Konser: KonstruKt ve Joe McPhee @ İstanbul Babylon


Geçen ay neredeyse günü birlik İstanbul'a kalkıp gitmek zorunda kalmıştım bir konser için. Yine canlı canlı Peter Brötzmann'ı seyretme şansı buldum ve kurtlarımı döktüm. KonstruKt ekibi son yıllarda öyle işler yapıyor ki, pılıyı pırtıyı toplayıp İstanbul'a gitmekten başka yapacak bir şey kalmıyor. Aman nasıl olsa bir süre rahat dururlar derken bu ay içerisinde Joe McPhee'nin ülkemize geleceği haberi kesinleşti ve bana yine İstanbul yolları gözüktü.

Yahu nasıl gözükmesin. Joe McPhee geliyor. Müzisyen 1939 doğumlu, seyretmek için kaç fırsatımız olacak diyerek işleri güçleri bırakmak şart oldu. Neredeyse hemen her tür üflemeli çalgıyı çalabilen McPhee, John Coltrane, Albert Ayler ve Ornette Coleman gibi isimlerle çalışma fırsatı bulmuş. Arkasından Avrupa dönemi başlıyor. Bu dönemde de Ken Vandermark, Peter Brötzmann, Evan Parker, Mats Gustafsson, Jeb Bishop, Clifton Hyde gibi isimlerle çalma fırsatı buluyor. Zaten şu kısa liste benim açımdan rüya gibi. Sevdiğim tüm isimler bir arada. McPhee'nin kendisi ayrı bir hikaye zaten...



Konser günü oldukça yoğun bir programla başladık. İlk önce Nişantaşı Reasürans Galerisinde "Hasan Deniz" fotoğraf sergisi arkasından akşamüstü rakısı ile devam eden program, Reha Arcan ile Babylon'da konser öncesi DJ'lik ile devam etti. Bu arada rakı sofrası için bir not, konserin sponsoru TSP firmasının genel sekreteri Sn. Rüştü Çelebioğlu ve Marmaris'ten konser için gelen arkadaşı Sn. Tunca Erdoğu ile eski İstanbul sohbetlerinden bugünlere harika bir muhabbet oldu. Keşke daha uzun sürseydi dedim içinden. Umarım bir yerlerde yine denk gelir ve yine keyifle sohbet ederiz...


Tabii Reha Arcan ile beraber, konser öncesi Ornette Coleman'dan Diamanda Gallas'a kadar uzanan geniş bir listeden şarkılar çaldık. Bu arada mekanlarda artık yeni teknoloji CD turntable veya ne deniyorsa onlar kullanılıyor. Eskisi gibi Technics 12xx pikapların başında DJ'lik yapılmıyor. Ancak buna rağmen rahat durmayıp devirle oynamaktan, şarkıları üst üste bindirmeye kadar her türden numarayı yapmaya devam ettik. Reha yukarı katta DJ'liğe devam ederken ben kulise doğru yola çıktım.



Kulis'te bayağı uzun kaldım galiba. McPhee'nin anıları ve keyifli sohbetinin yanında İstanbul'u komşu kapısı yapmak zorunda kalıp işlerimden uzaklaşmamın en büyük müsebbibi haline gelen (şaka tabii) Umut Çağlar, Özün Usta, Korhan Futacı ve Korhan Arguden'den oluşan KonstruKt ekibi ile uzun uzun sohbet ettik. Joe McPhee kadar önemli bir müzisyen olup, egolardan bu kadar uzak, sempatik bir adam daha tanıdığımı hatırlamıyorum. Havalimanında valizini kaybetmiş olmasına rağmen son derece neşeliydi. Ne muhabbetler, ne muhabbetler..

Avrupa ve Amerika'da konserlerde yaşanan eğlenceli sıkıntılar, özellikle Ornette Colemann ve Peter Brötzmann ile anılar derken bir ara aklımdan ya konseri boş versek, sohbet etsek diye düşünmedim değil. Konserin yaklaşmasına yakın bir delilik yapıp Reha, bendeniz, KonstruKt ve Joe McPhee bir kaç poz fotoğraf çekildik. Pek güzel bir anı oldu yahu!

Konser için Babylon'a geçince sevgili Murat Akduman gibi tanıdık yüzlerle karşılaştık, kısa bir sohbetin ardından konser başladı.



KonstruKt bu konserde yeni elektronik oyuncaklar ile donanmış şekilde çıktı sahneye. Bu yenilikçi sound'a McPhee'nin ne olursa olsun kendisine özgü tonu eklenince çok güzel bir performans seyrettik. McPhee müzikte özellikle elektroniklerin işin içerisine girmesinden hiç şikayetçi olmadığı gibi bunu destekliyormuş. Ayrıca sahnedeyken müziği can kulağı ile dinleyip, her notayı kendim basarım tarzının çok uzaklarında bir anlayış ile gerçekten az ve öz cümleler kuruyor. Zaten duyduklarınız yetiyor artıyor. Hoş duymasanız da olur yahu, karşınızda Joe McPhee var. Seyretmek bile yeter...

Konser nasıl geçti bilemedim gerçekten. Başladı ve bitti. Ancak programlar devam etti. Hafta içi Timpani'de sohbet ve muhabbet toplantısı oldu. McPhee bir tat bir doku kıvamında müziğinden örnekler verdi. Timpani'deki performans ve sohbetin videoları mevcut. Sevgili Adnan Arduman videolara alt yazıda eklemiş. Buraya tıklayarak büyük ustanın keyifli sohbetinden bazı bölümler dinleyebilirsiniz. Meraklısına bulunmaz nimet...


