Lucifer - Franz Stuck



Franz Stuck (1863 – 1928) Alman sembolist ressam, heykeltraş ve mimar. Stuck ilerleyen dönemlerde Art Nouveau akımına da öncülük etmiştir. Stuck özellikle bir çok ressamın kendisini geliştirmesinde bir öğretmen olarak önemli rol oynamıştır. Stuck resimlerinde özellikle mitolojiden çok etkilenmiştir. Yukarıdaki tablo Lucifer'i 1890'larda yaptığı biliniyor. Resim, ilk kez İtalya'da sergilenmiş. Serginin sonunda 1981 yılında o dönemin Bulgaristan Prensi tarafından satın alınmış ve günümüzde Sofya'da Devlet Güzel Sanatlar Müzesinde sergilenmektedir.

Zeena Parkins ve Elektronik Karmaşa



Geçen gün burada Ikue Mori ve Zeena Parkins'in bir canlı performans videosunu eklemiştim. Parkins'in elektrikli arp olarak nitelendirebileceğimiz enstrümanını farklı analog sintizayzırlar, osilatörler ve her türden elektronik efekt yapan cihazla desteklediğinden de bahsetmiştim. Bugün kafama nasıl cihazlar kullandığı konusu takıldı ve cevabı Parkins'in web sitesinde buldum. Ekipmanlar fotoğraflarda görülüyor ama çözebilene aşk olsun :)



Silbatone Standı ve Western Electric



Geçenlerde sizlerle Western Electric Sound System afişini paylaşmıştım. Bu seneki Münih High End fuarında Silbatone dinleme odasında 1926 yılında üretilmiş bir horn var(mış) Silbatone firması çalışanları veya sahipleri demek daha doğru olabilir, eski  Western Electric/ Westrex ürünlerine son derece hayranlar ve koleksiyonlarında onlarca çok önemli cihaz ve elektronik bulunuyor. Bu ay yaptığım süper kısa İstanbul gezisinde firmanın 300B amplisini de dinleme fırsatı bulmuştum. Pek beğendim..

Yukarıdaki fotoğrafta ortada 1926 yılında üretilen hoparlör var, iki yanında ise firmanın yeni hoparlörleri var. Fuara katılan bir çok kişi bu eski hoparlörün performansından etkilenmiş. Bende meraktayım doğrusu :)







Fotoğraflar Sn Adnan Salihoğlu ve Hamdi Ünlü tarafından çekildi.

Mutluluk İçin Plak



I must put on a record to cheer myself up. Kendimi neşelendirmek için plağa bir plak kaydı koymam gerekiyor. Eh bence de öyle!

Bir Pikabın Doğuşu: Prometeus Audio



Geçen gün Mike ile mesajlaşırken pikap arayışını sonlandırdığını öğrendim. Bayağı pikap incelemesine rağmen hiçbirisinde Prometheus Audio kadar iyi performans alamadığını biliyordum. Seçtiği pikap kabul etmek gerekir ki, pek ucuz değil ama bu fiyatı hal ettiğini sohbetlerimizde hep söylemiştir. Biliyorsunuz bu pikap hakkında Stereo Mecmuası'nda bir yazı yayınlamıştık. İsterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Bu fotoğraflar ise tamamen yeni. Mike'ın pikabının üretim aşamasından. Mike ile yakında büyük sürprizlerimiz var sizlere.


Absürd Plak Kapakları: Yunanlı Volverine.



Yeni bir bölüm açmayalı uzun zaman oldu. Yeni bölümün ismi Absürd Plak Kapakları. Bu bölümde oradan buradan toparlanmış plak kapakları yerine kendi arşivimden plak kapaklarını sizlerle paylaşacağım. Vira bismillah diyelim ve ilk plak kapağımızı ekleyelim.

