kHz / 24-bit çözünürlüğe sahip yerleşik bir DAC, optik (Toslink), koaksiyel, USB veya Bluetooth dahil olmak üzere çok sayıda dijital bağlantı seçeneği sunar. Hoparlörler, hat seviyesinde girişleri de kabul eder. Tek bir çift RCA konektörü ve bir stereo mini jak, hoparlörlere birden çok harici kaynak için ekstra çok yönlülük sağlar. 

The Sixes geleneksel kutulu bir şekle sahipken, retro stil güzel bir estetik dokunuş sunuyor. Bakır rengini tamamlayan Ceviz kaplama kabinlere sahip test çiftimiz, bu hoparlörleri görsel olarak öne çıkarıyor. Şirket ayrıca alternatif bir kaplama seçeneği arayanlar için bir Ebony versiyonu da sunuyor.

Bang & Olufsen Beogram 4000c



Bang & Olufsen Beogram 4000c yeniden elden geçirilerek üretilmiş, gerçekten görülmesi gereken bir pikap veya benim için bir manzara. Geçmişe selam çakan bu tanıdık pikap, ikonik orijinalini temel alıyor. 

1970'lerde lanse edilen Beogram 4000 serisi pikaplar, bir dönemin estetiğini tanımladı: sanat müzeleri tarafından toplanan ve tasarım tarihi kitaplarında yer alan müzikseverler için bir klasik haline gelmek. Etkisi bugün hala görülebilir ve duyulabilir. Müzik ve teknoloji gelişmeye devam ederken bile, bir ürünü güzel ve benzersiz kılan değişmeyen değerlerin olduğunu kanıtlamak için Beogram'ı yeniden ele aldılar. 


Herşey iyi hoş ama  bu sınırlı sayıda üretilen pikabı evinizde istiyorsanız hızlı hareket etmeniz gerekecek çünkü sadece 95 adet mevcut olacak! Zamansız bir klasiği yeniden canlandıran Bang & Olufsen Beogram 4000c, tamamen yeni bir ürün değil. Bunun yerine şirket, parçalarını söküyor, inceliyor, temizliyor ve yepyeni parçalar ekliyor. 

Fiyat mı, 12.000 Dolar civarında.... Bu para verilir mi, bilmiyorum, verebilirim sanırım... 

Betta Camiası ve İlk İntibalarım


İlk akvaryumumu kurduğum dönemlerde black water tankları gördüğüm zaman bunlardan bir tane ben yapmalıyım diye düşündüğümü yazmıştım. İlk akvaryumumu bir şekilde tamamlayıp rahata erince bu tarz karanlık akvaryumlarda ne tarz balıklar besleyebileceğimi araştırmaya başladım. Malumunuz Güney Amerika bu tarz kurulumlar için harika bir çeşitliliğe sahip. Discus, Melek gibi balıklar gösterişli tarzları ile hemen dikkat çeken 2 tür. Ama doğruyu söylemek gerekirse benim ilgimi çeken türler değildi. Kardinal, neon ve onlarca Tetra türü yine bu tarz suların müdavimlerinden. Tetra'ları listeme ekledim hemen. Bu sürü balıkları çok şirinler ve hoşuma da gidiyor doğrusu. İlgimi asıl çeken tür ise Apistogramma ailesi oldu.   

Karanlık suların Asya temsilcileri ile ilk karşılaşmam akvaryum.com sitesinde Sn. Orkun Kırcı'nın konu başlığı sayesinde oldu; Wild yani yabani Betta'lar. O ana kadar böyle bir balığın varlığından bile haberi yoktu. Hiç yalan söylemeyeyim. İlgimi hızlı bir şekilde Güneydoğu Asya bölgesine doğru çevirdim. Gurami türleri gerçekten müthiş görüntüleri ile bir seçenek idi. İkinci tür -ki bu B planım- Rasbora ailesi oldu. Bunlar bir nevi Tetra'ların Asya'daki karşılıkları. Wild yani yabani Betta'lar ise okudukça, araştırdıkça ilgimi daha fazla çekmeye başladı. 


