Klipsch The Sixes


Valla Klipsch özellikle de eski modellerini ben severim. O büyük kasalar nedense hep ama hep ilgimi çekmiştir. Ha bu heyüla gibi hoparlörleri evlerimize bugünün koşullarında koymak pek mümkün değil. Yeni nesil Klipsch'ler konusunda ise o kadar hevesli değilim en azından modern tasarımlı olanlara. Ama Prestige serisi her zaman sevdiğim bir seri olmuştur. 

Bu sene Klipsch bir sürpriz yaparak "The Sixes" diye bir aktif monitör duyurdu. Hemde ne monitör, tasarım vesaire muhteşem, fiyat ise Amerika için 600 Doların altında. Kaşınıyor muyum evet kesinlikle... 



Basın bülteninde şöyle yazmışlar; 

Öncelikle, potansiyel sahipleri, The Sixes'ın güçlendirilmiş monitörlerden çok daha fazlası olduğunu bilmelidirler: bunlar tek noktadan daha çok ses çözümüdür. 192kHz / 24-bit çözünürlüğe sahip yerleşik bir DAC, optik (Toslink), koaksiyel, USB veya Bluetooth dahil olmak üzere çok sayıda dijital bağlantı seçeneği sunar. Hoparlörler, hat seviyesinde girişleri de kabul eder. Tek bir çift RCA konektörü ve bir stereo mini jak, hoparlörlere birden çok harici kaynak için ekstra çok yönlülük sağlar. 

The Sixes geleneksel kutulu bir şekle sahipken, retro stil güzel bir estetik dokunuş sunuyor. Bakır rengini tamamlayan Ceviz kaplama kabinlere sahip test çiftimiz, bu hoparlörleri görsel olarak öne çıkarıyor. Şirket ayrıca alternatif bir kaplama seçeneği arayanlar için bir Ebony versiyonu da sunuyor.

Bang & Olufsen Beogram 4000c



Bang & Olufsen Beogram 4000c yeniden elden geçirilerek üretilmiş, gerçekten görülmesi gereken bir pikap veya benim için bir manzara. Geçmişe selam çakan bu tanıdık pikap, ikonik orijinalini temel alıyor. 

1970'lerde lanse edilen Beogram 4000 serisi pikaplar, bir dönemin estetiğini tanımladı: sanat müzeleri tarafından toplanan ve tasarım tarihi kitaplarında yer alan müzikseverler için bir klasik haline gelmek. Etkisi bugün hala görülebilir ve duyulabilir. Müzik ve teknoloji gelişmeye devam ederken bile, bir ürünü güzel ve benzersiz kılan değişmeyen değerlerin olduğunu kanıtlamak için Beogram'ı yeniden ele aldılar. 


Herşey iyi hoş ama  bu sınırlı sayıda üretilen pikabı evinizde istiyorsanız hızlı hareket etmeniz gerekecek çünkü sadece 95 adet mevcut olacak! Zamansız bir klasiği yeniden canlandıran Bang & Olufsen Beogram 4000c, tamamen yeni bir ürün değil. Bunun yerine şirket, parçalarını söküyor, inceliyor, temizliyor ve yepyeni parçalar ekliyor. 

Fiyat mı, 12.000 Dolar civarında.... Bu para verilir mi, bilmiyorum, verebilirim sanırım... 

Betta Camiası ve İlk İntibalarım


İlk akvaryumumu kurduğum dönemlerde black water tankları gördüğüm zaman bunlardan bir tane ben yapmalıyım diye düşündüğümü yazmıştım. İlk akvaryumumu bir şekilde tamamlayıp rahata erince bu tarz karanlık akvaryumlarda ne tarz balıklar besleyebileceğimi araştırmaya başladım. Malumunuz Güney Amerika bu tarz kurulumlar için harika bir çeşitliliğe sahip. Discus, Melek gibi balıklar gösterişli tarzları ile hemen dikkat çeken 2 tür. Ama doğruyu söylemek gerekirse benim ilgimi çeken türler değildi. Kardinal, neon ve onlarca Tetra türü yine bu tarz suların müdavimlerinden. Tetra'ları listeme ekledim hemen. Bu sürü balıkları çok şirinler ve hoşuma da gidiyor doğrusu. İlgimi asıl çeken tür ise Apistogramma ailesi oldu.   

Karanlık suların Asya temsilcileri ile ilk karşılaşmam akvaryum.com sitesinde Sn. Orkun Kırcı'nın konu başlığı sayesinde oldu; Wild yani yabani Betta'lar. O ana kadar böyle bir balığın varlığından bile haberi yoktu. Hiç yalan söylemeyeyim. İlgimi hızlı bir şekilde Güneydoğu Asya bölgesine doğru çevirdim. Gurami türleri gerçekten müthiş görüntüleri ile bir seçenek idi. İkinci tür -ki bu B planım- Rasbora ailesi oldu. Bunlar bir nevi Tetra'ların Asya'daki karşılıkları. Wild yani yabani Betta'lar ise okudukça, araştırdıkça ilgimi daha fazla çekmeye başladı. 


Araştırma deyince bu konuda birkaç kelam edeyim. Eğer yabancı diliniz varsa -İngilizce özellikle- ve Betta'lar hakkında araştırma yapacaksanız anormal geniş bir kütüphane var. Özellikle bir çok Asya ülkesi başta Tayland olmak üzere bu balıklara özel bir anlam yüklediği için akademik araştırmalar, makaleler inanılmaz sayıda. Renk pigmentlerinden, DNA yapılarına kadar çok spesifik alanlardan daha genel bilgilere kadar yıllar boyu okunacak kaynak var.. Wid Betta'lar söz konusu olunca listeye İngilizce'nin yanında Fransızca, Almanca'da ekleniyor. Bu iki Avrupa ülkesinde oldukça fazla Wild Betta meraklısı var gerek makaleler gerekse de tartışma platformları acayip zengin. Endemik türler hakkında çok yazışma var. Bu platformlarda gerçekten acayip bir yardımlaşma söz konusu ama Türkiye şartlarında gerçek bir adanmışlık lazım bu türlere girebilmek için. 