Konserin akabinde geleneksel olduğu üzere imzalar alındı, o cicilerimi de yakında eklerim bloğuma. Yazının sonunda ie teşekkürler. Tabii ki yine ilk teşekkür eşime. Yine bir konser yine ben İstanbul'da eşim İzmir'de. Ama bu defa bir kaç gün sonra kendi işlerini toparlayıp kısa bir İstanbul turu attık beraber. Diğer büyük teşekkür konserin sponsoru TSP firmasına. İçimizi bukan tek şey, konserin gerçekleşmesinde en önemli payı olan insanlardan olan Sevgili Savaş Arıhan ağabeyin çeşitli sebepler ile konsere gelememesiydi.

Her konser yazısında yaptığım gibi bitireceğim bu yazıyı; KonstruKt (Umut Çağlar, Özün Usta, Korhan Futacı ve Korhan Arguden) elinize, kolunuza, nefesinize ve yüreğinize sağlık! Joe McPhee’ye Allah uzun ömürler versin, daha nice performanslarını keyifle dinleyelim…

İzmir Semalarında Doğaçlama Gecesi: Konjo ve Noksan


İzmir'de yaşayıp çok fazla yenilikçi müzik dinleme fırsatımız yok. Caz festivalleri, konserler olmuyor değil ancak son yıllarda nedense daha ana akıma kayış var. Durum böyle olunca benim gibi biraz şanslı insanlar özellikle İstanbul'da kurtlarını dökebiliyorlar. Geçenlerde Facebook'a boş boş bakarken Şevket Akıncı'nın İzmir Fransız Kültür Merkezinde konser duyurusunu görünce irkildim. Konser 04 Nisan Cuma günüydü ve aynı gün öğle saatlerinde haberim olmuştu. Aslında bu da ayrı bir İzmir geleneği ortalıkta ne konser oluyor ne etkinlik var, pek belli değil. Şansa denk gelmek veya birilerinin (özellikle Aydın Eroğlu) haber vermesi gerekiyor. Öbür türlü bir şeyler kaçıyor devamlı. Neyse efendim, hızlı bir şekilde geleneksel akşam rakı-balık etkinliğini iptal edip Seçil Hanım ile Alsancak'a doğru yola çıktık.

Aslında içten içe, eşimden biraz korkuyordum, fazla deneysel işleri sevmiyor ve evde bu tarz müziği dinleyeceğim zaman kulaklık ile idare ediyorum. Ancak konserlerde daha rahat oluyoruz, aslına bakarsanız evde müzik setinde bu tarz müziği dinlemekten ziyade bende konser tercih ederim.Bakalım akşam ne olacak..

Konserin saatini yanlış öğrenince biraz önce gidip Şevket Akıncı ve diğer müzisyenlerle ile sohbet ettim. Konser saati geldiğinde ise ilk önce "Konjo" sahne aldı. Konjo ekibi şu şekilde; Şevket Akıncı: Gitar, dombra, vokal. Orçun Baştürk: Davul, gitar, vokal. Sumru Ağıryürüyen: Vokal, akustik vurmalı çalgılar.

Bu tarz müziği kategorize etmek çok zordur zaten buna gerek yoktur. Konjo ekibini bir çok farklı projelerden tanıyoruz ve her müzisyen birden fazla enstrüman çalabildiğinden sahnede doğaçlamaların havalarda uçuşacağı zaten çok belli. Elektronik altyapılar üzerine, caz, blues ve etnik öğelerin bir birleşimi olarak tanımlarsam yanlış olmaz. Örneğin benim zihnimde Moğol/Türk etkileri, şamanlar canlandı konser boyunca. Eşimin şamanlar ve Hint yarımadasından ezgiler akmış zihninden. Birazcık Albert Kuvezin'in Yat-Kha'sı, azıcık Huun-Huur-Tu... Bu tarz müziğin bence en büyük güzelliği müzisyenin ne düşündüğü değil sizin olayı nasıl anlamlandırdığınız... Aynı konseri seyreden çok sayıda insanın düşünceleri kimi zaman bambaşka olabiliyor.



Kısa bir aranın ardından sahneye "Noksan" çıkıyor...

Noksan bir nevi bir müzisyenler topluluğu. Anladığım kadarı ile her konserde farklı bir ekip sahneye çıkıyor ancak kendi tarzı açısından bir nevi "super band" tabir edilebilir. İzmir konserinde topluluk şu isimlerden oluştu. Sarp Keskiner: Gitar, orglar, oyuncaklar, kil flütler, melodika. Orçun Baştürk: Davul, ziller. Şevket Akıncı: Gitar, piyano. Cem Karal: Bas. Kemal Begtaş: Sampler, çeşitli enstrümanlar..

Yine müziğin kategorize edilmesi açısından kendimi hiç zorlamayacağım. Elektronik alt yapılar (ki bazen üst yapıda demek mümkün oluyor) ile deneysel rock, blues ve çok sayıda enstrümanın yardımı ile farklı coğrafyalara uzayan bir tarz..

Önümüzdeki günlerde Müzik Hayvan'ından bazı örnekler dinleme şansı bulacağız. Takip etmekte fayda var. Bu arada bloğu takip edenler açısından havadis olabilecek bilgi; Sarp Keskiner'in Müzik Hayvanı / Kronovox Archives ismiyle çok sayıda vukuatı yayınlanacak. Sevket Akıncı keza bazı vukuatlarla Müzik Hayvan'ından albüm yayınlıyor. Takibe devam...



Fransız Kültür Merkezinin konser salonunu çok özlemişim yahu. Neredeyse çocukluğum burada geçti! Valla eski bir salon, çok özelliği yok daha doğrusu AASM gibi iddialı değil ama bana sorarsanız bir çok salondan daha keyifle müzik dinleniyor.

Çok güzel oldu bu Cuma akşamı...

Not: Mutlaka soranlar olacak, konser sonunda Seçil Hanımın durumu ne oldu diye. Özellikle "Konjo" performansına bayıldı. "Noksan" performansını da beğendi. Eh körle yatan şaşı kalkarmış değil mi?

Inception Oldum


* Hanım kızımızın elindeki fotoğrafları görünce bu başlığı attım. Yönerge: bacaklarla meme arasına bakılacak :)

Superman Plağı



Geçtiğimiz haftalarda sizlere bir Batman plağından bahsetmiştim. Bu defa Superman'lisi denk geldi. zamanında radyoda piyes olarak seslendirilen Superman macerası artı şarkısı varmış plakta. Geçen defa yayınladığım aslında daha havalıydı içerisinde bol bol ıvır zıvır vardı ama farketmez, o yıllarda çocuk olsam bu plağı edinebilmek için de annemin babamın kafasını ütülerdim. Bunu da çok beğendim. Acaba eBay'den alsam mı kendime bir tane!

Westinghouse: Electronics At Work



Bu kez Westinghouse Electric Corporation tarafından hazırlanan bir videoyu bloğuma ekliyorum.. Gayet basit bir anlatımla tüplerin çalışma prensiplerini anlatan video firmanın tüpleri hakkında bilgilerde veriliyor. Videonun tarihi 1943 yılı. Bu arada Stereo Mecmuası'nda yaptığımız en iyi yaptığımız işler arasında bulunan Single Ended Triode’ların Tarihçesine Kişisel Bir Bakış bölümlerine de bakmayı unutmayın...

Beyaz ve Ahşabın Güzelliği



Vay vay vay! Harika bir müzik konsolu daha hem de televizyonu ile. Ancak marka ve modelini ne yazık ki bulamadım. Ancak daha önce gördüklerime pek benzemiyor tahminen bu tasarım Amerikalı bir firmaya aittir. Bu beyaz lake çerçevesi masif ahşap olan hifi ekipmanı ya Amerikalı tasarımcılar veya İskandinav tasarımcılar tarafından pek seviliyor. Özellikle elektronikler günümüzün Peachtree modellerine benziyor uzaktan.

Duvar Kağıtlık Hifi İllüstrasyonu



Ne yazık ki bu illüstrasyonun tasarımcısını bulamadım. Ancak bayağı hoş bir çizim. Motto olarak "feel the vibe, feel the music" eklenmiş ve merakımız olan hemen her şey bir şekilde çizim içerisine eklenmiş. Aslında bu pek güzel bir cep telefonu duvar kağıdı olur ama yeni nesil cep telefonlarında çözünürlükler iyice arttığı için daha iyisini bulmak lazım. Durun bakalım belki buluruz.

Kedinin Plakla İmtihanı


Bir süredir yeni bir plak animasyonlarını bloğuma eklememiştim. Bu sıralar yeni bir şeyler denk gelince siteye ekleyeyim dedim. Bu kez pikapta ne var belli değil ama internetin son yıllardaki fenomenlerinden bir tanesi olan kedi coşkusu var… Daha önce bulduğum animasyonlara göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Ludacris Headphone



Beats kulaklıkların piyasada çok sevilmesi ile tüm rap camiası kendi kulaklıklarını üretmek için kolları sıvamış görünüyor. Ludacris isimli söylenilenlere göre çok mühim şahsiyet kendi kulaklıklarını üretmek üzere Soul isimli bir şirketle anlaşarak yukarıda görülen şekilsiz ürünleri tasarlatmış. Tahmin edebileceğiniz üzere muhteşem ses kalitesi sunan Elite High Definition SL300 gürültü önleyici sistemine sahip ürün iPhone, iPad ve iPod uyumlu. İlk çıktığı dönemlerde 300 Dolarlık fiyatı ile pazara bambaşka bir boyut getiren kulaklıklar üretilen malların elde patlaması ile üreticiye yeni bir boyut kapısı açmış. Çok beğendim ille alayım diyen okuyucularımız Amazon'da bu patlak pardon güzide kulaklığa bakabilirler...

Muppet Show: Round The Mountains



Bir süredir hatta uzunca bir süredir Muppet Show coşkusu yaşamıyoruz bloğumda. Kaldığımız yerden devam edelim. Meşhur "Round The Mountains When She Comes" şarkısını ekleyeyim. Aslında şarkı Round The Mountains When She Comes, Round The Mountains When She Comes,Round The Mountains When She Comes kombosu şeklinde. Aslında bu şarkının Türkçe versiyonu daha bile güzeldi, Dağdan bir kız gelecek döne döneee Bir kız gelecek dağdan döne döneee Döne döne bir kız gelecek dağdaaan....

Batman Açılış Müziği



Benim bloğumda okuyucularımdan bir kısmı yaşıtım olduğundan ortak geçmişe sahip olduğumuz hemen belli oluyor. Geçtiğimiz haftalarda sizlere bir Batman plağından bahsetmiştim. Bu hafta içerisinde hemen eski Batman dizileri sohbeti başladı. Olaya tam damardan girmek için zamanında televizyonlarda oynayan son derece vahim olan ancak çocukluk hatıralarımızda güzel bir yeri olan Batman dizisinin açılış müziği aklıma geldi. Bu arada modern çağın büyük "çocuklarına" çeşitli platformlarda yayınlanan Batman oyunlarını da şiddetle tavsiye ederim. Nostaljinin dibini vuralım dostlar...

İskandinavya'dan Güzel Bir Sistem



Aslında bu sistem pek tarzım olan bir sistem değil hatta bana sorarsanız ben her türlü kendi sistemimi tercih ederim. Ancak mekanın mantıklı kullanılması ve renk uyumu pek hoşuma gitti. Ecnebiler büyük alanları mantıklı şekilde bölerek aslında mekan içinde mekan yaratmayı iyi beceriyorlar. Buradaki sistemde böyle bir eve kurulmuş. En güzel ve hoşuma giden şey, arka tarafa eklenen kütüphanenin içerisindeki projektörün duvarın diğer tarafına yani sistemin olduğu yere yansıtılması fikri. Aşağıda resimler var, belki bir fikir verir... Çok çok iyi fikir!





Colombia Reklamı ve İllüstrasyon


Gelmiş geçmiş en önemli plak şirketlerinden bir tanesi olan Colombia'nın İtalya şubesinin yayınladığı bir reklam daha doğrusu katalog reklamı. O yıllarda plakları toplayan meraklılar için kataloglar basılıyordu ve bu kataloglardan istediğiniz plakları seçip yerel mağazalardan tedarik edebiliyordunuz. İtalyanca yazılanlara bakılırsa bu katalog ücretsizmiş. Şimdi parasını versek bile bulamıyoruz o ayrı konu! Bu arada illüstrasyon da gayet keyifli bana sorarsanız...

Hifi Mağazası ve Hanımlarımız



Günümüzde pek azımız hifi alışverişlerine eşlerimiz (kız arkadaş, nişanlı vesaire) ile gidebiliyoruz. Bazılarımız ürünlerin fiyatlarını gizliyor, bazılarımız ise fiyatları gizlemese bile "hayatım müzik dinlemek için bu kadar para harcanır mı" mevzuularından bunalmış durumdadır. Tabii ki bu bir genelleme aksi durumlarda vardır. Şimdi kendinizi yukarıdaki fotoğrafın içerisinde hayal edin, eşinizin surat ifadesini ve aklından geçenleri düşünün. Ulan Hakan eve gidince şu elimdeki plağı kafanda kıracağım...

İçim ürperdi...

Western Electric: Bottle of Magic



AT&T arşivlerinden yakın zamanda yayınlanan bu video,haberleşmede kullanılan o dönemin üstün AT&T teknolojisini ve başarının arkasında bulunan Western Electric tüpleri konu alıyor. Gayet basit bir anlatımla tüplerin çalışma prensiplerini anlatan video Dr. Forest'in ilk tüplerinden o güne kadar gelişen teknoloji anlatılıyor. Videonun tarihi 1943 yılı. Bu arada Stereo Mecmuası'nda yaptığımız en iyi yaptığımız işler arasında bulunan Single Ended Triode’ların Tarihçesine Kişisel Bir Bakış bölümlerine de bakmayı unutmayın...

Stiletto Speaker Shoes



Eğer varsa ayakkabı fetişi olan eşlerinizi sevindirebileceğiniz bir ürün buldum. Stiletto Speaker Shoes adı verilen bu muhteşem! ürün bilgisayar, iPod, iPhone, tablet ve MP3 çalar desteğine sahip yani bu kadar uzun yazmak yerine 3.5mm ses çıkışı var demekte yeterli. Stereo yapılı hoparlörlerin hem kırmızı hemde siyah renkleri mevcut. 32 Dolarlık fiyatı ile dosta güven düşmana korku veren ürünün ayrıca Swarovski taşlarla bezenmiş son derece manasız bir edisyonu da mevcut. Allah akıl fikir versin!

Bang & Olufsen - BeoLab 18



Çoğu odyofil için Bang & Olufsen pek sevilmeyen bir markadır ancak ben firmanın bazı ürünlerini dinleyince bu fikrin pek doğru olmadığını düşünmüştüm. Belki müzik sistemi dediğimiz o meşhur all-in-one cihazları çok başarılı değil denilebilir ancak tek tek ürettikleri hifi komponentleri bence insanı mutlu etme potansiyeline sahip. Tasarımlara söylenecek hiçbir şey yok zaten. Allah var bir çoğu muhteşem. Firma son dönemlerde BeoLab 18 isminde son derece akıllara zarar bir tasarım yaptılar. İçerisinde firmanın Class D amplifikatörü olan bu aktif hoparlörler dinleyenlere bakılırsa bayağı etkileyici imiş. Durun bakalım İstanbul'da denk geliriz belki...

Batman Plağı



Vay be zamanında önemli çizgi roman karakterleri için ne güzel plaklar yapılmış. Bunların hiçbirisinden elimde yok ama eğlenceli olmaları gerçeğini değiştirmiyor. Yukarıdaki plak Batman ve Robin maceralarını içeriyor ve hikayeyi anlatıyor. Hediye olarak Batman yüzüğü, Batman düğmesi ve Batman fan kulübüne üyelik kartı ve şifreleme kartı varmış. Herhalde o yıllarda çocuk olsam bu plağı edinebilmek için annemin babamın kafasını ütülerdim. Pek güzel çok beğendim...

Philips Kasetlerin 50. Yılı



2013 yılında Philips'in kaset üretiminin 50. yılı dolayısıyla yapılan reklamlardan bir tanesi. Yazılan çizilenlere bakarsak Philips ilk kez kaseti 30 Ağustos 1963 yılında Berlin Radio Show'da tüketicilere sunmuş. O yıl ve arkasından gelen yılda tüm önemli ülkelerde lisansları almış.Seri üretime ise 1964 yılında ALmanya'daki fabrikalarda başlamışlar ve neredeyse 50 yıl boyunca ancak 40 yıl dolu dolu kasetler hayatlarımızın birer parçası olmayı başardılar...

Eskuche 33i Kulaklık



Yeni moda kulaklık furyası biliyorsunuz ses kalitesinden ziyade tasarıma önem veriyor. Artık kulaklıklar ses kalitesine bakılarak değil aynaya bakılarak alınıyor. Eskuche 33i modeli kulaklık işte onlardan bir tanesi. Kulaklığın en önemli özelliklerinden bir tanesi üreticiye göre kulaklığın hangi tarafının sağ ve sol olduğunun çok özel şekilde kullanıcılara sunulmasıymış, hatta isterseniz kablonun yönü değişince buradaki bantları çıkartıp diğer tarafa takabiliyormuşsunuz. Bu muhteşem özellikle kulaklık  sadece ve sadece 69 Dolarcık fiyata sahip. Arzu edilirse parlak altın rengine sahip olanı da var...

JBL Reklamı



1970'lerden bir JBL reklamı. Hoparlörün ne olduğunu veya tam yılını bulamadım ancak hoparlörün JBL S99 Athena olduğunu tahmin ediyorum. Beyaz sürücü ve hoparlörün ızgarasından Athena olma olasılığı bana yüksek geldi. Beyaz sürücü muhtemelen meşhur LE14A modeli olması lazım. 35cm boyutunda idi, yukarıdaki reklama bakarsak mantıklı gibi duruyor. Yine afişteki crossover bölümü daha doğrusu hoparlör konnektörü bölümü 1970'lerin JBL'lerine birebir uyuyor. Reklamda her şey iyi hoş o kütükler ne iş anlamadım ama güzel durmuş Allah için!

Walt Disney - Vakum Tüp Filmi



1943 yapımı Amerikan ordusu için çekilmiş bu filmde vakum tüplerin çalışma mantığı ve kullanılması hakkında çok basit şekilde anlatılan harika bir anlatım var. Bu film çok uzun senler askeri eğitim amaçlı olduğundan arşivlerde gizli kalmış. Sanırım 50 yıllık gizlilik süresi kalkınca yayınlanmış. Ben keyifle seyrettim.  Blog arşivinin bir kenarında bulunmasında fayda var... Keyifli seyirler...

Ariston Reklamı



Ariston plaklarının İtalya reklamı. İngiliz-Hollanda asıllı sinema oyuncusu Audrey Hepburn'ün kullanıldığı reklam herhalde döneminde büyük ilgi çekmiştir. Sempatik görüntüsü ve masum güzelliği ile bugün bile bir ikon olarak evlerimizde kendisine yer bulan Hepburn, oyuncu olabilmek için İngiltere'ye gidiyor ve ilk filmi "Young Wives Tale"da hızlı bir yükselişe geçiyor. Benim aklıma Audrey Hepburn deyince hemen Breakfast at Tiffany’s geliyor. Bu filmin soundtrack'i ile alakalı bir kaç satır karalamıştım. İsterseniz buradan bakabilirsiniz.

General Electric Company Stereo System SC 7300



1973 yılında üretilmiş Amerikalı General Electric Company'nin Stereo System SC 7300 modeli. Dönemine göre oldukça yenilikçi bir tasarım olarak nitelendirilen model 1997 yılında Smithsonian Institution'ın meşhur National Design Museum'una kabul edilmiş. Kataloglardaki bilgilere bakılırsa ürünün ayrıca beyaz renk opsiyonu da varmış. Laf aramızda bugün böyle bir tasarım yapılsa yine satılacağına eminim. Yuvarlatılmış kenarlara ve tasarıma bayıldım...

Ahşap Hoparlörler



Evet bu ayın saçma sapan ürünlerine güzel bir başlangıç yapalım. Telefonlar için üretilen bu mono yapılı hoparlör farklı ahşap seçeneklerine sahip. Ses kalitesi yazılan çizilene pardon tasarımcısına göre muhteşem olan bu hoparlör sistemi, kendi içerisinde bir pil sistemine sapimiş ve bilgisayar veya dışarıdan şarj edilebiliyormuş. Ben bunu çok beğendim mutlaka almak istiyorum derseniz 35 Dolarlık fiyata sahip ve yurtdşındaki alışveriş sitelerinden alabilirsiniz.

Mutlaka seyredin: Hit Me Baby One More Time



Kardeşim OkanCez sayesinde haberdar olduğum harika bir programdan bahsedeyim sizlere. Fast and Loose isimli BBC programında Hugh Dennis isimli sunucu abimiz David Armand, Greg Davies, Justin Edwards, Humphrey Ker, Marek Larwood ve Laura Solon gibi konuklarla minik yarışmalar, skeçler vesaire yapıyor. Yukarıdaki videoda David Armand abimiz, kulağında kulaklık olan yarışmacılara aslında bir kepazelik olan "Hit Me Baby One More Time" şarkısının sözlerini anlatıyor. Şarkı kepazelik ancak performans muhteşem. Mutlaka seyredin!

Evan Holm - Submerged Turntable

Submerged Turntable from Brian Lilla on Vimeo.



Amerikalı tasarımcı Evan Holm tarafından yapılan Submerged Turntable, özel bir enstalasyon çalışması. Çalışmalarında kinetik enstalasyonlara özel öne veren Kaliforniyalı sanatçı, hurdaya çıkmış pikapları, plakları ve objeleri kullanmayı pek seviyormuş. Çalışmanın bir diğer yönü, kullanılan pikabın su altında da olsa ses vermeye devam etmesi. Ayrıntılı bilgiler için sanatçının web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Yukarıdaki video da ayrıca çok keyifli ve laf aramızda huzur verici...

Başlarım Çalacağınız Müziğe


Bu fotoğrafı görünce aklıma ilk gelen "Başlarım Çalacağınız Müziğe" cümlesi oldu. Aslında bunun altına tercihen kırmızı ile bu cümleyi yazıp internet meme'si haline getirmek mümkün. Ancak "Başlarım Çalacağınız Müziğe" bu işler için fazla kibar bir cümle. Kafa s***tiniz tarzı bir şey yazmak daha doğru olacaktır. Vakit olursa yapayım bari bir tane kendi aramızda kullanırız belki :) Kim bilir velede ne dinletiyorlardı ki, kulağını kapatmış zavallı...

edit: Yapıldı!

Happy Plugs



Kulaklık kulaklık diyerek her ay bir sürü ürüne yer veriyorum bloğumda. Her türlü saçmalık ve gariplikte kulaklık eklemişimdir bloğuma ama böylesi az bulunur. İsveçli bir firma Stockholm'ün karanlık havasından sıkılıp bir üründe biz tasarlayalım, belki alacak bir salak çıkar köşeyi döneriz diyerek bir kulaklık tasarlamaya başlıyor. Teknik kısmı aman salla ya altı üstü müzik dinlenecek diyerek geçiştiren firma, 18 ayar altın ile kulaklıkları kaplıyor ve fiyat etiketini 14,500 Dolar olarak belirliyor. Sanki saçmaladık diye bir an düşünen İsveçli tasarımcılar "ulan olan oldu" deyip kulaklığa uygun bir kablo ve koruma kutusu da tasarlayıp fiyata dahil ediyor. Dünyaya hayırlı olsun!

Aldens Kataloğu 1972


Aldens firmasının 1972 yılbaşı kataloğu.Bu firma dönem dönem özel günler için ürünler çıkartırmış. Ürünlerin en önemli özelliği kasalarının rengarenk tasarımlara sahip olmasıymış. Gerek taşınabilir gerekse de stand'lerin üzerinde kullanılan bu tarz pikaplar ülkemizde de son derece popülerdi ancak son yıllarda talep çok daha fazla. Birileri uyanıp ülkemizde böyle ürünler yaparsa eminim ki bayağı para kazanırlar. Bu arada ürünlerin altındaki fiyatlara dikkat. Oldukça uygun değil mi?

Mike Wazowski Kulaklık



Yine saçma sapan bir ürün ama buna çok ağır laflar etmeyeceğim çünkü fiyatı makul. 10 Dolar seviyelerinde olan fiyatı ile çocuklara müzik dinleme sevgisini aşılamak üzere üretilmiş bu kulaklıklar, son yıllarda iyi gişe başarısı yakalayan Monster’s çizgi filminin ana karakterlerinden “Mike Wazowski”yi kullanmış. Kulaklığın teknik özellikleri bile verilmemiş sanırım söylenecek bir şey olmadığındandır. Uygun fiyatına rağmen Pixar stüdyolarının lisansına sahip olan ürün çocukların tenine zarar vermeyecek malzemelerden üretilmiş. Almak isterseniz AMazon gibi sitelere bir göz atabilirsiniz...

Admiral Triple-Play Automatic Phonograph


Dünya harbi sonrasında Admiral firması bayağı popüler hale gelmiş sanırım. Günümüzde özellikle antika radyo platformalarında bu firmanın ismini çok görüyorum. Bu arada klasik radyolardan hariç, çok ilginç hoparlörler de üretmiş firma. Firma 1949 yılında Triple-Play Automatic Phonograph ismini verdiği bir kampanyaya başlıyor. Triple-Play aslında bildiğimiz anlamda 3 farklı devir desteğine deniyormuş, yani 33, 45 ve 78 devir. Afişteki Miracle Arm'ı görünce bir ürperdim. Bu kollar, uçlarındaki garip iğneler yüzünden plakları kara saban gibi çizerdi :)

Charlie Lee Byrd - Hollywood Byrd



Charlie Lee Byrd aslında önemli bir jaz gitaristi. 1925 yılında doğan müzisyen 1999 yılında vefat etmiş. Gençliğinde Stereo Mecmuası'nda zaman zaman ayrıntılı şekilde bahsettiğimiz Django Reinhardt'tan çok etkilenmiş. Charlie Lee Byrd özellikle Brezilya müziğime ilgisi ile biliniyor. Özellikle bossa nova akımının içerisinde kendisine yer buluyor. Hatta Stan Getz'ın meşhur Jazz Samba albümünde de kendisini görebilirsiniz. Kapağını yukarıda gördüğünüz albüm 1967 tarihli Hollywood Byrd'ün kapağı. Charlie Lee Byrd yıllar içerisinde iyi albümlerin yanında para kazanmak için böyle albümlerde yapmış...

Haydi France Gall Plağı Seçelim


Yukarıdaki animasyon France Gall plakları kullanılarak yapılmış. France Gall veya gerçek ismiyle Isabelle Geneviève Marie Anne Gall Fransa doğumlu bir müzisyen. Tanınması Michel Berger ile yaptığı işbirliği ile sayesinde oluyor. Yaptığı müzik tarzına Fransızlar Yé-yé popu diyorlar. Bu ne derseniz içerisinde bol bol evet evet muhabbeti geçen pop müziğin en kötü akrabası olarak düşünebilirsiniz. Youtube üzerinden örneklerine bakıp içinizi kaldırabilirsiniz. France Gall nasıl oluyorsa 1965 yılında Lüksemburg adına Eurovision müzik yarışmasına katılıyor. Neyse güzel kadın, animasyonda keyifli. Müziğinden ise uzak duru. En azından bence...

Hadi Bakalım Yandan Yandan!


Bu animasyonu geçenlerde e-postamda buldum ve çok güldüm. Aslında şöyle bir bakınca ters bir şey yok, duvarda bir jukebox, çalan müziğin etkisi ile garson kızımız dans ediyor. Gelen mesajda lütfen bu animasyonu uygun bir oyun havası ile dinleyiniz diyordu. Bunu yapınca olay bir anda saçma sapan hale geliyor. Tercihen Ankara pavyonlarında çalan türden bir müzik pek hoş olabilir bu animasyon için. Favori şarkılarınızı aşağıdaki yorum kutucuğuna bırakabilirsiniz. Ben benimkini yazayım, Ali Yaprak ile Parlement Geceleri isimli güzide eserin ilk şarkısını tavsiye ediyorum...

Bir Konser Kolajı: Peter Brötzmann ve KonstruKt



Peter Brötzmann ve KonstruKt konserinde Reha Arcan'ın çektiği kareleri basit bir düzenleme yazılımı ile azıcık oynayıp yukarıdaki kolajı yaptım ve pek hoşuma gitti. Bir arada konserde imzalattığım cicilerin fotoğraflarını eklemem lazım bloğuma. Sanırım konserden bir videoda eklenir yakın zamanda Youtube'a. Onu da haber veririm gelemeyen dostlar için bir tat bir doku olur....

Yeniden! Peter Brötzmann ve KonstruKt @ İstanbul Karga Bar



Yahu seneler nasıl geçiyor. İlk Peter Brötzmann ve KonstruKt konserini 2011 yılında seyretmiştim. O ilk konser oldukça ters bir zamana gelmişti, bu seneki konser yine ters bir zamana denk geldi. Konseri tam sevgililer gününe denk getirmişler, yani 14 Şubat. Bir çok insan için oldukça sakat bir tarihtir 14 Şubat, ama eşimle sevgililer günü kutlamadığımız için bu ilk badireyi atlattım. Ancak işlerim biraz yoğundu ama böyle bir konser için hele ki Peter Brötzmann gelmişken, beni kimse durduramazdı. Aslında ilk plan 11 Şubat 2014 tarihinde Okay Temiz üstadı, Sainkho Namtchylak, Peter Brötzmann ve diğer müzisyen dostlarla birlikte CRR Konser Salonunda seyretmek arkasından ve 14 Şubat Peter Brötzmann ve KonstruKt performansını seyretmekti. Ancak evdeki plan ne yazık ki çarşıya uymadı, CRR'deki konsere gidemedim ve İstanbul'da bir hafta civarında kalabileceğim bir aralık yaratamadım. Ne diyelim sağlık olsun, bir sonraki defaya...

Şans bu ya, geçen sene plak arşivimde düzenlemeler yaparken benim kişisel müzik yolculuğumda çok özel bir yeri olan Peter Brötzmann'ın "Machine Gun" albümünün son derece nadide bir baskısını almıştım. Konsere giderken yanıma bu plağı ayrıca KonstruKt topluluğunun gerçekten Türk caz müziği tarihinde değeri henüz yeterince anlaşılmayan ancak ilerleyen senelerde anlaşılacağını umduğum Turkish Free Music kutu setini yanıma aldım. Normal insanlar şehirler arası bir yolculuğa çıkacakları vakit temiz giyecekler ile çantalarını doldururlar, benim çantamda plaklar vardı. Garip adamın hali bir başka oluyor...



Bu tarz konserlerde hemen her zaman olduğu gibi sevgili Reha Arcan ile beraberdik. Zaten bu sayfada gördüğünüz tüm fotoğraflar kendisini tarafından çekildi. Ufak bir atıştırma derken yavaş yavaş konser saati yaklaşıyordu. İşler güçler dolayısıyla ayrıldık ve konser saatinde buluşmak üzere herkes bir tarafa koşuşturdu. Bende fırsattan istifade Figuratif mağazasında coşku yaşamaya karar verdim ve sevgili Murat Tireli ile buluştum.  Figuratif 'e gidince bir şeyler almadan durmak pek kolay değil tabii ki. Ben de durmadım, zaten dükkan benim sayılır yahu :) Neyse yavaş yavaş saatler yaklaşıyordu. Murat Tireli'nin mihmandarlığında pek aşina olmadığım Kadıköy gecelerine doğru yelken açtım. Dunia'nın yerini tespit ettim, bir daha ki gidişimde "Müzik Hayvanı" ekibinin sıklıkla organizasyonlar yaptığı bu mekanı da gidilecekler listesine ekledim. Karga isimli mekanı bulduk ve konser saatini beklemeye başladık.

Konser saati yaklaşır iken sevgili Reha Arcan'da Kadıköy'e ulaştı! Artık konser zamanı...



KonstruKt ve Peter Brötzmann albümü Dolunay ve arkasından gelen diğer albümler derken KonstruKt topluluğu meraklı müzikseverlerin hemen fark edebilecekleri bir gelişim içerisindeydi. Eklisia Sunday, bu gelişim sürecinin önemli yapı taşlarından bir tanesiydi bana sorarsanız. Farklı tonlar, farklı melodiler derken, müzisyenlerde kendi müzikal gelişimlerini ve farklı enstrümanlar konusundaki hünerlerini dinleyicilere bir nebze de olsa hissetttir-mişlerdi.  Turkish Free Music kutu seti içerisindeki  özellikle de topluluğun kendi albümü diyebileceğimiz Bulut plağında daha önce hissettirilen şeyleri bu defa somut olarak duyma fırsatı bulduk. Meraklılar bu plağın A yüzünde "Bulut" ve özellikle  "El Gato" (for Gato Barbieri) şarkılarını dinlediklerinde eminim bu duyguyu fazlasıyla tatmışlardır. Bu kez müzikal gelişimi canlı canlı duyma fırsatım vardı ve gördüklerim beni çok mutlu etti hatta etkiledi.



Bu tarz  yenilikçi müzik içerisinde beni en heyecanlandıran şeylerden bir tanesi, sahnede 5 müzisyen var iken, sanki 20 müzisyen varmışcasına, melodi, ton ve enstrüman bombardımanına tutulmaktır. Bu bombardıman, "bakın ben bu enstrümanları çalıyorum" tarzı bir yüksekten bakış yerine müziğin bir parçası haline geldiği zamanlarda ortaya çıkan şey tam bir "coşku"dur müzikseverler için. KonstruKt bu açıdan büyük bir mesafe kaydetmiş. Gerçekten iftihar edilecek bir durum! Topluluğu oluşturan Umut Çağlar, Özün Usta, Korhan Futacı ve Korhan Arguden'i farklı projelerde dinlemiş ve/veya dinleyen okuyucularım vardır ancak bu müzisyenler bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey neredeyse bir "büyü" gibi. Konser akşamı manzara çok acayipti değerli okuyucum, 2011'de seyrettiğim KonstruKt'ün çok ötesinde şeylere tanıklık ettim.



Peter Brötzmann için bir şeyler yazmak benim için kolay değil zaten haddime değil. Büyük usta yaşlanıyor artık ancak yaşına rağmen o kendisine özgü tonu hala dimdik ayakta. "O" ton ayakta ve enstrümanlarına saygısı hala en üst düzeyde. "O" ton durduk yere elde edilmiyor değerli okuyucum, bilgi ve uğraş gerektiriyor. Üstat, şarkı aralarını bırakın zaman zaman şarkıların içerisinde enstrümanlarının tonunu ayarlıyor bıkmadan usanmadan.

Bu konserde bambaşka bir Brötzmann seyrettim. Mekanda oradan oraya yolculuk ettik ve hatta zaman zaman "Ruhlar" ve "Hayaletler" bize yolculuğumuzda eşlik etti. Çok acayipti çok! Bu arada konser sırasında çok kez Brötzmann, gözlerini kapatıp KonstruKt müzisyenlerini dinleyip hoşuna gittiği çok belli edecek şekilde gülümsemesi gözümden kaçmadı. Hele ki, Korhan Futacı'nın bir anda girdiği solo sırasında üstat öyle bir bakış atıp, başını sallayıp gülümsedi ki, eminim o solo Brötzmann'ı bambaşka bir zamana, kuvvetle muhtemel geçmişe götürdü.

Çok güzeldi çok...



Tabii ki yanımda plakları imzalattım. Türkiye gibi bir memlekette Peter Brötzmann'ı ikinci kez seyretme fırsatım oldu. Sevgili arkadaşlarım Reha Arcan, Murat Akduman, Murat Tireli ve ismini bilemediğim dostlarla beraber harika bir müzik akşamına tanıklık ettik. Yalnız bu yazıdaki en büyük teşekkür değerli eşime gidiyor. Beni anlayan ve olduğum gibi kabul edip 14 Şubat Sevgililer Günü saçmalıkları bir kenara bırakıp şu sıkışık zamanda konseri kaçırmamam konusunda sonuna kadar destek olduğu için! İlk  konser gerçekleştiğinde daha yeni evliydik ve yine sıkışık bir zamandı; 3 yıl sonra yine tablo aynı. Umarım bir sonraki KonstruKt konseri benim açımdan uygun bir zaman diliminde olur. Yahu dostlar zorla başımı derde sokacaksınız, malum; çekirge bir sıçrar, iki sıçrar....

Geçen konser yazısında yaptığım gibi bitireceğim bu yazıyı; KonstruKt (Umut Çağlar, Özün Usta, Korhan Futacı ve Korhan Arguden) elinize, kolunuza, nefesinize ve yüreğinize sağlık! Peter Brötzmann'a Allah uzun ömürler versin, daha nice performanslarını keyifle dinleyelim...

Yazık Lan Bu Zamanın Gençlerine!



Geçenlerde bir arkadaşlarımız ile beraberdik. Onların ufaklıklar tam teenage dediğimiz yaştalar. Tam böyle gezme, tozma zamanlarındalar. Sohbet muhabbet devam ediyor, çocuklar dedim ne dinliyorsunuz. Hakan amca (ulan, nasıl yani, ne amcası) Miley Cyrus, Justin Bieber, Rihanna, Beyoncé falan dinliyoruz dediler. Eh dedim olur, bizde bu yaşlardayken popüler müziği biliyor ve dinliyorduk. Ama tabii ufak bir fark vardı, o dönemlerde pop müzik dünyasında Madonna var, Michael Jackson var, var oğlu var... Şanslı bir gençlik idik sanırım.

Justin Bieber'in bir kaç şarkısını duymuştum daha önce. Nasıl söyleyeyim size bildiğiniz facia, müziğin katledilmesi gibi bir şey. Hep aynı ritm, üzerine "kız ben seni yirim" tarzı saçma sapan sözler al sana pop albümü.  Rihanna'yı da biliyorum ama ilk zaman şarkıcı mı manken mi ondan emin olamamıştım. Bunların içinde en müzik ile alakalı olanı Beyoncé denilen hanım kızımız ama bana sorarsanız müziği dayanılacak gibi değil. Neyse, Miley Cyrus neymiş diye bir bakayım dedim. Cyrus soyismi yabancı değil, meğer country müzisyeni olan Billy Ray Cyrus'un kızıymış. Neyse üç beş şarkısına bakındım, aman Allah'ım dedim. Kızım olsa evlatlıktan redderim. Neyse büyük konuşmayayım şimdiden. En son klibini yukarıya ekliyorum.

Müzik dersen facia, sözlerden zaten kimse bir şey beklemiyor da, çıplaklık işinin b*ku çıkmış artık. Tamam bu olaylara hiç karşı değilim tam tersine severim bile. Bizim zamanımızda da Madonna filan yapardı böyle şeyler ama bir yerlerinde biraz estetik olurdu, gözünüze girmezdi. Tabii ki gençler dönemin popüler müziğini dinleyecek ama ben popüler müziğin bu kadar b*ktan hale geldiğini bilmiyordum.

Bir yandan da aklıma kötü şeyler geliyor. Düşündüm çocuğum olmuş, büyümüş baba bana Miley Cyrus'un albümü al diyecek. Tabii ki eşşek gibi alacağız, ondan sonra evde bangır bangır bu müzik çalacak. Bari metalci olsa ona alışkınım biraz... Bu olacak gibi değil be! Wrecking Ball kafana düşsün be kızım!