Albüm İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albüm İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ornette Coleman - Dancing In Your Head



Dancing in Your Head, benim dönüp dolaşıp dinlediğim tıpkı ismi gibi aklımda yer eden bir albümdür. 1975 yılında yayınlanan albüm, saksafoncu -ve zaman zaman trompetçi- Ornette Coleman'ın en garip albümlerinden birisidir aynı zamanda. Bu albüm Coleman'ın daha sonra bayağı popüler olacak elektrikli enstrümanlar kullanan Prime Time topluluğununda ilk olarak görüldüğü albümdür. Albümün plak versiyonu ilk olarak A&M Records tarafından yayınlandı. 2000'li yıllarda yeniden yayınlandı. Tabii o dönemde ortalıkta bağımsız bir A&M Records yoktu. Bir bilgi olarak günümüzde plak şirketi A&M/Verve/Universal Records olarak geçiyor yani uzun lafın kısası Universal grubunun bir parçası. Bir çok caz eleştirmeni bu albümü elinizde, arşivinizde bulunması gereken ilk 50 albüm listesine sokuyorlar. Ben bu kadar iddialı olamayacağım ama Ornette Coleman ismi sizin için bir şey ifade ediyorsa edinmenizde kesinlikle fayda var.

Albümün içeriği şu şekilde;

Theme from a Symphony (variation one)
Theme from a Symphony (variation two)
Midnight Sunrise
Midnight Sunrise (alternate take)

Orijinal baskıda "Midnight Sunrise" şarkısının alternatif versiyonu bulunmuyor. Bu şarkı yukarıda bansettiğim 2000 yılı baskısında mevcut. Albümün orijinal kadrosu şu şekilde; Ornette Coleman - alto saksafon, Bern Nix - birinci solo gitar, Charlie Ellerbee - ikinci solo gitar, Rudy McDaniel - bas, Shannon Jackson - davul, Robert Palmer - klarnet (Midnight Sunrise şarkısında) Master Musicians of Jajouka (Midnight Sunrise şarkısında)

Master Musicians of Jajouka topluluğundan da kısaca bahsetmeliyim. The Master Musicians of Joujouka, Berberi müzisyenlerden oluşan bir topluluk. Sufi müziğinini etkilerinin görüldüğü topluluğun batı ile buluşmasını Rolling Stones'un kurucularında Brian Jones'a borçluyuz Müzisyenlerin tamamı Fas'ın kuzeyindeki dağlarda bulunan Jajouka isimli bir kasabadan. Haliyle topluluğun ismi buradan geliyor.

Aşağıya albümün ana teması üzerine bir varyasyon içeren bir video eklemek istiyorum. Video, Japonya'daki bir konser sırasında çekilmiş. Bu dönemde artık topluluğun ismi resmen konulmuş; Ornette Coleman PrimeTime. Kadro albümle hemen hemen aynı olmakla beraber basçı Rudy McDaniel'ın yerine Larry McRae ve davulcu Shannon Jackson yerine iki davulcu birden var; Denardo Coleman ve Kamal Sabir. Bu arada Denardo Coleman, Ornette Coleman'ın oğlu olduğu notunu da ekleyeyim...

Record Of Changes ve Samul Nori



Samul nori, Kore'nin geleneksel müzik tarzlarından bir tanesi. Daha çok vurmalı enstrümanlar ön planda olsa da, bizim zurnamıza çok benzeyen bir enstrümanda sık sık kulağa çarpıyor. Bu durumda müziğin tarzına "Samul nori" yerine "nong-ak" deniyor. Samul Kore dilinde dört şey veya dört eşya demek, nori ise çalmak anlamına geliyor. Dolayısıyla "Samul nori" dört şey çalmak anlamına geliyor. Buradaki dört şey, dört farklı müzik enstrümanı. Bu müzikte kullanılan enstrümanlar tabii ki Koreye özgü.

Kkwaenggwari: bir nevi küçük gong
Jing: daha büyük boyutlu bir gong
Janggu: İlginç bir davul, bizim alıştığımız davula çok benziyor ama çapı sanırım daha küçük
Buk: Bu da davul ancak daha büyük bir nevi fıçı şeklinde. Bas sesler için kullanılıyor.

Bu enstrümanların tamamına da pungmul deniyormuş. Samul nori, aslında çiftçilerin müziği olarak bilinen "nong-ak" ile akraba. Samul nori, baharda pirinç hasatı iyi geçtiğinde bu durumu kutlamak için çalınırmış. Aslında buna sadece bir müzik demek çok zor. Aynı zamanda dans, ayin ve müziğin bir karışımı demek lazım. Ancak sadece bu değil. Kore'nin Gyeonggi-do ve Chungcheong bölgelerinin şaman ayinlerinden de bazı esintiler var. Kore'nin bu bölgelerinin inancı eski Moğol-Türk inançları ile benzerlik gösteriyor. Yani şaman ve animist geleneğin ayinlerinden de alıntılar var. Tüm bu geleneklerle Kore'nin kendisine özgü Budizmi birleşince böylesine bir müzik ortaya çıkmış.

Müziğe baktığınızda işler biraz karışıyor. Oldukça gürültülü gelebilir ilk bakışta. Ancak kulaklar alışmaya başlayınca bazı ilginç benzerlikler bulabiliyorsunuz Türk müziği ile. Bugün Anadolu'nun özellikle doğusunda ve güneyinde kimi köylerde böylesine ilginç melodiler duymak mümkün.

Bu müziğin en tanınmış isimlerinden bir tanesi Kim Duk Soo. Tahminne Koreli genç müzisyenler ona büyük usta diyorlar. Aslında Stereo Mecmuası'nın ilk sayılarında ne alakaysa bu müziği yakından tanımak isteyenlerin edinmesi gereken bir albümü yazmışım. O albümde Kim Duk Soo'yu dinleyebilirsiniz. Albümle alakalı şunları yazmışım;

3 uzun parçadan oluşan albüm geleneksel Kore şarkılarının yorumlandığı uzakdoğu müziğine meraklı olanların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bir albüm. Dört kişilik ekip farklı türde davullar, zilleri çalarken Samulnori geleneksel vokal tekniklerini sergiliyor. Kut parçası oldukça yavaş ve ağır vokallerle başlayıp ilk üç dakikasından sonuna kadar davulların ritminin kaybolmadığı çok tempolu bir parça. İkinci şarkı olan P’u Sal Kore’nin güneyine özgü melodilerin dominant olduğu tarihsel köklere işaret eden bir eser. A-Ari parçası ise albümün son parçası ve Kore medeniyetinin kuruluşunu anlatıyor. Bu şarkı trampet benzeri bir sese sahip Changgo davulları ile bezenmiş. Bu albüm, özellikle vurmalı çalgı konusunda dünyaca tanınan Japon gruplara pek benzemiyor, oldukça ağır tempolu ve bol vokal ile renklendirilmiş.

İlginç bir şekilde Samul Nori – Record Of Changes CD'si ülkemizde bulunuyor. Bonus olarak Samul Nori Drums and VOices of Korea isimli albümü de edinebilirsiniz. Bu iki albüm sayesinde bu müziğe kulaklarınız bayağı alışacaktır.

Aşağıda Kore televizyonundan bir Samul nori gösterisi var. Tabii burada zurnaya benzeyen enstrüman olduğu için daha çok "nong-ak" demek daha doğru olacaktır...

Yakaza Ensemble - İçbükeydış



Yakaza Ensemble'ın yeni albümü yayınlandı. Stereo Mecmuası Müzik bölümündeki habere mutlaka denk gelmişsinizdir. Ben albümü merakla pardon düzeltiyorum dört gözle bekliyordum doğrusu. Arada sırada soundcloud üzerinde denk geldiğim küçük ön izlemeler ağzıma sürülen bir tutam bal gibi gelirken en nihayet albüme kavuştuk.

Topluluğun ilk albümünü çok sevmiştim. Oldukça kapsamlı ve özellikle albümün ismini aldığı Amak-ı Hayal kitabını da birkaç satırla da olsa sizlere anlatmaya çalıştığım yazıya bir göz gezdirme şansınız olduysa albümü ilk dinlediğimde ne kadar hoşuma gittiğini fark etmişsinizdir. İlk albümden sonra sessiz geçen iki yılın ardından “İçbükeydış” ile ilgili haberler ve önizlemeler ile albümün yaklaşmakta olduğunu anlamıştık. Aslında Yakaza Ensemble tam kadro olarak olmasa da, çok da sessiz değildi bu iki sene boyunca. Müzik Hayvanı üzerinden bir çok albüm duyuruldu ve bunların bir kısmında Yakaza Ensemble ekibinden tanıdığımız isimlere denk gelebilmek mümkün, bazen müzisyen olarak, bazen kayıtta bazende kapak tasarımında... Denk geldikçe gerek Müzik bölümümüzden gerekse de kendi bloğumdan bu albümlerin haberlerini sizlere vermeye çalışıyorum. Bu yazıda konumuz “İçbükeydış” olsa da, siz yine de “Müzik Hayvanı” web sitesine arada sırada göz atmayı unutmayın..



İki senelik bekleyişin ardından yeni Yakaza Ensemble albümüne bir göz atalım isterseniz. Albüm bildiğiniz gibi A.K. Müzik tarafından yayınlandı. Bültene bir göz atmak gerekirse;

Mart ayında Japonya’da Syunoven adlı sanatçının çalışmalarıyla beraber cd+kitap olarak yayınlanan albüm Türkiye’de A.K. Müzik etiketiyle dinleyicilerle buluşuyor. İki sene aradan sonra yayınlanan bu ikinci albümde yedi parça bulunuyor. Yazar Bedirhan Toprak’ın Gecenin İzi adlı şiirinin kullanıldığı albümün açılış parçası olan İçbükeydış’ın yanı sıra Geri Dönüş parçasında gruba kontratenor Kaan Buldular eşlik ediyor. Bunun dışında Kum, Multan, Şeha, Persona ve İz albümdeki diğer parçalar. Grupta bu albümde Afgan Rebabı, Şakuhaçi, Çello, Ney, Elektronikler gibi daha önceki albümde duyduğumuz seslerin yanı sıra gitar vokal ve saksofon gibi enstrümanlar da eşlik ediyor.

Dışta kaldığını düşündüğümüz herşeyin içte olduğuna işaret eden bir kelime oyunu İçbükeydış. Aynı zamanda zıtlıkların birbiriyle varolduğu fikri ise bestelerin yapım aşamasında gruba hareket noktasını oluşturmuş. Albümün soundunun belirlenmesinde tüm çalışmaların gece hazırlanmış olması da önemli bir rol oynuyor.

2010 yılında A.K. Müzik tarafından yayınlanan ilk albümleri A’mak-ı Hayal den sonra özellikle yurtdışında pekçok konser veren Yakaza Ensemble ikinci albümlerinin Türkiye’den önce Japonya’da yayınlanmasıyla da bir ilki gerçekleştiriyor. Aynı zamanda İçbükeydış parçası üzerine üç japon djin hazırladığı remixler EP olarak plak formatında Japonya’da yayınlandı.

Yakaza Ensemble’ın bu yeni albümü, grubun ismini kendi koyduğu Yeni Dünya Müziği adına ikinci bir adımı oluşturuyor.



Albümdeki müzisyenlere de bir göz atalım;

afgan rebabı, akustik gitar, elektrik gitar: Eray Düzgünsoy
ney, şakuhaçi, bendir, zarb, kudüm :M. Fakih Kademoğlu
perdesiz bas gitar, elektronikler: Ömer Sarıgedik
viyolensel :Ceren Erendor

Gelelim albüme; Albüme ismini veren şarkı açılış parçası; İçbükeydış. Şarkıda şiir severlerin belki tanıdıklarını düşündüğüm oldukça ilginç bir isimden dizelere yer verilmiş; Bedirhan Toprak. Şair aslında uzun yıllardır şiirlerini yayınlamaya devam ediyor olsa da, geniş kitleler tarafından tanınması Selahattin Kaya Roman Ödülü sayesinde oluyor. Şiirleri zaman zaman bir roman gibi uzun sayfalar hatta kitaplar boyunca devam eden Toprak'ın yayınlanmış bir çok kitabı Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış. Albümün açılış parçasındaki şiirin ismi “Gecenin İzi” Şiir Yapı Kredi Yayınları'ndan 2004 yılında çıkan “Gece Dili” (1) kitabından alınmış. Dizeler şu şekilde;

bir iz sürer derviş
gece midir
aydır aradığı belki
ince
beyaz
ışık
bulur ve sevinir
konuşalım der otur da
dur da konuşalım
anlatayım az
gideriz



Oldukça uzun girişin hemen ardından “Kum” isimli şarkı başlıyor. Şarkının ilk başında Eray Düzgünsoy'un akustik gitarından dökülen notalar sizi şaşırtabilir. Birkaç saniyenin ardından şarkıya Yakaza imzası ekleniyor. Genelde Japon flütü olarak tanınan ancak yapımı standart bir flüte göre son derece meşakkatli bir enstrüman olan şakuhaçi M.Fatih Kademoğlu'nun nefesiyle şarkıyı bambaşka boyutlara götürüyor. Şarkının çok kötü bir yanı var, o da kısa olması. Kısa derken dört dakikayı geçen şarkı ondört dakika olsa yine keyifle dinlerdim. Elektronikler, akustik gitar, bas gitar, viyolonsel ve şakuhaçi çok ilginç bir kombinasyon olmuş.

