2011'in İlk Konseri; Timuçin Şahin ve Tarihe Ufak Bir Not Düşmek!

Dün gündüz saatlerinde gelen bir telefonla akşam ki programımız bir anda değişti. Akşam saat 20:00'de Timuçin Şahin konseri var haberini alınca konsere gitmek için hızlı şekilde organize olduk. İzmir'de havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, konser organizasyonları ne yazık ki olması gerektiği şekilde duyurulamıyor. İstanbul'da adı sanı duyulmamış mekanlardaki konserler için bile ilgili minimum 1 hafta öncesinden  bilgilendirmeler gelirken, İzmir'deki bir çok organizasyon gelip geçiyor, haberimiz bile olmuyor. Bırakın mesaj göndermeyi, üye olduğunuz haber bültenleri bile hazırlanmıyor. Ondan sonra konserlere neden ilgi yok diye kimse bağırıp çağırmasın. Haberimiz olmadı da mı gelmedik diyebilme hakları var  müzikseverlerin.

Her şeye rağmen, işimizi gücümüzü organize edip, Aydın Eroğlu, Tolga İzgür, ve Seçil Hanım ile konser mekanının yolunu tuttuk. Bir çok arkadaşım da, konsere son dakikada yetiştiler. Biliyorsunuz Timuçin Şahin 2009 yılında Bafa albümünü yayınladı. Albümü alır almaz, bende çok beğenmiştim, zaten albümü alıp beğenmeyene de rastlamadım doğrusu. Bafa, müzik dinleyicilerinin yanında müzik eleştirmenlerinde de çok olumlu eleştiriler aldı. Benim beklentim konserin Bafa şarkıları ağırlıklı olacağıydı.


Konser salonunda İzmir'in bu tarz müziğe meraklı dinleyiciler -bir çoğu son dakikada haberdar olsa da- Timuçin Şahin'i yalnız bırakmadılar. Bence akşam orada olanlar çok şanslıydılar. Nedeni az sonra... Konserde Şahin'e; vibrafon ve perküsyonlarda "Enric Monfort Barbera", kontrbasta Bafa albümünden de hatırlayacağınız "Thomas Morgan", davulda ise "Kenny Grohowski" eşlik etti. İlk şarkı girdiğinde ortalık bir anda yanıp kavruldu. Farklı bir konsept, farklı bir enerji ile karşı karşıyaydık.

Şahin, bu kez genç müzisyenler ile karşımızdaydı. Enric Monfort Barbera, klasik kökenli bir müzisyen. Thomas Morgan için ise söylenebilecek fazla bir şey yok, genç yaşına rağmen enstrümanına hakimiyeti övgüye değer. İlerleyen yıllarda ismini sıkça duyacağız eminim ki. Kenny Grohowski ise bir çok müzik tarzında baget sallayan bir davulcu. Konserde çok başarılı bir performans sergiledi.

Konserde icra edilen tüm şarkılar ilk kez seslendiriliyordu. Anlayacağınız bir çok şarkının dünya prömiyerine şahit olduk. Şahin'in yeni projesi Occult Ensemble'ın bir ön izlemesi oldu. Müzisyenlerde son derece heyecanlıydılar. Bu durum seyirciye de yansıdı, salonda inanılmaz bir elekrik vardı bence. MK, Delay, Şahin'in sol aşil tendonunu kopartınca bestelediği muhtemelen aynı adlı şarkı (bir de çekirgeli bir şarkı vardı isimleri not etmemişim) ortalığı yıktı geçti. Son şarkıda (sanırım ismi Delay) Şahin, piyano başındaydı. Occult Ensemble, klasik Şahin dörtlülerinden farklı bir yapıda olacak muhtemelen 8 kişilik bir müzisyen grubu! Konser sonrası Şahin'le ayak üstü muhabbet etme fırsatı buldum. 2011'de Occult Ensemble ismini kenara not etmeliyiz sanırım. Sonuçta topluluğun tam yarısı ile icraları dinledik ama ayın sekizindeki İstanbul konserinde daha kalabalık olacaklar galiba...

Harika bir akşam geçirdim. İlk kez seyirci karşısında icra edilen şarkılar komplike yapılarına rağmen, son derece başarılı şekilde çalındı. Müzisyenler nota okumak konusunda yoğun bir trafik yaşadılar.  Ne kadar yorucudur kimbilir. şahin bir maestro gibi zaman zaman grup arkadaşlarını yönlendirdi.  Şarkılar öyle irca edilmesi pek kolay şarkılar değildi ve bir çok müzisyenin bu işin altından kalkacağını düşünmüyorum. Bu yazdıklarım iddialı mı oldu dersiniz?


Stereo Mecmuası okuyucuları için Şahin'den ufak bir anı

Pek zannetmiyorum hatta gerçekten iddialı bir şey yazmak istiyorum. Bir müziksever olarak dün akşam duyduklarım, pek normal şeyler değildi. Bana kalırsa dün konserde, iki sene önce seyrettiğim Şahin'le arada inanılmaz bir gelişim vardı. Bafa ile zaten bu durum çok bariz şekilde ortada ancak anlaşılan Bafa, yeni çıkılan bir yolculuğun ilk adımıymış. Sonraki adımlar, meraklı ve ileri görüşlü müzikseverler açısından büyük olaylara gebe. Şarkıların yapısı, kendi içindeki gelişimi ve enstrüman kullanımı açısından Timuçin Şahin ismini uluslararası basında daha çok duyacağız ve iddialı yazılar okuyacağız. Garip ama ben dün akşam direkt bunu hissettim. Böyle iddialı cümleleri benden pek duymaya alışkın değilsiniz ancak tarihe not düşmek istedim. Bir kaç sene sonra, büyük bir keyifle bu yazıya dönüp, bakın ben demiştim diyeceğim.

Yeni Web Sitemiz İçin Deneme Sürümü


Stereo Mecmuası'nı açalı çok uzun zaman olmadı. Ancak içerik üretmek konusunda bayağı başarılı olduk sanırım. Web sitemizi seneler önce klasik formatta tasarlamıştık ancak üzerinden seneler geçince eklenen binlerce yazı, eklenen alt bölümler vesaire derken sonunda olay kaos haline geldi. Aranılan bir şeyin bulunması son derece zor ve bu konuda çok şikayet alıyoruz. Hatta ben bile şikayetçiyim.

Hal böyle olunca siteyi yenilemek adına yola koyuldum. Şu an yukarıda resmini gördüğünüz site çalışır halde. Ulaşmak için buraya tıklayablirsiniz. Bu deneme sürümlerinden bir tanesi. İlerleyen günlerde bir tane daha deneme sürümü oluşturacağım. Site deneme sürümünde olduğu için görüşleriniz bizim için değerli. Gözümüzden kaçmış ayrıntılar olabilir. Görüşlerinizi isterseniz aşağıdaki yorum kutucuğuna isterseniz forumlarımızdaki konu başlığına veya stereomecmuasi (at) gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Deneme sitesine şu an 3.000 adet konu başlığı girildi, muhtemelen en az o kadarının daha elle girilmesi gerekiyor. Süreç seçilecek yazılıma göre muhtemelen  3 ila 6 ay süresince devam edebilir. Bunun yanında binlerce linkin düzeltilmesi de gerekiyor tabi. Anlayacağınız işimiz bayağı uzun..

Bu arada bazı başka sürprizlerimizde var. Şu an sitemizin derinliklerinde test ediliyorlar. Adım adım Pandora'nın kutusunu açmaya devam edeceğiz. Yorumlarınızı ve izlenmimlerinizi bekliyorum..

Dagmar Krause ve Weimar Şarkıları


Dagmar Krause, benim tanışır tanışmaz çok sevdiğim ve keyifle dinlediğim Alman bir şarkıcı. 1950'de doğan Krauze muhtemelen en çok  Slapp Happy, Henry Cow ve Art Bears gibi avant-rock'larında yaptığı çalışmalarla tanınıyordur. Zaten bu isimlere Stereo Mecmuası'nda da, kendi bloğumda da fırsat buldukça yer vermeye çalışıyorum. Onun diskografisini inceledikçe solo çalışmaları benim çok ilgimi çekti ve bu çalışmaların peşine düştüm. Nasıl ilgi çekmesin ki, solo çalışmalarında; Bertolt Brecht, Kurt Weill ve Hanns Eisler gibi isimlerin şarkılarını yorumlamıştı.

Dagmar Krause, Hamburg'ta doğmuş. Çok erken sayılabilecek bir yaşta (14) çeşitli kulüplerde şarkı söylemeye başlamış. 1968 yılında o dönemin özgürlük rüzgarlarının da etkisiyle protest gruplarda yer almaya başlamış. Bu dönemler Almanya için çok zor günler. Soğuk savaşın en yoğun şekilde hissedildiği, 2 Almanya'nın ayrı olduğu bir dönem. Daha 1970'lere gelinmeden kendisi gibi şarkıcı olan Inga Rumpf ile birlikte bir plak yaparlar. Bu plağın da peşindeyim. Bir yüzünde Krauze diğer yüzünde ise Inga Rumpf ağırlıklı olarak şarkı söylüyor. Plağın adı I.D. Company, isminden anlaşılacağı gibi Inga ve Dagmar'ın isimlerinin ilk harflerinden oluşuyor. Bu plağın en önemli özelliği Dagmar'ın avant-garde sahnesine girişini sağlamasıdır. Bu plak çeşitli açık arttırma sitelerinde 100 Euro'nun üzerinde fiyatlarla bulunabiliyor. Pahalı ancak her zaman denk gelmenin bir yolu vardır.


Uzun süren arayışından ardından edindiğim Henry Cow In Praise Of Learning plağı

Hamburg, 60'larda ve 1970'lerde Avrupa müziği için çok önemli bir kent. Hem son derece özgür bir kent hemde her açıdan bir sürü imkan var yani bulunamayacak hiç bir şey yok. Karışık bir cümle oldu ama ne anlatmaya çalıştığımı eminim ki, çoğunuz anlamışsınızdır. Hal böyle olunca her türden en deneysel en uçuk müzisyenler ve hatta sanatın her dalı ile ilgilenenler Hamburg'ta dünya üzerindeki cennette gibiler. Dagmar'ın hayatı İngiliz müzisyen "Anthony Moore" ile evlendiğinde değişiyor. Damar, Moore ve Amerikalı arkadaşları Peter Blegvad ile beraber "Slapp Happy"i kuruyorlar. Slapp Happy'nin müziği son derece karmaşıktır. İçerisinde her türden karmaşa bulunuyor. Sözler son derece sembolisttir, müzik ise bunun tam tersine pop öğeleri içerir. Yani değişik bir karışımdır. İlk iki albümleri olan "Sort Of" ve "Slapp Happy", Alman Polydor firmasından yayınlanmıştı. Bu iki albümü edinmek biraz zor. Ancak "Recommended Records" daha sonraki dönemdeki plaklarını bastığından edinmek biraz daha kolay. Yine de standart bir plak ve CD'ye göre en az 4-5 kat fazla para vermek zorundasınız.

Neyse 1974 yılında Slapp Happy, yine arkadaşları olan Henry Cow ile birleşir. Ortaya çıkan karışım -anlayana- son derece sert politik söylemleri olan avant-rock müziğidir. Birlikte iki albüm yayınlarlar, "Desperate Straights" (1974) ve benim çok sevdiğim "In Praise of Learning" (1975) Bu noktada İşler karışır, Anthony Moore ve Peter Blegvad, Henry Cow bünyesine katılmaktan pek mutlu değillerdir. Ayrılmaya karar verirler. Tam bu esnada Krause çok önemli bir karar verir ve müzik yaşamına Henry Cow ile devam eder. Bence de bu durum çok hayırlı olmuştur.

Krause'nin Henry Cow ile devam etmesi, topluluğun müziğini bir çıta yükseltir. Bu kombinasyın Avrupa dinleyicisinden de iyi tepkiler alır ve sonu gelmeyen turlar başlar. 1977 yılında turlar sırasında hastalanan Krause, artık yeter der ve Henry Cow'dan da ayrılır. Ancak tur sonrasında "Hopes and Fears" albümde yine vokalleri o yapacaktır. (2)


Tank Battles: The Songs of Hanns Eisler CD'si. Voiceprint Records baskısı.

Her işte bir hayır vardır deriz ya, tam anlamı ile böyle bir olaydır Dagmar'ın Henry Cow'u terk etmesi. Krause bu dönemde Weimar Dönemi kabare dünyasına el atar. Weimar Dönemi veya daha doğru bir tabirle Weimar Cumhuriyeti 1919'da Almanya'da monarşi (İmparatorluk) dönemi idare tarzından cumhuriyete geçis dönemi için kullanılır. 1919'da ilk Dünya Savaşında yenilen Almanya'da yaşanan bir nevi devrimdir. Weimar Cuhuriyeti, 1933'lere kadar yaşar. Bu dönemde Adolf Hitler ve onun NSDAP partisi iktidara geçince tarihçiler Weimar Cumhuriyetini sonlandırırlar. İsterseniz bu konuya fazla girmeyeyim. Beni yakından tanıyanlar bu konuyu sayfalarca yazacağımı biliyorlar. Konuyu dağıtmadan devam edeyim.

Weimar Cumhuriyeti döneminde Bertolt Brecht çok önemli bir isim. Bertolt Brecht tam ismiyle Eugen Berthold Friedrich Brecht, çok önemli bir şair, tiyatro yönetmeni ve oyun yazarı. Onu günümüzde de çok önemli kılan şey aynı zamanda hem çok dramatik hemde oyunculuk ve seyir zevki açısında çok gösterişli oyunlara imza atabilmesidir. Muhtemelen 20 yüzyıl tiyatrosuna en önemli katkıları yapmış isimlerden bir tanesidir. Çalışmlarında ise müzik konusunda "Kurt Weill" ve "Hanns Eisler" ile birlikte çalışmıştır. O dönemlerde bu birliktelikten doğan bir çok şarkı Almanca'nın yanında farklı dillerde seslendirilmiştir. İşte bu dönem Krauze'nin ilgisini çekmiştir. Bu gayet normal, bir yanda Bertolt Brecht şiirleri, diğer yanda Weill ve Eisler besteleri. Tabii Weill ve Eisler'in kendi şiirleri de var. Bence bir çoğu inanılmaz sözlere ve müziklere sahip. Zaten uzun zamandır bu şarkıları dinleme sebebim bu. Krause'nin bir yanda politik duruşu, müthiş sesi, diğer yanda harika şiir ve besteler. Bundan daha iyi bir kombinasyon sanırım bulmak zor.


Dagmar Krause - Supply and Demand CD'si. Voiceprint Records baskısı.

Dagmar'ın kendi iki solo albümü var. Bu albümlerin iki farklı baskısı var. Göz atmak gerekirse;

- Supply and Demand: Songs by Brecht/Weill and Eisler (1986, LP, Hannibal Records)
- Angebot und Nachfrage (1986, LP, Hannibal Records) – Supply and Demand ile birebir olsa da tüm şiiler Almancadır.
-Tank Battles: The Songs of Hanns Eisler (1988, LP, Island Records)
- Panzerschlacht: Die Lieder von Hanns Eisler (1988, LP, Island Records) – Tank Battles içeriğinin orijinal Almanca seslendirilmiş hali.


Uzun zamandır arkasından koştuğum bir plak, Dagmar Krause - Supply and Demand: Songs by Brecht/Weill and Eisler. 2010'un benim için en iyi alışverişi oldu, hem fiyat uygundu hemde plak sealed idi. Bunu en iyi plak meraklıları anlar

Yukarıdaki plaklar inanılmaz yüksek tutarlara satılıyorlar. Hele Almanca olanlarını bulabilmek çok güç. Ben 2010 senesini kapatırken Supply and Demand'ın plağına son derece makul bir fiyata denk geldim ve satın aldım. Benim için 2010 senesinde satın aldığım en değerli şeylerden bir tanesi Supply and Demand'ın plağıdır. Bunun en önemi sebebi plağın "sealed" olmasıydı yani açılmamış. 1986'dan bugüne geçen 24 yıl sonra ilk kez plağın jelatini ben açtım. Bunun için çok daha fazlasını ödemeye hazır bir sürü insan olduğuna eminim ama plak merakı işte böyle bir şeydir, bol bol şans gerekir. (3) Yazdığım gibi plakların Almanca versiyonlarını edinmek çok çok zor. Tabii ki bir çözüm var. Voiceprint Records her iki albümün Almanca ve İngilizce içeriklerini birarada sunan CD'leri basmıştı. Ancak firmanın el değiştirmesi sebebi ile CD'lerde son derece zor bulunuyorlar ve oldukça pahalılar. Bu durumda 4 albümü plak formatında almaktansa 2 CD almak daha ucuza denk geliyor. Ancak 2 CD'nin tutarı nakliye ücreti ile birlikte yaklaşık 100 Euro'nun üzerine çıkabilir. Ne yazık ki büyük tutarlardan bahsettiğimin farkındayım ancak tüm dünyada az sayıda dinleyicisi olan müzik tarzlarında bu durum çok sık yaşanıyor. Bu arada CD'nin koleksiyonu olmaz diyenlere de bir selam gönderelim. Popüler müziğin tabii ki koleksiyonu olmaz ama nadir basılan veya plak şirketleri batmış albümlerin değerlerine bakarsak onları birer koleksiyon metası olarak değerlendirebilmek mümkün.

Bu senenin (2011)  ilk yazısını sonlandırmak için güzel bir video seçtim. Dagmar Krause bir Weill bestesini seslendiriyor,  "Surabaya Johnny"


(1) Haydi bir ipucu. Amerikalı plak satıcıları, bazen ellerinde çok plak olduğundan hiç beklenmedik plakları hiç beklenmedik fiyatlara satabiliyorlar. O yüzden Avrupa kaynaklı nadir albümler için okyanusun öbür tarafına dikkatli şeklide bakmak gereklidir.
(2) Henry Cow diskografisini edinmek isteyen okuyucularım Recommended Records tarafından yayınlanan "40th Anniversary Box Set"lere göz atabilirler. Tüm albümler ve single'ları içeren 3 kutudan oluşan setin her bir kutusu 100 Dolar civarında. Toplamda 300 Dolar gibi bir tutar ortaya çıkıyor ancak bunları plak olarak almak isteyen bir kişi bunun 10 katı fazlasını ödemek zorunda kalabilir. Bazı Henry Cow albümleri çok ciddi paralara el değiştiriyor. (3) Seçkin'in kulakları çınlasın. Alım operasyonundaki desteğin için çok teşekkürler.

Elektron Mikroskop Altında Plak İzleri


Yukarıdaki fotoğraf nedir? Haydi tahmin edin, ay yüzeyi filan değil :) Yukarıdaki fotoğraf, bir plak izi. Rochester Üniversitesinde araştırmacı olarak çalışan Chris Supranowitz elektron mikroskobu altında bir plak yüzeyini 1.000 kez büyüterek, kendi geliştirdiği yazılımla görüntüyü keskinleştirmiş. Bu arada yukarıdaki izler Led Zeppelin IV plağından!

Pikap Kolu Yakmak İçin Zihni Sinir Projesi


Stereo Mecmuası'nın geçtiğimiz sayılarında Blue Horizon firmasının Proburn ürünü ile alakalı bir inceleme yazmıştım. Geçtiğimiz günlerde küçük bir müdahale yaptığım Bluenote Borghese pikap kolunu acil şekilde yakmam gerekti. Tabii ki kabloları:)  Bir zihni sinir projesi ile Proburn'e özel bir kablo yaptım. Böylelikle küçük headshell'leri cihaza bağlama şansım oldu. Bir kaç forumda bunu paylaşınca ilginç tepkiler aldım. Elinizde bu tarz bir kablo yakıcı var ise hani aklınızda bulunsun diyerek fotoğrafları yayınlıyorum.

Thurston Moore, Okkyung Lee ve Ikue Mori Canlı Performans

Geçtiğimiz günlerde bir müzik topluluğu ile alakalı araştırma yaparken, Youtube'da aşağıya eklemiş olduğum Thurston Moore, Okkyung Lee ve Ikue Mori'den oluşan trio'nun canlı bir performansını buldum. El altında bulunsun diyerek bloğuma ekleyeyim dedim. Videonun play tuşuna basmadan önce aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm. Çoğu bünyenin kaldırmayacağı bir müzik tarzı çünkü.

İlk önce müzisyenlere bir göz atalım,Thurston Joseph Moore (1958 - yaşıyor) Amerikalı müzisyenin adı aslında Sonic Youth ile birlikte anılıyor. Bu durum çok normal, çünkü toplulukta şarkı sözleri, tüm vokaller ve gitarların arkasındaki isim Thurston Moore. Sonic Youth'daki müzik hayatının dışında özellikle deneysel çalışmalar da yapan müzisyenin 2006 yılında yayınlanan Flipped Out Bride, 2007 yılında yayınlanan Black Weeds - White Death (Sadece kaset formatında), 2008 yılında yayınlanan Sensitive-Lethal ve yine 2008 yılında  yayınlanan Blindfold (Sadece kaset formatında 200 adet limitli) gibi albümleri de var. Bunların yanında Stereo Mecmuası müzik özel sayılarında yer verdiğimiz Glenn Branca'nın özellikle 1980 başı projelerinde de yer almış (Lesson No. 1,  Symphony no. 1, 2 ve 3)

Okkyung Lee ise Koreli bir çellist. Müzik eğitimini Kore'de tamamlayan müzisyen daha sonra Amerika'ya taşınmış ve emprovize müzik camiasında tanınır hale gelmiş. Naked City topluluğu ile alakalı araştırma yaparken Tzadik plak şirketine yaptığı albümlere denk gelmiştim. Bu arada 2009 yılında  Peter Evans ve Steve Beresford ile birlikte 2009 yılında yayınladığı "Check for Monsters" albümünün son derece iyi eleştirileri var. Albüm şu an elimde yok ama edinince bir şeyler karalamaya çalışırım.

Ikue Mori ise Japonya'da doğup Amerika'ya taşınan bir müzisyen. New York punk arenasında davulcu olarak boy gösteriyor. Gitarist Arto Lindsay ve klavyeci Robin Crutchfield ile beraber DNA topluluğunda müzik yapıyor. New York'ta 1970'lerin ortasında ortaya çıkan "No Wave" akımının etkisinde müzik yapan DNA'da amaç enstrümanları klasik tarzında çok dışında kullanarak farklı bir sound yaratmak. İşin acayip tarafı  hiç bir müzik eğitimi almamış olmasına rağmen Ikue Mori davulculuk konusunda büyük övgüler alıyor hatta ritm duygusunu çok önemli caz müzisyenleri ile kıyaslayanlar oluyor. DNA dağıldıktan sonra asla davul açlmıyor ve özellikle drum machine ve bilgisayar yardımı ile garip ritmler ve robotik efeklerle davulvari bir etki yaratıyor. 1990'lara gelindiğinde kendisi gibi Japon Kato Hideki (Ground Zero topluluğundan) ve Fred Frith (Stereo Mecmuası ve kendi bloğumda sık sık bahsettiğim Henry Cow topluluğundan) ile birlikte Death Ambient'ı kuruyor. Bu arada Ikue Mori'yi John Zorn'un Electric Masada'sından hatırlayan okuyucularım olabilir.

Aşağıda 2009 yılında Thurston Moore, Okkyung Lee ve Ikue Mori üçlüsünün deneysel dolayıyla emprovize bir canlı performansı var.

Cidade de Deus (Tanrı Kent) Soundtrack Plak


Hayatım boyunca monitör karşısında olduğumdan, kendi özel zamanlarımda ekrandan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırım. Bir film seyredeceğim zaman uzun uzun araştırır, seveceğimden mutlaka emin olduğumda seyrederim. Bu durumu bütn gün bilgisayar karşısında çalışan okuyucularımız varsa çok iyi anlayacaklardır. City Of God (orijinal adı Cidade de Deus- Tanrı Kent) filminin konusunu okuduğumda tam benim sevdiğim tarz bir film diyerek DVD'sini almıştım. Gerçekten yükselen Güney Amerika sinemasının güzel örneklerinden bir tanesi bana göre. Ancak konusu pek yenilir yutulur değil.

Brezilya'nın meşhur Rio de Janeiro kentini güzelleştirmek ve suç oranını düşürmek için kentin dış semtlerinin yeni alanlara taşımak gibi son derece zeka ürünü bir proje başlatılıyor. "Cidade de Deus" oluşturulan gettolardan bir tanesi. Zaman içerisinde her türlü suçun, uyuşturucunun merkezi haline gelen bu getto'lar ilerleyen yıllarda Rio de Janeiro büyüdükçe, kentin sınırları içerisine dahil olmuş. Bu mahallede yaşanan iktidar hikayesini ana konu olaral anlatan film, bir çok alt parçada karakterlerin özel yaşamlarından kesitler sunuyor. Filmin en önemli özelliği bence senarist de dahil olmak üzere, oyuncularında bu bölgenin insanı olmaları. Film, bir iktidar mücadelesini anlatınca, haliyle şiddet filmin ana konusu haline geliyor. Bu yüzden alıp mutlaka seyredin diyemiyorum, herkesin özellikle de çocuklu ailelerin seyretmekten hoşlanacağı türden bir film değil. Bu arada bir not; geçtiğim ay içerisinde Brezilya ordusu (bakın polisi demiyorum) benzer semtleri temizlemek için tanklar ve helikopterlerin desteği ile bir operasyon başlattı. Sokak sokak süren çatışmalar sırasında dökülen kanın yanında helikopter bile düşürülmüş olması bu gettoların günümüzde ne durumda olduğunu gösteriyor.

Filmin müzikleri ise konuya son derece tezat. Seçilen şarkıların bir çoğu benim hoşlandığım müzik tarzlardan olmasa bile, müziği dinlerken filmden aklıma sahneler geldiğinden yine de keyifle dinliyorum. Geçtiğimiz aylarda EMI'nin Türkiye'ye yeniden plak getirme kararı alması ile birlikte filmin soundtrack albümüne denk gelince hemen satın aldım.Sonuç olarak tam anlamıyla meraklısına diyebileceğimiz bir albüm.

Plak ülkemizde son derece makul bir fiyattan satıldı. Kayıt kalitesi  de hiç fena değil. Albümde Antonio Pinto ve Ed Córtes tarafından hazırlanan şarkılar var. Ayrıca filmde kullanılan müziklerden bir bölümü  de plağa eklenmiş. Plağın içeriği şu şekilde;

1. Meu nome e Ze - Antonio Pinto, Ed Cortes
2. Vida de otario - Antonio Pinto, Ed Cortes
3. Funk da virada - Antonio Pinto, Ed Cortes
4. Estoria da boca - Antonio Pinto, Ed Cortes
5. Na rua, na chuva, na fazenda - Hyldon
6. A Transa - Antonio Pinto, Ed Cortes
7. Metamorfose ambulante - Raul Seixas
8. Nem vem que nao tem - Wilson Simonal
9. Preciso me encontrar - Cartola
10. Alvorada - Cartola
11. Convite para Vida - Antonio Pinto, Ed Cortes
12. No caminho do bem - Tim Maia
13. Morte ze pequeno - Antonio Pinto, Ed Cortes
14. Batucada remix - Antonio Pinto, Ed Cortes

Filmin genelinde kullanılan müziklerin listesinde ise Brezilyalı yerel isimlere ağırlık verilmiş. İlk bakışta bir çok insan için tek tanındık isim James Brown olsa da, ayrıntılara girdiğinizde kulak kabartılması gereken isimlere denk geliyorsunuz. Filmde kullanılan şarkıların bir kısmına dediğim gibi plakta yer verilmiş ancak  tam listeye göz atmak için Wikipedia'dan alıntı yapalım,

* Alvorada - Beste: Cartola / Carlos Cachaça / Hermínio B. Carvalho - Yorum: Cartola
* Azul da Cor do Mar - Beste ve yorum: Tim Maia
* Dance Across the Floor - Beste: Harry Wayne Casey / Ronald Finch - Yorum: Jimmy Bo Horne
* Get Up I Feel Like Being Like (Sex Machine) - Beste: James Brown / Bobby Byrd / Ronald R. Lenhoff - Yorum: James Brown
* Hold Back the Water - Beste: Randy Bachman / Robin Bachman / Charles Tuner - Yorum: Bachman-Turner Overdrive
* Hot Pants Road - Beste: Charles A. Bobbit / James Brown / St. Clair Jr. Pinckney - Yorum: JB's
* Kung Fu Fighting - Beste ve yorum : Carl Douglas
* Magrelinha - Beste ve yorum: Luiz Melodia
* Metamorfose Ambulante - Beste ve yorum: Raul Seixas
* Na Rua, Na Chuva, Na Fazenda (Casinha de Sapê) - Beste ve yorum: Hyldon
* Nem Vem Que Não Tem - Beste: Carlos Imperial - Yorum: Wilson Simonal
* O Caminho Do Bem - Beste: Sergio / Beto / Paulo - Yorum: Tim Maia
* Preciso Me Encontrar - Beste ve yorum: Candeia
* So Very Hard to Go - Beste: Emilio Castillo / Stephen M. Kupka - Yorum: Tower of Power


Filmin en meşhur sahnelerinden birisi. Tüm bunların yaşandığını düşünmek bile ürkütücü!

Angenor de Oliveira, veya tanındığı ismiyle Cartola (1908 – 1980) çok önemli bir müzisyen. Brezilyalı olan müzisyenin şair yönü de var ancak sambanın gelişmesindeki katkılarından dolayı oldukça saygın bir ismi var. Rio de Janeiro, doğumlu müzisyenin gençlik yılları fakirlik içerisinde geçmiş. İlerleyen yıllarda şansın da yardımıyla Breizlya müziğinin en önemli ismi haline gelmiş.

Tim Maia (1942 – 1998), gerçek adıyla Sebastião Rodrigues Maia, Brezilyalı bir müzisyen. Rio de Janeiro doğumlu müzisyen hemen her tarzda şarkı söylemiş. Soul, funk, bossa nova tarzı hareketli şarkılarla liste başarıları da elde eden müzisyen için yazılan çizilenlere göre son derece nüktedan şarkı sözleri, bu başarısında önemli role sahip.

Jimmy "Bo" Horne gerçek ismiyle Jimmie Horace Horne, Jr. 1949 doğumlu Amerikalı bir müzisyen. R&B tarzına yakın bir müzik yapıyor. Günümüzde de son derece popüler olan Horne'un müziklerine her alanda rastlamak mümkün. Son derece garip bir oyun olan Grand Theft Auto'da bile rastlayabilmek mümkün.
Bachman–Turner Overdrive (veya bilindik adıyla BTO) Kanadalı bir rock topluluğu. 1970'lerde son derece popüler olan topluluğun "Let It Ride", "You Ain't Seen Nothing Yet", "Takin' Care of Business" gibi şarkıları rock müzik çalan radyolardan en çok istek alan parçalar arasında.

"Carl Douglas" 1942 doğumlu Jamaikalı şarkıcı. Aslında son derece eğlenceli bir müzisyen. En bilnen şarkısı olan "Kung Fu Fighting" dünya çapında önemli bir hit. Kendisi de dövüş sanatları ilgilendiğinden bir çok filmde müzikleri kullanılmış. Kendisi de amatör olarak bazı filmlerde boy göstermiş. Jamaikalı olup, Uzakdoğu dövüş sanatları ile ilgilenme fikri nasıl ortaya çıkmış bilmiyorum ama Jamaika'lı olduğunu bildiğimizden kafası iyiyken karar vermiştir dersek belki yanlış olmaz. Günümüzde önemli rap müzisyenleri şarkılarının remikslerini söylüyorlar(mış)

Luiz Melodia, veya Luiz Carlos dos Santos 1951 doğumlu Brezilyalı müzisyen ve besteci. MPB (1) türündeki şarkıları ile meşhur olmuş. .1960'larda kulüplerde şarkı söyleyerek başlayan müzik kariyeri 1970'lerde önemli müzisyenlerle birlikte kurdukları "Os Instantâneos" topluluğu ile yükselişe geçip, dünya çapında popülerlik kazanmışlar.

Raul Santos Seixas (1945 –  1989), Brezilyalı rock müzisyeni ve besteci. Ölümünden sonra bile kendisine çok bağlı bir dinleyici ve hayran grubu vardır. Hatta doğumgününde Sao Paolo'da bir geçit töreni düzenlenir. Simyacının yazarı "Paulo Coelho" ile 1970'lerde tanışıp, ezoterik bir grup kurmaya karar vermişler. Daha sonraları Seixas, yüzünü bu konularla alakalı her mantıklı insan gibi "Aleister Crowley"e çevirmiş (2) Hayal ettiği topluluğu kurmayı başarmış. Anarşist yapıya sahip bu topluluk tabii ki, bizimki gibi darbeleri ile meşhur Breizlya'da askeri yönetimin ilgisini çekmiş hem Seixas hem de Coelho, işkenceden nasiplerine düşeni almışlardır. (3)

Wilson Simonal de Castro, Brezilyalı müzisyen. (1939-2000) Özellikle 1960'da ve 1970'lerin başında son derece popüler olmuş. 1970'lerde Brezilya'da hüküm süren darbe hükümetleri ile işbirliği yaptığı dedikoduları yüzünden önce müzik kariyeri inişe geçmiş. Albüm yapmaya devam etmiş ama 1960'lardaki başarısını bir daha asla kazanamamış. Gerçekliğini buralardan takip etmek güç ama sol kanat müzisyenleri tarafından sevilmediğini görmek için Brezilyalı olmaya pek gerek yok:)

"Tower of Power" ise Amerikalı bir topluluk. R&B, soul ve funk esintileri taşıyan bir müzik yapıyorlar. Topluluğun çok uzun süren müzik yaşamı boyunca en dikkat çekici özelliği orkestranın üflemeli bölümü. Zaman içerisinde Monkees, Santana, Elkie Brooks, Cat Stevens, Elton John, John Lee Hooker, Rufus, Rod Stewart, Jefferson Starship gibi isimlerle çalışmışlar. Tower of Power'ı bir bakıma büyük orkestralar sınıfına sokanlarda mevcut.
(1) Música Popular Brasileira, Brezilya Popüler Müziği

(2) Bu topluluk Crowley'in "Liber AL vel Legis" yani Kanun kitabına uygun şekilde kurulmuş. Kitap ile alakalı ayrıntılı okumalar için -ki pek tavsiye etmem- internetten faydalanabilirsiniz. Kitap elektronik olarak bulunabiliyor.Bu arada kitabın 1920'lerde basılan örneklerinin fiyatları inanılmaz. Plak toplamak, kitap koleksiyonculuğunun yanında gerçekten ucuz bir uğraş :)


(3) Raul Santos Seixas'dan bahsederken, "Ney Matogrosso" ismi aklıma geldi. Son derece acayip bir ses rengine (sopranino) sahip olan Brezilyalı müzisyeni bundan seneler önce son derece ilginç müzik bloglarını takip ederken tanımıştım. Özellikle 1970'lerde Brezilyalı "Secos e Molhados" topluluğunda vokalist olduğu dönem ve topluluktan ayrıldığı dönemde yaptığı albümler muhtemelen dünyanın dört bir tarafındaki rock özellikle de glam severler için kutsal kase niteliğinde. Acayip kıyafetleri ve İngilizce çevirilere göre son derece garip sözleriyle, garip Güney Amerika müziklerine ilgi duyanlar varsa, mutlaka göz atılması gereken bir isim. Bu arada uzun zamandır bahsettiğim bloglara göz atmıyorum, umarım kapanmamışlardır.



Filmlerde Pikaplar ve Plaklar; Wristcutters A Love Story




Geçen sene bir DVD mağazasında dolaşırken Wristcutters (Bilek Kesenler - Bir Yol Hikayesi) filmini sanırım 1.99TL'ye görüp almıştım. Film hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ancak seyrettiğimde çok beğendim. Tam anlamı ile bir yol hikayesini anlatan film sadece intihar edenlerin yaşadığı garip bir dünyada geçiyor. Alternatif bir araf (veya cehennem) çerçevesi içerisinde filmin kahramanı Zia'nın (Patrick Fugit) kız arkadaşını arayışı konu ediliyor. Film son derece düşük bütçeli bir yapım. DVD'deki ekstraları seyrettiğinizde düşük bütçeli yapım olayının ayrıntıları çok keyifle anlatılmış. Goran Dukiç, alternatif dünyasını son derece başarılı oluşturmuş. Kullanılan pastel renkler, her şeyin paramparça, kırık dökük olması gibi ilginç ayrıntılar var. Filmde iki sahnede pikaplar boy gösteriyor. Bir adet Pioneer ve bir adet Dual :) Filmin müzikleri de çok güzel. Bu arada filmde rol alan önemli bir de isim var; Tom Waits.



Ülkemizde üç kuruşa satılan harika bir film. Büyük marketler ve mağazaların promosyon havuzlarında bulabilirsiniz.  Şiddetle tavsiye edilir.

Megan Fox ve Plaklar


Yeni neslin başarılı (başarı kısmını bilmiyorum ama güzel olduğu kesin) oyuncularından bir tanesi olan Megan Fox'un, Rolling Stones dergisine verdiği bu poz, plakla alakalı tüm sitelerde denk gelebiliyor. Bizim Retro sitemize de ekledim ama el altında burada da bulunsun diye düşünüyorum :)