Unutulmuş Krallık ve Yeni Bir Albüm, Bu Kez Borgia'lar.


Geçtiğimiz günlerde bir müzik markette alışveriş yaparken bir bey yanıma yaklaştı. Reyondaki Savall'in "Le Royaume Oublie" albümünü göstererek, bu albümle ilgili yazınızı okudum ve çok etkilendim dedi. Internet sitemizde arada sırada fotoğrafım görünüyor. Bazı okuyucularımız denk geldiğimizde beni tanıyıp sohbet ediyorlar. Çok keyifli bir mevzuu bu bence. Yeni insanlar tanıma şansım oluyor ve keyifli ayaküstü sohbetler yapıyorum. Neyse... Bahsi geçen albüm ile ilgili alakalı sohbet sırasında, bu kadar bilgiyi nasıl yazabildiğimi sordu. Ortaokul (hatta daha öncesi ama hatırlamıyorum) dönemlerinden itibaren tarih konusuna büyük bir merakım olduğunu ve nasıl oluyorsa senelerden beri okuduğum her şeyin aklımda kaldığını anlattım. Bu nasıl bir şey anlamıyorum. Bir konuya odaklandığımda gözümün önünden film şeridi gibi okuduklarım geçiyor ama bir telefon numarasını hafızamda tutmakta zorlanıyorum. İnsan beyni gerçekten garip bir çalışma şekline sahip.

Andante dergimi alıp bitip eve gelince yazdığım yazıyı bir okuyayım dedim. Ne yalan söyleyeyim yazdığım yazıyı beğendim ama yazının albüm incelemesinden başka her şeye benzediğini söylemem mümkün. Tabii ki albümden de bahsetmeyi başarmışım ama üçüncü sayfanın ortalarında ancak. Herşeye rağmen bence çok güzel bir yazı olmuş. Son derece zorlu bir albüm incelemesi okumak isteyenler buradan yazıya ulaşabilirler.

Bu arada Alia Vox cephesinde yine ilginç bir albüm var; "Dinastia Borgia. Eglise et Pouvoir à la Renaissance" Türkçeleştirmek gerekirse "Borgia Hanedanı; Rönesans'ta Kilise ve Güç". Tabii konu Borgia ailesi olunca albümden önce tarihsel mevzuular aklıma geliyor. Ailenin Medici ve Sforza'lar ile savaşları, özellikle Cesare ve Lucrezia Borgia'ların hikayeleri aklıma ilk gelenler. Tarih bu tarz ilginç asilzadeler ile dolu. Jeanne d'Arc ile omuz omuza savaşan general Gilles de Rais, Erzebeth Bathory en bilindikleri ancak Borgia'larda son derece ünlü bir aile ve gücün karanlık tarafındalar.

Video: Dynavector DV 507 MkII



 Stereo Mecmuası'nın 27. sayısında sizlere bahsettiğim Dynavector DV 507 MkII pikap kolu ile alakalı kısa bir video hazırlamıştım. Ancak seste ufak bir kayma olmuş nedenini çözemedim şimdilik. Ancak ses ile alakalı bir miktarda olsa fikir sahibi olmak mümkün. İyi seyirler...

AASSMde Güzel Bir Caz Akşamı; Louis Sclavis Trio


İzmir Caz Festivali kapsamında düzenlenen Louis Sclavis konserine gittik. Fransız müzisyen genç yaşlarında klarnet çalmaya başlamış daha sonra eğitim almış. Eğitiminin ardından caz müziğinin önemli isimleri ile sahne almış. Üzerinde fazla yorum yapmaya gerek yok bence çok büyük müzisyen.

Sclavis'e bas gitarda Olivier Lété, eşlik etti. Muhtemelen kendisini "Orchestre National de Jazz" topluluğunda geliştirmiş. 25 senelik bir maziye sahip olan Orchestre National de Jazz (kısaca ONJ) çok ilginç bir yapı. Bünyesinden avant-garde'tan mainstream caza kadar bir çok küçük topluluk çıkmış.

François Merville genç bir davulcu. Çok genç yaşında davul çalmaya başlayan Merville aldığı ödüllerle dikkat çekmiş ve arkasından Paris konservatuarında eğitim almış.

Evet bu üçlüyü 7 Mart 2011'de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinde küçük salonda seyretme fırsatım oldu. Konser biletleri 25TL'den satışa sunulmuştu. Gayet makul bir fiyattı kesinlikle. AASSM'de küçük salonda bir çok konsere gittim. Genelde çok rahatsız olduğum ses düzenleri ile karşılaşmıştım. Sclavis konseri öncesinde bu durumdan biraz korkuyordum ancak ilk notalarda korkularımın yersiz olduğunu anladım. Bu güzel salona yakışır düzenleme yapılmıştı. Emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Sclavis konser sırasındaki etnik caza göz kırpan çalışmalarından daha ilerici çalışmalarına kadar geniş bir yelpaze hazırlamış. Konser boyunca Sclavis, düdük, klarnet ve saksafona kadar seyirciyi sahneye bağlayacak her türlü oyuncağı çaldı. Oyuncak diyorum çünkü böyle müzisyenlerin elinde enstrümanlar oyuncak haline geliyor. Teknik ve müzikalitenin çok kayda değer bir birleşimini izledik. Üçlü konser sırasında çok dikkat çekici bir perfomans ortaya koydu. Özellikle basta Olivier Lété bence müthiş bir performans ortaya koydu. Zaman zaman çeşitli pedal ve elektronik efekt cihazları ile desteklediği Fender bası ile müthiş çaldı. Konser bazen öyle bir hal aldı ki, cazdan punk'a hatta metal müziğe doğru gittiğimiz enstantaneler oldu. Davulda François Merville, ise son derece zor şarkıların arkasını son derece başarılı şekilde doldurdu. Davulcunun çok ilginç bir tekniği var. Genelde bilekten çalan davulcuları çok severim, Merville bu tarz davulcuların aksine koldan çalıyor. Bu sahnede oldukça değişik bir görüntü oluşturuyor. Bazen abartı görünüyor ancak koldan gelen basınç neticesinde davul tonlarında bir sertlik olmadı. Sanki bilekten çalıyormuş gibi son derece narin tonları çalabiliyor. Farklı bir teknik ve son derece şaşırdım.

Konser biraz tutuk başladı. Sanırım Sclavis ilk şarkıdaki solosunun ardından biraz alkış bekledi ancak ilk şarkının ardından bir alkış tufanı kopmasıyla izleyici ve müzisyen arasındaki o büyülü köprü kuruluverdi bir anda. Zaten sonrasında olanlar oldu. Müzisyenler coştukça, seyirci coştu. Konser sonunda ellerim patlayana kadar alkışladım, hemen herkes öyle. Sclavis üçlüsü bir tekrar daha yaptı ve yine alkış tufanı koptu. Tüm güzel şeylerin sonu olduğu gibi bu konserinde sonu geldi.

Bu arada konserden hemen her şarkı arasında bir sürü çıkan insan oldu. Sağlık sorunları gibi önemli şeylerden dolayı konserden ayrılmak tabii ki gayet normal ancak tahminimce ayrılanların bir çoğu o akşam evden "hanım gel caz konserine bilet aldım veya beleş bilet bulduk konsere gidelim" diyen tiplerdi. Sclavis tabii ki pek kolay dinlenir bir müzik sunmuyor hal böyle olunca şarkı aralarında ciddi bir gidiş hatta kaçış trafiği yaşandı. Bence sorun değil ancak zaten küçük olan salonda çeşitli sebeplerden dolayı bilet alamayan müziğe meraklı bir çok insan, bu tarz insanlardan dolayı bilet alamıyorlar. Gideceğiniz konseri araştırıp bilet almak lazım, kimsenin hakkını yememeliyiz.

Uzun lafın kısası ses düzeni, salonun ambiansı ve en önemlisi Sclavis üçlüsünü müthiş performansı ile harika bir akşam oldu. IKSEV bu sene güzel bir festival düzenlemiş ve her zevke hitap eden konserler var. Bilet fiyatları makul. Geçtiğimiz senelerde ben dahil bir çok insanın yaptığı eleştirilerden ders alınmış gibi görünüyor. Bir alkışta IKSEV'e gidiyor.
not: konser boyunca fotoğraf çekilmemesi uyarılarına uyduğum için fotoğrafı IKSEV sitesinden aldım. fotoğraf Sn Oğul Ekşi tarafından çekilmiştir.

