Ali ve Hakan'ın Karanlık Suları

EXORDIUM

Yazı yazmak konusunda daha doğrusu kısa yazı yazmak konusunda gerçekten başarısız bir adam olarak yeni akvaryum projemi sizlerle yine dozajı kaçmış uzun(ca) bir yazı ile paylaşmaya çalışacağım. Adım adım neler yaptığımı bol fotoğraf ile eklemeye çalıştım. Belki bu tarz bir kurulum yapacaklara fikir verir. Bu okuyacağınız ilk bölüm. Daha birkaç yazı ile başınızı ağrıtmaya devam edeceğim.


PRELUDE

Bundan neredeyse tam 1 yıl önce oğluma sorumluluk bilinci aşılamak, hayvan sevgisini öğretmek hem de beraber keyifli vakit geçirmek için ilk akvaryumumuzu kurmaya başlamıştık. Bu akvaryum gerçek anlamda düşe kalka ilerlediğimiz ama sonunda kendi açımızdan başarıya ulaştığımız bir proje oldu. Artık kaderin bir cilvesi mi dersiniz bilmem, Covid-19 yüzünden evlere kapanmak zorunda kaldığımız kış günlerinde, akvaryum projemiz baba oğul çok keyifli vakit geçirmemiz sağladı. O akvaryum artık salonumuzun ayrılmaz bir parçası. Bu sene minik dokunuşlarla sistemi daha da iyi çalışır hale getirip, farklı bitkiler ve belki balıklar ile yolumuza devam ederiz diye düşünüyorum. Bu akvaryumu kurarken aklımda her zaman bir proje daha vardı. Belki de hobiden keyif almamı sağlayacak bir tarz;

BLACK WATER

Black water deyince dünyanın dört bir tarafında bu tarz yaşam bölgeleri mevcut, hatta en meşhurları Güney Amerika'da Amazon bölgesinde. Ancak beni asıl çeken Güney Asya’nın karanlık suları ve onların sakinlerinden bir tanesi olan yabani Betta'lar oldu.

Akvaryum.com forumlarında bazı dostlarımızın çok güzel black water akvaryumlarını gördüm. Zaten o zamanlar yazmıştım bir sonraki projem bu tarz bir akvaryum olacak diye.  Ecnebi kaynakları araştırdıkça -tabii ki daha geniş imkanları sayesinde- müthiş tasarımlara denk geldim. Hele ki, bazı biyotoplar beni benden aldı. Vietnam, Tayland, Sumatra, Endonezya, Kamboçya derken adım adım bu tarz bir akvaryum yapma fikri daha da ağır basmaya başladı.

Ancak...

Sanılanın aksine 2 dal koydum, suyu koyu yaptım al sana biyotop oldu gibi bir durum söz konusu değil. Ciddi biyotop çalışmaları suyun özelliklerinden, su altı yapısına, bitki türlerinden, faunasına, dal kütük ve benzerlerine kadar bir nevi fotoğrafı çekilmiş bir sahneyi yeniden yaratmak gibi bir şey. Türkiye şartlarında kolay bir şey değil. Hele ki, benim asıl ilgimi çeken "peat swamp forests" veya turba bataklık ormanı konsepti ciddi zor bir biyotop tarzı. Çok absürd su değerleri, 4'lere düşmüş bir PH, çok özel ağaçlar ve hatta balıklar derken liste uzayıp gidiyor. O da emeklilik projem olsun diyorum artık... Seneler sonra yapılacak bir proje...



Araştırdıkça, okudukça heyecanım artmaya başladı. Black water tarzındaki tankı evdeki ofisime kurmak istiyordum. Arada sırada bilgisayar başında işten güçten bunaldığımda arkama baktığımda o tank benim kafamı dağıtacak ve beni rahatlatacak ise uğraşmaya değer diye düşündüm. İlk plan 15-20 litrelik bir akvaryum kurmak idi ama kenarda atıl duran 60x25x30 ölçülerindeki akvaryumun bu iş için daha uygun olacağına karar verdim. Haziran ayından itibaren çalışmalara başladım.

EKİPMANLAR

Bu akvaryum yine piyasa işi kapaklı ek özelliği olmayan basit bir akvaryum. Mahallemizdeki İlker Akvaryumdan satın almıştım zamanında.

Temel elektronikler zaten elimde vardı. Akvaryumlar için özellikle de Betta akvaryumları için olmaz ise olmaz ekipman ısıtıcı malumunuz. 50W'lık Smart marka bir ısıtıcı tankımız için yeterli gelecek idi. Siyah arka fonda oluşturduğu fazlası ile alakasız manzarayı ortadan kaldırmak için hemen bir koruma edindim. Hem balıklar zarar görmez hemde kılıksız ısıtıcının görüntüsünden kurtuldum.

