La Musica USB Pikap



Tamam pikaplar yeniden "in" oldular olmasına da, kimse bu mekanik cihazların servis desteği istediğini bilmiyor herhalde. Bugünlerde hemen her türden, her fiyat etiketine sahip pikapları pazarımızda bulabilmek mümkün. Bu çok iyi bir şey. Ancak bir gün pikap dinlerken yanlış bir hareket yaptığınızda veya pikabınızın iğnesi zamanın etkisine yenik düştüğünde ne yapacaksınız? Veya devir sorunu yaşadığınızda nasıl bir teknik servis desteği alacaksınız. Yıllardan beri pikap kullanımı hakkında yazılar yazıyorum. Her zaman en dikkat edilmesi gereken şey plakların değerli olduğu ve onlara zarar vermemek için olması gerektiği şekilde kullanılması gerektiğidir. Zaten Plak Koleksiyonculuğu yazı dizimde bu konuları uzun uzadıya işliyorum. Bir göz atmanızı tavsiye ederim...

Şimdi neden bunları yazdım. Geçenlerde aldığım bir mesaj ile haberim oldu, Migros, La Musica USB Pikap adından bir pikabı satışa sunmuş. Bir okuyucum nasıldır diye mesaj atmış. Bende o sayede öğrendim. Ürün aynı zamanda Migros'un sanal mağazası Kangurum'da da satışa sunulmuş. Özelliklerini yazmamışlar. Fiyat bilgisi var sadece 169TL. Tamam fiyat çok güzel, hiç lafım yok ama sonrası...

Çeşitli forumlarda bu pikabı satın alan kullanıcıların mesajları var. Ürünün 33, 45 ve 78 devirleri desteklediğini, Çin malı olduğunu anlamak mümkün. Kullanılan iğne nedir soru işareti, kırıldığında nereden alınacak soru işareti. En önemlisi plaklarınıza verebileceğiniz zararlar. Ucuz pikap sahibi olmak adına plaklarınızı haşat etmeyin. Tamam pikap sahibi olmak çok ucuz ve kolay bir şey değil ama ya plaklar?

Belki bir kaç tane plağınız var ve onları dinlemek istiyorsunuz. 400-500TL neden vereceğim diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama bu öylesine bir olaydır ki, bir kez o büyülü dünyaya girdiğinizde bir daha bırakamazsınız. Plaklarınızı haşat etmek yerine biraz bekleyin, biraz sabredin ve biraz para biriktirin lütfen düzgün bir pikap edinin.

Bu arada Migros 57. doğumgünü vesilesi ile son derece retro leaflet'ler hazırlamış. La Musica USB Pikabı ararken gördüm. Pikabın resmini bulamayınca hoşuma giden bir sayfayı ekleyeyim dedim. Bakın yukarıda görebilirsiniz...

Audiorama 9000



Arada sırada eski Grundig ürünlerine özellikle de Audiorama serisine Retro ve Vintage hifi bölümümüzde yer veriyoruz biliyorsunuz. Grundig seneler önce batmıştı ve Arçelik/Beko grubu tarafından satın alınmıştı. Ancak şirket eski ürünlerinin yeni versiyonlarını üretmeye devam ediyormuş. Geçenlerde bir arkadaşım bu nasıldır diye mesaj atınca bende yeni farkettim. Audiorama 9000, yaklaşık 900TL'lik bir fiyat etiketine sahip. İstenirse Beko'nun sanal mağazasından satın alınabiliyor. Siyah ve beyaz rengi mevcut ve en önemlisi tıpkı eskisi gibi isterseniz tavana asılabiliyor. Audiorama 9000, 2008 yılında bayağı ödül almış...

Web sitesinde ise şunları yazmışlar; "70'li yıllarda doğan ve bugün daha da etkileyici, Performans serisinin küresel hoparlörleri geri döndü. Üzerinde bulunan iki bas/orta-seviye şasesi ve hyperbolically-saptırılmış tiz sistemi ile daha dolgun bir ses sağlıyor. 360 ° projeksiyon benzersiz bir surround ses üretir. İster ayak sehpa ile isterse tavana asma olarak % 100 kült olarak konumlanabilir."

