LaCie Sound2


LaCie firmasını tanıyor olabilirsiniz. Ben en son firmanın oldukça kaliteli bir taşınabilir hard disk'ini kullanmıştım bayağı memnun kalmıştım. LaCie firması ünlü hoparlör üreticisi Cabasse ile işbirliği yaparak yukarıda fotoğrafı görülen Sound2 USB hoparlör sistemini geliştirmiş. Tahmin edebileceğiniz gibi sürücüler Cabasse tarafından geliştirilmiş ve tasarım son derece hoş görünüyor. Ürün hala firmanın ürün kataloğunda yer alıyor mu bilemiyorum ama ikinci el denk gelirse bir göz atın derim...

Farklı Bir Açıdan Çözümleme Örneği: Yine Bir Araştırma Yapalım



Billie Holiday – Body And Soul albümünü eminim ki bilirsiniz. Billie Holiday’in 1957 yılı albümüdür. Kariyerinin döedüncü albümünde müzisyene çok iyi bir kadro eşlik ediyor. Ben Webster, tenor saksafon. Harry ‘Sweets’ Edison, trompet. Jimmy Rowles, piyano. Barney Kessel, gitar. Red Mitchell, bas. Larry Bunker- Alvin Stoller davul. Albüm aslında çok garip bir zamanlamaya sahip. Vücudunun alkol ve uyuşturucu tarafından yokedildiği ve arkadaşlıklarının çöktüğü bir dönemde caz standartlarını seslendiriyor. Evet plak önemli bir plak. Verve plak firmasından albüm için önemli plak kataloglarında firmanın ayrıntılı verilerini bulabilmek mümkün. İsterseniz hemen göz atalım,

İlk önce yapmamız gereken şey plağın ayrıntılarını nasıl aramamız gerektiğini çözmek. Plağın yayın kodu her zmaan başlamak için en uygun nokta. Yukarıda kendi arşivimden plağı görüyorsunuz. Aradığımız kod hemen sol tarafta MG V-8197. Bu kod bize MG-V 8100 serisine bakmamız gerektiğini söylüyor. Verve plak firmasından kodlar dört hanenin sol tarafındaki ilk iki haneye göre incelenir. Katalog araştırmamızın sonucunda edindiğimiz bilgiler şu şekilde;
MGV 8197 Billie Holiday - Body And Soul
Harry Edison (tp) Ben Webster (ts) Jimmy Rowles (p) Barney Kessel (g) Red Mitchell (b) Alvin Stoller (d) Billie Holiday (vo)
Los Angeles, CA, January 3, 1957
20499-7 Moonlight In Vermont / same personnel
Los Angeles, CA, January 4, 1957
20503-4 Comes Love  / same personnel
Los Angeles, CA, January 7, 1957
20505-3 Darn That Dream
20507-1 Body And Soul / Larry Bunker (d) replaces Stoller
Los Angeles, CA, January 9, 1957
20565-3 They Can't Take That Away From Me
20566-1 Embraceable You
20567-4 Let's Call The Whole Thing Off
20568-5 Gee Baby, Ain't I Good To You?

Verve kayıtları bize plak kapağındaki bilgilerden daha fazlasını veriyor. Orijinal plak kodu ve plağın tam isminin altında müzisyenlerin listesine ulaşıyoruz. Akabinde tek tek her şarkı için ayrıntılar var. Şarkının Verve plak şirketindeki kodu, hangi stüdyoda kimler ile ne zaman kaydedildiği bilgilerine ulaşıyoruz. Örneğin plak kapağı üzerinde albümün ne zaman kaydedildiğine dair herhangi bir bilgi olmamasına rağmen kataloglarda bu bilgi yukarıda göreceğiniz üzere mevcut.

Gördüğünüz üzere bu kez plak üzerindeki kod sayesinde albüm hakkında orijinal bilgiye ulaştık. Sizlere tavsiyem bu tarz bilgileri daha doğrusu dokümanları arşivinize kaydetmeniz. İnternette bir bulduğunuzu bir daha bulamamak mümkün veçok sık rastlanan bir durumdur...

Hakancez Oyun Dünyasında: D3 Ekonomik Demon Hunter Fikirleri



Diablo III'te 150-200M aralığında bütçe ile Demon Hunter oynayacaklar için ufak tefek tavsiyeler ile oyun bölümümüzü geliştirmeye devam edelim. Benim profilime buradan ulaşabilirsiniz.

1- Eğer altınınız varsa eski Natalya Set (veya asıl ismiyle Natalya Legacy Set) iyi bir Demon Hunter için olmaz ise olmaz. Yüksek "Monster Power" (MP) seviyelerinde hayatta kalmanın en iyi yolu Shadow Power Gloom rune'ü basmak. Her ne kadar nerf yemiş olursa olsun hala güçlü bir aktif skill. Ancak Legacy Natalya'nın iyisini ne parayla ne altınla almak çok kolay değil. Bir gün boyunca arkadaşımın Legacy Natalya'sını kullandım insan kendini bambaşka hissediyor.

2- Para az ise -ki bende bu şekildeydi- kendi oyun tarzınıza yönelik bir Natalya seti edinmek. Bu sayede +20 Disiplin ve +7 Critical Chance (CC) elde edilmesinin yanında söz gelimi dikkatli seçimlerle hatred regeneration, armor veya all resistance konusuna ağırlık verilebilir. Ben maliyet açısından all resistance yerine armor konusuna önem verdim. Hem artı armor Natalya set ekipmanı daha ucuz hemde diğer ekipmanda all resistance elde etmek daha ucuza geliyor.
3- Hız yani Moving Speed +24 elde etmek önemli. Fazlasına gerek yok zaten sanal oluyor. Demon Hunter 'ların hızlı hareket etmesi mühim. Bunu sağlamanın benim görebildiğim 3 yolu var. Yüzük, pantalon ve bot. Başka karakter için silahta da bu özellik olsa da bu durum Demon Hunter 'ları bağlamıyor. Bu özellik için yüzüğü heba etmektense pantalon+bot kombinasyonuna gitmek daha mantıklı. Natalya setin botunda zaten +12 var. Bu durumda Natalya seti bozmadan pantalonda +12 bulmak en mantıklısı.

4- Tercihen Inna setin pantalon+kemeri iyi bir upgrade oluyor. Artı 130 Dexterity, Holy Damage ve Attack Speed iyi bir seçenek. Tabii ki Witching Hour kemer herkesin hayali ama fiyatlar ortada. Daha ucuz seçenek Inna pant+kemer. Hoş bu setlerin fiyatları da yüksek ama all resistance yerine armor konusuna dikkat edilerek ucuza denk getirilebiliyor.

5- Yüzükler çok önemli. Bir hakkımız zaten Natalya setin yüzüğü için gidiyor. Diğer yüzükte Dexterity, Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) üzerine Vitality veya tercih edilecek bir kombinasyon kullanmak en mantıklısı. Bana şansıma oyunda Wailing Host+ Litany of the Undaunted yüzük kombinasyonu düştü normal zamanda bu yüzükler ile, sağlam oyunlar sırasında ise Natalya Reflection artı bahsettiğim tarz bir yüzük tercih ediyorum. Amulette de aynı kombinasyona gitmek mantıklı olacaktır.



6- Gloove konusu çok mühim.Critical Chance (CC) ve Critical Damage (CD) kazanacağımız son zırh parçası bu. Bunda da imkanlar ölçüsünce bu konuya dikkat etmek lazım. Rare olarak konuşuyorum. Legendary olarak Bracer'larda da Attack Speed (AS) ve Critical Chance (CC) elde etmek mümkün.

7- Diğer zırh ekipmanda elimizdeki imkanlar ölçüsünde all resistance, armor konularına dikkat etmek lazım. Tabii legen alma imkanı var ise Bracer'da da Critical Chance (CC) fena olmaz.

8- Silah konusuna gelirsek. Bunu üçe ayırmak lazım.

a) Damage'a odaklanıp Manticore ve benzeri bir 2hand crossbow kullanılacaksa bunu illa ki Dead Man Legacy ile kombine etmek lazım. Bildiğiniz gibi rare quiver'larda attack speed 15'ten yukarıya çıkmıyor. 2hand crossbow çok yavaş atış hızına sahip bunu iyi bir quiver ile kullanmayınca etkili sonuç almak zor. Hele Life On Hit (LOH) veya Life Steal kullanılacaksa atış hızı mühim. Dead Man Legacy alırken hızı ne kadar iyi olursa olsun dikkat edilecek şey illa ki +Disciplin ve Hatred Regeneration olmasına dikkat etmek. Ek Disciplin alacağımız ender parçalardan bir tanesi quiver boş geçmemek lazım. Manticore'da da imkan varsa oyun tarzına göre Life On Hit veya Life Steal olması lazım .

b) Benim favori silahım genelin aksine Windforce. Damage'dan biraz ödün, Critical Damage'dan (CD) ciddi şekilde ödün veriliyor olsa da, atak speed çok iyi ve Life Steal ile hayat kurtarıcı oluyor. Ayrıca Hatred Regeneration olayı çok mühim. Bu arada Windforce alırken soketli olanını denk getirebilirseniz çok iyi olur.

c) Son kombinasyon ise 1hand crossbow kombinasyonları. Bunları oyun tarzına göre iki crossbow, bir crossbow artı quiver veya 1 crossbow artı kalkan olarak kullanmak mümkün. İyi bir Danetta set veya Calamity kombinasyonları yukarıdaki kombinasyonların arasında kendisine yer bulur. İyi bir atak hızı, denk geldiğindeHatred Regeneration veya Critical Damage ile harika kombinasyon elde edilebilir.

Ben genelde Windforce kullanıyorum ancak yanımda Manticore'um oluyor, duruma göre değişiklik yapıyorum.
Tabii oyunda "Mempo of Twilight" gibi gerçekten iyi başlıklar, "Witching Hour" gibi harika kemerler var. Ama bunları uygun fiyatlara bulmak çok zor. Durum böyle olunca denk gelene kadar ortalama ve üzeri Natalya set ile devam etmek mantıklı olabilir. Para olunca en yüksek DPS'li Demon Hunter 'ların yolunda gidilerek Natalya set iki veya üç parçada kalıp diğerleri daha iyileri ile değiştirilebilir.

9- Sharp Shooter (SS veya ShSh) olayının açıklaması bir çok yerde var. Oyuncuların Critical Damage'a abanıp Critical Chance'i göz ardı ettiğinden ve solo oyunlarda yüksek MP'lerde Demon Hunter 'ların çok zorluk çektiğini hep görüyoruz. Sharp Shooter insana gerçekten çok cazip geliyor. Damage output arttıkça artıyor ama gerçek durum hiç öyle değil. Amacımız Critical Chance'i 30 ve üzerine çıkartıp Sharp Shooter skill'inden kurtulmak olmalı bence. Tactical Advantage, Vengeance gibi skiller varken Sharp Shooter gerçekten gereksiz bir skill.

10- Skill'ler hakkında son ekleyeceğim konu ise "Steady Aim" Pasif bir skill olarak benim de zaman zaman kullandığım Steady Aim de tıpkı Sharp Shooter gibi yanıltıcı oluyor. Özellikle solo oyunca hiçbir zaman bu skill'in getirdiği %20 damage bonusu kullanılamıyor daha doğrusu efektif olarak kullanılamıyor. Çünkü 10 yard çevrenizde mob olmadığında %20 damage bonusunu alabiliyoruz. Solo oyunda pek az kere bu durum denk geliyor. Bu yüzden solo oyunlarda bence Steady Aim'i kullanmaya gerek yok. Çok oyunculu oyunlarda önde bir veya daha fazla tank var ise dolayısıyla mob'larla aranıza ek mesafe koyabiliyorsanız Steady Aim kullanmak bence mantıklı.



Velhasıl kelam benim görüşüm ve deneyimime göre 300 ve üzeri all resistance + 4K armor, ek 20 ve tercihen üzeri Disciplin, 100K'dan yüksek Sharp Shooter'siz damage output, %2.5 tercihen %3.0 Life Steal ve 30+ üzeri Life ile MP5'e kadar çok rahat oynanıyor. Buraya bir ekleme yapayım rahat oynanıyor derken DH standartları için söylüyorum, zamanımızın çoğu Kite ile geçiyor. Doğruyu söylemek lazım

MP5 üzerinde life'ı yükseltmek ve aktif/pasif skillleri yeniden ayarlamak gerekiyor. Trap, Sentry kombinasyonları bir örnek olabilir. Benim gördüğüm kadarı ile solo DH için MP8 üzeri ise gerçekten çok zor. Ben arkadaşlarımdan topladığım end-game sayılabilecek bir ekipman ile MP10 oynayayım dedim. Yerden kalkamadım desem yeridir. Bunun en önemli sebebi bende muhtemelen yaş itibarı ile azalmaya başlayan refleksler ve konsantrasyon eksikliğidir. MP8-9-10 oynayacak DH'lerin çok atik olması lazım. Şahsen benim öyle bir iddiam yok.

Hoş bu kadar yazdım doğrudur yanlıştır tabii ki kesin olarak bilemiyorum. Ancak Critical Chance'e önem vermeden yüksek sadece Critical Damage ile de oyun oynanıyor mu evet oynanıyor hatta son derece de keyifli oluyor. Sıkıntı, yüksek MP seviyelerinde kendisini gösteriyor mesela Über Boss'larda. Yani aslında oyundan nasıl keyif alıyorsanız öyle takılmak en doğrusu.

Hakancez ACT III'den bildirdi :)

Kaset Kalem İlişkisi



Son yıllarda hemen her ülkede ciddi bir kaset nostaljisi rüzgarı esiyor. Fransız bir arkadaşım yukarıdaki resmi göndermiş. Altındaki yazı şu şekilde; çocuklarımız bu iki meta arasındaki ilişkiyi asla bilmeyecekler. Ancak ufak bir hata var resimde, kaseti sarmak için genelde köşegen kalemler kullanılırdı. Bunu yazıp, ufak bir not ekledim, bırak çocuklarını daha sen doğrusunu bilmiyorsun çocuklarına nasıl anlatacaksın. Bayağı güldük :) Bu arada bu kombinbasyon benim olmaz ise olmazlarımdan idi, çünkü 1980'lerde bazı Philips kasetçalarların geriye sarma tuşu yoktu. İlk önce kaseti çıkartıp, diğer tarafını koymanız ve ileriye sarmanız gerekiyordu. Eh tabii bununla ki uğraşacak al eline kalemi hızlı şekilde sar gitsin...

Adam ARTist 5



Geçenlerde Adam Audio'nun bültenlerinde yukarıdaki ürün dikkatimi çekti. Aslında ürün değil de aksesuarmış, inceleyince öğrendim. Firmanın ARTist 5 modeli profesyonel ses pazarına yönelik monitörleri oldukça iyi teknik değerlere sahip. Zaten bu pazarda Adam Audio çok iyi ünü olan bir firma. 1.200 Dolar fiyat etiketine sahip ürünün masa üzerinde daha iyi konumlandırılmasını sağlayan stand'lar opsiyonel olarak satılıyor. Ancak fikir kesinlikle kopyalanabilir. Bilgisayar sistemleri ile bu tarz mini monitör kullananların bir şekilde hoparlörlerinin tiz sürücülerini bu şekilde kendi kolaylarına göre konumlandırmaları çok faydalı. Bununla ilgili bir DIY projem var. Yakında ayrıntılarını paylaşırım...

Fosil Kaset



Çizim masasından gerçeğe dönüşen güzel bir proje. Bir illüstratörün -ne yazık ki ismini hatırlamıyorum- daha önce çizdiği bu tasarım gerçeğe dönüştü. Amerika'da son zamanlarda ilginç siteler açılıyor. Diyelim ki yukarıdaki tasarımı yaptınız. Bunu gerçekleştirmek için 1.500 DOlar'a ihtiyacınız var. Sizin belirleyeceğiniz bir tutar bağış ile bu miktarı toplayabiliyorsunuz. Diyelim ki biten ürün 100 Dolara satılacak ancak bağış miktarını 50 Dolar belirlediniz. İnsanlar eğer fikri beğendiler ise, size bağış yapıyorlar ve ürün üretime geçtiğinde siz onlara birr adet gönderiyorsunuz. Hem insanlar ürünleri ucuz satın alıyorlar, hemde girişimciler için fırsatlar doğuyor. İşte bu süreç sonunda bu minik obje gerçeğe döndü. Fiyatını hatırlamıyorum ama çok pahalı değildi sanırım....

Absürd Plak Kapakları: Cha Cha Cha



Karışık albümlerin kapaklarında bir çok komik, eğlenceli hatta absürd fikir görürüz. Tüm bu kapakların ortak noktası ise hoş hanımların olmasıdır. Bu plakta bilindik Cha Cha ezgileri toplanmış ve yeniden seslendirilmiş. Aklınıza Cha Cha dendiği zaman ne gelir, dans değil mi? Kapak tasarımcıları ise pek böyle düşünmeyip bir hanım kızımız yerlerde atılan plaklara bakarken bir poz eklemişler. Anlaşılan bakmışlar pek olmamış, pantolonu daha doğrusu kapriyi renklendirip hanım kızımıza bir şapka giydirmişler. Sonuç ise tam bir zevksizlik örneği...

iTeufel Air



Teufel Audio kendi çapında ekonomik fiyat etiketleri olan ortalama ürünler üreten bir firma. Ancak son yıllarda pazar bu tarz ürünlere ve markalara çok ilginç fırsatlar yarattı. Konsept hep aynı güzel tasarımlı bir hoparlör üretiyorsunuz, buna kablosuz iletişim için gerekli donanımı ekliyorsunuz. Tüm bunları uygun bir fiyat etiketi ile yapabiliyorsanız, pazarda talep görüyor ve satıyorsunuz. Teufel son dönemlerde bayağı talep gören ürününde reçeteyi son derece başarılı şekilde uygulamış ve 400 Sterlin'lik fiyat etiketi ile son dönemlerin en popüler ürünlerini destekleyen iTeufel Air geliştirmiş. İşin ilginç tarafı bu markanın ürünlerini ülkemize resmi olarak getiren yok ama kullananlar var...

Colorfly Müzik Çalar



Yeni nesil taşınabilir cihazlar sizi pek ilgilendirmiyorsa veya ses performanslarını beğenmiyorsanız Colorfly'ın ilginç tasarımlı müzik çaları belki hoşunuza gidebilir. Retro bir tasarım anlayışı ile üretilen bu ilginç taşınabilir müzik çalar 600 Sterlin civarında bir fiyat etiketine sahip. Ürün tasarımın yanında ilginç bir iç donanıma da sahip. Cirrus Logic'in CS4398 DAC yongasetleri ve CS4398 kulaklık çıkışları ile donatılan ürünün ses kalitesinin bayağı iyi olduğu yazılıp çiziliyor.

Farklı Bir Açıdan Çözümleme Örneği: Bir Diğer Araştırma



İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler: Bir Çözümleme Örneği Daha – Impulse! başlığında matriks kodlarını nasıl çözeceğimizi uzun uzun anlatmaya çalışmıştım. Yazıdaki örnekte plak firmasının kataloğundaki kayda bakarak Oliver Nelson The Blues and the Abstract Truth plağını çözümlemeye çalışmıştık.

Matriks kodlarını incelerken her zaman plak firmalarının kataloglarına baktığımızı söylemiştim. Şimdi bir örnek olarak Impulse! kataloglarında 9200 serisi için bir kaç kayda bakalım. Böylelikle araştırma konusunun ne kadar önemli olduğunu anlayacağız. Çok ayrıntıya girmeden 9200 serisinden bir kaç kaydı ele alıp konuyu ayrıntılı şekilde ele alalım.

Basit bir araştırma ile Impulse! plak şirketinin kayıt dökümlerini internet üzerinden basitçe bulabiliriz. Hatta Wikipedia'da bile aradığımız bilgiler mevcut. Bu arada 9200 serisi dememizin sebebi plak kodlarının ilk iki hanesinin 92 olması. Akabinde 01'den itibaren rakamlar ekleniyor. En basit şekliyle elde ettiğimiz liste şu şekilde;
9202 John Coltrane Live in Seattle
9203 Alice Coltrane Journey in Satchidananda
9204 Gábor Szabó His Great Hits

Bu listeyi elde etmemiz kod-plak doğruluğunun sağlamasını yapmak için gerekli. Ancak plak firmasının yayınladığı kaynak bilgiler aslında daha kapsamlı. Ben sadece 9202 numaralı John Coltrane Live in Seattle plağının kaydını aşağıya ekleyeceğim. Hemen göz atalım
AS 9202-2 John Coltrane Featuring Pharoah Sanders Live In Seattle
Donald Garrett (bcl, b) John Coltrane (ss, ts) Pharoah Sanders (ts) McCoy Tyner (p) Jimmy Garrison (b) Elvin Jones (d)
"The Penthouse", Seattle, WA, September 30, 1965
91198 Cosmos
91200 Evolution
Tapestry In Sound
91199 Out Of This World, Pt. 1&2
** also issued on Impulse GRD 2-146.

Dikkat edeceğiniz üzere asıl kayıtlarda albümün kodu daha ayrıntılı şekilde verilmiş. Bu matriks kodu çözerken bize yardımcı olabilecek bir ayrıntı. Plağın tam adının bulunduğu kısmın hemen altında plaktaki müzisyenlerin listesi var. Bu listede müzisyenlerin çaldığı enstrümanların kısaltmalarına parantez içinde yer veriliyor. Hemen arkasından albümün kaydedildiği stüdyonun kodu var. Bu Impulse! için çok önemli değil ancak daha büyük plak firmalarında kaydın yapıldığı stüdyo ile master'ın basıldığı fabrika arasında bir ilişki kurulabiliyor. Bunun hemen arkasından şarkı listesi var. Burada dikkat edilecek şey, şarkıların kodlarının olması. Yine Impulse için önemli değil ama bazı plak firmalarının matriks kodlarında bu tarz rakamlara rastlamak mümkün.

Buradaki en önemli bilgi ise plağın Impulse GRD 2-146 koduyla da basılmış olması. Yani plak kabında farklı kod görüp matriks kodu farklı tespit edersek ortalıkta bir sorun yok. Bu arada yukarıdaki etiket, klasik Impulse etiketinden farklı. Bunun sebebi 1970'teki yeniden yapılanma hareketi. Sözün kısası yukarıdaki plak tam koleksiyon işi :)


Kola Düzgün Ayar Yapmak Lazım


Animasyon arşivim gelişmeye devam ediyor. Daha önce bulduğum animasyonlara göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Bu arada bunları yapmanın kolay bir yolunu bilen varsa lütfen bana ulaşsın. Aklımda fena fikirler var :)

Western Electric 141, 142 ve 143



Western Electric'in 1950 reklamlarına arada sırda bloğumda yer veriyorum. Aslında ana sitemizin retro bölümünde bunlardan bayağı var ama yine de duramıyorum ne yapayım. Yukarıdaki reklam çeşitli hobi dergilerinde yer almış. Firmanın ürettiği özel kitleri tanıtma amaçlı. Tabii ki 300A ve 300B tüpler yine baş rolde. Arzu ettiğiniz kombinasyonu edinip geliştirme ve eklemeler yapabilmek için her türlü imkan sunuluyor meraklılara. Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım bu tarz bir sistemin yapımına başladı. Geçmişte bir Doların altına satılan yağlı kapasitörler neredeyse 30-40 Dolar, trafolar zaten ulaşılamayacak tutarlarda fiyat etiketlerine sahip. Düşünsenize o dönemlerde bir stok yapmış olsanız şu an milyoner olurdunuz..

West Elm Dock



Çok ilginç bir rastlantı. Geçenlerde bir arkadaşım Ikea'dan Lack sehpa alıp (sanırım 24.90TL) hemen hemen yukarıdaki projenin bir benzerini yaptı. Yukarıdaki ürün West Elm firmasının iPod dock sistemi ve 400 Dolara satılıyor. Arkadaşımın yaptığı proje buna çok benziyor ancak maliyet çok daha düşük. eBay'den alınan bir iPhone/iPod dock sisteminin maliyeti sanırım 20 Dolar, bilgisayar için üretilmiş bir set hoparlör yaklaşık 30-50TL ve biraz el becerisi ile böyle bir ürünü 100 Liraya mal etmek mümkün. Fikir çok güzel, belki yapmak isteyenler olabilir...

Farklı Bir Açıdan Çözümleme Örneği: Araştırma



Geçtiğimiz yazılarımda plak şeceresi araştırmalarında matriks kodlarının öneminden bahsetmiş ve bir çok çözümleme yapmaya çalışmıştık. Şimdi daha yeni üretilmiş plaklarda nasıl araştırma yapabileceğimiz ile alakalı bilgilerden bahsedeyim. Bu yazıda John Pette'den çok faydalandım kendisine teşekkür etmek istiyorum (Thank you John...)

Nirvana topluluğunu muhtemelen duymuşsunuzdur. Topluluğun ilk albümünün adı Bleach. Bleach topluluğun diskografisinde çıktığı zaman plağı basılan ilk albüm. Diğer albümler zaman içerisinde basılmıştı ancak Bleach ilk olarak plak sonrasında kaset ve CD formatlarında basıldı. 1989 yılında yayınlanan albüm Seatlle'daki bağımsız bir plak Sub Pop tarafından basıldı. Albüm basıldığı dönemde çok büyük ses getirmemiş olsa da, Nirvana “Smells Like Teen Spirit” albümü ile büyük bir patlama yaşadı.

Sub-Pop bağımsız bir plak şirketi olsa bile bastığı albümlerle ilgili bilgileri paylaşmış durumda. Aslına bakarsanız büyük veya küçük bir çok firmanın listeleri ve ayrıntıları bugün ulaşılabilir durumda. Şimdi bu bilgileri bulduğumuzu var sayarak hemen bir çözümleme yapmaya çalışalım.

Albüm yayınlanmadan önce 3 tur test baskısı yapıldığını biliyoruz. Bu test baskılarının tam olarak basım adetleri belli değil ancak oldukça nadir olduğunu biliyoruz. Bu test baskılarının bir kısmı arızalı. Bu baskıların bir çoğu zaman içerisinde piyasaya çıktı ve elden ele dolaştı. Günümüzde büyük kısmı koleksiyoncuların ellerinde. Yukarıda ilk test baskının fotoğrafı mevcut.

Plak şirketinin açıkladığı verilere göre ilk baskı 1.000 adet yapılmış. Bu 1.000 adet baskının yaklaşık %10 ila %20 arasındaki bölümünde bir poster eklenmiş. Bu ilk baskı düz beyaz plak üzerine yapılmış. Bu plağın kodu Sub Pop SP34 olarak geçiyor. İlk baskıların posterli olanlarının değeri diğerlerine göre tabii ki daha fazla.

Bu baskının hemen ardından ikinci baskı yapılıyor. İkinci baskı toplam 2.000 plağı kapsıyor. Bu baskının bir çoğu poster ile geliyor. Plak rengi ise siyah renk. Tabii uyanık arkadaşlar, ikinci baskıdan bir plak alıp içerisindeki posteri ilk baskı ile birleştirip satmayı düşünebilirler ancak ilk baskının posterli olan edisyonlarının içerisinde plak firmasının 45'liklerini tanıtan bir ek kitapçık var. İkinci baskılarda buna yer verilmemiş ve ilk baskıların bir çoğunda yok. Bu durumda ilk baskı bir plağın değerini yapay yoldan yükseltmek mümkün gözükmüyor.

Üçüncü baskı için ise rakamlar tam olarak belli değil. Bunun en önemli sebebi farklı renklerde basılmış olmaları. Plak şirketinden gelen bilgilerde sadece kırmızı/beyaz olanın 500 adet basıldığı bilgisi var. Bu durumda bu baskı diğerlerinden daha değerli.

Ayrıca üçüncü baskı sırasında bir sorundan dolayı siyah-beyaz renkli plaklara ilk test basımlarındaki beyaz etiketlerin basıldığı tamamen yanlış bir edisyon da var. Bu edisyon ilk baskılardan daha pahalı fiyatlara satılabiliyor. Aslında hatalı bir baskı söz konusu ama tüm koleksiyon camialarında olduğu gibi en değerli şey, hatalı baskılardır.

Üçüncü baskıda da siyah plak üzerine basılmış albümler var. Ancak bunları da ikinci baskılar ile karıştırmak mümkün değil. Bunun sebebi bu albümlerin kapaklarında barkod olması ve plak firmasının web sitesinini adresinin eklenmesi. Ayrıca kapaktaki logoda ufak bir farklılık bulunuyor.

2009 yılında plağın yeniden baskısı yapılıyor. Bu esnada katalo numarası değişiyor. Ayrıca bu edisyona “Deluxe Edition" deniyor. Bu baskı çift plaktan oluşuyor ve ikinci plakta canlı performanslara yer verilmiş. Bu baskıya bugün Amazon gibi çevirim içi alışveriş sitelerinden ulaşmak mümkün...

Gördüğünüz üzere eğer Matriks kodlarından hareket edemiyor isek, sağlam bir araştırma yaparak plak şecerelerine ulaşmak mümkün. Ancak caz, rock ve klasik müzik meraklılarının işi biraz daha zor. Aslında zor değil ancak kapsamlı araştırma yapmaları gerekiyor. Yakın yıllarda basılan albümler hakkındaki bilgileri internet'ten edinmek daha kolay.


Ronco Plak Temizleyici



Ronc o firması benim bildiğim kadarı ile Amerikalı bir firmadır ve mutfak araç gereci üretir. 1960'larda kurulan firma ilginç tasarımları sayesinde kısa sürede tüm dünyaca tanınır. Hatta bu firmanın çok garip bir yumurta çırpıcısı vardır ki, bende Ronco'yu bu sayede tanımıştım. Yukarıda elektrikli bir plak temizleyici var. Firma logosuna baktığımda evet bu benim bildiğim Ronco'nun logosu ama plak temizleyici ürettiklerinden hiç haberim yoktu. Bu firmanın ürünleri sık sık televizyonlarda da boy gösterdiğinden belki bir TV reklamını da bulabilirim. Kesin iyi fikirler vardır bu üründe...

Çiçekler ve Radyo



Instagram yazılımını muhtemelen duymuşsunuzdur. Android tabanlı telefonlarda, iPhone'larda ve her türden tablette denk geldiğimiz bu yazılım son dönemlerde bir fenomen haline geldi. Bu yazılımla fotoğraflarınıza gerçekten çok kolayca efektler verebiliyorsunuz ve sonuçlar biraz alıştırmayla harika hale gelebiliyor. Yukarıda güzel bir örnek var. Muhtemelen 70'li yıllardan kalan Nordmende marka radyo ile çekilen bu fotoğraf benim çok hoşuma gitti. Merak edip soranlar olacaktır diyerek hemen bir not düşeyim. Bugünlerde ülkemizde buna benzer bir müzik seti TEAC markası ile satılıyor. Özellikle kırmızı renk olanı benimde çok hoşuma gider.  Eğer sizinde Instagram kullanarak çektiğiniz ve içerisnde pikap, radyo gibi cihazların bulunduğu fotoğraflarınız varsa bana görderirseniz bloğumda keyifle yayınlarım.

Animasyonlu Albüm Kapakları: Voodoo Lounge



Voodoo Lounge, Rolling Stones'in tam tamına 20. albümü. Amerika açısından bakar isek 22 albümü. Biliyorsunuzdur, Amerika ile İngiltere arasında albüm sayılarında bazen fark olabiliyor. Rolling Stones'te de bu karmaşa söz konusu. 1994 yılında yayınlanan albüm topluluğun Virgin Records tarafından yayınlanan ilk albümü. Albümün bir diğer özelliği uzun süre topluluğun basçısı olan Bill Wyman olmadan kaydedilen ilk albüm olması. Albüm topluluğa önemli bir satış ve liste başarısı getirse de aralarında benimde bulunduğum bir çok meraklı bu albümü keşke yapmasalardı demiştir eminim ki. Albümünün yeniden yapılmış hareketli halini yukarıda, aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz…

Döne Döne...


Plak Animasyonu sayısını arttırmaya devam ediyorum. Yakında bunları yeni bir bölüm haline getirmek gerekecek sanırım. Tüm listeye ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Audio Unlimited Hoparlör



Audio Unlimited tarafından üretilen bu garip hoparlörler havuzda size arkadaş olması amacı ile üretilmiş. Kablosuz olarak çalışabilen hoparlör için özel bir verici ünitesi geliştirilmiş. 900MHz'te çalışan verici ünitesine taşınabilir müzik çalarınızı bağlayıp havuzda yüzerken müzik dinleyebiliyorsunuz. Pille çalışan bu keyifli ürünlerin ses kalitesi nasıldır bilmeme ama çok eğlenceli oldukları kesin.. Her ne kadar yazın sonlarına da gelmiş olsak belki gelecek sene için bazı fikirleri aklımıza getirebilir.

İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler: Plaklardaki Gizli Mesajlar



Plak koleksiyoncuları için bazı eğlenceli konularda vardır. Bunlardan en önemlisi sizlere neredeyse 1 aydır bahsettiğim “matriks” kodları ile alakalıdır.

1960'lardan itibaren bazı kayıt veya plak hazırlama mühendisleri hazırladıkları plaklarda yer alan kodların arasına bazı aslında olmaması gereken “şeyler” eklemeye başlarlar. Bunlar bazen fazladan kod harf veya sayıları olabilirken bazende esprili karikatürler veya çizimler bile olabilir. Bu tuhaflıklar plak koleksiyoncuları arasında en çok aranan şeylerdir. Zaman içerisinde bu bir gelenek haline gelmiştir. Tabii her plak firmasının ürettiği her plakta böylesine bir durumla karşılaşılmaz. Hatta farklı plakaların kullanıldığı aynı albümün aynı fabrikadan çıkan üretimlerinde bile nadiren denk gelebilir. Bunlara denk gelmek biraz şans, bundan çok daha fazla ise bilgi ve merak gerektirir.

Hemen bir not ülkemizde bu tarz bir duruma denk gelmedim. Konuyla alakalı herhangi bir yazı veya metin zaten bulunmuyor. Sohbetine de denk geldiğimi hiç hatırlamıyorum..



Peki bu tuhaf olay nasıl ortaya çıkıyor. Sonradan gelenek haline gelen bu esprili mesaj ve kod olayı çok önemli bir plak hazırlama mühendisi olan George Peckham tarafından başlatılmış. Peckham öylesine önemli bir mühendis ki, 1960'lardan itibaren İngiltere'de aklınıza gelebilecek tüm önemli plak firmalarında çalışıyor. Gittiği her firmada bu kodları yaptığını düşünürseniz ortada binlerce olması gereken matriks kodlarından farklı plak kodu olduğunu hayal edebilirsiniz.

Normal koşullarda her plak hazırlama mühendisinin bir kodu olur. Bu kod genelde isminin veya soyisminin baş harfleri olur. Örneğin George Peckham'ın kodunun muhtemelen “G” veya “P” veya “GP” olması gerekir. Ancak Peckham kendi içinde son derece esprili bir adamdır ve matriks kodlarına olması gereken harfler yerine "Porky" yazmaya başlar. Porky İngilizcede şişko için kullanılan bir argo terimdir. Peckham bununla da sınırlı kalmaz "A Porky Prime Cut" ibaresini kazımaya başlar master plak plakalarına. Hemen aşağıdaki fotoğrafta bu yazıyı görebilirsiniz. Bu durum uzun süre fark edilmez. Ardından Peckham başka haylazlıklar yapmaya karar verir. Bazen basmakta olduğu plaktaki müzisyenlerle alakalı bir şeyler karalar, bazen önemli sözler veya deyimleri kazır plakalar üzerine. Zaman içerisinde ufak ufak çizimler yapmaya başlar. Bazen çizgi film kahramanlarını bile taşır plak plakalarının üzerine. Zaman içerisinde bu durum fark edilir ve farklı mühendisler ve teknisyenlerde benzer işler yapmaya başlarlar. Hatta İngiltere'de başlayan bu gelenek kısa süre sonra Avrupa'nın geri kalanına hatta Amerika'ya kadar uzanır. Günümüzde CD'lerde de bu tarz tuhaflıklara yer veriliyor ancak olayın başlangıcı yazdığım gibi George "Porky" Peckham'dır. Kendisi ile yapılmış birkaç röportajda konuyla alakalı çok eğlenceli bilgiler veriyor. Belki ilerleyen aylarda bir çeviri yapabilirim. Söz vermiyorum ama :)



Son olarak bu tuhaflıkların nerelere varabileceği bir örnek vermek isterim. 1977 yılında Elvis Costello'nun ilk plağı My Aim Is True'nun yayınlanması sırasında bir yarışma yapılır. Plağın bir yerlerinde bir mesaj olduğu ve bu mesajı bulanların bir telefonu aramasıyla imzalı bir Elvis Costello fotoğrafı kazanacakları duyurulur. Tahmin edebileceğiniz gibi işin perde arkasında George "Porky" Peckham vardır. Plağın master plakalarında matriks kodu olarak bir mesaj kazınmıştır.

Peki bu gizli mesajların değeri nedir derseniz. Led Zeppelin'in 1970 yılı albümü Led Zeppelin III yayınlanmadan önce çıkan 45'liklerden bir tanesi olan Immigrant Song'un İngiltere baskılarının bir kısmında plağın hemen kenarında "Do What Thou Wilt Shall Be The Whole Of The Law" ibaresi vardır. Bu durum çok sonradan fark edilir, çünkü üretilen 45'liklerin neredeyse tamamında bu tarz bir yazı yoktur. Sonunda iş anlaşılır bir çok ülkeye gönderilen asıl plak plakalarında George "Porky" Peckham bu cümleyi kazır. Immigrant Song'un orijinal 45'liği günümüzde gayet pahalıdır ancak bu farklı versiyonu binlerce Dolar'a el değiştirmektedir. Led Zeppelin koleksiyoncuları hala bu özel plakların peşindedir.

Aklınızda bulunsun plaklarınızı temizlerken veya çalarken iç kısımdaki “dead wax” denilen yani plağın iz olmayan bölümlerine bir göz atın. Belki sizde esprili bir mesaj bulabilirsiniz.


Hi-Light Kulaklık


Yaz geldi ve renkli ürünler ortaya çıkmaya başladı. Mercury Innovasion isimli bir firma tam anlamı ile rengarenk kulaklıkları meraklılara sundu. Hi-Light olarak isimlendirilen kulaklıklar yaklaşık 40 Dolarlık fiyat etiketine sahip. Kulaklıkların sürücüleri 40mm, frekans yanıtı 20~20 KHz aralığında verilmiş. Ürününü hassasiyeti 108 dB, empedansı ise 32 Ω. Bu değerlere göre kulaklığı her türden taşınabilir müzik çalar ile kullanabilmek mümkün..

22. Akbank Caz Festivali: Anthony Braxton Diamond Curtain Wall Konseri



22. Akbank Caz Festivali programı açıklandığında içimi bir heyecan sarmıştı. Anthony Braxton'ı canlı canlı dinleme fırsatı sonunda elime geçmişti. Konser programı açıklanır açıklanmaz hemen programımda ayarlamalar yaptım ve uçak biletimi aldım. Biliyorsunuz ben İzmir'de yaşıyorum ve öyle her konsere gidip gelebilmek çok mümkün olmuyor. Senenin bazı dönemlerinde "canlı izlemek istediklerim" listemdeki müzisyenler denk geldiğinde elimdeki tüm imkanları zorlayıp İstanbul'a gidiyorum. Anthony Braxton benim izlemek istediklerim listesinde en önemli isimlerden bir tanesiydi. İçimi kaplayan heyecanı sizlere anlatamam.

Aslında 2012 senesi konserler açısından çok verimli geçti benim için. Listenin en üst sırasında  ICP Orchestra var. Nasıl olmasın. Ab Baars, Han Bennink ve Misha Mengelberg'i bir arada dinleme fırsatım oldu. Geç tanıdığım eski Doğu Alman ikili  Uwe Kropinski ve Joe Sachse,  Tomasz Stanko, bence müthiş bir topluluk olan İtalyan  Livio Minafra Quartet derken liste uzar ve uzar. Aslında listeye yazılacak çok konser var. Eh bunların üzerine Anthony Braxton seyredecek olmak 2012'nin konserler açısından harika bir sene olması için yeterliydi.

Braxton deyince müziğini anlatmak pek mümkün değil. Bu yüzden kendi yorumuyla "creative music" yani "yaratıcı müzik" kavramı aslında her şeyi açıklıyor. Braxton'a bakarsanız sonu kesilmeyen arayışlarda olan bir müzisyen olarak tanımlıyor kendisini. Son yıllardaki çalışmalarında bunu görüyoruz zaten. Braxton'ın sayısı yüzlerle ifade edilen albümlerinde tek kişilik performanslardan, caz standartlarına, büyük hatta dev topluluklardan çok uç noktalardaki performanslara kadar bu sonu gelmeyen arayışın izlerine rastlıyoruz. Evet Braxton evriliyor bizde evriliyoruz. Zaman durduğu yerde durmuyor ve Braxton bir şekilde zamanı yakalıyor ve hatta ötesine geçiyor. Meraklılar bileceklerdir Braxton'ın müziğini "Tri-Axium Writings" adı altında yayınlanan üç ciltlik bir kitapta anlatmıştı. Aslında dünya müziğine bir bakış ile başlayan bu kitap adım adım müzik teorilerini anlatarak devam ediyor. Ayrıca beş bölümden oluşan "Composition Notes" kitabında yaptığı bestelerin altındaki teoriler ve düşünceler hakkında kapsamlı bilgiler vermiş. Braxton'ın bir çok plağında diyagramlar vardır. İşte bu diyagramlar öyle kafasına göre süs olsun diye çizilmiş şeyler değil. "Composition Notes"a baktığınızda -ki diyagramların açıklamaları mevcut- Braxton'ın müzikal zekasının ne kadar farklı çalıştığını anlıyorsunuz. Diyagramda 3 çizimde Charlie Parker'ın swing'li müziğinden nasıl Braxton yorumuna geçilir mevzularını görsel olarak anlamak mümkün. Ayrıca dnlediğiniz bir plaktaki formasyonu da bu diyagramlar sayesinde anlamak mümkün. Çünkü Braxton bu akış şemasına benzeyen diyagramlarda zaman zaman müzisyenlerin nerede durmaları gerektiğine dair ayrıntılara yer verebiliyor. Bu arada Braxton'ın izniyle "Tri-Axium Writings" dijital olarak edinilebiliyor. Özellikle e-kitap sitelerini kurcalasın meraklılar.

Yukarıda bahsettiğim akış şeması ve diyagramlar Braxton için olmaz ise olmazlardan. Tabii ki İstanbul konserinde de farklı değildi :) Bu arada fotoğraf harika yahu...

Braxton bildiğiniz üzere 1945 doğumlu. Ancak daha önce yazdığım gibi zamanı yakalamak konusunda örnek alınacak bir müzisyen Braxton. İstanbul konserinde kendisini zaman zaman diz üstü bilgisayarının başında gördük. Konserdeki büyünün oluşmasında Braxton'ın hemen her türden parametreyi istediği gibi kurcalayabilmesinin önemli bir etkisi olduğu aşikar. Şaka değil 70'ine yaklaşmış bir müzisyenden bahsediyorum. 1940-50'lerde kalmış, kendini geliştirememiş hatta kendisinin karikatürü haline gelmiş "büyük" müzisyenlere bakınca Braxton'ın değeri benim gözümde daha da artıyor.

Yazdıkça yazacağım coşkuyla ama çok uzatmak istemiyorum aslında. Orada burada okuduğunuz yazılarda şöyle dahi, böyle büyük müzisyen muhabbetleri ile uğraşmak yerine Sonic Genome ve hatta Trillium projeslerine göz atarak Braxton'ın yazarak çizerek anlatılamayacağını kolaylıkla görebilirsiniz. Gelin ben size kısaca Diamond Curtain Wall Quartet'ten bahsedeyim.


Uçakla gelirken yanıma çanta filan alamadığımdan plak veya CD taşıma fırsatım olmadı bende bunun üzerine konser biletimi imzalattım ustaya..

Diamond Curtain Wall aslında stabil bir topluluk değil. Biz aslında Diamond Curtain Wall Quartet izledik konserde. Quartet olunca topluluk, Anthony Braxton, Taylor Ho Bynum, Erica Dicker ve James Fei'den oluşuyor. Diamond Curtain Wall zaman zaman Erica Dicker'siz haliyle Trio haline zaman zamanda gitarist Mary Halvorson'ın katılımıyla Quintet haline geliyor. Biz konserde; sopranino, soprano ve alto saksafon'da James Fei; kornet ve diğer nefesli çalgılarda Taylor Ho Bynum; kemanda Erica Dicker'den oluşan Diamond Curtain Wall Quartet projesini dinledik. Bu üç isimde üzerinde durulması gereken müzisyenler. Örneğin Erica Dicker farklı klasik müzik orkestralarında da çalan bir müzisyen iken, Taylor Ho Bynum Anthony Braxton'dan eğitim alma -kendisi aynı zamanda hocadır- fırsatını bulmuş ve çok ilginç caz topluluklarında yer almış bir isim. James Fei ise aynı zamanda elektrik mühendisi ve diskografisinde çok garip çalışmalar var. İlerleyen günlerde mercek altına alacaklarım listesine yazdım şimdiden Tayvanlı müzisyeni...

Gelelim konser öncesine. İlk önce şunu söyleyeyim, memlekette kara ulaşımı bitmiş. Şöyle ki, ben uçağa binmekten korktuğumdan genelde varsa tren yoksa otobüs ile yolculuk ederim. En son İstanbul'a gittiğimde Ulusoy firması ile yolda perişan olunca, korkunun ecele faydası yok deyip havayolunu tercih ettim. Yine korktum korkmasına da, insan gibi bir yolculuk yaşadım en azından.

Konser günü benim için sabahtan devinimle başladı. Sevgili Reha Arcan'la buluştuk. Yemek, içmek, sohbet, muhabbet derken konsere İzmir'den katılacak kafilenin ikinci bölümünü havaalanından almak için Sevgili Emre Senemoğlu ile buluştuk. İstanbul'lu dostlarımızın keşfettikleri yepyeni bir radyo kanalı sayesinde yolculuk sanki uçan halıda geçti gibi geldi bana, ki İstanbul trafiği bir İzmir'li için nasıl bir kabustur tahmin edersiniz. İzmir'den uçak Allah'tan tam saatinde indi öbür türlü radyo kanalının harika reklam kuşağından bir radyolu lamba, bir adet chipli horlama önleyici ve ek olarak zırhlı, sırlı, faziletli ve nurlu bir kitap sipariş edebilirdim. Sevgili Bruno Manusso ve eşi Laura'yı havaalanından alıp boğazda bir balıkçıya gittik. Valla her şey birinci sınıftı yerken bir ara kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Tabii bu yeme içme saatlerce sürdü tahmin edebileceğiniz gibi. Sevgili Bruno'yu uzunca bir süreden beri tanırım ve bir çok konser için haber verdiğimi hatırlıyorum, uzun zaman sonra onu  Anthony Braxton sevgisi İstanbul'a getirebildi.

Anthony Braxton'a performans için teşekkür ettik ama o bize konsere geldiğimiz ve plaklarını aldığımız için teşekkür etti. Konsere farklı bir şehirden kalkıp geldiğimizi öğrendiğinden çok şaşırdı..

Konserin "The Seed' diye bir mekanda olacağını biliyordum. Meğer Sabancı Müzesi imiş. Çok güzel bir mekan, konser salonu da harikaydı. Zaten konser başladı ve zaman mekan oryantasyonu kayboldu. Cazın ilk dönemlerinden John Cage'e, Charles Ives'e, Karlheinz Stockhausen ve Iannis Xenakis'e kadar bir döneme hatta daha ötesine kendi kulaklarımızla şahit olduk. Tabii ki konser salonunda caz konserine geliyoruz diye araştırıp etmeden gelen bir sürü insan vardı ve Braxton ile ilk kez tanışan bir çok kişi konser salonundan çıktı daha doğru bir tabirle kaçtı. Eh alıştığımız bir sahne.

Braxton konserde 2006 yılında yayınlanan Iridium albümünden sekizinci diskte yer alan Composition No. 357'yi çaldı. Bu kompozisyon neredeyse bir saat sürüyor ve aralıksız tek parça halinde icra edildi, bizimde dibimiz düştü haliyle. Dinleyenler bilecektir bu pek öyle kolay bir kompozisyon değil. Zaten memleketimizde konserde bu çalındı diyebilecek çok az insan olduğunu düşünüyorum. Bizim müzik eleştirmenlerimiz genelde konserlere gitmeden ahkam kesmeyi sevdiklerinden böyle ayrıntılara girmez, giremezler. Zaten kaçının elinde Braxton albümü vardır ki. Salla gitsin!

Konserden psycodelic bir enstantane. Laura, Bruno, Emre ve flulaşmış ve buharlaşmış bendeniz. Objektifin ardından Reha var...

Braxton ile bir daha nerede karşılaşırım nerede bir araya gelirim bilmiyorum ama şu müziği dinleyip, bu konsere gelmeyenler hayatlarının hatasını yapmıştır bence. Konser sonrasında Braxton ile tanıştım, muhabbet ettim, imza aldım. İstanbul'da harika zaman geçirmemi sağlayan dostlara, Akbank Caz festivaline, Braxton'ı konser için ülkemize getiren Pozitif'e sonsuz teşekkürler.

İzmirde Bir Halk Konseri: Erkin Koray



Aslında bu yazı biraz geç kaldı ama bir kaç satır kelam etmeden olmaz Erkin Koray hakkında. 12 Ekim’de Alsancak Vapur İskele’sinde ücretsiz halk konseri yapılacağını duyunca hemen planımı programımı yaptım. Öyle oturduğun yerden müzik dinlemek ile canlı canlı konser izlemek farklı şeyler. Ayrıca konser ambianslarını her zaman pek severim. Eh Erkin Baba burnumuzun dibine kadar gelmiş iken konsere gitmemek "eşeklik" olurdu. Sevelim veya sevmeyelim 1970'lere adını altın harflerle yazdıran isimlerden en önemlilerinden birisi olan Erkin Koray bana kalırsa günümüzdeki performansları ile ayakta durmayı başaran ender isimlerden bir tanesi.

Konak Belediyesi bu sene Kordon'u gerçekten güzel kullanıyor. Yaptıkları bir sürü hatalı iş olsa da, bu konuda haklarını vermek lazım. Hemen her hafta Kordonboyunda bir devinim var, hem ortam çok keyifli oluyor hemde özgür bir şekilde müzik dinliyorsunuz. Ayrıca geniş kitlelerin katıldığı bu etkinliklerde bir sürü farklı türden insan bir araya geliyor olsa da, en ufak bir tatsızlığın yaşanmaması pek sevindirici.

Erkin Koray konseri öncesi Alsancak Doy Doy'da karnımızı güzelce doldurduktan sonra Kordon'a çıktık. Hemen bir not Doy Doy'un et şinitzeli son derece başarılı mutlaka bir ara tadın. Kordon çok kalabalıktı. Çimlerin üzerinde oturanlar, sahil boyunda yemek yiyip, bir şeyler içenler, hemen herkesin keyfi yerindeydi. Konserin ses düzeni son derece başarılıydı. Hele ki bir halk konserine göre. Aslında izleyici profili de son derece ilginçti. Gençler, yaşlılar, bir tarafta başı kapalı genç kızlar, bir tarafta içki içen gençler, bizim gibi kendini genç hissedenler... Anlayacağınız bir Türkiye mozaiği vardı ve herkes Erkin Koray'ın şarkılarına keyifle eşlik ediyor, hoplayıp zıplıyordu. Şu durumu ülkenin dört bir tarafında yakalasak ne güzel olur ama bu pek mümkün gözükmüyor ne yazık ki. Siyaset çok kötü bir şey...

Baba, konser set-listini bilindik şarkılarla oluşturmuş ama şarkıları bayağı bir sert çaldılar. Pek güzel oldu. Konserin bir diğer ilgi çekici olayı, Kurtalan Ekspres'ten tanıdığımız Ahmet Güvenç'in sahnede basını konuşturmasıydı. "Baba"yla beraber coştukça coşan Güvenç sayesinde ezbere bildiğimiz Koray şarkıları daha güzel hale geldi. "Baba"nında keyfi yerindeydi, emprovizasyonlar, seyirciye takılmalar, kafasına göre şarkılara girmeler yani anlayacağınız canlı müzik dinlemenin tüm güzelliklerini yaşattı bize.

Bu arada kim ne derse desin, Erkin Baba yaşına rağmen hala iyi çalıyor ve sahneyi dolduruyor. Valla Konak Belediye'si ve Hakan Tartan'a çok teşekkürler. Bu sene yaz sonundan itibaren Kordon'u doyasıya yaşadık Seçil ile. Erkin Baba ise kapanış için harika bir konser oldu...

Absürd Plak Kapakları: A Stereo Spectacular



Aslında bu kapak için yazılabilecek çok şey var ama hiç gerek yok. Yukarıdaki resme bakmak gerçekten yeterli. Hoş esasında bence bu plak son derece sempatik ve hatta espri bir kapağa sahip ama ayrıca bir bölüm açmaya gerek yok. Ayrıntılara bakınca çok keyifli şeyler var. Mesela His Master's Voice'ın minik köpeği Nipper sağ tarafta seçiliyor. Bu kapağın daha yüksek çözünürlüğü olanı bulabilirsem hemen ekleyeceğim bloğuma...

Polisiye Romanında Pikap


Hemen her ülkede polisiye romanlar çok popülerdir. Bunların çoğu cep kitabı dediğimiz tarzda ince olur. Yukarıda bir Fransız polisiye serisi olan 078 Service Secret'nin bir sayısının kapağı var. Tahmin edebileceğiniz gibi roman Anglo-sakson 007 James Bond'un oldukça kötü bir Fransız kopyası. Yukarıdaki kapakta görebileceğiniz gibi kapakta bir pikap ve kırık plak var, bölümün ismi ise "Le Secret du Disque" yani plağın gizemi. Plakların bir çok yerde karşıma çıkmasına alışkınım ama polisiye bir romanda ilk kez denk geliyorum...

Eğlenceli Notebook Çantası



Bu çok hoşuma gitti. Bu aslında bir notebook çantası ancak içerisinde bir hoparlör var. Resimdeki gitara dokunduğunuzda hoparlörlerden ses geliyor. Hoparlörlerde distorsiyon bile var ayrıca sesi açık kapatabilmekte mümkün. Gitarda ayrıca notada basabilmek mümkün. Klavye bölümündeki perdelere dokunduğunuzda notada çalabilen bu keyifli çanta 15.6" boyutuna kadar notebook'lar ile uyumlu. Ürünün Amerika satış fiyatı ise 50 Dolar civarında. Eh neresinden bakarsanız düzgün bir notebook çantası yaklaşık o fiyatlara geldiğine göre bu çantada çok pahalı sayılmaz. Denk gelsem alırım bir tane...

Ornette Coleman - Dancing In Your Head



Dancing in Your Head, benim dönüp dolaşıp dinlediğim tıpkı ismi gibi aklımda yer eden bir albümdür. 1975 yılında yayınlanan albüm, saksafoncu -ve zaman zaman trompetçi- Ornette Coleman'ın en garip albümlerinden birisidir aynı zamanda. Bu albüm Coleman'ın daha sonra bayağı popüler olacak elektrikli enstrümanlar kullanan Prime Time topluluğununda ilk olarak görüldüğü albümdür. Albümün plak versiyonu ilk olarak A&M Records tarafından yayınlandı. 2000'li yıllarda yeniden yayınlandı. Tabii o dönemde ortalıkta bağımsız bir A&M Records yoktu. Bir bilgi olarak günümüzde plak şirketi A&M/Verve/Universal Records olarak geçiyor yani uzun lafın kısası Universal grubunun bir parçası. Bir çok caz eleştirmeni bu albümü elinizde, arşivinizde bulunması gereken ilk 50 albüm listesine sokuyorlar. Ben bu kadar iddialı olamayacağım ama Ornette Coleman ismi sizin için bir şey ifade ediyorsa edinmenizde kesinlikle fayda var.

Albümün içeriği şu şekilde;

Theme from a Symphony (variation one)
Theme from a Symphony (variation two)
Midnight Sunrise
Midnight Sunrise (alternate take)

Orijinal baskıda "Midnight Sunrise" şarkısının alternatif versiyonu bulunmuyor. Bu şarkı yukarıda bansettiğim 2000 yılı baskısında mevcut. Albümün orijinal kadrosu şu şekilde; Ornette Coleman - alto saksafon, Bern Nix - birinci solo gitar, Charlie Ellerbee - ikinci solo gitar, Rudy McDaniel - bas, Shannon Jackson - davul, Robert Palmer - klarnet (Midnight Sunrise şarkısında) Master Musicians of Jajouka (Midnight Sunrise şarkısında)

Master Musicians of Jajouka topluluğundan da kısaca bahsetmeliyim. The Master Musicians of Joujouka, Berberi müzisyenlerden oluşan bir topluluk. Sufi müziğinini etkilerinin görüldüğü topluluğun batı ile buluşmasını Rolling Stones'un kurucularında Brian Jones'a borçluyuz Müzisyenlerin tamamı Fas'ın kuzeyindeki dağlarda bulunan Jajouka isimli bir kasabadan. Haliyle topluluğun ismi buradan geliyor.

Aşağıya albümün ana teması üzerine bir varyasyon içeren bir video eklemek istiyorum. Video, Japonya'daki bir konser sırasında çekilmiş. Bu dönemde artık topluluğun ismi resmen konulmuş; Ornette Coleman PrimeTime. Kadro albümle hemen hemen aynı olmakla beraber basçı Rudy McDaniel'ın yerine Larry McRae ve davulcu Shannon Jackson yerine iki davulcu birden var; Denardo Coleman ve Kamal Sabir. Bu arada Denardo Coleman, Ornette Coleman'ın oğlu olduğu notunu da ekleyeyim...

İleri Seviye Koleksiyoncular İçin Bilgiler: Bir Çözümleme Örneği Daha –Philips



Bir çok müzik türünde plaklar basan Philips grubu dünyanın dört bir tarafında bir çok plak şirket ile ortak çalıştığı için Matriks kodlarının önem kazandığı bir plak şirketidir. Firmanın genel olarak kullandığı kod sistemi Philips / Polydor ortaklığının bir sonucu olarak genel kullanıma açılmıştır. Philips'in katalog kodları açıklanmış olsa da, büyük bir karmaşa olduğunu da eklemem lazım. O kadar çok plak basılmış ki, tam anlamı ile doğru bir kataloğun mevcut olduğuna çok emin değilim. Zaten bir çok müzik araştırmacısı ve koleksiyoncu Philips matriks kodları için makaleler yazmış. Ben sizlere genel hatları ile yararlı bilgiler vermeye çalışacağım. Konu iyi anlamak için güzel bir örnek olacak sanırım...



Yukarıda bir Philips matriks kod sistemi görüyorsunuz. Şimdi bunu nasıl çözeceğimizi anlamaya çalışalım. Ben en sondan başlamayı öneriyorum. Yazımın ilk paragrafından Philips'in dört bir tarafında plak bastığını söylemiştim. Matriks kodunun sağ tarafının en son üç rakamından plağın üretildiği ülkeyi bulabiliyoruz. Bu kodlar şu şekilde; Avusturya - 720; Avustralya - 150; Belçika- 170; Brezilya - 200; Kanada - 230; Danimarka - 300; Uzakdoğu  - 022; Fransa - 380; Almanya - 320; İngiltere - 420; Macaristan - 450; Italya - 520; Lüksemburg  - 630; Norveç- 710; Hollanda - 670; Portekiz - 790; Güney Afrika  - 960; İspanya - 850; İsveç - 970; İsviçre  - 980; Dünyanın geri kalanı 000. O zaman yukarıdaki matriks koda göre elimizdeki plak "420" koduna sahip yani İngiltere'de üretilmiş. Ülkemizde üretilmiş Philips plaklarda ise "000" kodunu görmemiz gerekiyor. Peki burada ilk baskı konusunu nasıl çözeceğiz. Tek yapabileceğimiz araştırmak. Bu kısmın önünde ters bir üçgen olmalı.

İşte bu noktada matriks kodun ilk kısmı devreye giriyor. Yukarıdaki koddaki "6006160" bölümü katalog numarasıdır. Yalnız farklı ortaklıklarla üretilen plaklarda katalog numarası oldukça değişiyor. Hatta aynı albüm içinde değişiklikler olabiliyor. Bu noktada plak kapağı, plak etiketi ve matriks kodların birbirlerini tutması en dikkat edilecek konu. Katalog numarasının hemen arkasından "1F" veya "2F" kodlarını görmeliyiz. Bu kodlar A ve B yüzünü anlatıyor. Yani A yüzü için "1F" B yüzü için ise "2F" kodları kullanılıyor.

Bu kodun hemen arkasından "/" veya "//" ibaresini göreceksiniz. Bu kodun hemen arkasından bir rakam kodu bulunur. Bazı yıllarda -ilk dönemlerde- bu rakam kalıbın numarasını işaret ediyor. Ancak ilerleyen yıllarda bu tek rakamlık bölüm farklı amaçlarla kullanılmaya başlanıyor. Fabrika kodları bu konuya bir örnek...



Örneğin yukarıda bir Philips etiketi görüyoruz. Bu etiketten hareketle matriks kodu oluşturmak gerekirse karşımıza şöyle bir şey çıkacak.  Katalog kodu 836896, plak yüzü kodu 1F veya 2F //kalıp kodu örneğin 1 \/ (ters üçgen yerine bunu yaptım)  Fransa'nın kodu olan 380 . Yani A yüzü için elde edilecek kod şu şekilde olacak 836896 1F//1\/380

Nasıl eğlenceli değil mi?


Kavanoz Hoparlörler



Son dönemlerde telefon ve taşınabilir müzik çalar aksesuarlarındaki fiyat artışları insanları kendi çözümlerini üretmeye yöneltti. Özellikle Amerika'da popüler olan elektronik mağazalarında satılan parçalar ve elektronik bileşenler ile hemen herkes kendi eğlenceli hoparlörlerini üretiyor. Yukarıdaki ürün meşhur Radio Shack parçaları ile evlerimizde bulunan kavanozlar kullanılarak yapılmış. İşin komik tarafı ürün öylesine sevilmiş ki, şu sıralar seri üretimi düşünülüyormuş. Amerika gerçekten çok garip bir memleket...