NAT Audio Magma



Açık konuşmak gerekirse Sırp ürünlerini sevmiyorum. Bunun ürünlerin sesleri veya tasarımları ile alakalı olmadığını söylemem gerekli. Ancak son yıllarda ilginç ürünlere de imza attıklarını söylemek lazım. Birçok firma uluslararası pazara açılmış durumda ve bayağı övgü alıyorlar. Bu firmalardan bir tanesi NAT Audio. Firma endüstriyel tüplerle yaptıkları ampliler konusunda bayağı dikkat çekiyor. Yukarıdaki model firmanın referans mono güç amplisi olan Magma. Tabii ki Eimac tarafından üretilen bir 450TH tüp ile donatılmış. Ampli single ended yapıda olmasına rağmen 160W güç üretebiliyor. Gerçekten çok uçuk rakamlar!

Marshall Kulaklıklar



Marshall firmasının kulaklık ürettiğini biliyor muydunuz. Valla bende yeni öğrendim sayılır. Bir zincir mağazada gördüğüm fiyatlar oldukça yüksek idi sonra üreticinin sitesine girip baktım aslında fiyatlar çok aşırı değil gibi.. Kafa üstü kulaklık modelleri 100 Dolar civarlarında , kulak içi modellerde 60-70 Dolar seviyelerinde geziniyor. Ürünlerin en cazip kısımları çeşitli Marshall amplilerden alınan ayrıntıları örneğin kulak içi modeller ses açma kapama tuşlarına benzerken, kafa üstü modellerde amplilere bayağı bir atıf var. Süs olsun diye kenara bir tane koymak lazım bunlardan...

Milyonlarca Plak



Yukarıdaki videoda konu kısaca şu, bir plak meraklısı aynı zamanda istifçi, bir depo binasında yüzbinlerce aslında milyona varan absürd bir sayıda plak biriktirmiş. Plakları toplayan kişi, depoyu aynı zamanda evi olarak kullanıyormuş. Buraya kadar her şey iyi hoş ancak konuya belediye el atmış. Depo binasının yangın sistemi olmadığından olmadığından boşaltılmasını istemiş ve tutuklama ile inceden korkutmuş. Amerika'da yerel bir haber kanalı konuyu ekrana taşımış. İlginç bir video...

4E27



Bu fotoğrafta görülen oldukça ilginç bir tüp. Radyal radyo sinyali iletiminde kullanılan tüpün kodu 4E27. Anladığım kadarı ile 1950'lerde askeri ve sivil bazı projelerde uzun mesafelere sinyal göndermek için kullanılan tüpler son derece nadir ve çalıştırması çok zor. Yukarıdaki fotoğraf mono blok yapıdaki bir amplinin bir tanesinin üzerindeki 4E27 kodlu tüpler. Paralel olarak çalıştırılan tüplerden 40W civarında bir güç elde edilebiliyormuş. Aslında bir ara amplilerin tamamının fotoğraflarını bulup yayınlamam lazım. Tasarım Douglas Piccard tarafından yapılmış.

Ozaki iSuppli Gramo


Şu iPhone ve iPod kullanıcıları aksesuar yönünden gerçekten çok şanslılar. Hemen her fiyat yelpazesinde her türden acayipliği satın alabilme şansları mevcut. Yukarıdaki ürün yine onlar için üretilmiş ilginç bir hoparlör. Bu hoparlörün bir dock sisteminden en önemli farkları, cihazınızı şarj etmemesi, ekstra bir özellik katmaması vesaire. Özelliği ise tıpkı bir gramofon gibi sesi yükseltebilmesi ve bunun için enerjiye ihityaç duymaması. Son yıllarda ülkemize bu tarz ürünler geliyor belki de Ozaki firmasının ürünü ülkemize gelmiştir ve belki kullananlar vardır. Tarih öncesinden telefonlar kullananlar ve benim gibi akıllı sayılamayacak telefonlarla vaktini geçirenler ise bu aksesuar çılgınlığına katılamıyor. Gerek var mı bilemiyorum :)

Telefunken Reklamı 1950'ler

1950'li yıllardan Telefunken'in radyo vakum tüpleri için hazırladığı reklam. Çok keyifli !

Absürd Plak Kapakları: Cher - Take Me Home



Yukarıda gördüğünüz plak kapağı 1979 yılında Cher'in yayınladığı "Take Me Home" albümünün. O döneme kadar neredeyse 10'dan fazla albüm yayınlayan Cher'in albüm kapakları birbirinden kötüdür ancak bu albüm hepten facia. Bir nevi fantastik filmlerdeki kötü büyücü ablalara benzeyen Cher bu albümle önemli bir ticari başarı kazanmış. Albüme adını veren şarkı ""Take Me Home" bir hit haline gelmiş. Albümden ayrıca "Love & Pain" ve "Happy Was The Day We Met" şarkıları da önemli ticari kazanmış. Ancak kapak facia :)

NuForce Reklamı ama İsmine Yakışmamış :)

İlginç Bir Dönüşüm; Extreme Audio ve Reklamlar



Geçtiğimiz ay içerisinde “Müzik Sisteminiz Prestijinizdir” motto'lu Extreme Audio reklamından bahsetmiştim ve hi-fi dünyamız için bunun önemli bir adım olduğundan bahsetmiştim. Geçen gün, uzu(uu)n bir süre sonra Facebook hesabıma girip, çevremde ne oluyor ne bitiyor diyerek bakınırken Extreme Audio sayfalarında bir çok yeni habere denk geldim. Ülkemizin büyük televizyon kanallarında ve onların web sitelerinde çeşitli reklamlar ve yazılar eklendiğini hatta bir televizyon şovunda (aslında sohbet programı mi demeliyiz bilemiyorum) programında yayınlanan bir reklama denk geldim. Aslında bunun reklamcılık jargonundaki tanımı advertorial oluyor sanırım.Pikabın ön plana çıktığı bu reklamın eminim ki Stereo Mecmuası'na da faydası olacaktır. Pikap ve plak denildiğinde internet üzerinden çok ciddi bir trafik aldığımızı sanırım tahmin edebiliyorsunuzdur.

Bu reklam stratejisini gerçekten çok önemsiyorum. Sonuç olarak bunun fayda ve getirilerini daha doğrusu efektifliğini, sayılara dökülmüş halde tabii ki elde edemeyeceğiz. Bunlar ticari sırlardır ancak hi-fi konusunun ülke genelinde büyük yayın organlarında öyle veya böyle yer bulmasının çok ilginç getirileri olacağını düşünüyorum.

Ülkemizde bu alanda yeni bir şeylerin deneniyor olması bence önemli. Bildiğiniz gibi hi-fi sektöründe yıllardan beri en önemli kabul edilen rekabet enstrümanı rakip firmaların markalarına yönelik yapılan hamlelerdi. Özellikle büyük İstanbul firmalarının baş rolde olduğu marka savaşları olarak nitelendirdiğim bu durumun, uzun vade de ne firmalara ne de tüketicilere bir faydası olmadığını düşünüyorum. Tabii ki, bu enstrümanın kullanımının sonu gelmeyecek olsa da, rekabette yeni bir enstrümanın kullanıma girmesi ve bu enstrümanın potansiyelinin çok büyük olması hi-fi sektörünü bambaşka bir yere götürebilir. Bunun sonuçlarını  ilerleyen dönemlerde hep birlikte göreceğiz.

Birbiri ardına açılan ve inanın Avrupa'da ve Amerika'da bile ancak iki elin parmakları kadar olan büyük show room'lar ve mağazalar bambaşka tüketici kitlelerini hi-fi dünyası ile tanıştırmak için önemli adımlardı. Son dönemlerde özellikle İstanbul'da bu tarz show-room'ların sayısı arttı ve görünüşe göre artmaya devam edecek. Ancak bu ulusal kanallardaki reklamların daha önceden atılan tüm adımlardan daha dikkat çekici olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Hele televizyonun ülkemizdeki konumunu göz önüne alırsanız...

Ancak böylesine reklamların getirdiği ülke çapındaki bilinirlik ve sağladığı prestijin yanında ticari getirileri de olacaktır. Satışlara yansımasının ne olacağını asla bilmeyecek olmamıza rağmen, böylesine bir durumun satın alma aşamasında bile kullanılması önemli getiriler sağlayabilir. Ticaretin en önemli kuralı bence "satış yapmadan önce yani satın alma aşamasında kazanmaktır" Sadece bu noktada bile önemli getiriler sağlayacağını düşünüyorum bu yeni reklam stratejisinin. Marka bilinirliği, prestij konularını sanırım yazmaya gerek bile yok... Tüm bunları ticaret hacmini arttırıcı önemli faktörler.

Büyük bir merakla ve beğeni ile izliyorum bu adımları...

Wurlitzer Reklamları: Parti Zamanı


Şu eski Wurlitzer reklamları ne kadar keyifli oluyor :) Keşke daha yüksek çözünürlüklerini bulabilsem...

Tüpler Çalışıyor 1943



Westinghouse tarafından hazırlanan 1943 tarihli bu ilginç videoda askeri ve endüstriyel alanlarda kullanılan vakum tüplerin çalışmasında ön plana çıkan altı basit fonksiyon anlatılmış. 1943 tarihli bu video, 2000 civarında videodan oluşan Prelinger arşivlerinin bir parçası. Bu arşivlere Internet Archive organizayonu web sitesinde de ulaşılabiliyor.

Karalara Bağlanmış Coffin Case Kızı


Ayda bir kaç kez Coffin kızlarımızı unutmamamız lazım değil mi? Sizlere Coffin Case’ten bahsetmiştim. Bunlar aslında özel taşıma çantaları ve içleri sizin gitarınıza göre özel şekilde yapılabiliyor. Örneğin benim ki (B.C:Rich Warlock) gibi garip şekilli bir gitarınız var ve taşımak tam anlamı ile dert. İşte bu noktada Coffin Case olaya giriyor. Gitarınıza özel kesilen iç bölümü ile sorunsuz bir şekilde taşıyabiliyorsunuz. Falan filan... Mankenimizin adı Flor Bermudez...

Tüp Fetişleri İş Başında!



2007 yıolında Oswalds Mill Audio (kısaca OMA) tarafından düzenlenen etkinlikte ana sistem Jeffrey Jackson ve Nathan Lewis tarafından kuruluyor. Bahsi geçen adamlar AMerikan hifi dünyasının derinliklerinde ve DIY çevrelerinde iyi tanınan isimler. Yaptıkları ilginç tasarımlar ile dikkat çeken bu isimler ayrıca bazı firmaların ürünlerini de tasarlıyorlar. Amerika ve Uzakdoğu'da bilinen hifi pazarının çok ötesinde hatta derinliklerinde oldukça büyük bir camia var. Son yıllarda Kuzey Avrupa'da da benzer etkinlikler düzenleniyor olsa da, Amerika bu konunun bir nevi ismi konulmamış merkezi...

Rounded Sound



Son yıllarda garip tasarımlı hoparlörlere bayağı talep var ki, firmalar birbiri ardına ilginç tasarımları meraklılara sunuyorlar. Bunlardan bir kısmı tasarım faciasıyken bir kısmı ise daha beğeni toplayan tasarımlara sahip. Rounded Sound firması hoparlörlerin sıkıcı tasarımlarına alternatifler yaratan firmalardan bir tanesi. Yeni Zellanda'da yetişen bir ağaçtan tasarladıkları yuvarlak formlu hoparlörlerinin çok farklı renkleri bulunuyor. Bu arada firma kullanılan ağaçların endüstriyel amaçlı yetiştirilen ağaçlardan elde edildiğinin ısrarla altını çiziyor. Bu arada firmanın beklenmeyecek şekilde geniş bir ürün yelpazesi bulunuyor.

Vakum Tüpler Nasıl Üretiliyor - KR Audio



Discovery kanalında yayınlanan "How It's Made" programını sanırım biliyorsunuzdur. Bu programın bir bölümünde Çek Cumhuriyetindeki KR Audio fabrikası ziyaret edilerek vakum tüpler konusunda bir program yapılmış. Görüntüler gerçekten çok etkileyici özellikle de cam işçiliği. Videonun ne yazık ki Türkçe alt yazısı yok ancak anlamak pek sorun olmuyor. Kesinlikle seyretmenizi tavsiye ederim...

Jim Marshall Vefat Etti!



James Charles "Jim" Marshall, vefat etti ne yazık ki. 1923 yılında doğan Marshall, İngiltere'de müzik endüstrisine yaptığı katkılardan dolayı OBE nişanı kazanmıştı. Ancak nişanlar veya madalyalardan ziyade biz müzik meraklıları onu gürültünün babası olarak tanıdık. Ben dahil eli gitar tutan herkes onun soyadını taşıyan amplilerden birisine sahip olmayı hayal etmiştir hep. Bu aralar rock dünyasında tribute ve anma faaliyetleri tam gaz devam ediyor olsa da benim için en kayda değer yorum Mötley Crüe'nün bas gitaristi Nikki Sixx'ten gelmiş; "Toprağın bol olsun Jim, müzik tarihinin en önemli anlarının bir çoğunun sorumlusu sensin ve hepimizdeki %50'lik duyma kaybının da...

Toprağı bol olsun. Efsanevi bir ismi kaybettik ne yazık ki...

Bosna Hersek 11.541



Bosna Hersek'te yaşanan savaşın daha doğrusu insanı insan olmaktan utandıran rezillikler silsilesinin 20. yıldönümüydü bugün. Bloğumda veya yazı yazdığım web sitelerinde özellikle de Stereo Mecmuası'nda elimden geldiğince büyük alakam olmasına rağmen tarihsel konuları işlememeye özen gösteriyorum. Aslına bakarsanız bana hobiniz nedir diye soranlara genelde tarih okumak derim. Bir çok kişinin zannettiğinin aksine müzik merakım, tarihe olan merakım yanında bir hiçtir. Bu kadar fazla müzik yazısını okuduğunuz bir insanın klavyesinden bu cümleye şaşırmış olabilirsiniz ama gerçek bu! Sanırım bu merak ilkokul döneminden itibaren bende hasıl olmuştu. Dilek olay 20-25 senedir okuyorum, yazıyorum (1) ve tartışıyorum. Neyse...

Bugün Bosna Hersek'te ve Boşnakların yaşadığı hemen her coğrafyalarda yaşanmış acı olaylar yeniden hatırlandı. Savaşta kaybolup gidenler anıldı. Sadece Bosna Hersek'te 11.541 kişi. Srebrenica, Jepa, daha bir çok kent, köy ve kamplar...

Böylesine zamanlarda yazmak çok zordur yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum...

(1) Eminim soranlar olacaktır ancak bu konuda fazla bilgi vermek istemiyorum. Ama bir yerlerde yazılarımı okumuş olma olasılığınız vardır sanırım. Belki... Bilemiyorum...

Wollny, Kruse, Schaefer [em] - Live At Jazzbaltica CD



ACT plak firmasından konser albümleri görmeye pek alışkın değilizdir. Uzun zaman sonra elime geçen çok hoşuma giden bir albümü tanıtayım sizlere. Üç Alman müzisyenden oluşan [em] topluluğunun konser albümü olan “Live At Jazzbaltica” Piyanoda Michael Wollny, basta Eva Kruse ve davulda Eric Schaefer'den oluşan üçlünün canlı performansı son derece etkileyici. ACT’ın patronu Soggi Loch'un çok geniş olmayan topluluklara ve trio'lara özel bir ilgisi olduğunu biliyoruz. Özellikle müzik dünyasına EST'yi kazandıran Loch, JazzBaltica Festivaline özel olrak bu üçlünün kurulmasına öncülük ediyor. Bu dönemlerde sadece piyanist Michael Wollny'nin Nils Landgren vasıtası ile ACT ile alakası var. Diğer iki müzisyen ise bir şekilde bir araya geliyor. Topluluk 2005 yılında ilk CD'leri olan Call It [em] albümünü yayınlıyor. Bayağı ilgi çeken albümü [em] II] ve [em] 3 albümleri izliyor. “Live At Jazzbaltica” topluluğun dördüncü albümleri. Anlayacağınız topluluğu tanımakta bir miktar geç kalmışım. Geç olsun güç olmasın....

Şimdi isterseniz müzisyenleri tanıyalım. Müzisyenlerle ilgili bilgi bulmakta bayağı zorlandım. Almanca bilmiyor rağmen nasıl oluyorsa kendi sitelerini büyük ölçüde çözüp aşağıda okuyacağınız gibi bayağı bilgi topladım...

Michael Wollny 1978 doğumlu Alman bir müzisyen. 1997 yılında piyano konusunda müzik eğitimine başlayan Wollny, okul yıllarından itibaren çeşitli topluluklarda çalışmış. Nils Landgren de dahil olmak üzere bir çok ilgi çekici müzisyenle kayıtları var. Oldukça rahat tavırları ile sempatik bir tarza sahip olan Alman müzisyen, kuzeyin o alıştığımız soğuk ama bir o kadar teknik müziğinin oldukça dışından bir yerlerde duruyor.



Eva Kruse, müzik hayatına piyano öğrenerek başlamış. Daha sonra elektrikli basa geçiş yapmış. 1998 yılında akustik enstrümanlara merak salınca müzik eğitimini bu yönde almaya karar vermiş. İlk önemli uluslararası deneyimi [em] topluluğunda Eric Schaefer ve Michael Wollny birlikte kazanmış. Sonrasında kendi ismiyle bir trio kurmuş. Caz bası dünyasında kadınları görmeye pek alışkın değiliz. Topluluğa ilk bakışta bana oldukça değişik gelmişti...

Davulcu Eric Schaefer'de oldukça genç bir isim. Davulcuların genelde beste konusunda çok aktif olmadıklarını düşünürüz ancak Schaefer pek öyle değil. Ayrıca farklı müzik türlerinde de çalışmaları var. Cazın yanında post-rock, noise ve özellikle emprovize müzik konusunda çalışmalar yapan Schaefer'in çalıştığı bir çok topluluk var. Genç yaşına müzik dünyasında bayağı aktif bir müzisyen.

Konser albümünde üçlünün çaldıkları şarkıların büyük bölümü daha önceki albümlerinden alınmaymış. Ancak yeni şarkılarda var. Örneğin ‘Phlegma Phighter’ cazdan progressive rock'a doğru gidip gelen bir parça. Topluluğun daha önceki albümleri elimde olmadığı için mukayeseli bir yazı yazamayacağım ama size konser albümünü çok sevdiğimi söyleyebilirim. İlk şarkıdan son şarkıya kadar oldukça dinamik bir şekilde ilerleyen albüm her dönemin cazına göz kırpıyor. Ancak EST gibi kuzeyin önemli isimlerine de sololarda bayağı bir atıf yapıldığı meraklı kulaklardan kaçmayacaktır. Albümdeki dinamizmi sağlamak için çok uzun ve kendini tekrar eden sololara yer verilmemiş. Ancak özellikle piyano ve bas atışmalarına kulak verdiğimizde Alman müzisyenlerin yeteneklerini anlayabiliyoruz. Topluluk kendi müziklerini kendisi bestelediği için hiçbir müzisyenin çok ön plana çıktığını söylemek güç. Sololar ve ritm bölümleri çok keyifli dağıtılmış.

Albümdeki şarkı listesi şu şekilde;

1. Blüten - 04:23 (Schaefer, Eric)
2. Shelley - 03:59 (Schaefer, Eric)
3. Phlegma Phighter - 08:53 (Schaefer, Eric)
4. Sov Lilla Alma - 03:39 (Kruse, Eva)
5. Kiyoshi - 04:34 (Wollny, Michael)
6. In Water - 03:33 (Kruse, Eva)
7. Etude No. 1 - 03:38 (Schaefer, Eric)
8. Arséne Somnambule - 05:41 (Schaefer, Eric)
9. Gorilla Biscuits - 05:02 (Schaefer, Eric)
10. Break It - 04:14 (Kruse, Eva)





ACT'ın konser kaydı benim çok hoşuma gitti. Şarkıların yapısına uygun şekilde son derece ayrıntılı bir kayıt yapılmış. Şarkılarda minimal bir çok bölüm olmasına rağmen ayrıntıları sanki bir konserdeymiş gibi duyabilme hissi çok iyi. Kuruluşundan 7 sene sonra keşfettiğim Alman müzisyenlerin diğer albümlerini de edinmeye çalışacağım.

Albüm Equinox Music'in stoklarında var mı bilmiyorum ancak bir şekilde kulak kabartmanızı öneririm.

Breakfast at Tiffany's Plak



Breakfast at Tiffany's veya Türkçesiyle “Tifani'de Kahvaltı”, Seçil'in en sevdiği filmler arasında yer alır. Sadece Seçil'İn değil valide sultan Sehzanecez'de sever bu filmi... Hakancez'in ise listesinde “Pink Panther” yani “Pembe Panter” var. Bir anda ne oluyoruz diyor olabilirsiniz. Tüm bu filmlerin ortak noktası Henry Mancini. Alman Speakers Corner firması yavaş yavaş Mancini soundtrack'lerini basıyor. Bizde edinebildiklerimizi ediniyoruz.

Enrico Nicola "Henry" Mancini 1924 doğumlu Amerikalı bir müzik adamı. Besteci, aranjör, orkestra şefliği gibi müziğin bir çok alanında çalışmış. Ona asıl ünü getiren şey ilk başta film müzikleri ve arkasından da televizyon çağında yaptığı besteler. En bilindik müzikleri ise sanırım hepimizin kafasında yer etmiş Pembe Panter melodisi ve duyar duymaz hatırladığımız meşhur "Moon River" şarkısı ki, şarkıyı Breakfast at Tiffany filminden hatırlarsınız.

Filmi hepiniz duymuşsunuzdur ancak filmin afişi zaman içerisinde bir pop art ikonu haline gelmiş ve günümüzde de bir çok markanın duvar kağıtlarından, perdelerine kadar farklı bir çok üründe kendisine yer bulmuştur. Aslında filmin bile önüne geçmiştir diyebiliriz. Nasıl geçmesin Audrey Hepburn'ün kariyeri boyunca verdiği belki de en güzel pozdur.



Filmin tüm müzikleri neredeyse Mancini tarafından bestelenmiştir. Ancak en akılda kalıcı şarkı olan "Moon River Cha Cha" ve "Moon River" Henry Mancini ve Johnny Mercer ortak çalışmasıdır. Bu çalışma ile bir çok ödül kazanmıştır ikili...

Film yönetmenlerinin, müziğin önemini keşfetmesi muhtemelen sinema tarihinin yazılmaya başladığı zamana denk geliyor. Filmin yönetmeni Blake Edwards, filminin müziklerine özel önem vermek ister ve araştırmaya başlar. 1950'lerin sonunda bir televizyon fenomeni haline gelen Peter Gunn şovunun müziklerini yapan Mancini ilk aklına gelen isimdir. Mancini işi kabul eder. 1960'ların Amerikasında rock müzik çılgınlığı devam ederken filmin müziğini senaryoya da uygun şekilde caz ağırlıklı yapmaya karar verir. Caz müziğin popüler ismi Glenn Miller'in bir nevi öğrencisi olan Mancini, onun müziğine bol bol atıf yapar ve şarkılar birer birer ortaya çıkmaya başlar. Meşhur “Moon River” şarkısınında dahil olduğu besteler filmi çeken Paramount yetkilerinini beğenisine sunulur. Yöneticilerin bir çoğu “Moon River” beğenmez ve şarkının listeden çıkarılmasını isterler. Tam bu esnada Audrey Hepburn devreye girer ve şarkıyı filmde ister. Bazı yazılan çizilenlere göre şarkının atılmasını öğrendiğinde cesedimi çiğnerlerse yapabilirler demiştir. Bu durumu bazı yazarlar Mancini ile Hepburn'ün arkadaş olmasına bazıları da şarkının potansiyeline bağlarlar. Tek bildiğim şey şarkının filme bir çok şey kattığıdır. Bu arada hep Mancini'den bahsediyorum ama Johnny Mercer'i de unutmamak lazım. Şarkının sözleri Mercer tarafından yazılmıştır.

Albümdeki şarkılar Mancini tarafından senaryoya uygun şekilde özgün eserler olarak bestelenmiştir. Moon River filmin hem başında hemde sonunda çalınır. Fakat filmin ilerlemesine göre farklı şekilde aranje edilmiştir. Ayrıca filmde şarkıyı Hepburn'ün zorlanmadan söyleyebilmesi için bir çok düzenleme yapılmıştır. Filmdeki şarkıların listesi şu şekilde;

"Moon River" (Henry Mancini, Johnny Mercer)
"Something for Cat"
"Sally's Tomato"
"Mr. Yunioshi"
"The Big Blow Out"
"Hub Caps and Tail Lights"
"Breakfast at Tiffany's"
"Latin Golightly"
"Holly"
"Loose Caboose"
"The Big Heist"
"Moon River Cha Cha" (Mancini, Mercer)



Filmin müziklerinin filme yaptığı olumlu etkinin yanında plak olarak önemli başarı kazanmıştır. Hem listebaşı olmuş, çok büyük miktarlarda satılmış hemde senenin tüm prestijli film müziği ödüllerini kazanmıştır. Muhtemelen eşiniz, (kız arkadaş veya nişanlınız) bu filmi seyretmiştir. Tüm aile hep birlikte müzik dinlemek isteyenler için ilginç bir plak seçeneği olabilir. Bizde bu yazıyı ailecek yazdık. Yazının büyük bölümü Seçil'e ait. Plak baskısı gayet başarılı. Aklınızda bir yerlerde bulunsun...

Machinarium Soundtrack (FLAC veya MP3)



Arada sırada sizlere bilgisayar oyunların bahsederim. Bu kez bir bilgisayar oyunun soundtrack'inden bahsedeceğim. İlk bakışta kulağa garip geliyor ama Stereo Mecmuası'nın normal bir oluşum olmadığını sanırım biliyorsunuzdur artık...

Kısaca oyundan bahsetmek gerekirse Machinarium iki boyutlu tıkla ve bas şeklinde oynanan bir oyun. Sistem ihtiyaçları son derece basit hani neredeyse 5-6 senelik hatta daha eski bilgisayarlarda bile oynanabilecek şekilde tasarlanmış. Oyun zaten flash üzerinde çalışıyor.

Oyunda ana karakterimiz bir robot. Hikayeye göre makine artıklarının yollandığı bir gezegene gönderilen robotumuzu bir çok bulmacayı çözerek ve çevrede bulunan ekipmanı toplayarak gezegenin en büyük şehrine ulaştırmaya çalışıyoruz. Oyun bayağı eğlenceli hatta kafa patlatmak gereken bölümleri de var. Görünüşe göre küçük bir yapım firması tarafından tasarlanan oyun 2000'lerin sonlarında bayağı bir ödül toplamış. Hemen herşey el ile çizilmiş ve gerçekten ekranın karşısında keyifli vakit geçirtiyor.

Oyunu geçenlerde ziyaret ettiğim bir teknoloji marketinde gördüm. İsmi ilgimi çekti ve ne olduğunu bilmeden satın aldım. Üzerindeki fiyat etiketi 4.99TL idi. Bu fiyat için riske girmeye değer. Oyunu oynarken müzikleri çok dikkatimi çekti. Oyun CD'sine bakarken “Soundtrack” isimli bir klasör fark ettim. Burada MP3 ve FLAC formatlarında oyunun soundtrack'ine yer verilmiş. Oyunu bırakıp şarkıları dinlemeye başladım.

Soundtrack, Çek Cumhuriyetinin Prag şehrinde bir besteci ve multimedya artisti olarak çalışan Tomas Dvorak tarafından bestelenmiş. Oyunu yayınlayan firmada Çek Cumhuriyetinden bu arada. Albüm çok ilginç. Tamamen elektronik (kapanış parçası hariç) öğelerle süslenmiş sanki robotların arasındaymış gibi hissettiren parçalar. Bir yanıyla Kraftwerk'in müziğine göz kırpan albümün en ilginç tarafı akılda kalan hatta dile pelesenk olma potansiyeli içeren melodilere ev sahipliği yapması. Albümü dinledikten sonra dit-düt vesaire robotik seslerle ortalıkta dolaşırken bulabilirsiniz kendinizi :)

Albüm kapanış parçası ise gerçekten güzel bir şarkı "Prague Radio" Şarkıda bası Petr Tichy, gitarı ise Vojtech Zelinsky çalmış. Küçücük bir firmanın düşük bir bütçe ile yaptığı bir oyunda böylesine bir şarkı ile denk gelmek son derece garip. Şarkı listesini de vereyim bu arada geleneksel olduğu üzere...

1. "The Bottom" 5:30
2. "The Sea" 3:53
3. "Clockwise Operetta" 3:53
4. "Nanorobot Tune" 3:06
5. "The Mezzanine" 2:14
6. "Mr. Handagote" 3:16
7. "Gameboy Tune" 4:37
8. "The Furnace" 2:58
9. "The Black Cap Brotherhood Theme" 1:49
10. "The Prison" 2:34
11. "Glasshouse With Butterfly" 3:35
12. "The Castle" 3:36
13. "The Elevator" 7:12
14. "The End (Prague Radio)" 2:38



Bende mi bir acayiplik var diyerek soundtrack albümünü bir araştırayım dedim.. Meğer bayağı ödül almış hatta 2009 ve 2010 yıllarında bağımsız festivallerdeki (tabii bilgisayar ile alakalı olanlar) tüm ödülleri toplamış.

Hatta Dvorak gördüğü büyük ilginin üzerine albümü plak formatında da yayınlamış. Alman Pallas Group tarafından 140gr formatında basılan plağın ilk baskısını oluşturan 555 adet bizzat Dvorak tarafından imzalanmış. Çok ilginç değil mi?

Bu arada araştırdıkça yeni bilgilere de ulaştım, Dvorak Machinarium Bonus EP adından albümde yer veremediği şarkıları sonradan yayınlamış ve kendi sitesi üzerinden ücretsiz dağıtıyor. Bir göz atın. 5TL'ye bundan iyisi olmaz herhalde. Aşağıda oyunla alakalı bir video var. Hem oyun hemde müzikleri hakkında bir fikir verebilir...

Absürd Plak Kapakları: The Louvin Brothers - Satan Is Real



Aslında size bu başlık altında üzücü bir hikaye anlatacağım. İki kardeşin kurduğu "The Louvin Brothers" topluluğu aslında country müziğin geniş kitlelere ulaşmasında çok önemli pay sahibi. Ira Lonnie Loudermilk ve Charlie Elzer Loudermilk tarafından kurulan topluluğun günümüzde hala isminin anılmasının en önemli sebebi 1959 yılında yayınladıkları "Satan Is Real" albümünün kapağı. Yukarıda da görebileceğiniz kapak kardeşlerden bir tanesinin tasarımı. İşin komik tarafı albümün türüne göre başarılı olması ve aralarında Hank Williams III'ün de bulunduğu bir çok müzisyenin bu albümden cover'lar çalması...

OMA Garrard 301



Oswalds Mill Audio'nun (kısaca OMA) ürünlerine özel bir ilgim olduğunu bloğumu takip ediyorsanız muhtemelen biliyorsunuzdur. Firma bazı önemli pikaplar için özel gövdeler de üretiyor. Yukarıda firmanın Garrard 301 ve 401 modelleri için ürettiği şasilerden bir tanesi var. Burada asıl dikkat çekici olan şey pikap kol. Alman tasarımcı Thomas Schick tarafından SME 3012 kollardan hareketle tasarlanan ürün anti-skating konusundaki değişik (bana göre pek sağlıklı olmayan) bakış açısıyla dikkat çekiyor. Kol özellikle Ortofon SPU ve EMT iğneler için tasarlanmış. Görüntü ise müthiş!