Geçmişte Khaos ürünlerinden bahsetmiştim. İtalyan firmanın birbirinden ilginç ürünleri var. Özellikle kütüphane tasarımları müthiş. Bu kütüphanenin tasarımının farklı ürünlere uygulanmasıyla ortaya çıkanlar yine ilgi çekici oluyor. Yukarıdaki fotoğrafta ön plandaki mobilya CD veya DVD depolama amacı ile üretilmiş. Tamam çok fonksiyonel durmayabilir ama harika değil mi?
Geçtiğimiz günlerde Kerem Görsev, TRT Türk kanalında "Kentler ve Gölgeler" programında büyük müzisyen Duke Ellington'ın hayatını konu alan bir bölümle televizyonlarda görülmüş. Bahsi geçen program anladığım kadarı ile tarihe mal olmuş önemli kişileri ve yaşadıkları kentleri konu alan bir program. Programı da konuyla ilgili veya başka bir deyimle konuya vakıf bir konuk sunuyor(muş) Benim gibi neredeyse hiç televizyon seyretmeyen birisi için bile "Kentler ve Gölgeler" programı ilginç bir içeriğe sahip. Geçen hafta yayınlanan bölümünün çekimleri Duke Ellington'ın hayatının büyük kısmının geçtiği Manhattan'da yapılmış. Kerem Görsev'in keyifli anlatımıyla kısa öyküler, anektodlar derken keyifle oturup seyrettiğim bir belgesel tadında program olmuş..
Benim bir dostum sağolsun program Hakan'ın ilgisini çekebilir diyerek uydu receiver'ına kaydetmiş. Şaka gibi değil mi? Bilmeyenler için söyleyeyim artık bir çok uydu receiver'ında (aslında alıcı mı demeliyiz) hard disk var ve canınız istediğiniz programları kaydedebiliyorsunuz. Benim gibi video çağında kalmış insanlar için bir nevi devrim sayılabilir. Velhasıl kelam, programı bende o sayede izle(yebil)dim. Programı şu an internet üzerinde youtube vesaire gibi yerlerde göremedim. Umarım birileri yükler de daha fazla insan seyredebilir. Bir şekilde TRT web sitesine veya Tivibu gibi uygulamalara bakıp seyredebilecek bir link bulanlar bana ulaşabilirlerse bende web sitemizden yayınlayayım...
Emeği geçenlerin ellerine sağlık... Umarım caz severler bir şekilde bu programı bulup seyrederler...
Montserrat Figueras veya tam adıyla Montserrat Figueras García, 23 Kasım 2011 tarihinde vefat etti. 15 Mart 1942'de Barcelona İspanya'da doğdu. Kendisine özgü soprano sesi olan Katalan müzisyen erken yaşlarda şarkı söyleme tekniğini geliştirmeye başlıyor. Kardeşi Pilar Figueras'ta bir müzisyen ve 1960'larda iki kardeş müzik dünyasında gelişimlerine devam ederler. Montserrat Figueras, 1968 yılında Jordi Savall ile evlenir ve müzik kariyerinde bambaşka bir dönem başlar. 1974 yılında Lorenzo Alpert ve Hopkinson Smith ile birlikte Hespèrion XX topluluğunu kururlar. Bu topluluk daha ilk günden beri eski dönem müziği konusunda uzmanlaşmaya odaklanır ve ilerleyen yıllarda tüm dünyada tanınır. Bildiğiniz gibi topluluğun ismi yeni bin yılda (milenyum) Hespèrion XXI olarak değişir. Figueras ve Savall, La Capella Reial de Catalunya ve Le Concert des Nations topluluklarını da birlikte kurarlar. İkilinin uzun soluklu mutlu evlilikleri boyunca iki çocukları olur; kızı Arianna ve oğlu Ferran.
Figueras uzun bir süredir kanser tedavisi görüyormuş ve ne yazık ki mücadelesinin sonucu mutlu sonla bitmemiş. Toprağı bol olsun...
Yukarıdaki fotoğrafa bakıp bu adamlar ne yapıyor diyebilirsiniz. Sanırım bunu demeniz gayet doğal. Efendim bu kezOdyofil Ziyaretler bölümünde kendi evimde dijital dünyanın yeni oyuncaklarını test ettik. Fotoğraftaki arkadaşlar sistemlerini benim müzik sistemime entegre ediyorlar. Şimdi ayrıntılar;
Geçtiğimiz haftalarda yeni nesil dijital kaynakları test etmek üzere sevgili Nadir ve Levent ile sözleşmiştik. Özellikle benim ardı arkası kesilmeyen çevresel sağlık sorunlarım yüzünden bu buluşmayı bir türlü yapamamıştık. Sonunda bir gece ayarlamayı başardık ve değerli dostlarım ellerinde çantalarla bizim evin yolunu tuttular.
Benim sistemimi okuyucular zaten biliyorlardır. Ayrıntıları Stereo Mecmuası Forumlarında da mevcut. Bu sistem üzerine yeni nesil iki dijital kaynağı ekledik. Birinci kaynak cihaz Transport PC. Aslında Transport PC'nin geliştirilmekte olan versiyonu. Transport PC konusunda Stereo Mecmuası'ndaözel bir sayı yayınlamıştık ancak konu bilgisayar olunca sistemler devamlı yenileniyor ve dolayısıyla Transport PC özel sayıyı yayınladığımız günden bugüne bayağı gelişti. Konuyla ilgili gelişmeleri başta sevgili Nadir (nam-ı diğer Ionian) olmak üzere diğer meraklılar forumlarımızdaki konu başlığında okuyucularımızla paylaşıyorlar. Benim bu bilgisayarı son gördüğümden bugüne gelişmeler devam etmiş. Çift güç kaynaklı, ses kartı üzerinde bir sürü modifikasyon ve kapasitör olan, Frankstein Transport PC ismini verebileceğim son derece karmaşık ve standart bir bilgisayarın çok ötesinde bir "şey" ile karşılaştım bu kez.
İkinci dijital kaynak ise Apple'ın Mac Mini modeliydi. Bunun üzerinde de yazılımsal bazı iyileştirmeler yapılmış. Sistemin sahibi olan sevgili Levent evde kullandığı DAC'ı da getirdi. Blacknote DAC-30 modelini böylelikle yakından inceleme ve dinleme fırsatı buldum.
Uzun zamandır böyle bir kablo karmaşası yaşamamıştım. Salonda ancak sek sek ile ilerlemek mümkündü.. Ayağınızın altında bir sürü bozulabilir parça varken cesaret işi tabii...
İlk önce sistemlerin kurulmasına başlandı. Çok sayıda elektrik prizi, bir sürü taşınabilir Harddisk vesaire derken salonda neredeyse adım atacak yer kalmadı. Transport PC ve Mac Mini, Blacknote DAC'a bağlandı ve test şarkılarını her iki dijital kaynak ve en son pikapta dinledik. Öncelikle benim testten çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşayım...
1- MAC veya farklı bir bilgisayar tabanlı sistem kullanıyorsanız, DAC'ın dijital kaynağın nihai performansına büyük bir etkisi var. Muhtemelen kaynağın transport bölüme harcayacağınız tutar kadar DAC'a da yatırım yapmanız gerekli.
2- Transport PC, ilk bakışta aslında çok karmaşık gibi gözükse de, ortalama bir bilgisayar kullanıcısının kolaylıkla altından kalkabileceği bir yapıya sahip. Ancak gelecekte yapılacak ileri seviye modifikasyonlar ilginizi çekiyorsa elinizin biraz havye tutması gerekiyor. İleri seviye bir miktar bu işlere aşinalık gerektiriyor.
3- MAC cephesinde işler biraz daha rahat. İşletim sistemi üzerinde belirli modifikasyonları yaptıktan sonra kullanacağınız yazılımı seçmeniz gerekiyor. Bizim denediklerimiz arasında "Decibel" açık ara daha iyi bir performans gösterdi. 50 Dolara satın alabileceğiniz bu yazılımın sese etkisi oldukça etkileyici. Oldukça pahalı olan Amarra'yı ezip geçmesi, benim açımdan çok şaşırtıcıydı...
4- Gecenin ilginç sonuçlarından bir tanesi, kablonun önemi idi. Bir çok insana sorarsanız DAC bağlantısı amacıyla kullanılan USB (veya benzeri) kablo(lar) "1" ve "0"lardan oluşan sayısal veriyi taşıdığından çok büyük bir öneme sahip değiller. Ancak iyi bir USB kablonun yerine standart bir kablo taktığınızda ses bir andan tanınmaz hale geliyor. Bu konu çok garibime gitti. Sevgili Levent sisteminde Goldenote firmasının üst sınıf gümüş bir USB kablosunu kullanıyor. Görünen o ki, sistemine katkısı inanılmaz boyutlarda. Bu tarz dijital kaynağa sahip olanların ne yapıp edip kaliteli bir USB kablo edinmelerini gecenin deneyimi olarak kayda geçirmek isterim. Ülkemizde bir çok markanın kaliteli USB kablolarını bulabilmek mümkün...
5- Transport PC mi yoksa MAC mi sorusu, gecenin önemli sorularından bir tanesiydi. Benim görüşüm ayrıntılarla ve teknik işlemlerle fazla uğraşmak istemeyenlerin MAC yönüne kaymalarında fayda olabilir. Transport PC ise hobiyi uzun zamana yaymaya meraklı, konuyu adım adım geliştirmek isteyenler için ilginç bir seçenek. Gece konuştuklarımızdan hareketle bugün bir MAC Mini ile iyice geliştirilmiş bir Transport PC'nin maliyeti hemen hemen aynı. Bu maliyetlerin üzerine bir DAC ve iyi bir USB kablosu eklemek gerekiyor. Bu kesinlikle kaçınılmaz.
6- Harcanacak tutar ne olursa olsun yeni nesil dijital kaynakların avantajı çalınacak müzik medyasını ekonomik olarak edinebilmek. Bu konu pek bana hitap etmiyor. Benim için dinleyeceğim albümün kapağı ve bilgilerinin elimin altında olması önemli diyerek bu konuyu geçeceğim.
7- Dijital müzik arşivi edinmek başlı başına bir planlama gerekiyor. Aynı albümün bir sürü farklı versiyonu var. Örneğin Bill Evans'ınWaltz For Debby albümünün 2-3 farklı versiyonunu deneme fırsatımız oldu. Anlaşılan bu yönde ilerleyen arkadaşlarımızın dosya düzenlerine daha ilk başlardan dikkat etmesi gerekiyor. Öbür türlü albüm listeleri arasında kaybolup gitmek mümkün....
Solda Ionian ve Transport PC'si, sağda DAC-30 ve MAC Mini. Tam bir kaos!
Gecenin bir diğer sonucu iyi bir analog kaynak performansına ulaşmak için dijital cepheye harcamak gereken tutarın hiç de az olmadığıydı. DAC + USB kablosu + kaynak cihaz maliyeti pek az değil ancak plakların fiyatlarına bakarsanız bu yatırım maliyeti pek önemli sayılmaz.
Gecenin sonucu, benim görüşüme göre yeni nesil dijital oyuncakların performansının aynı fiyat seviyesindeki CD veya SACD çalarların performansına ulaştığı hatta geçtiği yönünde. Tabii bunu giriş seviyesinin biraz üzerindeki bir kıyaslama olarak söylüyorum. Üst segmentlerde durumlar bir hayli farklı olabilir. İyi bir analog kurulumu ve plak arşivi olan meraklıların şimdilik rahat olduğunu söyleyebilirim. Dijital dünyanın bu seviyelere ulaşması şimdilik kolay gözükmüyor ancak gelişim baş döndürücü bir hıza sahip. Önümüzdeki yıllarda durumlar değişebilir. Hatta kesinlikle değişecektir. Son iki senede yaşanan gelişmelere bakarak önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde gerek donanım gerekse de yazılım anlamında önemli gelişmeler olacaktır.
Ancak Papetti özellikle 1960 ve 70′li yıllarda az giyimli kızların kapaklarını süslediği acayip plaklarını bilmeyen yoktur. Neden bu plakları seviyoruz diye sorsam herkes başka cevaplar verecektir. 1970′lerin Türk sinemasının “konulu” filmlerine aşina olanlar yaşattığı nostaljiden dolayı Papetti plaklarını severler. Plak kapakları aslında son derece ilgi çekicidir. Her zaman az giyimli kızlar olur ancak bu kızlar mahallenin en güzel kızları değildir. Kapaklarda özellikle pastel tonlar hakimdir. Ayrıca az giyimli kızlar dünyanın en mutlu kızları da değildir. Değişik bir hüzün vardır yüzlerinde... Plaklardaki müzik ise bazen kapakların tam aksine son derece neşelidir, bazende garip bir hüzne sahiptir. Anlayacağınız Papetti plakları her şeyiyle incelenmesi gereken plaklardır. Belki de ciddi potansiyeli olan (veya olabilecek) bir müzisyenin hayatının çok büyük bölümünde müzik tarihi açısından bir hiç olarak kaldığı için böylesine garip işlere imza atmıştır. Oturup incelemek lazım...
Mahna Mahna, veya tam anlamıyla "Mah-Na Mah-Na," İtalyan besteci Piero Umiliani tarafından bestelenmiş. Şarkı aslında İsveç'te yaşayan bir İtalyanı konu alan Svezia, Inferno e Paradiso (Yani İsveç, Cennet ve Cehennem) isimli belgesel için yazılmış. Ancak şarkıyı hepimiz Muppet Show'dan hatırlıyoruz... Şarkı ilk kez Muppet Show'un ilk sezonunda seyircilerle buluşmuş ve hit haline gelmiş.. Komik ama gerçek...
Belki biliyorsunuzdur efsane Wurlitzer markasını gitar dünyasının dev ismi Gibson satın almıştı. Geçenlerde yeni ürünlerden neler var diye baktığımda meşhur 1015 modelinin replikasının hala üretildiğini gördüm. 1015 modeli aslında 1946 yılında yani tam II DÜnya Savaşının bittiği yılın ardından üretilmiş ve pop kültürün değişmez ikonu haline gelmişti. Ürünün ismi artık One More Time Vinyl Jukebox olarak değiştirilmiş. O meşhur kendi kendine renk değiştiren bölümler hala eski yerinde. Ancak içerisindeki mekanizmalar elden geçirilmiş ve modern standartlara kavuşturulmuş. Ürün içerisinde 2x55W gücünde bir amplifikatör olan sistem çok sayıda hoparlör ile donatılmış. Biliyorsunuz Jukebox'lar hem öne hemde arkaya hatta yana doğru bile ses verirler. Bu yüzden normalden biraz daha fazla hoparlör eklenmek durumunda. Ürünün en önemli özelliği 50 plak daha doğrusu 50 adet 45'lik plak alabilmesi...
Sanırım bir çok meraklı için yukarıdaki resim bir illüstrasyon olsa bile keşke bende de olsa dediği ürünlerle doludur. Aslına bakarsanız bir çok hi-fi meraklısı ve koleksiyoncusunun evinde en az bir odası bu kadar olmasa da bu resimdeki yakın doluluktadır. Merak etmeyin sizde bir acayiplik yok, bu dünyanın her yerinde aynı... Sanırım birbirimizi en iyi bizler anlarız...
Let Love In, Nick Cave and the Bad Seeds topluluğunun sekizinci albümü ve 1994 yılında yayınlanmıştı. Albüm yayınlandığı dönemlerde çok fazla ilgi çekmemiş olmasına rağmen ilerleyen yıllarda farklı türlerden müzik yapan toplulukların ilgisini çekmiş ve özellikle underground piyasada ilgi çekmişti. Albümden "Loverman" şarkısını Metallica kendi Garage Inc albümünde (aslında EP'si) 1998 yılında yeniden yorumladı. Depeche Mode'un aykırı ismi Martin Gore kendi solo albümünde yeni aynı şarkıya farklı bir bakış açısı ile yaklaşmıştı. "Red Right Hand" ise Arctic Monkeys tarafından bir kaç kere yorumlandı. Albümde Nick Cave'in yanında Blixa Bargeld, Martyn P. Casey, Mick Harvey, Conway Savage ve Thomas Wydler'ı görebilmek mümkün. Albümde çok sayıda konuk müzisyende yer almış... Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz…
Bu senenin başlarında Sufi Soul: The Mystic Music of Islam adlı bir belgesel izledim. 2008 yılında yayınlanan belgesel Simon Broughton tarafından çekilmiş. Belgesel adında anlatılacağı gibi dünyadaki sufi toplulukların müziklerini konu alıyor. Belgeselde tanıdığımız isimlerde yer alıyor; Galata Mevlevihanesi ve Kudsi Ergüner bunlardan iki tanesi. Belgeselde Hindistan/Pakistan, Türkiye, İran ve Kuzey Afrika'dan önemli isimlere yer verilmiş. Ancak ben Fas kısmına bayıldım. Özellikle Rokia Riman tarafından seslendirilen yukarıdaki şarkı çok ilgimi çekti ve başladım araştırmalarıma. İnternet üzerinde çok fazla bilgi bulabilmek mümkün değil. Ancak bu bölgelerde yaşayan bazı müzisyenlerle yazışmalar sonucu bazı isimlere denk gelebildim. Aşağıda bulduğum bir videoyu ekliyorum. Yerel bir zikir sırasında Kazablanka'da kaydedilmiş. Müzik arşivinde bu bölgeden bir şey bulunan okuyuculardan da yardım bekliyorum. Uzun zamandır aşağıdaki şarkı beynimin bir köşesinde dönmeye devam ediyor...
Stephen Paul Motian veya tanıdığımız ismiyle Paul Motian vefat etti. 1931 yılında doğan Amerikalı müzisyen 22 Kasım 2011 günü aramızdan ayrıldı. Önemli bir davulcu olarak ismini Amerikan caz tarihinine kazıyan Motian aynı zamanda önemli bir besteciydi.
Motian Philadelphia'da doğdu. Çocuk yaşlarında gitar çaldı ve 12 yaşında davul ile tanıştı. Çeşitli swing topluluklarında çalıştıktan sonra Kore Savaşına katıldı. Motian profesyonel müzik kariyerine 1954 yılında başladı. Kariyerine başladığı isim yine bir efsane Thelonious Monk. Ancak tüm dünyada tanınması piyano efsanesi Bill Evans'ın trio'larında olmuştu. Basçı Scott LaFaro ve onun vefatının ardından Chuck Israels ile caz tarihinin en önemli albümlerinden bir kısmına imza atmıştır. Motian'ın çalışmadığı isim çok azdır diyebiliriz. Bunlardan en dikkat çekicileri Paul Bley (1963-4) ve Keith Jarrett (1967–76) ile yaptığı çalışmalardır. Ancak liste bundan çok daha uzun... Lennie Tristano, Warne Marsh,Lee Konitz, Joe Castro, Arlo Guthrie, Carla Bley, Charlie Haden, Don Cherry, Marilyn Crispell, Bill Frisell, Leni Stern, Joe Lovano, Alan Pasqua, Wolfgang Muthspiel, Bill McHenry, Stephane Oliva, Frank Kimbrough ve çok daha fazlası...
Listeye bir bakış attığınızda çok farklı isimleri görebilirsiniz. Rock'tan en uç caza kadar Motian hemen her müzik türüne kendi davul çalışını adapte edebiliyordu. Onun büyüklüğü işte buradan geliyor...
1970'lerde kendi toplulukları ile ECM'de 1980'lerde Soul Note Records, JMT Records ve Winter & Winter Records'ta plaklar yayınlamıştır. 2000'lerin ortasında ise Motian tekrar ECM'e dönmüştü.
Bill Evans, Scott Lafaro ve Paul Motian.. Şimdi hepsi tanrının yanında...
Motian'ın Bill Evans'la yaptığı plaklar, New Jazz Conceptions (Riverside, 1957)Portrait in Jazz (Riverside, 1959) Explorations (Riverside, 1961) Sunday at the Village Vanguard (Riverside, 1961) Waltz for Debby (Riverside, 1961) How My Heart Sings! (Riverside, 1962) Moon Beams (Riverside, 1962)
Charlie Haden ile yaptığı plaklar Liberation Music Orchestra (1969) Ballad of the Fallen (1980) Dream Keeper (1989) Etudes (1986) Segments (1987) Live at the Village Vanguard with ve The Montreal Tapes serisi...
Keith Jarrett ile yaptığı plaklar Life Between The Exit Signs (1967) Somewhere Before (1969) Expectations (1972) TheMourning of a Star (1973) Fort Yawuh (1973) Treasure Island (1974) aslında 1970'lerde yaptığı tüm plaklar...
Joe Lovano ile Village Rhythm (Soul Note, 1988) Enrico Rava ile Tati (ECM, 2004) New York Days (ECM, 2008) Paul ile 1980'lerde yaptığı plaklar ve Misterioso başta olmak üzere 1970'ler ve 80'lerde daha küçük plak firmaları olan Soul Note Records, JMT Records ve Winter & Winter için yaptığı kayıtlar, bence Motian'ın neden efsane olduğunu anlamamıza yardımcı olacak albümlerdir...
Sizlere geçtiğimiz günlerde Bumerang Ödüllerinde finalist olduğumuzu duyurmuştum. Aslında bu güzel haberin daha farklı bir zamanda gelmesini tercih ederdim demiş ve durumu kısaca özetlemiştim;
“1 ay boyunca İstanbul’da kalacağımız bir dönemde Seçil Hanımın (1) annesinin beyin damarlarından bir tanesinde oluşan emboli (pıhtı) sorunu nedeniyle tüm programımızı iptal etmek zorunda kaldık. Arkasından Bumerang Ödüllerinin finaline kaldığımı öğrendim. İster istemez bir günlüğüne İstanbul’a gidip dönmek durumundayım. Gerek şahsi işlerim gerekse de Stereo Mecmuası ile alakalı yapacağım firma ziyaretlerini biraz ertelemek zorundayım ne yazık ki. Sonuçta sağlık en önemli şey.”
Sağlık durumu ile aldığımız iç açıcı haberler ile birlikte ödül törenine gönül rahatlığıyla katılma fırsatı bulduğum için çok mutlu olduğumu tüm içtenliğim ile söylemek isterim. Bu konuda bizi yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. Şu an herşey çok iyi gidiyor. Moralimiz çok çok iyi..
Çarşamba günü öğleden sonra uçak ile İstanbul’a gidip ertesi gün İzmir'e geri döneceğim şekilde bir program yapıldı. Uçuş ve konaklama ile alakalı hazırlıkların tamamlanmasının ardından son yılların en garip İstanbul seyahatime başladım. En garip diyorum, çünkü İstanbul'a gittiğimde kaldığım en kısa dilim genelde 2 haftadır. Bir günlük seyahatlerden tüm kalbimle nefret ederim aslında nefret ederdim demeliyim.
Bundan aylar önce Hurriyet Bumerang sistemine (2) dahil olduktan sonra düzenlenen Bumads yarışmasına sessiz sedasız bir şekilde katıldım. Genelde tüm katılımcıların yaptığı gibi sitelerimizin her tarafını bize oy verin banner'ları ile doldurmak yerine tek bir başlıkta ödüllerden bahsettim ve okuyucularımızdan destek istedim. Stereo Mecmuası'nın her konuda bizlere destek veren değerli okuyucuları, görülüyor ki, yine ellerinden geleni yapmışlar ve Stereo Mecmuası Günlüklerini finallere taşımışlar. Hepinize desteğiniz için teşekkürler.
Salonun Genel Görünüşü ve Sahne
Final Akşamı Başlıyor!
Finallerde (aslında yarı finallerde demeliyim) çok önemli isimlerden oluşan dev bir jüri, binlerce blog arasından her kategori için üç finalisti seçti. Bu üç finalistten bir tanesi bendeniz Hakan Cezayirli idi...
Bu durumdan haberdar olunca çok mutlu oldum. Sonuç itibarı ile Stereo Mecmuası'nı oluşturan tüm alt bölümlerde birinci önceliğimiz okuyucularımızın ilgisini çekecek içeriği hazırlayıp sunabilmek. Bunu yaparken elimizden geldiğince basit şekilde ancak görsel desteğe sırt çevirmeden yapmaya çalışıyoruz. Tüm Stereo Mecmuası'nın en renkli bölümü olan blog'um bu ödüllere katılmak için doğru bir karar oldu. Konuyu buradaki başlıkta biraz detaylandırmaya çalıştım. Bir göz atmanızda fayda var.
Ödül töreni İstanbul Hilton Convention Center'da düzenlendi. Daha önce çeşitli sebeplerle bulunduğum defalarca salonlara bu kez son derece eğlenceli bir etkinlik için gidiyor olmak ayrıca keyifliydi. Salona girer girmez, genç hanımefendilerden oluşan Bumads ekibi tarafından son derece güleryüzle karşılandım. Benimde içerisinde bulunduğum “En Tarz Blog Ödülleri” gecenin ilk ödülleri olduğundan eğer mümkün ise sahneye yakın bir yerde oturmam istendi. Ödül törenlerine tek başıma katıldığım için bu tabii ki bir sorun olmayacaktı. Şarabımı alıp bir masaya oturdum. Son derece sempatik insanların bulunduğu bir bölümde yerimi aldım. Genç hanımefendilerden bir tanesi yemek konusunda diğer bir tanesi alt kültürler konusunda blog'lara sahipmiş. İsimlerini ne yazık ki hatırlamıyorum ancak kendilerine ödül töreni boyunca arkadaşlıklarını paylaştıkları için bir kez de buradan teşekkür etmek isterim.
Ödül gecesi Hürriyet grubundan Ahmet Dalman'ın konuşması ile başladı. Yaşı bana yakın olan hemen herkesin hatırlayacağı ilk gazete web sitelerinden bahsettiği konuşmasında, beni çevreleyen genç insanların ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Benim internet ile tanışmam 90'ların ortasında oldu. 40'larıma yaklaşırken ise internet başlı başına bir güç haline gelmişti. Şu an yirmili yaşlarımda olmak isterdim doğrusu. Gerek iş hayatı gerekse de yaşın getirdiği sorumluluklardan dolayı internet dünyasını onlar kadar yakından takip edemiyorum. Sanırım yaşlanıyorum...
Gece Bumads'ın yeni stratejilerinin açıklandığı konuşmalar ile devam etti. Erhan Acar'ın konuşmasını özellikle çok beğendim. Konuşmasındaki şu bölüm gerçekten çok etkileyici; Bloggerlar artık emeklerinin karşılığını sadece trafik değil, iyi gelirler kazanarak da alacaklar. Hayalimiz; bir seyahat blogcusunun görmediği bir ülkeye Bumads aracılığıyla kazandığı parayla gidebileceği, bir fotoğraf blogcusunun istediği yeni kamerayı alabileceği, bir sinema blogcusunun ise daha fazla film izleyebileceği bir reklam ekonomisi yaratmak... Eğer bu konuda Bumads başarılı olabilirse, blogger'ların önünde bir çok ilginç fırsat çıkacağına eminim.
Sezer İltekin, Ozan Ün, Hakan Cezayirli ve Vuslat Doğan Sabancı
Tansiyon Yükseliyor; Ödüller Sahiplerini Buluyor
Konuşmaların akabinde sıra ödüllerin dağıtılmasına geldi. İlk verilecek ödül benim de finalist olduğum ödül olduğundan sahneye doğru yaklaştım. O anda içimde en ufak bir heyecan kırıntısı bile olduğunu söyleyemem. Bunun ilk sebebi gençliğimde son derece sabırsız, heyecanlı ve hatta sinirli olmam sebebi ile bir çok sıkıntı yaşamam ve yıllar geçtikçe bu konuda kendimi terbiye etmeye çalışmamdır. İkinci sebebi ise yine çocukluğumda herhangi bir yarışmada (hatta oyunlarda da) sanki yenilmek diye bir seçenek yokmuş gibi gereksiz bir hırsa sahip olmam ve bu yüzden çok insanı kırmış olmamdır. 30'lu yaşlarımda geç gelen olgunlukta bu huyumdan da vazgeçmeyi başardım. Üçüncü sebep ise ödül töreninde tanışmış olduğum Sn Sezer İltekin'in editörü olduğu Kelimeler Benim web sitesinin kazanacağını düşünmemdir. Velev ki, ben jüride olsaydım oy hakkımı bahsi geçen siteden yana kullanırdım. Tabii ki yarışma jürisini oluşturan değerli isimlerin benden çok daha farklı bir bakış açısına sahip olduğunu gerçeğini kabul etmem lazım. Ayrıca insan bazen kendi yaptığı şeyin değerini kendisini fark edemeyebiliyor. Ben her zaman bloğumun ve hobi olarak kurduğum Stereo Mecmuası'nın içeriği konusuna odaklanmıştım. Bırakın Türkiye'yi dünyada bile bu tarz hobi sitelerinin sayısı sınırlı ve bu durum geniş kitleler tarafından kabul edilen bir gerçek. Ancak bloğumun görsel yapısına baktığımda amaca odaklanmış basit ama sevimli bir yapı görüyorum. Sanırım içeriği desteklemek amacı ile yaptığımız görsel dokunuşlar başarılı olmuş. Aslında bugün bloğuma bu gözle baktığımda görüntü daha çok hoşuma gitti. Belki de aldığım(ız) ödülün etkisidir :) Bilmem sizler ne düşünürsünüz?
Hakan Cezayirli, Vuslat Doğan Sabancı ve gecenin başarılı sunucusu (ne yazık ki ismini unuttum)
Ödül için teker teker ismimiz anons edildi. Bendeniz, Hakan Cezayirli, Sn. Sezer İltekin ve yine son derece sempatik bir bey olan Sn. Ozan Ün sahnede yerimizi aldık. Bizim kategorimizin ödülleri gecenin en zarif hanımefendisi olan Sn Vuslat Doğan Sabancı tarafından takdim edildi. Birinci olarak ismim zikredildiğinde oldukça şaşırdığımı itiraf edeyim. Kardeşimin deyimi ile şaşkınlığımı buradaki videoda siz de görebilirsiniz. Video ayrıca tüm ödül töreninden güzel anları kapsıyor.
Sezer İltekin, Ozan Ün, Hakan Cezayirli ve Vuslat Doğan Sabancı
Ödülü almış olmanın verdiği haklı gurur ile diğer finalistlerin ödüllerini almasını keyifle seyrettim. Ben özellikle Sn. Gülenay Börekçi 'nin Egoist Okur (3) isimli blog'unu çok beğendim. Ödül almasına çok sevindiğimi söylemek isterim. Her kategorinin ödülleri dağıtılınca, bir de jüri özel ödülü takdim edildi ve kısa bir ara verildi. Tüm değerli blog sahiplerini buradan bir kez daha gönülden tebrik ederim. (4) Bir yandan tebrikleri kabul ederken eşime, anneme ve kardeşime telefon ettim. Uzaklarda onların da mutluluğuma ortak olması ve yaşadıkları sevinç içimi ısıttı. Koskoca bir kalabalığın içerisinde aslında sevdiklerinizden uzakta yalnız olduğunuzda buna ihtiyaç duyarsınız. O zaman tepkisiz bir adamın bile yüzünde bir gülücük oluşur...
Bumads Ekibi, Bedük eşliğinde eğleniyor.
Aranın ardından Türkiye'de elektronik müziğin önemli temsilcilerinden Bedük'ün konseri başladı. Davetlilerin büyük çoğunluğunu oluşturan gençler doyasıya eğlenirken, birkaç şarkı dinledim ve gece boyunca güleryüzleri ile ortamı ısıtan Bumads ekibinin (5) denk gelebildiğim üyelerine teşekkür ederek kardeşimle buluşmak üzere yola çıktım.
Herkes Bir Gün 15 Dakikalığına Şöhret Olacak(6)
Aslında Stereo Mecmuası yayın yaptığımız konulara ilgi duyanların zaten bildikleri bir platform olsa da, aldığımız ödül vesilesi ile bugün bir çok insanın web sitelerimizden haberi oldu. Belki aralarından bir kısmı ilerleyen günlerde ve aylarda sitemizi takip etmeye devam ederler. Bugün telefonla beni tebrik eden bir çok değerli dostumun bana ilettiği kadarı ile bir çok internet platformunda, web sitesinde, haber sitesinde ve Hürriyet Gazetesinde aldığımız ödülle alakalı yazılar varmış. Sanırım Pop Art akımının arkasındaki deha her zamanki gibi tespitinde yanılmamış.
Teşekkürler
Stereo Mecmuası'nda birlikte olduğum tüm dostlarıma, eşime, aileme ve senelerdir bizlere destek veren herkese çok teşekkürler. Hepiniz iyi ki varsınız! Ayrıca güzel akşam için Hürriyet ailesine çok teşekkürler.
Ödül Hakkında
Birincilik ödülü olarak takdim edilen heykelcik müzik arşivimin önündeki yerini aldı. Bir bakarsınız ilerleyen yıllarda yanına yeni arkadaşlar gelir. Hayatın insana neler getireceğini kim bilebilir:)
Notlar; (1) Seçil; Seçil Cezayirli nam-ı diğer hayat arkadaşım... (2) Daha fazla ayrıntıyı buradaki yazımda bulabilirsiniz. (3) Sitenin teması gerçekten çok hoş tasarlanmış. İçeriği de son derece keyifli. Bence çok güzel bir birleşim... (4) Tüm listeye ulaşmak için buraya tıklayınız (5) Neslihan Yenice, Hilal Meriç ve ödülleri güvenli bir yere koymak konusunda bana yardımcı olan ancak ne yazık ki ismini unuttuğum siyah/yeşil kıyafetli genç hanımefendiye selamlar...
(6) Andy Warhol.
EklerBu bölüm önümüzdeki saatler ve günlerde tekrar güncellenecektir.
Bumerang, Hürriyet'in internet yayıncılığına dolaylı yoldan destek verdiği bir oluşum. Bundan neredeyse 6 ay önce sevgiliBülent Şaman'ın vasıtasıyla haberdar olduğumuz yeni nesil bir internet platformu. Aslında sistem dört seneden beri faaliyetlerine devam ediyor ancak benim tanışmam biraz daha geç oldu...
Sistemin ana fikri aslında çok basit. Bumerang sisteminin en önemli özelliği blog sahiplerini (yazının devamında blogger olarak tanımlanacaktır) bir araya toplaması. Blogger'lar “yazarkafe” olarak isimlendirilen bir havuz içerisine kendi yazılarının belirli bölümlerini ekleyerek bu havuzun içeriğini zenginleştiriyorlar. Havuz bir yandan zenginleşirken okuyucular belirli konu başlıklarını seçerek (örneğin teknoloji) sistem içerisinde bulunan yazıları seçimlerine göre filtreleyerek ilgilerini çeken yazılara ulaşabiliyorlar.
Ödül Gecesinde Bumads Standı. Resim Bumads web sitesinden alındı....
Sistemin bir diğer avantajı blog sahiplerinin reklam geliri elde etmelerine olanak veren bir pazarlama sistemine sahip olması. Bumads olarak adlandırılan servis diğer bir çok reklam mecrasının aksine tıklama veya gösterim başına reklam tutarı ödemek yerine kuralları, geliri ve yayın şartları çok belirli bir sisteme sahip. Sözgelimi 3 gün boyunca yayınlayacağınız bir reklamdan elde edeceğiniz gelir daha ilk başından belli. Özellikle genç blogger'ların alan adı gibi giderlerini karşılamaları için harika bir sistem.
Ödül aldığım Bumads Gecesinde Hürriyet İnternet Grubu Başkan Yardımcısı Erhan Acar konuşmasında sistemin ilgi çekici yaklaşımına dair güzel bir açıklama yaptı. Aynen aktarmak isterim;
“Bloggerlar artık emeklerinin karşılığını sadece trafik değil, iyi gelirler kazanarak da alacaklar. Hayalimiz; bir seyahat blogcusunun görmediği bir ülkeye Bumads aracılığıyla kazandığı parayla gidebileceği, bir fotoğraf blogcusunun istediği yeni kamerayı alabileceği, bir sinema blogcusunun ise daha fazla film izleyebileceği bir reklam ekonomisi yaratmak...”
Hürriyet İnternet Grubu Başkan Yardımcısı Erhan Acar. Resim Bumads web sitesinden alındı...
Stereo Mecmuası'nın Yeterince Geliri Yok Mu, Neden Ekstra Reklam Mecrası Arayışınız Var?
Evet bugün için Stereo Mecmuası'nın arkasında ülkemizdeki bir çok web sitesi ve blog'un aksine ciddi bir sponsor desteği var. Yayın yaptığımız sektörün en önde gelen sesi haline gelmeyi başardığımız şu kısa süre içerisinde gerek sponsorlarımız, gerek okuyucularımız gerekse de gönüllüler tarafından her zaman desteklendik. Bugün kendimize ait server sistemlerinde yüksek bant genişliğinde yayın yapabiliyor, çok sayıda veritabanımızın binlerce kullanıcıya hizmet verebildiği bir çok web sitesinin hayallerini süsleyebilecek bir sistem kullanıyoruz. Dışarıdan baktığında basit bir Wordpress sistemine sahip bir siteler grubuna sahipmişiz gibi gözükebilir ancak zaman zaman yüzlerce hatta binlerce okuyucunun bir anda sistemimize yönlenebildiğinde sistemin sağlıklı çalışmaya devam edebilmesi ciddi bir servis alma gereksinimi doğuruyor. Bu duruma özellikle elektronik dergilerimizi yayınladığımızda denk geliyoruz.
Stereo Mecmuası olarak Bumerang sisteminin bir parçası olmamızın sebebi reklam gelirlerinden ziyade genç okuyucu kitlelerine ulaşmak ve onların bulunduğu ortamların bir parçası olmak veya olmaya çalışmaktır.
Müzik ve müziği dinlemek için gerekli ekipmanlar bütünü, dışarıdan baktığınızda son derece pahalı bir hobi olarak gözüküyor. Belki bizler senelerdir bu tarz sistemlere sahip olmanın verdiği alışkanlıklarla bu hobinin kapsadığı konuları günlük hayatımızın birer parçası gibi görüyoruz. Ancak dışarıdan baktığınızda iş hayatına yeni atılan bir gencin veya bir üniversite öğrencisinin kısıtlı maddi imkanları ile bu dünyanın parçası olmayacağı gibi bir düşünceye sahip olması gayet doğal. Stereo Mecmuası'nın bence en önemli görevi işte burada ortaya çıkıyor...
Gençler ile hi-fi'yi bir şekilde tanıştırmak....
Stereo Mecmuası Günlükleri'nin Ortaya Çıkışı
Daha ilk günden beri Stereo Mecmuası Günlükleri veya sonradan kendi ismimi aldığı haliyle Hakan Cezayirli Blog'u, hi-fi ve müziğe bakış açısı olarak daha lifestyle bir tarz ile ilerledi. Konuyla alakası olmayan bir ziyaretçi Stereo Mecmuası'nı incelemeye başlayınca ilk birkaç dakika içerisinde sayfayı kapatabilir. Çünkü ana sitemiz genelde asıl okuyucu kitlemizin anlayacağı nitelikte yazılarla dolu. Yüksek tutarlı ürünlerin haberleri, teknik makaleler derken konuyla alakası olmayan bir insanı korkutacak bir içeriğimiz var.
Ancak şunu her zaman biliyorum ki, evlerinde akıllı telefonlarıyla, tabletleri ile veya çok basit taşınabilir müzik çalarlar ile müzik dinleyen bir çok genç meraklı var. Tutarı çoğu zaman bir hifi sisteminin çok daha az tutarlarında fiyat etiketlerine sahip olan dock sistemleri, kulaklıklar ve müzik setleri ile müzik dinleyen geniş kitleleri de unutmayalım...
Tüm bu kitle geleceğin hi-fi dünyasının birer parçası olabilir. İşte bu bakış açısı ile tasarladığım blog'umda hi-fi'nin daha güleryüzlü tarafını insanlarla özellikle de gençlerle buluşturmak istemiştim. Görsel olarak ana sitemizden daha renkli, içerik olarak hemen herkesin ilgisini çekebilecek ancak bir yönüyle asıl okuyucu kitlemizinde ilgi alanlarını kucaklayacak bir blog'un Stereo Mecmuası'nı daha da ilerilere taşıyabileceğini düşünmüştüm ve sanırım geçmişte düşlediğim her şey bugün gerçek oldu...
Gelenekselleşmiş Hakanwork Orange:) banner'ımız.
Site Tasarımını Başarılı Bulmayanlara Ufak Bir not
Evet bir yönüyle baktığınızda site tasarımımızı teknik açıdan başarılı bulmayanlara hak verebilirim. Stereo Mecmuası şu an için Wordpress için yazılmış ve ücretsiz dağıtılan Arras isimli tema ile okuyuculara hizmet vermektedir. Arras teması üzerinde fazla bir değişiklik yaptığımızı söyleyemem. Zaten bunu yapmak için gerekli zamanımız yok. Stereo Mecmuası, genel olarak iş hayatından arta kalan zamanlarda hobisel amaçlarla ortaya çıkan bir web oluşumu. Bizim için içerik her zaman görsel detaylarla uğraşılarak geçirilecek zamandan daha önemli olmuştur. Hedefimiz ve amacımız her zaman okuyucularımızın ilgisini çekecek içerik üretmektir. Görsel bazı düzenlemeler yapmamız gerektiğinde üniversite öğrencisi genç arkadaşlarımızın eğitim masraflarına katkıda bulunarak bu çalışmaları onlara yaptırıyoruz. Böylelikle onlar eğitim masraflarını karşılarken, bizlerde kendimizce değerli zamanımızı içerik yaratmaya yönelik olarak kullanabiliyoruz.
Geçmişten bugüne, eğer benzersiz bir tema yaratmak isteseydim, ya özel bir tema yazdırır yada satışa sunulan kişiye özel temalardan bir tanesini çok rahatlıkla satın alabilirdim. Ancak biz bunun yerine zengin içeriğimizi görsel olarak "basit" şekilde destekleyen temaları tercih ettik. Küçük ve esprili dokunuşlar (örneğin Müzik sitemizin banner'ındaki Kurbağa Kermit) veya ilgi alanlarımızı öne çıkartan imgeler ile (bloğumun banner'ının Clockwork Orange'ın yazı karakteri ile tasarlanması veyaarka planının özel olarak seçilmesi) içeriğimizi destekledik. Görünüşe bakılırsa bu yaklaşımımız okuyucularımızdan ve ziyaretçilerimizden olumlu tepkiler alıyor. Ancak yakın gelecekte önemli bir görsel dönüşüm yaşayabiliriz diyerek yazımı burada sonlandırmak istiyorum...
Çinli hifi firmalarının batı dünyasına seferleri tüm hızıyla devam ediyor. Amerikanın önde gelen dağıtım firmalarının bir tanesinin web sitesini ziyaret ettiğimde yepyeni bir firma ile tanıştım, sizleri de tanıştırayım istedim. Firmanın ismi LM Audio. Ürettikleri ürün yelpazesi son derece ilginç. Klasik amplifikatörler ve pre-amplilerin yanında eski Western Electric türevi horn tiz sürücüleri ve hoparlör aksamları dikkat çekiyor.
Yukarıdaki resimde firmanın 210IA modeli amplifikatörü görülebilir. İsminden ürünün farklı bir vakum tüp ile donatıldığını düşünmüştüm ancak eski dostumuz 300B tüpleri hemen tanıdım.Single Ended Triode yapıdaki entegre amplifikatör 8W güç üretebiliyor.
300B tüpün boyutunu bilenler amplinin oldukça yüksek bir kesite sahip olduğunu fark edeceklerdir. Ancak retro tasarım ile yüksek kesitin görsel bir sorun olmasını önlemişler. Çinli üreticilerin bir çoğunda olduğu gibi ürün uzaktan kumanda ile donatılmış. Batılı üreticilerin aksine Çinli üreticiler yaşamı daha kolaylaştıran tasarımlara imza atıyorlar. Batılı ve Japon "eski" üreticilerin bir çoğu SET yapılı bir amplinin son derece basit yapıda olması gerektiğini savunuyorlar. Durum böyle olunca ekstra bir devre veya özelliği amplilerine eklemiyorlar. Çinli üreticilerde ise bu durumun tam tersini görebilmek mümkün. Havalı Vu-metre'lerden uzaktan kumandalara kadar her türlü oyuncak amplilerin üzerine ekleniyor. Fotoğraflarda görüldüğü kadarı ile görsel sonuç son derece başarılı ancak ses konusunda dinlemeden karar vermek mümkün değil...
Konu SET ampliler olunca ben daha ortodoks (veya tutucu) bir bakış açısına sahibin. Ampli tasarımının son derece pürist (sade) yapıda olmasını seviyorum. Ancak Çinli üreticilerin son yıllarda kat ettikleri yolu da yadsımamak lazım.
Tab Benoit ismini bilenler vardır mutlaka. Ancak ben yeni yeni tanışıyorum. 1967 Louisiana doğumlu Amerikalı müzisyen farklı blues tarzlarını başarı ile harmanlayan bir isim olarak tanınıyor. Ancak Louisiana doğumlu olması sebebi ile asıl ağırlığın Delta Blues'u olduğunu söylemem gerekli. Erken yaşlarda gitar çalmaya başlayan Benoit ilginç şekilde dini eğitim görmüş. Çeşitli blues topluluklarında çalışan Benoit bazı önemli müzisyenlerle çalışma fırsatı bulmuş. Liste kabarık... Benoit'nın oldukça şanslı olduğunu söylemek mümkün. Hem kabiliyeti hemde belki de şansı sayesinde hep ortalamanın üzerinde kulüplerde iyi müzisyenlerle çalışmış. Benoit genelde kendi bestelerini çalmayı tercih ediyor.
1999 yılında Homesick For The Road albümü ile başlayan müzik kariyeri çok sayıda albüm ile devam etmiş. 2011 yılında ise Telarc plak firmasıyla anlaşmış ve firmadan ilk albümü olan Medicine'i yayınlamış... Hemen hemen tüm müzik eleştirmenleri Medicine'i Benoit'nın kariyeri boyunca yaptığı en iyi albüm olarak nitelendiriyor. Şansa bakın ki, benim ilk edindiğim Benoit albümü de Medicine...
İlk önce şarkı listesi;
1. Medicine 5:47
2. Sunrise 3:45
3. A Whole Lotta Soul 5:30
4. Come And Get It 3:10
5. Broke And Lonely 5:32
6. Long Lonely Bayou 4:33
7. In It To Win It 4:01
8. Can't You See 4:16
9. Nothing Takes The Place Of You 4:01
10. Next To Me 5:01
11. Mudboat Melissa 4:36
Albümde Benoit'nın yakın arkadaşı Anders Osborne'nun büyük katkısı var. Osborne, İsveç doğumlu bir müzisyen. 90'larda Louisiana'ya yerleşip burayı evi bellemiş. Son derece ilginç albümleri var. Bir göz atabilirsiniz.. Albümdeki müzisyenler ise şu şekilde, Tab Benoit - Gitar ve vokaller. Anders Osborne - Gitar ve geri vokaller. Ivan Neville - Klavye. Corey Duplechin - Bas. Michael Doucet - keman ve vokaller. Brady Blade - Davul.
Albüm tam anlamı ile bir klasik blues albümü. Hoşuma giden bir şey Benoit'nın vokal tarzından dolayı bir çok şeyi anlayabilirsiniz. Memleket özlemi, eski kız arkadaşın yaptıkları ettikleri, bölgenin hasat dönemi sorunları gibi klasik konuların ele alındığı albümde, müzik müthiş.. Örneğin Long Lonely Bayou harika bir şarkı. Can kulağı ile dinleyin.. Benoit belki de aldığı dini eğitim sebebi ile Delta Blues'un konu ettiği bazı karanlık konuları açık açık ele almıyor. Ancak albümün ismi de kapağı da, blues bir müzisyeninin bu konulardan ne kadar uzak durabileceğinin bir göstergesi.. Albüm çok keyifli. Ancak Janblues plak firmasından yayınlanan albümlere de göz atmanızı öneririm...
Herkese selam,
Stereo Mecmuası'ndan güzel haberler var. Hürriyet Bumerang'ın bu sene ilk kez düzenlediği "Blog Ödülleri" yarışmasında bloğum(uz) finalist oldu. Aslında bu güzel haberin daha farklı bir zamanda gelmesini tercih ederdim. 1 ay boyunca İstanbul'da kalacağımız bir dönemde Seçil'in annesinin beyin damarlarından bir tanesinde oluşan emboli (pıhtı) sorunu nedeniyle tüm programımızı iptal etmek zorunda kaldık. Arkasından Bumerang Ödüllerinin finaline kaldığımı öğrendim. İster istemez bir günlüğüne İstanbul'a gidip dönmek durumundayım. Gerek şahsi işlerim gerekse de Stereo Mecmuası ile alakalı yapacağım firma ziyaretlerini biraz ertelemek zorundayım ne yazık ki. Sonuçta sağlık en önemli şey.
Hemen her yarışmada olduğu gibi finalistleri ve akabinde kazananları beğenmeyenler, onları yargılayanlar ve eleştirenler olacaktır. Bu kez eleştirilerden bende nasibimi alacağım. Muhtemelen bir çok kişi Bumerang Ödülleri finalist listesinden Stereo Mecmuası sayfalarına yönlenerek web sitemizi ziyaret ediyorlardır.
Okuyucularımı bilgilendirmek amacıyla okumakta olduğunuz blog, "En Tarz Blog" kategorisinde aday oldu. Aşağıda ilgili kategorinin açıklaması var.
En Tarz Blog: Kullanılan görsellerin içerikle uyumlu bir biçimde bütünleştiği, renk kullanımlarıyla dikkat çeken, ziyaretçilerine kolay ve rahat bir okuma sunan özgün, yaratıcı tasarıma sahip siteleri kapsar.
Stereo Mecmuası ve onu oluşturan alt bölümlerde senelerden beri hiç karşılık beklemeden yayın yaptığımız alanlarda özgün içerik sunmaya çalışıyoruz. Bugün ülkemizdeki bir çok web sitesi ve bloğun aksine, ciddi sponsorlarca desteklenen, okuyucularının da ellerini taşın altına sokarak gönülden destekledikleri ticari içeriğe sahip olmayan örnekleri dünyada son derece nadir bulunan, bloglar, forumlar ve özel içeriğe sahip alt bölümlerle oluşturulmuş dev bir platformun küçük bir parçası olan bloğumla ilk kez böylesine bir organizasyona sizler adına katılacağım. İş dünyasında sayısız kez katıldığım bu tarz bir organizasyona bir hobi projesi olan Stereo Mecmuası adına katılmak ayrıca bir keyif. Yarışma ve ödül kısmı ise tüm bu sürecin en önemsiz kısmı...
Sitelerimize, yazıya konu olan ödül listesinden ulaşan değerli ziyaretçilerden merak edenler hakkımızda ayrıntılı bilgileri bu sayfada bulabilirler. Ek bilgi için ise TRT ekranlarında web sitemizi tanıttığımız programın videosuna bir göz atabilirsiniz.
Senelerdir bizleri destekleyen okuyucularımıza ve yayınlarımızın devamı sağlamamıza destek olan sponsorlarımıza teşekkür ederim. Ayrıca bu yarışmaya katılmak konusunda ilk ateşi yakan Bülent Şaman'a teşekkürler...
Son günlerde müzik dünyasında önemli gelişmeler yaşanıyor. EMI'nin iki parçaya bölünerek satılması konusunu geçtiğimiz günlerde Müzik bölümümüzde işlemiştik. Bu yazımda dijital müzik alanındaki gelişmelere göz atmaya çalışalım. 2011 senesinde dijital müzik satışlarında anormal bir artış gerçekleşmiş durumda. Başını Apple iTunes'un çektiği ve Amazon gibi diğer devlerin de yer aldığı dijital müzik satış havuzunun değerinin milyar dolarlar seviyesine eriştiğini biliyoruz. Her ne kadar sağlıklı istatistikler şu an için yayınlanmamış olsa da, CD satışlarındaki aşırı gerilemesinden kaynaklanan zararın büyük bölümü dijital satışlar sayesinde kapatılmış. Plak satışlarında ise artış devam ediyor. Plak satışları son 5 yılın rekorunu kırdı ve geçen yıla göre satışlarda %40′lık bir artış var. 2011′in ilk altı ayında oldukça hızlı bir artış gösteren plak satışları ikinci altı ayda kötüye giden ekonomik koşullardan dolayı biraz azalsa da, rekor üzerine rekor kırmaya devam ediyor. İlk altı aydaki artışın %55 civarında olduğu söylenirken satılan adet 240.000 adedi geçmiş durumda. Biraz daha fazla ayrıntıyı şuradakiyazımızda bulabilirsiniz.
Son dönemlerde MP3 çalarların yerini akıllı telefonlara ve tabletlere bırakması ile dijital müzik satışlarında daha da fazla artış yaşanacağını öngörmek mümkün. Ancak tüm bu olumlu tablonun yanında bazı olumsuzluklarda mevcut.
Bunlardan en ilgi çekicisi geçtiğimiz hafta 200 civarındaki daha küçük boyutlu plak firmasının dijital müzik dinleme hizmeti sağlayan Napster ve Spotify'den çekilme kararı almasıydı. Burada Spotify çok önemli bir servis. Last FM ile beraber ülkemizde de bazı yatırımların ilham kaynağı olan Spotify'e Sony, EMI, Warner, Universal gibi şirketler de destek veriyordu. Bu durumun en önemli sebebi bahsi geçen servislerin satışlardan aldığı kar marjı. Küçük plak şirketlerinin yaşamasında bu marjların çok önemli bir değeri var. Marjların azalması onların ayakta durmasını zorlaştırıyor. Tam olarak açıklanmasa da, özellikle Spotify'in satışlardan aldığı geliri yamyamlık olarak nitelendiren bağımsız şirket sözcüleri, büyük firmaların pazarlık güçlerinin kendilerinde bulunmamasının pazarlık şansını azalttığını belirtmişler ve bu yüzden tüm içeriklerini bahsi geçen sitelerden çekmişler.
Son günlerin en önemli dedikodusu ise büyük plak şirketlerinin kendi aralarında bir anlaşma yaparak 2012 yılında CD üretimini sonlandırma kararı almaları. Bu konuda kesin bilgiler olmamakla birlikte CD satışlarının 2011 yılında toplam satışlara göre azalan performansının bu kararın gerçek olabileceği konusunda bazı ipuçları verebileceğini düşünüyorum.
Tabii ki, bu bir anda yaşanan bir süreç olmayacaktır ancak gelişmelerin benim gibi arşivciler veya çalacağım albüm elimin altında bulunsun zihniyetindeki meraklılar için çok olumlu olmayacağı aşikar.
Son günlerin en önemli gelişmesi ise Google Müzik servisinin kullanıcılara açılması. Android'in gücünü arkasına alan Google'ın müzik mağazası pazarda ciddi bir konuma gelebilir. Bildiğiniz gibi son zamanlarda cep telefonları ve tablet konusunda Android iyi bir performans gösteriyor. Bu performansın müzik satışlarına yansıması durumunda Google'ın Apple ve Amazon gibi sitelere ciddi bir rakip olacağını söyleyebiliriz. En aşağıda Google'ın müzik servisi ile ilgili videosu var ve video son derece keyifli...
Şu duruma göre; Apple, Google, Amazon gibi şirketler müzik mağazası formatının sonunu getiriyorlar. Satışlardaki payları gitgide artıyor. Anlaşılan müzik satışlarından ciddi bir pay alıyorlar ve bu durum müzik endüstrisinin hoşuna gitmese bile, firmaların şu an yapabilecekleri hiçbir şey yok. Bağımsız plak şirketleri ise bu durumdan büyük zarar görüyorlar ve kısa zaman içerisinde farklı oluşumlara gidebilecekleri konuşuluyor.
Sizlere arada sırada Finite Elemente ürünlerinden bahsediyorum. Alman firmanın tasarımlarını beğenmemin yanında sese olan etkilerini kendi kulağımla duyduktan sonra sevgim daha da arttı. Alman firma aslında Pagode adını verdiği raf serisi ile dünyaca ünlenmişti. İlerleyen yıllarda ürünlerin çeşitli versiyonlarını üretti; Signature vesaire gibi. Sonunda Pagode'ler üzerinde kullandıkları teknolojileri yepyeni bir raf sistemine uyarlamışlar ve ortaya Emperor çıkmış. Açıkçası pek şık görülüyor. Yazılan çizilenlere göre ses etkisi de bayağı olumluymuş. bakalım belki bir gün bir yerlerde denk gelirim.
Son günlerde bir çok okuyucum "Plak Koleksiyoncusunun Rehberi" yazı dizisinin devam edip etmeyeceği ile ilgili sorular soruyorlar. Merak etmeyin yazı dizisine üçüncü bir bölüm ile devam edeceğim. Yeni bölüm konunun incelikleri ile alakalı olacak. Sanırım biraz teknik konuları ele alacağım. Örneğin plak şirketlerinin baskılarında kullandığı özel işaretler ve kodlar bir yazı dizisi konusu olabilir. Yeni dizi başlayana kadar eski yazıları okumak isterseniz aşağıdaki koyu renkli linkleri kullanabilirsiniz.
Amerika New York'tan bir müzik mağazası. Mağazanın adı Village Music World. Son yıllarda CD'lere talebin düşmesi nedeniyle New York'ta kapılarını kapatmaya hazırlanan mağazalardan bir tanesi. Basından öğrenebildiğim kadarı ile büyük Amerikan kentlerinde bir çok müzik mağazası kapılarını kapatmış. Hemen her yıl CD satışlarının %20 seviyesinde düşmesiyle beraber patlayan ekonomik kriz satışları durdurmuş ve mağazalar birer birer kapanıyormuş. Ülkemizde bu süreç çok daha önce yaşandı ve ancak bir avuç mağaza ayakta kalmayı başardı. Acı ama gerçek...
Sizlerle Artisan Fidelity firmasından Christopher Thornton’ın elinden çıkan bir Technics SP-10 pikabı paylaşmak istiyorum. Technics SP-10 uzun yıllardır hem Batı dünyasında hemde Uzakdoğulu odyofillerin peşinden koştuğu bir pikap. Ürünün özellikleri son derece üstün. Özellikle motor bölümü ve motoru kontrol eden ünite son derece başarılı. Günümüzde temiz bir SP-10 bulmak kolay değil ve oldukça yüksek fiyatlara el değiştiriyor. Ülkemizde ise hiç denk gelmedim... Christopher Thornton ürünün şasini özel bir maun'dan üretmiş. Genellikle mobilya üretiminde kullanılan bu özel maun ağacı oldukça kolay şekillendiriliyor ve ağacın iç yapısı son derece gözeneksiz. Yine harika bir çalışma. Pikap ise SP-10'un Mark II versiyonu. Fotoğraflarda görülen kol ise İngiliz Origin Live firmasının OL-1 modeli.
OL-1 modeli firmanın en basit kolu. Standart versiyonu 150 Sterlin civarında. OL-1 aslında Rega RB300 veya RB250 modellerinin modifiye edilmiş versiyonları. Firma etaplar halinde kollara modifikasyon seçenekleri sunuyor. Tüm modifikasyonlarla kolların fiyatları 600 Sterlin'i geçebiliyor.
Olay tam anlamıyla hifi ile alakalı değil ama çok komik. Yukarıdaki resim sevgili Fatih Burs tarafından gönderildi... Mektup kuvvetle muhtemel gerçek olmamakla beraber beni bol bol güldürdü. Bahsedilen albüm sanırım topluluğun Kings Of Metal albümü. Ben dayı (amca vs...) olsam albümün CD baskısında yer alan "Pleasure Slave" şarkısını bir çocuğa anlatmak konusunda ciddi sıkıntı yaşayacağımdan hiç dinletmezdim. En azından benim ilk aklıma gelen seçenek bu... Manowar seven okuyucularımın başka tahminleri varsa onları da yorumlar kısmına alalım...
Özellikle ülkemizde taş plaklar nedense kutusuz veya koruyucusuz saklanıyor. Yurtdışında bu tarz plakları koruyabilmek için ilginç çözümler var. Bunlardan bir tanesi özel çantalar. Yaklaşık 20 adet plak alabilen bu çantalar 10 Dolarlık fiyat etiketine sahip. Mantık olarak bir dönem çok popüler olan ve her birimizde bulunan büyük CD çantaları ile aynı. Ülkemizde hiç bu tarz bir ürünle denk gelen var mı?
Japon Micro Seiki'nin ürettiği RX1500 serisinin bir üyesi olan RX 1500 VG 1984 yılında üretilmeye başlamış. Sanırım bundan bir sene sonra Avrupa ve Amerika pazarlarına da sunulmuş. Pikabın önceki RX 1500'lerden farklı geliştirilmiş motoru ve platosu. Önceki modellerde masif alüminyumdan üretilen plato yerine masif bronz bir plato geliştirilmiş. Motor ünitesi ise evlere şenlik. Ayıca bir vakum ünitesi var ki Micro Seiki mühendisleri bunu plakları platoya daha rijit bir şekilde temas ettirmek için kullanıyorlar. Pikaba 4 kol takabilmek mümkün. Resimdeki kollar yanılmıyorsam üst kısımda bulunan MA 701 ve sağ taraftaki ise MAX serisinden. Belki MAX 282 belki de MAX 237...
Sizlere geçtiğimiz günlerde AASM'de bir kayıttan bahsetmiştim. Kaydın ilk örnekleri elime ulaştı. Bazı sürprizler okuyucularımızı bekliyor. Kayıttan izlenimleri kayıt sırasında yaşananları ve bol bol fotoğrafı sizlerle yakında paylaşacağız. Aslında zamanımız olursa oldukça ilginç bir konsepte sahip bir makaleler zinciri ortaya çıkabilir. Kayda katılan müzisyenlerin görüşleri, kayıt mühendisinin notları ve bir müzik dinleyicisinin (o ben oluyorum) izlenimleri.. Kayıttan ses dosyalarını da her zaman olduğu gibi ana web sitemiz üzerinden sizlerle paylaşmayı planlıyoruz. Çok yakında...
Geçenlerde bloğumda gezinirken geçmişte yaptığımız yukarıdaki banner'ı gördüm ve yine çok güldüm. Aslında çok keyifli olmuştu banner ama "Alın verin ekonomiye can verin" kampanyası bitince kullanmanın bir manası kalmadı ne yazık ki. Şu aralar ekonominin moda konusu "cari açık"
Bir bakarsınız cari açık için yeni bir kampanya düzenlenir ve yine eğlenceli bir banner yaparız...
The Kick Inside, meşhur Kate Bush'un ilk albümü. 1978 yılında yayınlanan albümden çıkan ilk hit "Wuthering Heights" İngiltere'de uzun süre bir numara olarak kalmıştı. Hatta Bush bu albümle altın plak kazanmıştı. Albüme destek veren isimler göz kamaştırıcı. Listeye bakalım; Duncan Mackay, Ian Bairnson, David Paton, Alan Parsons Project'ten tanıdığımız Andrew Powell ve Stuart Elliott ve Pink Floyd'tan David Gilmour... Yukarıda hareketli görüntüyü aşağıda ise orijinal kapağı görebilirsiniz…