Plak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Plak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Plak Var, Pikap Var, Güzel Var, Daha Ne Olsun 4



Amerikalı Blues/Soul şarkıcısı Cici James'in  Jacob Blickenstaff tarafından çekilen fotoğrafları Seri 4

Olinka Berova Plak Seçiyor...


Çek asıllı Amerikalı aktrist Olinka Berova, 1967 yılında Londra'da plak seçerken. 1960'larda Berova özellikle Brigitte Bardot ve Ursula Andress ile kıyaslanırmış. Tahmin edebileceğiniz üzere sarışınlık ve vücut hatlarının etkisiyle tabii ki... Benim seyrettiğim tek Olinka Berova filmi muhtemelen "The Vengeance of She"dir. Klasik ikinci sınıf bir Hammer korku filmi işte...

1944'ten Bir Savaş Manzarası


Yukarıdaki fotoğrafı Reddit'in tarih bölümünde gördüm. II Dünya Savaşında 1944 yılında Alman ordusu yenilerek geri çekilmeye başlar Doğu cephesinde. Yukarıdaki askerler Birinci SS Panzer Bölüğünden. Bu bölük aslında Leibstandarte SS Adolf Hitler olarak biliniyor ve normalde Alman liderin kişisel koruması olması için kurulmuş ancak savaşın çetinleşmesi üzerine cepheye sürülmüşlerdi.

Savaşaın en çetin zamanlarında moral depolamak için Rusya'nın soğuğunda gramofon dinleyen askerler...

Plaklar Geldi


Bu fotoğraflara ne deniyor bilmiyorum ama eski devirleri konu alan böyle renkli fotoğrafları seviyorum. Yazılan çizilenlere göre özellikle 60 ve 70'lerde dönemin büyük müzisyenleri albüm yayınlayacakları zaman büyük olay olur ve türlü coşkular yaşanırmış. O dönemlerde özellikle de 60'larda müzik seti sahibi olmak önemli bir konuymuş. Yukarıdaki abimizde bakın kızlar Beatles'ın yeni albümü geldi, haydi atlayın benim evde dinleyelim moduna girmiş.


Velhasıl kelam şanssız bir nesilin evladıyız,  ne pul koleksiyonundan nede plak koleksiyonundan fayda sağlayamadık :)

Muhammad Ali, Cadillac ve Pikap


Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz büyük boksör Muhammad Ali, 1960'larda Cadillac marka otomobilindeki araba pikabında 45'likleri ile haşır neşir olurken...

Betül Dengili Atlı Söyleşi ve İmza Günü


Sizlere geçen hafta burada Betül Dengili Atlı Söyleşi ve İmza Günü etkinliğinden bahsetmiştim. Etkinlik oldu bitti, ben katılamadım ama birkaç fotoğraf ekleyeyim dedim. Sağolsun Fikret Çaylak arkadaşım benim içinde bir poster imzalatmış. Posterim gelince ayrıca paylaşırım.






Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü


Bu ülkede plaklar ile uğraşıp "Betül Atlı" ismini duymamış olan yoktur demek isterdim. Ancak ne yazık ki, arşivcilik ve geçmişimizi kayıt altına alma konusundaki eksikliğimiz yüzünden genç okuyucularımız "Betül Atlı" kim diyeceklerdir.

Bir adam buna dur diyebilmek için uzun senelerdir uğraşıp didiniyor. Plak kapaklarını topluyor, arşivliyor ve topladığı bilgileri paylaşıyor. Sevgili arkadaşım Fikret Çaylak'tan bahsediyorum. Unutulmuş plak kapakları onun sayesinde yeniden geniş kitlelere ulaşıyor.

5 Kasım 2016 günü saat 13:00 ila 15:00 saatleri arasında geçmişten beri bir sürü insanın hayali olan şey gerçekleştiriyor; Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü!!!



Can Hifi'da yapılacak etkinlik için tüm ayrıntılar düşünülmüş. Eğer elinizde hocanın çizdiği plaklardan yok ise ve o günü ölümsüzleştirmek isterseniz orjinal çizimlerden hazırlanan özel posterlere imza attırabilirsiniz. Bırakın imzayı, bunca yıldır ortalıklarda göremediğimiz Betül Hocanın kendi ağzından kendi cümleleri ile  o muhteşem çizimlerin hikayelerini, bir dönemin Türk müzik piyasasına dair anıları dinleyebileceksiniz. Belki de beraber bir fotoğraf çekilirsiniz...

Şu sıralar ailemdeki çeşitli sağlık sorunları ile uğraşmam nedeni ile maaselef ben etkinliğe katılamıyorum ancak İstanbul'daysanız ve 5 Kasım'da müsaitseniz  Betül Dengili Atlı söyleşi ve imza günü kaçırmayın.

Etkinliğin yapılacağı mekanın yeri aşağıda var. Lütfen fotoğraf ve düşüncelerinizi bizimle paylaşın. Burada yayınlayalım...





Vinylception veya Plakception


Fazla uzun bakmayın bir süre sonra gözleriniz manyak olabiliyor benden uyarması. Christopher Nolan'ın bazılarına göre kült bazılarına göre fazla abartılmış (overrated) filmi Inception'da malum olaylar rüya içinde rüya noktasında karmaşıklaştıkça karmaşıklaşıyordu. Ilerleyen dönemlerde her bir haltın inception versiyonu yapıldı, şaka amaçlı. Yukarıda Inception'ın plak dünyasına adapte edilmiş hali var,nam-ı diğer Plakception :)

Edith Piaf Plak Dinlerken


Edith Piaf yaşadığı zamanın Fransa'sında en sevilen sanatçılardan biriydi. Ancak çok da garip bir geçmişi vardı... Annesi Annetta Giovanna Maillard, yarı İtalyan, yarı Tiflis asıllı bir göçmen ailesinden geliyordu. Babası Louis-Alphonse Gassion (1881–1944) ise sokaklarda gösteri yapan bir cambazdı. Annesi sokakta şarkı söyleyerek yaşamaya çalışmaktaydı, daha sonra babası tarafından bir geneleve kısa süreliğine bakılması için gönderildi.Küçük yaşta, gözleri mikrop kapmış ve kör olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu hastalığını yaşarken, bir genelevde oranın patronu ve kadınlarıyla birlikte yaşıyordu. Aradan aylar geçtikten sonra, tedavi sonucu gözleri düzelmişti.

The Winner


Birinci Cihan Harbini Müttefikler kazanınca kutlama için yayınlanmış plaklardan bir tanesinin afişi. Çeşitli memleketlerde bu tarz plaklar basılmış. Benim elimden hiç geçtiğini hatırlamıyorum ancak özellikle İngilizlerde çok plak var böyle. Bizim "Estergon Kalesi" kıvamında harp türkülerinin toplandığı bu tarz plaklar aslında beni yavaş yavaş kaşımaya başladı. İlginç bir koleksiyon oluşturulabilir.

Kendin yaz kendin gaza gel olayı da ayrı bir olay!

KonstruKt ve Marshall Allen - Live At Sant'anna Aressi Jazz Festival LP


Sevgili okuyucum, bu bloğu takip ediyorsanız konstruKt ismine mutlaka denk gelmişsinizdir. Gerek konstruKt gerekse de ülkemizdeki bağımsız müzisyenleri ve oluşumları elimden geldiğince Stereo Mecmuası web sitelerine konuk etmeye çalışıyorum. Bu tarz işler öyle işler ki, ülkemizde az sayıda dinleyicisi olup ana akım medyada asla yer almayan işler. Ancak ülkemizdeki bir çok müzisyen, çok iyi albümler yapıyor ve bunları meraklılarla buluşturuyorlar. Bunun nasıl bir lüks olduğunu bu dünyanın içerisine girdikçe anlıyorsunuz...

Daha albümle alakalı bir şeyler yazmaya başlamadan önce açık açık konuşayım hatta sonda söyleyeceklerimi başta söyleyeyim. Elimde Türk müzisyenlerin İtalya'da verdiği bir konserin "Plak" kaydı var. Kaydın ikinci bölümüne efsanevi "Marshall Allen" konuk olmuş. Kayıt kötü olsa kötü deyip yerin dibine nasıl batırırsın, müzisyenler o gün doğru "mood"larında olmasa bu nasıl berbat deyip köşeye atarsın. İnsanın gönlü el vermez. Ülkenin dört bir tarafında bu tarz ilerici işlere imza atan müzisyenlerin konserlerinde beraber olduğumuz iki avuç insana yönelik bir yazı da olsa ne diyeceksiniz böyle işlere.



Açık konuşayım; Allah'tan böyle bir durum ortaya çıkmıyor. Bu tarz müzisyenlerin hepsine büyük saygı duyuyorum. Çünkü çok satan, çok sevilen müzisyenlerin kayıtlarına gösterdiği özenin daha fazlasını onlar belki dünya çapında 300-500 kişiye ulaşacak albümleri veya kayıtları için gösteriyorlar. Kapaklarından, şarkı içeriklerine kadar gösterilen özen, insanı mutlu ediyor ve duygulandırıyor. Sadece konstruKt için konuşmuyorum. Stereo Mecmuası sayfalarında yer verdiğimiz ve isimlerini bir çok meraklının duymadığı müzisyenlerin şarkılarını paylaştıkları sitelere gidip bir göz atın; kapağından içeriğine hatta imkanlar ölçüsünde kayıtlara nasıl bir özen var kendi gözlerinizle görün, kendi kulaklarınızla duyun.

Gelelim albüme!
A YÜZÜ
-Introduction
-Ateş
-Bulut
B YÜZÜ
- Anakara
- Toprak

Plağı pikabıma koyduğumda ilk anda volüm sanki biraz az gibi geldi. İlk bölüm "Introduction" yani takdim bölümü ancak hemen ardından ilk notalar hoparlörlerden süzülmeye başladığında her şey normale döndü. "A" yüzünün iki şarkısını da teorik olarak biliyoruz. Bulut plağının ilk yüzünde de bu şarkılara rastlayabilirsiniz. Ancak her iki şarkıyı da ilk anda çıkartabilmek kolay değil hatta mümkün değil. konstruKt ekibi canlı performanslarında zincirlerinden bir anda sıyrılıp çok acayip işlere imza atabiliyorlar. Bunun en uç örneğini Peter Brötzmann ve konstruKt'un 2014 sene içerisinde İstanbul Karga Bar'da çaldığı ve benim de bizzat şahit olduğum performansı için söyleyebilirim. Konseri kendi kulaklarımla dinledim ve sonrasında bazı kayıtları da gözden geçirdim, gerçekten canlı performanslarda işler tamamen kopuyor. Benzer bir durumu yine bizzat şahit olduğum konstruKt ve Joe McPhee İstanbul Babylon konseri içinde söyleyebilirim. Canlı performanslarda topluluk gerçekten tam anlamı ile parlıyor.



konstruKt'u ilk dinlediğim yıllardan daha doğrusu sevgili Reha Arcan sayesinde tanıdığım günlerden, bugünlere geldiğimizde en önemli gelişim, müzisyenlerin asıl enstrümanları dışında bazıları aynı aileden bazıları ise kendi asıl enstrümanlarından tamamen farklı ailelerden enstrümanlar konusunda kendilerini ne kadar geliştirdikleridir. Bu gelişimin yanında müzikal anlamda özellikle de şarkıların formunda da gelişim özellikle ülkemiz müzik tarihi açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm Turkish Free Music kutu seti içerisindeki albümlerde özellikle de Bulut plağında kendisini gösteriyordu. Bazı müzik yorumcularının bile "aman canım free caz işte" deyip geçtiği bu müziğin kendi içerisinde meraklı kulakların duyabileceği son derece çalana özgü bir yapı olduğunu ve müzisyenler kendilerini geliştirdikçe bu yapının farklılaşıp, tonların ve notların dinleyiciyi daha fazla sarıp sarmaladığını söylemem gerekir. Özellikle ne dinleyeceğini bilen meraklılar için bu durum tadından yenmez bir durum haline gelir. Sözüm ona alakasız bir anda çıkılan solo, bazen bir nota dizisi, bir ton veya nefes , sizi bir yerlerden alır bir yerlere götürür ki, ne olduğunuza şaşarsınız. "Ateş" ve "Bulut" işte tam anlamı ile böylesine birer performans haline gelmiş... Her dakika bir sürpriz var. Ayrıntıya girmiyorum özellikle!



Plağın ikinci bölümünde ise konuk efsanevi Marshall Allen...

Marshall Allen denildiğinde benim için akan sular durur o kadar diyeyim size. Sun Ra Arkestra'nın önemli bir parçası olan ve 1990'larda bu orkestranın lideri haline gelmiş olması ayrı bir konu, bir çok müzik tarihçisinin benim de katıldığım görüşlerine göre savaş sonrası dönemin en kendisine özgü ve ayrık saksafoncusu olması ayrı bir konu. Marshall Allen çok sayıda enstrümanı çalabilen bir müzisyen ancak albümü dinlemeye başladığımda acaba çalmış mıdır dediğim bir enstrüman vardı özellikle; EVI.

Ve cevabı evet çalmış!

Plağın "B" yüzü dünyanın herhangi bir ülkesinden müzikseverler açısından ses çıkartılmadan dinlenilecek kıymettedir benim gözümde. Bulut plağının ikinci yüzünü kaplayan "Toprak" parçasına bir bakış atın arkasından konserde konstruKt'un zincirlerinden sıyrılmış halde Marshall Allen ile çaldığı versiyona bir bakış atın, neden ısrarla meraklılara konserlere gidin çağrıları yapmamızın sebebini anlayacaksınız.



konstruKt ve Marshall Allen "Live At Sant'anna Aressi Jazz Festival" albümü plak kaydı olması açısından konstruKt çevresel diskografisinin dördüncü üyesi. konstruKt ve Marshall Allen çalışmaları açısından ise ikinci kayıt olarak dikkatimizi çekiyor. Bildiğiniz üzere ilk kayıt "Vibrations Of The Day" Aradan geçen yıllarda, değişenleri önce bahsi geçen CD'yi arkasından "Live At Sant'anna Aressi Jazz Festival" plağını dinleyerek duyabilirsiniz. Haydi gelin doğrusunu söyleyelim, değişim değil gelişim demeliyiz buna!

Korhan Futacı, Umut Cağlar, Özun Usta ve Korhan Argüden'den oluşan konstruKt'ten yine başarılı bir performans ve tüm kalbimle söylüyorum göğsümüzü kabartan bir albüm. Albümün plak baskısı başarılı, zaten başarısız olsa da kimin umurunda o da ayrı mesele. Kapak pek keyifli. Bazı yorumcular şimdiden pizza kapaklı albüm tanımlamasını yapmışlar, ben ilk baktığımda mandala mı acaba demiştim.. Kapak, baskı, kayıt işin detayları asıl önemli olan müzik şahane... Meraklısı kaçırmasın! Elinize, kolunuza emeğinize sağlık, büyük üstadında ellerinden saygıyla öperim!

SPACE IS THE PLACE!

Not: Albümü satın almak isteyenler için buraya tıklayabilirler... 

Clockwork Orange Plakları



Artık benim "Clockwork Orange" manyaklığımı bilmeyen kalmamıştır herhalde. Müziklerini de ayrıca severim; Müziklerin çok müthiş olduğundan değil, ne zaman dinlesem filmden kareleri aklıma getirmesinden dolayı. Ha diyeceksiniz Hakan manyak mısın, bu filmden neden bir şeyleri hatırlamak isteyesin ki! Eh sizde haklısınız. Manyaklık işte. Geçtiğimiz aylarca plağın kapağının Fransızca ve İngilizce edisyonlarını edinmiştim. Almanca edisyonu ise sevgili Reha Arcan'ın evinde denk geldi. Sonucu mu merak ediyorsunuz...

Sizce?

Tabii ki benim evde kardeşleriyle beraber duruyor. Reha Arcan'a bir tane Clockwork Orange plağı borcum oldu ama kesikleme izni için bir kez de buradan teşekkürler.

Superman Plağı



Geçtiğimiz haftalarda sizlere bir Batman plağından bahsetmiştim. Bu defa Superman'lisi denk geldi. zamanında radyoda piyes olarak seslendirilen Superman macerası artı şarkısı varmış plakta. Geçen defa yayınladığım aslında daha havalıydı içerisinde bol bol ıvır zıvır vardı ama farketmez, o yıllarda çocuk olsam bu plağı edinebilmek için de annemin babamın kafasını ütülerdim. Bunu da çok beğendim. Acaba eBay'den alsam mı kendime bir tane!

Batman Plağı



Vay be zamanında önemli çizgi roman karakterleri için ne güzel plaklar yapılmış. Bunların hiçbirisinden elimde yok ama eğlenceli olmaları gerçeğini değiştirmiyor. Yukarıdaki plak Batman ve Robin maceralarını içeriyor ve hikayeyi anlatıyor. Hediye olarak Batman yüzüğü, Batman düğmesi ve Batman fan kulübüne üyelik kartı ve şifreleme kartı varmış. Herhalde o yıllarda çocuk olsam bu plağı edinebilmek için annemin babamın kafasını ütülerdim. Pek güzel çok beğendim...

Haydi France Gall Plağı Seçelim


Yukarıdaki animasyon France Gall plakları kullanılarak yapılmış. France Gall veya gerçek ismiyle Isabelle Geneviève Marie Anne Gall Fransa doğumlu bir müzisyen. Tanınması Michel Berger ile yaptığı işbirliği ile sayesinde oluyor. Yaptığı müzik tarzına Fransızlar Yé-yé popu diyorlar. Bu ne derseniz içerisinde bol bol evet evet muhabbeti geçen pop müziğin en kötü akrabası olarak düşünebilirsiniz. Youtube üzerinden örneklerine bakıp içinizi kaldırabilirsiniz. France Gall nasıl oluyorsa 1965 yılında Lüksemburg adına Eurovision müzik yarışmasına katılıyor. Neyse güzel kadın, animasyonda keyifli. Müziğinden ise uzak duru. En azından bence...

45lik duvarı


Bir Fransız meraklının evinden 45'lik koleksiyonu duvarı. Özel ince raflar üzerine 45'liklerini olduğu haliyle koyan meraklı oldukça ilgi çekici bir duvara sahip olmuş. Toz olayını bir kenara bırakırsak hiç fena bir fikir değil gibi duruyor. Arşivinizin genişliğine göre arada sırada plakları değiştirip etkisini de değiştirmek mümkün. Tabii hangimiz böyle bir şeyi evimize koyabiliriz o da başka soru işareti tabii.

Jane - Fire, Water, Earth and Air LP



Jane, bir Alman progressive rock, aslında müzik tarihine geçen adıyla Krautrock topluluğudur. 1970'lerde Almanya'da müzik sahnesinin çok hareketli olduğu Hanover kentinde kuruldular. Haydi gelin ayrıntılara bakalım. Ama işler karışacak...

Jane bir açıdan senfonik hard rock topluluğu olarak tanınır ve Almanlar tarafından İngiliz muadilleri ile sıkça karşılaştırılır. Topluluğun temelleri 60'ların sonlarında ortaya çıkan psychedelic topluluk Justice of Peace'e (J.P.) dayandırılır. 1968 tarihli "Save Me"/"War" single'ında Jane topluluğu üyesi Peter Panka vokallerde, Klaus Hess baslarda ve Werner Nadolny saksafonlarda görülmektedir. 1970'lerde J.P. topluluğu dağılır.

Bu dağılma sonucunda Jane topluluğu kurulur. Peter Panka davul ve vokalleri üstlenir, Klaus Hess bastan gitara geçer ve Werner Nadolny saksafon yerine klavye çalmaya başlar. Charly Maucher topluluğa basçı olarak katılır. Bernd Pulst ise ağırlıklı olarak vokalleri üstlenir ve 1971 yılında Jane müzik yaşamına başlar.

Topluluk oluşturulur oluşturulmaz hemen "Together" plağı basılır. Bilinmedik bir Alman plak şirketinden yayınlanan albüm oldukça kötü İngilizce sözlere, asap bozucu davullara, arka planda garip Hammond organ bölümlerine ve oradan buradan kopup gelen gitar sololarına sahiptir ve bu ilginç kombinasyon bir şekilde 40 yıllık Jane tarihinin müzik taslağını oluşturur. Tabii siz benim böyle yazdığıma bakmayın; bu savruk müzik tarzı kendi içerisinde bazı doğrulara sahiptir ve Almanlar bu tarzda gerçekten çok ileri gitmeyi başarmışlardır. Benzer absürdlükleri tarih boyunca bir çok Krautrock topluluklarında, hemen arkasından gelen Kraftwerk gibi toplulukların dahil olduğu endüstriyel akımlarda hatta günümüzün Rammstein gibi örneklerinde de görebilirsiniz. Bu kağıt üzerinde anlamlandırmanın mümkün olmadığı ancak dinlediğinizde "tamam buymuş" diyeceğiniz bir tasvir tarzıdır sadece....

İlk albümün yayınlanmasından sonra hemen her toplulukta olduğu gibi Jane'de de kadro karışmaya başlar. Bernd Pulst vokallerden ayrılır, Charly Maucher basçılıktan istifa eder. Hemen Justice Of Peace topluluğunun gitaristi Wolfgang Krantz transfer edilir ve topluluk içerisinde yeni bir görev dağılımı olur. Jane topluluğunun bir önemli özelliği, yıllar içerisinde kadro sabit kalmaz hatta müzisyenlerin çaldığı enstrümanlar bile sabit değildir. Gitarist, basçı, davulcu vokalist olur, müzik kaldığı yerden devam eder. Bu değişiklikler topluluğun müzik yaşamında olumlu etkiler yapar ve 1973 yılında yayınlanan "Here We Are" sunduğu atmosfer ile meraklıların ilgisine çeker. Müzik tarihçileri bu albümde "Out in the Rain" şarkısını Krautrock tarihinin önemli rock ballad'larından bir tanesi olarak tanımlarlar.

Hemen bir yıl sonra 1974 yılında yayınlanan "Jane III" albümünde kadro yine toz duman olmuştur. Bu kez albüm iki gitaristin düellosu haline gelmiş sert vokallerin desteği ile albüm hard rock ekseninden de öteye doğru gider. Tahmin edeceğiniz üzere albüm sonrası kadro yine karışır gelenler gidenler derken 1975 yılında "Lady" albümü yayınlanır. Bu hengame arasında klavyeci Werner Nadolny geri döner. Kadro oturur.



1976 yılına gelmiş durumdayız şu an. Hemen kadronun son haline bir bakalım. Bass ve geri vokaller Martin Hesse. Davul Peter Panka. Vokal ve gitar Klaus Hess ve her türlü klavye, organ Werner Nadolny. Bu kadro elimizin altında bulunan "Fire, Water, Earth and Air" albümünü 1976 yılında yayınlar. Werner Nadolny'nin dönüşü topluluk açısından çok olumlu olmuştur. Albümdeki etkisi inanılmaz önemlidir. Albümdeki şarkılar,
A1 Fire, Water, Earth & Air 16:57
A2 Fire (You Give Me Some Sweet Lovin')
A3 Water (Keep On Rollin')
B1 Earth (Angel) 5:20
B2 Air (Superman) 10:53
B3 Air (Let The Sunshine In)
B4 The End

Albüm konusunda çok tartışma vardır. Bir çok müzik eleştirmeni albümü tam anlamı ile bir symphonic progressive rock şaheseri olarak tanımlarken, bir kısım meraklı ise albümün bir Pink Floyd replikası hatta kötü bir Pink Floyd kopyası olduğunu ileri sürerler. Ancak ben bu kısımlara pek katılmıyorum. Jane "Together" albümü ile tarzının bir şekilde ne olacağının sinyallerini vermiş bir topluluktur. Önceki albümlerde yaşanan değişiklikler sonucunda bu albümde kadro bir şekilde oturmuş hatta kanı uyuşmuştur. Bu durum ortaya "Fire, Water, Earth and Air" gibi bence çok güzel bir albüm ortaya çıkartmıştır. Şaheser midir pek zannetmiyorum ama çok önemli bir albüm olduğu muhakkak...



Albümün geneline bakarsak Werner Nadolny'nin şarkıların arka planına kazandırdığı derinliğin yanında Klaus Hess'in kendi gitar sound'unu geliştirmesi ve şarkıya göre özel kombinasyonlar kullanması şarkıların ve özellikle soloların etkisini arttırmıştır. Klaus Hess, bazı şarkılarda Les Paul De Luxe bazı şarkılarda Gibson Firebird kullanarak oldukça değişik etkiler elde etmeyi başarmıştır. Bunun yanında davul ve özellikle basların etkin şekilde kombine edilmesi ve bas solo bölümlerinin kullanılan ekipman sayesinde ön plana çıkması albümü özel yapan şeylerden bir tanesidir. Vokallerde hırçınlık büyük ölçüde azaltılmış ve bu sayede müzik daha ön plana çıkartılmıştır.

Gelelim Pink Floyd ile kıyaslanma meselesine. Müzik dünyasında ön önemli hatta tek symphonic, psychedelic, progressive rock topluluğu olarak nitelendirilir ve hemen her topluluk illa ki Pink Floyd ile karşılaştırılır. Bu durum ülkemizde daha da vahim durumdadır. Her müzik tartışmasında Pink Floyd aşağı Pink Floyd yukarı. Kimse Pink Floyd'un müzik tarihi açısından önemini inkar edemez ancak 1960'lardan itibaren muhteşem albümlerin varlığını görmemezlikten gelmek ve yok saymak kendisini müzikseverler olarak adlandıran insanların yapmaması gereken bir şeydir. Çünkü bu yıllarda öyle albümlere denk gelirsiniz, öyle bir etkilenirsiniz ki, Pink Floyd plaklarınız raflarda tozlanırken yeni yepyeni topluluklar keşfetmeye başlarsınız...

İşte, Jane, "Fire, Water, Earth and Air" albümü böyle bir albüm. Universal Music tarafından yeniden basıldı ve ülkemize geldi. Bana da Universal Müzik Türkiye tarafından gönderildi. Metin Beye buradan bir selam göndermiş olayım... Böylesine önemli bir albümün yeniden baskısını kaçırmak zaten hata olacaktır hem de fiyatı gayet makul iken. Alınası ve doya doya dinlenesi bir albüm. Umarım ilerleyen dönemlerde Amon Düül II, Ash Ra Tempel, Popol Vuh gibi toplulukların albümleri de yeniden basılır. Bu arada türü sevenler "Faust" yeniden baskılarını da kaçırmasınlar... Faust yeniden baskılarını da Universal Müzik Türkiye ülkemize getirdi.



Albümle alakalı son bilgi ise albüm kaydında Kunstkopf denilen ve bizim Dummy-Head Recording diye bildiğimiz tekniğin kullanılmış olması. Bu teknikte, kayıt sırasında bir maket kafa (Dummy-Head buradan geliyor) kullanılarak kulakların olduğu yere toplam 2 mikrofon konularak kayıt yapılıyor. Bu sayede daha odaklanmış bir kayıt elde edilmesinin yanında frekans bandında distorsiyon tabir edilen ancak müziğin bir parçası olan bölümlerin daha sağlıklı olarak kaydedilebilmesi sağlanıyor.

Güzel Bir Plak Rafı


A
rada sırada sizlerle hoşuma giden fotoğrafları paylaşıyorum. Bunların birçoğunda bolca efekt olsa da, abartılmadığı sürece ben seviyorum bu farklı etkileri. Yukarıda yine kim tarafından çekildiğini bilmediğim bir fotoğraf var. Güzel bir plak rafı fotoğraflanmış. Güzel bir vintage efekt verilince pek hoş olmuş. Bende kendi rafımda böyle bir fotoğraf çekme denemesi yaptım ama pek olmadı ne yazık ki. Tüm olay ışıkta galiba... Sitemizi takip eden okuyucularımızdan bu tarz çalışmaları olanlar varsa bizi bilgilendirsinler. Okuyucularımızla paylaşmaktan çok mutlu oluruz...

Çizgi Romanlarda Pikaplar: Blacksad

blaksad

Alıntı: Guarnido'nun üstün çizimleri ile antropomorfik karakter tasarımları ve 1950'ler film noir tarzı Canales hikayesi birleşince, hızına yetişmesi zor 21. yüzyıl tüketim dünyası çizgi roman sanatında modern bir klasik olmaya aday Blacksad ile tanıştı, Blacksad her açıdan, güncel kullan-at, hemen tüket hevesini al zihniyetine meydan okuyan bir çalışmaydı, 2000 yılının Kasım ayında çıkan ilk cilt tek başına sadece Fransa'da 200.000 kopya satınca tüm dikkatler İspanyol Guarnido / Canales ikilisine çevrildi.

Bu harika ikilinin buluşması ve Blacksad'in ortaya çıkışı da biraz tesadüf eseri oldu tabii, Granada/İspanya doğumlu Juanjo Guarnido, Granada sanat okulunu bitirdikten sonra marvel da dahil bazı çizgi roman işleri yaptı ancak bunlar sevdiği işi yaparak geçinmesi için yeterli değildi, bu yüzden Madrid'e taşınma kararı aldı ve burada Juan Diaz Canales ile tanıştı bu tanışma 90'larda ortak bir iş yapma imkanı tanımış olmasa da ilerleyen yıllarda Guarnido'nun Walt Disney serüveni için Paris'e taşınması ve Disney'den ayrıldıktan sonra eskiden çizgi roman projesini paylaştığı Canales ile tekrar irtibata geçmesini sağladı, Lucas'ın elindeki proje ile kapı kapı dolaşmasına benzer bir şekilde ikili Fransasız yayınevlerini dolaştılar ve sonunda Dargaud Yayıncılık(Asterix, Red Kit, Tenten, Djinn, Pilote) ile anlaşarak Kasım 2000'de Blacksad'in ilk cildini(Somewhere between the shadows) çıkardılar.

Blacksad hakkında daha fazla bilgi için www.figuratifdukkan.com

Yukarıda çalan şarkı sözlerinden hemen anlayacağınız üzere "That Old Black Magic" 1942 yılında ilk kez Glenn Miller orkestrası tarafından çalınmıştır. Daha sonraki dönemlerde bir klasik haline gelecek şarkının müziği Harold Arlen, sözleri ise tabii ki Johnny Mercer'a ait. Şarkının muhteşem bir yorumu için Ella Fitzgerald'ın 1961 yılı Verve plağı "Ella Fitzgerald Sings the Harold Arlen Songbook"a bakmakta fayda var...

Gong - Angels Egg (Radio Gnome Invisible Part 2) Plak



Öncelikle dikkat bu yazıyı okurken kafanız biraz(cık) bulanabilir. Lütfen ayarlarınızla oynamayınız.

Gong, çok sevdiğim bir topluluktur. Ancak tarihçesi biraz karışıktır. Herhalde toplulukta ne olmuş ne bitmiş çok az insan ezbere sayabilir. Aslında karmaşa topluluğun kuruluşunda başlıyor. Gong genel anlamda İngiliz ve Fransız müzisyenlerden oluşuyor ancak kurucusu Daevid Allen, bir Avusturalyalı. Topluluğun içerisinde bulunan müzisyenler göz kamaştırıcı; Allan Holdsworth, Tim Blake, Didier Malherbe, Pip Pyle, Gilli Smyth, Steve Hillage, Francis Moze, Mike Howlett ve Pierre Moerlen. Yok yetmez diyorsanız Bill Bruford, Brian Davison, Don Cherry ve Chris Cutler diye devam edebilirim. Don Cherry ne alaka derseniz ki ben demiştim valla.. Ama 1970'lerin Don Cherry diskografisine girildiğinde zaten çıkmak mümkün değil. Kurcaladıkça daha ilginç şeyler çıkıyor. Bazı kayıtları bulmak imkansız gibi. Plaklardan bahsetmiyorum bile. Ben uyarayım, bulaşırsanız yanarsınız. AMa bulaşın, tavsiye ederim...

Gong'un kuruluşu da evlere şenlik. 1967 yılında Daevid Allen, Soft Machine topluluğundayken bir şekilde İngiltere'ye giremiyor, yazılan çizilene göre sıkıntı vize. Bu temelden topluluk yavaş yavaş oluşmaya başlıyor. Tam bu dönemde 1968'de Fransa'da büyük öğrenci isyanı çıkıyor, ortalık birbirine giriyor. Topluluk bu dönemlerde rahat durmadığı için tası tarağı toplayıp İspanya yolunu tutuyorlar. Bu dönemin hemen arkasından topluluk absürd ve gönlümüzde ayrı bir yeri olan bağımsız Fransız plak şirketi BYG ile albüm anlaşması yapıyor. Şimdi hikayeye buradan girdim ama hikayenin sonunu getirmek kolay değil. Çünkü topluluğun üretken diyebileceğim 1970'li yıllarda hemen her yıl birileri gidip birileri geliyor topluluğa. Bu karmaşa yetmiyormuş gibi topluluğun lideri de değişebildiği için bir çok makalede hem yıla hem lidere göre isimlendirmeler yapılır Gong için. Ayrıntılı bilgi isteyenler internet üzerine Gong üzerine güzel makaleler okuyabilirler. Diskografiyi ele geçirmek ise yıllar sürecek bir süreç. Artık plak olarak mı alırsınız, CD olarak mı alırsınız bilemiyorum ama ben daha tamamlayamadım ne yazık ki...

Arka kapak oldukça şenliklidir. Tüm baskılarda aynı. Altta renkli hikayenin özetini bulabilmek mümkün...

Şimdi gelelim 1973 ile 1974 yılları arasına. Bu dönemde Gong kadrosunda Steve Hillage'ı görüyoruz. Bu süreç içerisinde "Radio Gnome Trilogy" ismi verilen 3 albümlük son derece sağlam bir albüm dizisi çıkıyor; "Flying Teapot", "Angel's Egg" ve "You". Bu üçleme sırasında topluluğa giren çıkan müzisyenin hadde hesabı yok. Bu yüzden biz direkt olarak yazımıza konu olan Angel's Egg ile devam edelim.

Albüm dediğim gibi konsept bir yapının parçası olunca işler karışık. Plak kapağında hikaye anlatılıyor gayet güzel hatta çizimli olarak. Hemen kısaca özetleyeyim.. Evet toplanın millet... Bir önceki albümde başlayan Gong mitojisinin devamı olarak albümün başında kendimizi bir iksir içip kafası dumanlanmış halde uzayda dolaşırken buluyoruz. Nasıl yani dediğinizin farkındayım, Gong mitolojisi bu, her şey olabilir. Meraklılar daha beter bir hengame hatta bir üst versiyonu için Stereo Mecmuası'nda bol bol bahsettiğimiz Magma'ya da bakabilirler. Neyse... Uzayda oradan oraya savrulurken Captain Capricorn ile denk gelip Gong gezegenini buluyoruz. Buluyoruz diyorum da, bulan Zero isimli kahramanımız. Aman ne güzel gezegen buldum diyerek ortalıkta takılan Zero, bir fahişe ile vakit geçirmeye başlar. Bu fahişe aslında ay tanrıçası Selene'dir. Zero iksirin etkisindeyken bu yeni gezegeni keşfetmeye devam eder. Burada her türlü absürdlük vardır, neyse çok ayrıntıya girmeden kahramanımız Gong baş tapınağını bulur. Bu arada tapınağın aslında görünmez olduğunu da söyleyeyim. Efendime söyleyeyim, tapınakta albüme ismini veren Angel's Egg'i (meleğin yumurtası) bulur. Akabinde Zero, kendini büyük bir olayın içinde bulur. Zero dünyaya dönüşte büyük bir festival düzenlemesi gerektiğini ve festival sırasında konserlerde herkesin üçüncü gözünün açılmasına yardımcı olup dünyada yeni bir çağ başlatmalıdır. Olayın içindeki iksirin ne olduğunu hikayeden tahmin etmişsinizdir herhalde. Bunun haricinde Gong dünyasında bol bol gördüğümüz Tibet, Hindu ve benzeri gizemli inanç sistemlerinin etkisini bu albümde en üst noktalarda olduğunu görebiliyoruz. Tabii ben bazı şeyleri okuyan açısından eğlenceli olsun diyerek esprili bir şekilde anlatmaya çalıştım. İşin içine girdikçe yaratılan mitosun eğlenceli olduğunu düşünüyorum...

Orijinal plak etiketinin arkasından Virgin etiketlerde değişiklik yapınca kullanılan beyaz etiket bu...

Albüm 1973 yılında Virgin Records tarafından basıldı.. Plağın ilk baskılarının kapağı açılır (gatefold) şekilde tasarlanmış. Bu kapak ve içerisinde gelen booklet içerisinde mitoloji daha doğrusu Gong mitolojisi ayrıntılı gezinme kılavuzu, karakterler, sözlük ve topluluğun müzisyenleri hakkında bilgiler vardır. Bu ilk baskının plak etiketi de değişiktir. Hatta etiket üzerindeki Selena'nın az giyimli dünyevi suretinde sansür olması için bazı yapıştırmalar olduğu söyleniyor. Söyleniyor diyorum ama ben bu edisyonları kendi gözümle görmedim. Bu plağın olma ihtimali olan bir kaç arkadaşım var, aklıma gelince bir bakacağım. Şarkı listesi şu şekilde;
Side one (Yin / Side of the Goddess)
"Other Side of the Sky" (Tim Blake, Daevid Allen) – 7:38
"Sold to the Highest Buddha" (Mike Howlett, Allen) – 3:10
"Castle in the Clouds" (Steve Hillage) – 1:13
"Prostitute Poem" (Gilli Smyth, Hillage) – 6:05
"Givin My Luv to You" (Allen) – 0:42
"Selene" (Allen) – 3:42
Side two (Yang / Side of the Fun Gods / The Masculung Side)
"Flute Salad" (Didier Malherbe) – 2:46
"Oily Way" (Allen, Malherbe) – 3:01
"Outer Temple" (Blake, Hillage) – 1:09
"Inner Temple" (Allen, Malherbe) – 3:21
"Percolations" (Pierre Moerlen) – 0:40
"Love is How U Make It" (Moerlen, Allen) – 3:25
"I Niver Glid Before" (Hillage) – 5:37
"Eat That Phone Book Coda" (Malherbe) – 3:10

Yukarıda bahsettiğim Gong mitolojisini anlatan inlay den bir sayfa. Bir şekilde edinmek mümkün...

Albüm zihin açıcı. Laf aramızda kayıt şaşırtıcı derecede iyi ama söz konusu Gong olunca kayıt kimin umurunda. Buradan Universal Music Türkiye'ye de teşekkür ediyorum. Önce Zappa'lar, arkasından Magma'lar, bir bakıyoruz Gong'lar. Firma, aklıma gelmeyecek ürünleri büyük bir çabuklukla ve en önemlisi Avrupa ile kıyaslandığında gerçekten makul fiyatlarla getirip, benim gibi müzikseverlerin büyük hayır duasını alıyor. Universal Music firmasından Metin Kösemen ile bir ara yazışma şansım oldu müzikseverlerden pek tepki gelmediğinden bahsetti. Tabii ki Gong vesaire gibi toplulukları dinleyenlerin sayısı ülkemizde son derece az ancak Universal Music oldukça kapsamlı bir kataloğu ülkemize getiriyor. Göz atınız, göz attırınız... Ben önümüzdeki günlerde büyük eşeklik edip salak gibi almadığım Faust'ları da alacağım.. Evet Krautrock topluluğu olan. Bu yazı bol teşekkürlü oldu ama albüm bana Audio AVM tarafından gönderildi. Sevgili Ozan Turan'a da buradan teşekkürler.

Albümün tarzını yazmadım şimdi fark ettim. Albüm içerisinde caz etkileri bulunan, bolca progressif öğe içeren, bir yanıyla psychedelic rock'a göz kırpan, bazı eleştirmenlere göre space rock türüne giren, bence ise "rock a la Gong" tarzı bir albüm. Vallahi kulağı delik, farklı bir şeyler denemeye meyilli okuyucularımıza şiddet ile tavsiye edilir. Albümden alacağınız en büyük zevki Flying Teapot, Angel's Egg ve You'yu hep birlikte hikayesine doya doya dinlemek olacaktır. Bu durum bir çok meraklı açısından normal kafayla çekilmeyeceği için dinleme odanızda bol bol "ayran" içmeyi unutmayınız...

Angel's Egg gibi bir albüme başka türlü bir inceleme yazılamazdı herhalde...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...