Ray Charles - Genius + Soul = Jazz LP



Genius + Soul = Jazz, Ray Charles'ın 1961 yılında Impulse plak şirketi için yayınladığı bir albüm. Tam adıyla Ray Charles Robinson 1930 yılında doğmuş ve 2004 yılında vefat etmişti. Hepimiz onu sahne ismiyle yani Ray Charles olarak tanıyoruz. Ray Charles bir şekilde soul müzik akımının 1950'lerdeki en önemli temsilcisidir hatta başlatan kişidir. Soul müziği, rhythm and blues, dini bir müzik olan gospel, ve blues ile karıştırarak ve harmanlayarak ilklere imza atmıştır. Meşhur Atlantic Records yıllarında parlamış ve kariyerinin ilerleyen dönemlerinde geniş kitlelerce çok sevilen bir müzisyen haline gelmiştir. Charles, asıl ağırlığı yukarıda saydığım müzik türlerine vermiş olsa da, caz, blues ve Amerika'nın yerel country müziğinden de etkilenmiştir. Ancak kendisine özgü piyano stili ile caz çaldığı zamanlarda bile Charles'ın parmaklarının piyanoda olduğunu anlamak mümkündür.

Müzisyenin uzun müzik kariyerinden bahsetmeye kalkarsak yazı bitmeyeceği için 1950'lerin sonlarındaki müzikal yaşamına göz atalım isterseniz böylelikle Genius + Soul = Jazz albümünü daha iyi anlatabilirim diye düşünüyorum.



1950'lerin sonlarında Charles'ın Atlantic Records ile kontratı biter ve farklı plak şirketleri ile anlaşmalar yapar. ABC-Paramount Records ile yaptığı anlaşma önemlidir. Charles artık bir star'dır ve hem ekonomik hemde kurumsal imkanları çok daha fazladır. Günümüzde de bol bol seslendirilen "What'd I Say" şarkısı satış rekorları kırınca ABC'nin alt kuruluşu Impulse! İçin bir albüm hazırlığına başlar. Kaydedilmeye başlanan albüm Genius + Soul = Jazz'dır. 1960 yılında başlayan kayıtlar tamamlanınca albüm yayınlanır. Ancak bir gerçek vardır ki, Charles'ın dinleyicisi onun vokal yapması sevmektedir ve Genius + Soul = Jazz başarılı olsa da, hemen bir yıl sonra yayınlanan “Modern Sounds in Country and Western Music” Genius + Soul = Jazz'ın unutulmasına sebep olur.

Genius + Soul = Jazz albümü aslında Charles'ın kendisi için yaptığı bir albüm diyebiliriz. O dönemin popüler müziğinin dışında Charles'ın caza da duyarsız kalmadığını gösteren bir albüm olarak tanımlayabiliriz.

Albümde çok büyük isimler var. Bu çok bilindik şarkıların aranjmanları iki büyük isim tarafından yapılmış; Quincy Jones ve Ralph Burns. Düzenlemeler Charles'a özel olarak yapılmış onun stili ön plana çıkartılmak istenmiş. Ayrıca Charles'ın her zaman etkilendiğini söylediği Count Basie'nin müthiş 1940 orkestrasına atıfta bulunan bol bol blues etkileşimi olan bir sound yaratılmak istenmiş. Zaten şarkılara bakarsanız seçimlerin tesadüf eseri olmadığını anlıyorsunuz. Şarkı listesi demişken hemen ekleyeyim;

A Yüzü
1-"From the Heart" – 3:30
2-"I've Got News for You" (Ray Alfred) – 4:28
3-"Moanin'" (Bobby Timmons)– 3:14
4-"Let's Go" – 2:39
5-"One Mint Julep" (Rudy Toombs) – 3:02

B Yüzü
1-"I'm Gonna Move to the Outskirts of Town" (William Weldon/Roy Jacobs) – 3:38
2-"Stompin' Room Only" – 3:35
3-"Mister C" – 4:28
4-"Strike Up the Band" – 2:35
5-"Birth of the Blues" – 5:05

ayrıca ek olarak “Let The Good Times Roll” – 2:51”



Yaratılmak istenen sound Count Basie'nin orkestralarının sound'u olunca geniş maddi imkanlar kullanılarak öylesine bir müzisyen ekibi albüme katkıda bulunmuş. Bu isimlerin bir çoğunu Basie orkestralarından tanıyoruz zaten..

Trompetlerde Thad Jones, Joe Newman, Phil Guilbeau, Snooky Young ve Jimmy Notthingham. Trombonlarda, Henry Coker, Urbie Green, Al Grey, Benny Powell ve George Matthews. Alto saksafonlarda Marshall Royal, Frank Wess ve George Dorsey. Tenor saksafonlarda Frank Foster, Billy Mitchell, Budd Johnson ve Seldon Powell. Bariton saksafonda Charles Fowlkes ve Haywood Henry. Gitarda Freddie Green. Basta Eddie Jones ve Joe Benjamin. Davullarda ise Roy Haynes ve Sonny Payne. Tabii bu isimler dönüşümlü olarak kayıtlara katılmış.

Ortaya çıkan albüm altyapı olarak çok ilginç. Çalınan eserler caz tarihine damga vurmuş bazı eserler olduğu için karşılaştırma yapmak ilginç oluyor.

Albüm için şöyle demek mümkün çok iyi müzisyenlerin harika bir alt yapı oluşturduğu ve Ray Charles'ın bu alt yapıya müdahil olduğu bir albüm. Son derece kendisine özgü yorumlar. Albüm Charles'ın yaptığı ve caz kalıpları içerisinde kaldığı bir elin parmaklarını geçmeyecek albümlerden bir tanesi. Charles'ın müziğini seviyorsanız, böylesine müthiş müzisyenlerle ortaya çıkarttığı albümü sevmeniz çok mümkün. Interplay tarafından yapılan baskı gayet iyi. Tam anlamı ile meraklısına hitap eden bir albüm... Bu arada Interpay baskısına “Let The Good Times Roll” şarkısını da bonus olarak eklemiş.

Haydi Müzik Setimizi Temizleyelim...



Ülkemiz nedense anormal tozlu bir memleket. İklimden veya bitki örtüsünden mi yoksa şehirlerimiz veya yaşadığımız yerden mi bilemiyorum. Ancak yazın evin bir çok bölümünü tozdan arındırmak için ekstra bir uğraş gerekiyor. Tozdan müzik setlerimizde nasibine düşeni alıyor tabii ki.

Seviyesi ne olursa olsun, basit veya karmaşık tüm müzik sistemlerinin arada sırada temizliğe ihtiyacı vardır. Temizlik deyince bazılarımız cihazları silmek olarak anlayabilir ama benim temizlikten kastım bayağı kapsamlı bir olay. Ben hemen her sene iki kez tüm sistemimi baştan aşağı temizlerim. Bunu bir zorunluluktan ziyade bir keyif olarak görmeye başladığımdan beri eskisi kadar söylenmeyi de bıraktım. Ne yaptığıma gelince.

Önce tüm sistemimin kablolarını sökmekle başlıyorum. Aslında bunları geri takmak tam bir kabus ama yapacak bir şey yok. Tüm kabloları söktükten sonra cihazları yerlerinden kaldırıyorum. Hemen her elektrikli cihazda olduğu gibi müzik sistemlerimizi oluşturan cihazlar tozları kendilerine çekerler. Örneğin bir ampliyi kaldırdığınızda altında oluşan toz sizi her zaman şaşırtmayı başarır. Cihazları kaldırdıktan sonra önce stand'ımı iyice temizlerim ve ahşap cilasını atarım. Bu sayede stand'ınız ilk günkü kadar olmasa da yine de keyifli bir hale gelir. Bunun öncesinde stand ile duvar arasındaki boşluğu da iyice temizlerim. Bu bölge genelde bol bol toz toplar. Eh bir çoğumuz eğer evine geliyorsa temizlik görevlisi veya eşlerimizin (veya ev ahalisinde temizlikten sorumlu kim ise)  sistemlerimize yaklaşmasını pek sevmediğimizden senede birkaç kez bile olsa bu tarz temizliği kendimizin yapması gerekiyor. Bence yani...