Üçüncü şarkının ismi “Multan” Burada bir soluklanalım isterseniz. Multan ilk bakışta size belki bir şey ifade etmiyor olabilir ancak Sufi geleneğe biraz ilgi duyuyorsanız Pakistan'ın Multan kenti hafızanızda yer etmiş olabilir. Pakistan'ın tarih açısından en zengin bölgesi olan Punjab'ın önde gelen kentlerinden bir tanesi olan “Multan” hem bir çok sufi dergahına ev sahipliği yapıyor hemde Hintli ve Pakistan'lı bir çok kavvali müzisyenin uğradığı bir kent. Okuduklarıma bakarak kentin büyük bir tarihsel geçmişi var ve bir çok eser hala ayakta(ymış) Aslında bu konuları bir ara elimden geldiğince ayrıntılı şekilde bloğumda ele almayı planlıyorum. Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya özellikle de Anadolu'dan İran'a oradan Türki Cumhuriyet'lere ve Pakistan'a uzanan kendi bilgilerim ölçüsünde bir yazı fena olmaz. Aslında kardeşim dahil konuyu enine boyuna inceleyen insanlardan da destek alabilirim. (2)

Velhasıl kelam “Mulan” şarkısında Yakaza Ensemble ne düşündü bilemiyorum ama şarkının bana düşündürdükleri daha doğrusu hatırlattıklarını özetlemeye çalıştım.

Dördüncü şarkı olan “Geri Dönüş”te kontratenor Kaan Buldular'ın katkısı var. İtayanca bir şiiri seslendiren Buldular'a Yakaza Ensemble kendi müziği ile eşlik edince ortaya ilginç bir karışım çıkmış. Şiir aslında bayağı karamsar, her geri dönüşün bir öncekinden daha zor olduğunu anlatıyor; renksiz, umutsuz, sessiz...

Albümün beşinci şarkısı “Şeha” ve hemen ardından gelen “Persona” oldukça uzun şarkılar. Özellikle “Personna” çok ilginç bir şarkı olmuş, altta elektronikler üzerinde elektro gitar Yakaza Ensemble'dan şimdiye kadar dinlemeye çok alışkın olduğumuz bir kombinasyon değil. Ancak bayağı şaşırtıcı şarkının son bölümlerinde Yakaza Ensemble çizgisine bir anda dönen şarkının bu bölümlerindeki şakuhaçi partisyonları çok keyifli. Aynı melodiler farklı enstrümanlarla gerçekten çok farklı oluyor.

Albümün kapanışı ise Ömer Sarıgedik'in programladığı elektronikler ile yapılmış. Özellikle Müzik Hayvanı'nı takip eden meraklılara bir nevi selam gönderilmiş.



Albümün kaydı son derece başarılı keyifle dinleyeceğinize eminim. Albüm bence çok iyi kotarılmış diye düşünüyorum. Şunu açıklıkla söyleyeyim ilk albüm yani Amak-ı Hayal, bence son dönemlerde ülkemizde yapılmış en ilginç albümlerden bir tanesiydi. Bu tarz albümlerin ardından müziğe devam etmek müzisyenler için çok zor bir durumdur. Dinleyici çok acımasızdır bu durumlarda. İlk albüme benzer bir şey yaparsanız olay kendini tekrar etmişsinize döner, bambaşka bir şey yapsanız dinleyicinin beklentileri boşa çıkar. Yakaza Ensemble bence cesur davranmış ve albümü kendi istedikleri gibi yapmışlar. İçbükeydış, ilk albümü sevenlere göz kırparken, bir çok yenilik ile geliyor.

Yakaza Ensemble'ın ilk albümü yayınlandığında cevaplamamız gereken bir soru vardı hatırlıyor musunuz? Yeni “dünya müziği” mi, yoksa “yeni dünya” müziği mi? Cevabı bana soruyorsanız hala bir cevabım yok. Ama Yakaza Ensemble'ın bu albümünün bazı Japon müzisyenler tarafından yeniden düzenlemesi, albümün bu halinin Japonya'da CD+kitap olarak (3) yayınlanması belki sorularımıza bir cevap verebilir. Bu arada albümün yeniden düzenlenmiş halinin 12 inçlik plağı Japonya'da satışta. (4) Belki ülkemize de gelir ve ediniriz.

Son bir not, üçüncü albüm için arayı bu kadar uzatmayın olur mu :)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)  YKY'de 1. Baskı: 2004 ISBN: 975-08-0871-1
(2) Aslında bu proje nicedir kafamın bir köşesinde var ancak özellikle ülkemizdeki önemli noktaları tekrar ziyaret etmek istiyorum başlamak için. -içimdeki- bazı şeylerden emin olmalıyım.
(3) Japonya'da yayınlanan yeniden düzenlenmiş CD+kitap baskısı için link
(4)  Plak baskısı için link ise burada

Sex Pistols - Never Mind the Bollocks, Here's the Sex Pistols LP



Never Mind the Bollocks, Here's the Sex Pistols (veya kısaca Never Mind the Bollocks) ilginç bir şekilde Sex Pistols'ın ilk ve tek stüdyo albümüdür. Hem müzikseveler, hem eleştirmenler hemde müzik tarihçileri açısından albümün müziğe etkisi hatta müzik tarihini değiştiren albümlerden bir tanesi olduğu genel olarak kabul görür. Bende bir müziksever olarak albümün müzik tarihine etkisini önemseyenlerdenim. Sonuçta dünya müziğinde yepyeni bir akımın başlamasına vesile olmuştur. Bu arada bu albüm kesinlikle ilk punk albümü değildir ancak en büyük etkiyi yapan albüm olduğu muhakkaktır.Zaten albüm en taraflısından en tarafsızına kadar arşivinizde olması gereken listelerinin en üstlerinde kendisine yer edinir. Tabii ki rock müzik ile ilgilenenler için söylüyorum :)

Albüm 1977 yılında Virgin Records tarafından yayınlandı. Albümde kullanılan dil geniş kitleleri şoke edecek türdendi. Albümdeki bir çok şarkı 1976 yılında resmi olmayan ancak elden ele dolaşan bootleg bir albümde görülmüştür. Meraklılar için bahsettiğim albümün ismi "Spunk". Albüm daha doğrusu albüm öncesi yayın aslında demo kayıtlarından oluşuyor ve 1976-1977 arasında yapılan kayıtları içeriyordu. Albümün elden ele dolaşmaya başlaması "Never Mind the Bollocks"tan hemen önce başlamıştı. İlginç...

"Never Mind the Bollocks, Here's the Sex Pistols" yazdığım gibi Sex Pistols'ın vokalist Johnny Rotten ile yayınladığı tek albüm. Bu albümdeki şarkıları zaman içerisinde bir çok toplama albümde görebilmek mümkün. Hatta bu toplama albümlerin bir kısmı yeni bir albüm gibi bile yayınlanmıştır korsan olarak. Aslında albümün oluşturulması da biraz karmaşık bir durum idi. Albümdeki dört şarkı topluluğun daha önceki 45'liklerinden alınmıştı. Geriye kalan bir çok şarkı ise B-side'lar, deneysel şarkılar ve sorunlu şarkıların yeniden ele alınmasıyla oluşturulmuştu. Tahmin edebileceğiniz gibi Sex Pistols'ın dönemin İngiliz mahkemeleri bol bol problemi oluyordu. Özellikle "God Save the Queen" ve "Anarchy in the UK" daha önce 45'lik olarak yayınlanmış ve ortalık birbirine girmişti. Bu iki şarkının İngiltere'ye ve Kraliçe'ye direkt olarak saldırdığı -ki saldırıyordu- söyleniyor ve topluluğun başı dertten kurtulmuyordu. Aslında bu albüm toplumdan dışlananların haykırışı idi. Son derece sinirli ve kızgın bir albümde... Hatta bugün için dahi bayağı sinirli bir albümdür...

Topluluğun albümü tamamlarken iyi müzik yapmak gibi bir sıkıntısı yoktur. Vokaller bambaşka bir kafa ile -ayrıntısına giremiyorum- yapılmış, gitardan davula kadar hatalarla doludur. Zaten albümün geniş kitlelere ulaşmasının sebebi budur. Albüm samimidir...

Albümün şarkı listesini vermeden önce bir küçük ayrıntıdan bahsedeyim. Albümün 11 şarkılık ve 12 şarkılık 2 ayrı versiyonu var. Farklılık "Bodies" isimli şarkı. Albümün farklı ülkelerde farklı versiyonları yayınlanmıştı hatta kapakta da bazı farklılıklar vardır. Liste şu şekilde;

A Yüzü
"Holidays in the Sun" – 3:22 *
"Liar" – 2:41
"No Feelings" – 2:56
"God Save the Queen" – 3:20
"Problems" – 4:11


B Yüzü
"Seventeen" – 2:02
"Anarchy in the U.K." – 3:32
"Bodies" – 3:03 *
"Pretty Vacant" – 3:18
"New York" – 3:07
"EMI" – 3:10

Albüm 2007 yılında yani albümün 30. yılı dolayısıyla Virgin Records tarafından tekrar yayınlandı. 180 gram basılan plak içerisinde ek olarak 45'lik olarak "Submission" eklenmişti. Aynı yıl günümzde orijinal baskıları inanılmaz fiyatlara satılan "Anarchy in the UK", "God Save the Queen", "Pretty Vacant" ve "Holidays in the Sun", 7" 45'lik plak formatında basıldı. Ancak günümüzde bu 45'likleri bulmak mümkün değil. Tıpkı orijinal baskılar gibi yeni baskılarda tükenmiş ve büyük tutarlara el değiştiriyor.

Bu arada albümün 180gram plak baskısından da, farklı bir şey beklemeyin. Son derece içten, kızgın bir albüm ve son derece kötü bir kayıt.

Wollny, Kruse, Schaefer [em] - Live At Jazzbaltica CD



ACT plak firmasından konser albümleri görmeye pek alışkın değilizdir. Uzun zaman sonra elime geçen çok hoşuma giden bir albümü tanıtayım sizlere. Üç Alman müzisyenden oluşan [em] topluluğunun konser albümü olan “Live At Jazzbaltica” Piyanoda Michael Wollny, basta Eva Kruse ve davulda Eric Schaefer'den oluşan üçlünün canlı performansı son derece etkileyici. ACT’ın patronu Soggi Loch'un çok geniş olmayan topluluklara ve trio'lara özel bir ilgisi olduğunu biliyoruz. Özellikle müzik dünyasına EST'yi kazandıran Loch, JazzBaltica Festivaline özel olrak bu üçlünün kurulmasına öncülük ediyor. Bu dönemlerde sadece piyanist Michael Wollny'nin Nils Landgren vasıtası ile ACT ile alakası var. Diğer iki müzisyen ise bir şekilde bir araya geliyor. Topluluk 2005 yılında ilk CD'leri olan Call It [em] albümünü yayınlıyor. Bayağı ilgi çeken albümü [em] II] ve [em] 3 albümleri izliyor. “Live At Jazzbaltica” topluluğun dördüncü albümleri. Anlayacağınız topluluğu tanımakta bir miktar geç kalmışım. Geç olsun güç olmasın....

Şimdi isterseniz müzisyenleri tanıyalım. Müzisyenlerle ilgili bilgi bulmakta bayağı zorlandım. Almanca bilmiyor rağmen nasıl oluyorsa kendi sitelerini büyük ölçüde çözüp aşağıda okuyacağınız gibi bayağı bilgi topladım...

Michael Wollny 1978 doğumlu Alman bir müzisyen. 1997 yılında piyano konusunda müzik eğitimine başlayan Wollny, okul yıllarından itibaren çeşitli topluluklarda çalışmış. Nils Landgren de dahil olmak üzere bir çok ilgi çekici müzisyenle kayıtları var. Oldukça rahat tavırları ile sempatik bir tarza sahip olan Alman müzisyen, kuzeyin o alıştığımız soğuk ama bir o kadar teknik müziğinin oldukça dışından bir yerlerde duruyor.



Eva Kruse, müzik hayatına piyano öğrenerek başlamış. Daha sonra elektrikli basa geçiş yapmış. 1998 yılında akustik enstrümanlara merak salınca müzik eğitimini bu yönde almaya karar vermiş. İlk önemli uluslararası deneyimi [em] topluluğunda Eric Schaefer ve Michael Wollny birlikte kazanmış. Sonrasında kendi ismiyle bir trio kurmuş. Caz bası dünyasında kadınları görmeye pek alışkın değiliz. Topluluğa ilk bakışta bana oldukça değişik gelmişti...

Davulcu Eric Schaefer'de oldukça genç bir isim. Davulcuların genelde beste konusunda çok aktif olmadıklarını düşünürüz ancak Schaefer pek öyle değil. Ayrıca farklı müzik türlerinde de çalışmaları var. Cazın yanında post-rock, noise ve özellikle emprovize müzik konusunda çalışmalar yapan Schaefer'in çalıştığı bir çok topluluk var. Genç yaşına müzik dünyasında bayağı aktif bir müzisyen.

Konser albümünde üçlünün çaldıkları şarkıların büyük bölümü daha önceki albümlerinden alınmaymış. Ancak yeni şarkılarda var. Örneğin ‘Phlegma Phighter’ cazdan progressive rock'a doğru gidip gelen bir parça. Topluluğun daha önceki albümleri elimde olmadığı için mukayeseli bir yazı yazamayacağım ama size konser albümünü çok sevdiğimi söyleyebilirim. İlk şarkıdan son şarkıya kadar oldukça dinamik bir şekilde ilerleyen albüm her dönemin cazına göz kırpıyor. Ancak EST gibi kuzeyin önemli isimlerine de sololarda bayağı bir atıf yapıldığı meraklı kulaklardan kaçmayacaktır. Albümdeki dinamizmi sağlamak için çok uzun ve kendini tekrar eden sololara yer verilmemiş. Ancak özellikle piyano ve bas atışmalarına kulak verdiğimizde Alman müzisyenlerin yeteneklerini anlayabiliyoruz. Topluluk kendi müziklerini kendisi bestelediği için hiçbir müzisyenin çok ön plana çıktığını söylemek güç. Sololar ve ritm bölümleri çok keyifli dağıtılmış.

Albümdeki şarkı listesi şu şekilde;

1. Blüten - 04:23 (Schaefer, Eric)
2. Shelley - 03:59 (Schaefer, Eric)
3. Phlegma Phighter - 08:53 (Schaefer, Eric)
4. Sov Lilla Alma - 03:39 (Kruse, Eva)
5. Kiyoshi - 04:34 (Wollny, Michael)
6. In Water - 03:33 (Kruse, Eva)
7. Etude No. 1 - 03:38 (Schaefer, Eric)
8. Arséne Somnambule - 05:41 (Schaefer, Eric)
9. Gorilla Biscuits - 05:02 (Schaefer, Eric)
10. Break It - 04:14 (Kruse, Eva)





ACT'ın konser kaydı benim çok hoşuma gitti. Şarkıların yapısına uygun şekilde son derece ayrıntılı bir kayıt yapılmış. Şarkılarda minimal bir çok bölüm olmasına rağmen ayrıntıları sanki bir konserdeymiş gibi duyabilme hissi çok iyi. Kuruluşundan 7 sene sonra keşfettiğim Alman müzisyenlerin diğer albümlerini de edinmeye çalışacağım.

Albüm Equinox Music'in stoklarında var mı bilmiyorum ancak bir şekilde kulak kabartmanızı öneririm.

Breakfast at Tiffany's Plak



Breakfast at Tiffany's veya Türkçesiyle “Tifani'de Kahvaltı”, Seçil'in en sevdiği filmler arasında yer alır. Sadece Seçil'İn değil valide sultan Sehzanecez'de sever bu filmi... Hakancez'in ise listesinde “Pink Panther” yani “Pembe Panter” var. Bir anda ne oluyoruz diyor olabilirsiniz. Tüm bu filmlerin ortak noktası Henry Mancini. Alman Speakers Corner firması yavaş yavaş Mancini soundtrack'lerini basıyor. Bizde edinebildiklerimizi ediniyoruz.

Enrico Nicola "Henry" Mancini 1924 doğumlu Amerikalı bir müzik adamı. Besteci, aranjör, orkestra şefliği gibi müziğin bir çok alanında çalışmış. Ona asıl ünü getiren şey ilk başta film müzikleri ve arkasından da televizyon çağında yaptığı besteler. En bilindik müzikleri ise sanırım hepimizin kafasında yer etmiş Pembe Panter melodisi ve duyar duymaz hatırladığımız meşhur "Moon River" şarkısı ki, şarkıyı Breakfast at Tiffany filminden hatırlarsınız.

Filmi hepiniz duymuşsunuzdur ancak filmin afişi zaman içerisinde bir pop art ikonu haline gelmiş ve günümüzde de bir çok markanın duvar kağıtlarından, perdelerine kadar farklı bir çok üründe kendisine yer bulmuştur. Aslında filmin bile önüne geçmiştir diyebiliriz. Nasıl geçmesin Audrey Hepburn'ün kariyeri boyunca verdiği belki de en güzel pozdur.



Filmin tüm müzikleri neredeyse Mancini tarafından bestelenmiştir. Ancak en akılda kalıcı şarkı olan "Moon River Cha Cha" ve "Moon River" Henry Mancini ve Johnny Mercer ortak çalışmasıdır. Bu çalışma ile bir çok ödül kazanmıştır ikili...

Film yönetmenlerinin, müziğin önemini keşfetmesi muhtemelen sinema tarihinin yazılmaya başladığı zamana denk geliyor. Filmin yönetmeni Blake Edwards, filminin müziklerine özel önem vermek ister ve araştırmaya başlar. 1950'lerin sonunda bir televizyon fenomeni haline gelen Peter Gunn şovunun müziklerini yapan Mancini ilk aklına gelen isimdir. Mancini işi kabul eder. 1960'ların Amerikasında rock müzik çılgınlığı devam ederken filmin müziğini senaryoya da uygun şekilde caz ağırlıklı yapmaya karar verir. Caz müziğin popüler ismi Glenn Miller'in bir nevi öğrencisi olan Mancini, onun müziğine bol bol atıf yapar ve şarkılar birer birer ortaya çıkmaya başlar. Meşhur “Moon River” şarkısınında dahil olduğu besteler filmi çeken Paramount yetkilerinini beğenisine sunulur. Yöneticilerin bir çoğu “Moon River” beğenmez ve şarkının listeden çıkarılmasını isterler. Tam bu esnada Audrey Hepburn devreye girer ve şarkıyı filmde ister. Bazı yazılan çizilenlere göre şarkının atılmasını öğrendiğinde cesedimi çiğnerlerse yapabilirler demiştir. Bu durumu bazı yazarlar Mancini ile Hepburn'ün arkadaş olmasına bazıları da şarkının potansiyeline bağlarlar. Tek bildiğim şey şarkının filme bir çok şey kattığıdır. Bu arada hep Mancini'den bahsediyorum ama Johnny Mercer'i de unutmamak lazım. Şarkının sözleri Mercer tarafından yazılmıştır.

Albümdeki şarkılar Mancini tarafından senaryoya uygun şekilde özgün eserler olarak bestelenmiştir. Moon River filmin hem başında hemde sonunda çalınır. Fakat filmin ilerlemesine göre farklı şekilde aranje edilmiştir. Ayrıca filmde şarkıyı Hepburn'ün zorlanmadan söyleyebilmesi için bir çok düzenleme yapılmıştır. Filmdeki şarkıların listesi şu şekilde;

"Moon River" (Henry Mancini, Johnny Mercer)
"Something for Cat"
"Sally's Tomato"
"Mr. Yunioshi"
"The Big Blow Out"
"Hub Caps and Tail Lights"
"Breakfast at Tiffany's"
"Latin Golightly"
"Holly"
"Loose Caboose"
"The Big Heist"
"Moon River Cha Cha" (Mancini, Mercer)



Filmin müziklerinin filme yaptığı olumlu etkinin yanında plak olarak önemli başarı kazanmıştır. Hem listebaşı olmuş, çok büyük miktarlarda satılmış hemde senenin tüm prestijli film müziği ödüllerini kazanmıştır. Muhtemelen eşiniz, (kız arkadaş veya nişanlınız) bu filmi seyretmiştir. Tüm aile hep birlikte müzik dinlemek isteyenler için ilginç bir plak seçeneği olabilir. Bizde bu yazıyı ailecek yazdık. Yazının büyük bölümü Seçil'e ait. Plak baskısı gayet başarılı. Aklınızda bir yerlerde bulunsun...

Machinarium Soundtrack (FLAC veya MP3)



Arada sırada sizlere bilgisayar oyunların bahsederim. Bu kez bir bilgisayar oyunun soundtrack'inden bahsedeceğim. İlk bakışta kulağa garip geliyor ama Stereo Mecmuası'nın normal bir oluşum olmadığını sanırım biliyorsunuzdur artık...

Kısaca oyundan bahsetmek gerekirse Machinarium iki boyutlu tıkla ve bas şeklinde oynanan bir oyun. Sistem ihtiyaçları son derece basit hani neredeyse 5-6 senelik hatta daha eski bilgisayarlarda bile oynanabilecek şekilde tasarlanmış. Oyun zaten flash üzerinde çalışıyor.

Oyunda ana karakterimiz bir robot. Hikayeye göre makine artıklarının yollandığı bir gezegene gönderilen robotumuzu bir çok bulmacayı çözerek ve çevrede bulunan ekipmanı toplayarak gezegenin en büyük şehrine ulaştırmaya çalışıyoruz. Oyun bayağı eğlenceli hatta kafa patlatmak gereken bölümleri de var. Görünüşe göre küçük bir yapım firması tarafından tasarlanan oyun 2000'lerin sonlarında bayağı bir ödül toplamış. Hemen herşey el ile çizilmiş ve gerçekten ekranın karşısında keyifli vakit geçirtiyor.

Oyunu geçenlerde ziyaret ettiğim bir teknoloji marketinde gördüm. İsmi ilgimi çekti ve ne olduğunu bilmeden satın aldım. Üzerindeki fiyat etiketi 4.99TL idi. Bu fiyat için riske girmeye değer. Oyunu oynarken müzikleri çok dikkatimi çekti. Oyun CD'sine bakarken “Soundtrack” isimli bir klasör fark ettim. Burada MP3 ve FLAC formatlarında oyunun soundtrack'ine yer verilmiş. Oyunu bırakıp şarkıları dinlemeye başladım.

Soundtrack, Çek Cumhuriyetinin Prag şehrinde bir besteci ve multimedya artisti olarak çalışan Tomas Dvorak tarafından bestelenmiş. Oyunu yayınlayan firmada Çek Cumhuriyetinden bu arada. Albüm çok ilginç. Tamamen elektronik (kapanış parçası hariç) öğelerle süslenmiş sanki robotların arasındaymış gibi hissettiren parçalar. Bir yanıyla Kraftwerk'in müziğine göz kırpan albümün en ilginç tarafı akılda kalan hatta dile pelesenk olma potansiyeli içeren melodilere ev sahipliği yapması. Albümü dinledikten sonra dit-düt vesaire robotik seslerle ortalıkta dolaşırken bulabilirsiniz kendinizi :)

Albüm kapanış parçası ise gerçekten güzel bir şarkı "Prague Radio" Şarkıda bası Petr Tichy, gitarı ise Vojtech Zelinsky çalmış. Küçücük bir firmanın düşük bir bütçe ile yaptığı bir oyunda böylesine bir şarkı ile denk gelmek son derece garip. Şarkı listesini de vereyim bu arada geleneksel olduğu üzere...

1. "The Bottom" 5:30
2. "The Sea" 3:53
3. "Clockwise Operetta" 3:53
4. "Nanorobot Tune" 3:06
5. "The Mezzanine" 2:14
6. "Mr. Handagote" 3:16
7. "Gameboy Tune" 4:37
8. "The Furnace" 2:58
9. "The Black Cap Brotherhood Theme" 1:49
10. "The Prison" 2:34
11. "Glasshouse With Butterfly" 3:35
12. "The Castle" 3:36
13. "The Elevator" 7:12
14. "The End (Prague Radio)" 2:38



Bende mi bir acayiplik var diyerek soundtrack albümünü bir araştırayım dedim.. Meğer bayağı ödül almış hatta 2009 ve 2010 yıllarında bağımsız festivallerdeki (tabii bilgisayar ile alakalı olanlar) tüm ödülleri toplamış.

Hatta Dvorak gördüğü büyük ilginin üzerine albümü plak formatında da yayınlamış. Alman Pallas Group tarafından 140gr formatında basılan plağın ilk baskısını oluşturan 555 adet bizzat Dvorak tarafından imzalanmış. Çok ilginç değil mi?

Bu arada araştırdıkça yeni bilgilere de ulaştım, Dvorak Machinarium Bonus EP adından albümde yer veremediği şarkıları sonradan yayınlamış ve kendi sitesi üzerinden ücretsiz dağıtıyor. Bir göz atın. 5TL'ye bundan iyisi olmaz herhalde. Aşağıda oyunla alakalı bir video var. Hem oyun hemde müzikleri hakkında bir fikir verebilir...

Bülent Evcil ve Lior Kretzer - Orta Doğu Minyatürleri CD


Evet bu yazımda sizlere son derece minimal bir albümden bahsedeceğim. Bülent Evcil ve Lior Kretzer ortak çalışması Orta Doğu Minyatürleri.

Albüm genel anlamda ismine uygun bir albüm. Çevremizdeki coğrafyadan kulağa tanıdık gelen hatta yakından tanıdığımız melodileri oldukça etkileyici şekilde yorumlamış iki müzisyen. Şarkılara geçmeden önce isterseniz müzisyenleri yakından tanıyalım.

Bülent Evcil, 1968 doğumlu bir müzisyen. Müzik eğitimine İstanbul'da başlayan Evcil, mezun olmasının ardından eğitimine devam etmek için yurtdışına çıkmış. 90'lı yıllarda flüt eğitimi bir çok derece ve ödül ile tamamlayan Evcil, çeşitli yarışmalarda da başarı kazanmış. 1992 yılında İrlanda Dublin'de düzenlenen bir yarışmada aldığı ödül sayesinde İrlandalı flüt virtüozu James Galway'in öğrencisi olma şansını yakalamış. Galway'in öğrencisi hakkında yaptığı yorum çok dikkat çekici;

“Bülent Evcil fevkalade bir tona ve mükemmel bir tekniğe sahip. Her yönüyle çok etkileyici genç bir flütçü ve bence kuşağının en önde gelenlerinden biri.”



Eğitimini tamamlayan Evcil, müzik kariyerine ülkemizde ve dünyada bir çok önemli orkestranın içerisinde bulunarak devam etmiş. Müzisyenin biyografisine şöyle bir göz atarsanız oldukça etkileyici bir tablo ile karşılaşacaksınız.

Albümde dinleyeceğimiz ikinci müzisyen ise piyanist Lior Kretzer. Hakkında çok fazla bilgi bulamadığım müzisyen piyano, orkestra şefliği ve bestecilik eğitiminin ardından Avrupa, İsrail ve Amerika'da çeşitli orkestralarda çalışmış. Müzisyenliğin yanında eğitmenilikte yapan Kretzer'i tahminen ben ilk kez bu ortak çalışmada dinleyeceğim.

Albüm, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın Arapça konuşulan ülkelerindeki çeşitli halklardan Mezopotamya, İran, Kıbrıs, Türk, Musevi ve Arap müzik geleneklerini kucaklama amacında CD kitapçığına göre. Her iki müzisyenin klasik müzik kökenli olması albümü ilk adımda benim için son derece ilginç hale getirdi. Çok yüksek tekniğe sahip müzisyenlerin, bazen müziğin ruhunu daha arka plana atarak geleneksel ezgileri yorumlamasının sonuçlarını gördüğüm için Evcil ve Kretzer ikilisinin yorumlarını çok merak ediyordum.

Albümün açılış parçası olarak Ahmed Adnan Saygun'un hepimizin çok yakınen tanıdığını düşündüğüm Yunus Emre Oratoryosunun 4. bölümü seçilmiş. Daha ilk saniyede Evcil'in flütünden yayılan notalar dinleme odamı sarınca endişelerimin son derece yersiz olduğunu gördüm. Flütün mistik tonu, konuk müzisyen Müşfik Uzun tarafından çalınan kudümle desteklenince “Arya” bambaşka bir hal almış. Bu duruma kayıttaki derinlikte eklenince etkileyici bir yorum ortaya çıkmış.

Albümün ikinci parçası Mordechai Zeira'dan seçilmiş. Bildiğim kadarı ile erken dönem modern İsrail müziğinin oraya çıkmasında pay sahibi olan isimlerden bir tanesi olan Zeira'nın şarkısı “Shirat Hechalil” her iki müzisyen tarafından ortak yorumlanmış.



Bu arada İsrail müziği ile alakalı birkaç bilgi vermek istiyorum. Albümü satın alanlar veya alacaklar için fazladan bilgi olur. Modern İsrail'İn ortaya çıkmasından sonra dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlar kendi müzikal anlayışlarını da yanlarında getirdiklerinde ortaya çok zengin bir dünya çıkıyor. Rusya'dan gelenler bu büyük coğrafyanın sayısız diyarlarından farklı yerel müziklerle kendi geleneklerini birleştirince ortaya çıkan tarz melodi zenginliği ile dikkat eçkiyor. tarzlara sahip anlayışlara Albümde de bol bol bahsedilen klezmer müziği ise daha çok Doğu Avrupalı musevilerin getirdiği bir müzik tarzı. Tüm bunları Orta Doğu ve Arap yarımadasının müziksal gelenekleri ile birleştirdiğinizde ortya çok renkli bir tablo çıkıyor. Albümde bu renkliliği yer yer görebilmeniz mümkün. Özellikle Orta Doğu Halk Şarkıları medley'inde du durumu kendi kulaklarınızla dinleyebilirsiniz. Hazır yeri gelmişken albümün şarkı listesi;

1. Ahmed Adnan Saygun Yunus Emre Oratoryosu Bölüm 4: Arya 3:55
2. Mordechai Zeira Shirat Hechalil 3:50
3. Anonim Üç Türk Halk Şarkısı: Şehnaz Longa, Katibim, Nihavent Longa 6:00
4. Ekrem Zeki Ün Yunus'un Mezarında 5:36
5. Anonim Orta Doğu Halk Şarkıları 12:18
6. Shlomo Idov Cholem Besfaradit 3:32
7. Sadi Işılay Sultaniyegah Sirto 5:20
8. Anonim Sarı Gelin 6:31
9. Necip Celal Andel Özleyiş 2:53
10. Shlomo Gronich Yesh Li Simpatia



Son zamanlarda yeniden yorumlanması çok denk geldiğim "Sarı Gelin" türküsüne yapılan yorumda gerçekten dikkat çekici. Son derece sakin, abartıdan uzak yapıda. Albümdeki bu durumu çok sevdim. Başta Bülent Evcil olmak üzere çaldığı enstrümana son derece hakim müzisyenlerin kendini ön plana çıkartma hevesi olmadan abartıdan uzak ama son derece ustaca yaptığı yorumlar şarkıları gerçekten bambaşka diyarlara götürüyor. Benzer bir durumu "Şehnaz Longa" da görebilirsiniz. Albümde herhangi bir karmaşıklığa, yetenek gösterisine yer verilmemiş ve düzenlemeler bu düşünce yapısına uygun şekilde yapılmış.

Albümün kaydı son derece etkileyici, derinlik hissini çok sevdim. Böylesine bir albüme çok önemli bir katkı yapmış. Bazı anlarda flütün mistik tonu ile kaydın derinliği birleşince bambaşka diyarlara gidiyorsunuz. Çok beğendim.

Albümden bazı şarkıların dinleme örneklerini AK Müzik web sitesinde bulabilirsiniz. İsterseniz şu linkten bir göz atın. Bahsettiğim derinliği bilgisayarınızın hoparlörlerinden bile hissedebileceğiniz eminim.

Nico - Femme Fatale



Ülkemizde punk müzik üzerine bol bol yazılır çizilir. Sex Pistols'dan bol bol bahsedilir. Bazen Ramones bazende The Clash telaffuz edilir. Ancak punk ortaya bir anda çıkmamıştır. Suicide, Death (rahmetli Chuck Schuldiner'in Death'i değil tabii ki) Deviants, Pink Fairies, The Stooges dolayısıyla tabii ki Iggy Pop ve Pere Ubu gibi isimleri de mercek altına almak gerekir.

Bu noktada meraklılar bu konularda harika yazılar yayınlanan Mojo gibi bağımsız dergileri takip edebilirler. İnternet üzerinden eski sayıları çok ucuza alınabilir. Neyse efendim. Konumuz Nico.

Nico ismi bir şey ifade etmediyse okumaya devam... Nico (asıl adı Christa Päffgen, 1938 - 1988) Alman müzisyen. Sadece müzisyen değil, moda mankeni, sinema oyuncusudur. 1960'lı yıllarda Nico'nun dahil olduğu bir olay daha var. Warhol'un Superstar'larından bir tanesi. Malum pop-art dünyasının içerisinde de oldukça önemli bir figür haline gelmiş. Ancak en önemli vukuatı The Velvet Underground'ın efsanevi (veya çılgın) başlangıç albümü The Velvet Underground and Nico'dur. Buradaki Nico tabii ki yazımıza konu olan Nico'dur.



Nico'nun ilerleyen yıllarda solo kariyeri başlıyor. 1960'lar ve 70'lerde fırtına gibi esen yılların ardından 1980'lerde bile müziğe devam etmiştir. Film oyuncusu olarak Andy Warhol'un son derece acayip Chelsea Girls (1966) filminin yanında bir sinema klasiği olan Federico Fellini'nin La Dolce Vita'sında (1960) da görünür. Yaşamı boyunca er**in gibi kötü alışkanlıkları (ki bırakmak girişimi olup olmadığını bilinmiyor) olmasına rağmen overdose'dan değil bisiklet kazasında ölmüştür. Meraklılar mutlaka The Velvet Underground and Nico'yu edinsinler.

Bunun yanında, Chelsea Girl, The Marble Index, Desertshore, The End albümlerinin yanında 1981 albümü Drama of Exile ve 1985 Camera Obscura albümüne göz atabilirler. Bu son iki albüm yapı olarak oldukça farklı. Lafı çok uzattım sanırım. Femme Fatale veya 2003 yılında çıkan ismiyle The Aura Anthology oldukça ilginç bir albüm. Bir nevi best-of... Dylan, Browne, Bowie ve Lou Reed bestelerinin yanında 9 adet Nico şarkısı var. Albüm 180gr'lık plak olarak basılmış. İki plaklık set, gatefold yapıda. Albümün notları Nina Antonia tarafından yazılmıştır ki, dayanamayıp bir kaç satırda Nina Antonia için yazacağım.

1. All Tomorrow Parties
2. Procession
3. Frozen Warnings
4. Saeta
5. Purple Lips
6. These Days
7. I'll Keep It With Mine
8. The Sphinx
9. Procession
10. Heroes
11. Sixty/Forty
12. Femme Fatale
13. I'm Waiting For The Man
14. König 15. Orly Flight
16. Secret Side
17. Femme

Fatale Nina Antonia ismi ilginç bir isim. Kendisi bir İngiliz müzik yazarıdır. Punk-rock döneminde çok sayıda makale yazmıştır. Bu yazıların bir çoğu benim severek takip ettiğim Mojo (dostlar sağolsun) ve Spiral Scratch dergilerinde yayınlanmış ve yayınlanmaya devam ediyor. Mojo takip edenler The Stooges yazılarının bir çoğunun altında Nina Antonia ismini göreceklerdir. Uzun oldu, kusura bakmayın..

Jimi Hendrix - First Rays of the New Rising Sun



Şu hayatta albümlerini almaya doyamadığım pek az müzisyen vardır. Seneler geçip müzik zevkim değişse de, bu isimler pek değişmedi. Şu sıralar radyoda boş bir kanal ayarlayıp onu dinleyecek kıvama -bir nevi noise olarak hayal edin, bakınız John Cage- gelmişken bile bu isimler beni hep heyecanlandırmıştır. Bu isimlerden bir tanesi Jimi Hendrix.

