19. İzmir Caz Festivali: ICP Orchestra Konseri



Bu sene festivalin en önemli konuğu bana kalırsa ICP Orchestra yani Instant Composers Pool Orchestra idi. Bu akşam büyük bir heyecan ve keyifle AASM'nin yolunu tuttuk. Aslına bakarsanız izleyeceğimiz topluluk, serbest caz tarihine adını altın harflerle kazımış bir çok müzisyenden oluşuyor. Topluluk, bulunduğu ortama, katıldığı festivale ve dinleyicilere göre programını modifiye edebiliyor. Uzun yılların verdiği deneyim ve çok çok iyi müzisyenlerin olduğu bir toplulukta bu durum gayet doğal. Ben kendi adıma bu gece çok uçlarda dolaşmayan, hem genel caz dinleyicisini şoke etmeyecek hem de topluluğu uzun senelerdir takip eden serbest caz meraklılarını küstürmeyecek bir program ile dinleyicinin karşısına çıkacağını tahmin ediyordum. Tam tahmin ettiğim gibi oldu.

Topluluğa şöyle bir baktığımızda bir kaç müzisyen hemen ön plan çıkıyor. Bunlardan ilki Ab Baars. 1970 doğumlu Hollandalı müzisyen kariyeri boyunca bir çok önemli caz müzisyeni ile çalışmış. Bu akşam klarnet ve tenor saksafonda dinlediğimiz müzisyenin benim için en ilginç topluluğu kendi adını taşıyan üçlüsü yani Ab Baars Trio. Bu üçlü ve Ken Vandermark'ın ortak performansları benim de son dönemlerde deli gibi dinlediğim plaklardan.



Han Bennink ise Avrupa serbest cazının tarihi yazılırsa, ismi altın harflerle yazılacak bir davulcu. Avrupalı olup bilindik neredeyse tüm önemli müzisyenlerle çalışmış Bennink'i özellikle Peter Brötzmann ile 1960'ların sonunda ve 70'lerde yaptığı plaklarda görebilirsiniz. Ayrıca Alexander von Schlippenbach ve Globe Unity Orchestra'dan tutun daha klasik caz müzisyenlerine kadar bir çok önemli isim ile çalmış. Misha Mengelberg ile uzun yıllardır birlikteler ve ICP projesinin ilk başlarından beri Bennink'in müzikal yolculuğunda önemli bir yere sahip.



Bu arada Han Bennink'in pek bilinmeyen bir yönü, çizmeye olan merakı. Uzun yıllardır hem ICP plaklarınım hemde kendi plaklarının kapaklarını kendisi çiziyor. Bu arada hemen bir not daha ICP'nin tüm plakları bir kutu setinde CD formatında yayınlanacak gibi gözüküyor. Şimdilik gözüken 50 adedi geçen CD ve en az 2-3 DVD'den oluşan set için şu an ön siparişler toplanıyor. Fiyat oldukça yüksek, 400 Euro civarlarında olması lazım. 300 adet ön sipariş toplanınca kutular üretim hattına girecek. Tabii ilk 300 adedin kapağı bizzat Bennink tarafından elde çizilecek(miş)

Misha Mengelberg ise Ukrayna asıllı bir müzisyen. Han Bennink ile birliktelikleri yazılan çizilenlere göre Eric Dolphy'nin son plağı "Last Date" ile resmileşiyor. Bu plakta her iki müzisyen birlikteler. Mengelberg sonraki yıllarda Derek Bailey, Peter Brötzmann, Evan Parker, Anthony Braxton gibi en önemli isimlerle birlikte çalıyor. Misha Mengelberg 1960’ların ortalarında, "Fluxus" akımına dâhil oluyor.

1963 yılında George Maciunas tarafından yazılan manifestosunda, akımın bağımsızlığı ön plana çıkartması ve bir eserin bir ideale/kurama veya teoriye dayandırılmaması gibi dönemi için oldukça yenilikçi bir takım düşünceler ile ortaya çıkması sayesinde güçleniyor. Akımın bir şekilde öncüsü uzun senelerdir yılmadan anlamaya çalıştığım -ki ciddi efor gerektiriyor- John Cage olarak gösteriliyor. Tabii Amerikalı öncüsünün yanında bu akımın etkilendiği bazı Avrupalı isimlerde var. Bunlardan en öne çıkan isim Karlheinz Stockhausen. Akım ilk önce New York sahnesini sonrasında da Avrupa'yı etkiliyor. Günümüzde bazı minimalist klasik müzik bestecileri ve bazı serbest cazcılar bu akımın temsilcileri olarak kabul ediliyor. Konu uzadıkça uzayacak. Şimdilik konuya bir nokta koyalım. Akımı belki ilerleyen aylarda bir başka yazıya konu ederiz.



Nerede kalmıştık. Artık 1960'ların sonuna gelelim ve Misha Mengelberg, ICP Orchestra'yı kursun. Uzun soluklu bu proje içerisinde zaman içerisinde çok sayıda müzisyen bulunuyor. Böyle projelerde ciddi bir müzisyen devinimi olur, ICP'de de durum farklı değil. Ancak Bennink ve Mengelberg topluluğun temel taşları. Mengelberg'in müziğinde bir çok etkiden bahsetmek mümkün, klasik büyük orkestra müziğinden, önemli piyanistlere, minimal klasik müzikten çok uçlardaki caz öğelerine kadar... Tüm bu etkiler bir potada eritilerek yaylı ve üflemeliler arasında etkileşimlere, atışmalara ve zaman zaman sert tartışmalara konu oluyor. Tüm bu müziğin üzerine Mengelberg'in piyano dokunuşları ve Bennink'in davulları eklenince ICP müziğinin temeli ortaya çıkıyor.

ICP, İzmir konserinde Baars, Bennink ve Mengelberg'e ek olarak klarnet ve saksafonda Tobias Delius, trombonda Wolter Wierbos, trompette Thomas Heberer, keman ve viyolada Mary Oliver, çelloda Tristan Honsinger ve kontrbasta Ernst Glerum'dan oluşan bir kadro ile İzmirlilerin karşısına çıktı. Aslında vaktiniz olduğunda tüm bu müzisyenlerin işlerine bakın. Çok ilginç albümlerle denk geleceksiniz. Bu arada belki hatırlayanlar olacaktır Wolter Wierbos'u geçen sene yine caz festivali kapsamında düzenlenen ve ayrıntılarını sizlerle paylaştığım "Bik Bent Braam" konserinde dinlemiştik.