Dophin marka şelale filtre alakasız şekilde elimde vardı. Ancak elektrik kesintisinde bu tip şelale filtrelerin sıkıntı yarattığını bizzat görünce motoru akvaryumun içerisinde duran bir şelale filtre satın aldım. Bunlar genelde OEM ürünler oluyor. Ben Aquawing diye bir markanın AQF380 modelini tercih ettim. Birebir aynı model farklı Çinli markalarda bulunuyor. Şansıma son derece sessiz bir ürün çıktı. Yalnız aynı ürünü kullanıp sesinden şikayetçi olan insanlarda var. Muhtemelen seriden seriye fark ediyor. Tavsiye eder miyim, bilmiyorum bence deneyin öyle alın…

Ben filtrenin içini Eheim firmasının minik yuvarlak Substrat ve Seachem firmasının Matrix ürünü ile teçhiz ettim. En üste de Sera Crystal Clear koydum. Substrat ve Matrix biyolojik filtreleme yaparken, olayın mekanik tarafını Crystal Clear üstlenecek. Filtrenin emiş borusuna da uygun bir sünger taktım ki, bu diğer akvaryum projesinde de kullandığım bir şey, hem filtrenin içinin kirlenmesini geciktiriyor hemde  faydalı bakterilerin tutunması için ekstra alan yaratıyor. Ha bu arada elimde bu malzemeler olduğu için bir şey satın almama gerek kalmadı ama aklımda lav kırığı kullanmak vardı filtre içinde. Dostlar alışverişte görsün diyerek biraz da lav kırığı attım…

Yaz boyunca şehir dışında olacağım için akvaryumun kurulumu yaz sonu hatta sonbahara kalacağı için malzeme tedarik süreci ile vakit geçireyim dedim.

MALZEME KAOSU

İlk olarak kum konusunda karar vermem gerekiyordu. Aklımda elimde bolca bulunan siyah kumdan kullanmak vardı ama bölgenin biyotoplarını inceleyince bej rengi silis veya dere kumu tercih edildiğini gördüm. Silis kum sevmiyorum, bu yüzden dere kumu ile devam etmeye karar verdim. Bunun üzerine elimde az miktarda bulunan dere kumuna ek olarak Vitasand marka 1-2mm boyutlarında dere kumu sipariş ettim. Dozajı biraz kaçırmışım birkaç akvaryum kuracak kadar sipariş vermişim. Neyse kenarda durur artık. Her zaman lazım nasıl olsa. Yazar burada kendisini rahatlatıyor, lütfen bozmayınız :)

Hoşuma giden biyotoplar ve fotoğraflarda tankların içi farklı dallar ile dolduruluyor. İlk önce mangrow, yati ve mopani kökleri ve dalları sipariş ettim. Yatilerin renk tonu hoşuma gitmeyince kullanamama kararı aldım. Gelen dallar gözüme az gözükünce Halil Aykn Beyin tasarlamış olduğu iki dal sipariş ettim. İzmir’de olduğum bir zaman dry fitting yaptım.


Yine gözüme az geldi. Bir iki tane daha aldım. Bir yandan da sayfiyeden farklı kuru dallar topladım. Püren çalıları vesaire derken işin tadı kaçmaya başladı tabii ki. Bu arada gördüğüm iki farklı konsept var ve bir de bunun hibrid varyasyonu. Ya ağaçlar ve dallar su içinde kalmış gibi tabandan yüzey giden görüntü veya dallar suyun içerisine girip taban doğru ilerlemiş gibi elde edilen konsept. Ve bunların bir karışımı. Ben kapaklı bir akvaryum kullandığım için birincisini tercih ettim.

Olay beni yavaş yavaş sarmaya başlayınca eşime çıtlattım olayı. Bu tarz durumlarda eşim beni frenliyor çok iyi oluyor. Aksi takdirde ithalat çalışmalarına başlamak bile olasılık dahilinde olabiliyor. Tannin Aquatics beni fena halde çağırmaya başlamıştı. Bu arada sahibi Scott Fellman’ın harika blog yazıları var şiddetle öneririm. İç mantığımın sesi olarak eşim beni durdurunca yerel olarak ne edinebilirim diye araştırmaya başladım. Hem tannin salgılayacak, hemde tabanda farklı bir doku sağlayacak ne olabilir diye araştırırken kızılağaç kozalağı seçeneği bir ışık gibi parladı kafamda.

Balıkesir’den son derece efendi ve düzgün bir arkadaşımız olan Kemal Gezer Bey ile irtibata geçtim. Hemen ilk tur kızılağaç kozalaklarını edindim.

Bende bir sorun var, okudukça fark etmişsinizdir. Acemilik had safhada olduğu için malzemeler akvaryumun içine konulunca nasıl bir görüntü olacağını hayal edemiyorum. İlle fiziksel olarak kurmam lazım. Yüzlerce kızılağaç kozalağı almış olmama rağmen gözüme yine az gibi geldi.


İkinci bir sipariş verdim ve eğer zahmet olmayacak ise biraz kuru dal ve yaprak göndermesini rica ettim. Kemal Gezer Bey sağolsun hayal ettiğimin de ötesini göndermiş. Bakınız yukarıdaki fotoğraf. Artık farklı dallar ve yapraklar arasından seçim yaparak istediğim görüntüye daha da yaklaşabilirdim. Kendisine buradan da kocaman bir teşekkürler.

Black Water ve özellikle Betta akvaryumlarının bir diğer vazgeçilmezi ise malum Catappa yaprağı. Nereden tedarik edeyim diye bakınırken Sadettin Kesergen Bey ile tanıştım. Daha önce birkaç kişiye tedarik ettiği yapraklardaki renk tonlarına bayıldım. Hemen kendisi ile irtibata geçtim. Yine gözüme az gözükmesin diyerek koca bir kutu Catappa yaprağı almış buldum kendimi. Yukarıdaki fotoğrafta görülebileceği üzere renk tonları muhteşem, formlar muhteşem.