Aslında evirip çevirip diskografisine baktığınızda Jimi Hendrix hayatta iken basılmış çok fazla albümü yok. Şöyle bir bakarsak Jimi Hendrix Experience ile birlikte kaydettiği 3 albüm (Are You Experienced 1967, Axis: Bold as Love 1967 ve Electric Ladyland 1968) ve Band of Gypsys ile 1970 yılında kaydettiği konser albümü. Ancak Hendrix 1970 yılında öldükten sonra bir çok kayıt yayınlanıyor. Aslında bazı kayıtlar albüm olarak yayınlanmaya çok hazır haldeyken tamamlanmamış, bazıları ise konser kayıtları. Bunların yanında müzik yaşamının erken dönemlerinde soul, R&B ve blues toplulukları ile çalıştığı yıllardan bazı kayıtlar yayınlanıyor. 2000'lerde bile daha önceden resmi olarak yayınlanmamış -ancak meraklıların bir şekilde arşivlerinde yer alan- Valleys of Neptune gibi kayıtlar ortaya çıkabiliyor. Hatta ben kendi adıma daha da çıkmaya devam edeceğini düşünüyorum. Son dönemlerde “In The West” veya “Winterland” gibi canlı performanslar hala müzik meraklılarından büyük talep gördüğüne göre, benim gibi Hendrix delisi çok var demektir.

Bu yazımda size 1997 yılında yayınlanmış bir Hendrix albümünden bahsedeyim; “First Rays of the New Rising Sun”

Şimdi gelin kısa bir tarih yolculuğuna çıkalım. Albüm aslında 1970 sonlarında veya 1971 başlarında basılması planlanan çift plaktan oluşan bir albüm. Hendrix, 1970 yazında İngiltere'de “Isle of Wight” festivalinde çalmak üzere yola çıkıyor ve bu festivalin ardından Avrupa turnesi başlıyor. Bu turnenin bitiminde Hendrix'in Amerika'ya dönüp stüdyoda albümüne son halini verip piyasaya çıkması düşünülürken Hendrix, Avrupa'da fazla doz uyuşturucu tarafından ölüyor. Böylelikle albüm ortada kalıyor.



Hendrix aslında albüme çok özenmiş. Defalarca şarkıları değiştirdiğinden albümün stüdyo süreci uzadıkça uzamış. Hatta albümün iki değil üç plak olarak yayınlanması gündeme gelmiş. Albümün ismi de defalarca değişmiş, ilk düşünülen isim “People, Hell And Angels” imiş. Hendrix vakit bulup stüdyoya girdiğinde ve normal durumdayken albümün iskeletini ortaya çıkartmış. Bu konuda bir çok şehir efsanesi var. Bazı bantlarda konsept şarkı listesi bulunmuş ancak bu kapaklarda yazılmış yazıların daha doğrusu şarkı listelerinin Hendrix'in el yazısı olmadığı söyleniyor. Ayrıca albümle ilgili Hendrix'in tuttuğu bir çok not var. Aslında albümün ilk plağının şarkı listesi tam olarak hazır, ikinci plakta ise olmasını istediği şarkıların bir listesini yazmış. Bazı kaynaklarda bu listenin 20 şarkıyı geçtiği söylenir. Belki de Hendrix bu kadar şarkı arasında karar veremediği için albüm 3 plak olarak yayınlanacaktı. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz...

Karmaşa burada bitmiyor. Hendrix öldükten sonra 1971 yılında yayınlanan The Cry of Love ve Rainbow Bridge albümlerinde de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Ancak yukarıda bahsettiğim listedeki şarkıların bir kısmı 1971'de yayınlanan albümlerde bulunuyor. Sanırım 3 veya 4 şarkı yayınlanmamış durumda. Bunların hemen ardından üçüncü bir plak ortaya çıkıyor; War Heroes. Bu plakla beraber bu listenin neredeyse tamamı yayınlanmış oluyor.



Liste bir şekilde yayınlanıyor ancak ortada bambaşka bir durum var. Bahsi geçen şarkıların bir kısmının birden fazla kaydı var. Bazıları stüdyo session'larında ortaya çıkmış, bazıları özel olarak kaydedilmiş bazıları da konserlerde çalınmış. Sonunda bir prodüktör ortaya çıkıyor; Alan Douglas. Aslında Douglas uzun seneler Hendrix ile çalışmış bir isim. Douglas yayınlanmamış kayıtları alıyor, bunların kayıtlarında oynamalar yapıyor hatta Hendrix ile hiç çalmamış müzisyenler eksik bölümleri yeniden kaydediyor. Bazı bölümlerde arka vokaller ekleniyor. Böylesine bir çalışma sonrasında “Voodoo Soup” albümü 1995 senesinde ortaya çıkıyor. Aslında “First Rays of the New Rising Sun” projesinin önemli şarkıları bu albümde var ancak şarkılara o kadar çok ekleme var ki, sonunda iş mahkemelik oluyor. Hendrix vakfı konuya el atıyor ve bu rezilliğe bir son vermeye karar veriyor. Yine Hendrix ile çalışmış Eddie Kramer görev başına geliyor ve yazının başlarında bahsettiğim liste yeniden ele alıyor. Tartışmaya açık tüm şarkılar kayıttan ayrılıyor. Çeşitli dönemlerde çalınan farklı bölümler teker teker incelenerek orijinaline en yakın hale getiriliyor. Tabii ki orijinal hale getiriliyor demek mümkün değil; bunun için Hendrix'in yaşamda olması gerekir!

Albümün isminin hikayesi de son derece ilginçtir. Bunu da paylaşayım. Albümdeki iki parçadan hareketle isim bulunuyor. Bir bölümü “Hey Baby” (New Rising Sun) şarkısından ve diğer bölümü “Izabella”nın konser yorumlarında şarkı sunumunda söylenen cümleden; First Rays!

Albümün orijinali Hendrix yaşasaydı nasıl olurdu asla bilemeyeceğiz ama Hendrix Vakfı ve Eddie Kramer'e güvenmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Kendi adıma konuşayım “First Rays of the New Rising Sun” albümünde benim yadırgadığım pek bir şey yok. Bağrıma uzun zaman önce bastım bu albümü...



Albüme “Music On Vinyl” (MOV) şirketi geçtiğimiz senelerde yeniden bir baskı yapmıştı. Baskı gayet başarılı ve içerisinden çıkan kitapçıktaki notlar ve fotoğraflar ile baskının değeri biraz daha yükseliyor. Yazının başlarında bazı el yazısı notlardan bahsetmiştim ya, kitapçıkta bu notların bir kısmını görebiliyorsunuz. Ayrıntılı bir kaç fotoğrafı yazıya serpiştirdim zaten :)

Hendrix diskografisi plak formatında MOV plak firması tarafından basıldıkça Equinox Music tarafından ülkemize getiriliyor. Son dönemlerde neredeyse tüm Hendrix arşivimi yeniledim bu sayede. Equinox Music çok hayır dua alıyor benden bu sayede:) Şaka bir yana özellikle Are You Experienced 1967, Axis: Bold as Love 1967 ve Electric Ladyland 1968 baskıları çok keyifli mutlaka edinin. Hazır ülkemizde de bulunabiliyor iken bu şansı değerlendirmek lazım. Evet biraz pahalılar ama hayatınız boyunca dinleyeceğinize emin olabilirsiniz. Hendrix'in müziği gerçekten öyle en azından benim için....

Kenny Burrell - Guitar Forms



Kenneth Earl "Kenny" Burrell veya bizim tanıdığımız ismiyle Kenny Burrell, 1931 doğumlu Amerikalı bir caz gitaristi. Ülkemizde de çok sevilen bir müzisyen olan Burell'in müzikal kökleri bebebop ve blues'a dayanıyor olsa da, gitar çalma tekniğinin gelişmişliği sayesinde hemen her caz akımında yaptığı icralar neredeyse hiç sırıtmaz.

Burrell'in gitarla tanışması çok erken yaşlarda olmuş. Ailesi de müzikle ilgilendiği için Burell'İn müzik bilgisi genç yaşlarda gelişmeye başlamış. Başta genç yaşta ölen ve caz müziğinde gitarın kullanımını kökten değiştiren Charlie Christian olmak üzere, Django Reinhardt gibi gitaristleri kendisine örnek alan Burell öğrencilik yıllarında hem çok iyi bir müzisyen hemde çok iyi bir öğretmen olan Dizzy Gillespie ile çalışmış ve arkasından Oscar Peterson'la tanışmış ve New York'a taşınmış. Bildiğiniz gibi Amerika'da sanat anlamında New York sahnesinin bambaşka bir yeri vardır ve bir yerlere ulaşmak veya gelebilmenin yolu bu şehirden geçer.

1950'lerde başlayan müzik kariyerinde kendi topluluklarını da kuran müzisyen, bir eğitimci olarak 1970'lerde caz müziği hakkında seminerlere konuk olmuş ve tüm dünyayı dolaşmış. Ancak ne olursa olsun müzik çalma isteği bitmeyen müzisyenin 2000'lerde yayınladığı albümleri bile hala insanın içini ısıtan melodilerle dolu.

Burell'in muhtemelen 100'den fazla albümü var ancak ülkemizde hatta tüm dünyada Burell deyince akla gelen bir albüm var “Midnight Blue” 1963 yılında Blue Note plak şirketi için yayınlanan plak caz tarihinin en sevilen albümlerinden bir tanesidir herhalde.

Midnight Blue albümünü yeterince dinlemişizdir şimdi yeni bir albümü sizlerle paylaşmak istiyorum. “Guitar Forms” “Midnight Blue” albümünden hemen bir yıl sonra1964 yılında yayınlanıyor. Albümde aranjmanlarda caz tarihine mal olmuş bir isim dikkat çekiyor Gil Evans. Ancak Gil Evans ve kayıt için oluşturulan orkestra her şarkıda karşımıza çıkmıyor ve Burell'a solo gitarla bol bol dinleme fırsatımız var. Albümde beş şarkı tam anlamıyla orkestrayı dinleyebileceğimiz şekilde düzenlenmiş Üç şarkı daha küçük formasyonlara göre düzenlenmiş. Ancak orkestrasyon öyle bir ayarlanmış ki, Burell'in gitarı hemen her an tüm ayrıntısıyla duyuluyor. Bu konuya gelmeden önce şarkı listesini vereyim;



"Downstairs" (Elvin Jones) – 2:53
"Lotus Land" (Cyril Scott) – 9:38
"Terrace Theme" (Joe Benjamin) – 4:02
"Prelude No. 2" (George Gershwin) – 2:17
"Moon and Sand" (William Engvick, Morty Palitz, Alec Wilder) – 4:16
"Loie" (Kenny Burrell) – 3:19
"Greensleeves" (Traditional) – 4:12
"Last Night When We Were Young" (Harold Arlen, Yip Harburg) – 4:34
"Breadwinner" (Burrell) – 3:00

Orkestra da çok ilginç isimler var. Davulda Elvin Jones'tan saksafonlarda Steve Lacy ve Lee Konitz'e kadar. Tam listeyi paylaşmayayım, isimlere merak edip baktığınızda gözlerinizin yuvalarından fırlayacağına eminim..

Albümün kaydı neredeyse mükemmele yarın. Derinlik ve ayrıntı en basit pikapta bile dikkat çekiyor ki, iyi pikapları ve müzik setleri olan okuyucularımız bu plağa bayılacaklardır. Tam anlamıyla birinci sınıf olarak nitelendirebilirim. Müzik için söylenebilecek bir şey zaten yok, bir yanıyla blues'a oradan flamenko'ya ve büyük orkestra caz müziğine kadar büyük bir yolculuk bekliyor müzikseverleri. Bu arada bilindik bir melodi olan "Greensleeves"in aranjmanına ve çalınan müziğe çok dikkat.



Bana sorarsanız son dönem Speakers Corner baskıları arasında gerçekten en başarılı olanlardan bir tanesi bu albüm ve verdiğiniz parayı son kuruşuna kadar gerçekten hak ediyor. Kapak açılır (gatefold) yapıda ve kapakta notlar yer alıyor. Dinlerken bir yandan da keyifle ayrıntılara göz atabilirsiniz.

Gecenin ilerleyen saatlerinde en sevdiğiniz içeceği alıp, ışıkları loş hale getirip, ruhunuzu dinlendirmek için ısrarla tavsiye ederim....

Billie Holiday - Solitude LP


Evet Alman Speakers Corner firmasının listesine yeni eklediği plaklar sonunda A.K. Müzik tarafından ülkemize ithal edildi ve kendi alışveriş listemdeki plaklar pikabımda dönmeye başladılar bile. Alışveriş listemin en başındaki plak, Billie Holiday'in Solitude isimli albümüydü. Aslında bu albüm Holiday'in müzik kariyerinde büyük öneme sahip. Nedeni ilk uzun çaları olması. Daha öncesinde çeşitli 7 ve 10” plaklar yayınlayan Holiday'in ilk albümünün ismi “Billie Holiday Sings“ Albüm Clef Records tarafından 1952 yılında yayınlanıyor. Albüm yayınlandığında Clef plak şirketinin başında ismini uzun bir dönem bol bol duyacağımız Norman Granz var. Granz şirketini 1946 yılında kuruyor ve sonrasında Verve plak şirketine satıyor. Kendisi de bu şirketin başına geçiyor. 1956 yılında Granz “Billie Holiday Sings“ albümünü tekrar ele alıyor, 4 yeni şarkı ekliyor ve “Solitude” ismiyle tekrar yayınlıyor.

Albümde erken dönem Billie Holiday'i dinlemek gerçekten keyif. Ancak bir diğer dikkat çeken husus Holiday'e eşlik eden müzisyenler. Charlie Shavers, trompet. Flip Phillips, tenor saksafon. BasRay Brown . Gitar, Barney Kessel. Davul Alvin Stoller. Piyano da ise caz piyanosunun en önemli isimlerinden bir tanesi var; Oscar Peterson



Albüm için seçilen şarkı listesi ise çok keyifli. İsterseniz ayrıntılarına bir bakalım,

"East of the Sun (and West of the Moon)" (Brooks Bowman) – 2:54
"East of the Sun (and West of the Moon)" hikayesi son derece ilginç bir parça. Bir üniversite kulubü için Brooks Bowman tarafından bestelenen şarkı ilk kez 1934 yılında kaydedilmiş. Daha sonra 1930'ların sonlarında şarkı fark edilip popüler olunca çok icra edilen şarkılarından bir tanesi haline gelmiştir. En iyi yorumlardan bir tanesi Sarah Vaughan'ın 1949 yılında Columbia plak şirketi için kaydettiği “Sarah Vaughan in Hi-Fi” albümünde de bulunabilir. Şarkıyı Diana Krall sevenler 1999 tarihli “ When I Look in Your Eyes” albümünde de bulabilirler. Ayrıca Frank Sinatra'nın ilginç bir yorumu için 1961 tarihli “I Remember Tommy” albümüne göz atılabilir. Şarkının bu denli popüler olmasının bir diğer sebebi Charlie Parker tarafından bir çok kereler çalınmasıdır.

"Blue Moon" (Richard Rodgers, Lorenz Hart) – 3:31
"Blue Moon" tam anlamıyla bir klasik. 1934 yılında Richard Rodgers ve Lorenz Hart işbirliğinin bir eseri olan şarkı tam anlamı ile standart bir balad'tır. Bu albümde dinleyeceğiniz yorum caz tarihinde en öne çıkan yorumlardan bir tanesi. Bu arada meraklılar şarkıyı Mel Torme'den de bir dinlemeliler. Bu arada şarkının meşhur “Grease” filminde de çaldığını ek bilgi olarak yazayım. Şarkının günümüzdeki popülerliğinin sebebi ise Elvis Presley'in ilk albümünde -ki kendi adını taşır- şarkıya yaptığı sıra dışı yorumdur.

"You Go to My Head" (J. Fred Coots, Haven Gillespie) – 2:56
1938 yılında ortaya çıkan bu popüler şarkının bestesi J. Fred Coots'a sözleri ise Haven Gillespie'ye ait. Dönemine göre oldukça yenilikçi bir yapıya sahip olan şarkı caz müzisyenleri arasında bayağı popüler olmuştur. Aslında bu şarkının bu denli popüler olmasında Billie Holiday'in müthiş yorumu çok etkili olmuştur.

"You Turned the Tables on Me" (Louis Alter, Sidney D. Mitchell) – 3:29
1936 yılında Louis Alter tarafından bestelenen ve sözleri Sidney D. Mitchell tarafından yazılan şarkı ilk olarak bir müzikalde ortaya çıkıyor. Döneminde Benny Goodman'ın orkestrasının da şarkı listesine giren şarkı hemen hemen tüm önemli caz vokalistleri tarafından yorumlanmıştır.

"Easy to Love" (Cole Porter) – 3:01
Aslında şarkının tam adı "(You'd Be So) Easy to Love" olup 1936 yılında Born to Dance filmi için Cole Porter tarafından bestelenmiştir.

"These Foolish Things" (Harry Link, Holt Marvell, Jack Strachey) – 3:38
Tam adıyla "These Foolish Things (Remind Me Of You) yine önemli bir caz standartı. Sözleri Eric Maschwitz ve bestesi Jack Strachey - Harry Link ikilisi tarafından yapılan şarkı 1930'ların ortalarında bir çok telif sorunu yüzünden çok fazla seslendirlememiş ancak 1940'lardan sonra popüler hale gelmiştir.

"I Only Have Eyes for You" (Al Dubin, Harry Warren) – 2:57
Besteci Harry Warren ve söz yazarı Al Dubin'in ortak çalışması 1934 tarihli “Dames” filmi için yapılmıştır. Şarkının en dikkat çekici kullanım yerlerinden bir tanesi Star Wars filmlerinin yönetmeni George Lucas'In gerçekten çok çok başarılı 1973 tarihli “American Graffiti” filmdir. Bu film seyretmeyenlerin bir göz atmasında büyük fayda var diye düşünüyorum. Konu dağıtmakta üzerime yok gördüğünüz gibi...



"Solitude" (Eddie DeLange, Duke Ellington, Irving Mills) – 3:31
Tam ismiyle (In My) Solitude 1934 yılında Duke Ellington tarafından bestelenmiş ve sözleri Eddie DeLange ve Irving Mills tarafından yazılmıştır. Tahmin edebileceğiniz gibi şarkı her dönemin Ellington orkestralarında çalınmış ve önemli tüm bayan caz şarkıcılarının repertuvarına girmiştir.

"Moonglow" (Eddie DeLange, Will Hudson, Irving Mills) – 2:58
"Moonglow", veya tam ismiyle "Moonglow and Love" 1933 yılında Will Hudson - Irving Mills ikilisi tarafından bestelenmiş ve sözleri Eddie DeLange tarafından yazılmıştır. 1934 yılında Benny Goodman orkestrasının repertuvarına girdikten sonra caz dünyasında önemli şarkılardan bir tanesi haline gelmiştir.

"Everything I Have Is Yours" (Harold Adamson, Burton Lane) – 3:43
Şarkının bestesi Burton Lane sözleri ise Harold Adamson tarafından yazılmış. Bu şarkı ilk kez 1933 yılında Dancing Lady filminde duyulmuş.

"Love for Sale" (Porter) – 2:56
Yine önemli bir balad ve caz standartı. "Love for Sale" Cole Porter tarafından yazılmış Broadway müzikali olan “The New Yorkers” için bestelenmiş. Şarkı ilerleyen yıllarda popüler hale gelmiş. Bu popülerliğin en önemli sebebi Billie Holiday'in yorumudur..

"Tenderly" (Walter Gross, Jack Lawrence) – 3:23
Tenderly" sanırım herkesin tanıdığı bir caz baladıdır. 1946 yılında Walter Gross tarafından bestelenen şarkının sözleri Jack Lawrence imzalı. Şarkı ilerleyen yıllarda farklı şekillerde yorumlanmış bunda Rosemary Clooney yorumunun ön plana çıkmasının da önemli bir payı vardır diyebiliriz.

Albüm müzikal açıdan çok ilginç bir noktada yer alıyor. Billie Holiday'in sesi gerçekten bambaşka. Albüm öncesinde yayınlanan 7 ve 10” plaklarda ayrıca caz kulüplerinde söylediği bazı şarkılara yaptığı yorumlar daha o dönemden tarihe geçmiş ve müthiş bir müzisyen topluluğu ile çıkış albümünü yayınlıyor. Caz severlerin müthiş keyifle dinleyecekleri son derece önemli bir albüm. Ben sizin yerinizde olsam plaklar tükenmeden bir tane alırdım. Bu arada Holiday diskografisini takip edenler veya plaklarını toplayanlar 1950'lerin başından itibaren yoğun bir yayın trafiği göreceklerdir. LP formatında yani 12” plak olarak olayın başlangıcı bu.... Speakers Corner güzel ve özenli baskı yapmış.

Meraklısına not: Albümün kapağını Amerikalı illüstratör David Stone Martin çizmiş. Martin'in 400 ile 500 civarında albüm kapağı çizdiği söyleniyor. Billie Holiday'in "All or Nothing at All" albümünün kapağı da Martin imzalıdır...

Burzum - Fallen LP


Burzum topluluğunun 2011 albümü Fallen, türü sevenlerde büyük bir sevinç yaratmıştı. Albüm ilk yayınlandığında Stereo Mecmuası Müzik Özel sayısında Tolga bayağı kapsamlı bir eleştiri kaleme almıştı. Buradan bir göz atabilirsiniz. O dönemde albüm elimde yoktu sonrasında CD'si elime geçti. Evet gerçekten albüm çok farklı ve güzeldi. Doğumgünü hediyelerimden bir tanesi Fallen plağı oldu. Mutlu mesut hemen plağı halde albümü dinledim. İlk olarak CD ile plak arasında muazzam bir fark var. Plak baskısı gerçekten çok başarılı. Albüm Avrupa'da Byelobog Productions, Amerika'da ise Candlelight Records tarafından CD formatında basılmıştı. Plak baskısını ise Back On Black yapmış. Şimdiye kadar toplam 3 adet farklı baskı yapıldı;

Fallen (LP, Album) Back On Black BOBV293LP UK 2011
Fallen (LP, Album, Ltd, Cle) Back On Black BOBV292LPLTD UK 2011
Fallen (LP, Album, Ltd, Fle) Back On Black BOBV291LPSE UK 2011


Bunlar şu an bulunabilir baskılar. Albüm çıktığında plağın özel bir kırmızı baskısı yapılmıştı. Aslında yukarıdakiler ile beraber yapılan tüm baskılar aynı sadece baskı adetleri farklı. Standart albüm için bir limit konulmamış. Şeffaf olan 3.000 adet, yukarıda bahsettiğim kırmızı olan ise toplam 1.000 adet basılmış durumda. Baskıların herhangi bir farkı yok, aynı bantlar kullanılarak hazırlanmış ve hepsi 180gr formatında.



Albümde biri girizgah birisi sonuç olmak üzere 7 adet şarkı var. Albüm Tolga'nın yazdığı üzere 1960′lardan kalma VOX AC50 amplifikatör, 1970′lerden kalma davul seti, Neumann M149 mikrofonlar gibi tür için son derece alışılmışın dışında bir ekipman kullanılarak yapılmış. Albümde Varg Vikernes'in normal sesini duymak ayrıca ilginç oldu. Senelerdir biz onun bağrış çağrışlarına (kısaca witch vokal deniyor) alışmıştık. Bünyemize ilaç gibi geldi. Şarkı listesi şu şekilde;

Fra Verdenstreet 1:03
Jeg Faller 7:51
Valen 9:22
Vanvidd 7:06
Enhver Til Sitt 6:16
Budstikken 10:10
Til Hel Og Tilbake Igjen

Tüm enstrümanları kendisi çalan Vikernes'ten çok yüksek virtüözite beklemek pek mümkün olmasa da, üst üste bindirilmiş gitarlar, çok aksamayan davul ile enteresan bir albüm Fallen. Plak kaydı şimdiye kadar yapılan tüm Burzum plaklarının bir adım ötesinde, sound ise müthiş.

Albüm benim açımdan tam anlamıyla bir nostalji oldu. Sanırım şimdiden en çok dinleyeceğim Burzum albümü olacak gibi...

Erkin Koray - Mechul / Rarities LP



Erkin Koray, Türk müzik tarihinin önemli isimlerinden bir tanesi. Ancak diskografisi ülkemizde tam olarak toplanmış değil. Sağolsun sevgili arkadaşımız Münir Tireli gibi bu konulara meraklı bir elin parmaklarından az sayıdaki insan senelerdir ellerindeki her türlü imkanı kullanarak Türk müziğinin özellikle Anadolu pop/rock döneminin kapılarını bizler için açıyorlar. Bir an gözlerinizi kapatıp Erkin Koray'ın yurtdışında doğmuş bir müzisyen olduğunu ve öncülük yaptığı konuları yine o yabancı diyarlarda da yaptığını düşünün, bugün hakkında yazılmış onlarca kitabı, diskografisinin yirminci otuzuncu (veya her neyse) yılı için yapılan özel baskıları konuşuyor olurduk.