Araştırma deyince bu konuda birkaç kelam edeyim. Eğer yabancı diliniz varsa -İngilizce özellikle- ve Betta'lar hakkında araştırma yapacaksanız anormal geniş bir kütüphane var. Özellikle bir çok Asya ülkesi başta Tayland olmak üzere bu balıklara özel bir anlam yüklediği için akademik araştırmalar, makaleler inanılmaz sayıda. Renk pigmentlerinden, DNA yapılarına kadar çok spesifik alanlardan daha genel bilgilere kadar yıllar boyu okunacak kaynak var.. Wid Betta'lar söz konusu olunca listeye İngilizce'nin yanında Fransızca, Almanca'da ekleniyor. Bu iki Avrupa ülkesinde oldukça fazla Wild Betta meraklısı var gerek makaleler gerekse de tartışma platformları acayip zengin. Endemik türler hakkında çok yazışma var. Bu platformlarda gerçekten acayip bir yardımlaşma söz konusu ama Türkiye şartlarında gerçek bir adanmışlık lazım bu türlere girebilmek için. 

Türkiye'de ise durum fena değil diyelim. En azından daha bilindik Betta'lar konusunda... 

İlk olarak Kerimin Pet Dünyası isimli bir web sitesi var. Genç bir arkadaşımız tarafından gerçekten özverili bir çalışma ile yapılmış bir web sitesi ve video içerikleri de var. Yine video içerik yapan BettAngora diye bir kanal var. Bu kanalın içeriği görebildiğim kadarı ile bayağı ilgi çekici. Ancak ben video seyretmeyi sevmediğim için yazılı kaynakları takip ediyorum. Çeşitli sosyal platformlarda Sn. Ozan Bilgisun isimli meraklı tarafından yazılmış makaleler var.. Bunlar haricinde akvaryum.com sitesinde Sn. Orkun Kırcı gibi meraklıların Wild Betta'lar, ismini sayamayacağım kadar çok meraklının Betta'lar hakkında yazılarını bulabilirsiniz. Betta satın alacağım derseniz ve özel türler konusuna meraklı iseniz Sn Burak Bey'in Beta Petshop sitesi en bilinen platform. 

Ancak asıl şenlik sosyal platformlar üzerinde. İşin komik tarafı ben bunların hiçbirisini kullanmıyorum normalde. Yani otomatik olarak kullanıyorum diyelim. Sitelerimden yazılar otomatik olarak ekleniyor. Kendim açıp Facebook'a bakmayalı seneler olmuştur örneğin. Betta'lar ile ilgileniyorsanız bir kere Instagram ve Facebook platformlarını takip edeceksiniz. 


Burada bence bir sorun var. Örneğin Sn Cihan Yapıcı diye bir meraklı var. Wild Betta söz konusu olunca tüm oklar kendisini gösteriyor. Fakat benim gibi konulardan bihaber bir insanın Cihan Yapıcı ismine denk gelmesi imkansız. Yine işin içindekilerin yakından tanıdığı bir isim olan Sn Erdal Türkoğlu aynı şekilde. Bu isimlere Instagram, Facebook vesaire üzerinden ulaşabiliyorsunuz örneğin. Yine bu isimler öyle veya böyle camiada bilindik isimler, bir de bilinmeyen ve az bilinenler var ki, o da ayrı bir şenlik. 

Anlayacağınız Betta camiası oldukça garip bir camia imiş. Resmen underground bir piyasa.. Haa bir de whatsapp grupları var ki, o da ayrı bir yazının konusu olsun.... 



Sapphire

AMD Radeon serisi ekran kartı alacağımız zaman en iyi markalardan bir tanesi Sapphire firması kesinlikle.  5700 XT serilerinde de bu durum değişmedi. Ancak Sapphire firmasının hem NITRO+ hem de Pulse serilerinin özellikle arka plaka veya back plate'leri ne kadar çirkin yahu. O kadar özendik bezendik bilgisayarımızı yaparken bir eski back plate'e bakın, bir de yukarıdakine... 

Yukarıdaki manzara benim bilgisayarımda. Şimdi bunu kaldır yenisini tak iyi hoş ama görüntü mahvolacak. Neyse bir yolunu bulacağız bakalım... Son bilgisayarımı toparlarken çok özenip uğraşmıştım. İçine etmeden bir yolunu bulacağız inşallah... 

Kart için Murat'a çok teşekkürler.... 

Micro Seiki MR-222


Micro Seiki MR-222 pikap. Belt drive bir model. Üretim tarihi: 1972. Operasyonelliği ve işlevselliği ön plana çıkartan kayış tahrikli bir plak çalar. Kayış tahrik sistemi, 4 kutuplu senkron motorla optimize edilmişti.

Micro Seiki fiyat rekabetini ön plana aldığı bu modelinde kullanıcı dostu özellikleri de unutmamıştı. Otomatik başlama, durma gibi. Kol tabii ki ileride gelecek kollardan çok daha basit yapıdaydı. Aynı dönemin ortalarından itibaren ise tanıdığımız ve sevdiğimiz Micro Seiki pikaplar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacak idi... 

Mavi Mavi Plaklar

 


Oda System Speaker



Oda System ilginç bir konsept getiriyor. Hem hoparlör alıyorsunuz, hemde özel akustik performansları dinleyebileceğiniz bir müzik sistemi üyeliği alıyorsunuz. Saçma bir konsept bana sorarsanız. Bakalım sonu ne olacak... 

Hoparlör 250 Dolar civarında, üyeli fiyatları şimdilik belli değil... 

Oda System hoparlörleri size canlı performanslara erişim sağlar Oda System ev hoparlörleri basit malzemeleri etkileyici sesle birleştirir. İki ahşap panelden yapılan bu kare hoparlör kurulumu, sesi canlı müzik dinliyormuşsunuz gibi hissettirir. 

Oda Sistemi ile, her sezonun başında faturalandırılan bir Oda üyeliği isteyeceksiniz: ilkbahar, yaz, kış ve sonbahar. Üyelik size canlı performanslara özel erişim sağlar. Aslında, radyo dinlemek gibi ama her zaman inanılmaz sanatçılarla. Oda performanslarını dinlerken hoparlörler kulağa harika gelse de, Bluetooth veya kablolu bağlantıyla da çalışırlar, böylece istediğiniz her şeyi çalabilirsiniz. Son olarak, tamamlayıcı uygulamayı kullandığınızda, bu ev hoparlörlerini kontrol etmeyi kolay bulacaksınız.


Betta Akvaryumu İçin Mini Otomasyon Sistemi

 


Geçtiğimiz sene kurduğumuz ilk akvaryumda yaz tatili büyük bir sıkıntı yaratacağından dolayı akvaryumla eş zamanlı olarak oldukça gelişmiş sayılabilecek bir otomasyon projesine başlamıştım. Tabii bu gelişmişlik olayının ucu bucağı yok. Şöyle demek daha doğru olacaktır. Kendi açımdan gelişmiş. Gün sonunda yaptığımız sistem 4 ay boyunca süren yaz tatilimiz boyunca beni çok rahat ettirdi. Balık besleyen meraklıların çektiği eziyetleri okuduğum için biz güle oynaya tatilimizi yaptık. Ama asıl önemlisi oğlum ile harika vakit geçirdik ve gerçekten çok çok fazla şey öğrendik. 

Bu seneki projemiz -artık biliyorsunuz- Wild Betta akvaryumu. İlk adımlarımızı uzun bir yazıda sizlere anlatmaya çalışmıştım. Bu akvaryumun anti-teknoloji tankı olacağını yazmıştım. Nerede yazdığımı bile hatırlıyorum. Akvaryum.com sitesinde Sn. Nursu Hanımın bir akvaryum tanıtımı içerisine. Hem buradan selam göndermiş olalım hemde bizim Betta akvaryumu için nasıl bir ilham kaynağı olduğunu da yazayım. 


Öncelikle akvaryum.com diye bahsettiğim site bir forum sitesi. Bizim Mecmua'nın forumları gibi. Meraklıların bilgi paylaştığı bir platform. Geçen sene biz kendi akvaryumumuzu kurarken bahsi geçen hanımefendinin akvaryumlarını oğlum ile çok ilgi ile takip etmiştik. Forumda belki çok daha güzel akvaryumlar var, müthiş biyotoplar var, ancak Sn. Nursu Hanımın akvaryumlarında değişik bir aura var. İçten demek lazım belki de. Birkaç örnek fotoğrafı yukarıya ekleyeyim kendisinin hoş görüsüne sığınarak. Hatta bir de yeni öğrendiğim ve Betta platformlarında bol bol duyduğum bir deyimi de yazayım. Ben bile yaşarım orada...  Bunu ilk Sn. Sadettin Kesergen'den öğrendim. Sonrasında çok şeyde öğrendim kendisinden. Selam olsun... 

Neyse konu konuyu açıyor yine. Ne demiştik,  anti-teknoloji tankı. 

Ulan madem anti-teknoloji tankı olacak, ne alaka otomasyon diyorsanız, haklısınız. Ama bir sorun neden yaptın diye... 

Belki bilirsiniz ben elektrik konusuna gerçekten takıntılıyım. Kendi elektronik cihazlarımı geçtim, Mecmua'nın aktif olduğu dönemlerde  yüzbinlerce Euro değerinde ekipman test ettiğim için elektrik çok önemli. Bir sıkıntı da yaşanacakları düşünemiyorum bile. Yeni akvaryumun veya ismiyle Fifty Shades of Brown tankımızın ışıklarını otomatik açıp kapatmak için bir zaman ayarlı priz alayım dedim. 

İki tür zaman ayarlı priz var, birincisi mekanik olanlar. Seslerinden nefret ettim. Benim gibi saat bile kullanmayan bir insan için hele ki çalışma odasında nasıl bir eziyet anlatamam... İkinci tür ise dijital olanlar. Bunların da harc-ı alem(1)  olanları var piyasada. Maalesef yapım gereği güvenemiyorum.. Düzgün bir marka olanlar ise ucuz değil. Hazır olmuşken wifi'li olsun, o da olsun bu da olsun deyince işler geleneksel olarak çığrından çıktı yine. 

Bunun üzerine eldeki parçalar ile "0" yazıyla sıfır maliyet ile minik bir otomasyon sistemi yaptık oğlumla. Bu defa ki basit ama... Sadece ısı sensörleri ile odayı ve akvaryumun içini kontrol ediyor. Yine ısıtıcı bu sensörler tarafından açılıp kapatılıyor. Optimal sıcaklık sağlanıyor. Bir de ışıkları, gerek akvaryum içi LED'leri gerekse de ambiyans ışığını, açıp kapatıyor. Başka bir şey yok. Vallahi de olmayacak... 


Daha önce çok yazdım çizdim, bu konu hakkında, uzatmayacağım. Kasasını aynı buradaki gibi yaptık ama daha küçük edisyonu oldu. Bağlantılar filan daha önceki konularda var zaten en aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz.

(1) Kaan Beye düzeltme için teşekkürler

 

Yeni Mallar ve Yeni Ürünler

 


Geçtiğimiz yazılarımdan bir tanesinde Betta Beslemek ve Yem Paradoksu başlığı altında sonu gelmeyen bir alışverişin içine girdiğimi ve dışarıdan gelen destekler ile bol bol yem stokladığımı yazmıştım. Tamam normalde bir şeyleri stoklamaya bayılırım da, söz konusu balıklar ve akvaryum olunca hiç öyle bir hevesim yok. Bu Betta denen balık bir acayip arkadaş, yem seçmek vesaire her şey bunlarda. Neyse...

Bahsettiğim başlıkta yazdıklarım haricinde binbir çeşit yan üründe var elimde. En sevdiğim markalardan bir tanesi olan  Seachem Betta Basics vesaire. Yaz yaz bitmez. 

Geçenlerde bir video izledim ki, normal koşullarda video izlemek yerine okumayı tercih ederim. 5 dakika video seyredeceğime aynı bilgiyi muhtemelen 1 dakikada okumak mümkün. Gereksiz zaman kaybı bana sorarsanız. Video kısa olunca hadi dedim seyredeyim. Beyaz saçlı muhtemelen orta yaşlarında bir adam, ülkemize ithal edilen balıklardan satın aldığınızda yapmanız gerekenleri anlatıyor. Bilgili bir abiye de benziyor, dur dedim, 2-3 dakika seyredeyim. Bir dükkan, bir sürü raf, raflarda bir sürü Betta. Abi anlattıkça anlatıyor. Hızlı hızlı onu yapacaksınız, su önemli, değişim şöyle olacak falan filan. Anlattıkları da mühim. Neyse videonun sonunda bu abi kalkıp Tropical Sanital Ketapang mutlaka kullanın demez mi? 

Ulan ben böyle bir şey aldım mı, yoo hayır. Yurtdışında okuduğum meraklıların yazılarında hiç denk gelmedim. Birkaç güzel arkadaş edindim Whatsapp gruplarında. Dedim ki, böyle bir ürün var ne diyorsunuz. Abi, çok güzel, başarılı demezler mi, Haydi bakalım otur bilgisayarın başına ver sipariş. 

Bu arada beyaz saçlı abi diye bahsettiğim kişi, Burak Beymiş. Yerel Betta balıkları camiasında tanınan bir kişiymiş. Beta Pet Shop diye bir mağazası var. Bir göz atarsınız arzu ederseniz. Ben yukarıdaki ürünleri bahsi geçen web sitesinden aldım.

Aklınıza yanlış bir şey gelmesin. Bahsettiğim ürün matah paralar değil artı ille benim gibi kutulu olmanıza da gerek yok. Açık halde de satılıyor. Açık halde satılmak dediğim de benim yeni öğrendiğim bir kavram. Daha büyük gramaj veya hacimli ürünler tahmin edebileceğiniz üzere daha ucuz oluyor. Bazı firmalar bu büyük kutulardan size istediğiniz gramajlarda satıyor. Daha ucuza geliyor böylelikle ürün. İlle kutulu almanıza gerek yok yani. 

Tam bahsettiğim ürünü alırken bir de Tropical Sanital Aloe Vera diye bir şeye denk geldi. Bunun da faydasını gören çokmuş. Aynı şekilde bu ürünün de açığı kapalısı var. Hadi dedim bundan da koyalım sepete. Ha bu arada ille Betta'da kullanacaksınız diye bir şey yok. Bu Aloe Vera farklı balıklar içinde faideli bir eser. Onu da koyduk sepete... 


Daha benim balığım yok ama ekipmanımızın maşallahı var.. Bunlardan faydalanan bir de balık var evde. Oğlumun "Gek Gek Yele" Bettası. Onun hikayesini anlatmadım galiba. O da başka bir yazının konusu olsun...
   

Hitachi Muzik Sistemi


 

Benim ilk müzik setim basit bir Hitachi boombox idi. Çünkü evimizde o vardı. Garip gri rengi aynı yukarıdaki gibi yeşil ışıkları vardı. Japon firma belki hifi camiasında en azından batıda çok bilinmese bile, Japonya'da bir dönem çok ilginç ve yenilikçi ürünleri ile boy göstermiş ve başarılı olmuş. Bu aralar yukarıdaki sistemi araştırıyorum. Bilgi buldukça ekleyeceğim... 

Some Get Stoned

 


Supreme Turntable

 




Bu Supreme garip bir firma..  Nisan 1994'te New York'ta kurulmuş bir Amerikan kaykay dükkanı ve giyim markasıdır  Marka, kaykay ve hip hop kültürlerinin yanı sıra genel olarak gençlik kültürüne hitap ediyor. Marka giysi ve aksesuar üretmekte, ayrıca kaykay da üretmektedir. Ayakkabıları, kıyafetleri ve aksesuarları ikincil pazarda yaygın olarak satılmaktadır. Ayırt edici kırmızı kutu logosu büyük ölçüde Barbara Kruger'ın propaganda sanatına dayanmaktadır. 

Supreme, Avrupa ve Amerika'da Perşembe sabahları ve Japonya'da Cumartesi sabahları dünyanın dört bir yanındaki perakende konumlarının yanı sıra web siteleri aracılığıyla yeni ürünleri piyasaya sürüyor. 

Yani olay şu, Supreme kendisi çok nadir bir şeyler üretiyor. Bir ürünü alıp kendi tasarım anlayışına göre tasarımı değiştiriyor. Kendi logosunu basıyor. Ve orijinalinin en az 5 katı pahalıya satıyor. Yukarıdaki basit bir Numark pikap. Aynı taktik uygulanmış. Fiyat ise bana sormayın :)

Yine Güzel Bir Müzik Konsolu

 


Geçtiğimiz haftalarda müzik konsolları konusunda neredeyse tüm dünyada başlayan bir akımdan bahsetmiştim. Evet belki bizlerin Amerika veya Avrupalı meraklılar gibi hobi garajlarımız yok. Ama hep söylediğim gibi fikir almak bedava. Yine yukarıda güzel bir proje var. Bir göz atmakta fayda olabilir. İlham açısından.... 


Bir Tencere Hikayesi


Sevgili dostlar, bu yazacaklarımı dikkate alın ve bu hobi ile ilgilenecekseniz, kendinize bir tencere alın. Eğer evli iseniz eşiniz, bekarsanız anneniz, nişanlınız veya kız arkadaşınız, bir noktada bu yazacaklarımı yaşayacaksınız. Ben yandım, siz yanmayın. Sizleri baştan uyarayım... 

Malumunuz akvaryumlarımızın içine kök, dal koyacağımız zaman kaynatıyoruz. İçerisindeki organik yapıların kaybolması ve suya kolay batması için bu çok sıklıkla kullanılan bir yöntem. Yaz boyunca bir sürü kök ve dal alınca müsait bir gün eşimin tencerelerinden bir tanesini kapıp koydum ocağa.. Dolaba baktım, en derin tencereyi seçtim. İlk önce köklerimi bir güzel kaynattım. İşin tadını "birazcık" kaçırdığım için kaynat kaynat bitmiyor.. 

Kökler kaynadıkça bilirsiniz, koyu renkli bir su bırakıyor. Bir iki üç derken o günün ocak başında geçeceği belli olunca haydi dedim bir de "black water" özütü yapayım. 


Ben yaştakiler hatırlayacaktır. Asterix çizgi romanlarında büyücü "Büyüfiks" vardır. Hoş o aslında druid rahibidir ve asıl adı Panoramix'tir. Ufaklığı da yukarıda gördüğünüz üzere hazırlıyorum. Neyse başladım çalışmaya, ilk önce bir kaç catappa yaprağı, kızılağaç kozalakları, ceviz kabukları derken Büyüfiks'in "büyülü" iksirini yapar gibi kaynattıkça kaynatıyorum. Ortaya da harika renge sahip bir özüt çıktı. Ay nasıl mutluyum, nasıl mutluyum... 


İşlerim bitti. Bulaşıkları yıkayıp, mutfağı tabii ki tertemiz bırakacağım. Tencereyi yıkadım, yok o kahverengilik üst kısımlardan bir türlü çıkmıyor. Aldım elime bulaşık telini, bir miktar kayboldu ama tamamen değil. Kimyasallar şunlar bunlar derken, tencere de berbat oldu. Dedim yapacak bir şey yok bir tencere alacağız eşime... 

Ertesi hafta hep birlikte şehirde olduğumuz bir gün, Seçil'e yediğim haltı gösterdim. Meğer düdüklü tencere imiş benim kullandığım. Sen merak etme, hemen yenisini alırım. İyi dedi, Alman malı tencere idi bu, çok memnundum. Litresi şu alıver bir tane.  Tamam dedim, yapacak bir şey yok. Erkek aklı ya, oturdum hemen bilgisayarın başına... Hemen bir arama yaptım, hükümet gibi bir tencere buldum;

MANHEIM GERMANIA

Arkadaş tencerenin marka modeli bile insanda bir saygı uyandırıyor. Bir yandan da seviniyorum, 100TL bir şey, ucuz yırttık. Ha 100TL az para mı, değil tabii. Hemen Seçil'e gösterdim. bak dedim ismi bile bambaşka. Boru değil, "Manheim Germania" Yok dedi benim ki başka bir markaydı, aynısından istiyorum. 

İyi dedim ve yine bilgisayarın başına oturdum ki, oturmaz olaydım. Ekrandaki rakama bakıyorum, sonra bir daha bakıyorum. Bakın size burada önemli bir tavsiye vereyim. Kazaran bak bu da tencere, diğeri de tencere filan gibi işlere girmeyin. Gün sonunda zararlı çıkarsınız. Hem bir sürü lafı yersiniz, gün sonunda da o tencereyi de alırsınız. Boşuna laf yediğinizle kalırsınız. 

Kalkıp Seçil bana dese ki, 10 Liralık kulaklık ile müzik dinleniyor sen niye bu kadar para veriyorsun. Vereceğiniz cevap var mı? Ha acemi iseniz, sesleri farklı kem küm dersiniz. Eh eşiniz size, bunda da yemek şöyle pişiyor diyecek arkasından bak o kulaklık ile 1 saat müzik dinliyorsun, ben bu tencere ile yıllarca yemek pişireceğim diyecek. Gün sonunda ister seve seve, ister sevmeye sevmeye o parayı verecek, o tencereyi alacaksınız. 

Sonucu yazmama gerek var mı? Bir önceki yazımda demiştim ki, Ali 300-500TL yara açacak babasına. Çocuk yara filan açmadı, babası kendi ayağına sıktı. 

Uzun lafın kısası sevgili hobici dostlarım, bu işler için ya kendi tencerenizi alın veya içişleri bakanı evinizde kim ise, onun vereceği ekipmanı kullanın... Ben yandım, siz yanmayın... 

