Mars Coşkusu


Gelişmiş ülke olmak bambaşka bir şey. Biz nelerle uğraşırken adamlar nelerle uğraşıyor. Yaşadığımız coğrafyanın tüm olumsuzluklarına rağmen gelen haberlerden etkilenmemek mümkün değil. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi  yani NASA bundan önce Mars gezegeninde buzulların varlığına dair kanıtla elde etmişti. Bu defa ise gezegende sulu tuz bulunduğunu ve akışkan halde olduğunu keşfettiklerini açıkladılar. Muhtemelen son yılların en büyük haberi.

Açık konuşayım bilim ile alakam sadece okuyucu düzeyinde ve bir çok şeyi anlamıyorum. Ancak Mars yüzeyinde devam eden keşif projeleri bu cehaletime rağmen beni çok heyecanlandırıyor. Şu sıralar Mars ve uydularında toplam 5 gözlem aracı ve gezegen yüzeyinde 2 adet araç var. Mars Odyssey, Mars Express, Mars Reconnaissance Orbiter, MAVEN, Mars Orbiter Mission uydu ve gözlem araçları. Gezegeni keşfeden araçlar ise  Opportunity ve Curiosity. Ayrıca bir sürü ülke Mars yüzeyine araştırma amaçlı araç veya uydu göndermiş durumda. Hadi Amerika tamam da, bizim millete sorsanız beğenmedikleri Hindistan, Mars Orbiter Mission (MOM) projesi ile çok kapsamlı bilimsel verileri paylaşıyor.

Merakla takibe devam. Meraklısına linkler;

-NASA Mars Programı

-NASA Mars fotoğraf galerisi 

Ali Dünyaya Geliyor!


Geçen yazımda normal doğum ve sezaryen konusunda bir kaç kelam etmiştim. Doktorumuzun yönlendirmesi ile normal doğum yapmaya karar vermişti eşim. 9 ay civarlarında kontroller iyice sıklaştı. Neredeyse iki günde bir doktorumuzdayız. Beklediğimiz şey ise sancı. Bu arada her sancı doğumun işareti değil. Olması gereken sancı doktorumuzun anlattığına göre öyle böyle bir sancı değil. Günler günleri kovalıyor ve biz sancı beklerken buluyoruz kendimizi. 

9 ay 10 gün civarlarında doktorumuz ufaklığın artık ultrason ekranında tam olarak gözükmediğini ve oldukça büyük bir bebek olduğunu söyledi. Maksimum bir hafta daha bekleyip doğumun yapılmasının uygun olacağını söyledi. Yapay sancı vesaire gibi konulara bir hafta içerisinde karar vereceğiz dedik. Haydı bakalım yine bekle babam bekle... 

Bir hafta geçti. Bizim ufaklığın içeride keyfi yerinde ve bir türlü çıkmıyor. Bu durum bazı tehlikeleri de beraberinde getirebileceği için bu duruma müdahale etmeye karar verildi. Hastaneden 01 Temmuz 2015 Çarşamba günü saat 12.00 için randevu alındı. Bizde tabii ki beklemeye koyulduk ve son hazırlıklarımızı tamamladık. 

30 Haziran Salı günü akşam sularında hani o haftalardır beklediğimiz sancı geldi. Dediğim gibi her sancı doğumun işareti değil. Belirli özellikleri olması gerekiyor. Ağrı girme sıklığı, ağrının derecesi gibi bazı özellikleri var. Eşim hamileliği boyunca pek az kere sancı konusunda serzenişte bulunmuştur. Ancak bu defaki diğerlerinden biraz farklı gibiydi. 

Sancının ilk ortaya çıkmasından sonra hemen doktorumuzu aradık. Bir süre evde beklememizi söyledi. Fasılaları kontrol etmemizi istedi. Ancak ağrının dozajı artmaya başladı ve acı eşiği son derece yüksek olan eşim duvarları yumruklayacak kıvama yaklaşınca doktorumuz hastaneye yönlendirdi. 

Bu yazı dizisi boyunca babanın birinci görevinin lojistik olduğundan bahsettim sizlere. Aslında bir gün sonrası için tüm hazırlıklarımızı yapmışken yaklaşık 12 saat önce hastaneye gidiyor olmamız tüm planları bozmuştu. Tabii teorik olarak.

İyi planlanmış bir lojistik sayesinde bir sıkıntı yaşamadık. 

Böyle günlerde arkadaşlar çok önemlidir. Senelerdir böyle zamanlarda birlikte olduğunuz arkadaşlarınız varsa hayatınız çok kolaylaşacaktır. Benim de bir kaç arkadaşım doğum esnasında bize destek olmak için görev dağılımı yapmıştı. Benim gibi sinirli adamların yanında mutlaka sizi sakinleştirecek, içinizi rahatlatacak insanların olması iyidir. 

Hastaneye ulaşım konusunu ertesi gün sevgili Savaş Paykoç halledecekti. İlk önce ona haber verdim; biz hastaneye gidiyoruz yarın ki plan iptal diyerek. Dur abi ben geliyorum dedi ve yaklaşık 10 dakika içerisinde kapıda belirdi. Daha önceden hazırlamış olduğumuz doğum çantamızı ve hazır ettiğimiz ana kucağını da yanımıza alıp yola çıktık. Zaten başka bir şeye ihtiyacınız yok. Yolda giderken kardeşime, Seçil'in ablasına ve sevgili arkadaşım Tolga İzgür'e de haber ettim. Ayrıca bir kaç arkadaşıma daha mesaj attım. Eğer bu akşam bir şey olacaksa bu ekip ile hep beraber yüzleşecektik. 

Kısa zamanda hastaneye ulaştık. Yolculuk Seçil'in sancısına rağmen oldukça keyifli geçti. Böyle zamanlarda Savaş gibi eğlenceli arkadaşların varlığı önemlidir. Bir kaç saniyelik kayıt işlemi sürerken eşimi kontrol için içeri aldılar. Biz o süre zarfında kayıt işleminin devamını hallettik ve yukarıya çıktık. O kısacık süre içerisinde eşim sezaryen için hazırlanmıştı. O anki durum bebeğin sağlığını tehdit eder hale gelince acil müdahale kararı alınmış. 

Eşimi ilk kez o durumda görünce bir garip oldum. Alışkın değiliz ya birbirimizi böyle hallerde görmeye. Öpüştük ve eşimi içeriye aldılar. Sezaryenin öncesinde epidural denilen bir anestezi yöntemi uygulanıyor. Tüm bunlar olurken anne ve babalarımıza haber verdik. Ben çok kalabalık sevmem böyle durumlarda böylesi yeterliydi. Türk filmlerindeki gibi hastanenin önünde sigara içerek sonucu beklemeye başladık. 

Doktorumuzda hastaneye ulaştı. Artık operasyon başlayabilirdi. Tahmin ediyorum 30 dakika civarında sürdü tüm bu olan biten. İçten içe okunan dualar, arkadaşların, ailenin varlığı ve desteği ile dakikalar akmaya başladı. 

Tabii bu süreç esnasında lojistik destek görevlerinizi de unutmamanız lazım. İlk iş doğum fotoğrafçısına telefon edip randevumuzu iptal ettim. Daha önceden hazırlığım bir mesajı yakın arkadaş grubuma gönderdim. Doğum tarihi 1 Temmuz olmasına rağmen bizim ufaklık 12 saat öncesinde harekete geçti ve tüm planlar altüst oldu. Keşke planlarımız hep böyle hayırlı işler için iptal olsa... 

Gecenin bir vakti ameliyathanede bir hareketlenme oldu. Bir ağlama sesi duyuluyordu. Bir anda bizim ufaklık geldi. Hasta bakıcı daha doğru bir tabirle ebeler bizim ufaklığı giydirmeye başladılar cam bir bölümün ardından. Ben sanırım baka kaldım uzun bir zaman. Bunca aydır beklediğim oğlum ile aramda sadece bir cam vardı. Eşiminde durumu gayet iyi olduğu haberini alınca keyfim yerine geldi. 

Bebeğinizle ilk tanışmanız bir camın ardından olacak. Merak etmeyin bir kaç dakika sonra kucağınıza verecekler... 

Bebeğin temizlenmesi ve kıyafetlerinin giydirilmesinin arkasından ebe hanım ufaklığı bir anda kucağıma verdi. Aylardır acaba tutabilir miyim, ne yaparım diye düşünürken oğlum kucağımdaydı. Yaşadığım duygu patlaması ve fırtınasını kelimelerle anlatabilmek mümkün değil. Benimde sinirlerim boşandı ve Ali bir yandan ben bir yandan ağladık bir süre sanırım. Allah'a şükür bu günleri de gördüm ya ölsem de gam yemem.... 

Bu anlarda anne ve babalarımızın, kardeşlerimizin ve arkadaşlarımızın da mutluluğu görülmeye değerdi. Evlendiğimizden bugüne ailelerimiz bize çocuk konusunda pek baskı yapmamışlardı, babam hariç. Tüm ebebeynler içerisinde yaşı en ileri olan babamdı ve torununu kucağına almayı nasip etti Allah. Bu açıdan da ayrıca sevinçliydim içten içe... 

Hep anlatırlardı çocuk sahibi olmak şöyle böyle diye. Tüm bunların gerçekliğini evladınızı kucağınıza aldığınız zaman anlıyorsunuz. Duyguları tarif etmek çok zor. Aradan bir kaç ay geçmiş olmasına rağmen hala duygularımı ifade edebilecek kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. 

Bizim ufaklık içeride biraz uzun zaman geçirince neredeyse okula gidecek kıvamda doğdu :) 
Aylar süren bekleyişin ardından bizim küçük ailemiz için milat Ali'nin doğumuyla başladı sanırım. İlerleyen günler, haftalar ve aylarda kim bilir ne maceralarımız olacak birlikte. Ama sağlıklı şekilde oğlumu kucağımıza aldık ya, gerisi bir şekilde akıp gidecektir.

Kafamdan bin bir tane düşünce geçerken eşim odasına geldi. Operasyonun zorluğunun izleri yüzünden belli oluyordu. Bir yandan sancılar, bir yandan anestezi etkisi son derece yorgun gözüküyordu. Büyük buluşma odada gerçekleşti. İlk kez emzirme... Sanırım bir ömür boyu bu tablonun karşısında oturup bakabilirdim. Bir anne ve çocuğunun ilk birlikte olma anları...

Biz babalar olarak bu süreçte kendimizi bir sinir harbinin bir bekleşin içerisinde bulacağız. Sezaryen tabii ki süreyi kısaltıyor ancak normal doğumda bu olaylar saatler boyu sürebiliyor. Bu yüzden yanınızda ailenizden ve arkadaşlarınızdan sizi rahatlatabilecek insanlar olması çok önemli. Çok kalabalık ben sevmiyorum ama bazı insanlar böyle zamanlarda kalabalık severler. Daha kolay zaman geçirdiklerini söylerler. Siz en iyisine kendiniz karar verin.

Hastane sürecinde yapacağınız pek bir şey yok. Doktorundan görevlisine herkes neredeyse robotlaşmış. Süreç bir şekilde işliyor. Bizim doğum yaptığımız İzmir Çınarlı Doğum Hastanesinde doğum sürecinde devamlı rahatsız edip para isteyen tipler ortalıkta yoktu. Ancak bebeği getiren ebeye bir "tip" atmak bu işin geleneklerinden. Bu süreçte ufak tefek "tip" veya "bahşiş" atacaksınız. Fıtratında var tıpkı evlilik zamanı olduğu gibi...

Bunlar haricinde yapacağınız bir şey yok. Ancak dediğim gibi bu bir milat ve babalar olarak görevlerimiz daha da artacak....




Gramovox Bluetooth Gramophone


Gramovox Bluetooth Gramophone isminden anlaşılacağı gibi Bluetooth ile cep telefonunuzu tabletinizi bağlayabileceğiniz bir horn hoparlör. Gramovox firmasının ilk ürünü ve anlaşılan pazarda başarılı olmuş. Aşağıdaki video da hikayesi anlatılıyor, vay efendim abiler bir dükkanda Magnavox bir horn görmüşler, organik sesi bunları etkilemiş. Ondan sonra bu ürünü ortaya çıkartmışlar. Fiyat fena değil aslında 300 Dolar. Tabii çarpıp bölünce oyuncak fiyatını aşıyor tabii... Bu Gramovox ürününe yer verme sesbim aslında firmanın Kickstarter'da fonlanan pikap sistemi... O da bir sonraki yazının konusu....

Çölde Güneş Sistemi


To Scale: The Solar System from Wylie Overstreet on Vimeo.

Wylie Overstreet, Alex Gorosh ve arkadaşları Nevada çölüne gidip güneş sistemimizi kumların üzerinde simüle etmişler. İlk bakışta "ee ne var bunda" diyebilirsiniz ama biraz vakit ayırıp yukarıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Hem bilimsel hem sanatsal açıdan muhteşem bir proje...

Ben Senin Babanım


Yoruma gerek var mı bilemedim... Orijinal sahne ise aşağıda... Kalem ne alaka diyen var ise onu da buraya alalım...