Türkiye'de ise durum fena değil diyelim. En azından daha bilindik Betta'lar konusunda... 

İlk olarak Kerimin Pet Dünyası isimli bir web sitesi var. Genç bir arkadaşımız tarafından gerçekten özverili bir çalışma ile yapılmış bir web sitesi ve video içerikleri de var. Yine video içerik yapan BettAngora diye bir kanal var. Bu kanalın içeriği görebildiğim kadarı ile bayağı ilgi çekici. Ancak ben video seyretmeyi sevmediğim için yazılı kaynakları takip ediyorum. Çeşitli sosyal platformlarda Sn. Ozan Bilgisun isimli meraklı tarafından yazılmış makaleler var.. Bunlar haricinde akvaryum.com sitesinde Sn. Orkun Kırcı gibi meraklıların Wild Betta'lar, ismini sayamayacağım kadar çok meraklının Betta'lar hakkında yazılarını bulabilirsiniz. Betta satın alacağım derseniz ve özel türler konusuna meraklı iseniz Sn Burak Bey'in Beta Petshop sitesi en bilinen platform. 

Ancak asıl şenlik sosyal platformlar üzerinde. İşin komik tarafı ben bunların hiçbirisini kullanmıyorum normalde. Yani otomatik olarak kullanıyorum diyelim. Sitelerimden yazılar otomatik olarak ekleniyor. Kendim açıp Facebook'a bakmayalı seneler olmuştur örneğin. Betta'lar ile ilgileniyorsanız bir kere Instagram ve Facebook platformlarını takip edeceksiniz. 


Burada bence bir sorun var. Örneğin Sn Cihan Yapıcı diye bir meraklı var. Wild Betta söz konusu olunca tüm oklar kendisini gösteriyor. Fakat benim gibi konulardan bihaber bir insanın Cihan Yapıcı ismine denk gelmesi imkansız. Yine işin içindekilerin yakından tanıdığı bir isim olan Sn Erdal Türkoğlu aynı şekilde. Bu isimlere Instagram, Facebook vesaire üzerinden ulaşabiliyorsunuz örneğin. Yine bu isimler öyle veya böyle camiada bilindik isimler, bir de bilinmeyen ve az bilinenler var ki, o da ayrı bir şenlik. 

Anlayacağınız Betta camiası oldukça garip bir camia imiş. Resmen underground bir piyasa.. Haa bir de whatsapp grupları var ki, o da ayrı bir yazının konusu olsun.... 



Sapphire

AMD Radeon serisi ekran kartı alacağımız zaman en iyi markalardan bir tanesi Sapphire firması kesinlikle.  5700 XT serilerinde de bu durum değişmedi. Ancak Sapphire firmasının hem NITRO+ hem de Pulse serilerinin özellikle arka plaka veya back plate'leri ne kadar çirkin yahu. O kadar özendik bezendik bilgisayarımızı yaparken bir eski back plate'e bakın, bir de yukarıdakine... 

Yukarıdaki manzara benim bilgisayarımda. Şimdi bunu kaldır yenisini tak iyi hoş ama görüntü mahvolacak. Neyse bir yolunu bulacağız bakalım... Son bilgisayarımı toparlarken çok özenip uğraşmıştım. İçine etmeden bir yolunu bulacağız inşallah... 

Kart için Murat'a çok teşekkürler.... 

Micro Seiki MR-222


Micro Seiki MR-222 pikap. Belt drive bir model. Üretim tarihi: 1972. Operasyonelliği ve işlevselliği ön plana çıkartan kayış tahrikli bir plak çalar. Kayış tahrik sistemi, 4 kutuplu senkron motorla optimize edilmişti.

Micro Seiki fiyat rekabetini ön plana aldığı bu modelinde kullanıcı dostu özellikleri de unutmamıştı. Otomatik başlama, durma gibi. Kol tabii ki ileride gelecek kollardan çok daha basit yapıdaydı. Aynı dönemin ortalarından itibaren ise tanıdığımız ve sevdiğimiz Micro Seiki pikaplar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacak idi... 

Mavi Mavi Plaklar

 


Oda System Speaker



Oda System ilginç bir konsept getiriyor. Hem hoparlör alıyorsunuz, hemde özel akustik performansları dinleyebileceğiniz bir müzik sistemi üyeliği alıyorsunuz. Saçma bir konsept bana sorarsanız. Bakalım sonu ne olacak... 

Hoparlör 250 Dolar civarında, üyeli fiyatları şimdilik belli değil... 

Oda System hoparlörleri size canlı performanslara erişim sağlar Oda System ev hoparlörleri basit malzemeleri etkileyici sesle birleştirir. İki ahşap panelden yapılan bu kare hoparlör kurulumu, sesi canlı müzik dinliyormuşsunuz gibi hissettirir. 

Oda Sistemi ile, her sezonun başında faturalandırılan bir Oda üyeliği isteyeceksiniz: ilkbahar, yaz, kış ve sonbahar. Üyelik size canlı performanslara özel erişim sağlar. Aslında, radyo dinlemek gibi ama her zaman inanılmaz sanatçılarla. Oda performanslarını dinlerken hoparlörler kulağa harika gelse de, Bluetooth veya kablolu bağlantıyla da çalışırlar, böylece istediğiniz her şeyi çalabilirsiniz. Son olarak, tamamlayıcı uygulamayı kullandığınızda, bu ev hoparlörlerini kontrol etmeyi kolay bulacaksınız.


Betta Akvaryumu İçin Mini Otomasyon Sistemi

 


Geçtiğimiz sene kurduğumuz ilk akvaryumda yaz tatili büyük bir sıkıntı yaratacağından dolayı akvaryumla eş zamanlı olarak oldukça gelişmiş sayılabilecek bir otomasyon projesine başlamıştım. Tabii bu gelişmişlik olayının ucu bucağı yok. Şöyle demek daha doğru olacaktır. Kendi açımdan gelişmiş. Gün sonunda yaptığımız sistem 4 ay boyunca süren yaz tatilimiz boyunca beni çok rahat ettirdi. Balık besleyen meraklıların çektiği eziyetleri okuduğum için biz güle oynaya tatilimizi yaptık. Ama asıl önemlisi oğlum ile harika vakit geçirdik ve gerçekten çok çok fazla şey öğrendik. 

Bu seneki projemiz -artık biliyorsunuz- Wild Betta akvaryumu. İlk adımlarımızı uzun bir yazıda sizlere anlatmaya çalışmıştım. Bu akvaryumun anti-teknoloji tankı olacağını yazmıştım. Nerede yazdığımı bile hatırlıyorum. Akvaryum.com sitesinde Sn. Nursu Hanımın bir akvaryum tanıtımı içerisine. Hem buradan selam göndermiş olalım hemde bizim Betta akvaryumu için nasıl bir ilham kaynağı olduğunu da yazayım. 


Öncelikle akvaryum.com diye bahsettiğim site bir forum sitesi. Bizim Mecmua'nın forumları gibi. Meraklıların bilgi paylaştığı bir platform. Geçen sene biz kendi akvaryumumuzu kurarken bahsi geçen hanımefendinin akvaryumlarını oğlum ile çok ilgi ile takip etmiştik. Forumda belki çok daha güzel akvaryumlar var, müthiş biyotoplar var, ancak Sn. Nursu Hanımın akvaryumlarında değişik bir aura var. İçten demek lazım belki de. Birkaç örnek fotoğrafı yukarıya ekleyeyim kendisinin hoş görüsüne sığınarak. Hatta bir de yeni öğrendiğim ve Betta platformlarında bol bol duyduğum bir deyimi de yazayım. Ben bile yaşarım orada...  Bunu ilk Sn. Sadettin Kesergen'den öğrendim. Sonrasında çok şeyde öğrendim kendisinden. Selam olsun... 

Neyse konu konuyu açıyor yine. Ne demiştik,  anti-teknoloji tankı. 

Ulan madem anti-teknoloji tankı olacak, ne alaka otomasyon diyorsanız, haklısınız. Ama bir sorun neden yaptın diye... 

Belki bilirsiniz ben elektrik konusuna gerçekten takıntılıyım. Kendi elektronik cihazlarımı geçtim, Mecmua'nın aktif olduğu dönemlerde  yüzbinlerce Euro değerinde ekipman test ettiğim için elektrik çok önemli. Bir sıkıntı da yaşanacakları düşünemiyorum bile. Yeni akvaryumun veya ismiyle Fifty Shades of Brown tankımızın ışıklarını otomatik açıp kapatmak için bir zaman ayarlı priz alayım dedim. 

İki tür zaman ayarlı priz var, birincisi mekanik olanlar. Seslerinden nefret ettim. Benim gibi saat bile kullanmayan bir insan için hele ki çalışma odasında nasıl bir eziyet anlatamam... İkinci tür ise dijital olanlar. Bunların da harc-ı alem(1)  olanları var piyasada. Maalesef yapım gereği güvenemiyorum.. Düzgün bir marka olanlar ise ucuz değil. Hazır olmuşken wifi'li olsun, o da olsun bu da olsun deyince işler geleneksel olarak çığrından çıktı yine. 

Bunun üzerine eldeki parçalar ile "0" yazıyla sıfır maliyet ile minik bir otomasyon sistemi yaptık oğlumla. Bu defa ki basit ama... Sadece ısı sensörleri ile odayı ve akvaryumun içini kontrol ediyor. Yine ısıtıcı bu sensörler tarafından açılıp kapatılıyor. Optimal sıcaklık sağlanıyor. Bir de ışıkları, gerek akvaryum içi LED'leri gerekse de ambiyans ışığını, açıp kapatıyor. Başka bir şey yok. Vallahi de olmayacak... 


Daha önce çok yazdım çizdim, bu konu hakkında, uzatmayacağım. Kasasını aynı buradaki gibi yaptık ama daha küçük edisyonu oldu. Bağlantılar filan daha önceki konularda var zaten en aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz.

(1) Kaan Beye düzeltme için teşekkürler

 

Yeni Mallar ve Yeni Ürünler

 


Geçtiğimiz yazılarımdan bir tanesinde Betta Beslemek ve Yem Paradoksu başlığı altında sonu gelmeyen bir alışverişin içine girdiğimi ve dışarıdan gelen destekler ile bol bol yem stokladığımı yazmıştım. Tamam normalde bir şeyleri stoklamaya bayılırım da, söz konusu balıklar ve akvaryum olunca hiç öyle bir hevesim yok. Bu Betta denen balık bir acayip arkadaş, yem seçmek vesaire her şey bunlarda. Neyse...

Bahsettiğim başlıkta yazdıklarım haricinde binbir çeşit yan üründe var elimde. En sevdiğim markalardan bir tanesi olan  Seachem Betta Basics vesaire. Yaz yaz bitmez. 

Geçenlerde bir video izledim ki, normal koşullarda video izlemek yerine okumayı tercih ederim. 5 dakika video seyredeceğime aynı bilgiyi muhtemelen 1 dakikada okumak mümkün. Gereksiz zaman kaybı bana sorarsanız. Video kısa olunca hadi dedim seyredeyim. Beyaz saçlı muhtemelen orta yaşlarında bir adam, ülkemize ithal edilen balıklardan satın aldığınızda yapmanız gerekenleri anlatıyor. Bilgili bir abiye de benziyor, dur dedim, 2-3 dakika seyredeyim. Bir dükkan, bir sürü raf, raflarda bir sürü Betta. Abi anlattıkça anlatıyor. Hızlı hızlı onu yapacaksınız, su önemli, değişim şöyle olacak falan filan. Anlattıkları da mühim. Neyse videonun sonunda bu abi kalkıp Tropical Sanital Ketapang mutlaka kullanın demez mi? 

Ulan ben böyle bir şey aldım mı, yoo hayır. Yurtdışında okuduğum meraklıların yazılarında hiç denk gelmedim. Birkaç güzel arkadaş edindim Whatsapp gruplarında. Dedim ki, böyle bir ürün var ne diyorsunuz. Abi, çok güzel, başarılı demezler mi, Haydi bakalım otur bilgisayarın başına ver sipariş. 

Bu arada beyaz saçlı abi diye bahsettiğim kişi, Burak Beymiş. Yerel Betta balıkları camiasında tanınan bir kişiymiş. Beta Pet Shop diye bir mağazası var. Bir göz atarsınız arzu ederseniz. Ben yukarıdaki ürünleri bahsi geçen web sitesinden aldım.

Aklınıza yanlış bir şey gelmesin. Bahsettiğim ürün matah paralar değil artı ille benim gibi kutulu olmanıza da gerek yok. Açık halde de satılıyor. Açık halde satılmak dediğim de benim yeni öğrendiğim bir kavram. Daha büyük gramaj veya hacimli ürünler tahmin edebileceğiniz üzere daha ucuz oluyor. Bazı firmalar bu büyük kutulardan size istediğiniz gramajlarda satıyor. Daha ucuza geliyor böylelikle ürün. İlle kutulu almanıza gerek yok yani. 

Tam bahsettiğim ürünü alırken bir de Tropical Sanital Aloe Vera diye bir şeye denk geldi. Bunun da faydasını gören çokmuş. Aynı şekilde bu ürünün de açığı kapalısı var. Hadi dedim bundan da koyalım sepete. Ha bu arada ille Betta'da kullanacaksınız diye bir şey yok. Bu Aloe Vera farklı balıklar içinde faideli bir eser. Onu da koyduk sepete... 


Daha benim balığım yok ama ekipmanımızın maşallahı var.. Bunlardan faydalanan bir de balık var evde. Oğlumun "Gek Gek Yele" Bettası. Onun hikayesini anlatmadım galiba. O da başka bir yazının konusu olsun...
   

Hitachi Muzik Sistemi


 

Benim ilk müzik setim basit bir Hitachi boombox idi. Çünkü evimizde o vardı. Garip gri rengi aynı yukarıdaki gibi yeşil ışıkları vardı. Japon firma belki hifi camiasında en azından batıda çok bilinmese bile, Japonya'da bir dönem çok ilginç ve yenilikçi ürünleri ile boy göstermiş ve başarılı olmuş. Bu aralar yukarıdaki sistemi araştırıyorum. Bilgi buldukça ekleyeceğim... 

Some Get Stoned

 


Supreme Turntable

 




Bu Supreme garip bir firma..  Nisan 1994'te New York'ta kurulmuş bir Amerikan kaykay dükkanı ve giyim markasıdır  Marka, kaykay ve hip hop kültürlerinin yanı sıra genel olarak gençlik kültürüne hitap ediyor. Marka giysi ve aksesuar üretmekte, ayrıca kaykay da üretmektedir. Ayakkabıları, kıyafetleri ve aksesuarları ikincil pazarda yaygın olarak satılmaktadır. Ayırt edici kırmızı kutu logosu büyük ölçüde Barbara Kruger'ın propaganda sanatına dayanmaktadır. 

Supreme, Avrupa ve Amerika'da Perşembe sabahları ve Japonya'da Cumartesi sabahları dünyanın dört bir yanındaki perakende konumlarının yanı sıra web siteleri aracılığıyla yeni ürünleri piyasaya sürüyor. 

Yani olay şu, Supreme kendisi çok nadir bir şeyler üretiyor. Bir ürünü alıp kendi tasarım anlayışına göre tasarımı değiştiriyor. Kendi logosunu basıyor. Ve orijinalinin en az 5 katı pahalıya satıyor. Yukarıdaki basit bir Numark pikap. Aynı taktik uygulanmış. Fiyat ise bana sormayın :)

Yine Güzel Bir Müzik Konsolu

 


Geçtiğimiz haftalarda müzik konsolları konusunda neredeyse tüm dünyada başlayan bir akımdan bahsetmiştim. Evet belki bizlerin Amerika veya Avrupalı meraklılar gibi hobi garajlarımız yok. Ama hep söylediğim gibi fikir almak bedava. Yine yukarıda güzel bir proje var. Bir göz atmakta fayda olabilir. İlham açısından.... 


Bir Tencere Hikayesi


Sevgili dostlar, bu yazacaklarımı dikkate alın ve bu hobi ile ilgilenecekseniz, kendinize bir tencere alın. Eğer evli iseniz eşiniz, bekarsanız anneniz, nişanlınız veya kız arkadaşınız, bir noktada bu yazacaklarımı yaşayacaksınız. Ben yandım, siz yanmayın. Sizleri baştan uyarayım... 

Malumunuz akvaryumlarımızın içine kök, dal koyacağımız zaman kaynatıyoruz. İçerisindeki organik yapıların kaybolması ve suya kolay batması için bu çok sıklıkla kullanılan bir yöntem. Yaz boyunca bir sürü kök ve dal alınca müsait bir gün eşimin tencerelerinden bir tanesini kapıp koydum ocağa.. Dolaba baktım, en derin tencereyi seçtim. İlk önce köklerimi bir güzel kaynattım. İşin tadını "birazcık" kaçırdığım için kaynat kaynat bitmiyor.. 

Kökler kaynadıkça bilirsiniz, koyu renkli bir su bırakıyor. Bir iki üç derken o günün ocak başında geçeceği belli olunca haydi dedim bir de "black water" özütü yapayım. 


Ben yaştakiler hatırlayacaktır. Asterix çizgi romanlarında büyücü "Büyüfiks" vardır. Hoş o aslında druid rahibidir ve asıl adı Panoramix'tir. Ufaklığı da yukarıda gördüğünüz üzere hazırlıyorum. Neyse başladım çalışmaya, ilk önce bir kaç catappa yaprağı, kızılağaç kozalakları, ceviz kabukları derken Büyüfiks'in "büyülü" iksirini yapar gibi kaynattıkça kaynatıyorum. Ortaya da harika renge sahip bir özüt çıktı. Ay nasıl mutluyum, nasıl mutluyum... 


İşlerim bitti. Bulaşıkları yıkayıp, mutfağı tabii ki tertemiz bırakacağım. Tencereyi yıkadım, yok o kahverengilik üst kısımlardan bir türlü çıkmıyor. Aldım elime bulaşık telini, bir miktar kayboldu ama tamamen değil. Kimyasallar şunlar bunlar derken, tencere de berbat oldu. Dedim yapacak bir şey yok bir tencere alacağız eşime... 

Ertesi hafta hep birlikte şehirde olduğumuz bir gün, Seçil'e yediğim haltı gösterdim. Meğer düdüklü tencere imiş benim kullandığım. Sen merak etme, hemen yenisini alırım. İyi dedi, Alman malı tencere idi bu, çok memnundum. Litresi şu alıver bir tane.  Tamam dedim, yapacak bir şey yok. Erkek aklı ya, oturdum hemen bilgisayarın başına... Hemen bir arama yaptım, hükümet gibi bir tencere buldum;

MANHEIM GERMANIA

Arkadaş tencerenin marka modeli bile insanda bir saygı uyandırıyor. Bir yandan da seviniyorum, 100TL bir şey, ucuz yırttık. Ha 100TL az para mı, değil tabii. Hemen Seçil'e gösterdim. bak dedim ismi bile bambaşka. Boru değil, "Manheim Germania" Yok dedi benim ki başka bir markaydı, aynısından istiyorum. 

İyi dedim ve yine bilgisayarın başına oturdum ki, oturmaz olaydım. Ekrandaki rakama bakıyorum, sonra bir daha bakıyorum. Bakın size burada önemli bir tavsiye vereyim. Kazaran bak bu da tencere, diğeri de tencere filan gibi işlere girmeyin. Gün sonunda zararlı çıkarsınız. Hem bir sürü lafı yersiniz, gün sonunda da o tencereyi de alırsınız. Boşuna laf yediğinizle kalırsınız. 

Kalkıp Seçil bana dese ki, 10 Liralık kulaklık ile müzik dinleniyor sen niye bu kadar para veriyorsun. Vereceğiniz cevap var mı? Ha acemi iseniz, sesleri farklı kem küm dersiniz. Eh eşiniz size, bunda da yemek şöyle pişiyor diyecek arkasından bak o kulaklık ile 1 saat müzik dinliyorsun, ben bu tencere ile yıllarca yemek pişireceğim diyecek. Gün sonunda ister seve seve, ister sevmeye sevmeye o parayı verecek, o tencereyi alacaksınız. 

Sonucu yazmama gerek var mı? Bir önceki yazımda demiştim ki, Ali 300-500TL yara açacak babasına. Çocuk yara filan açmadı, babası kendi ayağına sıktı. 

Uzun lafın kısası sevgili hobici dostlarım, bu işler için ya kendi tencerenizi alın veya içişleri bakanı evinizde kim ise, onun vereceği ekipmanı kullanın... Ben yandım, siz yanmayın... 

Betta Beslemek Yem Paradoksu


Ali ile akvaryum dünyasındaki maceralarımıza canlı doğuranlar ile başladık. Canlı doğuran balıkları beslemek dünyanın en kolay şeyi olabilir. Kaliteli birkaç çeşit yem satın alırsınız, belirli bir düzen kurarsınız. Arada bezelye gibi sindirim sistemini rahatlatan sebzeler verirsiniz. Hele bir de araya canlı yem sıkıştırabilirseniz balıklarınız mutlu olur. Canlı doğuranların beslenmesi ile alakalı 1 sene boyunca gözlemlediğim durum bu. Tabii ki işin alt ayrıntıları, detayları var. O konuya girmiyorum... 

Geçtiğimiz sene akvaryum.com sitesine üye olduğumda beğendiğim ve tasarımları hoşuma giden akvaryumların sahiplerinin yazılarında dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi gerçekten kalabalık yem listeleri idi. Herhalde bu insanlar kafayı yemişler diye düşünmüştüm. Zaman içerisinde konu başlıklarını okumaya başlayınca işlerin hiç öyle düşündüğüm gibi olmadığını yavaş yavaş anlamaya başladım...

Betta sahipleri arasında geçen yazışmalar genelde şu şekilde idi, "benim balığım Ocean's Nutrion yemi yiyor tavsiye ederim"  Birkaç saat sonra başka bir meraklı kendi balığının o markayı yemediğini Sera marka yemi bayıla bayıla yediğini söylüyordu. Bunların üzerine gelen bir diğer yorumda bir diğer Betta meraklısının kendi balığının bu iki yemeyip ağzından tükürdüğünü Tropical marka yemi bayıla bayıla yediğini yazıyordu. 

Zaten o dönemde balık dünyası hakkında bir şey bilmiyorum. Hala da pek bir şey bildiğimi iddia edemem de, bu durumun bizim memleketin havasından suyundan kaynaklandığını düşünmeye başladım. Balıklar, uzakdoğudan bizim memlekete gelince kafayı yiyorlardı muhtemelen. Ancak Betta'lar konusunda araştırmalarımı genişlettikçe dünyanın dört bir tarafındaki meraklıların aynı sorundan muzdarip olduğunu gördüm. Ha bu arada bu yazdıklarım kuru yemler için geçerli, canlı yemler konusunda pek sorun yok. 

Peki ben yapacaktım. Sayfiyede iken yavaş yavaş tedarik sürecine başladım diye yazmıştım. Tedarik ettim derken kum sipariş verirken, arama bölümüne Betta yazdım, önüme gelen her şeyi sipariş ettim.  İlk adımda şu yemleri tedarik ettim. 

- Tropical Soft Line Betta
- Tetra Betta Granules
- Sera Bettagran
- Dajana Betta Food

Oh dedim ilk başlangıç tamamdır. Sonrasında birkaç Betta yazışma grubuna üye oldum. Haydi bakalım cehennemin kapısı açıldı. Tam tahmin ettiğim gibi. Örneğin Tetra Betta yemleri Amerika'da bayağı popüler iken bizde pek tutulmuyor anladığım kadarı ile. Ama onların da Pro serisi var ülkemizde yok herhalde.. Veya Sera, canlı doğuranlarda çok tercih edilen bir yem markası iken Betta meraklıları pek sevmiyorlar. Genel olarak yukarıdaki listede ortak noktada buluşulan tek yem Tropical Soft Line Betta oldu. Dajana'da anladığım kadarı ile pazara yeni giren bir marka ülkemizde... Pek kimse bir şey kötü bir şey söylemedi. 

Yazışmalardan sonra iki yem daha listeye eklendi. 

- Tropical Soft Line America
- Tropical Pro Defence

Hadi Pro Defence yemi anlıyorum. İçerisinde bağışıklık istemini güçlendirici bileşenler var. Peki Soft Line America ne alaka. Betta balığının kökeni Asya, niye Amerikan balığı yemi veriyoruz. Zaten aynı serinin Betta'sını almışım. İçeriği faklıymış. Yok Omega 3 varmış yok Omega X varmış. İyi dedik aldık... 

Yazışmalar ilerledikçe dış yardımda gelmeye başladı. Bir anda devler ligine çıkmaya başladık. 

- Ocean Nutrition Atison's Betta Pro
- New Life Spectrum Betta

Devler ligi neden dedim. Bu iki yem Batı dünyasında nedeyse tüm önemli yayınlarda önerilen iki marka. Fiyatları da maşallah :) Ha bir de Hikari bekliyorum bir arkadaştan... 

Allah'tan ülkemiz piyasasında Batı'da bulunan bazı diğer markalar bulunamıyor. Omega One, Aqueon, Wardley ve niceleri.. Bunlarda ülkemizde bulunsa vallahi, Betta'nın menüsü, hanemizdekinden zengin olacak... 

Ha bunları yazdım ama bir de gerçeklere bakalım... 

Siz bu satırları okurken Ali'nin kendi Betta'sı nam-ı diğer "Gek Gek Yele" ne bulduysa afiyet ile yiyor. Ben çalışma odama akvaryum kurarken, oğlumda çalışma masasına Betta akvaryumu istiyorum dedi. Zaten her şeyi beraber yaptığımız için tamam dedim. Elimizde her şey vardı bir gün içinde akvaryum hazırdı. İş oğlumun balık seçmesine kalmıştı. Beraber balıklara bakarken Nemo dedikleri bol renkli Betta'lar çok hoşuna gitti. Tamam oğlum bundan alalım sana dedim.. Dedim ki, yine oğlan 300-500TL yara açacak babasına. Bir gün İzmir'de iken mahallemizdeki İlker Akvaryuma gittik. kırmızı bir Veil Tail'e bayıldı oğlan. Hemen aldık tabii ki. 


Balığını da çok seviyor. Balıkta tüm bu yazılanlara nazire yaparcasına her yemi afiyet ile yiyor. Gek Gek Yele" cennete düştüm diye düşünüyordur herhalde. Velhasıl kelam her Betta yem seçecek diye bir şey de yokmuş. Gözünüz korkmasın yani... 

Bu arada  300-500TL yara açacak dedim ya, cepten çıkacak para, cepte durmuyor. Çok acı bir tecrübe ile bu durumu yeniden hatırladım. O da bir sonraki yazının konusu olsun... 

Mgla ve Maciej "Darkside" Kowalski

 
 
Geçtiğimiz günlerde tavsiye üzerine Polonyalı black metal grubu Mgła'nın üçüncü stüdyo albümü olan Exercises in Futility'i dinleme şansım oldu. 4 Eylül 2015'te Northern Heritage Records tarafındna yayınlanmış albüm eleştirmenler tarafından Watain ve erken dönem Burzum gibi "ham, melodik bir black metal" tarzına sahip olarak tanımlanmış. Yine eleştirmenler albümü grubun 15 yıllık kariyerinin en önemli ve en etkili albümü olarak kabul ediliyor. Gerçekten başarılı bir albüm. 

 Albümde davulvu Maciej "Darkside" Kowalski'nin performansı dikkatimi çekti. Acayip zamanlamaya sahip bir davulcu ve ziller ile oynamayı çok seviyor. Müzik tarzı size hitap etmeyebilir ama performansı seyretmeye değer. Bir göz atınız...

Gazete Kağıdı

 


Porsche Design 911

 


Porsche Design 911 Soundbar Black Edition şimdi Allah için nefes kesici bir tasarıma sahip. Çarpıcı bir görünüm kazandırmak üzere hoparlörde mat ve parlak siyah renkler kullanılmış. Aynı zamanda son derece kullanıcı dostudur. 

Hikaye bilindik; kablosuz kayıpsız ses teknolojisi, bağlanmayı hızlı ve kolay hale getirir. Hoparlör 200 watt güç sağlayabiliyor.  Ayrıca, tercih ettiğiniz seviyelere ulaşmanızı sağlayan çok çeşitli bas ve tiz ayarları ile birlikte geliyor. LED ekran, lüks bir görünüm sunarken, aynı zamanda ayar yapmanızı sağlar. Bu nefes kesici hoparlör, bir uzaktan kumanda ile birlikte gelir ve ayağa kalkmanıza gerek kalmadan sesi açmanızı kolaylaştırır. Genel olarak, en sevdiğiniz müziğe hayat veren zengin, kristal bir ses üretir.

Falan filan.... Olay her zaman ki hikaye aslında. Burada tek fark fiyat; 4.250 Dolarcık sadece. Eh Porsche, etiketi gayet doğal... 

Panasonic SU-V460


Panasonic SU-V460. İlk üretim tarihi 1989. Kanal başı 80W güç üretebilen amplifikatörün ağırlığı yaklaşık 8 kilogram 

 Panasonic SU-V460.amplifikatörde AA sınıfı devre tasarımı benimsenmişti.  Yüksek saflıkta OFC bobinden üretilmiş dev bir güç trafosu kullanılmış. Ayrıca, devre yapısını düşük gürültülü hale getirmek için elektrolitik kapasitör olarak yüksek hızlı bir EX elektrolitik kapasitörler tercih edilmiş idi. 

Bu model aslında neredeyse Technics tasarımlarına birebir benzer ancak Panasonic markasının güçlü olduğu pazarlar düşünülerek kozmetik yeniden ele alınmıştı. 

Fifty Shades of Brown

Yavaş yavaş geliştirmekte olduğumuz black water akvaryumumuzun ikinci evresine başladık. Bu arada yazdıklarım çoğu zaman gerçek zamanlı olmuyor. Bazen 1 hafta bazen 15 gün sonradan geliyor yazılar. Bazı bölümleri gerçek zamanlı bazıları değil.. Zaman ve mekan oryantasyonu kayabilir aman dikkat! 

Neyse...

İlk olarak tankımızın artık bir ismi var. Akvaryum Forumlarında "The Last Samurai" mahlaslı Sn. Emre Zaim'in bir yorumundan hareketle tankımızın ismini "Fifty shades of Brown" koyduk. Bugünkü gelişimleri derlediğim bu ufak yazıda konumuz kahverengi değil ama.. Yeşil:)

Tankımızda çok az bitkiye yer vereceğimizi yazmıştım. Seçtiğim bitki Java Fern oldu. Bunun sebeplerinden en önemlisi Güneydoğu Asya kökenli bir bitki olması. Hifi ortamlarından tanıdığım sevgili Fırat Bey'in güzel bir kişisel sitesi var. Bakın aşağıdaki satırları yazmış... 

Güneydoğu Asya kökenli olan bitki, bataklıkların ve nehir yataklarının çevresinde su dışında yetişir. Bazı bölgelere, bataklıkımsı orman tabanının tek hakimi olmuştur. Doğal ortamında daha çok, yosunlanmış kayalara tutunarak yaşar. Nehir yataklarınınn ve bataklıkların amfibik yaşamına çok iyi uyum sağlamıştır.

Java fernler, su şartları açısından pek seçici değildirler. pH değeri 5.0 ile 8.0 arasında değişen sularda yetişebilirler. Su sertliği açısından da 8dH ile 20dH gibi geniş bir aralıkta yaşayabilirler. Hatta, acısuda bile yetiştirilebilirler. Doğal ortamlarında genellikle ılık sularda bulunurlar. Ama yinede, su sıcaklığı açısından da pek seçici oldukları söylenemez. 
Java Fern'ler konusunda bayağı geniş bilgiye buradaki yazısından ulaşabilirsiniz. Bir sürü kaynaktan okuduğum kadarı ile aynı zamanda yaptığım araştırmalarda gözlemlediğim kadarı ile Java Fern bitkisinin benim için biçilmiş kaftan olduğuna karar verdim.  


Bu akvaryumda geçen akvaryumda yaptığımın aksine hemen her ekipman ve bileşen -elektronikler hariç- hobici arkadaşlar ve dostlardan edinildi. Bitkilerde de aynı şey oldu tabii ki. Akvaryum Forumlarından bakınırken bir ilan dikkatimi çekti. Hemen ilan sahibi Sn. Necmettin Atalay'a ulaştım. Yazın şehir dışında olduğum için bir nevi ön sipariş vermek istediğimi, ilerleyen haftalarda müsait bir zaman aralığında bitkileri kargolayabileceğini söyledim. Anlaştık ve zaman akmaya devam etti... 


Şehre döndüğüm bir dönemde minik hediyeler ile beraber kargomu aldım. Son derece sağlıklı ve harika yeşil tonlarına sahip bitkileri akvaryumun kendime uygun gelen bölgelerine tutturdum. Sn. Necmettin Atalay'a bir kez de buradan selamlar. 

Kahverengi tonlarının arasında bu koyu yeşil yapraklar gerçekten müthiş bir atmosfer sağladı. Java Fern'ler yavaş büyüyen bitkiler olması sebebi ile bu bitkileri sadece atmosferi zenginleştirmek, balıkların hoşlanacağı "minik" alanlar yaratmak ve küçük boyutlardaki tankımızda derinlik algısını biraz arttırmak üzere kullandım. Bence hoş oldu. 

Birkaç detay fotoğraf ekledim. Umarım hoşunuza gider... 


Kızıl Saç Ayrı Bir Güzeldir Yahu

 


Moon Hooch

 


Moon Hooch, dans odaklı perküsyon ve saksafon temelli müzikleriyle tanınan Brooklyn, New York'tan bir Amerikalı grup. Grup ilk olarak 2010 yılında Metropolitan Museum of Art'ın önünde çalan sokak çalmaya başladı. 

Grup çoğunlukla caz çalmaya başladı, ancak seyircilerin olumlu tepkilerinin ardından dans müziğine geçtiler. Daha sonra New York Metrosu'nda  çalmaya karar verdiler. Bu süreçte, insanların platform kenarında dans etmesini engellemeye çalışan NYPD tarafından Bedford Avenue istasyonunda müzik yapmaktan men edildiler. 

İlginç bir hikayeleri var ve çok eğlenceli müzik yapıyor Moon Hooch. Grubun albümleri şunlar, Moon Hooch (2013) This Is Cave Music (2014) Red Sky (2016) Life on Other Planets (2020). Her dakika dinlenecek bir müzik değil ama insanı ciddi şekilde pozitif şekilde etkilediği kesin. Yukarıda topluluğun NPR konseri var.. 

Technics SE-A1


Technics SE-A1. Technics'in yeni nesil güç amplifikatörlerinin atası sayılan ürün sipariş üzerine üretiliyordu. İlk kez 1977 yılında ortaya çıktı. Kanal başı 350W güç üretebilen bu dev neredeyse 50kg'ın üzerinde bir ağırlığa sahipti...

Technics'in geliştirdiği ve uzun zaman bizlerle olacak geliştirdiği A + sınıfı amplifikasyon şeması bu üründe de karşımıza çıkmıştı. SE-A1 modelinde benimsenen A + sınıfı, her zaman bir elektrik akımına ihtiyaç duyan A Sınıfı amplifikatörün topraklama potansiyelinin dalgalanması gerçekleştirilir ve yüksek gerilim, gerektiğinde ayrı olarak oluşturulan güç kaynağı amplifikatöründen sağlanır. 

Küçük doğrusal akım direncine sahip büyük bir toroidal transformatör gücü iki kanal için sağlar. Bu amplilerde kanal başına toplam sekiz güç kaynağına vardı. 

Technics deyince burun bükenlerimiz vardır ya, eski Technics acayip bir firmaydı.. Sesi ne olursa olsun... 

Artan Plak Satışları

 


Garip ve Eğlenceli Ürünler bölümünde devamlı yeni ve adını sanını duymadığımız firmaların pikap ve analog pazara yönelik ürünler duyurmasının sebebi, artan plak satışları. Aşağıdaki haberi Euronews web sitesinden aldım. Haberi Kerem Congar yazmış. Haber Amerikan müzik endüstrisinde plak satışlarının CD'leri geçmesinden bahsediyor. Alıntı aşağıda; 

 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) müzik endüstrisinde ilk defa 1986'dan sonra plak satışlarının CD satışlarını geçtiğini duyurdu. RIAA'nın verilerine göre dünya genelindeki plak satışları da 2019'un ilk 6 ayına göre yüzde 4 oranında artış gösterdi ve 232 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde CD satışları ise 129.9 milyon dolarda kaldı. 

 Bu sonuçla 34 sene sonra bir ilk gerçekleşti ve CD'nin icadı ve raflarda yerini aldığı 1986 yılından bu yana eski teknoloji ürünü olan plaklar CD'leri geride bırakmış oldu. Dünya genelinde kaset, taşınabilir disk (CD) ve plak gibi fiziksel müzik kaydeden ürünlerin satışı 2019'a oranla yüzde 23 düşüş yaşadı ve toplamda 376 milyon dolar ciroya ulaştı. Plakları en fazla satan sanatçılar ise klasik rock türünde müzik yapan grup ve şarkıcılar oldu. Beatles, 2018’de 300 binden fazla plak satarken Pink Floyd, Queen ve Led Zeppelin gibi sanatçılar 100’er binin üzerinde sattı. 

RIAA'ya göre 2020'de yaşanan koronavirüs salgını sebebiyle birçok müşterinin müzik dükkanlarına gitme oranı azaldı. Aynı zamanda müzik endüstrisindeki birçok konser iptal oldu ve bazı çalışanlar işlerini kaybetti. Bu sebeple müzik piyasasında dönen parada büyük bir azalma kaydedildi.
Pazarın ilerleyen yıllarda daha da farklılaşacağını düşünüyorum. Her ne kadar dijital platformlar müzik endüstrisinin en güçlü platformları haline de gelseler, plaklar daha çok uzun bir zaman hayatımızda olmaya devam edecekler. Sevindirici... 

Global Gizmos Retro Portable Briefcase Turntable


İlk önce bültenden birkaç başlık sonra yorum. Global Gizmos Retro Portable Briefcase Turntable ile hareket halindeyken plak çalın. Bu bağımsız plak çalar, modern dokunuşlarla retro bir görünüme sahiptir. Dahili hoparlörlerle tamamlanan Retro Briefcase Turntable, üç oynatma hızıyla birlikte geliyor; 33rpm, 45rpm ve 78rpm oynayabilir. 

Pikap, plak çalmanın yanı sıra, diğer müziklerinizi çalmak için Bluetooth bağlantısı da sunuyor. Benzer şekilde, en sevdiğiniz Spotify çalma listelerini hoparlörler aracılığıyla kolayca çalabilirsiniz. Hatta birlikte verilen USB kablosunu kullanarak kayıtlarınızı mp3'e aktarabilirsiniz. Ürün rahat bir taşıma sapına sahip 50'li yılların tarzı bir çantada gelir. Mavi veya siyah renkleri de mevcutmuş.

Şimdi bu pikabın Crosley ve benzerlerinden ne farkı var derseniz, farkı yok. Hemen her firma özellikle de gençlere hitap eden firmalar bu tarz ürünleri mutlaka ürün kataloglarında bulunduruyor çünkü global anlamda plağa talep inanılmaz artmış durumda.