27. Sayımızı Yayınladık!




Gelecek, gelmek üzere, gelemiyor, ne oluyor derken sonunda yeni sayımızı yayınlamayı başardık. Pek güzel oldu. Yeni sayımızı PDF formatında indirmek için "Güncel Sayımız" bölümüne, yok ben PDF'le uğraşmam -ki haklı olabilirsiniz- derseniz buradaki flash versiyonuna göz atabilirsiniz. Bu arada yazıları web sitemizden okuma imkanınız var. Apple formatı üzerinde çalışmalar devam ediyor onu yetiştiremedik ne yazık ki.

Bloğumda Gariplikler Var


Son günlerde blogger'a yine yasaklama geldi biliyorsunuz. Bu saçma sapan yasaklamadan dolayı herkes gibi bende dolayısıyla Stereo Mecmuası'da zarar gördü. Şu an bir çok fonksiyon çalışıyor olsa da, özellikle eski dönemlerde eklenen resimlere ulaşım sağlanamıyor. Kısa bir süre sonra sorunun çözüleceğini umuyorum. Bu dönem boyunca bilgisayarlarınızın ayarları ile oynamayınız.

Ereshkigal Üzerinde Farklı Bir Tat


Stereo Mecmuası'nın yeni sayıısnın hazırlıkları devam ediyor. Yeni sayının konuklarından bir tanesi yukarıdaki fotoğrafta açıkça görülebiliyor. Ereshkigal'in üzerine de pek yakıştı doğrusu...

Best Buy Türkiye Pazarından Çekiliyor


Geçtiğimiz aylarda Best Buy ziyaretimle alakalı izlenimleri yazmıştım ve bazı tehlikelerden bahsetmiştim. Bu dönemlerde firmanın gelişim süreci devam ediyordu ve Best Buy bir süre sonra Ankara mağazasını açtı. Teknoloji marketlerde çok büyük bir rekabet olduğunu biliyoruz. Bu rekabette ön plana çıkan araç -Türkiye için- öncelikle fiyat. Arkasından çalışanlar, mağazanın yapısı, hizmet kalitesi gibi onlarca faktör sayılabilir. Tabii ki, hizmet kalitesinin ön plana çıktığını iddia eden anlayışlarda var ancak Türkiye pazarında bu anlayışla çıkılan maceraların başarısız olacağı geçmiş örneklerle görüldü.

Best Buy, büyüdükçe pazara güzel bir rekabet rüzgarı getirme potansiyeline sahip idi. Tabii bunun için hızlı şekilde gelişerek satın alma gücünü arttırması gerekiyordu. Olmadı ne yazık ki.. En üzüldüğüm şey, geçmişte birlikte çalıştığım belki ufak tefek bir şeyler öğretme fırsatı bulduğum bir çok genç arkadaşımın yani çalışanların emeklerinin uçup gitmesi. O mağazalar kimbilir ne emeklerle hazırlandı, raflar ne umutlarla dolduruldu. Açılış öncesinde kimbilir kaç gece çalışması yapıldı. Tüm bu yorgunluklar mağazacılığın kaderidir ancak mağazanın açılış günü gelip ilk müşteriler içeriye girdiğinde her şey unutulur. Yorgunluk bile... Ama bu kadar emekle açılan bir mağazanın kapanması insanda emin olun büyük bir yıkıntı yaratır. Ama her sektörde olduğu gibi bu sektörde de başarı ve başarısızlık hikayelerine bol bol rastlarsınız. Ama gerçek başarı hikayeleri pek azdır. Mağazacılık ne yazık ki işte böyle bir şey...

Trine The Game


Geçtiğimiz günlerde alışveriş yaptığımız bir markette sepet içerisinde aksiyon ürünü olarak bilgisayar oyunları vardı. Seçil Hanıma bir tane bana da bir tane oyun aldık. Ben Trine diye bir oyun almış bulundum. Son zamanlarda oynadığım en keyifli oyun oldu. 5TL'lik fiyatına bakarsam mükemmel bir karar olmuş. Trine atlamalı zıplamalı bir oyun ki bunlara boyun dünyasında platform oyunu deniyor. Oyunun mantığı basit. Bir hırsız, bir büyücü ve bir savaşçıdan oluşan bir takımı yöneterek bölümleri geçmeye çalışıyorsunuz. Oyunun mantığı çok güzel kurgulanmış. Her üç sınıfın kendine has özellikleri var, gerektiği zaman karakterleri değiştirerek bölümleri geçmeye çalışıyorsunuz. Bölümler çok zor değil, belirli bir mantık ile geçmek mümkün. Grafikler çok güzel, insanın içini rahatlatan türden. Oyunun bir diğer güzelliği bir bölüm oynayıp kapatıp aklınıza gelince bir kaç bölüm daha oynayabileceğiniz yapıda olması.


Oyun oynamayı sevip fazla zaman ayırmayı sevmeyenler için zevkli bir oyun. Üreticisinin web sitesinde sistem ihtiyaçlarına ve diğer ayrıntılara göz atabilirsiniz. İlginizi çekerse sizi buraya alalım... Oyun görüntülerini bu web sitesinden aldım ki çok daha fazlası mevcut...

Elektronik Alışverişlerinde Biraz Şans Olacak



HP-Compaq 100EU bilgisayarlarda alakalı yaşadığım sorunu burada yazmıştım. Ürünün anakartı değiştirilerek teslim edildi. Teslim günü bizimkiler çok keyifli. Diğer eve geldim makineyi taktım ve yine aynı arıza. Elektronik konusunda bazen insanın şansı tutmuyor. HP'nin tüketici elektroniği servislerini bilmiyorum ama kurumsal ürünlere bakan servislerinin son derece iyi olduğunu biliyorum. Bir şekilde sorun çözülecek. Yaklaşık 2 senedir HP Pavillion DV6 laptop kullanıyorum son derece memnunum. Benim elimde zavallı laptop normal kullanım ömrününün bir kaç katını geçirmiştir şimdiden ama tık demedi (Maşallah diyeyim) ancak diğer bilgisayarda bir şanssızlıktır gidiyor. Allah'tan elimde bol bol bilgisayar var da kimse makinesiz kalmıyor.

Şubat Sessizliği


2011 yılı hi-fi dünyasına pek hayırlı gelmedi. Normal koşullarda şu günler itibarı ile hala CES fuarında sergilenen ürünleri konuşuyor olmamız lazımdı. İşin ilginç tarafı bu sene bir çok önemli Avrupalı web sitesi CES'e muhabir göndermedi. Bunun yanında dünyada sektörün önde gelen web siteleri ve dergilerinde de özellikle yeni ürünler konusunda bir kısır döngü yaşanıyor. İlerisi için önünü göremeyen bir çok firma bu sene ar-ge faaliyetlerini azaltmış durumda. Geçtiğimiz sene bu durumun tam tersi yaşanıyordu. Firmalar yaşanan durgunluğu "bypass" etmek için devamlı yeni ürünler pazara sürmüşlerdi. Anlaşılan bu sene bu taktiği uygulayan pek fazla firma kalmadı. Hal böyle olunca yeni ürün bültenlerinde çok ciddi bir azalma söz konusu oldu. Bu aralar ortalıklarda çok fazla ürünü olmayıp DIY projeleri bir adım ileriye götürüp firmalaşma yoluna giren çeşitli girişimcilerin ürünlerini görüyoruz. Bu alanda özellikle hoparlör pazarı rakipsiz durumda. Ortalıkta o kadar fazla tek sürücülü hoparlör bülteni var ki, şaşırırsınız. Türkiye'de olmamıza rağmen bizim elimize ulaşan bültenleri onlarla ifade edebiliyorum. Sektörün önemli web sitelerini düşünemiyorum bile.

Ülkemizde de genel bir sessizlik söz konusu. Sessizlikten sıkılan bir çok firma şu an için lojistik hazırlıklara ağırlık vermiş görülüyor. Dünyada olduğu gibi web sitelerini güncelleyen veya yeni baştan tamamen hazırlayan bir çok firma olduğunu biliyorum. Ayrıca son aylarda bir çok temsilcilik bırakılmış veya el değiştirmiş durumda. Bu haberler kulaktan kulağa yayılırken, bazılarında tatsızlıklar da çıktığını duyuyoruz ancak elimize resmi bülten geçmeden bu konularla alakalı haber yapmamaya özen gösteriyoruz.

Forumlar ve web sitelerinde de genel bir sessizlik sözkonusu. Özellikle büyük yabancı forumlarda son aylarda yaprak kımıldamıyor. Türkiye'de pek farklı değil. Ne olup ne bittiği konusunda şimdilik fazla ses çıkmıyor ancak geçen sene pazarda büyük ivme yaratan dijital stream çalarlar ve DAC'lar cephesindeki ateşin sönmesinin olumsuz etkilerinin olduğunu yadsınamaz. Buna karşın DIY dünyasında hareketlilik artmış durumda. Bu seneki DIY festivallerinin (başta Triode Fest) çok keyifli geçeceği şimdiden belli. Bu konuya bilahare el atacağım.
Bakalım ilerleyen haftalarda neler olacak...

Hedefimiz 2 Milyon Plak. Benim Değil Canım...


Goldmine dergisi zaman zaman plaklarla ilgili video haberler yayınlıyor. Bunlardan en beğendiğimi daha önce burada yayınlamıştım. Bu kez ilgimi çeken bir diğer videolarını yayınlıyorum. Bu vdeo'da "Archive of Contemporary Music" plak koleksiyonundan bahsediyorlar. Arkadaşların birincil amacı Amerika'da yayınlanmış her plaktan arşivlerine eklemek. Hatta hızlarını alamamışlar, her plaktan iki adet arşivliyorlar. Video, İngilizce ama anlamasanız bile görüntüler her şeyi anlatıyor.

Şifayı Kaptık Yine :)


Bu aralar acayip bir grip salgını var. Bu seneki salgına keçi gribi sebep olmuş. Onu bunu bilmiyorum da, dün bütün gün yattım, muhtemelen bugünde yatarım. Hatta yarın da.. Aman dikkat edin kendinize, bu seneki girip berbat bir şey!

His Masters Voice Güzeli


Hollandalı fotoğrafçı Peter Kemp'in Musica serisi fotoğraflarından "His Masters Voice" fotoğrafları. Fotoğraflardaki modelin ismi Raffaella Huizinga. Harika fotoğraflar.





Bir Yıldız Daha Kaydı; Gary Moore 1952 - 2011


Bir yıldız daha kaydı. 2011 pek hoş başlamadı. 4 Nisan 1952'de doğan Kuzey Irlandalı gitar ustası Gary Moore, 6 Şubat 2011'de vefat etti.1960'larda başlayan müzik kariyeri boyunca öylesine isimlerle birlikte çalma fırsatı buldu ki.

Okul günlerinde Phil Lynott ve Brian Downey gibi isimlerle çalmaya başlayan Moore'un asıl yükselişi İrlandalı rock topluluğu Thin Lizzy ile çalmasıdır. Bir çok insan Moore'un farklı dönemlerinden bahseder ve sever. Eh bu gayet normal  rock, jazz, blues, country, electric blues, hard rock ve heavy metal el attığı müzik tarzları. Solo kariyerinin yanında B.B. King, Albert King, Colosseum II, Greg Lake ve Skid Row (1) gibi döneminin önemli müzisyenleri ve toplulukları ile harika albümler yapmıştır. Bana sorarsanız en keyifli albümleri Colosseum II albümleri. Colosseum II ilk oluşumun küllerinden yeniden doğmuştu. Biliyorsunuz Moore'un yanında Don Airey, John Mole ve Jon Hiseman topluluğun temel taşları. Göz atmak gerekirse Colosseum II albümleri şunlar;

-Strange New Flesh (1976)

-Electric Savage (1977)

-War Dance (1977)

Moore, Belfast'ta doğmuş. Erken yaşta gitar ile tanışmış. 8 yaşında akustik gitar çalmaya başlayan Moore, 14 yaşında ise ilk elektro gitarını edinmiş. Bu arada Moore aslında solak ama sağ gitarlar daha çok bulunduğundan ve sol gitarlara göre genelde ucuz olduğundan büyük ihtimal sağ gitar çalmaya başlamış. 1968 yılında 16 yaşındayken Dublin'e taşınmış. Bu dönemde Albert King, Elvis Presley ve Beatles plakları dinlerken Jimi Hendrix ve John Mayall's Bluesbreakers'ı canlı seyredince özellikle blues-rock tarzlarına yönelmeye başlamış. Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz. Onlarca albüm... Bir çok başarılı performans.

Moore dendiğinde ilk aklımıza gelen şeylerden bir tanesi de, Gibson Les Paul gitarları. İlk kez 1959 yılında Gibson ile tanışan Moore, öldüğü güne kadar ağırlıklı olarak Gibson gitarları kullandı. Yukarıda gördüğünüz gitar Gibson'ın usta gitarist için tasarladığı Gary Moore BFG Signature modeli. Bu arada bir çok kullanıcı Gibson sayfalarında Moore'un ölümünün ardından 1 gün geçmesine rağmen bir başsağlığı mesajı bulunmamasını ciddi şekilde protesto ediyorlar. Buna karşılık müzisyenin kullandığı bir diğer önemli marka olan Marshall daha ilk saatlerde bir başsağlığı yayınlamıştı. (2)

Bir müzisyeni anmanın en iyi yolunun arkasından methiyeler düzmek yerine onun müziğini dinlemek olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ülkemizde hala çok sevilen Moore'un 1990 yılı albümü "Still Got the Blues"a ismini veren parçanın videosunu eklemek istiyorum.<

Bu albümden benim daha fazla sevdiğim bir parça olan "Oh Pretty Woman"ın videosunu da bonus olarak ekleyeyim. Blues devi Albert King (3) de videoda bizzat görünüyor. Toprağı bol olsun. Müziği ile Gary Moore her zaman anımsayacağız! (1) Bu Skid Row meşhur Amerikalı Glam topluluğu değil. Sadece isim benzerliği :) (2) Bu satırları okuduğunuz sırada bir yazı yayınlandı ancak Moore severlerin tepkisi sanırım bir süre daha devam eder. (3) Albert King (1923 – 1992) B. B. King ve Freddie King ile birlikte üç önemli elektrik blues gitaristen bir tanesi olarak tanınır. Rahmetlinin sol Gibson Flying V gitarının da büyük fanıyım. Genelde hard rock ve heavy metal topluluklarının gözdesi olan bu gitar, Albert King'in eline çok çok yakışıyor.

Yeni Sayı Yolda!


Stereo Mecmuası'nın yeni sayısı yolda. Bayağı kapsamlı bir hifi sayısı geliyor. Hazırlıklar devam ediyor. 10 güne yayınlarız herhalde!

Bir Plak Fuarından


The Philadelphia Record Exchange sırasında çekilmiş bir fotoğraf. Fotoğraf, Flickr'dan FourthFloor nickli kullanıcıya ait.

Joseph-Marie Lo Duca


Joseph-Marie Lo Duca, Italyan ve Fransız karışımı kökene sahip bir yazar. Film meraklıları (ki ben  kendimi bu sınıfa pek sokamam) belki onu Fransız "Les Cahiers du Cinéma" dergisinden hatırlayabilirler. Bu dergi Fransız sinemasındaki yeni akım (1) içerisinde önemli bir etkiye sahip, hatta Jean-Luc Godard, François Truffaut, Éric Rohmer, Jacques Rivette ve Claude Chabro gibi bazı önemli isimler ilk yazılarını bu dergi için ele almışlar. Neyse. Bazı metinleri anlayabilmek veya daha doğrusu yorumlayabilmek için yazarın -uzun isimli- L'Histoire de l'érotisme - Direction de la bibliothèque internationale d'érotologie kitabına hızlı bir giriş yaptım.  Kitap isminden anlaşıldığının pek ötesinde bir kaynak kitap. Ben kitabın 1968 Fransa baskısını edinmeyi başardım. Bu arada elinde " Les Mines de Sodome" olanlar bana haber versinler!

(1) 1950'lerin sonlarındaki la Nouvelle Vague akımı

Sadelik İyidir



Hoparlör üreticisi Marten Design'ın bloğundan bir iskandinav bayilerinin demo odasından olduğunu tahmin ettiğim bir sistem. Çok sade ve şık. Zaten şu İskandinavların tasarım anlayışlarına bayılıyorum...

Yuvarlak Hatlı Hifi Sehpası


Geçtiğimiz günlerde Techlin firmasının çok hoş bir sehpasını burada sizlerle paylaşmıştım. Firmanın tasarımlarını inceledikçe hoşuma giden bazı diğer modelleri de bloğuma ekleyeyim dedim. Yukarıdaki sehpa firmanın Ovid serisinden ve fiyatı 200 Sterlin civarında. Siyah, beyaz ve kırmızı renk opsiyonları var. Tabii ki hepsi parlak cilalı.

B.C.Rich Beast


B.C.Rich'in bu modelinin adı Beast. Gitarın kafasının (headstock) adı da aynı şekilde. Bu gitarın en önemli dezavantajı, askısız kullanmanın son derece zor olması :) Gövdenin alt bölümü de pek rahat değildir.

Şanslı Plak Koleksiyoncuları


Yukarıdaki fotoğraf plak dinleyen hemen herkesin hayalini kurduğu bir şeydir. Özellikle de gözleri bozuk olup yan yüzlerden isimleri okumakta zorlananların. Keşke evlerimiz yeterince büyük olsa da, plakları bu şekilde stoklayıp, aradığımızı kapaklara bakarak bulabilsek.