Konserde dinleyicinin sıkılmayacağı güzel bir program hazırlanmıştı. Büyük orkestra dönemine bol bol atıf vardı. Son yıllarda orkestranın vazgeçilmezi "The Mooche" şarkısını dinleme fırsatımız oldu. Ellington'ın yanısıra Monk melodilerini de bol bol duyduk. Minimalist klasikçilere bol bol atıfta bulunuldu ve hatta Schlippenbach unutulmadı...

Konser her türden izleyici için son derece keyifli geçti tahmin ediyorum. Hareket neredeyse hiç durmadı ve en keskin tonlarda bile müzisyenler dinleyicilerin ilgilerini çekmeyi başardılar. Hatta şarkı bitişlerinde ve müzisyenlerin performanslarının sonunda Mary Olive seyirciye bir şekilde istiyorlarsa alkışlayabileceklerini son derece zarif bir şekilde işaret etti.



Bir caz konseri, bir klasik müzik konseri gibi değildir. Seyircilerin korkması için hiçbir sebep yoktur. Bir tonu sevdiğinizde, bir solo içinizi kıpırdattığında alkışınızı müzisyenlerden esirgemeyin. Bir caz konserinde yanlış yerde alkışlamak gibi şeylerden çekinmeye, korkmaya gerek yok. Birkaç kasıntı caz müzisyeni hariç sahnedekilerde bundan keyif alacaklardır. Kendinizi kasmanıza, sıkıntıya sokmanıza gerek yok. ICP Orchestra bunun en güzel kanıtı... Hoş vakit geçirmek için konserlere gidiyoruz, mükemmeli oynayan seyirci olmaya gerek yok. Bu akşam seyircilerin büyük bir kısmının aslında çok önemli müzisyenleri dinlediklerinin farkında olduklarını pek zannetmiyorum ama herkes keyif aldı ve konser bitiminde salon tam anlamıyla alkışlardan yıkılıyordu. Ne güzel işte...

Sanırım müzisyenlerde bu duruma çok memnun oldular. Hele zar zor yürüyen Misha Mengelberg'in, sonu gelmez alkışlarla onurlandırılması herkesi çok sevindirmiştir eminim ki...

Büyük müzisyen olmayı bugün sahnede canlı canlı gördük. Cazın orta akımından uzak bir yerlerinde 30-40 sene geçirmiş müzisyenler yine ana akımların uzağında tonlarıyla, bir salonu yıkıp geçebiliyorlar. Bunu yapabilmek hiç kolay değil, hatta herkes yapamaz... Öyle veya böyle bu akşam İzmir'de Baars, Bennink ve Mengelberg'i dinledik canlı canlı.. Daha ne olsun :)

Geçtiğimiz sene "Bik Bent Braam"  ve bu sene ICP Orchestra konserleri ile Hollanda'lı topluluklar festivale bambaşka bir soluk getirdiler. Gelecek sene için bekletimiz çok yüksek. Şimdiden söyleyeyim.

Bu arada festival tüm hızıyla devam ediyor. Şimdi sırada Tomasz Stanko konseri var. Biletlerinizi almayı unutmayın. AASM'de büyük salonda bir dörtlü seyretmek müthiş keyifli olacaktır.

--------------------------------------

19. İzmir Caz Festivali Yazılarım: Açılış Konseri : Arifa / Livio Minafra Quartet Konseri / Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri / Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri / ICP Orchestra Konseri Tomasz Stanko Konseri19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından
Yazılara ulaşmak için üstlerine tıklamanız yeterli... 

Geceler Boyunca Oyun Oynamayı Özlemek!


Geçtiğimiz haftalarda sizlere sonunda seyredecek bir dizi bulduğumu söylemiştim ve kısaca The Big Bang Theory'den bahsetmiştim. Amerikan CBS televizyonunda yayınlanan dizinin son sezonunun 19. bölümünün konusu beni büyümenin ne kadar kötü bir şey olduğunu konusunda tekrar düşündürdü. Ben bilgisayar ile haşır neşir olan bir nesildenim. Sokak oyunlarından Atari çağına geçişi canlı canlı yaşayan birisi olarak bilgisayar oyunlarının karşısında sabahlama mevzusu benim de büyük keyif alarak yaptığım bir etkinlik idi. Commodore 64 döneminden itibaren bazı oyunlara kafayı takıp Cumartesi günü eve kapanıp Pazartesi çıkmak son derece alışılmış bir olaydı benim için. PC döneminin başlaması ve oyunların gitgide karmaşıklaşması ise bu etkinlikleri daha da arttırmıştı. Allah'tan iş hayatının etkisiyle online oyun konusuna çok fazla bulaşmadım ama yine de geceler boyu CS ve dönemin Call Of Duty server'larında sabahlamalarım olmuştur. Hadi itiraf edeyim aslında bol bol olmuştu :)

İnsan büyüyünce ve sorumlulukları artınca bu tarz şeyleri ne yazık ki yapamıyor. Şöyle yakın arkadaşlarımızla içecek ve yiyecek stoğu yapıp "level kasmayı" arada sırada özlemiyor değilim. Eskiden çok sınırlı imkanlarla (hoş her zaman ortalamanın üzerinde bilgisayarlarım olmuştu) yapabildiğimiz şeyleri şu an bu imkanlarla yapamamak çok acayip bir duygu. Gigabyte'larca RAM, güçlü işlemciler ve geçmişte üretilebileceğini hayal bile edemeyeceğim garip kodlu ekran kartlarında bloğuma yazı yazıyor olmam traji komik bir durum.

Acaba işlere güçlere biraz ara verip Elder Scrolls dünyasına mı yelken açsam acaba :)

19. İzmir Caz Festivali: Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri



Bugün Fransız cazının yeni yeteneklerinden bir tanesi olarak gösterilen Geraldine Laurent'in Time Out Trio'sunu dinledim. 1975 yılında doğan müzisyeni bir caz kulübünde Fransız “Jazz Magazine” dergisinin editörü dinlemiş ve performansını dergisine taşımış. Hemen arkasından bir çok Fransız caz eleştirmeni tarafından müzisyene dikkat çekilmiş ve yavaş yavaş daha iyi tanınır hale gelmiş. Hemen arkasından bir ödül ve başarılı konser gelmiş. Hikayenin bu kısmı oldukça etkileyici değil mi?  Konser öncesinde bende kendimce araştırmalar yapıp müzisyenin çeşitli performanslarını dinlemeye çalıştım.

Bu noktada Fransız baterist Aldo Romano'nun dörtlüsü benim açımdan ön plana çıktı. Bu dörtlü basta Henri Texier, klarnette Mauro Negri ve saksafonda Geraldine Laurent'ten oluşuyor. Bu ekiple 2008 yılında çıkarttıkları albüm ve hemen arkasından yayınlanan “Complete communion to Don Cherry” albümünde (bu albümde Mauro Negri yerine Fabrizio Bosso var) gerçekten Fransız saksafoncu çok etkileyici performanslara imza atıyor. Tabii burada Aldo Romano ve Henri Texier gibi Fransız cazının iki önemli ve duayen ismi dikkat çekiyor. Bu dörtlünün bazı konser performansları çeşitli video sitelerinde bulunabiliyor. Bir göz atmanızda fayda var.