Betta Beslemek Yem Paradoksu


Ali ile akvaryum dünyasındaki maceralarımıza canlı doğuranlar ile başladık. Canlı doğuran balıkları beslemek dünyanın en kolay şeyi olabilir. Kaliteli birkaç çeşit yem satın alırsınız, belirli bir düzen kurarsınız. Arada bezelye gibi sindirim sistemini rahatlatan sebzeler verirsiniz. Hele bir de araya canlı yem sıkıştırabilirseniz balıklarınız mutlu olur. Canlı doğuranların beslenmesi ile alakalı 1 sene boyunca gözlemlediğim durum bu. Tabii ki işin alt ayrıntıları, detayları var. O konuya girmiyorum... 

Geçtiğimiz sene akvaryum.com sitesine üye olduğumda beğendiğim ve tasarımları hoşuma giden akvaryumların sahiplerinin yazılarında dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi gerçekten kalabalık yem listeleri idi. Herhalde bu insanlar kafayı yemişler diye düşünmüştüm. Zaman içerisinde konu başlıklarını okumaya başlayınca işlerin hiç öyle düşündüğüm gibi olmadığını yavaş yavaş anlamaya başladım...

Betta sahipleri arasında geçen yazışmalar genelde şu şekilde idi, "benim balığım Ocean's Nutrion yemi yiyor tavsiye ederim"  Birkaç saat sonra başka bir meraklı kendi balığının o markayı yemediğini Sera marka yemi bayıla bayıla yediğini söylüyordu. Bunların üzerine gelen bir diğer yorumda bir diğer Betta meraklısının kendi balığının bu iki yemeyip ağzından tükürdüğünü Tropical marka yemi bayıla bayıla yediğini yazıyordu. 

Zaten o dönemde balık dünyası hakkında bir şey bilmiyorum. Hala da pek bir şey bildiğimi iddia edemem de, bu durumun bizim memleketin havasından suyundan kaynaklandığını düşünmeye başladım. Balıklar, uzakdoğudan bizim memlekete gelince kafayı yiyorlardı muhtemelen. Ancak Betta'lar konusunda araştırmalarımı genişlettikçe dünyanın dört bir tarafındaki meraklıların aynı sorundan muzdarip olduğunu gördüm. Ha bu arada bu yazdıklarım kuru yemler için geçerli, canlı yemler konusunda pek sorun yok. 

Peki ben yapacaktım. Sayfiyede iken yavaş yavaş tedarik sürecine başladım diye yazmıştım. Tedarik ettim derken kum sipariş verirken, arama bölümüne Betta yazdım, önüme gelen her şeyi sipariş ettim.  İlk adımda şu yemleri tedarik ettim. 

- Tropical Soft Line Betta
- Tetra Betta Granules
- Sera Bettagran
- Dajana Betta Food

Oh dedim ilk başlangıç tamamdır. Sonrasında birkaç Betta yazışma grubuna üye oldum. Haydi bakalım cehennemin kapısı açıldı. Tam tahmin ettiğim gibi. Örneğin Tetra Betta yemleri Amerika'da bayağı popüler iken bizde pek tutulmuyor anladığım kadarı ile. Ama onların da Pro serisi var ülkemizde yok herhalde.. Veya Sera, canlı doğuranlarda çok tercih edilen bir yem markası iken Betta meraklıları pek sevmiyorlar. Genel olarak yukarıdaki listede ortak noktada buluşulan tek yem Tropical Soft Line Betta oldu. Dajana'da anladığım kadarı ile pazara yeni giren bir marka ülkemizde... Pek kimse bir şey kötü bir şey söylemedi. 

Yazışmalardan sonra iki yem daha listeye eklendi. 

- Tropical Soft Line America
- Tropical Pro Defence

Hadi Pro Defence yemi anlıyorum. İçerisinde bağışıklık istemini güçlendirici bileşenler var. Peki Soft Line America ne alaka. Betta balığının kökeni Asya, niye Amerikan balığı yemi veriyoruz. Zaten aynı serinin Betta'sını almışım. İçeriği faklıymış. Yok Omega 3 varmış yok Omega X varmış. İyi dedik aldık... 

Yazışmalar ilerledikçe dış yardımda gelmeye başladı. Bir anda devler ligine çıkmaya başladık. 

- Ocean Nutrition Atison's Betta Pro
- New Life Spectrum Betta

Devler ligi neden dedim. Bu iki yem Batı dünyasında nedeyse tüm önemli yayınlarda önerilen iki marka. Fiyatları da maşallah :) Ha bir de Hikari bekliyorum bir arkadaştan... 

Allah'tan ülkemiz piyasasında Batı'da bulunan bazı diğer markalar bulunamıyor. Omega One, Aqueon, Wardley ve niceleri.. Bunlarda ülkemizde bulunsa vallahi, Betta'nın menüsü, hanemizdekinden zengin olacak... 

Ha bunları yazdım ama bir de gerçeklere bakalım... 

Siz bu satırları okurken Ali'nin kendi Betta'sı nam-ı diğer "Gek Gek Yele" ne bulduysa afiyet ile yiyor. Ben çalışma odama akvaryum kurarken, oğlumda çalışma masasına Betta akvaryumu istiyorum dedi. Zaten her şeyi beraber yaptığımız için tamam dedim. Elimizde her şey vardı bir gün içinde akvaryum hazırdı. İş oğlumun balık seçmesine kalmıştı. Beraber balıklara bakarken Nemo dedikleri bol renkli Betta'lar çok hoşuna gitti. Tamam oğlum bundan alalım sana dedim.. Dedim ki, yine oğlan 300-500TL yara açacak babasına. Bir gün İzmir'de iken mahallemizdeki İlker Akvaryuma gittik. kırmızı bir Veil Tail'e bayıldı oğlan. Hemen aldık tabii ki. 


Balığını da çok seviyor. Balıkta tüm bu yazılanlara nazire yaparcasına her yemi afiyet ile yiyor. Gek Gek Yele" cennete düştüm diye düşünüyordur herhalde. Velhasıl kelam her Betta yem seçecek diye bir şey de yokmuş. Gözünüz korkmasın yani... 

Bu arada  300-500TL yara açacak dedim ya, cepten çıkacak para, cepte durmuyor. Çok acı bir tecrübe ile bu durumu yeniden hatırladım. O da bir sonraki yazının konusu olsun... 

Mgla ve Maciej "Darkside" Kowalski

 
 
Geçtiğimiz günlerde tavsiye üzerine Polonyalı black metal grubu Mgła'nın üçüncü stüdyo albümü olan Exercises in Futility'i dinleme şansım oldu. 4 Eylül 2015'te Northern Heritage Records tarafındna yayınlanmış albüm eleştirmenler tarafından Watain ve erken dönem Burzum gibi "ham, melodik bir black metal" tarzına sahip olarak tanımlanmış. Yine eleştirmenler albümü grubun 15 yıllık kariyerinin en önemli ve en etkili albümü olarak kabul ediliyor. Gerçekten başarılı bir albüm. 

 Albümde davulvu Maciej "Darkside" Kowalski'nin performansı dikkatimi çekti. Acayip zamanlamaya sahip bir davulcu ve ziller ile oynamayı çok seviyor. Müzik tarzı size hitap etmeyebilir ama performansı seyretmeye değer. Bir göz atınız...

Gazete Kağıdı

 


Porsche Design 911

 


Porsche Design 911 Soundbar Black Edition şimdi Allah için nefes kesici bir tasarıma sahip. Çarpıcı bir görünüm kazandırmak üzere hoparlörde mat ve parlak siyah renkler kullanılmış. Aynı zamanda son derece kullanıcı dostudur. 

Hikaye bilindik; kablosuz kayıpsız ses teknolojisi, bağlanmayı hızlı ve kolay hale getirir. Hoparlör 200 watt güç sağlayabiliyor.  Ayrıca, tercih ettiğiniz seviyelere ulaşmanızı sağlayan çok çeşitli bas ve tiz ayarları ile birlikte geliyor. LED ekran, lüks bir görünüm sunarken, aynı zamanda ayar yapmanızı sağlar. Bu nefes kesici hoparlör, bir uzaktan kumanda ile birlikte gelir ve ayağa kalkmanıza gerek kalmadan sesi açmanızı kolaylaştırır. Genel olarak, en sevdiğiniz müziğe hayat veren zengin, kristal bir ses üretir.

Falan filan.... Olay her zaman ki hikaye aslında. Burada tek fark fiyat; 4.250 Dolarcık sadece. Eh Porsche, etiketi gayet doğal... 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...