Yavaş yavaş güzel şeyler olacak diyerek umudum artmaya başladı.

Tankımda konsept olarak siyah arka plandan tabandaki dere kumunun rengine uzanan bir renk skalası olduğu için araları farklı renk katmanları ile doldurmak üzere teorik çalışmalarıma başladım. Araya biraz derinlik katması için gri tonlarında taşlar eklemenin güzel olacağını düşündüm.


Sahilden gri tonlarında harika taşlar topladık oğlum ile. Bunlar neredeyse yaz boyunca tatlı su içerisinde kaldı. Ayrıca salınım olmaması için kontrollerimizi de yaptık. Oğlum "baba denizde taş kalmayacak" deyince taş toplama işini de sonlandırdım. 6 yaşındaki bir çocuk, babasından mantıklı davranabiliyor işte!

İzmir’e işlerimi toparlamak amacı ile döndüğüm bir gün ilk kez su doldurdum tankım içerisine. Bu noktadan sonra adım adım gelişim başladı. Aslında tasarımlarda altın oran gibi matematiksel olarak insanın gözüne hoş gelen prensipler kullanılabiliyor ama bunlar ile uğramadım hiç. İlk tasarım daha doğrusu çıplak tasarım yukarıdaki gibi oldu. İki adet içerisine elyaf eklenmiş iç filtre çalıştırarak toz tortu gibi istenmeyen ne var ne yok temizlemek üzere akvaryumu sanırım 2 hafta bıraktım.

TANKIMIZI KURMAYA BAŞLIYORUZ

Tanka su girişi yaptığımda ilk terslik ile karşılaştım. White fungus denilen ve dalların her yanından fışkıran beyaz mantarvari oluşumlar canımı sıktı biraz. Ama gayet normalmiş bu durum. Su değişimi yaptım, iç filtrelerimi çıkarttım. 4 adet elma salyangozu ve 1 adet Moli’den oluşan bir temizlik ekibi kurdum. Akvaryumun kendi filtresini çalıştırmaya başladım. Ve sayfiyeye geri döndüm. Suya da Seachem Stability ekledim.


10 gün sonra geri döndüm de temizlik ekibi görevini yapmış, dalları tertemiz yapmıştı. Adım adım tabanı oluşturmaya başladım. Catappa yaprakları ile başladım. 


Sonrasında kahverengi tonlarında bir zenginlik oluşturmak açısından çınar ve kızılağaç yapraklarını akvaryuma ekledim. Sonrasında da yerel ve ithal bir sürü dal tabandaki yerlerini almaya başladı. Kahverenginin onlarca tonunu elde ettim sonuçtan çok ama çok mutluyum.

Doğal saklanma alanları oluşturmuş oldum ama bir de yuva yapmak istedim. Balıkların stres olduklarında saklanabilecekleri bir yer. Benim müzik dinleme odam gibi.


İlk önce elimde fazlalık olan bir vatoz küpünü elimden geldiğince göze batmayacak bir hale getirmeye çalıştım. Ortaya çıkan "şey" hiç güzel olmadı ve çok yapay durdu. Sonuç; başarısızlık.

Aslında ecnebilerde acayip seçenek var. Pod denilen binbir çeşit kurumuş bitki meyvasına, kabuğuna ulaşmaları son derece kolay. Yine döndük Tannin Aquatics’e. Bu noktada yerel olarak ne alabilirim diye düşünürken JBL firmasının “Cocos Cava” isimli doğal hindistan kabuğu ürünü önerildi. Renk tonu ve yuvarlak formu hiç hoşuma gitmedi. Benim aradığım şey daha çok “trompeta pod” gibi bir şey idi. Eh kendim bir şey yapayım dedim.

Çeşme’de iken kardeşim OkanCez’e bana hindistan cevizi bulur musun dedim. Sezon sonuna denk geldiği için pek ümidim yoktu açıkçası. Sağolsun nereden bulduysa almış gelmiş. Bakınız fotoğrafı yukarıda.


Hazır bahçedeyiz çer-çöp sorunumuz yok diyerek oğlum ile Hindistan cevizi üzerinde çalışmaya başladık. İlk önce bir giriş kestik. Normalde daha küçük delikler açılıyor ancak biz çevresini dallar yapraklar ile kaplayacağımız için deliği biraz büyük tuttuk. Arkasından üst kısmına farklı zımparalar ile giriştik. Ortaya muhteşem bir iş çıktı bana göre. Sonuçtan çok mutluyum. Akvaryumumuzda kullanmaya karar verdik bu Hindistan cevizi yuvayı.

DONANIMSAL DENEMELER

Bu akvaryumda vahşi Betta besleyeceğimiz için bir konuda önlem almamız gerektiğini anladım. Bu sevimli balıklar arada sıkılıp Superman ve/veya Supergirl olmaya karar verip tanktan atlayabiliyorlarmış. Gerek akvaryum.com’da gerekse de sosyal platformalarda yazışmalardan anladığım kadarı ile bu oldukça yaygın bir durum. Akvaryumun tüm deliklerini kapatma kararı aldım. Güzel bir sineklik tedarik etmiştim zaten sayfiyedeki telleri değiştirmek üzere.

İzmir’e yine iş amaçlı geldiğim günlerden birinde tüm büyük küçük demeden tüm delikleri kapattım. Oldukça güzel bir çalışma oldu gözüme de sakil durmadı açıkçası. Benim projelerimi bilenler fonksiyonellik yanında görsel muntazamlığa da ehemmiyet verdiğimi bilirler. Bu da ayrı bir delilik işte…


Donanım ile alakalı kafayı taktığım bir diğer konu ise ışık oldu. Loş bir ortam sağlamak istediğim için tek noktadan spot kullanımı hoşuma gitti. Hemen daha önce akvaryumumuzda kullandığımız ofislerde kablo saklamak için kullanılan plastik parçalardan monte ettim kapağa. Oradaki küçük ayrıklığı bile kapadım tabii ki. Spot ışıklandırma IKEA Navlinge masa lambası ile yapılacak. Murat umarım okursun burayı, tekrar teşekkürler.

Farklı bir aydınlatma seçeneği olarak sarı LED’ler kullanarak minik bir armatür hazırladım. Tam istediğim ışığı elde edebilmek için oldukça seyrek kullandım şeritleri. Ayrıca elektrik bandı ile bazı panelleri kapatarak denemeler yaptım. İstediğim ışıklandırma tarzını elde ettiğimi düşünüyorum.

BLACK WATER KARIŞIMI

Hazırlıklar bir yandan devam ederken tankımda kullanılacak suyu da seçmek için çalışmalara başladım. İzmir’de düşük PH’lı bir damacana su bulamadım. Şans eseri çeşmede SIRMA markasının 250 ve 1500ML’lik şişelerinin damacanalarından farklı bir yerde doldurulduğunu keşfettim.


Yazlığa koli bazında su alıyoruz. Arada 3 koli SIRMA denk geldi. İçtiğim su midemi ağrıtınca değerlerine baktım. Yukarıya da etiketi ekledim. Benim midemi ağrıtan değerler tankım için hazine olabilirdi.

İzmir’e dönünce bu sudan ivedilik ile tedarik ederek bir damacanayı doldurdum. İç tasarım için kaynattığım dallar, yapraklar ve kozalaklardan elde ettiğim ve süzdüğüm black water extract’ını da damacana içine ekledim. Daha sonra su değişimlerinde içerisine bir motor takıp yavaş yavaş tanka eklerim diye düşünüyorum.

Bu arada sevgili eşim kendi tencerelerini kullanmak konusunda “haklı olarak” ültimatom verdi bana. Artık akvaryum ekipmanlarımız arasında bir de tencere var…

OPUS NOCTURNE

"Archangel, Dark Angel
Lend me thy light
Through death's veil
Till we have Heaven in sight!"

"Başmelek, Kara Melek
Bana ışığını gönder
Ölümün perdesinin ardından
Cennet görünür olana kadar! "


Spotlar akvaryumun tabanına vurduğunda aklıma bu dizeler geldi. Gerçekten de karanlığın aydınlatan minik bir ışık hüzmesi çok ama çok hoşuma gitti.

PRE POSTLUDE

Evet şimdilik anlatacaklarım bu kadar ancak bu tankın gelişimi devam edecek. Havaların güneyde güzel gitmesi ve Covid-19 tehdidi devam ettiği için sayfiye günleri biraz daha uzayacak gibi gözüküyor. Bu dönemde bakteri kültürümüz iyice oturur artık. Bir sonraki yazıda bitki konusunda bilgiler vermeye çalışırım. Muhtemelen tankın içine çok minimal bir bitki girişi yapacağım. Herhalde Ekim ayının ilerleyen günlerinde de balıklar ile alakalı arayış ve deneyimlerimi paylaşırım. Birkaç detay fotoğraf ile yazımı şimdilik sona erdiriyorum.. 




Kurmakta olduğumuz bu İkinci tankımız hakkında görüş, öneri ve düşünceleriniz için şimdiden teşekkürler.


Yine Crosley

 


Palomar CityRadio




Palomar CityRadio Worldwide Music Box ile evinizde güvende kalarak dünyayı dolaşmayı deneyimleyin. Bu müzik kutusu, bir düğmeyi tıklayarak 18 şehirde canlı sese bağlanmanıza olanak tanır. Ayarlamak için hayran olduğunuz şehre karşılık gelen bir düğmeye dokunun. Bu seçeneklerden bazıları Londra, Barselona, New York ve Pekin'dir. 

Keşfedilecek toplam 60.000 istasyon var. Tatildeymiş gibi hissederek biraz zaman geçirin. Veya yeni kültürlere kendinizi kaptırın. Ayrıca cihazı kullanmakta da kolaydır. CityRadio uygulamasını indirmeniz yeterli. Ardından cihazı telefonunuza bağlayın. 

Demişler basın bülteninde.. Saçma sapan bir ürün. 130 Dolar karşılığı sizin olabilir.

Levis Reklamı ve Pikap

 


Kot deyince ilk akla gelen markalardan bir tanesi herhalde Levi's olur. Aslında benim ortaokul çağlarımda millet bu kotlar ile kafayı yiyordu. "501" modeli kot nedense büyük bir trend ve statü göstergesi haline gelmişti. Ha benim de vardı. Ama kottu işte... Neyse bakın böyle şirin bir reklamı varmış firmanın.. Bir kenarda dursun... 

Crosley Fetişizmi

 


Firma takma adını veya ismini 1920'lerde müziğin insanlar için olduğunu bilen ve herkes için bir radyo yaratan oldukça radikal bir adam olan Powel Crosley'den alıyor. Firma kendini şöyle tanıtıyor. 

Geleneğine ve girişimci ruhuna uygun olarak, plak deneyiminin herkes için de olduğuna karar verdik. İlk pikapımız, CD'lerin hâlâ kral olduğu 1992 yılında piyasaya sürüldü. Doğal olarak herkes bizim deli olduğumuzu düşünüyordu. Ama şimdi, şık müzikleri insanlara ulaştırdığımız 30 yıldan sonra, yeni milenyum Vinil Direnişinin en büyük üreticilerinden ve trend belirleyicilerinden biriyiz.

Motto'larından bir tanesi de şöyle firmanın, 

Renkli ve eğlenceli, şık ve modern, sıra dışı ve eklektik: Herkes için bir Crosley var.

Gerçekten de zaman içerisinde kendisine bir hayran kitlesi oluşturmayı başarmış üretici. Hemen her gün sosyal platformlarda yukarıdaki tarz fotoğraflara denk gelmek mümkün... 


Hendrix Sevilmez Mi Yahu

 


Altec Voice of the Theatre 1978


Altec firmasının 1978 yılında ürettiği Voice of the Theatre sistemleri. Arka bölümde efsanevi A4 ve A2 modelleri görülüyor. Aslında bu cihazlar profesyonel seslendirme amaçlı üretilmiş oldukları için oldukça kılıksızlar. Ancak kendi içlerinde bu kılıksızlığın insana cazip gelen bir tarafı da yok değil. 

Bugün ise başta uzakdoğulu müzik meraklıları olmak üzere hemen herkes bu hoparlörlerin peşinde... 

Roland BTM-1 Bluetooth Hoparlör



Enstrüman Girişli Roland BTM-1 Bluetooth Hoparlör, şarkılarınıza eşlik etmenizi sağlar. Müzik çalmayı seviyorsanız, Enstrüman Girişli Roland BTM-1 Bluetooth Hoparlörü seveceksiniz. Bu hoparlör yüksek kaliteli müzik çalar, ancak aynı zamanda birlikte çalmanıza da olanak tanır. Gitar girişi olan bir hoparlör olduğu için gitarınızı takıp cihazı amfi olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca, bir enstrüman girişiyle akıllı telefonunuzdan bu Bluetooth hoparlöre müzik akışı gerçekleştirebilirsiniz. Sadece bu değil, enstrümanınızı kullanırken müzik de çalabilir. Böylece en sevdiğiniz şarkıya becerilerinizi ekleyebilirsiniz. Bu hoparlör ve amfi kombinasyonu, daha fazla ses için kullanabileceğiniz yardımcı bir giriş noktasına da sahiptir. Basitçe klavyenizi veya dijital enstrümanınızı takın ve tam bir grubunuz olsun. 

Mantık güzel. Fiyat sorarsanız 200 Dolarcık. Konsept güzel dediğim gibi... 

Zenith Müzik Konsolu

 


Bir dönemin gerçekten en önemli müzik dolabı veya konsolu üreticisi Zenith'ten bir reklam..Zenith'ler müthiş gözüktüğü kadar müthiş bir sese sahip olmasının 10 nedeni diyelim biz hadi :) Gerçekten adamlar o yıllarda kafayı fena halde takmışlar bu konuya ve zaman içerisinde çok iyi elektronik bileşenler üretmeyi başarmışlar. 

Haliyle maliyetler artmış. Arkasından gelen ekonomik buhranlar, sonrasında piyasayı istila eden Japon markaları sonunu getirmiş maalesef... 

Plağı Tahmin Edin Bakalım

 


JBL Reklamı 1970'ler

 


Bir dönem ki o dönem JBL'in hem pro audio hemde hifi pazarında çılgınca yükseldiği, birbiri ardına efsanevi hoparlörleri kullanıcılara sunduğu yıllar. Yukarıya baktığınızda en az 2 - 3 hoparlörü tanıyor olduğunuzu fark edecek bunlardan en az 2'sine sahip olmak isteyeceğinize eminim. Her sıradan bir tanes mi seçsek acaba? 

UPPERCASE Designs Zero



UPPERCASE Designs Zero Alüminyum Kulaklık Standı, kulaklıklarınızı kullanılmadığında onları korumada tutar. Ayrıca, kulaklığınızı bir çekmecede ezilmek zorunda kalmadan formda tutar. ZERO, dayanıklılık için havacılık sınıfı alüminyum kullanır. Eloksallı mat siyah kaplaması, tüm kulaklıkları tamamlayan lüks bir dokunuş sağlar. Ayrıca, halka şekli, kulaklığınızın dolgusunda herhangi bir ezik oluşmasını önler. Ayrıca, tabanın altındaki silikon kulplar kulaklığınızı çizik veya iz bırakmadan güvenli bir şekilde yerinde tutar. Bu özellik ayrıca, yanlışlıkla dokunduğunuzda standın düşmesini veya kaymasını önler. Cihazınızı herhangi bir kayış kullanmadan UPPERCASE Designs Zero'nun üzerine rahatça yerleştirebilirsiniz. 

Çok güzel... Sıkıntı fiyatta tabii ki. 40 Dolarlık fiyat aslında çok gibi gözükmeyebilir ama TL'ye bir çevirin bakalım... 


Electrohome

 


Günümüzde çok tanınmasa da, Electrohome, 1907 yılında kurulmuş bir firma. Zamanında yukarıda görülen tarzda süper tasarımlı müzik setleri yapmışlar.  Çok ilginç konsollara, kabinlere imza atmışlar. Hani bugün herkesin peşinden koşturduğu, makul fiyatları ve ilgi çekici tasarımları olan Crosley var ya, bir nevi onun gibi düşünün. 

Günümüzde tam da o tarz ürünler ile firma ticari yaşamına devam ediyor. Aşağıda kendileri ile alakalı minik bir video var. İlginizi çekerse bir göz atabilirsiniz. 

Discatron

 


Bu Discatron adı verilen cihazı ilk gördüğümde bayağı şaşırmıştım. Aslında kısaca bu cihaz 45'lik çalabilen bir walkman. Boyut resimden hayal edebileceğiniz üzere bayağı büyük, cihaz bayağı biçimsiz. Bunların üzerine yapı olarak plak çalmak özellikle de hareket halinde son derece sıkıntılı bir işlem. 

Sonuç ne mi diye sorarsanız, koskocaman ticari bir başarısızlık. Şaşırtıcı değil herhalde :)

Elvis Kraldır

 


Technics SU-V500



Technics SU-V500. İlk üretim tarihi 1996. Kanal başı 45W güç üretebilen amplifikatörün ağırlığı yaklaşık 6 kilogram. Bu amplifikatörlere benim özel bir ilgim ve sevgim vardır. Çok küçük yaşlarda bu garip kahverengi/siyah tasarımlı cihazları dükkanların vitrinlerinde görür hayranlıkla bakardım. 

Daha çocuksun, bir odada yaşıyorsun. Baba bana ampli al desen olacak iş değil, mantıklı da değil. Gittik geldik baktık, gittik geldik baktık. 

Seneler sonra tabii ki, kendi paramı kazanmaya başlayınca hemen satın aldım. Bir benzeri idi. Ama hala çok severim. Bayılırım... 

Record Player Cabinet

 

 Son donemlerde Avrupalı ve Amerikalı DIY kanallarında bir furya başını aldı gitti. Hemen her tasarımcı bir pikap daha doğrusu müzik seti kabini tasarlıyor. İçlerinde bazıları da çok hoşuma gitti doğrusu. Bunlardan bir tanesi benim uzun zamandır severek takip ettiğim Laura Kampf oldu. Yukarıda videosunu görebileceğiniz tasarım hoşuma gitti sadece hoparlör yerleşimi hariç...Bir göz atabilirsiniz. 

Bir fikir verebilir... 

Akvaryum Rehberi'ndeyiz



Ali ile beraber uğraştığımız ve zaman içerisinde geliştirmeye devam ettiğimiz akvaryum ve otomasyon sistemimize  benim de takip ettiğim Akvaryum Rehberi kanalında yer verildi. Arzu ederseniz yukarıdan bakabilirsiniz. Bizim çalışmamız 19. dakikadan itibaren...

JBL 4430


JBL 4430 hoparlör. 4430, ağabeyi 4435 ile aynı tasarım konsepti üzerinden geliştirilen tarafından geliştirilen radial horn yüklemeli tek bas/mid sürücülü yollu bir hoparlördür. Woofer, 3835H kodlu 38cm diyaframa sahiptir. Hareketin dengelendiği yeni süspansiyon sistemine sahiptir, radyal horn ise 2421A kodludur. Üretim tarihi 1980'li yıllar. 2 yollu hoparlörün ağırlığı yaklaşık 80kg

Bazısı çok sever bazıları ise nefret eder. Ben birinci taraftayım :) Ama sevmeyene de hak verebilirim...

Charlotte Rampling





Charlotte Rampling  İngiliz aktris, model ve şarkıcı, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca Avrupa arthouse filmlerindeki çalışmaları ile tanındı. Swinging Sixtie ikonu olarak kariyerine model olarak başladı ve daha sonra moda ikonu ve ilham perisi oldu.

Lynn Redgrave'ın 1966 yapımı Georgy Girl'de Meredith rolünde rol aldı. Bu filmden kısa bir süre sonra, Fransız ve İtalyan arthouse  filmlerinde oynamaya başladı. Luchino Visconti'nin The Damned (1969) ve Liliana Cavani'nin The Night Porter'da (1974) Long Live Life (1984), Max, Mon Amour (1986) 'da Paul Newman'la birlikte Zardoz (1974), Elveda, Güzelim (1975), Woody Allen'ın Stardust Anıları (1980)' da rol aldı.

Allah Allah bana tanıdık geldi derseniz, Charlotte Rampling'in  güncel fotoğrafı aşağıda.



Captain America Shield Bluetooth Speaker



Kaptan Amerika Kalkanı Bluetooth Hoparlörü eskisinin güncellenmiş bir versiyonu. Gerçi bu önemli değil, çünkü taşınabilir bir hoparlörde ihtiyacınız olan her şeye sahip: Bluetooth bağlantısı, dahili şarj edilebilir lityum iyon pil, USB şarj ve inanılmaz bir ışık şöleni... Ses akışı sağlamak için akıllı telefonlara, tabletlere ve bilgisayarlara kablosuz olarak bağlanır ve çağrıları hoparlör aracılığıyla yanıtlayabilir ve sonlandırabilirsiniz! Ayrıca, kullanım sırasında yıldız yanar. Fiyat sadece 60 Dolarcık...

Led Zeppelin Sevmek


Montblanc Kulaklık


Montblanc deyince aklınıza gelen şey herhalde kalemdir herhalde. Ama firma rahat durmayıp çok yolculuk yapan yapan işadamları için özel olarak tasarlanmış kablosuz, gürültü önleyici MB 01 Akıllı Kulaklık setini tanıttı. 600 Dolarcık etiketi ile fiyatlandırılan bu kulaklıklar, eşsiz bir ses deneyimi sunmak için güzelliği konfor, gelişmiş işlevsellik ve tavizsiz kalite ile birleştiriyor(muş)

Valla kulaklığı boşverip, biz kalemlerini sevmeye devam edelim derim...

BOSE 501


BOSE 501 hoparlör sistemi. 1971 yılında üretilmeye başlandı. Herhalde 1976 yılında üretimine son verilmiş. Bose 501 ilginç bir hoparlördür. Tasarım gerçekten hiçbir kategoriye uymaz. Hoparlör 2 yollu bir sistem. Ancak 3 hoparlör yansıma esası ile çalışıyor. Yansıma için üst frekansta 2 adet 7,5cmlik sürücü kullanılmış. Mid/bas sürücü ise 25cm boyutunda.

Evde Kalın



Grundig Reklamı


Bu o kadar güzel bir reklam ki. Grundig firmasının zamanında ürettiği en güzel ürünler mevcut. Evet Grundig hiçbir zaman Braun tasarımlarına eşit olmadı ama yine de çok başarılıydılar ve uzun süreler özellikle de Avrupa piyasasının en önemli firmalarından bir tanesi oldular. Sonra maalesef finansal anlamda kötü duruma düştüler, Malum hikayenin sonunda da Beko tarafından satın alındılar..

Firmanın meşhur hoparlörleri Hifi Box'lar sanırım bir süre boyunca Beko tarafında da üretilmeye devam edildi. Studio 2040 ise bana sorarsanız harika tasarımlı bir pikap, receiver sistemidir. Müthiş gözüküyor zaten. CN-730 ise benim hiç denk gelmediğim ancak oldukça gelişmiş kaset çalar ve kaydedici... Sahip olmak isterdim doğrusu...

Shinola Bluetooth Bookshelf Speakers


Shinola Bluetooth bookshelf hoparlörleri ile evinizde daha iyi sesin tadını çıkarın. Barefoot Sound ile birlikte üretilen bu hoparlörler, genellikle bir stüdyo için üretilmiş olan olan monitörler ile aynı ses imzasını sunar. Modern bir tasarıma sahip bookshelf hoparlörler hem Bluetooth hem de USB ile uyumludur, böylece istediğiniz gibi müzik çalabilirsiniz.


Ek olarak, diğer girişler arasında RCA,  S/PDIF ve 3,5 mm stereo jak bulunur. Birinci sınıf malzemelerden ve bileşenlerden üretilen bu bookshelf hoparlörler, güzel oldukları kadar dayanıklıdır. Etkileyici bir dinleme deneyimi sağlamak için yüksek verimli tweeter'lar ve özel woofer'lar içerir. Ayrıca, elle boyanmış meşe doğal ahşap ve siyah kaplama seçeneklerine sahiptir. Olağanüstü ses kalitesini bir Amerikan estetiği ile birleştiren bookshelf hoparlörleri, herhangi bir müzik tutkunu için olmazsa olmazdır.

Süper reklam, fiyat ise 1.500 Dolarcık. Bu fiyata alınabilecek ürünleri düşündüğüm de, buna bu parayı verenlere Allah akıl fikir versin diyebilirim sadece...

Hala Söylüyorum Siyah Beyaz İyidir


Ali'nin Akvaryum Maceraları: Gübre Sistemi Başarılı ve Çalışıyor


10 Nisan 2020. Otomatik gübreleme sisteminin faydalarını görmeye ciddi şekilde başladım. Placebo etkisi mi diye düşünmedim değil ama bitkilerde ciddi sekilde büyüme ve gelişme tespit ediyorum.

İsin en güzel tarafı ise yosun sorunu neredeyse yok.

Peki ne yaptın diye sorarsanız. Okuduğum ve incelediğim kaynaklarda seçmiş olduğum gübreleme yönteminde karanlık iken yapılması ve akvaryuma maksimum verimde dağıtılması konusunun önemi gördüm.

Haftalık 5 gün gübreleme yapıyorum. Gübreleme için kullandığım hortumların ucuna birer tane vana taktım. Sistemi ise dış filtrenin temiz su verdiği yöne doğru ayarladım. Her bir gübrenin miktarı musluklardan çok yavaş sekilde suya karışıyor.

İslemleri gece 00.01 den itibaren başlatıyorum. O gün atılması gereken gübre çok küçük miktarlarda suya karışıyor. Eğer aynı gün 3 gübre atılacak ise 1 saat ara veriyorum. Bu süre zarfında ışıksız ortamda sistem çalışıyor.

Sabah gün ışıması ile LED ler yandığında gübreleme işlemi çoktan bitmiş oluyor.

Bu yöntemin büyük faydasını gördüm. Oğlumun zevkine göre diktiğimiz bitkiler neredeyse bir jungle haline geldi ve haftadan bir budama yapar hale geldik.

Gübreleme konusunun bizimki gibi lowtech in de lowtech i bir akvaryumda bu kadar önemli olabileceğini hiç düşünmemiştim doğrusu.

Not 1. Benzer bir projeyi ileri de yapacak meraklılar için bir ayrıntı. Hortum uçlarına takılan muslukların yarattığı basıncı dengelemek için motorların mutlaka devri düşürülebilir olmalı. Belki bu işlemi PWM üzerinden yapmak daha mantıklı ancak ben manuel olarak voltaj düşürme yöntemi ile yaptım. Gayet efektif çalışıyor sistem.

Not 2. Eğer elinizde bu tarz bir sistem varsa buna otomatik gübreleme sistemi entegre etmek mantıklı. Sıfırdan yapmak istediğinizde maliyet maalesef Jebao markasının otomatik gübreleme makinesinin fiyatına yaklaşıyor. Üzerine uğraşması ve harcanan vakitte ayrı bir maliyet. DİY projesi olmasına rağmen cost effective bir sistem değil. Sıfırdan kurmak açısından.

Not 3. Maliyet ile alakalı sorulara cevap olması açısından yaklaşık tablo aşağıda. Bu rakamlara deneme yanılma ve ek masraflar için yüzde 5 fark ekleyebilirsiniz



House of Marley Riddim Portable Bluetooth Speaker


Hoparlörü boşverin de ben basın bülteni fotoğraflarını beğendim. Ayıp olmasın diye bültenden birkaç satıra da yer verelim. Marley Riddim Taşınabilir Bluetooth Hoparlör Evi ile müziğinizi yanınızda taşıyın. Çıkarılabilir deri taşıma askısına sahip bu hoparlör, taşımanızı ve partiyi başlatmanızı kolaylaştırır.


On saatlik pil ömrü sunan Riddim hoparlör partiyi kolayca devam ettirebilirsiniz. Pil zayıfladığında ekstra destek için birlikte verilen USB şarj kablosunu kullanarak şarj edin.


Ayrıca, Stereo Ses oluşturmak için iki Riddim hoparlörü eşleştirebilirsiniz. Riddim hoparlör ayrıca telefonunuzu kullanmadan arama yapmak için hoparlör olarak kullanabileceğiniz entegre bir mikrofonla birlikte gelir.


Siyah veya Doğal renkte sunulan Bluetooth hoparlör, şık bambu kenarlara ve geri dönüştürülmüş bir mantar tabanına sahiptir.

Pioneer CS-3000A


Pioneer CS-3000A. üretim tarihi 1973. Bu hoparlörleri çok sevenlerde var, hiç sevmeyenlerde. Pioneer markasının aslında dönemin her markası için bu söylemek mümkün. Hatta biz kendi aramızda Technicsçiler, Pionnercılar, Sonyciler gibi hiziplere bölünmüştük. Bana sorarsanız bu seriler hem ses rengi hemde kolay sürülebilme açısından HPM serilerine göre daha rahattır. Ben artık JBLciyim biliyorsunuz bu arada :)

Muze True Hi-Fi Bluetooth Speaker


Bakalım bu hoparlörlerin üreticisi ne demiş... Muze True Hi-Fi Bluetooth Hoparlör ile her yerde yüksek kaliteli müziğin keyfini çıkarın. Bu hoparlör ses kalitesinden ödün vermeden taşınabilirliğin rahatlığını sunar. Muze, tüm odayı geniş sahneli surround sesle dolduran bir ses üretir. Temiz kristal netliğinde ses kalitesi derin bas, net tiz ve zengin orta menzil ile tamamlanır. Ayrıca, ses seviyesini yükselttiğinizde ses kalitesi düşmez.


Kesinlikle hoparlörlerden statik tıslama, çılgın titreşimler veya duman çıkmaz. Ayrıca 10Hz ila 20 kHz frekans tepki aralığına sahiptir. Kvadrat'ın muhteşem kumaşlarıyla sarılmış Muze, zarif ama modern bir tasarıma sahiptir.  Muze'yi Qi özellikli herhangi bir cihazı kablosuz olarak şarj etmek için kullanabilirsiniz.

Şaşıracaksınız ama hoparlörlerin fiyatı gayet makul sayılabilir. 60 Dolar... Kablosuz şarj özelliği de güzel...

Buddy Guy Severim Bende