İste kült bir plak kapağı. Stamatis Kokotas veya nam-ı değer Kokotas Of Greece'in ilk plağı olan aynı isimli albüm. Plak EMI Yunanistan'dan yayınlanmış. Kodu: EMI CSDG 37. Bu arada aşağıdaki arka kapağa göz atmayı unutmayın. X-Men'in Yunanistan toplantısı :)

Diamanda Galas Albümlerine Genel Bakış



Diamanda Galas (1955-yaşıyor) Yunan asıllı Amerika'lı bir avant-garde bestecisi, piyanist, şarkıcı ve aslında daha fazlası. Yaşayan neredeyse tüm önemli avant-garde müzisyenleri ile ortak çalışmalarda yapan Galas, zor bir yaşam geçirmiş. Son derece tutucu olan Yunan Ortodoks kilisesine bağlı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen caz ve klasik müzik eğitimine erken yaşlarda başlamış. Uzun seneler boyunca farklı müzik tarzları konusunda araştırmalar yapmış ve eğitim almış. Daha sonra 1970'lerin ortasında Avrupa'ya geri dönmüş. İlk performansını 1979 yılında Fransa'da gerçekleştirmiş. İlk performansında Vinko Globokar'ın "Un Jour comme un autre" operasında rol almış. Bu operadan pek bahsetmek istemiyorum. 1974 Kıbrıs Barış harekatından sonra Galas'ın Türklere bakış açısı sertleşiyor. Aslında burada duygular biraz karşılıklı. Yunan ve Türk halklarının arasında düşmanlığın devam etmesini isteyenler olması gayet doğaldır. Ben bile bu konuda çok uzun seneler kafa karışıklığı yaşamış bir insanım. Ailemin büyüklerinin büyük bir kısmı şu an Yunanistan'a ait adalarda yatıyor. Ne olumsuzluklar yaşadığımı anlatmaya başlarsam yazı bitmez ancak olumsuzlukların karşısında güzelliklerden de bahsetmeye başlarsam yazının yine bitmeyeceğine eminim. Bu yüzden tatsız konulara burada noktayı koyup müzikten bahsetmeye devam edeceğim.

1990'lara geldiğimizde Galas'ın müziğinde çok ciddi bir karanlıklaşma ve sertleşme başlar. Özellikle Roma Katolik Kilisesi'ne karşı oldukça sert sözler söyler. Kiliselerin ateş ile değil müzik ile yakılması gerekir buna bir örnektir. Tam bu dönemler Norveç 'te eski pagan dinlerine mensup müzisyenlerin Katolik kilisesine saldırılarının başladığı dönemdir. Norveç'te bir çok kilise ateşe verilmiştir. Galas'ın bu sözleri bu bilgi ile daha iyi anlaşılacaktır diye umuyorum. Bu savaşın ardında Philip-Dimitri Galas'ın AIDS yüzünden ölmesinin önemli bir katkısı var. Bu dönemlerde Roma Katolik Kilisesi AIDS konusunda son derece sert açıklamalar yapıyor ve bunları İncil'e dayandırıyordu. İlerleyen yıllarda hastalık konusunda daha çok şey öğrenildiğinden kilise bu söylemleri yumuşatmıştır. Aslında Galas'ın bir de fazla anlatılmayan bir hayatı var. Bu karanlık dönemlerde oldukça uç noktalarda yaşayan insanlarla birlikte ve kendisi de hayat kadınlığı yaparak yaşamını devam ettirmeye çalışıyor. Bu dönemde tatsız bir olaylar zinciri yaşanıyor ve ilk paragrafta bahsettiğim düşmanlıkta bu olaylarında etkisi çok büyük.



Galas albümlerinde Charles Baudelaire, Paul Celan, Pier Paolo Pasolini, Henri Michaux, Gérard de Nerval, César Vallejo gibi isimlerin şiirlerine rastlamak mümkün. Yazdığım gibi bir çok müzisyenle ortak çalışmalarının yanında bir çok albümde Galas ismine rastlamak mümkün. Hatta popüler bir çok projede bile. Bir kaç örnek, meşhur Conan the Barbarian filminin başlarında Conan'ın denk geldiği bir cadı vardır. Bu cadının form değiştirmesinin ardından attığı çığlıklar Galas'ındır. Bir diğer örnek benim çok sevdiğim bir film olan Oliver Stone'un yönettiği Natural Born Killers soundtrack albümünde Galas ismine denk gelebilirsiniz. Anlayacağınız önemli bir müzisyendir Galas!

Albümlerine göz atarsak, The Litanies of Satan ilk albümü. 1984 yılında Diamanda Galas albümünü yayınlar. Bu albümü günümüzde "Panoptikon" adıyla bulmanız daha kolay. Albüm Yunanistan'da 1967-74 yılları arasındaki cunta yönetimi sırasında kaybolanlar ve öldürülenlere adanmıştır. 1986 yılında The Divine Punishment sonrasında gelecek 2 albümle beraber bir üçleme oluşturur. AIDS konusundan yukarıda bahsetmiştim. İşte özellikle kiliseye olan düşmanlık bu albümle başlar. Genel olarak albüm çok karanlık ve serttir. 1986 yılında yayınladığı Saint of the Pit yine sert bir albümdür. Bu albümde Fransız şairlerin şiirleri kullanılmıştır. Üçlemenin sonuncusu olan You Must Be Certain of the Devil'da ise Amerika zenci kilise müziğinden alıntılar dikkat çeker. 1989 yılında üçlemeyi oluşturan albümler bir kutu seti şeklinde yayınlanır; Masque of the Red Death Trilogy.

Bu üçlemenin ardından 1992 yılında The Singer albümü yayınlanır. Bu albüm özellikle blues şarkılarının cover'landığı bir albüm ve son derece keyiflidir. Hoş tabii ki şarkıları tanımak pek kolay değil ama Galas standartlarında daha az yırtıcı bir albüm olduğunu söylemem mümkün. 1994 yılında yayınlanan The Sporting Life bir Galas ve John Paul Jones ortak çalışması. Galas ile yeni tanışacak okuyucular için tavsiye edebileceğim bir diğer albüm. Bu dönemin ardından uzun bir konserler dizi başlıyor. Hepsi son derece başarılı. 1998 tarihli Malediction & Prayer, 2003 tarihli La Serpenta Canta. 2003 yılında "Defixiones, Will and Testament" konseri de performans açısından çok ilginç ancak bu topraklarda yaşayan bir insan için hazmetmesi pek kolay değil. Bu yüzden alışveriş listenize eklemememizi tavsiye ederim şahsen.

Aşağıdaki video'da Galas, Son House'un "Death Letter Blues" şarkısını yorumlamış. Nasıl şarkıyı tanımak pek kolay olmadı değil mi?

Andante Sayı 57



Andante'nin 57. sayısı yayınlandı. Bu sayının kapak konusu İlhan Usmanbaş. Yine dolu dolu bir içerik var. Bende kalemimin döndüğünce hi-fi bölümüne bir şeyler karaladım. Bayinizden istemeyi unutmayınız...

Western Electric Sound System 1926



Western Electric Sound System nasıl afiş bile heyecan verici değil mi? Söylenenlere göre sesi de son derece keyifliymiş...

EMT JPA-66



EMT'nin JPA-66'sı çok ilginç bir ürün. Dışarıdan bile yeterince karışık gözüken cihazın içerisi evlere şenlik. Aslında aşağıdaki fotoğraf bir önceki versiyonun içerisi. Yeni versiyon bundan çok daha karışık. Fotoğraflar bu seneki Münih High End fuarında. Daha fazla resim için buraya göz atabilirsiniz. Ama JPA-66'yı görünce kendi bloğuma da ekleyeyim dedim.

Müthiş Bir Garrard 301



Bir Garrard 301, herhalde ancak bu kadar güzel restore edilebilir. Bu müthiş çalışma Jürgen Loos tarafından yapılmış. Harika!

Rocket Gitar Raf



Geçen hafta sizlerle Rocket tasarım firmasının kaset şeklindeki rafını paylaşmıştım. Bu kez gitar şeklinde tasarladıkları bir raf sistemi buldum. Bu üründe satıştan kalkmış. Ama süper bir tasarım...

Box 58



Box 58 oldukça şık bir CD rafı. Cam ve çelik kullanılarak tasarlanan üründeki imza Helmut Koppenhagen'ın. Birbirinden ayrı dönebilen 6 rafa sahip olan ürün isminden anlayabileceğiniz gibi 58 adet CD saklanabiliyor. Fiyatını bulamadım ama pek ucuz olacağını zannetmiyorum.

II Dünya Savaşı Kitap


İkinci Dünya Savaşı ile alakalı dilimizde yayınlanan çok fazla kitap yok. Hele olay teknik konulara gelince bu konulara giren kitap sayısı çok az. Askeri okullarda kurmay öğrencilerinin eğitiminde kullanılan bazı kitaplar dilimizdeki en teknik kaynaklar olarak dikkat çekiyor. Uzun arayışlar sonucunda 6 ciltlik kitabı edinmiştim. Geçenlerde yeniden okumaya başladım. Sizin de elinizde bu tarz kitaplar var ise en azından gözümüzden kaçma olasılığına karşı küçük bir not düşebilirsiniz.

Hayran Ev Sinema Sistemi


Abartmanın sonu yok herhalde. Bu Star Trek konsetinde bir ev. Tabii ki ev sineması sistemi de aynı konsepte uygun yapılmış. Yalnız bu evin farkı tüm odaların ve tüm mekanların aynı konsepti paylaşması ve fotoğrafları görülen daire normal bir apartman dairesi. Aşağıdaki fotoğraf evin açık mutfağı. Sanki biraz abartmışlar mı?

Pazar Sineması: Le Manoir du Diable



Le Manoir du Diable veya Şeytanın Evi, bir çok sinema tarihçisi tarafından tarihin ilk korku filmi olarak adlandırılır. Fransız yönetmen Georges Méliès tarafından çekilen film sadece 3 dakika uzunluğunda. Yüzyıldır ilgi görmeye devam eden korku filmleri klasiklerinin bir kısmı ilk kez bu filmde sinema ekranına gelir. Yarasalar, cadılar, iskeletler ve gotik şatolar. Bu arada filmin gösterime girişi 1896 yani bir asırdan daha eski bir film.

Bu üç dakikalık önemli filmin tamamını yukarıda seyredebilirsiniz. Filmin telif hakları artık ortadan kalktığından bir çok dijital kütüphanede bulabilirsiniz.

Aesthesis The Gramophone Speakers



Bu aralar üst üste gramofonlardan esinlenmiş ürünlere yer veriyorum. Hi-fi dünyasında, bazen sesinden ziyade tasarımı ile ön plana çıkan ürünler oluyor. İşte onlardan bir tanesi; Aesthesis firması tarafından üretilen The Gramophone Speakers yani Gramofon Hoparlörler. Üreticisinin verdiği teknik detaylara bakılırsa oldukça iddialı bir hoparlör olsa da, hi-fi dünyasında pek başarılı olma potansiyeli bulunan bir ürün değil. Ama şık evlerin, değerli bir parçası olma potansiyeli yüksek. Sahip olmayı hayal ettiğim bir tarz değil ama bu beğenmeme engel olmasa gerek :)

Müzik Mağazası 1946



New York'tan bir müzik mağazası. Fotoğraf 1946 yılından...

Haavoittunut Enkeli - Hugo Simberg



Hugo Gerhard Simberg (1873 - 1917) Fin sembolist ressam ve grafik sanatçısı. Yukarıda gördüğünüz Haavoittunut Enkeli veya Türkçe çevirisiyle Yaralı Melek, Simberg'in en tanınmış tablosudur. Ressamın 1903 yılında çizdiği resimde, son derece melankolik bir ortam var. Finlandiya'nın kendisine özgü coğrafyasını da resmine aktaran Simberg, özellikle meleği taşıyan coçukların yüz ifadelerine odaklanmış. Eser, Finlandiya'nın milli resmi olarak tanınmaktadır.

Davone Rithm


Danimarkalı hoparlör üreticisi Davone firmasının Rithm hoparlörü için hazırlanan afişi Hifi Kızları bölümümüze ekleyebiliriz. Hazır geçen gün Ray modelinde de bahsetmiştim.. Merak edenlere hoparlörün fiyatı yaklaşık 1.500 Sterlin.

Plak Koleksiyoncusunun Rehberi: Lambalı Pikap Katı Mevzuu



Bu hafta başında yayınlamış olduğum pikap katları yazısı ile alakalı bazı geri dönüşler aldım. Bir çok kişi giriş seviyesinde lambalı (daha doğru tabir ile vakum tüplü) pikap katları konusunda bilgi istemişler. Aslında giriş seviyesinde bir çok vakum tüplü pikap katı bulabilmek mümkün. Ancak ülkemiz için aynı şeyi söyleyebilmek mümkün değil.

Yerel pazarda vakum tüplü modellerden en sıklıkla denk gelebileceğiniz markalardan bir tanesi ProJect'tir. Ancak ikinci el pazarında bile çok uygun fiyat etiketine sahip olduğunu söylemek pek kolay değil. Ucuz bir fiyata denk gelirseniz kaçırmayın alın. Bir dönem ülkemize ithal edilen Antique Sound Lab markasında benim fiyatına göre başarılı bulduğum "Mini Phono" da denk gelirseniz alabileceğiniz ürünlerden bir tanesi. Ayrıca bir dönem bazı Çin menşeili ürünlerde pazarımızda boy gösteriyordu. Çin deyince hemen burnunuzu kıvırmayın. Kötü Çin malları olduğu kadar iyileri de var. Ancak ülkemizde çeşitlilik olduğunu söylemek güç.

Anlayacağınız giriş seviyesi tüplü ampli bulmak ülkemizde pek kolay değil. Üst seviyede ise büyük bir çeşitlilikten bahsedemesek bile çok kaliteli ürünler bulmak mümkün. Bu noktada neler yapabilirsiniz?

- İkinci el pazarını takip etmek.
- DIY olayına girmek eğer siz beceremezseniz yakın çevrenizde bulunan bir kişiye projeyi yaptırmak.
- Yurtdışından almak (eBay gibi sitelerde Bellari, Yaquin gibi markaların ürünlerini çok uygun fiyatlara alabilirsiniz)
- Standart bir ürün alıp, ileri de daha geniş bir bütçeniz olduğunda konuya geri dönmek.

Ben olsam ilk adımda vakum tüplü pikap katına girmezdim. İlk adımda düzgün çalışan bir sistem kurup bütçemi plaklara yatırmak daha mantıklı olurdu diye düşünüyorum.


Konser; 123 + Izmir Senfoni Orkestrası



19 Mayıs akşamı 123'ün İzmir Senfoni Orkestrası ile beraber verdiği konsere gitme fırsatı buldum. Son dakika biletler elimize ulaşınca ve şehir dışı programımızda ufak bir değişiklik olunca Adnan Saygun konser salonunun yolunu tuttuk. Düzenlemeler, eklenen vibrafon,  sahnenin önünde yanan mumlar ile harika şekilde oluşturulmuş atmosfer, kötü akustik ile bir miktar gölgelense bile yine de keyifli bir akşam oldu. Eğer uygun bir ortam sağlanmış olsa konserin çok daha keyifli olacağını düşünüyorum..

Ben Ozzy Kitap



Bu seneki İzmir Kitap Fuarına gittiğimden ve son derece başarılı bulduğumdan bahsetmiştim. John Michael Osbourne, ailesinin ona hitap ettiği şekilde John, biz hayranlarının hitap ettiği şekli ile “Ozzy” 1948 yılında doğmuş. Dünya savaşının ardından yıkıntı haline gelen İngiltere'de büyüyen Osbourne, kendi kaleminden yaşam hikayesini anlatıyor. Hikaye gerçekten evlere şenlik. Okul hayatı tam anlamıyla facia, iş hayatı da öyle. İnşaatlarda çalışması, korna üretiminde çalışması ve mezbaha günleri. İlk gençliğinde Beatles'ın müziğinden etkilenmesiyle yaşamı değişmeye başlar. Sonrasında ilk müzik deneyimleri, efsanevi Black Sabbath, sonra topluluktan kovulması, solo kariyeri ve bir çoğumuzun pek hoş karşılamadığı televizyon şovları. Ozzy kendi kaleminden aslında daha doğrusu kendi ağzından yaşam hikayesini anlatmış. İşte “Ben Ozzy” kısaca böylesine bir kitap.

Yaklaşık 500 sayfalık kitap çok çok kolay okunuyor. Söz konusu Ozzy olduğunda ortaya edebi bir eser çıkmayacağını tahmin edersiniz. Ancak kitap çok eğlenceli. Ben bazı bölümlerde çok iyi vakit geçirdim. Kitapta bir fan'ın neredeyse aklına gelen her soruya cevap vermeye çalışmış. Neden televizyon şovlarına çıktığı, meşhur civciv ezme konusu, Black Sabbath'tan atılması, solo kariyeri gibi bir çok konu eğlenceli bir dille anlatılmış. Özel hayatının karmaşıklığı ve hayatı boyunca bol bol tükettiği, alkol, sigara ve her türden uyuşturucudan dolayı bazı konular biraz muallakta kalmış. Meşhur yarasa konusundan şöyle bir bahsedilmiş mesela. Dediğim gibi uzun veya kısa bir çok sorunun cevabı verilmeye çalışılmış. Tüm bunlar olurken kendisiyle dalga geçebilmesi övgüye değer.

Kitap, Pegasus yayıncılık tarafından meraklılara sunuldu. Fiyatı çeşitli satış noktalarında 15 ila 20TL arasında değişiyor. Çeviri Köksal Gülerkaya tarafından yapılmış. Kitabın çevirisi bence gayet başarılı yapılmış.

Ozzy severler, Black Sabbath severler ve hatta 1970'lerin müziğine ilgi duyanlar bu kitaba bir göz atmalı.