1980'lerin ortalarından itibaren başlayan ancak 2000'lerde yoğunlaşan yabancıların Türk rock müziğine artan ilgisi sonucunda bugün Erkin Koray müziği ülkemizde görmediği ilgiyi yurt dışında görüyor. Hangi büyük prog/rock sitesine bakarsanız Erkin Koray plakları için makaleler okuyabiliyorsunuz. En azından müziğin evrensel olması böylesine isimlerin değerlerinin asla azalmamasını sağlıyor.

Erkin Koray müziği konusunda geniş kapsamlı yazılar yazacak kadar bilgili olduğumu zannetmiyorum. Ancak kendimi bildim bileli kasetlerini veya 45'liklerini buldukça satın alır zaman zaman keyifle dinlerim. Ancak geniş kapsamlı diskografisini elime geçirdiğimde bendeki Koray arşivinin buz dağının görünen yüzü olduğunu anlamıştım ne yazık ki. Tabii burada karmakarışık durumlarda söz konusu. Zamanında İzmir'de bir retail zincirinde (bu havalı ismi aslında bildiğiniz süpermarket işte) çalışırken Erkin Koray ile defalarca karşılaşmış ve plakları konusunda konuşmuştum. O dönemde müzik reyonundaki bazı albümlerin aslında kendisinden izinsiz basıldığını yani korsan olduğunu söylemişti ve o dönemlerde bu işlerin arkasında koşmaktan iyice sıkılmıştı. Bahsettiğim yıllar bence çok iyi bir geri dönüş albümü olan 1996 tarihli “Gün Ola Harman Ola” albümünün üzerinden 3-4 yıl sonrasıydı.



Bugün orijinal Koray LP'lerini ve 45'liklerini bulabilmek çok kolay değil, bulduğunuzda satın almak ise ayrı bir dert. LP'leri satın alıp çok iyi fiyatlarla yurtdışına satabileceğiniz konusunun anlaşılmasından sonra büyük miktarda plak göçü yaşandığını da söyleyebilirim. Yurtdışındaki ilginin artması çeşitli plak şirketlerinin özellikle de prog rock'a odaklanmış şirketlerin plak basma çalışmalarını ortaya çıkarttı. İspanya'da basılan “Tutkusu” “Erkin Koray 2” ve “Elektronik Türküler” basıldıktan çok kısa bir süre tükendi. Hatta 30-35 Euro fiyat etiketine sahip plaklar ülkemizde 200-250TL'ye kadar yükselen fiyatlarla satıldı. Garip :)

2011 yılında Amerikalı Sublime Frequencies firması Erkin Koray'ın 1970-77 yılında yaptığı çalışmaların orijinal Koray arşivindeki örneklerini kullanarak Mechul/Rarities adında bir plak bastı. Elimizde çok kapsamlı bilgiler olmamasına rağmen bildiğim kadarı ile şarkı listesi Koray'ın kişisel seçimleri doğrultusunda oluşturulmuş. Plağın satışını Forced Exposure adlı bir firma üstlenmişti. Tabii bu firma ile iletişim sorunları yüzünden ben dahil bir çok meraklı plağın başka yollarla peşine düşmüştük.



Sonunda çok az adetteki plak Equinox Music tarafından ülkemize ithal edildi, ithal edildiği gibi de bitti sanıyorum. En azından ben kendi kopyamı satın almayı başardım. Plak baskısı pek tanımadığım bir firma olan Sublime Frequencies tarafından yaptırılmış. Açık konuşayım gatefold (açılır kapak) şimdiye kadar gördüğümüz tüm Koray yeniden baskıları arasında en kalitelisi. Koray arşivinde yer alan iki adet fotoğraflar ve kendi yorumları ile çok keyifli hale gelmiş. Albümün adını veren şarkı 1968 yılındaki Altın Mikrofon'da ortaya çıkmıştı ancak 1970'de yayınlanan 45'lik çok daha farklı bir versiyon ile dinleyicinin karşısına çıkmıştı. Albümün en önemli şarkılarından bir tanesi 1974 yılında 45'lik olarak yayınlanan Krallar ise başlı başına bir olay. Albümün ön kapağı bu 45'liğin kapağı aynı zamanda. Şarkı listesi şu şekilde;

A Yüzü
Meçhul – 1970
Ve… - 1970
Kendim Ettim Kendim Buldum – 1970
Gün Doğmuyor – 1970
Goca Dünya – 1974
Krallar – 1974

B Yüzü
Cümbür Cemaat – 1976
Hadi Hadi Ordan - 1977
Düşünüş – 1977
Olmayınca Olmuyor – 1977
Sevdiğim – 1976



Baskı için gayet yeterli demek mümkün. Kapak kalitesi için mükemmel diyebiliriz. Zamanında basılan Türk plaklarında her zaman sorun olan yüksek frekanslar yine biraz eksik olarak karşımıza çıkıyor olsa da, bir miktar düzeltme yapılmış. Daha doğrusu abartmadan yapılmaya çalışılmış. İçerik bence çok çok iyi. Meçhul zaten başlı başına kült bir şarkı. "Krallar" ve "Olmayınca Olmuyor" aynı şekilde Koray severlerin çok nadiren denk gelebileceği 45'liklerde bulabileceği şarkılar. Bu plağı bir nevi az bulunur şarkıların toplandığı bir compilation olarak düşünmek lazım. Kaçırmayın alın.

Bu arada bu plağı ülkemize getirmeyi nasıl karar verdiğini bilmediğim ancak bir şekilde getirmeyi başaran Equinox Music'e de ayrıca teşekkür etmek lazım.

Titi Robin – Gül Yaprakları CD


Geçtiğimiz günlerde elime geçen son derece keyifli bir albüm olan Thierry Robin veya bilinen ismiyle Titi Robin'in AK Müzik'ten yayınlanan ve Yaşar Kemal'e adanmış albümü "Gül Yaprakları" ile alakalı bir yazıyı Stereo Mecmuası Müzik sayfalarına ekledim. Robin albümü bizlere şu şekilde anlatmış; Gül Yaprakları’nı, müziğimi senelerdir besleyen Türk kültürüne bir vefa borcu olarak görüyorum. Kendi besteleme tarzımla bu toprağın müzisyenlerinin yorumunun harmanlandığı bu projeyi bir Türk müzik şirketiyle işbirliği yaparak hayata geçirdik.

Albüm incelemesi için buraya tıklayınız

Gruppo Di Improvvisazione Nuova Consonanza - Azioni



Geçtiğimiz aylarda EMI tarafından yayınlanan Ennio Morricone Platinum Collection'dan konuya girip bir şekilde "Gruppo di Improvvisazione Nuova Consonanza”dan çıkmayı başarmıştım. O yazımdan bir kaç notu ekleyeyim;

Gruppo Di Improvvisazione Nuova Consonanza sanırım Türkçemize Yeni Uyum Emprovizasyon Topluluğu olarak çevrilebilir. Aslında topluluğun ismi müzik tarzını açıklıyor. Olayın ilginç kısmı Morricone’nin müzik kariyerindeki bu dönem pek kimseler tarafından bilinmiyor. Topluluğun 1970 öncesi ve başı yayınlanan albümleri RCA Victor, Deutsche Grammophon ve Cramps Records tarafından yayınlanmış. Bunlardan Cramps Records özellikle avantgarde caz ve progresif rock dinleyicilerin yakından tanıdıkları bir İtalyan firması. Hatta John Cage ve Area bu plak şirketinden yayınlanmış iki önemli isim veya müzik tarihinin önemli noktaları. Ancak RCA ve özellikle Deutsche Grammophon bu tarz müziğin yayını konusunda denk geldiğimiz plak şirketleri değil. Hatta Deutsche Grammophon kataloğunda İtalyan toplulukla alakalı kayıtlara ulaşmak mümkün değil. Meraklısına Azioni adlı bir 2CD+DVD seti Alman Die Schachtel (Referans DS13) plak şirketi tarafından yayınlanmış bir set var.

Evet bu set var ve sonunda dinlemeyi başardım. Albümün kutusu, içeriği, anlayacağınız her şeyi mükemmel. Eh o kadar olsun demek geliyor içinden, şaka değil, kutunun fiyatı neredeyse 50 Euro. Geçmişten bugüne benzer fiyatlarda berbat kutu setleri gömüş bir insan olarak Alman şirkete şapka çıkartıyorum. Albümün içeriğinde 2 adet CD, bir adet DVD ve 70 sayfayı geçen bir kitapçık var. Küçük bir posterde kutuya eklenmiş.

Gruppo Di Improvvisazione Nuova Consonanza'nın 60'lardaki efsane kadrosu bir arada; Ennio Morricone, Ivan Vandor, Roland Kayn, Franco Evangelisti, Walter Branchi, Mario Bertoncini ve John Heineman. Bu kadronun 1967 ila 1969 yılları arasındaki kayıtları set içerisinde toplanmış. Tüm bu kayıtlar ilk kez yayınlanıyor. Alman firma, 1967 Roma konseri öncesindeki hazırlıkları, sohbetleri ve konserden bölümleri DVD içerisine eklemiş. DVD çok keyifli ve öğretici. Bunun sebebi bu yıllarda günümüzün teknik imkanları, bilgisayarları olmadan böylesine sesler nasıl çıkıyor dediğinizde her şeyin cevabını DVD'de bulabiliyorsunuz. Çoğu zaman hadi canım dediğiniz oluyor.

Gruppo Di Improvvisazione Nuova Consonanza - Azioni seti meraklısı için gerçek bir hazine. Avant-garde ve free jazz severlerin yanında noise ve hatta abstract türleri sevenlerin balıklama atlaması gereken müzikal olarak ve enstrüman hakimiyeti anlamında üst seviye müzisyenlerin bir araya gelip yaptığı bu kayıtlar insanı ciddi anlamda düşündürüyor. İlerleyen yıllarda yayınlanmış kimi avant-garde dediğimiz bazı albümler ne yazık ki, büyük bir kandırmacaymış noktasına geliyorsunuz.

Evet Azioni normal bir müzik dinleyicisinin bir şarkıyı bile tamamlayacağı bir albüm. Ancak türe meraklıların defalarca şapka çıkartacağı bir içeriğe sahip. Set çok pahalı ancak fiyatını bence hak ediyor. Bu arada Alman firmanın kataloğunda çok acayip albümler var, bir şekilde (!) edinmek şart. Bazı kayıtların tükendiğini düşünürsek en iyi ihtimalle binlerce liralık bir yatırım gerektiriyor katalog. Üzücü...

Youtube'de bahsettiğim DVD'nin bazı bölümlerini gördüm. Aşağıya bir tanesini eklemedim. Bir göz atmanızı öneririm...

Magma Coşkusu



Sanırım geçen sene arkadaşım Deniz Karaşahin, Fransa'ya gittiğinde bir FNAC mağazasında yeniden basılmış Magma plaklarını gördüğünü söylemişti. Hadi canım öyle şey mi olur dediğimi hatırlıyorum. O kadar yakından takip ettiğim bir topluluğun plakları basılacak ve benim haberim yok olacak iş değildi. Sonra FNAC web sitesine bakınca bir anda hayatım söndü. Gerçekten de basılmıştı. Hemen araştırmaya başladım. FNAC haricinde Amazon Fransa'da bu plaklar vardı ancak yol parası öyle böyle tutmuyordu. Nedense Fransa'dan gelen paketlerde posta ücretleri bir acayip oluyor. Birde bunun üzerine plakların tutarı bizim gümrük üst limitlerini geçiyor. Bu sayede iki kez posta ödeyeceğim. Olacak iş değil..

Bir yandan plakları almam lazım bir yandan bu posta ücretini ödemek istemiyorum derken aradan bir sene geçti. En son Magma'nın 1976 yılı albümü Üdü-Wüdü'yü almak için çektiğim eziyetleri düşündükçe bir yandan da korkuyorum. Plaklar kesin kısıtlı limitlerle üretilmiştir kesin satılır diyerek. Bu süre zarfında plaklar daha bilindik (ve normal postalama ücretleri uygulayan) alışveriş sitelerine de düşmedi. Hatta Universal'in Back To Black kataloglarında ismi yok. Anlayacağınız karman çorman bir durum söz konusu.

Allah'tan Fransızlar bize çok benziyorlar. Magma gibi bir sürü altın değerindeki topluluğun albümlerini daha doğrusu plaklarını elden çıkartmışlar. Benim gibi meraklılar alışverişlerini İngiltere, Amerika veya Uzakdoğu'dan yapmak zorunda. Yeni jenerasyon Fransızların da bu tür müzikle anlaşılan pek alakası yok. Bu durumu neye benzetiyorum biliyor musunuz?

Erkin Koray'ın "Elektronik Türküler"ine. Bu albüm neresinden bakarsanız bakın Türk müzik tarihinin en önemli albümlerinden bir tanesidir. Zamanında ülkemiz şartlarında çok satılmış bir albümdür. Ancak ne olduysa bu plakların çoğu yurtdışına çıkmıştır. Albüm bir çok yerde "Turkish rock gem" olarak geçer. Ülkemizde satın almak için küçük bir servet ödemelisiniz. Nedeni basit, yok gerçekten de yok!

Hatta yurtdışındaki talebi karşılamak için elin İspanyol plak firması albümü yeniden basmış, ülkemizdeki bir avuç meraklı albüm çıkar çıkmaz edinme şansına kavuşmuştur. Magma plaklarının da durumu çok farklı değil.

Geçtiğimiz ay sevgili Aydın Eroğlu, Paris'e gidiyorum bir şey lazım mı deyince "kalacağın otel nerede" diye sordum. Neden dedi. FNAC'a yakın mı ona göre siparişim var dedim. Forum des Halles'e yakın bir otelde kalıyormuş. Orada FNAC var diyerek hemen atladık konuya zaten. Neyse siparişleri verdim. Magma'nın plaklarını istiyorum dedim :)

Sağolsun operasyonu gerçekleştiriverdi sevgili Aydın. Hatta "Mekanïk Destruktïw Kommandöh"ün picture disk baskısını gözü tutmayınca Champs Elysées'deki meşhur FNAC'tan albümün gatefold baskısını alıvermiş. Memlekete dönüşte hemen plaklarımı aldım. Universal Music France şimdilik ilk üç albümün baskısını yaptı. Bu arada not olarak sen beni sevindirdin Allah'ta seni sevindirsin diyorum :)

Basılan plaklar şunlar. İlk albüm 1970 tarihli Magma/Kobaia, 1971 tarihli 1001° Centigrades ve 1973 tarihli alamet-i farika Mekanïk Destruktïw Kommandöh albümü. Bu albüme bir Fransız/Amerikan firması olup genelde İngiltere'de plak basan Celluloid yukarıda bahsettiğim picture disc versiyonunu basmış.

Bu albümlerin muhtelif yıllarda basılan CD'lerini dinledim ancak kendime referans olarak "Seventh Records"un baskılarını alıyorum. Zaten ilk albüm olan Kobaia'da baskının kalitesi, hemen belli oluyordu. Albüme adını veren şarkı insanı alıp başka evrenlere götürüyordu. Bu aslında çok basmakalıp bir deyimdir ancak söz konusu olan Magma olunca deyim gerçek oluyor...



Plaklardaki özen müthiş. Kobaia'yanın gatefold (açılabilir) kapağı her kuruşa helal olsun dedirtiyor. 1001° Centigrades'ta ise metalik gri kapağa alışan bünyelere orijinal 1971 Philips baskısının kapağı ilaç gibi geliyor. Magma'nın müziğinden bahsetmeye sanırım gerek yok hem blog içerisinde hemde ana web sitesi üzerinde bir çok yazı bulabilirsiniz.

Zaten bu yazıda bir albüm incelemesinden çok, Magma plaklarını edinme hikayesi gibi bir yazı oldu. Şimdi Universal France'ın daha sonraki albümleri basmasını beklemek ve ben dahil bu baskılar yapıldığında Fransa'ya gidecek birilerini bulmak gerekiyor. Özellikle 1975 tarihli "Live" albümü ile hemen ardından yayınlanan Üdü-Wüdü'yü basarlar ise çok iyi olur...

Ferit Odman - Autumn In New York



Ferit Odman'ın yeni albümü Autumn In New York bildiğiniz plak formatında basıldı. Albüm son derece keyifli ve her şeyden önemlisi uzun yıllar sonra ülkemizde basılmış ilk caz plağı. Albümün incelemesini Stereo Mecmuası Müzik bölümüne ekledim. Aşağıda yazıdan  kısa bir bölüm var. Yazının sonundaki linkten yazının tamamına ulaşabilirsiniz...

"Ferit Odman, ülkemizin başarılı genç caz davulcularından bir tanesi. Ferit Odman’ın geçtiğimiz sene yayınladığı Nommo isimli albümü son derece başarılıydı. Albüme kendi bloğumda geniş ver vermiştim. 2011′in son aylarında Odman’ın yeni albüm haberleri gelmeye başladı ve “Autumn In Newyork” ilk önce CD daha sonra da plak formatında basıldı. Bu yazımda albüme bir göz atacağım.

Albümde “Nommo”ya göre farklı bir kadro ile karşılaştım. Trompette dinleyeceğimiz Terell Stafford, oldukça iyi tanınan bir isim. 1966 yılında doğan Amerikalı müzisyen müzik eğitiminin ardından McCoy Tyner, Christian McBride, John Clayton, Steve Turre, Dave Valentin, ve Russell Malone gibi isimlerle çalışmış. Piyanist McCoy Tyner onu son dönemlerin en başarılı trompetçilerinden bir tanesi olarak nitelendirmiş. Müzisyenin 90′lı yılların ortalarından itibaren solo müzik kariyeri başlıyor. Özellikle Maxjazz plak şirketine adım attığı dönemde yayınladığı “New Beginnings “ albümü ve sonrasındaki albümleri daha geleneksel caz severlerin hoşuna gidebilir.

Saksafoncu Vincent Herring, New York sahnesinden bir müzisyen. Erken yaşlarda aldığı müzik eğitiminin ardından 80′li yılların başlarında Lionel Hampton orkestrasında müzik kariyerine başlamış. Daha sonrasında döneminin en önemli isimleri ile çalışma fırsatı bulmuş; Freddie Hubbard, Dizzy Gillespie, Louis Hayes, Art Blakey and The Jazz Messengers ve Horace Silver Quintet. Vincent Herring son derece aktif bir müzisyen. Hem günümüzün kalburüstü büyük orkestralarında hem de daha küçük topluluklarda müzik kariyerine devam ediyor."

Yazının tamamı için tıklayınız (yeni sekmede açılır)

Müzik Hayvanından Yeni Vukuatlar



Bir süredir sağlık sorunları yüzünden bloğum banttan yayın yapıyor. Neredeyse okuduğunuz tüm yazılar stokladığım yazılardan oluşuyor. Yavaş yavaş normal hayatıma dönmeye başlayınca ortalıkta neler oluyor neler bitiyor araştırmaya başladım. Müzik Hayvan'ında büyük bir hareketlilik olmuş. Albümleri özgürce indirip dinlemeye başladım. Ben en son Eray Düzgünsoy'un Works çalışmasında kalmıştım. Aradan geçen süre zarfında bayağı çalışma yayınlanmış.

Alper Maral - Le grant Testament sadece CD formatında yayınlanmış. Ne yazık ki İzmir'de bir dağıtım noktası olmadığından edinmem mümkün olmadı. İstanbul'da yaşayan okuyuculardan Müzik Hayvanı çalışmalarına yer veren mekanlara uğrayanların bir tane benim için edinmesini çok isterim. Müzik Hayvanı çalışmalarını bulabileceğiniz adresler Beşiktaş – Pan Kitapevi, Cihangir – Opus 3A, Kadıköy – Flaneur, Kadıköy – Zihni Müzik ve Vintage Records. İlgilenenlere şimdiden teşekkürler.

Emre Ozis'in üç parçadan oluşan albümü çok hoşuma gitti. Albümde kalabalık bir müzisyen topluluğu ilgi çekiyor. Euphonium: Ertan Şahin, Bağlama: Nazım Çınar, Viyolonsel: Emre Ozis, Di: Leo, Vokal: Gülce Özen Gürkan, Z.Ö. ve E.Ö. İndirmek için hemen buraya tıklayabilirsiniz.

Bir diğer çalışma Stefan Fricke'nin - Liszten çalışması. Burada bir durup nefes alalım. Çalışma son derece ilginç. Berlin'de bulunan iki adet Liszt caddesi arasındaki yolculuğu konu alan daha doğrusu konunun kendisi bu araba yolculuğu olan çalışma gerçekten çok ilginç. Buradan edinmeniz mümkün...

Alper Maral'ın daha önce Elektroakustisch! albümünde bonus olarak dinlediğimiz Das klingende Alphabet şarkısı bu kez tüm bir albüme yayılmış halde meraklılara sunulmuş. Tabii buna tam anlamıyla yayılmış demek doğru olmaz. Albümü buradan hemen edinmeniz mümkün...

Müzik Hayvanı'ı hakkında benim yazdığım bir kaç satıra buradan, Müzik Hayvanı'nın tam olarak ne olduğunu en iyi şekilde anlayacağınız Eray Düzgünsoy röportajına ulaşmak için ise buraya tıklayabilirsiniz. Röportaj Milliyet gazetesinde yayınlamış ve Ömür Şahin'in web sitesine eklenmiş. Mutlaka göz atın...

Tab Benoit - Medicine CD



Tab Benoit ismini bilenler vardır mutlaka. Ancak ben yeni yeni tanışıyorum. 1967 Louisiana doğumlu Amerikalı müzisyen farklı blues tarzlarını başarı ile harmanlayan bir isim olarak tanınıyor. Ancak Louisiana doğumlu olması sebebi ile asıl ağırlığın Delta Blues'u olduğunu söylemem gerekli. Erken yaşlarda gitar çalmaya başlayan Benoit ilginç şekilde dini eğitim görmüş. Çeşitli blues topluluklarında çalışan Benoit bazı önemli müzisyenlerle çalışma fırsatı bulmuş. Liste kabarık... Benoit'nın oldukça şanslı olduğunu söylemek mümkün. Hem kabiliyeti hemde belki de şansı sayesinde hep ortalamanın üzerinde kulüplerde iyi müzisyenlerle çalışmış. Benoit genelde kendi bestelerini çalmayı tercih ediyor.

1999 yılında Homesick For The Road albümü ile başlayan müzik kariyeri çok sayıda albüm ile devam etmiş. 2011 yılında ise Telarc plak firmasıyla anlaşmış ve firmadan ilk albümü olan Medicine'i yayınlamış... Hemen hemen tüm müzik eleştirmenleri Medicine'i Benoit'nın kariyeri boyunca yaptığı en iyi albüm olarak nitelendiriyor. Şansa bakın ki, benim ilk edindiğim Benoit albümü de Medicine...



İlk önce şarkı listesi;

1. Medicine 5:47
2. Sunrise 3:45
3. A Whole Lotta Soul 5:30
4. Come And Get It 3:10
5. Broke And Lonely 5:32
6. Long Lonely Bayou 4:33
7. In It To Win It 4:01
8. Can't You See 4:16
9. Nothing Takes The Place Of You 4:01
10. Next To Me 5:01
11. Mudboat Melissa 4:36

Albümde Benoit'nın yakın arkadaşı Anders Osborne'nun büyük katkısı var. Osborne, İsveç doğumlu bir müzisyen. 90'larda Louisiana'ya yerleşip burayı evi bellemiş. Son derece ilginç albümleri var. Bir göz atabilirsiniz.. Albümdeki müzisyenler ise şu şekilde, Tab Benoit - Gitar ve vokaller. Anders Osborne - Gitar ve geri vokaller. Ivan Neville - Klavye. Corey Duplechin - Bas. Michael Doucet - keman ve vokaller. Brady Blade - Davul.

Albüm tam anlamı ile bir klasik blues albümü. Hoşuma giden bir şey Benoit'nın vokal tarzından dolayı bir çok şeyi anlayabilirsiniz. Memleket özlemi, eski kız arkadaşın yaptıkları ettikleri, bölgenin hasat dönemi sorunları gibi klasik konuların ele alındığı albümde, müzik müthiş.. Örneğin Long Lonely Bayou harika bir şarkı. Can kulağı ile dinleyin..  Benoit belki de aldığı dini eğitim sebebi ile Delta Blues'un konu ettiği bazı karanlık konuları açık açık ele almıyor. Ancak albümün ismi de kapağı da, blues bir müzisyeninin bu konulardan ne kadar uzak durabileceğinin bir göstergesi.. Albüm çok keyifli. Ancak Janblues plak firmasından yayınlanan albümlere de göz atmanızı öneririm...

Aşağıda albüme ismini veren parçanın videosu var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...