Valla aferin Arçelik/Beko grubuna...

Ferguson Hill Güzeli

Haydi X Wing'lere Binelim!



Son yıllarda bilgisayar veya konsol oyunları öylesine bir hal aldı ki, başına oturduğunuzda saatler geçiyor. Benim arada sırada sardığım oyunlar oluyor ancak iş arasında stres atacak bir şeylere de her zaman ihtiyaç var. Böyle zamanlarda imdada Bruno R.Marcos tarafından tasarlanmış Battle Of Endor oyunu geliyor. Star Wars filmlerinden hatırlayacağınız meşhur Endor savaşını konu alan oyunda tie-fighter'lardan, X-Wing'lere ve hatta imparatorluk kruvazörlerine kadar hemen her türlü alet edevatı görmek mümkün. Oyun taş çatlasa 15-20 dakika sürüyor. Hiçbir şey düşünmeden tüm stresinizi atıp işinize kaldığınız yerden devam edebilmeniz mümkün. Grafikler o kadar ilkel ki, en basit bilgisayarda bile oynayabilirsiniz. Aman bu ne ya derseniz TMaster_Syrus nick'li bir dostumuzun geliştirdiği ek grafik paketi ile grafikleri büyük ölçüde düzeltebilirsiniz.



Oyun ve grafik paketi tamamen ücretsiz. Deneyin belki seversiniz. En azından Star Wars evreni kuşlarla böceklerle uğraşmaktan iyidir bence..

Bumerang Ödüllerinde Bana Oy Verin!



Nasıl komik başlık değil mi? Bloğumu, Hurriyet web sitesinin Bumerang Ödüllerine dahil ettik. Bu sene "En Tarz Blog" -tamam gülmeyin en uygun bunu bulduk- kategorisinde yarışıyoruz. Eğer oy vermek isterseniz cep telefonu numaranızı girerek, size gönderilecek doğrulama kodunu ekrana giriniz. Tabii bunları alttaki linkten yapıyorsunuz. Cep telefonunuz gizli tutulacak olup, toplu mesaj gönderimi için kullanılmayacaktır. Doğrulama kodu talebi tamamen ücretsizdir diye ekleyeyim...

Oylarınızı bekliyorum...

Absürd Plak Kapakları: Herb Alperts Tijuana Brass



Yukarıdaki kapak için ne yazıp çizsem boş...

Kore Seul Goldmund mağazası



Hifi mağazaları özellikle Uzakdoğu'da inanılmaz hale geliyor. Bunun en önemli sebebi bu coğrafyadaki ülkelerin gün geçtikçe daha da zenginleşmesi. Goldmund'un Kore temsilcisi yeni mağazasının fotoğraflarını yayınlamış. Gerçekten müthiş. Bunun en önemli sebebi son dönemlerde bu mağazaların tasarımlarının önemli isimlere yaptırılması. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta bir alışveriş merkezinin içerisinde bulunan mağazanın pencereden görünüşü var. Dinleme odalarını ayrı bir şenlik zaten!





Wurlitzer Reklamları: Büyü



İnsanın ruh halini değiştiren büyü. Kuvvetle muhtemel bir Wurlitzer'im olsa benim de ruh halim değişirdi...

Betty Boop Seviyoruz



Stereo Mecmuası yeni logoları üretimi devam ediyor. Bu kez Max Fleischer'in meşhur Betty Boop'unu kullanıyoruz. Nedense tüm Stereo Mecmuası ekibi Betty Boop seviyor. Eh bu tatlı bayanı sevmeyen var mı?

Satacağım, Satıyorum, Sat...



Bize en yakın coğrafya olan Avrupa'da işler iyi gitmeyince hi-fi pazarı da son derece karmaşık hale geldi. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken çok ilginç bir şey anlattı. Marka model ismi vermeden kısaca anlatayım...

Oldukça üst model bir hoparlör kullanan arkadaşım, evini küçülttüğünden dolayı hoparlörünü satmaya karar veriyor. Sıfırı neredeyse 100.000 Dolar olan hoparlörü oldukça iyi bir fiyata aldığından, 30-40.000 aralığında oldukça dikkat çekici bir fiyata satışa çıkartıyor. Audiogon sitesinde hoparlörü listeliyor. Aradan bir hafta geçmeden telefon çalıyor. Tam hoparlörümü satacak mıyım diye içini bir heyecan kaplamışken telefondaki kişi kendisini tanıtıyor. Arayan satmakta olduğu hoparlörün üreticisi. Telefondaki kişi neden hoparlörünü satmak istediğini, niye memnun olmadığını soruyor...

Tam bu noktada lafa girdim. Dışarıdan bakınca bunun müşteri ilişkileri adına harika bir girişim olduğunu söyledim...

Arkadaşım sağlam bir küfür savurdu ve bu hoparlörü alana kadar aynı markanın 3 ürününü daha kullanıp sattığını söyledi. Yine üst modellerdi ancak kimse aramadı dedi..

Bende sesimi çıkartmadan dinlemeye devam edeyim dedim. Havalarda uçuşan laflardan nasibimi almayayım bende :)

Sonrasında işin aslı anlaşılmış. Üretici son zamanlarda üst sınıf ürünlerde pazarın daraldığından bahsetmiş. İnsanların geçmişten daha fazla ve dikkatli şekilde yorumları ve incelemeleri okuduğunu, ikinci el sitelerini ziyaret ettiğini anlatmış. Bu denli üst sınıf ürünlerin satışa çıktığında potansiyel müşterin algılarını değiştirdiğini ve bunun üreticilere çok olumsuz yansıdığını söylemiş. Eğer arkadaşım istiyorsa üretici kendi ürünlerinden herhangi birisini ona gönderip, onun hoparlörünü alabileceklerini ve üzerine bir miktar para ödeyebileceklerini eklemiş.

Arkadaşım teklifi geri çevirmiş.

Buna benzer bir diğer olayı geçenlerde bir başka arkadaşımdan dinledim. O da elektroniklerini satarken -ki sanırım sıfır fiyatları 200K Dolar civarındaydı- üreticiden benzer bir telefon aldığından bahsetmişti.

İlginç değil mi?

not: Fotoğrafı süs olsun diyerek Audiogon web sitesinden aldım. 

Phonofone



iPod ve iPhone'lar için bir sürü ilginç ürün tasarlanıyor. Daha önce burada iPhone için üretilen özel bir horn hoparlörden bahsetmiştim. Bu kez ürünün abisini buldum. Phonofone adı verilen ürün beyaz seramikten üretilmiş ve yine elektriksel bir müdahale olmadan müziği horn'u sayesinde dinlenebilir hale getiriyor. Fiyat biraz pahalı; 450 Dolar civarında.

Blog Action Day 2011 #bad11 Açlık !

I am proud to take part in Blog Action Day Oct 16, 2011 www.blogactionday.org

Biliyorsunuz geçtiğimiz iki senedir  Blog Action Day’e katılıyorum. Artık geleneksel olduğu haliyle  bu sene de tüm dünyadan binlerce bloğun katıldığı organizasyona katıldım.  Her sene düzenlenen bu etkinlikle alakalı blogactionday.org adresinden daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Bu senenin konusu: Gıda ve özellikle de açlık.

Açlığın vurduğu en masumlar yine çocuklar. Son birkaç ay içerisinde açlıktan ölen çocukların sayısı binlerce. Afrika'nın doğu sahillerinde bölgelerde genç yaşlı herkes ölümle burun buruna yaşıyor. Birleşmiş Milletler'in istatistiklerine göre milyonlarca insan yeterli şekilde beslenemiyor. Yeterli yardım ulaşmaması halinde hepsi ölümle burun buruna gelecek

Afrika'nın bu bölgeleri siyasal açıdan karman çorman. Siyaset ve dinin el attığı bu bölge kan ağlıyorlar. Siyasetten nefret ederim ama din normalde barışı ve sevgiyi ön plana çıkartan bir olgudur. Ancak dinleri alet ederek çıkartılan savaşlar yüzünden masumlar ölüyor. Dinler her zaman masumları koruyun derken bu coğrafya da tam tersi oluyor. Ahirette bunların hesabını nasıl verecekler bilemiyorum.

Bu bölgeye yardım etmenin en iyi yolu Türk Kızılayı. Kızılay Somali için yardım kampanyaları düzenliyor. Hemen hemen tüm bankalarda Kızılay hesapları var ve bu hesaplara para yatırabilirsiniz. Yukarıda Kızılay'ın banner'ını göreceksiniz. Web sitesinden daha ayrıntılı bilgi alabilmek mümkün!

Tabii tüm bu Afrika ile uğraşırken kendi ülkemizdeki yardıma muhtaç insanları unutmayalım...

Muppet Show: Buddy Rich vs Animal



Muppet Show'da asrın davul kapışması. Meşhur caz davulcusu Buddy Rich, Animal'a karşı. Sinirlenen Animal'ın Rich'in kafasına trampeti attığı sahne efsanevidir.

Haftanın Piyangosu: Zappa Hot Rats



O kadar uzun zamandır peşindeyim ki, edindiğimde piyango çıkmış gibi oldum... Frank Zappa'nın efsanevi Hot Rats albümünün Classic Records tarafından basılmış 200Gr limitli baskısını denk getirdim. Hemde sealed yani ambalajı hiç açılmamış halde. İşin kötü tarafı ambalajını açasım yok. Tam anlamıyla fetiş bir plak... Plak toplayanlar beni anlayacaktır.

Zappa fanatizminin sebebini anlamak için Stereo Mecmuası Müzik bölümünde yayınladığımız Zappa Biyografisini okumanızı şiddet ile tavsiye ederim... Rock müziğe meraklı olup Zappa kim diyenler var ise kendilerini en yakın camdan aşağıya atmalarını öneriyorum...

Atelier Du Triode 2A3



Deli İtalyan tasarımcı/üretici Atelier Du Triode'un push pull 2A3 tasarımı. Dış bölümde sağ ve solda monoblok güç amplileri ortada ise line pre-amplifikatörü var... Harika...

E-Swissper'dayız





E-Swissper nedir derseniz Swiss Otel'in 3 ayda bir yayınlanan dergisi Swissper'ın elektronik versiyonu. Swissper dergisinin basılı hali, dünyaca ünlü zincire bağlı tüm otellerin odalarında misafirlere sunuluyor. Bu derginin 28. sayısında (Eylül, Ekim ve Kasım) "Müziğin Mücevherleri Geri Döndü" başlıklı yazıda bol bol Stereo Mecmuası'ndan bahsedildi. Tabii işin içerisinde ucundan köşesinden benim parmağım da yok değil...  Bu tarz tanıtım yazıları sayesinde adım adım farklı alanlarda kapıların açılacağına inancım sonsuz.

Animasyonlu Albüm Kapakları: Alice in Chains - Jar of Flies



Alice in Chains'in meşhur Jar of Flies albümünün animasyonu. Albüm daha doğrusu EP'nin müzik tarihi açısından önemli bir yeri var. 1994 yılında yayınlanan EP, Billboard 200 listesinenin zirvesine giriş yapan ilk mini albüm. Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz…

Odyofil Ziyaretler: Accuphase Cenneti



Sizlere geçen haftalarda yaşadığım Micro Seiki Coşkusundan bahsetmiştim. Sevgili Aytaç Ünal'a yaptığım ziyaretin benim için en ilginç olan kısmı Micro Seiki MA-505 kol ve Luxman PD 444 idi. Şimdi sıra ikinci en ilginç bölüme geldi; Accuphase'ler..

Accuphase veya tam adıyla Accuphase Laboratories veya bir dönem bilinen adıyla Kensonic Laboratories, 1972 yılında Kenwood firmasından ayrılan mühendis Jiro Kasuga tarafından kurulmuş. 1970'lerin ortalarından itibaren isimlerini duyurdukları daha doğrusu ünlendikleri ürünleri pazara sunmaya başlamışlar. Firmanın ismi Accu İngilizce "accurate" yani "keskin"in kısaltması ve phase yani İngilizce "faz" kelimelerinden oluşuyor.  Accuphase tüm dünyada güçlü amplileri ve pre-amplileri ile tanınıyor. Firmanın kendisine özgü bir tasarım anlayışı var. Şampanya rengi ön korumaları ve ışıl ışıl yanan vu-metre'leri onları nerede görürseniz görün tanımanızı sağlıyor.

Accuphase, ülkemizde çok yaygın bir marka değil. Ancak kullanıcı kitlesi son derece fanatik. Eh bir noktada haklılar. Evet oldukça pahalılar, güçlüler ve gösterişli tasarımları var. Ancak sesleri bakalım nasıl?

Ben çok fazla Accuphase ile denk gelmedim. Evet çeşitli mağazalarda gördüm, kurcaladım ve dinledim. Ancak bir kaç kadeh içki eşliğinde ev konforunda dinletiler her zaman farklıdır...



Sistemin analog kısmından bahsetmiştim sizlere; Micro Seiki MA-505 kol ve Luxman PD 444. Yazıyı eminim ki okumuşsunuzdur.  Sistemin geri kalanında elektronikler tamamen Accuphase markasından seçilmişti.   Accuphase PX-600 devasa boyutlarda bir güç amplifikatörü. 6 Kanallı bu devasa cihaz, zor sürülmesi ile tanınan KEF - 107.2 Ref +Qube hoparlörü sürmekle görevli. Devasa vu-metreleri karanlıkta ışıl ışıl parlayan bu gösterişli cihaz devasa boyutlu hoparlörleri şaka gibi sürüyor...



Accuphase  CX-260 ise sistemin kalbinde tüm bağlantılardan sorumlu. Hem ev sineması hemde stereo sistemlerde kullanılabilir bir pre-amplifikatör olan CX-260 yine Accuphase'in DG-28'i ile tamamlanmış. DG-28'e bayıldım. Bu aslında özel bir ekolayzır ünitesi ancak 64 frekans aralığında 1/6-oktav'lık değişimler yapabilmek mümkün. Arada sırada bana sistemlerimizde nasıl ekolayzır üniteleri kullanabiliriz diye soranlar olur. Soundcraft'ların yanında Accuphase DG-28'i de listeye alabilirim. İster kullanılsın ister kullanılmasın manzara mükemmel. Aşağıdaki fotoğrafı çekmeyi pek beceremesem de, bir şeyler belli oluyor. Oldum olası ekranda her parametrenin oynanabildiği cihazlara bayılırım. Bir nevi fetiş!



Sistemin CD çaları durun siz tahmin etmeden ben söyleyeyim, tabii ki Accuphase'ten seçilmiş. Modeli Accuphase  DP-55.  Tank gibi sağlam gözüken bu CD çalar bir dönem tam anlamı ile ortalığı kasıp kavurmuş. Tıpkı Wadia'lar, Esoterci'ler gibi kaya gibi sağlam gözüküyor ve mekanizmasından iç bileşenlere kadar gösterilen özen üst sınıf...



KEF - 107.2 Ref , 1980'lerin sonlarına doğru üretilen bir hoparlör. Yukarıdaki fotoğraflar buzdağının görünen yüzü daha alt kısmı da var. Bu devasa hoparlörler bugün bile çok fanatik bir kullanıcı kitlesine sahip. Bu hoparlörün bir de Qube adı verilen bir dış x-over(vari) ek ünitesi var. Aşağıdaki fotoğrafta DG-28'in üzerinde bu üniteyi görebilirsiniz.. Oldukça güç isteyen bu hoparlörleri ilk kez dinleme şansım olacaktı...



Sistemi ilk gördüğümde sesin biraz sert olacağına dair bir düşüncem vardı. Ancak ısınmayla beraber pek beklediğim tarz bir ses ile karşılaşmadığımı söylemem lazım. Gayet güçlü ancak insanı müzik dinlemekten soğutan tarzın oldukça uzağında bir ses ile karşılaştım. Dark Side Of The Moon'da sistemin gücü kendisini hissettirirken, caz geçtiğinizde o güç yerini bambaşka bir tada bırakıyor. Sistem çok uzun seneler süren bir arayış sonucunda kurulmuş. Bunu anlamak mümkün. Böylesine bir metrajda, böylesine güçlü cihazlarla bu sesi elde etmek pek kolay değil....

CD çaları pek az kullandık. Zaten Micro Seiki MA-505 kol,  Luxman PD 444 pikap kombinasyonu ortalığı tam anlamı ile dağıttı. İğne olarak Goldenote'un basit Babele'si ve pikap katı olarak Fil Elektronik'in yerel üretim Audiophile Phonobox'u gibi son derece ekonomik yani uygun fiyatlı bileşenlerle tamamlanmış bir analog kombinasyonun böylesine bir sonuç vermesi olacak şey değil. Evet ilerleyen günlerde Babele yerine çok iyi bir iğne gelecek ancak Audiophile Phono Stage sistemde kalıcı gibi duruyor. İlerleyen dönemlerde Accuphase'in çoook pahalı referans pikap katını almadıkça bu pikap katı sistemimde kalacak diyor Sevgili Ünal...



Keith Jarreth'lar, Pink Floyd'lar, Louis Sclavis'ler derken koskoca bir gecenin sonu geliyordu. Gözüm sistemin hemen yanında duran Revox A-700 makara bant okuyucusunda kaldı. Bir defa ki sefere dinlemeden bırakmayacağım. Son dönemlerde gördüğüm en temiz Revox makara teypti ve işin en cazip tarafı  Sevgili Aytaç Ünal'ın süper bir makara teyp arşivi var. Accuphase'ler, Micro Seiki'ler, Luxman'lar derken yaşlı İsviçre'liye sıra gelmedi...

Bir sonraki ziyarete kadar teşekkürler Aytaç Abi...

Absürd Plak Kapakları: Chantal Goya



Çocuklara yönelik plakların kapakları genelde komik oluyor. Koca koca insanlar ne hale düşmüşler diyorum genelde. Albüm Chantal Goya'nın uzun isimli bir albümü; La Poupee, Riri-Fifi-Loulou - Elliott Le Dragon. RCA Fransa'dan yayınlanmış. Kodu RCA PL 37210 Eğlenceli :)

Ancak Goya aslında Fransızların Yé-yé dedikleri aslında pop olarak nitelendirilebilecek müzikle ilgilenmiş. 1960'larda çeşitli filmlerde rol almış. Filmler pek öyle sıradan filmler değil. Jean-Luc Godard filmi "Masculin, féminin" ve Jean-Daniel Pollet filmi "L'amour c'est gai, l'amour c'est triste" bu filmlerden bazıları. Chantal Goya, 1970'lerin ortalarında çocuklara yönelik müzik yapmaya başlıyor. Bu plakta o dönemlerden...

Stereo Mecmuası Yenilendi



Stereo Mecmuası web sitesinin dördüncü jenerasyon arayüzü sonunda açıldı. Bir göz atıp bize olumlu/olumsuz görüşlerinizi bildirebilirseniz çok mutlu oluruz... Bence bayağı hoş gözüküyor. Emeği geçenlere teşekkürler...

Muppet Show: Rita Moreno Fever



Muppet Show benim sevdiğim -çocukken de bugün de- televizyon şovlarından bir tanesidir. Stereo Mecmuası müzik bölümünün banner'ları tasarlanırken son dokunuşlar sırasında araya bir kurbağa Kermit ekledim. Siteye girip çıkarken eski dostu orada görmek hoşuma gidiyor.  Ben yaşlardakiler veya daha büyükler için ilginç olabilecek bir yeni bölüm ekleyeyim dedim bloğuma. Ne olduğunu kısa sürede çözersiniz ;)

Yukarıdaki video'da Porto Riko'lu ünlü şarkıcı Rita Moreno Fever'ı yorumlamaya çalışıyor. Ortalıkta davulcu Animal olunca işi pek kolay değil...

QUAD ESL-57 Güzeli

Steve Jobs – Biyografi Kitap



Steve Jobs‘un hayattayken onay verdiği ilk biyografisi yakında kendi dilimizde yayınlanacak. Domingo Yayınevi tarafından okurlara sunulacak kitap tüm dünyayla ile aynı haftada yayınlanıyor. Kitabın Türkçeleştirilmesi "Dost Körpe" tarafından yapılmış. Şimdiden iyi bir çeviri okuyacağımız garanti gibi. Aşağıda bültenden bir alıntı var;
Jobs’la iki yıldan uzun süre boyunca yapılan kırktan fazla röportajın -ayrıca yüzden fazla akrabasıyla, arkadaşıyla, hasmıyla, rakibiyle ve iş arkadaşıyla yapılan görüşmelerin- temel alındığı bu kitap, kusursuzluk tutkusuyla ve azmiyle altı endüstride (kişisel bilgisayarlar, animasyon filmler, müzik,telefonlar, tablet bilgisayarlar ve dijital yayıncılık) çığır açmış yaratıcı bir girişimcinin inişli çıkışlı hayatını ve güçlü kişiliğini anlatıyor.

Dünyanın dört bir yanındaki toplumlar dijital çağ ekonomileri kurmaya çalışırken, Jobs yenilikçiliğin ve uygulanabilir hayal gücünün mutlak ikonu olarak öne çıkıyor. 21. yüzyılda değer yaratmanın en iyi yolunun yaratıcılığı teknolojiyle birleştirmek olduğunu biliyordu, bu yüzden hayal gücü atılımlarını takdire şayan mühendislik başarılarıyla birleştiren bir şirket yarattı.

Jobs bu kitabın yazılma sürecinde işbirliğinde bulunsa da, yazılanlar üstünde söz sahibi olmayı ve hatta kitabı yayınlanmadan önce okuma hakkını bile istemedi. Hiç sınır koymadı, tersine tanıdığı insanları dürüst konuşmaya teşvik etti. “Gurur duymadığım bir sürü şey yaptım, örneğin 23 yaşındayken kız arkadaşımı hamile bırakmam ve sonrasındaki tavrım bunlardan biri,” dedi. “Ama öğrenilmesine izin veremeyeceğim kadar kötü sırlarım yok.”



Çıkar çıkmaz alıp okuyacağım...

Tayvandan Güzel Görüntüler



Geçenlerde forumlarımızda bir konu başlığında sevgili Nadir (aka Ionian) tarafından çok hoş bir fuardan veya etkinlikten görüntüler eklenmişti. Google Translate'i kullanarak ne olup ne bittiğini anlamaya çalıştım. Anladığım kadarı ile bir kaç firma tarafından gerçekleştirilen etkinlikte eski gramofonlardan tutun en yeni hi-fi ürünlerine kadar bir çok ilgi çekici ürün meraklılara sunulmuş. Ayrıca etkinlikte bazı söyleşiler yapılmış. Ortam müthiş gözüküyor. Böyle bir ortamda olmayı kim istemez ki;


Böyle bir ortama beni bıraksanız sabaha kadar konuşurum


Etkinlik alanında çay kahve servisi de varmış. Oh ne güzel...


Hep hayalim plaklarımı şöyle depolayabilmek. Kutular pek keyifli...

Plakların olduğu yerde tamamlayıcı hi-fi ürünleri olmaz ise olmaz...



Senelerdir kimseye anlatamadığım şey; merdivenler değerli satış alanlarıdır!

Birazda nostalji....

Mekanın üstten görünümü...

Bende istiyorum :)

Fotoğraflar Tayvanlı www.dearhoney.idv.tw sitesinden alıntı...

Wavac MD-300B



Wavac firmasını bilir misiniz? Japonların önde gelen hi-fi üreticilerinden bir tanesidir. Ürünleri genelde çok pahalıdır ancak çok şıklardır. Özellikle pre-ampli tasarımları için söylenebilecek tek şey mükemmel olduklardır. Bir İstanbul seyahatimde Audiogen firmasına yaptığım ziyarette gerçekten tasarımlarına bir kez daha vurulmuştum. Wavac MD-300B ise firmanın en gösterişsiz ürünlerinden. Fiyatı da oldukça ucuz. Tabii diğer Wavac ürünlerine göre. MD-300B mdeoli son derece küçük boyutlara sahip harika bir ampli. Çok şık ve sesi de çok güzeldir. Defalarca dinleme fırsatı bulduğum ve hoşuma giden bir üründür. Hem de çok şık...

The Ninth Gate



“The Ninth Gate” veya bizim sinemalarımızda vizyona girdiği ismiyle “Dokuzuncu Kapı” bence Roman Polanski'nin gelmiş geçmiş en kötü üç filminden bir tanesidir. Film görücüye çıkarken neo-noir bir film olarak tanıtılmıştı. Ancak bırakın yenisini klasik noir film anlayışının bile çok uzaklarındaydı. Aslında filmin konusu İspanyol yazar Arturo Pérez-Reverte'nin “The Club Dumas“ romanından alınmıştı. Bir roman olarak fena değildir. Okült ve gizemci bir tarafı vardır. Çerezlik bir roman olarak okunabilir.

Polanski, bu romanı alıp hikayeleştirirken filminin hiç fena olmayan bütçesiyle iyi oyuncular seçmişti. Bunlardan en dikkat çekicisi Johnny Depp'tir herhalde. Deep'in bir çok filmini seyretmiş bir insan olarak bu filmdeki performansını berbat olarak nitelendirmek mümkün. Kötü senaryo muhtemelen Deep'in bile içini geçirmiş. Aynı şeyleri femme-fatale'lığın çok yakıştığını düşündüğüm Lena Olin içinde söyleyebilirim. Benzer şeyleri Frank Langella içinde söyleyebilmek mümkün. Emmanuelle Seigner için ise fazla bir şey yazmaya gerek yok. Benim anlamadığım bir konu Polanski'nin filminde böylesine bir rol için neden eşini kullandığıdır. Hani filmin sonundaki sahnelerde olmuyor evde yaptığımız gibi yapmalısın filan diye mi yönetti filmi acaba. Neyse üzerimize vazife olmayan konulara girmemeliyiz değil mi?



Biliyorsunuz bloğumda film eleştirisi filan yazmıyorum. Zaten ortalıkta bir sürü iyi site varken bu konu bana düşmez. “The Ninth Gate” filmini yerin dibine batırmak gibi bir amacımda yok. Gelelim asıl konuya...

“The Ninth Gate” tüm kötülüğüne rağmen arada sırada seyrettiğim bir filmdir. Nedeni ise aslında birazcık saçma. Bu filmdeki kötü oyunculuk, kötü senaryo ve diğer her şeyin kötü olmasına rağmen koleksiyonculuğun karanlık tarafını tasvir etme açısından bence başarılıdır. Filmde Deep'in canlandırdığı Dean Corso karakteri aslında koleksiyoncuların bir çoğunun bir nevi prototipi gibidir. Örneğin bir plak koleksiyoncusu aradığı plağın baskılarını ezbere bilir (çoğu zaman yani) ve onu ele geçirmek için elinden geleni yapar. Hatta bazen karanlık tarafa geçer.



Eminim ki, bir çoğumuz bir dükkanda bulduğu üzerinde çok düşük bir fiyat yazılı bulunan “parçanın” fiyatının aslında daha fazla olması gerektiğini gidip satıcıya söylemez. Veya bazen çevremizden birilerinde sahip olmayı istediğimiz bir “parça” varsa onun elden çıkartılma sürecine sokabilmek için önceden planlanmış bazı konuşmalar yapmak zorunda kalmışızdır. Hatta koleksiyoncular arasında alışveriş yaptıkları yerleri gizleme hastalığı da oldukça popülerdir. Fazla talep arzda dengesizlikler meydana getirir. Benim açımdan en iyi dükkan yaşayacak kadar müşterisi olan bir dükkandır. Tabii ki bir müşteri olarak. Dükkan sahipleri haklı olarak hep bunun tersini düşünürler ve çok haklıdırlar. Tüm bunlar iyi bir insanın yapmayacağı düşünmeyeceği şeylerdir. Ancak her ne topluyorsanız koleksiyonculuk karanlık tarafa geçmektir. Olayı abartıp ruhunu şeytana satacak (mecazi olarak tabii ki) koleksiyoncuların varlığını da unutmamak lazım. Söz konusu olan koleksiyon olunca bir çok şey mübahtır. Buradaki sınır sizin kişiliğinizdir. Her insanın yapamayacağı şeyler vardır. Ancak yapabilecekleri ile çoğu zaman karanlık tarafa adım atar.

“The Ninth Gate” bence bu atmosferi iyi veren bir film. Eğer elinizde varsa filmi bir de bu açıdan seyretmeye çalışın. Eminim daha fazla keyif alacaksınız. Ama tüm bunlar bile filmin kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki...