Odyofil Dileması



Bugün Michael Lavorgna'nın bloğunda harika bir karikatür vardı. Bence hifi dünyasını harika bir şekilde açıklıyor. Hemn

Gramofon Dinleyen Kızlar



Son derece hoş bir çizim. Özellikle genç bayanların yüzlerindeki çizgi sayısının azlığına rağmen verilen ifade pek güzel. Kimin çizdiğini bilmiyorum. Internette denk geldi bloğuma ekledim...

Kraftwerk - Tour de France



Kraftwerk, müzik tarihinde önemli yeri olan bir Alman topluluğu. Kraftwerk, Almanca güç santrali anlamına geliyor. 1970 yılında Düsseldorf, Almanya'da kurulan topluluk Ralf Hutter ve Florian Schneider projesi. Topluluğun ilk dönemlerinden itibaren müzikleri elektronik enstrüman ve ilkel bilgisayarlara dayanıyor. İşin garip tarafı Kraftwerk elektronik müziğin temellerini atarken ortalıkta bugün olduğu gibi istediğiniz enstrümanı alabilmek gibi bir şansınız yok. Topluluk kendi müzik enstrümanlarını kendileri üretmek zorunda kalıyorlar.. Kraftwerk'in müziği birbirini takip eden melodiler, insana hiç bitmeyecekmiş gibi gelen müzikal döngülerle doludur. Vokaller sanki bir bilgisayar sesiymiş gibidir ve son derece basittir. Vokal bölümlerinde de döngüler sık sık kullanılır. Kraftwerk'in müziği hem minimalist hemde devrimseldir. Bugünün elektronik müziğinin yanında bir çok müzik türüne öncü olmuşlardır.

Bugünkü yazımda topluluğun "Tour de France" albümünden bahsetmek istiyorum. Malum bugünler “Tour de France” günleri. Daha yarışın ilk haftası olmasına rağmen kıran kırana bir mücadele var. Kazalar, sprint'ler ve yarışın daha ilk hafta olmasına rağmen tırmanış etapları. Bu arada uzun yıllardan beri ilk kez organizasyon, ilk haftaya çok eğimli olmasa da tırmanış etapları koymuş durumda. Bu da heyecanı arttırıyor. Spor ile uzun yıllardır çok fazla ilgilenmiyorum. Ancak bisiklet yarışlarına özellikle de yol yarışlarına özel bir ilgim var. “Tour de France” ise tüm yarışların şahı!



Bisiklet yarışı ve Kraftwerk ne alakala diyebilirsiniz...

Kraftwerk ile "Tour de France"ın yollarının kesişmesi topluluğun onuncu albümü ile oluyor. 2003 yılında yayınlanan albümlerinin ismi “Tour de France Soundtracks” Albüm 2009 yılında yeniden yayınlandığında ismi kısaltılıyor ve "Tour de France" olarak anılmaya başlanıyor. Albümün yapılmasının sebebi Fransa bisiklet turunun yüzüncü yaşının kutlanması. Ancak albüm o sene yayınlandığında biraz rötar yapıyor ve yayın ancak bisiklet turunun bitmesinin çok ardından yayınlanabiliyor. Yani ortada saçma sapan bir durum söz konusu. Bunun yanında 1986 yılında yayınlanan “Electric Café” albümünden 17 sene sonra yapılan bir albüm için meraklıların beklentileri çok fazla ancak Kraftwerk bu beklentiyi karşılayamıyor. Ancak ilerleyen yıllarda daha aklı selimle düşündüğümüzde "Tour de France" kötü bir albüm değil. Tepkinin asıl sebebi 1980'li yıllar.

Neden mi? "Tour de France" single'ı. 1983 yılında yayınlanan şarkı basit bir elektronik davul döngüsünün yine basit melodiler ve tekrar eden vokallerle süslenmesiyle oluşturulmuş. İlk iki albümlerinde kullanılan ekipmanın geliştirilmesiyle ortaya çıkan ses, kullanılan metalik tonlardan çok daha farklı. Bu single yayınlandığında kapağında 1950'lerin bir Macar pulundan esinlenme vardı. Vardı diyorum elimde single olmadığından kapağını resimlerden biliyorum. Aşağıda bu pulu görebilirsiniz. Buradaki bisikletçiler alınıp arkaya Fransız bayrağı eklenerek single'ın kapağı oluşturulmuştu.



Kraftwerk bu single'ı yapıp 2000'lerde bu single etrafında dönen bir albüm yapınca uzun zamandır albüm bekleyen meraklılar hayal kırıklığına uğramışlardı. Bunun yanında 1970'lerdeki müzik dinleyicisi ile 2000'lerin dinleyicisi arasında da yadsınamaz bir fark vardı. 2000'lerin elektronik müziği çok farklıydı ve artık daha geniş kitlelerin dinlediği bir müzik tarzıydı. Ancak geri dönüp “Tour de France Soundtracks” albümüne baktığımda benim tepkim hiç böyle değil. Biraz önce Fransa Bisiklet Turu'nun beşinci etabını Mark Cavendish müthiş bir sprint ile kazandı. İşlerime ara verip bu yazıyı yazarken dijital müzik çalarımda "Tour de France" çalıyor. Büyük keyif...

Stetheadphone


Antrepo isimli bir firma son derece garip kulaklıkları ile dikkatimi çekti. Stetheadphone adını verdikleri kulaklık doktorların kullandığı stetoskop'dan etkilenilerek üretilmiş. Fiyatını bılamadım ama hoşuma gitti doğrusu. Bu arada kulaklığın farklı renkleri de mevcut. özellikle doktorlar iş yerlerinde çaktırmadan müzik dinlemek isterlerse bunlardan birer tane edinmeliler. Tabii ki şaka yapıyorum :)

Magma - Stoah



uzun zamandır Magma'dan bahsetmiyordum. Kobaia albümünde "Stoah" şarkısının Fransız Devlet Televizyonunda yarı playback yarı canlı performansı. Performans sorun değil de o yıllarda böyle bir şarkıyı devlet televizyonunda görmek şaşırtıcı.

Quadraspire Sunoko-Vent T Klasik



Quadraspire Sunoko-Vent T'nin daha geniş bir versiyonundan burada bahsetmiştim. Bir fikir vermesi için klasik rack'ını da ekleyeyim dedim.

LS3/5a Yine Yükselişte!



Hemen her alanda olduğu gibi hi-fi dünyasında da, arada sırada trend'ler yükselişe geçiyor. Bloğumu takip eden bir çok kişi yukarıdaki hoparlörler için "ne kılıksız şeyler" diyecektir eminim ki ve haklılar. Ancak bu minik monitörler bir dönem BBC tarafından geliştirilmiş ve efsane olmuş LS3/5a'lar. Uzakdoğuda yine LS3/5a'lara talep artmış durumda. Belki biliyorsunuzdur hala bazı firmalar bu tasarıma uygun hoparlörler üretiyor olsalar bile sürücüler eskisi gibi olmadığından zengin uzakdoğulu odyofiller orijinal örnekleri topluyor. Mike Valentine ile konuşurken orijinal KEF sürücü üretim makinelerinin Harbeth firmasının depolarında olduğunu söylemişti. Sanırım bu gizemli bir bilgi değildir meraklılar için ancak Harbeth'in bu makineleri kullanmaması da başka bir ilginç durum. Eminim ki, orijinal makinelerde üretilen bir LS3/5a çok sağlam bir pazarlama imajına sahip olurdu.

Bir dönem bende LS3/5a efsanesine inanıyordum. Ta ki dinleyene kadar. Bu hoparlörler aslında stüdyolarda kullanılan monitörler ve müzik dinleme noktasında biraz keskinler. Ses çok kendisine özgü ama günümüzde çok daha ucuza harika hoparlörler bulabilmek mümkün. Tabii ki evde veya deposunda yeri olan herkes bu efsanevi hoparlörden bir çift sahip olmak ister ama onunla vakit geçirmek derseniz, teşekkürler ben almayayım...

Absürd Plak Kapakları: Franco & Sam Mangwana



Valla fazla yoruma gerek yok. Franco & Sam Mangwana'dan best of plağı. Müzik mi yoksa plak kapağı mı veya her ikisi de mi öyle bilemedim. Allah akıl fikir versin.

Kiss Kaseti



Kim yaptıysa süper yapmış. İllüstrasyondaki bayağı tanıdık aslında. Kiss topluluğundan Gene Simmons ama dilini unutmuşlar :)

Bullet Cable



Bullet Cable, hi-fi dünyasında önemli bir firma değil. Ancak çok eğlenceli ürünleri var. Bu firmanın ürünlerinin dikkat çekici özelliği kullanılan konektörlerinin yapısı. Yukarıda gördüğünüz gibi konektörleri tabanca şeklinde tasarlanmış. Ayrıca bomba, zar gibi farklı farklı konektörler mevcut. Fiyatlarda makul gibi. Örneğin yukarıdaki yaklaşık 3 metrelik kablonun fiyatı 25 Dolar.

Khaos Kitaplık



Uzun zamandır bu tasarımın kime ait olduğunu arıyordum. Ülkemizde bazı mobilya firmalarında bu kitaplığın benzerlerini görüyordum. Ancak tasarımın orijinali tahmin edebileceğiniz gibi İtalyanlara ait. Khaos ismindeki bir firma tarafından tasarlanmış, üretilmiş ve satışa sunuluş. Firmanın ismi de ayrı bir güzellikmiş tabii. Şeklinden dolayı bu kitaplıkta bayağı yer kaybı var ama biraz dokunuşla harika bir plak rafı haline getirilebilir. Fiyatını bir türlü bulamadım.

Rubik Küp Hoparlör



80′leri hatırlayanlar "Rubik’s Cube" denilen zeka oyununu hatırlarlar. Beni zamanında sinir eden bu küp şimdi karşımıza bambaşka bir şekilde çıktı. Allahtan bu kez daha eğlenceli bir özelliği var. Bir İngiliz firması Rubik kübü hoparlör haline getirmiş. USB'den bilgisayarınıza bağlantı kurarak kullanabileceğiniz hoparlör 20 Sterlin civarında bir fiyata sahip...

Gerizekalılar



İnternet yaygınlaşınca insanın çektiği fotoğraflara dikkat etmesi gerekiyor. İşte güzel bir örnek. Bu fotoğrafı plağın nelere alet olabileceğinin ibret vesikası olarak eklemek istiyorum. Daha fazla yorum yok!

Betty Page ve Pikap



Fazla söze ne hacet. Betty Page, ufak bir pikapla beraber...

The Roses of Heliogabalus - Lawrence Alma-Tadema



Yukarıdaki tablonun adı “The Roses of Heliogabalus” veya Türkçesiyle “Heliogabalus'un Gülleri” ressamı ise Lawrence Alma-Tadema. Alma-Tadema ilginç bir ressam. 1836 yılında Hollanda'da doğan ressam 1870 yılında İngiltere'ye göç etmiş. Genel olarak klasik konuları resimlerinde işleyen ressamın benim ilgimi çeken yönü Roma İmparatorluğu dönemine olan ilgisi ve bu konularda çizdiği resimler. Tabii bu resimlerin bir kısmı daha bilindik konuları işlerken yukarıdaki örnek gibi son derece ilgi çekici resimleri de yok değil. “The Roses of Heliogabalus” Roma İmparatoru Elagabalus'u konu alıyor.

Elagabalus tüm Roma imparatorları arasında en tartışmalı olanlardan bir tanesi. Elagabalus saltanatını ilan etmeden önce rakiplerini yok etti. Tüm bunlar olurken İmparator daha ergenlik dönemlerindeydi. Düşmanlarını öldürdükten sonra Jıpiter'in yerine El-Gabal bir nevi güneş tanrısıydı ve İmparatorluğun uzak diyarlarındaki kültürlerin tanrıları ile Roma tanrılarının bir karışımı gibiydi. Bilgi olarak Roma İmparatorluğu Panteonu'nun ana tanrısı Jüpiter yüzyıllar boyunca önemini korudu. Din üzerinde bu değişiklikleri yaparken var olan tüm inançları alaşağı etti. Hayatlarını tanrıça Vesta'ya adamış rahibelerin evlenmesi kesinlikle yasaktı. Ancak Elagabalus bu kuralı değiştirdi hatta daha ileri giderek bir rahibe ile evlendi. Saltanatı döneminde her türden acayiplik yaşanmıştır. İşin güzel tarafı İmparator Elagabalus, tüm bu olan bitenleri 18-19 yıllık kısa ömrüne sığdırmayı başarmıştır. Bu güzel tablo, işte bu garip imparatoru ve çevresinde yaşananları çok güzel resmediyor. İmparator için Historia Augusta'nın Antoninus Heliogabalus (1) maddesine bir göz atabilirsiniz. Meraklısına orjiinal metin Latince olarak elimde mevcut. Edinmek için bir e-mail atabilirsiniz...

(1) Elagabalus için Heliogabalus ismi de kullanılır. İsmin kökeni eski Yunanca güneş kelimesinden türetilmiş.

Lautlos Rein Plak Temizleme Makinesi



Bir kaç gündür Stereo Mecmuası Forumlarında plak temizleme makineleri ile alakalı bir devinim yaşıyoruz. Her DIY projesinde olduğu gibi ilk önce beyin fırtınası ile başlayan bu devinim sonucunda bakalım somut bir şeyler ortaya çıkacak mı? Konuyla alakalı küçük bir araştırma yaparken yukarıda fotoğrafını gördüğünüz plak yıkama makinesine denk geldim. Lautlos Rein üründe ilginç bazı fikirler var. Tasarım ise başlı başına bir olay zaten. Fiyatı konusunda bir fikrim yok ama çok iyi bir pikap kadar pahalı olduğunu düşünüyorum... Forumdaki konu başlığına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Mum Diskografisine Bir Bakış Atalım



Múm, İzlandalı bir müzik topluluğu. Bu topluluktan Stereo Mecmuası'nda yayınladığımız “Screaming Masterpiece” DVD'siyle alakalı yazımda bahsetmiştim. Múm, çok ilginç bir müzik tarzına sahip. Bir yanıyla karanlık, bir yanıyla son derece yumuşak, bir yanıyla da deneysel.

Müziklerindeki en belirleyici özellik, kesinlikle vokaller. Bunun yanında görmeye alışkın olmadığımız ilginç enstrümanları elektronik öğelerle birleştiriliyor. Topluluğun kadrosu biraz karmaşık. Yazması ve okuması ölüm olan diğer üyelerden ziyade bence önemli iki kişiden habsedeceğim. İki kardeş Gyða ve Kristín Anna Valtýsdóttir, topluluğun karakteristik vokal tarzı ve ilginç enstrümanlarının bir kısmını çalarak bence Múm'un müziğinin omurgasını oluşturuyorlar(dı). Ancak iki kardeş, eğitim hayatı filan derken toplulukla ilişkilerini ilk dönemlerdeki kadar sıkı tutamıyorlar. Bence ilk albümlerden bugünlere gelirken müziklerindeki olumsuz dönüşümü bu şekilde açıklamak mümkün. İşin kötü tarafı topluluğun ilk 2 albümünü bulmak pek kolay değil. Arayışlarınıza dijital alanda devam etmek gerekiyor.

2000 yılında yayınlanan “Yesterday Was Dramatic” ve 2002 yılında yayınlanan “Finally We Are No One“ albümlerini edinmenizi tavsiye ederim. Adını okumanın imkansız olduğu ve ancak kopyala yapıştır ile yazabildiğim Kristín Anna'nın ayrılışından sonra yayınlanan 2007 yılı albümü “Go Go Smear the Poison Ivy” yine bir şekilde ortalamanın bayağı üzerinde bir albüm. Bu albümde vokaller tamamen değişik, müzik tarzında da farklılıkları görebilmek mümkün. Ancak 2009 yılı albümü “Sing Along to Songs You Don't Know” için pek olumlu konuşabilmem mümkün değil. Evet yine çok farklı bir albüm ama topluluğun ilk albümleri kadar etkileyici değil. Hatta sıkıcı olarak nitelendirebilmek mümkün...

Şarkıları teker teker ele aldığınızda sorun olmuyor ama albümü baştan sona dinlerken eh yeter artık diyebilme potansiyeliniz var. Aşağıda topluluğum 2009 yılı albümünden "Sing Along" parçasına çekilen video klip var.

Absürd Plak Kapakları: Marinella Stalia



Marinella Stalia, Yunan müziğinin en önemli kadın seslerinden bir tanesi. İlk önemli çıkışı 1950'lerde "Nitsa Elenitsa" şarkısı ile yapmış. Bir diğer önemli müzisyen olan Stelios Kazantzidis ile uzun süreli ortak çalışmalar yapan Stalia'nın en ilgi çekici özelliklerinden bir tanesi Eurovision şarkı yarışmasına katılan ilk Yunanlı müzisyen olması. Anlayacağınız Marinella Stalia Yunan müziği için önemli bir isim. Ancak yukarıdaki kapak olacak gibi değil. 1969 yılında yayınlanan Stalia adlı plağın kapak olacak gibi değil. Aşağıya bir klip ekleyetim dedim. İkisinin aynı kişi olduğuna inanmak bile güç :)

Hi-fi Dünyası 2011 Yaz Ayları



Arada sırada dünya hi-fi piyasasında neler oluyor neler bitiyor konusunu ele alıyorum. En son bu senenin başlarında bu konuyla alakalı biraz yazı yazmıştım. Güncel bilgiler ışığında yaza girerken neler olduğundan bahsedeyim...

Tüm dünyada satış alanında gözle görülür bir daralma olduğunu söyleyebilmek mümkün. Üretici firmalar bu daralmayı çeşitli yöntemlerle aşmaya çalışıyorlar.

Bu sıralar en popüler yöntem, internetten satış. Başta bir çok aksesuar üreticisi olmak üzere bir çok üretici kendi satış kanallarını açmaya devam ediyor. Bazı firmalar eBay gibi global sitelerden yararlanırken, bu aralar kendi satış sitesini açan üreticilerin arttığını gözlemlemek mümkün. Bu durumda yerel ve ülke dağıtıcıları etkisizleşiyor. Anlaşılan üretici firmalar ara dağıtım kanallarına ayrılan kar marjını, tüketiciye daha uygun fiyat etiketi için kullanmayı daha uygun buluyorlar.

Son dönemlerde üreticiler daha fazla satış için çok fazla dağıtım kanalı değiştirir oldu. Özellikle Avrupa'da temsilciler sıklıkla değişiyor. Ülkemizde de bu durumun özellikle bahar aylarında artacağını söyleyebilmek mümkün. Eskiden dağıtıcı/temsilci firmalar birbirlerinin markalarına saldırırken, şimdi üreticiler daha agresif davranıyorlar. Anlayacağınız bahar aylarında ülkemizdeki hi-fi pazarı fena halde karışacak. Bu durumun bazı yan etkileri var. El değiştiren markalarda ciddi bir likidasyon (1) süreci yaşanıyor. Sıfır ürünlerin fiyatları çok düşünce markanın ikinci el pazarı ölüyor ve tüketiciler ikinci el pazarı stabil olmayan ürünler konusunda alışveriş yapmaktan kaçınıyorlar.

Geçmişin aksine üreticilerin satış konusunda daha agresif olduklarını yazdım. Satışın kim tarafından yapıldığını çok önemsemeyen bazı üreticiler çeşitli ülkelerdeki temsilcileri vasıtası ile agresif fiyatlar sunuyorlar. Özellikle pahalı high end ürünlerde başlayan bu yeni trend ortalığı fena halde karıştırmış durumda. Özellikle güçlü Avrupa ve Uzakdoğu temsilcileri çok ilgi çekici indirimlerle pazara ürün basıyorlar. Üreticiler bu konunun kendileri ile alakası olmadığını iddia etseler de, bazı ülkelerde işler fena halde karışmış durumda hatta mahkemelik olan bazı firmalar olduğu söyleniyor. Bazı ülkelerde yerel dağıtıcı ve temsilciler isyan bayrağını çekmiş olsalar da, bu durum ilerleyen yıllarda daha da artacak gibi. Ülkemizdeki gümrük duvarları ve mevzuat dolayısıyla üst-giriş sınıf ürünlerde hareketlilik yok. Ancak üst-uç sınıf ürünlerde belirli bir hareketlilikten bahsedebilmek mümkün.

Benzer bir durum giriş seviyesi ürünlerde de yaşanmakta. Bu alanda Avrupa fena halde karışık durumda. Satış potansiyeli güçlü Almanya gibi ülkelerdeki temsilciler giriş seviyesinde diğer ülkelerdeki yerel firmaları zor durumda bırakacak fiyatlarla satış yapıyorlar. Avrupa'da gümrük duvarları olmadığı için isyan yavaş yavaş büyüyor. Bu durumun ülkemize de yansımaları orta vadede artacak gibi.



Tüketiciyi zorlayan konu gümrükler olsa bile, son dönemlerde yurt dışından kişisel ürün getirten çok sayıda meraklıya rastlıyoruz. Bu durum bana seneler önce bilişim sektöründe yaşananları hatırlatıyor. Notebook'ların ülkemizde pahalı olduğu dönemlerde çok ciddi miktarlarda cihaz yurt dışından gelmeye başlamıştı. İlk adımda bu duruma karşı durmak isteyen yerel dağıtıcılar, hemen servis silahına başvurdular. Türkiye'den alınmayan ürünlere servis hizmeti verilmemeye başlandı. Oysa bu durum uluslararası garanti koşullarının ihlali demekti. Bir şekilde servis hizmeti verilmeyince, yeni bir sektör ortaya çıktı. Yerel temsilcilerden bağımsız servis firmaları. Bu durumdan sonraki adım paralel ithalat (2) oldu. Sonunda bu durum üreticilere dokunmaya başlayınca servis sorunu çözülüverdi. Fiyat indirimleri de başladı. Sonuçta bazı markalarda fiyatlar Avrupa ile aynı seviyeye geldi. Bugün bazı markalarda yurt dışından aldığınız ürünlere ek bir ücret vererek Türkiye'de servis hizmeti alabiliyorsunuz. Bazı markalarda ise garanti hizmeti bilabedel şekilde sağlanıyor.

Bir süredir tüm bu gelişmelerden olumsuz etkilenen Güney Avrupa, Doğu Avrupa gibi pazarlarda neler konuşuluyor. Herkesin ortak görüşü hizmet kalitesinin arttırılması. Tüketicilere daha iyi hizmet vererek büyük dağıtım kanalları ile mücadele edebilmek mümkün. Bazı araştırmalar (bilişim sektörü için) tüketicilerin hizmet kalitesini göz önüne alarak bir ürüne %10-15 daha fazla ödeyebileceklerini işaret ediyor. Ülkemizde ise bu çıta gümrük duvarı ve mevzuatlar dolayısıyla %20 ila 35 seviyelerine kadar çıkıyor. Bu oranlar kabaca KDV+ÖTV şeklinde nitelendirilebilir. Bunun üzerindeki oranlarda markalar arası kayış veya farklı tedarik kanalları seçenekleri değerlendirilmeye başlanıyor.

Anlaşılan yaz ayları hi-fi dünyasında sessizliğin hakim olacağı ama fırtına öncesi sessizliğin hüküm süreceği bir dönem olacak. Bahar aylarında ise savaş kızışacak gibi. Ayrıca bazı dedikodulara göre çok büyük birkaç üretici firmanın el değiştireceği söyleniyor. Bu bahar ve kış dönemi ilginç olacak gibi. Hep birlikte bekleyelim ve görelim...

(1) stok temizleme odaklı yüksek fiyat indirimi
(2) Paralel ithalat, resmi prosedürler izlenerek bir ülkedeki resmi ithalatçı veya temsilci kanalı ile değil üçüncü kişi veya firmalar tarafından yapılan ithalatlara deniyor.

Finite Elemente Hohrizontal 51



Finite Elemente firmasını çok severim. Tasarımları çok keyiflidir. Fotoğraflar firmanın bir çok tasarım ödülü almış Hohrizontal 51 isimli ürününün fotoğrafları. Bu aslında bir raf gibi gözüküyor ama aynı anda bir iPod ve iPhone dock sistemi. Sadece Apple ürünleri değil hemen her türden ekipman bu sisteme bağlanabiliyor. Sistem daha doğrusu raf içerisine hoparlörlerde gizlenmiş. Çok yaratıcı bir fikir. Bu arada sistemin bin bir çeşit rengi mevcut...

Pazar Sineması: Frankenstein (1910)



Frankenstein, 1910 yapımı bir film. Film, o dönemin Edison stüdyoları tarafından çekilmiş. Filmin senaryosu orijinal romana sadık kalarak J. Searle Dawley tarafından yazılmış. Aynı zamanda filmin yönetmeni de Dawley. 1910 yapımı bu film sinema tarihinde bol bol çekilecek Mary Shelley romanı tabanlı Frankenstein filmlerinin birincisi. Bu arada filmin bazı ilginç noktaları var. İlki filmin yapımcısının meşhur Thomas Edison olduğu söylentisi. İkincisi ise filmin kaybolması. İlk kez 1963 yılında izine rastlanmış. Filmin orijinal bandı, 1950'lerde Amerikalı bir film koleksiyoncusu tarafından satın alınıyor. Ancak o dönemde filmin ne olduğunu anlamıyor ta ki 1970'lere kadar. 2010 yılında filmin yeniden onarılmış bir kopyası 100. yılı dolayısıyla gösterime giriyor.

100. yaşını geçen filmin telifi ortadan kalmış durumda. Filmin tamamını yukarıda seyredebilirsiniz.

Şaşkınlık: Fallen!



Tolga, Stereo Mecmuası'nın 28. sayısında Burzum topluluğunun Fallen albümünü öve öve bitiremeyince, merak ettim ve mesaj attım. Zaten hemen arkasından CD bana kargolanmıştı bile. Burzum'un daha doğrusu Varg Vikernes'in yaptığı bütün işler istisnasız elimde vardır. Eskisi kadar dinliyor musun derseniz, hayır, ama arada sırada nostalji de fena olmuyor doğrusu. Albüm elime geçince gerçekten şok oldum. Çok ilginç bir sound'un yanında bayağı hoş bir albüm vardı elimde. Tolga konuyu özetlemiş zaten; "Albümde çok ilginç ekipmanlar kullanmış ve bu durum sayesinde sound müthiş. Basına verilen ve albümde paylaşılan listeye göre 1960'lardan kalma VOX AC50 amplifikatör, 1970'lerden kalma davul seti, meşhur lambalı Neumann M149 mikrofonlar gibi tür için son derece alışılmışın dışında bir ekipman kullanmış"

Gerçekten şaşırtıcı bir albüm... Bunu yazacağım aklıma bile gelmezdi. Albümün ayrıntılı incelemesi işte burada!

Quadraspire Sunoko-Vent T



Quadraspire, İngiliz bir üretici. Genelde hi-fi stand'leri üretiyor. Firmanın Sunoko-Vent T modeli bayağı ilginç gözüküyor. Katlara özel delikler açılmış, böylelikle havalandırma konusunda avantaj sağlıyor. Bir şekilde DIY projesi ile yapılabilecek iyi fikirlere sahip bir ürün.

Mutlu Bir Odyofil



Halinden mutlu bir odyofil. Ne kadar çok cihaz o kadar fazla mutluluk... Mu acaba?

Pixar Stüdyolarına Gidesim Geldi:)



Tamam, bu yazımın hi-fi ile uzaktan yakından alakası yok. Eight Hour Day adlı bir blogta denk geldiğim fotoğrafları paylaşmak istedim. Pixar Stüdyolarını bilirsiniz, bir çok meşhur animasyonu yaptılar. Toy Story, Finding Nemo, Monsters, Cars gibi. Bunlar çocukların yanında büyüklerinde keyifle seyredebileceği filmlerdir ki, biz ailecek çok severiz. Eight Hour Day bloğunuu şanslı yazarları Pixar Stüdyolarını ziyaret edip fotoğrafları çekmişler. Kim böyle bir ortamda çalışmak istemez ki?

Mike Yine Kayıt Peşinde



Geçtiğimiz günlerde Mike, Türkiye'ye gelince buluştuk. Bu aralar yine rahat durmayıp kayıtlara devam ediyormuş. Bu kez bas kaydı yapıyor. Gelirken bana yaptığı yeni kayıtlardan bazı örnekler getirmiş. Oldukça ilginç şeyler var. Bu arada yukarıdaki müzisyen, Londra Filarmoni'nin önde gelen müzisyenlerinden bir tanesi.. Çok yakında sizlere de sürprizlerim olacak.






Plak Yerinde Olmak İsteyen Var Mı?

Garip Bir Pikap



Garip ve Eğleceli Ürünler bölümümüzde bazen çok ilginç ürünler yayınlıyorum. Bazen de ürünleri tasarlayanları tam dayaklık olarak tanımlıyorum.  Geçenlerde Cardboard Record Player isminde bir ürün yayınlamıştım. Eğer bu garip ürünle pikaplarınızı haşat edemezseniz RD Silver firması tarafından tasarlanan Nothing But Scratch isimli pikapla bu amacınıza ulaşabilirsiniz. Aşağıda bunun yöntemleri resimlerle anlatılmış. Yine tam dayaklık bir ürün.

iPhone Çılgınlığı


Tüm dünyada ve ülkemizde de iPhone gerçek bir çılgınlık haline gelmiş durumda. Eh bu konuda insanlar haksız değiller doğrusu. Gerçekten güzel özellikleri var. Her ne kadar bu aralar çevremde Android vs iPhone muhabbeti çok yapılıyor olsa da, Apple'ın ürünlerinin arkasında müthiş bir pazarlamanın yanında inanılmaz bir aksesuar desteği var.

Geçenlerde bir arkadaşım iPhone'u için kapak (veya ismine ne deniyorsa) ararken yukarıdaki kapağa bulmuş. Hatta kendine iPhone alırsan kapağı ben hediye edeceğim dedi. Benim iPhone'um yok. Hatta almayı da planlamıyorum. Cep telefonu dünyasına Ericsson T-bilmem kaç modeli telefonum bozulunca küstüm.. O telefonu çok büyük bir beğeniyle almıştım ancak bir kaç sene içerisinde hem arızalandı hemde haşat oldu. Tıpkı bilgisayar dünyasında olduğu gibi çok iyi bir şey almanız, onu sonsuza kadar kullanacağınız anlamına gelmiyor. Bir kaç sene sonra sıkıntılar başlıyor.

Ama yukarıdaki kapağı görünce kıskanmadım değil. Benim külüstüre böyle bir şey bulabilir miyim dedim ama araştırma yaptığım web siteleri bile demode modellere ürün satmıyoruz ekranı ile kovaladılar beni...

Rengarenk CD Rafları



Megan Searle tarafından tasarlanan "Curve Squared" isimli modüler depolama sistemi. Kendi içerisinde aydınlatmaya da sahip olan bu ilginç tasarım özellikle CD'ler için ideal. Küplerin farklı renkleri var ve istediğiniz gibi bir kombinasyon yapabiliyorsunuz. harika...

Deniz, Güneş ve Issız Bir Çeşme



Son yıllarda Çeşme ülkemizde moda haline geldi. Ancak biz İzmirliler için Çeşme ne olursa olsun o bildiğimiz Çeşme'dir. Bu sene erken bir dönemde Çeşme'ye gittik Seçil ile. Sezon açılmamış, her yer bomboş, deniz harika. Eh bundan daha iyi tatil olamaz. Şimdi Eylül ayını bekliyoruz tekrar, Çeşme yine boşalsın diye. Aralarda da boş bırakmayacağız tabii ki :)

Bu arada Çeşme'ye gelip saçma sapan yerlerde yemek yiyip bir sürü para ödemek yerine Imren Lokantasına mutlaka uğrayın. Harika zeytinyağlılardan tadın ve eğer mevsimi ise kabak çiçeği dolmasını mutlaka sipariş edin. Şiddetle tavsiye edilir..

SM 28. Sayı



Stereo Mecmuası'nın yeni sayısını sonunda yayınlamayı başardık. Bu sayının kapağında, Fransız ressam William-Adolphe Bouguereau’nun Elegy adlı tablosundan bir bölüm kullandım. Resim sanatı ile çok ilgili olduğum için değil bu sayıda Tolga'nın incelediği Burzum'un Fallen albümünün kapağınında aynı resmi kullandığı için özellikle seçtim. Yeni sayıda Burzum, Dimmu Borgir gibi uç metal örneklerinden Müzik Hayvanı, Mutant, KonstruKt gibi ülkemizden popüler müziğin son derece dışında örneklere, John Zorn, Dewey Redman gibi çok popüler olamayan isimlere kadar popüler bir yayının yer veremeyeceği her türden müziğe yer vermeye çalıştık. Yeni sayımızı buradan indirebilirsiniz veya web sitemiz üzerinden okuyabilirsiniz. Bir göz atmanızı öneririm :)

Müzik Hayvanı



Yazımızın başlığı biraz şaşırtıcı değil mi? Müzik Hayvanı. Müzik Hayvanı bağımsız bir müzik oluşumu. Yurtdışında bu tarz oluşumlara independent label deniliyor yani bağımsız bir plak şirketi. Ancak ülkemizde bu tarz bir yapı pek bilinmediğinden müzik oluşumu bence Müzik Hayvanı’nı anlatmak için uygun terim.

Müzik Hayvanı oluşumundan ilginç bir şekilde haberim oldu. Biliyorsunuz geçmiş aylarda Yakaza Ensemble’ın A’mâk-ı Hayâl albümünü öve öve bitirememiştim. Hala da aynısını düşünüyorum. Bence son yıllarda dinlediğim -kendi türünde– en başarılı 5 albümden bir tanesiydi. Bu topluluğun bir parçası olan Eray Düzgünsoy vasıtası ile Facebook’tan öğrendim Müzik Hayvanı’nı. Oluşum albümlerini meraklılarla ücretsiz olarak paylaşıyor. İnternet üzerinden indirmek seçeneğinizin yanında CD olarak edinmenizde mümkün. Çeşitli müzik marketlerde Müzik Hayvanı yapımlarını edinebilmeniz mümkün. Şimdilik edinebileceğiniz noktaların tamamı İstanbul’da ancak internetten de indirme seçeneğimiz olduğundan bu büyük bir sorun olmuyor.

Albümleri edinip beğenirseniz yazımın sonunda bulacağınız web adresi linkini kullanarak bağış yapabilirsiniz. Zorunluluk yok, alt miktar yok. Canınız nasıl istiyorsa o şekilde davranabilirsiniz. Ama albümleri indirip hoşunuza giderse karınca kararınca destek olmaya calışın derim...

Bu tarz oluşumların en önemli özelliği bence müzisyenlerin hiçbir baskı olmadan arzu ettikleri şekilde yani serbest olarak istediğini yapabilme özgürlüğünü sağlamasıdır. Ancak her müzisyenin yaşamaya ihtiyacı olduğundan dinleyicilerin onlara destek vermesi gerekli. Bugün her alt türden deneysel müzik tarzları, ilerici, serbest performansa dayanan müzikler, pek fazla seyirci ve dinleyici bulamıyor kendisine. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde böyle maalesef. Hal böyle olunca müzisyen ve dinleyicilerin buluşmasını ve karşılıklı etkileşimini sağlamak için bazı formüller gerekiyor. Müzik oluşumları, web siteleri, blog’lar bu amaçla kullanılabilecek enstrümanlar. Ben Türkiye için Stereo Mecmuası’nı da bu statüde görüyorum. En azından elektronik derginin yönetimi bende olduğu sürece bu durum böyle devam edecek.



Müzik Hayvanı’ndan yayınlanan iki albümü sizlere tanıtayım. İlk albüm Eray Düzgünsoy’un “Şifalı otlar için postlüdler” başlığını taşıyan albümü. Albüm neredeyse 27 dakikalık bir süreye sahip. Emeği geçenler ise oldukça kalabalık. Haydi gelin listeye göz atalım. Beste Özensoy: Obua. Bora Çifterler: Timpani, Trampet, Vibrafon. Ceren Erendor: Viyolonsel, Piyano. Emrah Yilgin: Saksofon. Eray Düzgünsoy: Gitar. Ertan Sahin: Tuba. Ezgi Kaki: Korangle. Hülya Uysal: Flüt. Kamucan Yalçın: Klarinet. Kerem Murat Özdemir: Keman. Merve Darcan: Kontrabas. Serkan Emre Çiftçi: Trompet. “Şifalı otlar için postlüdler” toplam 16 şarkıdan oluşuyor. 16 şarkının 27 dakikalık bir albüm oluşturduğunu düşünürseniz, şarkılar çok uzun değil. Ancak bazı şarkıların çok daha uzun olmasını isterdim doğrusu. Örnek vereyim mesela Enginar veya Nar!

Deneysel bir albümden bahsetmek her zaman zordur. Albümler genelde son derece içseldir. Belli bir forma sahip olmadıkları için bir dergi yazarı için okuyuculara albümü anlatmak kabus gibidir. En kolay yönü alın dinleyin demektir. Müzik Hayvanı albümleri için bunu söylemek çok kolay. Zaten albümleri edinmek için ücret ödemenize gerek yok. Bilgisayarınıza özgürce indirerek dinleyebilirsiniz. Bu tarz müziğe yabancı olan okuyucularımız için bir kaç öneri de bulunayım. Eminim ki bir çok insan web sitesine göz atacaktır. Bu tarz albümleri dinlerken herhangi bir beklenti içine girmeyin. Müthiş bir birliktelik, müthiş bir solo duymaya çalışmayın. Gözlerinizi kapatın ve müziğin sizi bir yerlere götürmesini bekleyin.

Ne alaka diyeceksiniz ama zihninizi özgür bırakın. Bakalım siz neler düşünecek, neler hayal edeceksiniz.

Sizlere bahsetmek istediğim ikinci mini albüm “Fragments” adını taşıyor. Emir Emre’nin kendi bestelerini içeren albüm toplam 5 şarkıda oluşuyor. Şarkılar Emre’nin gitarının elektronik öğelerle zenginleştirilmesi, çeşitli efektler ve bilgisayar bölümleriyle desteklenmesi ile oluşturulmuş. “Boğaz 953” isimli şarkıda Ertan Şahin destek vermiş. Bu şarkı pek güzel olmuş. Şarkılar şaşırtıcı derece de uzun ve karmaşık yapıdalar. Açıkçası ben çok beğendim. Yine zihninizi serbest bırakabileceğiniz yapıdalar. Siz ne anlatmasını istiyorsanız şarkılar onu anlatıyor.

Siz bu satırları okurken Ömer Sarıgedik’in “Anomali” albümü bilgisayarıma iniyordu. Bu albümle alakalı düşüncelerimi de kendi bloğumda yayınlarım yakın zamanda. Ayrıca çok yakında Eray Düzgünsoy’ün “Works” ismini verdiği albümü yine Müzik Hayvanı üzerinden meraklıların beğenisine sunulacak. Eğer albümleri beğenirseniz web adreslerini sık kullanılanlarınıza atmanızı öneririm. Önyargılarınızdan sıyrılıp aşağıdaki linkleri kullanarak Müzik Hayvanı web sitesine doğru yol almanızı tavsiye ederim...

Müzik Hayvanı
Web sitesi: www.muzikhayvani.com
Blog: http://muzikhayvani.wordpress.com

not: Resim 1 ve 2'deki çalışmalar sırasında çekilmiş fotoğraflar ve yayınlanan albümlerin kapakları Müzik Hayvanı web sitesinden alındı.

Absürd Plak Kapakları: Aimable



Fransız orgçu ve akordiyoncu Aimable'ın Grands Boulevards albümü. Albümlerinde genelde çok bilindik şarkıları yorumlar, valsler, chanson'lar. Müzik her zaman fena halde vasat veya vasatın altındadır ama plak kapakları son derece külttür. O yüzden plak fiyatlarının ucuz olduğu dönemlerde denk geldikçe satın aldım. Plak, Monde Disques'ten yayınlanmış. Kod: Collection Universelle MDINT 9132

Rocket Ayna



Bu haftanın Rocket ürünü bir ayna. Yaklaşık 70 Dolar fiyat etiketine sahip olan ürünün farklı renk seçenekleri var. Firmanın tüm ürünleri müzik ile alakalı dikkat edeceğiniz gibi :)

Absürd Plak Kapakları: The Reflections



The Reflections isminde çok müzik grubu var. Bizim konumuz olan Reflections 1970'lerde New York'ta kurulan bir grup. Müzik tarzından bahsetmeye gerek olduğunu hiç zannetmiyorum. Love On Delivery topluluğun ilk LP'si 1975 yılında EMI tarafından basılmış. Kodu: EMI E-ST 11460. Arka kapak özellikle dikkat çekici :)

Art Ensemble Of Chicago ve Cecil Taylor 1984



Art Ensemble Of Chicago konseri konuk müzisyen ise Cecil Taylor. Görüntüler 1984 yılından Paris, Fransa'dan.

Danimarkadan Müzik Mağazası



Danimarka'dan şık bir müzik mağazası. Arka tarafta kitaplarda gözüktüğüne göre aslında büyük bir perakende mağazası olma olasılığı daha yüksek. Çok güzel :)