Geraldine Laurent 2000'li yıllarda iki adet trio kurmuş. Bunlardan konserde dinlediğimiz Time Out Trio kalıcı olmuş. Davulda Laurent Bataille ve basta Yoni Zelnik'ten oluşan üçlü ilk albümlerinde büyük caz müzisyenlerinin parçalarını yorumlamışlar. Konserde de ağırlık 2007 yılında yayınlanan ve üçlünün ismini taşıyan albüme verilmişti. Zaten konserin başında Laurent konserde çalacakları şarkıların büyük bölümünün Charles Mingus'a ait olduğunu belirtti.

Üçlünün albümünde Tijuana Gift Shop hemde Fable of Faubus'a yaptığı yorumlar gerçekten müthişti bakalım konserde neler olacak diye merak içerisindeydim. İlk önce şunu söylemem lazım Geraldine Laurent'in alto saksafonda elde ettiği ton gerçekten çok başarılı. Tonlamalar, emprovizasyonlar başarılı. Çok uçlardaki tonlarda bile başarı ile çalabiliyor Fransız müzisyen. Basta dinlediğimiz Yoni Zelnik genç bir müzisyen olmasına rağmen Paris caz sahnesinde bayağı aktif bir müzisyenmiş. Bu arada sizlere 2010 yılı albümü tanıttığım ve bayağı insanın albümü alıp sevdiği Youn Sun Nah'ın kendi beşlisi yani Youn Sun Nah 5tet ile 2000'lerin sonlarına doğru ilginç işlere imza atmış bir müzisyen. Konserde fazla abartıya kaçmadan iyi bir performans gösterdiğini düşünüyorum. Laurent Bataille ise Berklee College of Music'te okumuş 1964 doğumlu bir müzisyen. Fransa'da oldukça iyi bir davulcu olarak gösterildiğini ve çeşitli Fransız caz dergilerinde yazarlık yaptığını söyleyebilirim. Ancak ben konserde pek başarılı bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. Hatta bana kalırsa bayağı aksadığını söylemeliyim. Tabii performansını çok beğenenler olmuştur ancak Mingus'un “Tijuana Moods” ve “Mingus Ah Um” plaklarında Dannie Richmond'un katkılarını şöyle bir göz önüne getirince sanırım pek haksız sayılmam. Zaten tahmin ediyorum Geraldine Laurent'i ilerleyen yıllarda çok farklı oluşumların içerisinde görebilme şansımız olacak. Aldo Romano'nun dörtlüsündeki gibi ortalamanın çok üzerinde bir müzisyenler topluluğu ile Laurent'i dinlemek büyük bir keyif olacaktır.



Geçtiğimiz sene düzenlenen 19. Akbank Caz Festivalinde Fransız müzisyeni dinleme şansı bulan İstanbul'lu dostlarımızın birkaç sene ardından bu geç keşfedilen Fransız bayan alto saksafoncuyu dinlemek benim için iyi oldu. Açıkçası bu sene festival sayesinde izlenecek müzisyenler listeme yeni bir isim daha yazılmış oldu. Zaten konserlerin daha doğrusu festivallerin müzikseverlere en büyük katkısı yeni müzisyenleri dinleyebilme fırsatı sunması.

19. İzmir Avrupa Caz Festivali tüm hızıyla sürüyor ve doğrusu pek keyifli şekilde sürüyor. 12 Mart Pazartesi günü bana kalırsa festivalin en büyük bombası olan ICP Orchestra konseri var şimdi sırada. Dört gözle bekliyorum ve tahmin ediyorum şimdiye kadar yapılan konserler arasında hatta İzmir caz festivalleri tarihinde yer edecek bir performansa gözlerimizle şahit olacağız. Misha Mengelberg, Ab Baars, Han Bennink gibi isimleri duyup eli ayağı birbirine dolanan tüm meraklıları konsere bekliyoruz.

--------------------------------------


19. İzmir Caz Festivali Yazılarım: Açılış Konseri : Arifa / Livio Minafra Quartet Konseri / Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri / Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri / ICP Orchestra Konseri Tomasz Stanko Konseri19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından
Yazılara ulaşmak için üstlerine tıklamanız yeterli... 

Raspberry Pi Kasaları Ortaya Çıkmaya Başladı



Geçen hafta sizlerle 25 Dolara satılan mini bilgisayar Raspberry Pi'den bahsetmiştim. Üretilen binlerce kart bir anda tükendi. Ben ne yazık ki bu ilk turda anakartımı alamadım ama sipariş listesine yazıldık bir süre bekleyeceğiz sanırım... Bu denli hızlı satılan bir ürün kısa sürede kendi pazarını da ortaya çıkarttı. Hemen herkesin ortak ihtiyacı ucuza satılan ve Raspberry Pi'ye uygun bir kasa. Bir çok üretici kollarını sıvadı ve tasarımlarını paylaşmaya başladılar. Marco Alici adlı bir endüstri tasarımcısı ilk tasarımlardan bir tanesini meraklılarla paylaştı. Şu an ürünün seri üretimi yok ancak hazırlık yapılıyor. Eğer iyi bir satış fiyatı yakalayabilirler ise çok başarılı olacağı kesin gibi.

Logitech ve Subwooferları!

19. İzmir Caz Festivali: Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri



Öncelikle ne yalan söyleyeyim bu konseri bir yandan çok merak ediyordum bir yanda da bir şekilde fazla abartmamak için gitmesem mi acaba diye düşünüyordum. Zamanının GDR (Demokratik Almanya Cumhuriyeti) veya bilinen ismiyle Doğu Almanya'dan çıkan kaç müzisyeni canlı canlı görme fırsatım olacak ki diye düşündüm. Belki de bir kaç nesil sonra Doğu Almanya'nın adını bile anımsayan olmayacak. Kafamda böylesine gidip gelmeler yaşarken gökten kafamın ortasına bir bilet düştü, kendime geldim ve konser salonunun yolunu tuttum. Kendime gelmemi sağlayan e-postanın sahibine teşekkürler bu arada :)

Uwe Kropinski, ismini duyup duymadığıma çok emin değilim. Belki Joachim Kühn’le birlikte yaptıkları çalışmalardan elimde olabilir ama arşivimi kontrol etmedim. Anlayacağınız Uwe Kropinski benim çok yakından tanıdığım bir isim değil. Aslında müzisyenin kariyeri oldukça ilginç. Bu noktada biraz biyografisinden bahsedeyim, şaşıracağınıza eminim.



İlk olarak müzisyen 1952 yılında doğmuş. Neredeyse 60 yaşında. Müzik kariyerine dünyada ortalık birbirine girdiği sıralarda yani 68 yılında başlamış. 1970'li yılların sonralarında ise emprovizasyon ve serbest caz üzerine yoğunlaşmış. 1977-86 yılları Doğu Almanya'da bir çok önemli müzisyen ile çalışmış. Sanırım Peter Brötzmann ile beraber bazı performanslara imza atan Konrad Bauer bu isimlerin başında geliyor. Ayrıca John Tchicai, Joelle Leandre ve Rudolf Dasek gibi isimlerle bu dönemlerde birlikte müzik yapmış. Bu arada bu isimleri yazıyorum, elinde bir şekilde Doğu Almanya'da basılan plaklar olan varsa bir akşam seve seve ziyaretinize gelebilirim... Sevgili bir dostumda eski SSCB döneminde serbest caz çalan müzisyenleri dinleyip şapkam havalara uçtuktan sonra Doğu bloğuna biraz odaklanmaya çalıştım ama dinleyecek bir şeyler bulabilmek pek mümkün değil ve de çok ama çok pahalı. Neyse 90'larda iki Almanya birleşince her müzisyen gibi Kropinski'nin de önünde bir çok imkan olmuş ve harika albümlere imza atmış. Sanırım Caz Festivali bana uzun zaman devam edeceğim bir araştırma konusu vermiş oldu:)

Helmut Joe Sachse ise 1948 doğumlu bir Doğu Alman müzisyen. Müzik kariyerinde serbest cazla tanışması ile çok ilginç işlere imza atmış. Aslına bakarsanız bazı plakları Free Music Production (FMP) tarafından basılmış ancak ne yazık ki bu plaklar pek alınabilecek fiyatlarda değil. Peter Brötzmann, Tony Oxley, Han Bennink ve Albert Mangelsdorff gibi türün önemli isimleri ile çalışan Sachse 90'lı yıllarda Almanya'nın birleşmesiyle yeniden keşfedilmiş.



Bu arada lafı geçmişken Han Bennink'i 12 Mart Pazartesi günü ICP Orchestra'nın konserinde canlı canlı seyredeceğim. Bu seneki festival gerçekten programı çok acayip. İsimleri öyle yazıyorum ama farklı şehirlerde yaşayan serbest caz meraklılarının yazılarımı okudukça ellerinin ayaklarının titrediğine eminim. Hani diyorum seneye Peter Brötzmann konseri olursa şaşırmayacak hale geleceğim bu gidişle. (1)

Gelelim konsere...

Aslında çok harikaydı deyip geçeyim diyorum ama biraz ayrıntı vermeden tabii ki olmaz. Öncelikle AASM'nin küçük salonunda bu kez akustik olarak sorunsuz hatta harika bir konser izlediğimi söyleyeyim. İki gitarın tüm detaylarını duydum. Her iki müzisyende ayaklarını bir ritm aracı olarak kullandıklarından yere de iki adet mikrofon yerleştirilmişti ve çok ilginç şeylere tanık olduk. Uwe Kropinski, gitar konusunda son derece ilginç çalışmalar yapıyor. Gitar gövdesini bir vurmalı çalgı olarak kullanmak üzere özel bir sistem kuran müzisyen Alman luthier Theo Scharpachile'nin müthiş gitarlarını kullanıyor. Konserdeki gitarın tonu gerçekten muazzam idi. Ayrıca gitar zaman zaman bir perküsyon haline geldi ki, çıkan sesleri anlatmam imkansız. Ayrıca müzisyenler naylon torbalardan, gitar kutularına, ayağa takılan kastanyet türevlerine kadar hemen herşeyden ses çıkarttılar ve kelimenin tam anlamı ile salondaki dinleyiciyi coşturdular.



Sahnede ciddi anlamda iki virtüöz olunca ortaya çıkan müziği tanımlamak çok güç. Hani neredeyse Ortaçağ Almanya'sının melodilerinden 1970'lerin rock riff'lerine, Akdeniz ve hatta Flamenko ritmlerinden Maveraünnehir bölgesinin son derece tanıdık melodilerine kadar ortalıkta dört bir taraftan melodiler uçuştu.

Festival çok iyi gidiyor. Eğer İzmir'de yaşıyorsanız, yazıları okumak yerine gelin bu güzelliklerin bir parçası olun. Emin olun üzülmeyeceksiniz....

(1) Vallahi ne güzel olur. Goethe Institut'in de IKSEV'in de en büyük duacısı olurum :)

--------------------------------------

19. İzmir Caz Festivali Yazılarım: Açılış Konseri : Arifa / Livio Minafra Quartet Konseri / Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri / Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri / ICP Orchestra Konseri Tomasz Stanko Konseri19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından
Yazılara ulaşmak için üstlerine tıklamanız yeterli... 

19. İzmir Caz Festivali: Livio Minafra Quartet Konseri



Öncelikle yazıma şu şekilde başlamak istiyorum. Dün gece konserde olanlar çok şanslıydı eğer bu yazıyı okuyorsanız ve konsere gitmediyseniz büyük eğlenceyi kaçırdınız demektir. Sizin için çok üzgünüm :)

Livio Minafra Quartet, isminden anlaşılabileceği gibi İtalyan kökenli bir caz dörtlüsü. Topluluk piyanoda Livio Minafra, alto & soprano saksafonda Gaetano Partipilo, elektrik gitarda Domenico Caliri ve davulda Maurizio Lampugnani'den oluşuyor. Livio Minafra aslında bir akademisyen ve caz müzik alanında çalışmaları ile bir çok ödül kazanmış. Dörtlünün canlı performansı son derece etkileyici ancak konserden hemen sonra satın aldığım albümlere bakılırsa albümleri de hiç öyle yabana atılacak türden değil. 2011 yılında konserde izlediğimiz dörtlüyle kaydettiği "Suprise!!!" albümü Alman Enja Records plak firması tarafından yayınlanmış. Konserdeki ağırlıklı program bu albümden idi.



Topluluğun müziği oldukça ilginç, özellikle 1970'lerin İtalyan progresif rock topluluklarına göndermeler türe meraklı dinleyicilerin hemen dikkatini çekmiştir. Bir ara Area'nın mükemmel "Arbeit Nacht Frei" albümünden bölümleri duyuyor gibi oldum konserde. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi kompozisyonların yapısına göre Minafra'nın zaman zaman sintisayzır başına geçip o dönemin riff'lerini bizlerle paylaşması olabilir. Tabii gitar tonları da bu duruma eşlik eder hale gelince müziğin rengi bir anda değişiveriyor. Sadece progresif rock değil, Balkanlardan Anadolu'ya ve İtalya'nın kendisine özgü yerel tatları da topluluğun müziğinin içerisinde harmanlanmış. "Suprise!!!" albümünde yer alan "Uzbek" şarkısı bambaşka bir alem mesela. Bizlerin kulağına çok yakın gelen melodiler bambaşka şekilde yorumlanmış ve ortaya çıkan şarkı son derece ilginç.



Topluluğun müziği oldukça farklı yapılarda ve bu yapılar arasındaki geçişler oldukça etkili şekilde yapılıyor. "Lacrime Stelle" gibi daha bilindik caz riff'lerinden "Sassi" gibi daha yenilikçi caz türevlerine bir anda geçebilen topluluğun müziği öylesine dolu dolu ki, hem konserde hemde albümleri evde dinlerken nereye dikkat kesileceğinizi bilemiyorsunuz. Ancak çok eğleneceğiniz kesin...

Gitarist Domenico Caliri'yi konser boyunca dikkatle izlemeye çalıştım. Farklı stilleri çok rahatlıkla çalabilen müzisyen oldukça eğlenceli bir tip. Konser boyunca enstrümanıyla rahat durmamasının topluluğun müziğinin alt yapısına kazandırdıkları çok fazla. Ayrıca seyir zevki açısından da özellikle solo bölümde çok keyifli anlar yaşamamızı sağladı. Hatta şu an eşimin törpüleri ile gitarımda bazı denemeler yapıyorum ancak kabiliyet olmayınca sonuç facia oluyor ne yazık ki...



Davulcu Maurizio Lampugnani ise bambaşka bir alem. Zaman zaman vokaliyle, zaman zaman ilginç enstrüman ve "şeylerle" konser boyunca seyircinin gönlüne fethetti. Topluluğun beyni Livio Minafra apayrı bir olay zaten. Son derece bozuk İngilizcesi ile şarkılar arasında yaptığı gereksiz açıklamalar bile göze batmadı. Hatta çoğu zaman gülümsememize sebep oldu. Ancak iş müzisyenliğe geldiğinde, dün gece çok iyi bir müzik adamının canlı performansını izledik.

Bir konsere ne için gidersiniz sorunun cevabı mutlu olmak ise eğer -ki benim için öyle- dün gece mutlu olduk ve çok ama çok eğlendik. Dinlediğimiz müzik öyle böyle değildi, müzisyenlerin performansı ise ayakta alkışlanacak düzeydeydi. Hepimiz tipik Akdeniz insanlarıyız işte, eğlenmeyi biliyoruz :)

AASM'nin küçük salonu büyük ölçüde doluydu ve bu konsere gelenler gerçekten çok şanslıydılar. Bu sene İzmir Caz Festivali çok keyifli isimlere ev sahipliği yapıyor. İşinizi gücünüzü ayarlayın, en az bir kaç konsere gelmeye çalışın. Bilet fiyatları çok çok ucuz olmasa da, 25TL öyle verilemeyecek astronomik bir para değil.

AASM'nin küçük salonunu ben çok seviyorum. Genel olarak akustik konusunda pek sıkıntı yaşanmıyor ancak bu konserde piyanonun arka koltuklarda duyulmasında biraz sıkıntı olmuş yorumlara göre. Bu konulara biraz daha dikkat diyelim!

Valla Livio Minafra Quartet'i getirmeyi kim akıl ettiyse buradan kendisine çok teşekkürler. Son iki senedir festival çok iyi başlıyor ve çok iyi devam ediyor. Gelecek yıllarda bu durum devam ederse gerçekten yaşadık demektir.

Tüm müzik meraklılarını konserlere bekliyoruz.

--------------------------------------


19. İzmir Caz Festivali Yazılarım: Açılış Konseri : Arifa / Livio Minafra Quartet Konseri / Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri / Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri / ICP Orchestra Konseri Tomasz Stanko Konseri19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından
Yazılara ulaşmak için üstlerine tıklamanız yeterli... 

Booklet



Sizlere arada sırada Alman Dreieck firmasının ürünlerinden bahsediyorum. Firma genel olarak cam ve metal malzemelerini kullanarak çeşitli mobilya ve raf üniteleri üretiyor. Tasarımlarını ilk bakışta biraz endüstriyel bulabilirsiniz ama farklı tarzlar ile birlikte kullanıldığında ortaya fena sonuçlar çıkmayabilir. Yukarıdaki tasarımın ismi Booklet. Aslında tasarım kitaplar için yapılmış ancak CD ve DVD ünitesi olarak talep görmüş. Sonunda CD'ler için özel olarak yeniden tasarlanmış...

Vah Telefunken Vah!



Bazı insanların bazı firmalara özel bir sevgisi vardır. Telefunken benim şahsi listemde bulunan bir firmadır. Telefunken'in kuruluş öyküsü ilginçtir. Single Ended Triode’ların Tarihçesine Kişisel Bir Bakış Bölüm VIII'de konuya bir bakış atmıştık;

...19. yüzyılda Alman bilim adamları ve araştırmacılar iki farklı firma bünyesinde kablosuz iletişim ve radyo alanında yarış halindeydi. Bu firmalar, Adolf Slaby ve Georg Graf von Arco yönetimindeki AEG ve Karl Ferdinand Braun önderliğindeki Siemens grubudur. Yarışma öylesine bir rekabet içerisinde devam eder ki, her iki tarafın hırsı yüzünden sonunda büyük bir kavga kopar. Bu kavganın sebebinin bir patent olduğu söylenir ancak kavga bu kadar basit değildir. Kavga öylesine büyümüştür ki, devletin zirvesi bu konuya bir çözüm üretmeye karar verir. İmparator Kaiser Wilhelm II, sonunda her iki grubun ortak olacağı bir firma kurulmasını emreder. 27 Mayıs 1903 tarihinde “Gesellschaft für drahtlose Telegraphie System Telefunken” (“Kablosuz Telgraf Ltd şirketi kurulur. Kavga konusu olan tüm patentler ve teknolojiler bu yeni şirkete devredilir ve ortalık durulur....

İlerleyen yıllarda Telefunken defalarca el değiştirdi. Bugünlerde hem görüntü sistemleri hemde ses sistemleri konusunda yeni ürünleri var efsanevi markanın. Ancak eski günler anlaşılan oldukça uzak.

Merak edenler için yukarıdaki ürün Telefunken'in yeni nesil ürünlerinden bir saat. Nixie clock denilen türden. Buradaki vakum tüpler özel. Aslında konsept güzel ama çok cafcaflı tasarımları sevmeyen benim gibiler için markaya yakışmayan ürünlerden sadece bir tanesi...

19. İzmir Caz Festivali: Arifa Konseri



Bu yıl 19.su düzenlenen İzmir Caz Festivali, Arifa konseri ile resmen başladı. Bu sene uzun senelerin ardından ilk kez açılış konserine katıldım. Keyifli oldu doğrusu. Büyük salonda konser dinlemek gerçekten keyfin ötesinde bir şey, bir nevi mutluluk. Bu sene konserlerin tamamının Ahmed Adnan Saygın konser salonlarında gerçekleştirileceğini belirteyim. Bu senenin programında hemen her türden caz meraklısına hitap edecek isimler var. Zaten bu konserlerin bir çoğuna katılacağım.

Açılış konserinde bu sene caz müziğinden çok dünya müziği sınıflamasına sokabileceğimiz bir topluluk seçilmiş. Aslında topluluğun müziği Mezopotamya'nın kuzeyinden Anadolu'ya ve oradan da Balkanlara kadar uzanıyor. İçerisinde etnik öğelerin yanında Balkanların eğlenceli caz müziğinden esintiler dikkat çekiyor. Açılış konseri için uygun bir seçim. Çünkü açılış konserlerinde seyirci profili oldukça farklı oluyor diğer konserlerden....



Arifa'dan kısaca bahsetmek gerekirse, Hollanda'nın Amsterdam şehrinde ilk tohumları atılan topluluk oldukça kısa bir tarihçeye sahip. 2010 yılında kurulan müzik eleman yapısı itibarı ile oldukça kompozit sayılabilir. Bu karmaşık yapı topluluğun müziğinde belirgin bir etkiye sahip. Topluluğun üyeleri Türkiye, Irak, Romanya ve Hollandalı kökenli. Topluluğun ilk ve şimdilik tek albümleri “Beyond Babylon” 2010 yılında Hollanda'lı Mundus Records tarafından basılmış. Topluluk, Mezopotamya müziğinin aslında günümüzün modern tarzlarının bir nevi atası olduğunu ve bir gün müziği yine kökenlerine doğru yaklaştıracağını düşünüyor ve geniş bir coğrafyanın farklı tarzlarını tek bir potada eritmeye çalışarak dünyanın bambaşka yerlerindeki dinleyicilere müziklerini götürmeye çalışıyorlar.

Topluluğun bir nevi beyni, saksafon ve klarnet çalan Romen Alex Simu, memleketinde bir çok ödül almış genç bir müzisyen. Müziğin içerisine bazı elektronik öğeler ekliyor olsa da, bu durum pek abartılı değil. Kanunda ise Osama Abdulrasol, Irak doğumlu bir müzisyen. Farklı orkestralarda çalışan Abdulrasol hem doğulu hemde batılı müzisyenlerle ilginç projeler içerisinde bulunmuş. Topluluğun ilk Türk kökenli müzisyeni Mehmet Polat ud çalıyor ve zaman zaman vokali ile topluluğun müziğini renklendiriyor. Müzisyenin ses rengi oldukça ilginç. Konser sırasında bir şarkıda vokalini duyma şansımız oldu. Konserde büyük ilgi gören ve bol bol alkış alan Sjahin During ise yarı Türk yarı Hollanda kökenli bir perküsyoncu. Konserde anladığımız kadarı ile çok farklı coğrafyalarda bulunmuş.

Konserde topluluğa neyzen Aziz Şenol Filiz'de katıldı. Müzik dünyasında mütevazi kişiliği ile tanınan bu önemli müzisyen usta çırak ilişkisi ile sanatını geliştiren neyzenlerimizden bir tanesi. Çok sayıda albüm ve projeye imza atan Filiz'in kendisine özgü bir üfleme tekniğinin olduğu ve çok saygı gören bir müzisyen olduğunu ekleyeyim. Son yıllarda ney müziğine karşı özel bir alakam var ancak arşiv bulmak konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorum. Ney sesi gerçekten insanı bambaşka yerlere götürüyor ve konserde Arifa'nın müziğine çok olumlu bir artı getirdiğini söylemeliyim.



Konserin son konuğu ise aslında herkes için sürpriz oldu. Caz müziği söyleyen genç vokalist Ayça Gündüz, çok sevilen "Sarı Gelin" türküsünde topluluğa eşlik etti. Genç yaşına rağmen oldukça ilginç bir ses tekniği olan müzisyeni izleme listenizde bir kenara not edebilirsiniz. Bakalım ilerleyen senelerde nasıl çalışmalara imza atacak.



Konser son derece keyifli bir ortamda yapıldı. Ses konusunda biraz sıkıntı olduğunu söyleyebilirim. Özellikle neyin ulaştığı yüksek frekanslarda hoparlörlerin bir miktar distorsiyona uğraması gözümden kaçmadı. Umarım ilerleyen konserlerde bu konunun önüne geçilir. Ancak genel olarak AASM'de gittiğimiz konserlerde özellikle de büyük salonda bu tarz problemlere sık sık rastlıyor olmamız üzücü. Sistem veya insan dolayısıyla ayar kaynaklı bir sıkıntı var sanki. Küçük salonda ise genelde çok daha başarılı konserler dinliyoruz.

Bu sene, geçtiğimiz seneye göre çok daha iyi çalışılmış bir reklam kampanyası yapıldı festival için. Şehrin hemen her önemli noktasında konser afişleri dikkat çekti, muhtemelen salonların dolduğu çok güzel bir festival olacak bu sene. Çok umutluyum. Bendeniz, Livio Minafra Quartet, Geraldine Laurent Trio, ICP Orchestra ve Tomasz Stanko Quartet konserlerine katılmayı planlıyorum. Tüm İzmirlileri de konserlere bekliyoruz.

Festival ile ilgili tüm ayrıntıları IKSEV web sitesinde bulabilirsiniz. Bu arada biletlerinizi de vakit geçirmeden edinmenizi tavsiye ederim.
--------------------------------------


19. İzmir Caz Festivali Yazılarım: Açılış Konseri : Arifa / Livio Minafra Quartet Konseri / Uwe Kropinski ve Joe Sachse Konseri / Geraldine Laurent Time Out Trio Konseri / ICP Orchestra Konseri Tomasz Stanko Konseri19. İzmir Avrupa Caz Festivalinin Ardından
Yazılara ulaşmak için üstlerine tıklamanız yeterli... 

İskoçyadan Bir Plak Mağazası



İskoçya'dan bir müzik mağazası. Geçenlerde çok hoş bir blog buldum ama şimdi bir türlü bulamıyorum. Bir plaksever İskoçya'nın farklı kentlerindeki müzik mağazalarındaki folk reyonlarını talan etmiş. Bu yolculuğun sonunda bayağı ilginç ürünler bulmuş. Bu plakları daha sonra eBay ve benzeri sitelerden kontrol etmiş. Yolculuk sırasında satın aldığı plakların toplam maliyeti atıyorum 100 birim iken gerçek değerleri bunun bir kaç katı çıkmış. Ne aradığını bilmek güzel şey...

Belki de şans...

JBL Hartsfield



JBL Hartsfield hoparlörler firmanın tarihinin en önemli ve başarılı hoparlörlerinden bir tanesi olarak görülür. 1950'li yılların başlarında ortaya çıkan hoparlör o dönem altın çağını yaşayan Klipsch hoparlörler ile boy ölçüşmek amacı ile tasarlanmış. 1950'lerin ortasında bir çok meraklıya göre bu amacı gerçekleştirmişti.  Hoparlör Bill Hartsfield tarafından tasarlandığı için onun ismi verilmiş. Bir çok insana göre hoparlör devrimsel bir yenilik içermiyor. Bill Hartsfield'in yaptığı en önemli şey o dönem JBL'in elinde bulunan sürücülere mükemmel şekilde uyan bir kabin geliştirmek. Sonucunda ise ortaya çıkan hoparlör, bugün altın değerinde.



Sayfadaki fotoğraflarda neredeyse mükemmel şekilde restore edilmiş bir Hartsfield hoparlör görülüyor. Fotoğrafları It Is Hifi bloğundan alıntı şeklinde kullandım... Bu arada hoparlörün boyutları devasa. Fotoğraflardan pek belli olmuyor ama :)



Aşağıda hoparlörün kesit planını görebilirsiniz. Bayağı karışık değil mi?

Tüm Zamanların En Favori Hifi Kızları (2012)

Bloğumda uzun zamandır Hifi Kızları bölümü var biliyorsunuz. Oldukça da ilgi çekiyor. Sanırım bir kaç senedir bu bölüme devam ediyorum. Şimdiye kadar en çok görüntülenen hifi kızlarını bir araya toplayayım dedim. Tüm arşive buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.









Yanarlı Dönerli T-shirt Modası



Geçtiğimiz aylarda buna benzer bir t-shirt'e bloğumda yer vermiştim. Anlaşılan bu baharda bu ışıklı giyecek furyası daha da artacak. Hemen her alışveriş sitesinde birbirinden garip "yanarlı dönerli" ürünlere rastlıyorum. Genelde çok küçük pillerle uzun zaman çalışabilen bu t-shirt'ler makul fiyatlara satılıyor. Bu yaz bir tane de ben istiyorum bunlardan...

25 Dolara Bilgisayar: Raspberry Pi



Uzun zamandır beklediğim müthiş bir ürün piyasaya çıkıyor. Raspberry Pi isimli bir vakfın ürettiği PC sonunda satışa çıktı. Ortalık fena sallanacak gibi...

Kredi kartından biraz büyük olan devre kartının 2 farklı türevi var. A tipi ve B tipi. B tipinin A modelinden tek farkı ek USB ve Ethernet portlarına sahip olması. B tipinin fiyatı 35 Dolar A tipinin fiyatı ise 25 Dolar olarak belirlendi. Tabii bu fiyata bir kasa dahil değil. Örneğin ucuz yollu Hammond marka bir kasa alıp içerisine monte edebilirsiniz. Linux işletim sistemi ile çalışacak Raspberry Pi'yi basit bir şekilde SD kart ile boot edebiliyoruz.

PC'nin besleme sistemi 5V micro USB girişinden yapılacak ancak kısa zamanda farklı adaptörlerinde üretileceğine eminm. Hatta yanılmıyorsam 4 AA pil ile çalışabilen bir adaptör ortalıkta gezinmeye başladı.

Peki bu minik bilgisayarı ne için kullanabiliriz. Aklınıza gelen her şey için, benim düşüncem ise bu ufaklığı media server olarak kullanmak. Bir arkadaşımda televizyonun arkasına monte ederek televizyonunu bir anda smart TV+media player haline getirmek istiyordu. Çünkü söylenenlere bakılırsa sistem HD video oynatabiliyor. Aslında yapabileceklerimizin sınırı yok örneğin bu minik PC'yi monitörünüzün arkasına monte ederek çok kolay bir şekilde All-in-One PC'nizi kendiniz üretebilirsiniz.

Bugün satışa sunulan sitelerde ortalık birbirine girmiş durumda. Daha şimdiden kendi PC'lerini kurup Quake 3 oynayanlardan, ince ince modifikasyonlara girişenlere kadar her türlü acayipliğe giden yol açıldı.

Yaşasın!

Eimac 304TL



Sizlere arada sırada Eimac tüplerden bahsediyorum. Eimac aslında oldukça küçük bir firma olarak kurulmuş. San Francisco’da kurulan firma ilk önceleri amatör radyo pazarı için düşük voltajlı tüpler üretmeye başlamış. 1934 yılında ise firma yeniden yapılanır. Firmanın gerçek anlamda ilk ürünü 150T güç triodu. Bu tüp savaş sırasında Amerikan ordusu tarafından radar sistemlerinde kullanılmış. Savaşın bitiminden 1960′lara kadar tüp üretimine devam eden firma 2000′lerde iflas ediyor ve efsane sona eriyor. Yukarıda firmanın 304TL vakum tüpleri ile üretilmiş bir amplifikatör görüyorsunuz. Aşırı yüksek voltajlarda çalışan bu tarz ampliler genelde istek üzerine üretiliyor. Yukarıda Amerikalı bir üreticinin deposu görülüyor. Üretici derken tek bir kişiden bahsediyorum. Arka tarafta daha konvansiyonel 845 gibi tüplerle üretilmiş ampliler görülüyor.

Lazerli Pikap


Ana fikre dokunmadan sanırım şu şekilde çevirebiliriz... Diyelim ki, bir misafiriniz pikabınıza izinsiz dokundu. Buradaki silah onun bileğine bir lazer demeti ateşliyor. Misafiriniz böylelikle bir daha pikabınıza dokunmamayı öğreniyor. Karikatür ilk lazer okuyuculu pikaplar geliştirildiği dönemde hafiften tiye almak için yapılmış...

Baba Temalı Ev Sinema Sistemi



Bloğumda zaman zaman harika ev sinema sistemlerine yer veriyorum. Bu tarz sistemlere genelde Amerika'da denk geliyorum. Tüm bu sistemlerin en önemli gereksinimi büyük alanlar. Amerika haricinde pek az bu denli gösterişli ev sinema sistemleri ile denk gelmek mümkün. Bunun en önemli sebebi Avrupa'da ev boyutlarının daha küçük olması. Uzakdoğu ise hepten vahim durumda. Amerikalı bir vatandaş Godfather (Baba) serisine sevgisini ev sineması sistemine de taşımış diyeceğim de, kocaman poster hariç tema pek uymuyor sanki...



Pazar Sineması: Scrooge (1935)



Bir süredir Haftanın Filmi bölümüne bir şeyler ekleyememiştim. Bu kez seçtiğim film 1935 yılında. Scrooge, bir İngiliz filmi. Film Henry Edwards tarafından yönetilmiş. Konusu yılbaşından nefret eden iki kişinin hikayesini anlatıyor. Film Wikipedia'daki bilgiye göre Charles Dickens'ın klasik romanı "A Christmas Carol"ın ilk sesli uyarlamasıymış. Filmin bir kaç farklı versiyonu var. Bir versiyonu 63 dakika sürüyor. Yukarıdaki 78 dakikalık tam versiyonu...

Filmin tamamını yukarıda seyredebilirsiniz. Filmin telif hakları artık ortadan kalktığından bir çok dijital kütüphanede bulabilir eğer isterseniz bilgisayarınıza indirebilirsiniz..

Davone Grande



Bloğumda arada sırada Danimarkalı Davone firmasının ürünlerine yer veriyorum. Özellikle retro çizgilere sahip Ray modelini beğendiğimi de söyleyebilirim. Geçenlerde firmadan gelen bir bültende yeni ürünlerini duyurduklarını gördüm ve merak edip sitelerine bir bakayım dedim. Davone Grande, firmanın en yeni ürünü. O farklı çizgiler gitmiş yerine bir acayip hoparlör daha doğrusu bir "şey" gelmiş. Hoparlörün teknik özellikleri muhtemelen harikadır ama o güzel tasarımlardan sonra bu olmadı...

Taşınabilir Müzik Seti ve Hayaller

Plak Sergileme Aparatı



Plak mağazaları için üretilen bazı aksesuarlar son yıllarda meraklı tüketici kitlelerin beğenisine sunuluyor. Yukarıdaki ürün aslında bir promosyonel sergileme ünitesi. Kartondan üretilen ürünün fiyatı son derece uygun. Amaç satılmak istenen ürünleri tüketicilerin daha fazla görebilecekleri yerlere koymak. Ancak meraklılar bu tarz ürünleri evlerine satın alıp en sevdikleri plakları ev dekorasyonunun bir parçası haline getirebilirler.

Burzum - Fallen LP


Burzum topluluğunun 2011 albümü Fallen, türü sevenlerde büyük bir sevinç yaratmıştı. Albüm ilk yayınlandığında Stereo Mecmuası Müzik Özel sayısında Tolga bayağı kapsamlı bir eleştiri kaleme almıştı. Buradan bir göz atabilirsiniz. O dönemde albüm elimde yoktu sonrasında CD'si elime geçti. Evet gerçekten albüm çok farklı ve güzeldi. Doğumgünü hediyelerimden bir tanesi Fallen plağı oldu. Mutlu mesut hemen plağı halde albümü dinledim. İlk olarak CD ile plak arasında muazzam bir fark var. Plak baskısı gerçekten çok başarılı. Albüm Avrupa'da Byelobog Productions, Amerika'da ise Candlelight Records tarafından CD formatında basılmıştı. Plak baskısını ise Back On Black yapmış. Şimdiye kadar toplam 3 adet farklı baskı yapıldı;

Fallen (LP, Album) Back On Black BOBV293LP UK 2011
Fallen (LP, Album, Ltd, Cle) Back On Black BOBV292LPLTD UK 2011
Fallen (LP, Album, Ltd, Fle) Back On Black BOBV291LPSE UK 2011


Bunlar şu an bulunabilir baskılar. Albüm çıktığında plağın özel bir kırmızı baskısı yapılmıştı. Aslında yukarıdakiler ile beraber yapılan tüm baskılar aynı sadece baskı adetleri farklı. Standart albüm için bir limit konulmamış. Şeffaf olan 3.000 adet, yukarıda bahsettiğim kırmızı olan ise toplam 1.000 adet basılmış durumda. Baskıların herhangi bir farkı yok, aynı bantlar kullanılarak hazırlanmış ve hepsi 180gr formatında.



Albümde biri girizgah birisi sonuç olmak üzere 7 adet şarkı var. Albüm Tolga'nın yazdığı üzere 1960′lardan kalma VOX AC50 amplifikatör, 1970′lerden kalma davul seti, Neumann M149 mikrofonlar gibi tür için son derece alışılmışın dışında bir ekipman kullanılarak yapılmış. Albümde Varg Vikernes'in normal sesini duymak ayrıca ilginç oldu. Senelerdir biz onun bağrış çağrışlarına (kısaca witch vokal deniyor) alışmıştık. Bünyemize ilaç gibi geldi. Şarkı listesi şu şekilde;

Fra Verdenstreet 1:03
Jeg Faller 7:51
Valen 9:22
Vanvidd 7:06
Enhver Til Sitt 6:16
Budstikken 10:10
Til Hel Og Tilbake Igjen

Tüm enstrümanları kendisi çalan Vikernes'ten çok yüksek virtüözite beklemek pek mümkün olmasa da, üst üste bindirilmiş gitarlar, çok aksamayan davul ile enteresan bir albüm Fallen. Plak kaydı şimdiye kadar yapılan tüm Burzum plaklarının bir adım ötesinde, sound ise müthiş.

Albüm benim açımdan tam anlamıyla bir nostalji oldu. Sanırım şimdiden en çok dinleyeceğim Burzum albümü olacak gibi...

Samsung HT-E6750W



Geçtiğimiz günlerde Samsung firmasının vakum tüpleri ürünlerinde kullanmaya başlayacağını ve konuda bayağı ciddi niyetleri olduğundan bahsetmiştim. İlk olarak taşınabilir dijital müzik sistemlerinde kullanılmaya başlayan tüpler şimdi ilk kez ev sineması sistemlerinde boy gösteriyor. Koreli firmanın  HT-E6750W kodlu müzik sisteminde Blu-Ray çalar +7.1 ampli kombinasyonunda da vakum tüpler var. Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da 13-17 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Samsung Forum'unda ürünün ilk gösterimi yapıldı. Haberdeki fotoğraflar Alman AreaDVD sitesinden...



Bu arada ülkemizdeki büyük firmaları da anlamak mümkün değil. Örneğin Samsung firmasından SM sitesinin alakası dışındaki hemen her türden haber elimize ulaşırken bu tarz şeyleri neden bir bülten olarak meraklılara göndermezler anlayamıyorum. Neyse...