Ahşap bölümleri cilalamak biraz uğraştırır ama sonuç keyiflidir...

Ben işi biraz abartıp her sene bir veya iki kez cihazlarımın içlerini de açarım. Bu sayede hem iç temizliğini yapar hemde cihazların iç durumlarını kontrol etme fırsatı bulurum. Tabii sizin cihazlarınız yeni ise bununla uğraşmanıza gerek yok ama benim amplifikatörüm en az 10 yaşında. Belki de daha yaşlı. 5 senedir benimle beraber tabii bunun öncesi de var. Pre-amplifikatörüm içinde benzer bir durum söz konusu. Anlayacağınız sistemimde 5 yaşından daha genç bir cihaz yok. İç temizliği yaparken bir yandan devre kartlarını, kapasitörleri ve diğer elektronik bileşenleri kontrol ederim. Bu süreç bir çok insan için sıkıcı gibi görünebilir ama devreleri okumayı öğrendiğinizde veya buna heves ettiğinizde inanın keyifli olabiliyor. Kullandığınız cihazların tasarımcılarının mantıklarını görebiliyorsunuz. Bir yandan da ileride sorun çıkartabilecek bileşenleri de kontrol etmiş oluyorsunuz. Temizlik işlemleri için güzel bir fırça her zaman en iyisidir. Eğer çevrenizde varsa bir kompresör tabii ki işinizi çok kolaylaştırır. Ben genelde elektrik süpürgesi ile fırça kombinasyonunu tercih ediyorum. Fırça ile tozları kaldırırken uzaktan elektrik süpürgesi ile tozları alabilirsiniz. Aman dikkat edin elektrik süpürgesini cihazınızın içerine değdirmeyin. Hassas parçaları statik elektrik ile haşır neşir etmek iyi bir fikir değildir. Aynı şekilde kendi üzerinizdeki elektriksel yükü arada sırada boşaltmayı unutmayın. Volüm pot'ları tozlanmaya çok heveslidir. Çeşitli markaların temizleyicileri ile bunları tertemiz yapabilirsiniz. Temizlik malzemeleri için bilgisayar sektörüne göz atın. Özellikle Philips'in temizleyicileri benim senelerden beri keyifle kullandığım ürünler ve şimdiye kadar hiçbir sorun yaşamadım. İç temizlik bittikten sonra cihazların dış bölümlerini ise Pronto'nun anti-statik temizleyicisi ile güzelce parlatıyorum. Anti-statik kısmı sanki biraz hikaye gibi ama ürünün hem kokusu çok güzel hemde cihazları gerçekten ilk günkü gibi temizliyor. Cihazların iç ve dış temizliği bittiğinde genelde kablolara geçerim.

Kabloların koruma bölümlerini genelde evlerimizde kullanılan temizleyicilerle hallediyorum. Konektörlerde ise daha endüstriyel ürünlere göz atmak lazım. Aslında imkanınız varsa ProGold Conditioning Treatment veya bu iş için Cardas'ın ürettiği özel sıvılar en iyileridir. Ancak elinizin altında bunlar yoksa yapı marketlerde satılan özel temizleyiciler iş görür. Eğer üşenmezseniz cihazlarınızın giriş, çıkışlarını da güzelce temizlemenizi tavsiye ederim. Kulak çubukları bu işler için ideal malzemelerdir. Kalitelisini kullanın ki, pamuk kalıntıları kalmasın. Ancak bu iş için asıl güzel malzeme rimel sürmekte kullanılan özel fırçalardır. Eşinizden bir tane araklayın veya ona bir tane aldırın. Bu tarz şeyleri genelde kozmetik ürünleri satan mağazalarda bulabilirsiniz. Ben rimel fırçası istiyorum deyince ilginç bakışlarla sizi süzebiliyorlar. Bu tarz olayları yaşamak istemeyenler alışveriş kısmını eşlerine havale edebilirler. Ben kendi adıma amiyane tabiri ile biraz "makara yapmak" için kendi alışverişimi kendim yapıyorum. Neyse...  İlk bakışta deli saçması gibi gözükebilir ama küçücük alanlardan çıkan pisliğe inanamayacaksınız. Odyofil mantığı açısından bakarsanız, tüm bu kir konektörlerin geçirgenliğini yani sinyal aktarımını bir ölçüde azaltacaktır. Artık hangisi sizin için daha önemlidir bilemem ancak fazladan bir yarım saatinizi ayırıp temizlik yapmanızın kimseye zararı olmayacaktır. CD çalar gibi mekanik parçalar bulunan cihazlarınızı ise temizlemek onların sağlıklı çalışması için önemlidir. İsterseniz mekanik bölümlerdeki yağları (genelde özel gresler kullanılır) uygun olanlar ile yenileyebilir lazer göz üzerindeki tozları da temizleyebilirsiniz. Bir parça alkollü pamuk bu iş için yeter artar. Kullanacağınız alkol tabii ki isopropil alkol olmalı...


Pikap temizliği bitmiyor bende bir türlü.. Gyrodeck'in ardından Ereshkigal var sırada...

Tüm ara bağlantı, hoparlör ve elektrik kablolarını da temizledikten sonra ben genelde pikap bakımına geçerim. Ortalamanın biraz üzerindeki tüm pikaplarda belirli zaman aralıklarında bearing'teki yağı değiştirmek gerekiyor. Aslında değiştirmeseniz de kısa vadede bir sorun yaşamazsınız. Ancak uzun vadede toz ile bütünleşen yağ, yuvalarda ufak tefek sorunlara yol açabilir. Yağ için üreticinizin tavsiye ettiği yağı kullanmakta fayda var. Bearing'in içerisini pamuklu bir bez ile temizleyip yeniden yağ basmak biraz pis bir iş ama bunu senede bir kere yaparsanız iyi olur. Ben bu işlemi senede iki kez yapıyorum. Birincisinde tamamen yeni yağ basıyorum ikinci kontrolde ise yağ miktarını ve temizliğini kontrol ediyorum. Sizde 6 ayda bir gerekli kontrolleri yapın derim. Ayrıca pikap kolunuz bir damping kullanıyorsa veya lift mekanizması özel bir madde ile hareket ediyorsa bunları da eliniz değmişken bir kontrol edin. Örneğin SME V'te silikon bir damping havuz vardır (ben kullanmıyorum) ve lift mekanizması özel bir silikon ile çalışır. Sizde kendi kol üreticinizin önerdiği malzemeleri kullanın...


Hem temizlik hem tüp rolling. Bu arada Slyvania'nın GZ34'leri mükemmelmiş...

Benim gibi vakum tüplü ampli kullananlar tüplerini de çıkartıp ayaklarını temizleyebilirler. Kullandığım bazı tüplerin 40-50 yaşında olduğunu düşünürsek metal ayakları kontrol etmek ve eğer mümkünse temizlemek kimseyi kesinlikle üzmez. Bu işlem biraz ince işçilik gerektirir ama faydasını göreceğinize eminim. En azından ben görüyorum...

Hoparlörler ise temizlenmesi en kolay parçalar. Bas refleks portlarını güzelce silebilir, arka konektörlerini temizleyebilir ve eğer istiyorsanız kabininize güzelce bir cila çekebilirsiniz. Yine Pronto'nun bu işler için ürettiği güzel bir ürün var. Hemen her markette bulabilirsiniz...

Tüm bu süreç benim yaklaşık yarım günümü alıyor. Tüm sistemin sökülmesi, temizlenmesi ve yeniden kurulması. En az bir altı ay sisteme tekrar dokunmama gerek kalmıyor. Böyle kapsamlı temizliklerin ardından gözlemlediğim şey sistemin çok daha iyi çaldığı. Bunun psikolojik olup olmadığını çok uzun zaman anlamaya çalıştım. Aynı şekilde o yorgunluğun üzerine ne dinlerseniz iyi geleceğinin de farkındayım. Ancak bunları ötesinde bir şeyler oluyor. Sanki sistem daha iyi çalıyor.

Tüm bunları yapmak için gerekenler, bolca vakit, biraz yorulmayı göze almak ve çeşitli satış noktalarında kolaylıkla bulabileceğiniz 10 ila 20TL tutarındaki temizlik malzemesi. İyi çalıp çalmama konusundaki yorumu size bırakıyorum ama sisteminizin tertemiz olacağı garanti. Bu arada ev ahalisinden çok teknik olmayan konularda -örneğin stand silinmesi veya cihazların dışının temizliği gibi- yardım alırsanız hem işiniz kolaylaşır hemde birlikte iş yaptığınız için belki ev ahalisini hifi konusunda sizi daha anlayan bir hale getirebilirsiniz. Kendi evinizdeki durumu en iyi bilen siz olduğunuzdan kendinize göre taktikler belirleyebilirsiniz.

Harika Bir Thorens TD125 Daha!




Sizlerle daha önce farklı bir Thorens TD125 modifikasyonunu paylaşmıştım. Bu kez siyah lake tercih edilerek yapılan restorasyon çalışmasından fotoğraflar eklemek istiyorum. Kullanılan kol Jelco SA750DB. Yapılan restorasyon yine Artisan Fidelity firmasından Christopher Thornton’ın alamet-i farikası. Müthiş!




Lego Plak Kapakları: Morrissey - You are the Quarry


Sizlere daha önce burada Lego plak kapaklarından bahsetmiştim. Sonunda bu bölümü ayrı bir kategori haline getirmeye karar verdim. Yakında sayı artar. Bu kez konuğumuz Morrissey'in You are the Quarry albümü. Yukarıda Lego versiyonunu, aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz.

Demek Angry Birds Buymuş



Eski güzel günlerde bilgisayar oyunlarına ayıracak vaktim boldu. Bazı oyunlara sardığımda saatlerce oynardım. Örneğin bir ara Might & Magic diye bir seri vardı. Sanırım altıncı bölümünü senelerce oynamıştım aslında oynamıştık demem daha doğru. (Sinan kulakların çınlamıştır herhalde) Bugünlerde ise vaktimi genelde strateji oyunlarına ayırıyorum. Ayırıyorum derken ne yazık ki, çok az bir vakitten bahsediyorum.

Uzun zamandır akıllı telefonu olan hemen herkes "Angry Birds" diye bir oyuna takmış durumda çevremde. Ben cep telefonunun gerizekalısını sevdiğimden "Angry Birds"ün ne olduğunu çoook uzun zaman sonra öğrenmiştim. Geçenlerde Techcrunch'ta gezinirken Chrome web tarayıcı ile şu meşhur oyunun oynanabildiğini öğrendim. Açtım bir bakayım diye. Bende pek bağımlılık yapmadı ama bu oyuna kafayı takanları çok iyi anladım. Sanırım fazla bulaşmamak en iyisi... En iyisi pikabımın başına döneyim ben...

Monster Tron Serisi



Monster firması bir çok alanda faaliyet gösteren bir firma. Hifi ve ev sineması sistemleri kablolarından, kulaklıklara, elektrik filtrelerinden iPod dock'larına kadar oldukça geniş bir ürün yelpazeleri var. Ben firmanın ürünlerini pek sevmem. Aslında sevmezdim demem daha doğru olur. Disney'in yeni Tron filmi için ürettikleri ürünler gerçekten görsel açıdan müthişler. Film son derece kötüydü ama yukarıdaki iPod dock sistemi ve aşağıdaki kulaklıklar harika gözüküyorlar bence...

Albüm Eleştirileri ve Fotoğraflar



Bugün mail adresime ilginç bir mesaj geldi. Aslında bu bazen sorulan bir soru. Soruya bloğumdan bir açıklama yapmak istedim böylelikle genel bir açıklama olur. Soru kısaca neden hemen her albüm tanıtımında albümlerin kapakları yerine farklı çekimlere yer verildiği konusunda. Aslında kafasında bu soru olan okuyucular bir açıdan haklı. Çoğu zaman bloğum için çekip eklediğim fotoğraflar özellikle de albüm tanıtımları için olanlar çok bir anlam ifade ediyor gibi gözükmeyebilir. Ancak eklenen bu fotoğrafların önemli bir işlevi var. İnandırıcılık!

Stereo Mecmuası'nın ilk günden bugüne yolculuğunda en önemli şeyin dürüstlüğümüz olduğunu söylemek mümkündür. Bugün albüm tanıtımı yazmak çok kolay bir şey. Sahip olmadığınız bir albümü internetten dakikalar içerisinde edinebilir, biraz yabancı diliniz varsa farklı sitelerden alıntılar yapıp bunları Türkçe'ye çevirerek iyi veya kötü bir albüm incelemesi yazabilirsiniz. Ancak kayıt gibi konulara girdiğinizde övdüğünüz bir albümün gerçekte sizin yazdığınız gibi olmaması noktasında tüm inandırıcılığınız ortadan kaybolur.

Tabii ki günümüzde HD Tracks gibi web sitelerinden çok üst düzeyde hazırlanan dijital müzik dosyalarına erişim mümkün. Bunları olması gerektiği şekilde DAC'lar başta olmak üzere sahip olduğu ekipmanla dinleyerek yazan ve benimde takip ettiğim blog ve web siteleri var. Ben yapı olarak daha ortodoks olduğumdan genelde CD ve plak formatındaki albümleri yazıyorum. Zaten sistemimde orta sınıf da olmak üzere herhangi bir DAC mevcut değil. Böylesine yazılar yazarsam inandırıcı olabilmem mümkün olmaz. Zaman zaman Stereo Mecmuası'na test için gönderilen dijital cihazlarda çalabilmem için arşivlediğim dijital bir müzik arşivim var ama tahmin edebileceğiniz gibi pek kullanmıyorum...

Bugün bir çok web sitesinde hatta bazı dergilerde plak firmalarından gelen hazır metinler üzerinden hazırlanan yazılar okuyorsunuz. Albüm eleştirisi kaleme alan bazı insanlar bırakın bu albümlere sahip olmayı hiç dinlememiş bile oluyorlar. Böylesine durumlara düşmemek için Stereo Mecmuası'nda her zaman sahip olduğumuz albümlere yer veriyor ve bu albümleri yorumluyoruz. Albüm incelemelerinde kullandığımız fotoğraflarda bu albümlerin fiziki olarak ispatıdır.. Ayrıca yazılara belirli bir hareket verdiğini de söylemek lazım :)

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi: İkinci Serinin Sonu



Plak Koleksiyonculuğu yazı dizimi geliştirmeye devam ediyorum.  Dizinin ilk bölümü olan "Plak Koleksiyonculuğu" bölümü toplam 7 yazıdan oluşmuştu. Bu yazılarda daha çok teknik konulara göz atmış ve plak koleksiyonu konusunda genel bilgiler vermiştim. Plak Koleksiyoncusunun Rehberinde ise daha çok plak toplamaya yeni başlayanlar için faydalı bilgiler vermeye çalıştım. Bu yeni seri toplam 5 adet yazıdan oluştu. Gelen mesajlardan anlayabildiğim yazılar kadarı ile bayağı ilgi çekmiş. Bu çok sevindirici bir şey benim açımdan. Artık yeni bir yazı dizisine başlamanın zamanı geldi. İsterseniz genel toparlama yapalım ve "Plak Koleksiyoncusunun Rehberi"ni oluşturan yazıların linklerini ekleyeyim. Koyu renkteki linklere tıklayarak yazılara ulaşabilirsiniz.

Yazı 1: Planlama
Yazı 2: Pikap Konusu
Yazı 3: Pikap Katı veya Phono Pre
Yazı 4: Lambalı Pikap Katı Mevzuu
Yazı 5: Plak Temizleme Konusu

Böylelikle serinin ikinci bölümünü de sonlandırıyorum. Yeni seri daha teknik konuları ve ayrıntılara önem verenler için ipuçlarını içeren bir rehber niteliğinde olacak.


Yellowjackets - Timeline CD


Sizlere geçtiğimiz ay içerisinde Stereo Mecmuası Müzik Haberleri bölümümüzde Mack Avenue Records albümlerinin ülkemize gelmeye başladığından bahsetmiştim. Tabii ki neler oluyor bitiyor diyerek listeleri incelemeye başladım. Mack Avenue Records çok büyük bir plak şirketi değil ancak kataloğunda ilginç isimler var. Firmanın kayıtlara gösterdiği özende genel olarak takdir topluyor. Bu plak şirketinin kataloğundan elime geçen ilk albüm Yellowjackets topluluğunun 2011 yılı albümü Timeline.

İsterseniz Yellowjackets topluluğunu yakından tanıyalım. Orijinal topluluk 1977 yılında kurulmuş. O dönemlerde ismi The Robben Ford Group imiş. Tahmin edebileceğiniz gibi Robben Ford önderliğinde Russell Ferrante, Jimmy Haslip ve Ricky Lawson tarafından kurulmuş. Ford topluluğu kurarken ilginç bir kontrat yapmış. Kontrat, hem topluluğun tamamını hemde üyelerinin bağımsız anlaşmalar yapabilmesine imkan veriyormuş. Durum böyle olunca toplulukta bayağı kadro değişikliği yaşanmış. En sonunda topluluğun kurucusu Ford yerine saksafoncu Marc Russo gelmiş. Ricky Lawson ise farklı müzisyenlerle çalışmak için 1986 yılında topluluğu terk etmiş.



1981 yılında gitarist Robben Ford, R&B tarzını da kapsayacak bir müzik yapmak üzere yeni bir topluluk kurma kararı almış. Ancak Yellowjackets topluluğunda çok geçmeden yeni kadro değişiklikleri olmuş. Alto saksafoncu Marc Russo, klavyeci Russell Ferrante, basçı Jimmy Haslip yollarına devam ederken aralarına davulcu William Kennedy katılmış. Bu dönemlerde topluluğumn müziği Joe Zawinul'un bariz etkisi altındaymış.

80'lerin sonlarına doğru plak firmalarını değiştirmişler ve albümleri genelde iyi tepkiler almış. Topluluğun iki şarkısı Star Trek IV: The Voyage Home filminde de kullanılmış. 90'lara gelindiğinde devinim yeniden başlamış. Marc Russo asıl topluluğu “ Doobie Brothers”a daha fazla zaman ayırmaya karar vermiş ve yerine Bob Mintzer gelmiş. Bu değişikle topluluğun sound'u R&B'den caza doğru kaymaya başlıyor. Bu süreçte plak şirketi değişiklikleri birbirini izliyor. Aslında bu süreç topluluğa önemli bir ivme kazandırıyor. “Lifecycle” albümleri çok başarılı oluyor ve 2009 Grammy'lerinde en iyi caz albümü kategorisinde aday gösteriliyorlar.



Nasıl bir devinim değil mi? “Timeline” topluluk için bir nevi yeni bir başlangıç ve bu devinimin kendileri de farkındalar. Çok özenli hazırlanmış CD kitapçığında basit bir kronolojiye yer verilmiş. Ancak basit dediğim kronoloji bile 3 sayfa sürüyor. Bakınız yukarıdaki fotoğraf :)

1- Why Is It
2- Tenacity
3- Rosemary
4- Timeline
5- Magnolia
6- A Single Step
7- Indivisible
8- Like Elvin

Topluluğun 2011 albümü “Timeline” bir açıdan özel bir albüm. Tüm bu devinimin ilk başında varolan adam Robben Ford bu albümde konuk müzisyen olarak gitar çalmış. Ayrıca John Daversa konuk müzisyen olarak "Tenacity" ve "Like Elvin" şarkılarında trompet çalmış. Albümdeki Yellowjackets kadrosu ise şu şekilde; Russell Ferrante - klavye ve sintizaysır. Jimmy Haslip - bas. Bob Mintzer - saksafon, bas karnet. Will Kennedy - davul ve perküsyonlar.

Albüm son derece yumuşak dokulardan oluşan jazz fusion veya smooth jazz olarak sınıflandıırlabilir bir tarzda. Kayıt oldukça iyi. Topluluğun 1980'lerden beri süre macerasında yayınladığı albümlerden daha caza yakın, çok inişlere çıkışlara yer verilmemiş bir albüm. Mack Avenue Records ile tanışmak için iyi bir fırsat...

Lego MP3 Çalar



İtalyan Hobbymedia firması aslında maketler ve uzaktan kumanda edilebilir modeller konusunda uzmanlaşmış bir firma. Ancak zaman zaman ilginç ürünlere de imza atıyorlar. Firma daha önce ürettiği Lego dijital fotoğraf makinesinin başarısından sonra Lego MP3 çalarını duyurmuş. Her ne kadar oyuncak gibi gözükse de tam fonksiyonlu bir sistem. Ses kalitesi muhtemelen çok kötüdür ama bu ürünün eğlenceli olduğu gerçeğini değiştirmiyor...

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi: Plak Temizleme Konusu



Bundan seneler önce Stereo Mecmuası'nda plak temizliği ile alakalı bazı maddeler yazmıştım. Bu yazıyı yazalı en az 5-6 sene oluyor. Oirijinal metin buradan okunabilir. Aradan geçen senelerde bu yazıda bazı düzeltmeler yapmam gerektiğine karar verdim. İşte orijinal metin artı düzeltmeleri aşağıda bulabilirsiniz.

1. Plakların en önemli düşmanı tozdur. Bunun yanı sıra sigara dumanı, nem ve ısıda plaklara zarar veren etkenlerdendir. Lütfen plaklarınız bu faktörlerden direkt olarak etkilenebileceği yerlerde tutmayınız. Hemen bir ekleme mümkünse plaklarınızı özel bir dış kılıf ile koruyunuz. Bu kılıfları çeşitli sitelerden satın alabileceğiniz gibi ambalajcılarda satılan naylon poşetlerden uygun olanlarını kullanabilirsiniz.

2.Kuru bir bez ile plakları temizlemek, plak üzerinde statik enerji oluşturur , bu da okunma esnasında istenmeyen seslere yol acar. Bu durumda anti-statik fırça kullanmak en mantıklısıdır. Plaklarınızı ilk aldığınızda bir miktar temizleme sıvısı ile silip anti-statik fırça ile temizlerseniz daha sonraki dönemlerde daha az tozlanacaktır. Tabii ki çevrenizde plak temizleme makinesi olan birileri varsa en sağlıklı temizlik yöntemi bu makineleri kullanmaktır. Plak temizleme makineleri çok pahalı oyuncaklar olduğu için eğer çok geniş bir koleksiyonunuz yoksa veya geniş maddi imkanlara sahip değilseniz arkasından koşmak için çok pahalıdırlar.

3.Anti statik fırça ile yapılacak temizlik mutlaka plak izlerini takip edecek şekilde yapılmalıdır. Aksi taktirde kanallardaki tozlar temizlenmeyecektir. işlem fazla bastırmadan mümkün olduğunca narin şekilde yapılmalıdır.

4. Anti-statik fırçanın kılları el ile temizlenmemelidir. Genelde bunun için fırçada ayrı bir bölüm olur veya fırça bir toz aparatı ile birlikte gelir. Eğer ki böyle bir bolum yoksa mesela bilgisayar kasanızın power supply'i gibi bir yere bir kere sürterek fırçanızı tozlardan temizleyebilirsiniz. Ama siz yine de oldukça ucuz olan ve plak temizlemek için üretilmiş güzel bir fırça edinin...

5. Plağınız pikapta çalınırken dikkatli olun.. Titreşimler ve yanlışlıkla çarpmalar sonucunda plakların üzerinde geri dönülemez çizikler oluşabilir. Pikap, eğer mümkün ise hoparlörlerin uzağında ve özellikle bas titreşimlerinden uzakta durmalıdır. Siz fark etmeden bu titreşimler plakta kalıcı sorunlar oluştur.

6. Pikabınızdaki iğneyi değiştirmek için cimrilik etmeyin. Çoğu iğne 3000 saat omurludur. Bu süreyi beklemeden değişiklik yapın. Benim çok karşılaştığım traji-komik bir durum ciddi pahalı iğneler alıp bunları zamanı geldiğinde değiştirmeyen insanlardır. Bunun yerine daha ucuz bir iğne alıp gerektiğinde değiştirmek plak arşivinizin ömrü için önemli bir etkendir. Şimdi burada bir parantez açalım. Bu yazıyı yazmamın üzerinden muhtemelen 5 sene geçti ve 3.000 saat ömür konusunun biraz soru işaretleri ile dolu olduğunu öğrendim. Şu an 3.000 saatin çok üzerinde kullandığım pikap iğnelerim var. Bu noktada eğer seste bir sorun duymuyorsanız iğnenizin ömrü konusunda çok endişe etmenize gerek yok. Belirli bir kalitenin üzerindeki iğnelerde zaman içerisinde belirli frekanslarda -özellikle yüksek frekanslar- eksilmeler olur ancak bu durum plaklara zarar verebilme potansiyelinin olduğu anlamına gelmez. Aradan geçen seneler boyunca orta segment altındaki iğneler hariç kullanım ömürleri konusunda bir genelleme yapmanın doğru olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında bu madde için şöyle demek daha doğru olacaktır; iğneniz değiştirilmesi gerekli zamanı size mutlaka hatırlatacaktır...

7. Plak sıvı ile temizlenmesi gerekiyor ise, alkol içermeyen ve uçucu bir sıvı ile temizlenmelidir. Ayrıca kullanılacak bez mutlaka yüzde yüz pamuklu olmalıdır. Böylelikle plak yüzeyinde yabancı madde kalmaz. Bu sıvıları satın alabileceğiniz gibi kendinizde yapabilirsiniz. Ben Pevasan isimli bir firmanın sıvısını sulandırarak kullanmaktayım. Bir kaba 2/3 oranında bu sıvıdan, 1/3 oranında su koyarak bir fluid oluşturup, bunu kullanıyorum tavsiye ederim. PC malzemeleri satan yerlerden bu urunu bulabilirsiniz (not. ürün adı burada reklam amaçlı kullanılmamaktadır) Aradan seneler geçtiğinde ortalıkta böylesine firmalar kalmadığı için farklı temizlik sıvıları kullanmak zorunluluğu oluştu. Kendi kullandığım temizlik sıvısı ile alakalı burada bir şeyler yazmıştım. Eğer imkanınız varsa bu iş için özel üretilmiş sıvıları kullanmak en iyi seçenek. Ancak kimyasal içerikli sıvıların nakliyesinde sorunlar olduğu için linkini verdiğim sıvı da iş görür. Bu temizliği sadece çok kirli plaklarınızda uygulayın. Bu arada o dönem not etmeyi unutmuşum; 78 devirlik Shellac (veya bilinen tabirle taş) plakları sakın bu tarz sıvılar ile temizlemeyin...

8. Plaklarınızın üzerinde çok toz varsa bunu ilk önce bir elektrik süpürgesi ile çekin. 2500W bir süpürge ciddi oranda toz çekebilir. Bu işlemi yaparken sakin süpürgeyi plağa değirmeyin. Bu hala iyi bir seçenek ve zaman zaman kullanmaya devam ediyorum.

9. Plaklarınızı güneşten ve hatta aşırı sıcak ortamlardan korun. Yüzeyde dalgalanmaları önlersiniz. Haydi bir not; eğer yamuk plaklarınız varsa bunları tercihan iki camın arasına koyun. Bu halde sıcak bir ortama bırakın. Ancak sıcak ortam direkt gün ışığı almamalıdır. Örneğin arabanızın bagajı bu işlem için en ideal yerlerden bir tanesidir. Hafta sonu plağınızı bagajda bırakıp hafta başı elinize aldığınızda büyük ölçüde düzelmiş olacağını göreceksiniz.

10.Asla plaklarınızı üst üste saklamayınız Bunu her birinin kabı olsa bile yapmayınız. Şekillerinde bozulamalar ve yamulmalar oluşur ve bunlar hiçbir şekilde düzeltilemez. Aslında hiçbir şekilde düzeltilemez yanlış bir önerme olmuş. Madde 9'da görebileceğiniz gibi bir umut kapısı var. Ama dertsiz başa dert açmaya gerek yok. Bu yazıyı yazdığım günlerde ülkemizde Ikea benzeri mağazalar yoktu. Plak koleksiyonu yapanlar veya plak toplayanlar, oldukça cüzi tutarlar ödeyerek Expedit gibi harika çözümlere kavuşabilirler.

11. Genelde değersiz bulunan 45likler üst üste kapsız konuluyor. Bir toz tanesi bile ciddi ama gözle görülmeyen çizikler oluşturacağından en kotu ihtimalle bunlar için kartondan veya A4 kağıttan kaplar yapın veya İnternet'ten sipariş edin. Aslında bu konuda ülkemizde de çözümler var artık. Rengarenk karton koruma kaplarını ülkemizden de tedarik edebiliyorsunuz. Bu arada 45'likler konusunda şuraya bir göz atmanızı öneririm. Özellikle de 45'liklerin değersiz olduğunu düşünüyorsanız!

12. Biraz yer ayırıp plaklarınızı 20'li gruplar halinde A4 kutularında saklayabilirsiniz. Hem seçmesi kolay olur, hem ezilmezler hemde kutuda biraz oynama yapıp üstlerini istediğiniz zaman kapatabilirsiniz. Devamlı alışveriş yaptığınız bir hiper markette kırtasiye reyonundaki arkadaşa rica edip bunları alabilirsiniz. Özellikle Mopak firmasının A4 kutuları gerçekten çok ideal. Eğer yaşadığınız yerde bir yapı market varsa ziyaret etmenizde fayda olacaktır. Özellikle IKEA'da güzel şeyler bulunabiliyor. Bu dönemlerde yazıyı Birkaç kere elden geçirmiştim. Ancak artık ülkemizin dört bir tarafında yapı marketler var ve bir şekilde uygun çözümleri bulabilmek mümkün. Zaman ne kadar hızlı değişiyor

13. Eğer plaklarınızı kutuda saklıyorsanız içlerine elektronikçilerde rahatlıkla bulunan silikon nem alıcılardan ekleyin. Kutunun içinde nem oluşumunu önlersiniz. Kesinlikle öyle. Bu bence hala en iyi çözüm.

14. Plakların iç kapaklarını plağın üst kapağının açıklığına ters yönde kapatın. Plak tozdan bu şekilde korunur. Kesinlikle doğru bir tespit. Ayrıca Madde 1'de bahsettiğim dış kılıflardan edinerek daha iyi toz koruması sağlayabilirsiniz.

15. Plaklarınızı iç kapak (sleeve) olmadan kapağın içine koymayın, kartonda oluşmuş girinti çıkıntılar plağınıza zarar verebilir. Bu maddeyi biraz geliştirmek gerekiyor. İç kapaklarınız eğer kötü durumdaysa mutlaka yenileri ile değiştirin. En iyi çözüm kağıt içerisinde anti-statik naylon olan iç kapaklardır. Ayrıca Mobile Fidelty (MoFi) firmasının ürettiği gibi naylon iç kaplarda tercih edilebilir.

16. Plağın okuma yüzüne elinizi sürmeyin, insan tenindeki yağın plak üzerinden temizlenmesi kolay bir is değildir. Mutlaka kenarlarından tutun. Kesinlikle bu konu çok çok mühim...

17 .Bir şeyi asla unutmayın. Elinizdeki bir plak, bir daha asla üretilmeyecektir. Eğer o plak 1.000 adet üretildi ise onu kullanılmaz hale getirmeniz 999 adet kalması demektir. Bir plağınızı sevmiyorsanız bile ona özen gösterin veya değerini bilecek insanlara verin. Bunu kültürel bir ödevmiş gibi addedin... Valla bu maddeyi harika yazmışım. Kesinlikle öyle :)

Eh sıhhat ve sağlığım yerinde olursa 4-5 sene sonra bu yazıyı da elden geçiririm artık...


Animasyonlu Albüm Kapakları: Tracy Chapman



Bloğumda eğlenceli yeni bir kategori açmaya karar verdim. Bu bölümde sonradan hareketlendirilmiş plak kapaklarına yer veriyorum. ilk konuğumuz Tracy Chapman'ın büyük bir çıkış yaptığı kendi adını taşıyan albümü. Albümden "Fast Car" isimli şarkı ile Chapman tüm dünyanın ilgisini çekmişti. Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz. Hareketli görüntüler biraz geç yüklenebilir. Biraz bekleyin pişman olmayacaksınız...

Pikaplar Moda Dünyasına da Girdi!



Son dönemlerde pikaplar ciddi bir trend haline geldiler. Hemen her alanda pikaplara rastlamak mümkün. New York'lu modacı Tom Scott'un kıyafetlerinin sergilendiği bir mağazada bol bol pikap kullanılmış. Kıyafet gözüme pek hoş gözükmedi ama ortalıkta bir pikap olması güzel...

Franck W. Fromy - Quatre Axes Mutants LP



Bazen elinize bazı albümler geçer ve hayatınız söner ya, işte size tam böyle bir hikaye anlatacağım. Albüm, Franck W. Fromy veya tam ismiyle Frank-William Fromy'nin solo albümü Quatre Axes Mutants. İlginç bir şekilde Franck W. Fromy hakkında fazla bilgiye ulaşabilmek pek mümkün değil.

Araştırmaların gösterdiği ortak nokta Shub-Niggurath. Bu aslında Fransız bir topluluğun ismi. Fransızların meşhur Art Zoyd, Magma ve Univers Zero döneminin hemen arkasından kurulan topluluğun son derece garip bir müziği vardır. 1983 yılında kurulan topluluk 1990'ların ortalarına kadar aktif idi. Ancak topluluğun kurucusu Allan Baullaud vefat edince toplulukta dağıldı. Topluluk ilk albümleri olan "Les Morts Vont Vite" ile bir anda parlamışlar ve efsanevi statüsüne girmişlerdir.. Saydığım toplulukları dinleyip seven okuyucularım mutlaka bir göz atsınlar.



"Les Morts Vont Vite" albümünün yayınlanmasından kısa bir süre sonra gitarist Frank-William Fromy topluluğu terkediyor ve kendi solo albümünü yayınlıyor. 1988 yılında yayınlanan albüm "Shub-Niggurath" albümleri ile bazı benzerlikler taşıyor. Ancak... 1988 yılında Musea plak şirketinin alt kuruluşu "Musea Parallele" tarafından yayınlanan albümün atmosferi gerçekten çok acayip. Kasvet ve karanlık albümü tanımlamak için söylenebilecek en uygun sözler!

1 Ligeia - Ou Le Ver Conquérant 20:45
2 Beata Dolores 13:24
3 Le Chant Des Pierres 2:56
4 Parapets Impulsifs 7:52

Daha albümü dinlemeden şarkı listesine bakınca bir şeylerin ters gittiğini hemen alıyorsunuz. "Ligeia" aslında Edgar Allan Poe'nun meşhur öykülerinden birisi. Aslında erken dönemde yazdığı öykülerden bir tanesi. Öykü son halini alana kadar bir kaç kez değişmiş. Hikaye anlatıcısının güzel ve kuzgun (Poe söz konusu olunca takıntıdır malum) renginde saçları olan eşi ölüyor ve bir kez daha evlenen anlatıcının ikinci eşi de ölüyor. Ancak ikinci eş yeniden diriliyor. Yeniden dirilirken Ligeia olarak diriliyor. Neyse ilk eşin ölürken yazdığı bir şiir var. Bu şiir albümün ilk şarkısının temelini oluşturuyor. Bir şeylerin ters gittiği  "Shub-Niggurath"tan ve "Ligeia"dan belli dedim. "Shub-Niggurath" en sevdiğim yazarlardan bir tanesi olan Howard Philips Lovecraft'ın Cthulu mitos'unda sık sık bahsedilen eski kadim tanrıçalardan bir tanesi. Solo albüm  Edgar Allan Poe'dan bir şiir ile başlayınca bu konulara meraklı (Gotik Edebiyat) kişilerde bir pür dikkat kesilme durumu oluyor haliyle!



Poe'nun öyküleri Fransızcaya Charles Baudelaire tarafından çevrilmiştir. Ben kendi adıma anlamakta zorlandığımdan hemen İttaki Yayınları tarafından yayınlanan Edgar Allan Poe'nun "Bütün Hikayeleri" kitabına baş vurdum. Dost Körpe sağ olsun çok güzel bir çeviri yapmış. Kitabın ilk baskısında sayfa 179'da hikayenin tamamını, sayfa 184'te ise bahsettiğim şiiri bulabilirsiniz. Şarkıda vokaller "Lucie Ferrandon" tarafından yapılmış. Albümdeki isimlerin ayrıntılarına girdikçe işin içinden çıkmak zorlaşıyor. Mesela Ferrandon şu an önemli bir Fransız konservatuarında profesör. Durum böyle olunca haliyle albümdeki müzikal performans çok üst düzey. Bu arada Ligeia - Ou Le Ver Conquérant şarkısı plağın ilk yüzünü tamamen kaplıyor. Yani neredeyse 20 dakika sürüyor!

Beata Dolores isimli şarkı ise ayrı bir uzmanlık alanının devreye girmesini gerektiriyor. María de los Dolores López ismindeki bu kadın karanlık İspanyol engizisyon döneminde bizzat kardinal Torquemada tarafından sorgulanan bir cadı. F. Martinelli tarafından yazılan İspanyol Engizisyonu isimli kitaptan esinlenilerek yapılan şarkıda, Franck W. Fromy, Torquemeda'yı, Laurence Kopelovitch  ise Beata Dolores'i seslendirilmiş. Bu aslında bir nevi düet sayılabilir ama bildiğiniz düetleri unutun. Atmosfer cadıların çekici (1) gibi..

Albümün üçüncü parçası enstrümantal ve bas ile çalınmış. Yazının başlarında bahsettiğim "Shub-Niggurath"ın kurucusu Allan Baullaud tarafından çalınmış. Albümün son parçası "Parapets Impulsifs"in metni Gilbert Dauger tarafından yazılmış. Piyano eşliğinde Franck W. Fromy tarafından seslendirilmiş. Metin son derece karmaşık ve karanlık, tabii ki şarkı farklı değil....



Bu albüm günümüzde doom veya atmosferik gibi tanımlamalar yapılan albümlerin bir nevi üst düzey müzikaliteye sahip atası gibi.  Karanlık atmosferli albümleri seven, deneysel ve ilerici çalışmaları takip eden hatta karanlık akım klasik müziğe ilgi duyan okuyucularımın ilgisini çekebilecek bir albüm. Aslında bloğumu okuyan ve bu tarz müziği dinleyen çok az sayıdaki insanı ilgilendirebilir. Zaten bu yazıyı yazarken okunmasından çok kendim için yazdım. Albümü edinmek isteyenler bir umut Musea web sitesine gireceklerdir. Burada 4 Euro civarına albümü alabileceğinizi zannediyorsunuz ancak stoklarda yok. CD formatında yayınlandığına dair bir not bulamadım. Ancak bir şekilde edinmek mümkün gözüküyor.

(1) Bakınız: Malleus Maleficarum

Filmlerde Pikaplar ve Plaklar: Taş Devrinde Pikap



Bu kez Taş Devri (orijinal adı Flintstones) çizgi filminden bir pikap sahnesi buldum. Aslında görüntüler tam olarak çizgi filmden değil, çizgi film kahramanları kullanılarak hazırlanan bir reklam filminden. Çocukluğumun sevmediğim çizgi filmlerinden bir tanesidir Taş Devri. Eh Robotech veya Clementine gibi ilginç çizgi filmler varken gayet normal...

Rocket Şaraplık



Sizlerle paylaşacağım son Rocket tasarımı. Neredeyse bir ayı geçen bir süredir bu süper tasarımcılar topluluğunun ürünlerini paylaşıyorum. Bu sonuncusu gerçekten müthiş bir ürün. Akrilikten yapılmış bir şaraplık. Ancak yine tasarım dokunuşu belli ediyor kendini. Sanki bir amplinin arkası gibi yapmışlar tasarımı. Tek kelimeyle müthiş...

Öncesi Sonrası



Bir Japon mangasından iki jenerasyona ilginç bir bakış. Oyun konsollarından, elektronik cihazlara hatta oyuncaklara kadar herşey değişmiş. Ancak benim için en belirgin değişiklik müzik setlerinde. Plaklara güle güle denilmiş. Aynı şekilde kasetlere de! Ancak günümüzde her iki medya yeniden hortladı!

Bohuslan Big Band - Don’t Fence Me In - The Music Of Cole Porter CD



Caz dünyasında büyük orkestralar dönemi bambaşka bir alemdir. Ben seneler önce bu alemin içerisine girmiştim ve hala çıkmak mümkün olmadı. Muhtemelen -yaşarsam- 50 sene sonra yine aynı şeyleri yazarım. Bu şaşalı dönemin sonu çeşitli sebeplerle geldi ancak büyük orkestra geleneği caz dünyasında yaşamaya devam ediyor.

Bu yazımda sizlere kuzeyli bir büyük orkestradan bahsedeceğim; Bohuslan Big Band.

Bu topluluğun kalbinde Nils Landgren var. Müzik direktörü olarak görev aldığı toplulukta kendi albümlerinden farklı tarzlara da el atıyor. Bohuslan Big Band’ın repertuarı oldukça geniş. Albümlerinde farklı isimlerden besteler çaldıkları gibi bazı albümleri de tek bir müzisyenin bestelerini içeriyor. Liste bayağı uzun Duke Ellington, Frank Zappa, Avishai Cohen, James Brown, Lew Soloff, Kenny Wheeler, Gil Evans, Bob Mintzer, Steely Dan, George Gershwin ve daha fazlası. Bugün sizlere tanıtacağım albüm “Don’t Fence Me In” ismiyle yayınlanmış. Ancak Zappa albümünü de en kısa zamanda edineceğim. Neyse... Sizlere bugün bahsedeceğim albüm Cole Porter'ın eserlerinden oluşuyor.

Cole Albert Porter'dan bahsetmeden geçmeyelim. 1891 doğumlu müzisyen en bilinen Amerikalı bestecilerden bir tanesi. Klasik müzik eğitimi alan Porter, ilk başarısına 1920'lerde yani 30'lu yaşlarında ulaşır. Ancak 1930'larda Cole fırtınası başlar ve Broadway müzikallerinin aranan bestecisi olur. Porter'ın en önemli özelliği hem beste yapabilmesi hemde söz yazabilmesidir. 1930'larda geçirdiği bir kaza sonucu vücudunun sol kısmı felç olmuştur. 40'larda bu kazanın etkisiyle çok başarılı olamamış ancak 1947'de “Kiss Me, Kate” müzikali ile sanatının en üst noktasına ulaşmıştır. Müzik tarihi boyunca onun eserlerini yorumlayan çok önemli müzisyenler vardır. Bakalım İsveçli müzisyenler neler yapmış...

Bohuslan Big Band kendi biyografilerine göre 1800'lerin başına kadar uzanan bir tarihe sahip. Bohus tümeninin orkestrası İsveç'in en eski askeri bandolarından bir tanesi. 1950'lerde İsveç'in önde gelen 2 büyük orkestrasından birisi olarak öne çıkıyor diyelim ve kısa bir ara verelim.

Bohus aslında bir kale. Günümüzde yanılmıyorsam Norveç ile İsveç sınırına yakın bir yerlerde yer alıyor. Kuzey ülkelerini aslında kısaca İskandinavya olarak tanımlasak da, bu ülkeler tarih boyunca birbirleri ile didişmişler. En sonunda birbirlerine diş geçiremeyince savaşmaktan vazgeçip barışta karar kılmışlardır. Bu ülkelere gittiğinizde İsveçlilerin ve Norveçlilerin hala birbirlerini pek sevmediklerini görürsünüz. 16 yüzyılda 7 yıl süren savaşlarının yanında hiç durmadan birbirlerine yaptıkları sınır tacizlerinde Bohus kalesi İsveçliler için önemli bir dayanak noktası olmuş. Sonunda 17 yüzyılda Norveçliler kaleyi düşürmeyi başarmışlar. Aslında bu kale öyle büyük bir kale değil. Ancak o dönemlerde İskandinavya'daki savaşlara katılan ordularında çok büyük olmadığını düşünmek lazım. Bu dönemlerde Avrupa'nın merkezinde yapılan ve bazen yüzbinlere yaklaşan insanın katıldığı meydan savaşlarını düşünürseniz ortada mantıklı bir oran/orantı var...



Albüme gelirsek, ilk önce şarkı listesi;

1. From This Moment On - 05:20 (Porter, Cole)
2. Too Darn Hot - 06:14 (Porter, Cole)
3. What Is This Thing Called Love - 03:58 (Porter, Cole)
4. I Love Paris - 08:14 (Porter, Cole)
5. Begin The Beguine - 09:53 (Porter, Cole)
6. Love For Sale - 09:11 (Porter, Cole)
7. Prelude To Miss Otis Regrets - 01:37 (Porter, Cole)
8. Miss Otis Regrets - 06:32 (Porter, Cole)
9. Don’t Fence Me In - 05:27 (Porter, Cole)
10. I’ve Got You Under My Skin - 06:35 (Porter, Cole)
11. I Get A Kick Out Of You - 06:25 (Porter, Cole)
12. Every Time We Say Goodbye - 06:36 (Porter, Cole)

Albümde çalan müzisyenlere bir bakış atmak gerekirse; tromptler ve flügelhorn'larda; Lennart Grahn, Samuel Olsson, Staffan Svensson ve Jan Eliasson. Trombonlar; Magnus Svedberg, Christer Olofsson, Karin Hammar ve Niclas Rydh. Saksafonlar ve türevleri; Johan Borgström, Joakim Rolandson, Ove Ingemarsson, Mikael Karlsson ve Alberto Pinton. Piyano Tommy Kotter. Bas Yasuhito Mori. Perküsyon Ebba Westerberg ve davullar Göran Kroon. Tüm düzenlemeleri Colin Towns yapmış. Albümdeki vokaller ise Nils Landgren'den...

Albüm ilginç bir seçkiye sahip. Bazı çok bilindik şarkıların yanında pek bilinmeyen şarkılara da yer verilmiş. Büyük orkestra düzenlemelerini yapan Colin Towns bazı ilginç işlere imza atmış. Albüm genel olarak daha düşük tempolu şarkılardan oluşturulmuş. Ancak swing'i bol şarkılar aralara serpiştirilerek albümün genelinde bir denge oluşturulmuş. Ayrıntılara göz attığınızda sololara baktığınızda çok abartıya kaçılmadan mainstream müzik dinleyicisinin daha fazla hoşuna gidecek bir tarz elde edilmiş. Bu şarkıların bir çoğunu müzik tarihinin önemli orkestra ve müzisyenlerinden dinlediğimiz için vokallerde abartıya kaçılmadan müzik daha fazla ön plana çıkartılmış. Kayıt ise çok başarılı. Abartıdan uzak baştan sona keyifle dinlenebilecek iyi bir hafta arası iş sonrası yorgunluk atma albümü...

Plak Yerinde Olmak İsteyen Hala Yok Mu?

Rollin Rollin



Geçen hafta yeni tur bir tube rolling coşkusuna başlayacağımdan bahsetmiştim. Paketler yavaş yavaş elime ulaşıyor ve denemelere başladım. Vakum tüplü (veya yaygın haliyle lambalı) amplilerin en büyük güzelliği de budur... Yukarıda soldan sağa görünen tüpler, Hewlett Packard etiketli (Amperex turuncu logo) computer grade'ler, Reigon Label, Tungsram, Brimar ve Philips Military Grade smoked glass EF184'ler. Belki bu hafta bunların arasına bir sette Siemens katılır. Ama Philips ve Amperex'ler varken buna pek gerek yok sanki...

Gramofon Müzesi



Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag'tan bir müze. Müzenin konu çok ilginç eski gramofonlar sergileniyor. Prag'a gittiğimde bu müzeyi ziyaret etmek hiç aklıma gelmemişti doğrusu. Genelde eski kentteki okült gelenek ile alakalı araştırmalar yapmış ve Absinthe'in dibini vurmuştum. Müze ziyareti bir sonraki sefere kaldı. Bu arada müzede yeni üretilen gramofonlarda satılıyormuş...

Absürd Plak Kapakları: Manowar Anthology



Manowar çok severdim eskiden. Normalde albüm kapakları çizimlerle oluşturulur ama bir nevi best of kategorisinde olan Manowar Anthology albümünün kapağı tam anlamıyla facia. Metal'in kralları için pek hoş bir durum değil :)

Güzel Bir CD Rafı



Aslında yukarıdaki CD saklama çözümüne çok benzer bir diğer ürünü sizlerle daha önce paylaşmıştım. Jackrack tarafından tasarlanan ürüne göre daha keyifli çizgiler kullanılan ürünün ne üreticisini ne de fiyatını bulamadım. Ama çok hoşuma gitti...

Mobile Fidelty Geodisc



Mobie Fidelty firmasını sanırım herkes yaptıkları plak baskıları ile tanıyordur. Ancak firmanın bazı ilginç aksesuarları da var. Bunlardan en tanınmışlarından bir tanesi Geodisc. Çok basitçe pikap ayarlarınızı yapmanız için gerekli protractor ihtiyacınıza yönelik bir ürün diyebiliriz. Geodisc'i ne zamandır merak ediyordum ve sonunda deneme fırsatım oldu. Düşüncelerimi Stereo Mecmuası'nın bir sonraki hi-fi sayısına yazmayı planlıyorum. Şimdilik bir kaç fotoğraf paylaşayım dedim...



Youn Sun Nah - Same Girl CD



Youn Sun Nah, Koreli bir müzisyen. ACT plak firması ile kontrat imzalayan ilk şarkıcı olan Youn Sun Nah ilginç vokal tekniği ile dikkat çekiyor. Zorlanmadan çok dik tonlardan şarkı söyleyebilen Koreli müzisyen dinleyicilere çok farklı bir caz albümü sunuyor. Son derece duygusal ve sakin yapılı olan albümün ismi “Same Girl” 2010 yılında yayınlanan albüm daha yeni elime geçti. Anlayacağınız 1 sene gecikmeli bir albüm eleştirisi bu!

Youn Sun Nah müzisyen bir aileden geliyor. Babası orkestra şefi annesi ise müzikal aktrisitiymiş. Müzik kariyeri erken yaşlarda başlayan şarkıcı oldukça dikkat çekici bir eğitim almış ve 23 yaşında ilk önemli performansına imza atmış. Kore Senfoni Orkestrası ile gerçekleştirdiği performans ülke çapında dikkat çekmiş. Bu performans ona kariyerinde yepyeni kapıla açmış. Belki de ACT ile yaptığı kontratta bu performansın bir etkisi vardır...

Kore'de müzik eğitimini tamamladıktan sonra 1995 yılında Fransa Paris'e giden Youn Sun Nah, burada caz ve chanson eğitimi almaya başlamış. Türünün en eski ve en prestijli müzik okullarından bir tanesi olan National Music Institute of Beauvais'ye (Beauvais Milli Müzik Enstitüsü) kabul edilmesiyle müzikal hayatında önemli değişiklikler olmuş. Bu süreç devam edereken ayrıca “Nadia ve Lili Boulanger Konservatuvarında eğitim alma şansı bulmuş. Kabiliyeti kısa zamanda kabul edilen Youn Sun Nah, kendisine Fransız caz dünyasında yer edinme şansı bulmuş ve çok sayıda caz kulübünde konser vermiş. Tüm bunlar olurken ülkesi ile bağlarını koparmamış ve ülkesinde de bazı önemli müzisyenlerle konserler vermiş.

Tüm bunlar olurken 2009 yılı albümü olan ‘Voyage’ ile Fransa caz listelerinde başarılı olmuş. Bu albüm ile Fransa ve Kore'de bir çok ödül almış. Çeşitli festivallere katılmış ancak en dikkat çekici konser dizisini Ulf Wakenius ile birlikte verme şansı bulmuş. Böylesine tanındık bir isimle yaptığı bu turne ile dünya çapında tanınma fırsatı bulmuş. Tüm bu başarılı dönemin ardından bu yazımda sizlere bahsedeceğim “Same Girl” albümü ortaya çıkmış. Albümün şarkı listesi oldukça iddialı. Şağıdaki listeye bakınca sizde bu tespitime hak vereceksiniz;

1. My Favorite Things - 04:00 (Rodgers, Richard / Hammerstein II, Oscar)
2. My Name Is Carnival - 04:02 (Franck, Jackson C. / Franck, Jackson C.)
3. Breakfast In Baghdad - 05:56 (Wakenius, Ulf)
4. Uncertain Weather - 03:22 (Nah, Youn Sun / Nah, Youn Sun)
5. Song Of No Regret - 03:45 (Hall, Lani / Mendes, Sergio / Hall, Lani / Mendes, Sergio)
6. Kangwondo Arirang - 04:06 (traditional / traditional)
7. Enter Sandman - 04:52 (Hammet, Kirk / Hetfield, James / Ulrich, Lars / Hammet, Kirk / Hetfield, James / Ulrich, Lars)
8. Same Girl - 04:14 (Newman, Randy / Newman, Randy)
9. Moondog - 04:10 (Cox, Terry / Cox, Terry)
10. Pancake - 03:36 (Nah, Youn Sun / Nah, Youn Sun)
11. La Chanson d'Hélène - 05:07 (Sarde, Phillipe / Dabadie, Jean-Loup)

Albümde benim için en dikkat çekici şarkı parça “Enter Sandman” Bu şarkı aslında Metallica'nın hiç sevmediğim siyah kapaklı albümünde yer alıyor. Youn Sun Nah şarkıyı orijinalinden çok farklı yorumlamış ve pek güzel olmuş. Albümde Ulf Wakenius bestesi "Breakfast in Baghdad” şarkısı da çok dikkat çekici. Youn Sun Nah çok farklı vokal tekniği ile şarkıyı bambaşka bir yere götürüyor. Nah burada son derece duygulu neredeyse fısıldama tadında bir teknik ile performansını sergiliyor. Albümün açılış parçası olan My Favorite Things ise ayrı bir konu. Şarkının daha açılışta müthiş bir düzenlemeye sahip olduğunu hemen anlıyorsunuz. İcra gerçekten çok başarılı. Bu durum Youn Sun Nah'a eşlik eden müzisyenleri gözden geçirince gayet doğal!



Albümde gitarları Ulf Wakenius çalmış. Bu önemli isimle daha tanışmadıysanız Ulf Wakenius Signature Edition albümüne mutlaka göz atın. Zaten bu albüme göz attıktan sonra bir çok albümünü edinmek isteyeceğinize eminim. Basların yanında çello'yu yine ACT firmasının bir çok kaydından tanıdığımız Lars Danielsson çalmış. Perküsyonlarda ise Xavier Desandre-Navarre var. Albümün sürpriz şarkılarından bir tanesi olan La Chanson d'Hélène'de anlatıcı olarak Roland Brival'ı dinleyebileceksiniz. Yazının başlarında Kreli müzisyenin Fransa'ya geldiğinden ve caz ve chason eğitimi aldığından bahsetmiştim. İşte chanson eğitiminin doğal bir sonucu olarak “ La Chanson d'Hélène”de çok farklı bir tat var.

“Kangwondo Arirang“ ise Kore'den geleneksel bir şarkı. Youn Sun Nah'ın ülkesine özlem duyduğundan mıdır bilememekle beraber bu şarkıda dili anlamamanıza rağmen bir duygu fırtınasına yakalanıyorsunuz. Alah'tan hemen arkasında gelen şarkılarla melankoliyi geride bırakıyoruz. Albümdeki en eğlenceli şarkı ise Youn Sun Nah'ın bestesi olan "Pancake"

Albümün kaydı ACT kalitesinde. Az enstrüman, çok çok iyi vokaller ile ailecek dinlenebilecek bir albüm. Özellikle eşleri ile birlikte müzik dinlemek konusunda sıkıntılar yaşayan dostlarıma bu tarz albümleri özellikle tavsiye ediyorum. Bu tarz albümler sayesinde eşlerinizin müzik sistemlerinize neden yatırım yaptığınızı anlamaları bir miktar kolaylaşabilir.

Çok farklı vokal tarzlarını içeren, iyi müzisyenlerin destek verdiği, farklı türler arasında sizleri sıkmadan yolculuğa çıkartabilecek bir albüm. Kayıt çok başarılı. Listenize not etmenizi öneririm...

Yine Yenilendik...



Son günlerde yaşadığımız sıkıntılardan sonra Stereo Mecmuası web sitesini eski haline döndürmeyi başardık. Umarım yeni server'larımızın hızından memnun kalırsınız. Şu an yaptığımız testlerde durum gayet iyi gözüküyor. Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak!