Monster Tron Serisi



Monster firması bir çok alanda faaliyet gösteren bir firma. Hifi ve ev sineması sistemleri kablolarından, kulaklıklara, elektrik filtrelerinden iPod dock'larına kadar oldukça geniş bir ürün yelpazeleri var. Ben firmanın ürünlerini pek sevmem. Aslında sevmezdim demem daha doğru olur. Disney'in yeni Tron filmi için ürettikleri ürünler gerçekten görsel açıdan müthişler. Film son derece kötüydü ama yukarıdaki iPod dock sistemi ve aşağıdaki kulaklıklar harika gözüküyorlar bence...

Albüm Eleştirileri ve Fotoğraflar



Bugün mail adresime ilginç bir mesaj geldi. Aslında bu bazen sorulan bir soru. Soruya bloğumdan bir açıklama yapmak istedim böylelikle genel bir açıklama olur. Soru kısaca neden hemen her albüm tanıtımında albümlerin kapakları yerine farklı çekimlere yer verildiği konusunda. Aslında kafasında bu soru olan okuyucular bir açıdan haklı. Çoğu zaman bloğum için çekip eklediğim fotoğraflar özellikle de albüm tanıtımları için olanlar çok bir anlam ifade ediyor gibi gözükmeyebilir. Ancak eklenen bu fotoğrafların önemli bir işlevi var. İnandırıcılık!

Stereo Mecmuası'nın ilk günden bugüne yolculuğunda en önemli şeyin dürüstlüğümüz olduğunu söylemek mümkündür. Bugün albüm tanıtımı yazmak çok kolay bir şey. Sahip olmadığınız bir albümü internetten dakikalar içerisinde edinebilir, biraz yabancı diliniz varsa farklı sitelerden alıntılar yapıp bunları Türkçe'ye çevirerek iyi veya kötü bir albüm incelemesi yazabilirsiniz. Ancak kayıt gibi konulara girdiğinizde övdüğünüz bir albümün gerçekte sizin yazdığınız gibi olmaması noktasında tüm inandırıcılığınız ortadan kaybolur.

Tabii ki günümüzde HD Tracks gibi web sitelerinden çok üst düzeyde hazırlanan dijital müzik dosyalarına erişim mümkün. Bunları olması gerektiği şekilde DAC'lar başta olmak üzere sahip olduğu ekipmanla dinleyerek yazan ve benimde takip ettiğim blog ve web siteleri var. Ben yapı olarak daha ortodoks olduğumdan genelde CD ve plak formatındaki albümleri yazıyorum. Zaten sistemimde orta sınıf da olmak üzere herhangi bir DAC mevcut değil. Böylesine yazılar yazarsam inandırıcı olabilmem mümkün olmaz. Zaman zaman Stereo Mecmuası'na test için gönderilen dijital cihazlarda çalabilmem için arşivlediğim dijital bir müzik arşivim var ama tahmin edebileceğiniz gibi pek kullanmıyorum...

Bugün bir çok web sitesinde hatta bazı dergilerde plak firmalarından gelen hazır metinler üzerinden hazırlanan yazılar okuyorsunuz. Albüm eleştirisi kaleme alan bazı insanlar bırakın bu albümlere sahip olmayı hiç dinlememiş bile oluyorlar. Böylesine durumlara düşmemek için Stereo Mecmuası'nda her zaman sahip olduğumuz albümlere yer veriyor ve bu albümleri yorumluyoruz. Albüm incelemelerinde kullandığımız fotoğraflarda bu albümlerin fiziki olarak ispatıdır.. Ayrıca yazılara belirli bir hareket verdiğini de söylemek lazım :)

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi: İkinci Serinin Sonu



Plak Koleksiyonculuğu yazı dizimi geliştirmeye devam ediyorum.  Dizinin ilk bölümü olan "Plak Koleksiyonculuğu" bölümü toplam 7 yazıdan oluşmuştu. Bu yazılarda daha çok teknik konulara göz atmış ve plak koleksiyonu konusunda genel bilgiler vermiştim. Plak Koleksiyoncusunun Rehberinde ise daha çok plak toplamaya yeni başlayanlar için faydalı bilgiler vermeye çalıştım. Bu yeni seri toplam 5 adet yazıdan oluştu. Gelen mesajlardan anlayabildiğim yazılar kadarı ile bayağı ilgi çekmiş. Bu çok sevindirici bir şey benim açımdan. Artık yeni bir yazı dizisine başlamanın zamanı geldi. İsterseniz genel toparlama yapalım ve "Plak Koleksiyoncusunun Rehberi"ni oluşturan yazıların linklerini ekleyeyim. Koyu renkteki linklere tıklayarak yazılara ulaşabilirsiniz.

Yazı 1: Planlama
Yazı 2: Pikap Konusu
Yazı 3: Pikap Katı veya Phono Pre
Yazı 4: Lambalı Pikap Katı Mevzuu
Yazı 5: Plak Temizleme Konusu

Böylelikle serinin ikinci bölümünü de sonlandırıyorum. Yeni seri daha teknik konuları ve ayrıntılara önem verenler için ipuçlarını içeren bir rehber niteliğinde olacak.


Yellowjackets - Timeline CD


Sizlere geçtiğimiz ay içerisinde Stereo Mecmuası Müzik Haberleri bölümümüzde Mack Avenue Records albümlerinin ülkemize gelmeye başladığından bahsetmiştim. Tabii ki neler oluyor bitiyor diyerek listeleri incelemeye başladım. Mack Avenue Records çok büyük bir plak şirketi değil ancak kataloğunda ilginç isimler var. Firmanın kayıtlara gösterdiği özende genel olarak takdir topluyor. Bu plak şirketinin kataloğundan elime geçen ilk albüm Yellowjackets topluluğunun 2011 yılı albümü Timeline.

İsterseniz Yellowjackets topluluğunu yakından tanıyalım. Orijinal topluluk 1977 yılında kurulmuş. O dönemlerde ismi The Robben Ford Group imiş. Tahmin edebileceğiniz gibi Robben Ford önderliğinde Russell Ferrante, Jimmy Haslip ve Ricky Lawson tarafından kurulmuş. Ford topluluğu kurarken ilginç bir kontrat yapmış. Kontrat, hem topluluğun tamamını hemde üyelerinin bağımsız anlaşmalar yapabilmesine imkan veriyormuş. Durum böyle olunca toplulukta bayağı kadro değişikliği yaşanmış. En sonunda topluluğun kurucusu Ford yerine saksafoncu Marc Russo gelmiş. Ricky Lawson ise farklı müzisyenlerle çalışmak için 1986 yılında topluluğu terk etmiş.



1981 yılında gitarist Robben Ford, R&B tarzını da kapsayacak bir müzik yapmak üzere yeni bir topluluk kurma kararı almış. Ancak Yellowjackets topluluğunda çok geçmeden yeni kadro değişiklikleri olmuş. Alto saksafoncu Marc Russo, klavyeci Russell Ferrante, basçı Jimmy Haslip yollarına devam ederken aralarına davulcu William Kennedy katılmış. Bu dönemlerde topluluğumn müziği Joe Zawinul'un bariz etkisi altındaymış.

80'lerin sonlarına doğru plak firmalarını değiştirmişler ve albümleri genelde iyi tepkiler almış. Topluluğun iki şarkısı Star Trek IV: The Voyage Home filminde de kullanılmış. 90'lara gelindiğinde devinim yeniden başlamış. Marc Russo asıl topluluğu “ Doobie Brothers”a daha fazla zaman ayırmaya karar vermiş ve yerine Bob Mintzer gelmiş. Bu değişikle topluluğun sound'u R&B'den caza doğru kaymaya başlıyor. Bu süreçte plak şirketi değişiklikleri birbirini izliyor. Aslında bu süreç topluluğa önemli bir ivme kazandırıyor. “Lifecycle” albümleri çok başarılı oluyor ve 2009 Grammy'lerinde en iyi caz albümü kategorisinde aday gösteriliyorlar.



Nasıl bir devinim değil mi? “Timeline” topluluk için bir nevi yeni bir başlangıç ve bu devinimin kendileri de farkındalar. Çok özenli hazırlanmış CD kitapçığında basit bir kronolojiye yer verilmiş. Ancak basit dediğim kronoloji bile 3 sayfa sürüyor. Bakınız yukarıdaki fotoğraf :)

1- Why Is It
2- Tenacity
3- Rosemary
4- Timeline
5- Magnolia
6- A Single Step
7- Indivisible
8- Like Elvin

Topluluğun 2011 albümü “Timeline” bir açıdan özel bir albüm. Tüm bu devinimin ilk başında varolan adam Robben Ford bu albümde konuk müzisyen olarak gitar çalmış. Ayrıca John Daversa konuk müzisyen olarak "Tenacity" ve "Like Elvin" şarkılarında trompet çalmış. Albümdeki Yellowjackets kadrosu ise şu şekilde; Russell Ferrante - klavye ve sintizaysır. Jimmy Haslip - bas. Bob Mintzer - saksafon, bas karnet. Will Kennedy - davul ve perküsyonlar.

Albüm son derece yumuşak dokulardan oluşan jazz fusion veya smooth jazz olarak sınıflandıırlabilir bir tarzda. Kayıt oldukça iyi. Topluluğun 1980'lerden beri süre macerasında yayınladığı albümlerden daha caza yakın, çok inişlere çıkışlara yer verilmemiş bir albüm. Mack Avenue Records ile tanışmak için iyi bir fırsat...

Lego MP3 Çalar



İtalyan Hobbymedia firması aslında maketler ve uzaktan kumanda edilebilir modeller konusunda uzmanlaşmış bir firma. Ancak zaman zaman ilginç ürünlere de imza atıyorlar. Firma daha önce ürettiği Lego dijital fotoğraf makinesinin başarısından sonra Lego MP3 çalarını duyurmuş. Her ne kadar oyuncak gibi gözükse de tam fonksiyonlu bir sistem. Ses kalitesi muhtemelen çok kötüdür ama bu ürünün eğlenceli olduğu gerçeğini değiştirmiyor...

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi: Plak Temizleme Konusu



Bundan seneler önce Stereo Mecmuası'nda plak temizliği ile alakalı bazı maddeler yazmıştım. Bu yazıyı yazalı en az 5-6 sene oluyor. Oirijinal metin buradan okunabilir. Aradan geçen senelerde bu yazıda bazı düzeltmeler yapmam gerektiğine karar verdim. İşte orijinal metin artı düzeltmeleri aşağıda bulabilirsiniz.

1. Plakların en önemli düşmanı tozdur. Bunun yanı sıra sigara dumanı, nem ve ısıda plaklara zarar veren etkenlerdendir. Lütfen plaklarınız bu faktörlerden direkt olarak etkilenebileceği yerlerde tutmayınız. Hemen bir ekleme mümkünse plaklarınızı özel bir dış kılıf ile koruyunuz. Bu kılıfları çeşitli sitelerden satın alabileceğiniz gibi ambalajcılarda satılan naylon poşetlerden uygun olanlarını kullanabilirsiniz.

2.Kuru bir bez ile plakları temizlemek, plak üzerinde statik enerji oluşturur , bu da okunma esnasında istenmeyen seslere yol acar. Bu durumda anti-statik fırça kullanmak en mantıklısıdır. Plaklarınızı ilk aldığınızda bir miktar temizleme sıvısı ile silip anti-statik fırça ile temizlerseniz daha sonraki dönemlerde daha az tozlanacaktır. Tabii ki çevrenizde plak temizleme makinesi olan birileri varsa en sağlıklı temizlik yöntemi bu makineleri kullanmaktır. Plak temizleme makineleri çok pahalı oyuncaklar olduğu için eğer çok geniş bir koleksiyonunuz yoksa veya geniş maddi imkanlara sahip değilseniz arkasından koşmak için çok pahalıdırlar.

3.Anti statik fırça ile yapılacak temizlik mutlaka plak izlerini takip edecek şekilde yapılmalıdır. Aksi taktirde kanallardaki tozlar temizlenmeyecektir. işlem fazla bastırmadan mümkün olduğunca narin şekilde yapılmalıdır.

4. Anti-statik fırçanın kılları el ile temizlenmemelidir. Genelde bunun için fırçada ayrı bir bölüm olur veya fırça bir toz aparatı ile birlikte gelir. Eğer ki böyle bir bolum yoksa mesela bilgisayar kasanızın power supply'i gibi bir yere bir kere sürterek fırçanızı tozlardan temizleyebilirsiniz. Ama siz yine de oldukça ucuz olan ve plak temizlemek için üretilmiş güzel bir fırça edinin...

5. Plağınız pikapta çalınırken dikkatli olun.. Titreşimler ve yanlışlıkla çarpmalar sonucunda plakların üzerinde geri dönülemez çizikler oluşabilir. Pikap, eğer mümkün ise hoparlörlerin uzağında ve özellikle bas titreşimlerinden uzakta durmalıdır. Siz fark etmeden bu titreşimler plakta kalıcı sorunlar oluştur.

6. Pikabınızdaki iğneyi değiştirmek için cimrilik etmeyin. Çoğu iğne 3000 saat omurludur. Bu süreyi beklemeden değişiklik yapın. Benim çok karşılaştığım traji-komik bir durum ciddi pahalı iğneler alıp bunları zamanı geldiğinde değiştirmeyen insanlardır. Bunun yerine daha ucuz bir iğne alıp gerektiğinde değiştirmek plak arşivinizin ömrü için önemli bir etkendir. Şimdi burada bir parantez açalım. Bu yazıyı yazmamın üzerinden muhtemelen 5 sene geçti ve 3.000 saat ömür konusunun biraz soru işaretleri ile dolu olduğunu öğrendim. Şu an 3.000 saatin çok üzerinde kullandığım pikap iğnelerim var. Bu noktada eğer seste bir sorun duymuyorsanız iğnenizin ömrü konusunda çok endişe etmenize gerek yok. Belirli bir kalitenin üzerindeki iğnelerde zaman içerisinde belirli frekanslarda -özellikle yüksek frekanslar- eksilmeler olur ancak bu durum plaklara zarar verebilme potansiyelinin olduğu anlamına gelmez. Aradan geçen seneler boyunca orta segment altındaki iğneler hariç kullanım ömürleri konusunda bir genelleme yapmanın doğru olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında bu madde için şöyle demek daha doğru olacaktır; iğneniz değiştirilmesi gerekli zamanı size mutlaka hatırlatacaktır...

7. Plak sıvı ile temizlenmesi gerekiyor ise, alkol içermeyen ve uçucu bir sıvı ile temizlenmelidir. Ayrıca kullanılacak bez mutlaka yüzde yüz pamuklu olmalıdır. Böylelikle plak yüzeyinde yabancı madde kalmaz. Bu sıvıları satın alabileceğiniz gibi kendinizde yapabilirsiniz. Ben Pevasan isimli bir firmanın sıvısını sulandırarak kullanmaktayım. Bir kaba 2/3 oranında bu sıvıdan, 1/3 oranında su koyarak bir fluid oluşturup, bunu kullanıyorum tavsiye ederim. PC malzemeleri satan yerlerden bu urunu bulabilirsiniz (not. ürün adı burada reklam amaçlı kullanılmamaktadır) Aradan seneler geçtiğinde ortalıkta böylesine firmalar kalmadığı için farklı temizlik sıvıları kullanmak zorunluluğu oluştu. Kendi kullandığım temizlik sıvısı ile alakalı burada bir şeyler yazmıştım. Eğer imkanınız varsa bu iş için özel üretilmiş sıvıları kullanmak en iyi seçenek. Ancak kimyasal içerikli sıvıların nakliyesinde sorunlar olduğu için linkini verdiğim sıvı da iş görür. Bu temizliği sadece çok kirli plaklarınızda uygulayın. Bu arada o dönem not etmeyi unutmuşum; 78 devirlik Shellac (veya bilinen tabirle taş) plakları sakın bu tarz sıvılar ile temizlemeyin...

8. Plaklarınızın üzerinde çok toz varsa bunu ilk önce bir elektrik süpürgesi ile çekin. 2500W bir süpürge ciddi oranda toz çekebilir. Bu işlemi yaparken sakin süpürgeyi plağa değirmeyin. Bu hala iyi bir seçenek ve zaman zaman kullanmaya devam ediyorum.

9. Plaklarınızı güneşten ve hatta aşırı sıcak ortamlardan korun. Yüzeyde dalgalanmaları önlersiniz. Haydi bir not; eğer yamuk plaklarınız varsa bunları tercihan iki camın arasına koyun. Bu halde sıcak bir ortama bırakın. Ancak sıcak ortam direkt gün ışığı almamalıdır. Örneğin arabanızın bagajı bu işlem için en ideal yerlerden bir tanesidir. Hafta sonu plağınızı bagajda bırakıp hafta başı elinize aldığınızda büyük ölçüde düzelmiş olacağını göreceksiniz.

10.Asla plaklarınızı üst üste saklamayınız Bunu her birinin kabı olsa bile yapmayınız. Şekillerinde bozulamalar ve yamulmalar oluşur ve bunlar hiçbir şekilde düzeltilemez. Aslında hiçbir şekilde düzeltilemez yanlış bir önerme olmuş. Madde 9'da görebileceğiniz gibi bir umut kapısı var. Ama dertsiz başa dert açmaya gerek yok. Bu yazıyı yazdığım günlerde ülkemizde Ikea benzeri mağazalar yoktu. Plak koleksiyonu yapanlar veya plak toplayanlar, oldukça cüzi tutarlar ödeyerek Expedit gibi harika çözümlere kavuşabilirler.

11. Genelde değersiz bulunan 45likler üst üste kapsız konuluyor. Bir toz tanesi bile ciddi ama gözle görülmeyen çizikler oluşturacağından en kotu ihtimalle bunlar için kartondan veya A4 kağıttan kaplar yapın veya İnternet'ten sipariş edin. Aslında bu konuda ülkemizde de çözümler var artık. Rengarenk karton koruma kaplarını ülkemizden de tedarik edebiliyorsunuz. Bu arada 45'likler konusunda şuraya bir göz atmanızı öneririm. Özellikle de 45'liklerin değersiz olduğunu düşünüyorsanız!

12. Biraz yer ayırıp plaklarınızı 20'li gruplar halinde A4 kutularında saklayabilirsiniz. Hem seçmesi kolay olur, hem ezilmezler hemde kutuda biraz oynama yapıp üstlerini istediğiniz zaman kapatabilirsiniz. Devamlı alışveriş yaptığınız bir hiper markette kırtasiye reyonundaki arkadaşa rica edip bunları alabilirsiniz. Özellikle Mopak firmasının A4 kutuları gerçekten çok ideal. Eğer yaşadığınız yerde bir yapı market varsa ziyaret etmenizde fayda olacaktır. Özellikle IKEA'da güzel şeyler bulunabiliyor. Bu dönemlerde yazıyı Birkaç kere elden geçirmiştim. Ancak artık ülkemizin dört bir tarafında yapı marketler var ve bir şekilde uygun çözümleri bulabilmek mümkün. Zaman ne kadar hızlı değişiyor

13. Eğer plaklarınızı kutuda saklıyorsanız içlerine elektronikçilerde rahatlıkla bulunan silikon nem alıcılardan ekleyin. Kutunun içinde nem oluşumunu önlersiniz. Kesinlikle öyle. Bu bence hala en iyi çözüm.

14. Plakların iç kapaklarını plağın üst kapağının açıklığına ters yönde kapatın. Plak tozdan bu şekilde korunur. Kesinlikle doğru bir tespit. Ayrıca Madde 1'de bahsettiğim dış kılıflardan edinerek daha iyi toz koruması sağlayabilirsiniz.

15. Plaklarınızı iç kapak (sleeve) olmadan kapağın içine koymayın, kartonda oluşmuş girinti çıkıntılar plağınıza zarar verebilir. Bu maddeyi biraz geliştirmek gerekiyor. İç kapaklarınız eğer kötü durumdaysa mutlaka yenileri ile değiştirin. En iyi çözüm kağıt içerisinde anti-statik naylon olan iç kapaklardır. Ayrıca Mobile Fidelty (MoFi) firmasının ürettiği gibi naylon iç kaplarda tercih edilebilir.

16. Plağın okuma yüzüne elinizi sürmeyin, insan tenindeki yağın plak üzerinden temizlenmesi kolay bir is değildir. Mutlaka kenarlarından tutun. Kesinlikle bu konu çok çok mühim...

17 .Bir şeyi asla unutmayın. Elinizdeki bir plak, bir daha asla üretilmeyecektir. Eğer o plak 1.000 adet üretildi ise onu kullanılmaz hale getirmeniz 999 adet kalması demektir. Bir plağınızı sevmiyorsanız bile ona özen gösterin veya değerini bilecek insanlara verin. Bunu kültürel bir ödevmiş gibi addedin... Valla bu maddeyi harika yazmışım. Kesinlikle öyle :)

Eh sıhhat ve sağlığım yerinde olursa 4-5 sene sonra bu yazıyı da elden geçiririm artık...


Animasyonlu Albüm Kapakları: Tracy Chapman



Bloğumda eğlenceli yeni bir kategori açmaya karar verdim. Bu bölümde sonradan hareketlendirilmiş plak kapaklarına yer veriyorum. ilk konuğumuz Tracy Chapman'ın büyük bir çıkış yaptığı kendi adını taşıyan albümü. Albümden "Fast Car" isimli şarkı ile Chapman tüm dünyanın ilgisini çekmişti. Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz. Hareketli görüntüler biraz geç yüklenebilir. Biraz bekleyin pişman olmayacaksınız...

Pikaplar Moda Dünyasına da Girdi!



Son dönemlerde pikaplar ciddi bir trend haline geldiler. Hemen her alanda pikaplara rastlamak mümkün. New York'lu modacı Tom Scott'un kıyafetlerinin sergilendiği bir mağazada bol bol pikap kullanılmış. Kıyafet gözüme pek hoş gözükmedi ama ortalıkta bir pikap olması güzel...

Franck W. Fromy - Quatre Axes Mutants LP



Bazen elinize bazı albümler geçer ve hayatınız söner ya, işte size tam böyle bir hikaye anlatacağım. Albüm, Franck W. Fromy veya tam ismiyle Frank-William Fromy'nin solo albümü Quatre Axes Mutants. İlginç bir şekilde Franck W. Fromy hakkında fazla bilgiye ulaşabilmek pek mümkün değil.

Araştırmaların gösterdiği ortak nokta Shub-Niggurath. Bu aslında Fransız bir topluluğun ismi. Fransızların meşhur Art Zoyd, Magma ve Univers Zero döneminin hemen arkasından kurulan topluluğun son derece garip bir müziği vardır. 1983 yılında kurulan topluluk 1990'ların ortalarına kadar aktif idi. Ancak topluluğun kurucusu Allan Baullaud vefat edince toplulukta dağıldı. Topluluk ilk albümleri olan "Les Morts Vont Vite" ile bir anda parlamışlar ve efsanevi statüsüne girmişlerdir.. Saydığım toplulukları dinleyip seven okuyucularım mutlaka bir göz atsınlar.



"Les Morts Vont Vite" albümünün yayınlanmasından kısa bir süre sonra gitarist Frank-William Fromy topluluğu terkediyor ve kendi solo albümünü yayınlıyor. 1988 yılında yayınlanan albüm "Shub-Niggurath" albümleri ile bazı benzerlikler taşıyor. Ancak... 1988 yılında Musea plak şirketinin alt kuruluşu "Musea Parallele" tarafından yayınlanan albümün atmosferi gerçekten çok acayip. Kasvet ve karanlık albümü tanımlamak için söylenebilecek en uygun sözler!

1 Ligeia - Ou Le Ver Conquérant 20:45
2 Beata Dolores 13:24
3 Le Chant Des Pierres 2:56
4 Parapets Impulsifs 7:52

Daha albümü dinlemeden şarkı listesine bakınca bir şeylerin ters gittiğini hemen alıyorsunuz. "Ligeia" aslında Edgar Allan Poe'nun meşhur öykülerinden birisi. Aslında erken dönemde yazdığı öykülerden bir tanesi. Öykü son halini alana kadar bir kaç kez değişmiş. Hikaye anlatıcısının güzel ve kuzgun (Poe söz konusu olunca takıntıdır malum) renginde saçları olan eşi ölüyor ve bir kez daha evlenen anlatıcının ikinci eşi de ölüyor. Ancak ikinci eş yeniden diriliyor. Yeniden dirilirken Ligeia olarak diriliyor. Neyse ilk eşin ölürken yazdığı bir şiir var. Bu şiir albümün ilk şarkısının temelini oluşturuyor. Bir şeylerin ters gittiği  "Shub-Niggurath"tan ve "Ligeia"dan belli dedim. "Shub-Niggurath" en sevdiğim yazarlardan bir tanesi olan Howard Philips Lovecraft'ın Cthulu mitos'unda sık sık bahsedilen eski kadim tanrıçalardan bir tanesi. Solo albüm  Edgar Allan Poe'dan bir şiir ile başlayınca bu konulara meraklı (Gotik Edebiyat) kişilerde bir pür dikkat kesilme durumu oluyor haliyle!



Poe'nun öyküleri Fransızcaya Charles Baudelaire tarafından çevrilmiştir. Ben kendi adıma anlamakta zorlandığımdan hemen İttaki Yayınları tarafından yayınlanan Edgar Allan Poe'nun "Bütün Hikayeleri" kitabına baş vurdum. Dost Körpe sağ olsun çok güzel bir çeviri yapmış. Kitabın ilk baskısında sayfa 179'da hikayenin tamamını, sayfa 184'te ise bahsettiğim şiiri bulabilirsiniz. Şarkıda vokaller "Lucie Ferrandon" tarafından yapılmış. Albümdeki isimlerin ayrıntılarına girdikçe işin içinden çıkmak zorlaşıyor. Mesela Ferrandon şu an önemli bir Fransız konservatuarında profesör. Durum böyle olunca haliyle albümdeki müzikal performans çok üst düzey. Bu arada Ligeia - Ou Le Ver Conquérant şarkısı plağın ilk yüzünü tamamen kaplıyor. Yani neredeyse 20 dakika sürüyor!

Beata Dolores isimli şarkı ise ayrı bir uzmanlık alanının devreye girmesini gerektiriyor. María de los Dolores López ismindeki bu kadın karanlık İspanyol engizisyon döneminde bizzat kardinal Torquemada tarafından sorgulanan bir cadı. F. Martinelli tarafından yazılan İspanyol Engizisyonu isimli kitaptan esinlenilerek yapılan şarkıda, Franck W. Fromy, Torquemeda'yı, Laurence Kopelovitch  ise Beata Dolores'i seslendirilmiş. Bu aslında bir nevi düet sayılabilir ama bildiğiniz düetleri unutun. Atmosfer cadıların çekici (1) gibi..

Albümün üçüncü parçası enstrümantal ve bas ile çalınmış. Yazının başlarında bahsettiğim "Shub-Niggurath"ın kurucusu Allan Baullaud tarafından çalınmış. Albümün son parçası "Parapets Impulsifs"in metni Gilbert Dauger tarafından yazılmış. Piyano eşliğinde Franck W. Fromy tarafından seslendirilmiş. Metin son derece karmaşık ve karanlık, tabii ki şarkı farklı değil....



Bu albüm günümüzde doom veya atmosferik gibi tanımlamalar yapılan albümlerin bir nevi üst düzey müzikaliteye sahip atası gibi.  Karanlık atmosferli albümleri seven, deneysel ve ilerici çalışmaları takip eden hatta karanlık akım klasik müziğe ilgi duyan okuyucularımın ilgisini çekebilecek bir albüm. Aslında bloğumu okuyan ve bu tarz müziği dinleyen çok az sayıdaki insanı ilgilendirebilir. Zaten bu yazıyı yazarken okunmasından çok kendim için yazdım. Albümü edinmek isteyenler bir umut Musea web sitesine gireceklerdir. Burada 4 Euro civarına albümü alabileceğinizi zannediyorsunuz ancak stoklarda yok. CD formatında yayınlandığına dair bir not bulamadım. Ancak bir şekilde edinmek mümkün gözüküyor.

(1) Bakınız: Malleus Maleficarum

Filmlerde Pikaplar ve Plaklar: Taş Devrinde Pikap



Bu kez Taş Devri (orijinal adı Flintstones) çizgi filminden bir pikap sahnesi buldum. Aslında görüntüler tam olarak çizgi filmden değil, çizgi film kahramanları kullanılarak hazırlanan bir reklam filminden. Çocukluğumun sevmediğim çizgi filmlerinden bir tanesidir Taş Devri. Eh Robotech veya Clementine gibi ilginç çizgi filmler varken gayet normal...

Rocket Şaraplık



Sizlerle paylaşacağım son Rocket tasarımı. Neredeyse bir ayı geçen bir süredir bu süper tasarımcılar topluluğunun ürünlerini paylaşıyorum. Bu sonuncusu gerçekten müthiş bir ürün. Akrilikten yapılmış bir şaraplık. Ancak yine tasarım dokunuşu belli ediyor kendini. Sanki bir amplinin arkası gibi yapmışlar tasarımı. Tek kelimeyle müthiş...

Öncesi Sonrası



Bir Japon mangasından iki jenerasyona ilginç bir bakış. Oyun konsollarından, elektronik cihazlara hatta oyuncaklara kadar herşey değişmiş. Ancak benim için en belirgin değişiklik müzik setlerinde. Plaklara güle güle denilmiş. Aynı şekilde kasetlere de! Ancak günümüzde her iki medya yeniden hortladı!

Bohuslan Big Band - Don’t Fence Me In - The Music Of Cole Porter CD



Caz dünyasında büyük orkestralar dönemi bambaşka bir alemdir. Ben seneler önce bu alemin içerisine girmiştim ve hala çıkmak mümkün olmadı. Muhtemelen -yaşarsam- 50 sene sonra yine aynı şeyleri yazarım. Bu şaşalı dönemin sonu çeşitli sebeplerle geldi ancak büyük orkestra geleneği caz dünyasında yaşamaya devam ediyor.

Bu yazımda sizlere kuzeyli bir büyük orkestradan bahsedeceğim; Bohuslan Big Band.

Bu topluluğun kalbinde Nils Landgren var. Müzik direktörü olarak görev aldığı toplulukta kendi albümlerinden farklı tarzlara da el atıyor. Bohuslan Big Band’ın repertuarı oldukça geniş. Albümlerinde farklı isimlerden besteler çaldıkları gibi bazı albümleri de tek bir müzisyenin bestelerini içeriyor. Liste bayağı uzun Duke Ellington, Frank Zappa, Avishai Cohen, James Brown, Lew Soloff, Kenny Wheeler, Gil Evans, Bob Mintzer, Steely Dan, George Gershwin ve daha fazlası. Bugün sizlere tanıtacağım albüm “Don’t Fence Me In” ismiyle yayınlanmış. Ancak Zappa albümünü de en kısa zamanda edineceğim. Neyse... Sizlere bugün bahsedeceğim albüm Cole Porter'ın eserlerinden oluşuyor.

Cole Albert Porter'dan bahsetmeden geçmeyelim. 1891 doğumlu müzisyen en bilinen Amerikalı bestecilerden bir tanesi. Klasik müzik eğitimi alan Porter, ilk başarısına 1920'lerde yani 30'lu yaşlarında ulaşır. Ancak 1930'larda Cole fırtınası başlar ve Broadway müzikallerinin aranan bestecisi olur. Porter'ın en önemli özelliği hem beste yapabilmesi hemde söz yazabilmesidir. 1930'larda geçirdiği bir kaza sonucu vücudunun sol kısmı felç olmuştur. 40'larda bu kazanın etkisiyle çok başarılı olamamış ancak 1947'de “Kiss Me, Kate” müzikali ile sanatının en üst noktasına ulaşmıştır. Müzik tarihi boyunca onun eserlerini yorumlayan çok önemli müzisyenler vardır. Bakalım İsveçli müzisyenler neler yapmış...

Bohuslan Big Band kendi biyografilerine göre 1800'lerin başına kadar uzanan bir tarihe sahip. Bohus tümeninin orkestrası İsveç'in en eski askeri bandolarından bir tanesi. 1950'lerde İsveç'in önde gelen 2 büyük orkestrasından birisi olarak öne çıkıyor diyelim ve kısa bir ara verelim.

Bohus aslında bir kale. Günümüzde yanılmıyorsam Norveç ile İsveç sınırına yakın bir yerlerde yer alıyor. Kuzey ülkelerini aslında kısaca İskandinavya olarak tanımlasak da, bu ülkeler tarih boyunca birbirleri ile didişmişler. En sonunda birbirlerine diş geçiremeyince savaşmaktan vazgeçip barışta karar kılmışlardır. Bu ülkelere gittiğinizde İsveçlilerin ve Norveçlilerin hala birbirlerini pek sevmediklerini görürsünüz. 16 yüzyılda 7 yıl süren savaşlarının yanında hiç durmadan birbirlerine yaptıkları sınır tacizlerinde Bohus kalesi İsveçliler için önemli bir dayanak noktası olmuş. Sonunda 17 yüzyılda Norveçliler kaleyi düşürmeyi başarmışlar. Aslında bu kale öyle büyük bir kale değil. Ancak o dönemlerde İskandinavya'daki savaşlara katılan ordularında çok büyük olmadığını düşünmek lazım. Bu dönemlerde Avrupa'nın merkezinde yapılan ve bazen yüzbinlere yaklaşan insanın katıldığı meydan savaşlarını düşünürseniz ortada mantıklı bir oran/orantı var...



Albüme gelirsek, ilk önce şarkı listesi;

1. From This Moment On - 05:20 (Porter, Cole)
2. Too Darn Hot - 06:14 (Porter, Cole)
3. What Is This Thing Called Love - 03:58 (Porter, Cole)
4. I Love Paris - 08:14 (Porter, Cole)
5. Begin The Beguine - 09:53 (Porter, Cole)
6. Love For Sale - 09:11 (Porter, Cole)
7. Prelude To Miss Otis Regrets - 01:37 (Porter, Cole)
8. Miss Otis Regrets - 06:32 (Porter, Cole)
9. Don’t Fence Me In - 05:27 (Porter, Cole)
10. I’ve Got You Under My Skin - 06:35 (Porter, Cole)
11. I Get A Kick Out Of You - 06:25 (Porter, Cole)
12. Every Time We Say Goodbye - 06:36 (Porter, Cole)

Albümde çalan müzisyenlere bir bakış atmak gerekirse; tromptler ve flügelhorn'larda; Lennart Grahn, Samuel Olsson, Staffan Svensson ve Jan Eliasson. Trombonlar; Magnus Svedberg, Christer Olofsson, Karin Hammar ve Niclas Rydh. Saksafonlar ve türevleri; Johan Borgström, Joakim Rolandson, Ove Ingemarsson, Mikael Karlsson ve Alberto Pinton. Piyano Tommy Kotter. Bas Yasuhito Mori. Perküsyon Ebba Westerberg ve davullar Göran Kroon. Tüm düzenlemeleri Colin Towns yapmış. Albümdeki vokaller ise Nils Landgren'den...

Albüm ilginç bir seçkiye sahip. Bazı çok bilindik şarkıların yanında pek bilinmeyen şarkılara da yer verilmiş. Büyük orkestra düzenlemelerini yapan Colin Towns bazı ilginç işlere imza atmış. Albüm genel olarak daha düşük tempolu şarkılardan oluşturulmuş. Ancak swing'i bol şarkılar aralara serpiştirilerek albümün genelinde bir denge oluşturulmuş. Ayrıntılara göz attığınızda sololara baktığınızda çok abartıya kaçılmadan mainstream müzik dinleyicisinin daha fazla hoşuna gidecek bir tarz elde edilmiş. Bu şarkıların bir çoğunu müzik tarihinin önemli orkestra ve müzisyenlerinden dinlediğimiz için vokallerde abartıya kaçılmadan müzik daha fazla ön plana çıkartılmış. Kayıt ise çok başarılı. Abartıdan uzak baştan sona keyifle dinlenebilecek iyi bir hafta arası iş sonrası yorgunluk atma albümü...

Plak Yerinde Olmak İsteyen Hala Yok Mu?

Rollin Rollin



Geçen hafta yeni tur bir tube rolling coşkusuna başlayacağımdan bahsetmiştim. Paketler yavaş yavaş elime ulaşıyor ve denemelere başladım. Vakum tüplü (veya yaygın haliyle lambalı) amplilerin en büyük güzelliği de budur... Yukarıda soldan sağa görünen tüpler, Hewlett Packard etiketli (Amperex turuncu logo) computer grade'ler, Reigon Label, Tungsram, Brimar ve Philips Military Grade smoked glass EF184'ler. Belki bu hafta bunların arasına bir sette Siemens katılır. Ama Philips ve Amperex'ler varken buna pek gerek yok sanki...

Gramofon Müzesi



Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag'tan bir müze. Müzenin konu çok ilginç eski gramofonlar sergileniyor. Prag'a gittiğimde bu müzeyi ziyaret etmek hiç aklıma gelmemişti doğrusu. Genelde eski kentteki okült gelenek ile alakalı araştırmalar yapmış ve Absinthe'in dibini vurmuştum. Müze ziyareti bir sonraki sefere kaldı. Bu arada müzede yeni üretilen gramofonlarda satılıyormuş...

Absürd Plak Kapakları: Manowar Anthology



Manowar çok severdim eskiden. Normalde albüm kapakları çizimlerle oluşturulur ama bir nevi best of kategorisinde olan Manowar Anthology albümünün kapağı tam anlamıyla facia. Metal'in kralları için pek hoş bir durum değil :)

Güzel Bir CD Rafı



Aslında yukarıdaki CD saklama çözümüne çok benzer bir diğer ürünü sizlerle daha önce paylaşmıştım. Jackrack tarafından tasarlanan ürüne göre daha keyifli çizgiler kullanılan ürünün ne üreticisini ne de fiyatını bulamadım. Ama çok hoşuma gitti...

Mobile Fidelty Geodisc



Mobie Fidelty firmasını sanırım herkes yaptıkları plak baskıları ile tanıyordur. Ancak firmanın bazı ilginç aksesuarları da var. Bunlardan en tanınmışlarından bir tanesi Geodisc. Çok basitçe pikap ayarlarınızı yapmanız için gerekli protractor ihtiyacınıza yönelik bir ürün diyebiliriz. Geodisc'i ne zamandır merak ediyordum ve sonunda deneme fırsatım oldu. Düşüncelerimi Stereo Mecmuası'nın bir sonraki hi-fi sayısına yazmayı planlıyorum. Şimdilik bir kaç fotoğraf paylaşayım dedim...



Youn Sun Nah - Same Girl CD



Youn Sun Nah, Koreli bir müzisyen. ACT plak firması ile kontrat imzalayan ilk şarkıcı olan Youn Sun Nah ilginç vokal tekniği ile dikkat çekiyor. Zorlanmadan çok dik tonlardan şarkı söyleyebilen Koreli müzisyen dinleyicilere çok farklı bir caz albümü sunuyor. Son derece duygusal ve sakin yapılı olan albümün ismi “Same Girl” 2010 yılında yayınlanan albüm daha yeni elime geçti. Anlayacağınız 1 sene gecikmeli bir albüm eleştirisi bu!

Youn Sun Nah müzisyen bir aileden geliyor. Babası orkestra şefi annesi ise müzikal aktrisitiymiş. Müzik kariyeri erken yaşlarda başlayan şarkıcı oldukça dikkat çekici bir eğitim almış ve 23 yaşında ilk önemli performansına imza atmış. Kore Senfoni Orkestrası ile gerçekleştirdiği performans ülke çapında dikkat çekmiş. Bu performans ona kariyerinde yepyeni kapıla açmış. Belki de ACT ile yaptığı kontratta bu performansın bir etkisi vardır...

Kore'de müzik eğitimini tamamladıktan sonra 1995 yılında Fransa Paris'e giden Youn Sun Nah, burada caz ve chanson eğitimi almaya başlamış. Türünün en eski ve en prestijli müzik okullarından bir tanesi olan National Music Institute of Beauvais'ye (Beauvais Milli Müzik Enstitüsü) kabul edilmesiyle müzikal hayatında önemli değişiklikler olmuş. Bu süreç devam edereken ayrıca “Nadia ve Lili Boulanger Konservatuvarında eğitim alma şansı bulmuş. Kabiliyeti kısa zamanda kabul edilen Youn Sun Nah, kendisine Fransız caz dünyasında yer edinme şansı bulmuş ve çok sayıda caz kulübünde konser vermiş. Tüm bunlar olurken ülkesi ile bağlarını koparmamış ve ülkesinde de bazı önemli müzisyenlerle konserler vermiş.

Tüm bunlar olurken 2009 yılı albümü olan ‘Voyage’ ile Fransa caz listelerinde başarılı olmuş. Bu albüm ile Fransa ve Kore'de bir çok ödül almış. Çeşitli festivallere katılmış ancak en dikkat çekici konser dizisini Ulf Wakenius ile birlikte verme şansı bulmuş. Böylesine tanındık bir isimle yaptığı bu turne ile dünya çapında tanınma fırsatı bulmuş. Tüm bu başarılı dönemin ardından bu yazımda sizlere bahsedeceğim “Same Girl” albümü ortaya çıkmış. Albümün şarkı listesi oldukça iddialı. Şağıdaki listeye bakınca sizde bu tespitime hak vereceksiniz;

1. My Favorite Things - 04:00 (Rodgers, Richard / Hammerstein II, Oscar)
2. My Name Is Carnival - 04:02 (Franck, Jackson C. / Franck, Jackson C.)
3. Breakfast In Baghdad - 05:56 (Wakenius, Ulf)
4. Uncertain Weather - 03:22 (Nah, Youn Sun / Nah, Youn Sun)
5. Song Of No Regret - 03:45 (Hall, Lani / Mendes, Sergio / Hall, Lani / Mendes, Sergio)
6. Kangwondo Arirang - 04:06 (traditional / traditional)
7. Enter Sandman - 04:52 (Hammet, Kirk / Hetfield, James / Ulrich, Lars / Hammet, Kirk / Hetfield, James / Ulrich, Lars)
8. Same Girl - 04:14 (Newman, Randy / Newman, Randy)
9. Moondog - 04:10 (Cox, Terry / Cox, Terry)
10. Pancake - 03:36 (Nah, Youn Sun / Nah, Youn Sun)
11. La Chanson d'Hélène - 05:07 (Sarde, Phillipe / Dabadie, Jean-Loup)

Albümde benim için en dikkat çekici şarkı parça “Enter Sandman” Bu şarkı aslında Metallica'nın hiç sevmediğim siyah kapaklı albümünde yer alıyor. Youn Sun Nah şarkıyı orijinalinden çok farklı yorumlamış ve pek güzel olmuş. Albümde Ulf Wakenius bestesi "Breakfast in Baghdad” şarkısı da çok dikkat çekici. Youn Sun Nah çok farklı vokal tekniği ile şarkıyı bambaşka bir yere götürüyor. Nah burada son derece duygulu neredeyse fısıldama tadında bir teknik ile performansını sergiliyor. Albümün açılış parçası olan My Favorite Things ise ayrı bir konu. Şarkının daha açılışta müthiş bir düzenlemeye sahip olduğunu hemen anlıyorsunuz. İcra gerçekten çok başarılı. Bu durum Youn Sun Nah'a eşlik eden müzisyenleri gözden geçirince gayet doğal!



Albümde gitarları Ulf Wakenius çalmış. Bu önemli isimle daha tanışmadıysanız Ulf Wakenius Signature Edition albümüne mutlaka göz atın. Zaten bu albüme göz attıktan sonra bir çok albümünü edinmek isteyeceğinize eminim. Basların yanında çello'yu yine ACT firmasının bir çok kaydından tanıdığımız Lars Danielsson çalmış. Perküsyonlarda ise Xavier Desandre-Navarre var. Albümün sürpriz şarkılarından bir tanesi olan La Chanson d'Hélène'de anlatıcı olarak Roland Brival'ı dinleyebileceksiniz. Yazının başlarında Kreli müzisyenin Fransa'ya geldiğinden ve caz ve chason eğitimi aldığından bahsetmiştim. İşte chanson eğitiminin doğal bir sonucu olarak “ La Chanson d'Hélène”de çok farklı bir tat var.

“Kangwondo Arirang“ ise Kore'den geleneksel bir şarkı. Youn Sun Nah'ın ülkesine özlem duyduğundan mıdır bilememekle beraber bu şarkıda dili anlamamanıza rağmen bir duygu fırtınasına yakalanıyorsunuz. Alah'tan hemen arkasında gelen şarkılarla melankoliyi geride bırakıyoruz. Albümdeki en eğlenceli şarkı ise Youn Sun Nah'ın bestesi olan "Pancake"

Albümün kaydı ACT kalitesinde. Az enstrüman, çok çok iyi vokaller ile ailecek dinlenebilecek bir albüm. Özellikle eşleri ile birlikte müzik dinlemek konusunda sıkıntılar yaşayan dostlarıma bu tarz albümleri özellikle tavsiye ediyorum. Bu tarz albümler sayesinde eşlerinizin müzik sistemlerinize neden yatırım yaptığınızı anlamaları bir miktar kolaylaşabilir.

Çok farklı vokal tarzlarını içeren, iyi müzisyenlerin destek verdiği, farklı türler arasında sizleri sıkmadan yolculuğa çıkartabilecek bir albüm. Kayıt çok başarılı. Listenize not etmenizi öneririm...

Yine Yenilendik...



Son günlerde yaşadığımız sıkıntılardan sonra Stereo Mecmuası web sitesini eski haline döndürmeyi başardık. Umarım yeni server'larımızın hızından memnun kalırsınız. Şu an yaptığımız testlerde durum gayet iyi gözüküyor. Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak!

Andante Sayı 59 Yayınlandı!



Andante'nin 59 sayısı yayınlandı. Bu sayıdaki konular; Emre Aracı Brüksel’deki Müzik Enstrümanları Müzesi’ni Ziyaret Etti. Mutlu Tanberk Ve Selen Yılmaz Aspendos’taki Tarihi Kuğu Gölü Yapımını İzlediler. Mehmet Ergüven’den İstanbulopera Festivali’nin Reklam Kampanyasına Eleştiri. Stockhausen’in Operasının Dünya Prömiyeri Köln’de Yapıldı. Yaşar Ürük İksev’in Kapılarını Açtığı Müziksev’i Tanıtıyor. Ufuk Çakmak “İSTANBUL’UN Altın Tınılı Tenoru” Ahmet Baykara İle Söyleşti. Ozan Tunca Yurtdışında Okumak İsteyenler İçin Rehber Hazırladı. Cherubını’nin Başyapıtı Medea Operasını Ayşe Öktem Tanıtıyor. İbrahim Yazıcı Yaşamöyküsünü Anlatmaya Devam Ediyor. Murat Özkoyuncu, Feyzi Erçin Ve Ufuk Çakmak’tan Kapsamlı Kayıt Eleştirileri..

Bu sayıda ben hi-fi dünyasından haberler ile Andante'ye katkı vermeye çalıştım. Umarım keyifle okursunuz...

Korsanın Sinema Salonu



Bu kez korsan temalı bir ev sineması salonu. Pirates of the Caribbean filminden etkilenerek hazırlanan salondaki ayrıntılar müthiş. Sanırım 2002 yılında serinin ilk filmi olan "The Curse of the Black Pearl" "Kara İncinin Laneti" benim favorimdi. Zaten diğerlerini seyredip seyretmediğimi bile hatırlamıyorum. Neyse... Sistemin sahibi sağlam bir proje yaptırmış. Sinemanın içerisi haricinde bar bölümü ve giriş bölümü de gerçekten güzel gözüküyor. Hakan bunu beğendi:)