Sizlerle daha önce buradaThorens TD125 pikap için yapılan harika bir restorasyon çalışmasının fotoğraflarını paylaşmıştım. Bu kez yine Artisan Fidelity firmasından Christopher Thornton’ın elini değdiği belli olan bir Technics SP-10 pikabı paylaşmak istiyorum. Özel kızıl renk cilanın içerisinde sizce de müthiş gözükmüyor mu?
Geçen hafta sizlerle Rocket'in gitar şeklinde tasarladığı bardaklığı paylaşmıştım. Firmanın bir de orta masası varmış. Yine gitar şeklinde ve akriliken üretilmiş. Fiyatı yaklaşık 400 Dolar ve renk seçenekleri var.
Sizlere buradaImprov Everywhere topluluğunun vukatlarından bahsetmiştim. Arkadaşlar bu kez New York'taki Halk Kütüphanesinde Ghostbusters filminden bir sahneyi canlandırmışlar. Yine kimsenin haberi olmadan yapılan bir canladırma ve kütüphanedeki vatandaşların tepkisi son derece sempatik. Çok keyifli...
Amerikalı Anthony Pearson'ın evi. Plak koleksiyoncusu olan Pearson'ın son derece minimal ama bir o kadar güzel gözüken bir hi-fi sistemi de var. Pikabın Linn LP-12 olduğu belli ama ampli ve hoparlörleri tanımıyorum. Aşağıda oturma odasından bir fotoğraf var. Fotoğraflar Noah Webb tarafından çekilmiş...
Gustave Moreau (1826 – 1898), Fransız sembolist ressam. Eserlerinde genelde mitolojiden etkilenmiştir. Ayrıca İncil'deki bazı öykülerde onun resimlerinde işlediği konulardandır. Moreau, resminde çoğunlukla edebiyattan etkilenmiştir. Bazı öyküler veya hikayelerdeki küçük ayrıntıları alıp onları resmeder. Sembolizm etkisi, resimden edebiyata sıçrayınca bir çok yazar onu öncü kabul etmiştir. Oedipe et le Sphinx veya Türkçeleştirilmiş haliyle Oedipus ve Sfensk resmini 1864 yılında yapmış.
Bu eserde Yunan mitolojisinden etkilenmiştir. Hikayaye göre Sfenks, bir Yunan şehir devleti olan Thebes'e ulaşan yolda yaşar ve geçenlere bir soru sorarmış. Doğru cevap veremeyenleri cezalandırmış. Bu arada resimdeki Oedipus, Thebes kralıdır. Bir kehanete göre o babası kralı öldürecek ve annesi ile evlenecektir. Tüm bunlara inanmaz ancak kehanetteki olayların tamamı başına gelir. Freud'un meşhur (ama bir o kadar tadsız bir olayı açıklayan) "Oedipus Kompleksi"nin adı işte bu kraldan gelir.
1952 yılında yayınlanmaya başlayan Adventures of Superman (Süperman'in Maceraları) dizisinden bir enstantane. Superman taşınabilir bir gramofon ile tanışıyor. Çok keyifli bir kare :)
Shalom from Sheli and Yoram. Great Hits From Israel and Jerusalem Songs. Veya Sheli ve Yoram'dan selamlar. İsrail ve Kudüs'ten önemli şarkılar. Plak 1976 yılında HED-Arzi Records tarafından yayınlanmış.
Tintin çizgi filmlerini sevmeyen var mıdır bilmem. Bu başlıktaki sahneler Tintin Lake of Sharks çizgi filminden alıntı. Çizgi bir makara teyp. Resimler Reel To Reel World bloğundan...
Bu haftanın Rocket ürünü gitar şeklinde tasarlanmış akrilikten üretilmiş bir bardaklık. Özellikle shot bardakları için tasarlanmış. Fiyatı yaklaşık olarak 80 Dolar civarında. harika :)
Muhtemelen denk gelebileceğiniz en ilginç Star Trek temalı ev sinema sistemlerinden bir tanesi. Bu oda için Atılgan'ın köprüsü ana tema olarak seçilmiş. Ayrıca mekanın girişine yine Star Trek temalı bir bar ve oturma yapılmış
iPod ve iPhone'lar için üretilen acayip ürünlerin sayısı bilinmez. Bunlardan en ilginci horn yapılı hoparlörler. Cihazınızın sesini 2 katına çıkartacağı iddiasındaki bu ilginç ürün 25 Dolar fiyat etiketine sahip.
Bir hafta belki de 10 gün kadar bir süre için dükkanı kapatıyorum. Bu süre zarfında Stereo Mecmuası'nda bant yayınına geçiyoruz. Teknik sorunlar haricindeki her türlü soru, görüş ve önerinizi geri döndüğümde cevaplamaya çalışacağım...
Diesel ülkemizde popüler bir marka mıdır bilmiyorum ama tek bildiğim şey fiyatlarının yüksek olduğu. Diesel'in farklı ürün grupları var(mış) Hatta bazıları özel seriler. Yukarıdaki yatak örtüsü Diesel Lifestyle Home Textile Collection'ın (lifestyle ev tekstili koleksiyonu) bir parçası. Ürünün ismi "Turntable Bedding" hemen Diesel sayfasına gitmeye kalkışmayın çünkü bu seneki koleksiyonda mevcut değil :(
Das Kabinett des Doktor Caligari veya Doktor Caligari'nin Kabini, Robert Wiene tarafından yönetilen Alman dışavurumcu sinemasının en önemli örneklerinden bir tanesi. Senaryosu Hans Janowitz ve Carl Mayer tarafından yazılan film erken dönem korku sinemasının en önemli klasiklerinden bir tanesidir. Filmde en dikkat çekici şey bence tasarımcı Hermann Warm ve ressam Walter Reimann ve Walter Röhrig tarafından hazırlanan settir. Bugün bile muhteşem olarak nitelendirilebilecek tasarımlar insanı etkiliyor. Filmin 1920 yılında çekildiğini düşünürseniz ortaya çıkan şeyin muhteşem olduğunu söylemek gayet mümkün.
Neredeyse 100. yaşına yaklaşan filmin telifi ortadan kalmış durumda. Filmin tamamını yukarıda seyredebilirsiniz.
Gilbert Scott-Heron veya bizim tanıdığımız ismiyle Gil Scott-Heron (1 Nisan 1949 – 27 Mayıs 2011) vefat etti. Onu müzisyen olarak tanıyor olsam da şair, yazar ve/veya konuşmacı olarak da tanıyıp sevenler vardır. Onun müzik yolculuğu caz, blues ve soul müziğin bir karışımıdır. Müziğini sözlerle desteklemesi onun en önemli özelliklerindendir. Sözler genelde sosyal olaylar ve dolayısıyla politik bir içeriğe daha doğrusu karşıtlığa sahiptir. Vokal tekniği son derece kendisine özgüdür. Bunun en önemli sebebi bir şeyler söylemek, anlatmak istemesinden kaynaklanır. Bazen konuşur gibi anlatır şarkılarını, bazen sözleri bir şiir gibi okur, bazen de öylesine hızlaca bir şeyleri anlatmanın derdine düşer ki, benim gibi zayıf İngilizcesi olanlar ortada dönüp dolaşan konuyu anlamakta zorlanır. CD veya plak kapakçığının yardımına başvurur.
Gil Scott-Heron'un müziğinden bahsettiğimizde ismini mutlaka anmamız gereken bir isim var; Brian Jackson. 1970'lerde üniversite sırasında tanışan iki önemli isim uzun yıllar birlikte çalışırlar.
Gil Scott-Heron'un bir şeyler söylemek istediğini yazdım. Özellikle 1970'lerin sonlarında politik zenci hareketinin hız kazanmasıyla sözlerinde ve şiirlerinde önemli bir dönüşüm yaşanır. 1960'larda ve 1970'lerdeki meşhur “Black Power” hareketinden etkilenmiştir. Black Power nedir derseniz, bir nevi Amerika'da yaşayan Afrika kökenlilerin beyazlara karşı üstünlüğünü savunan siyasi görüştür. Meşhur “Black Panther” yani Siyah Panterler bu görüşün bir nevi paramiliter gücüdür. Bu görüşün müzik dünyasında özellikle de siyah müziğinde önemli etkileri olmuştur. Hatta hiç beklenmeyeceğiniz isimler bile bu görüşlere üstü kapalı da olsa destek vermiştir. (1)
Müzik tarihçilerine göre Gil Scott-Heron bir yönüyle soul müziği derinden etkilemiştir. Neo-soul denilen tür, bir yönüyle bir şeyler anlatma konusunda onun yolundan gider. Sözlerin daha önem kazandığı bu yeni soul akımı özellikle 1990'larda popülerlik kazanmış. Bu türe çok hakim olmadığımdan fazlaca yorum yapmayacağım. Gil Scott-Heron'un asıl etkilediği müzik türü hip hop'tur. Çoğu insan bu müziği dans edilen kızlardan ve spor arabalardan bahsedilen bir müzik türü olduğunu zanneder. Ancak durum pek öyle değildir. Politik söyleme sahip son derece üst düzey sözler yazan hip hop toplulukları vardır. (2) Bu toplulukların bir çoğu Gil Scott-Heron'u müziklerinin babası olarak kabul eder. (3)
Gil Scott-Heron işte bu yüzden çok önemli bir isim. O ölene kadar müzik yapmaya devam etti. Hatta 2010 yılında “I'm New Here” isimli bir de albüm yayınlamıştı. Ne diyelim toprağı bol olsun....
Gil Scott-Heron'dan sizlere dinletmek istediğim şarkı ""Me And The Devil", Yukarıda bahsettiğim 2010 albümü "I'm New Here"de yeralıyor...
(1) Temptations'ın Message From a Black Man şarkısına bir göz atabilirsiniz. Modern örnekler için meşhur Public Enemy rap grubuna ve tanınmış kötü adam Ice_T ve grubu Body Count'a da bir kulak kabartabilirsiniz.(2) Public Enemy'nin 1991: Apocalypse 91... The Enemy Strikes Black albümüne göz atarsanız dediklerimi anlayabilirsiniz. Özellikle "Lost at Birth" "Shut 'em Down" ve "A Letter to the New York Post" şarkılarına aman dikkat.(3) Bir diğer” baba” Jalaluddin Mansur Nuriddin'dir.
Franz Stuck (1863 – 1928) Alman sembolist ressam, heykeltraş ve mimar. Stuck ilerleyen dönemlerde Art Nouveau akımına da öncülük etmiştir. Stuck özellikle bir çok ressamın kendisini geliştirmesinde bir öğretmen olarak önemli rol oynamıştır. Stuck resimlerinde özellikle mitolojiden çok etkilenmiştir. Yukarıdaki tablo Lucifer'i 1890'larda yaptığı biliniyor. Resim, ilk kez İtalya'da sergilenmiş. Serginin sonunda 1981 yılında o dönemin Bulgaristan Prensi tarafından satın alınmış ve günümüzde Sofya'da Devlet Güzel Sanatlar Müzesinde sergilenmektedir.
Geçen gün burada Ikue Mori ve Zeena Parkins'in bir canlı performans videosunu eklemiştim. Parkins'in elektrikli arp olarak nitelendirebileceğimiz enstrümanını farklı analog sintizayzırlar, osilatörler ve her türden elektronik efekt yapan cihazla desteklediğinden de bahsetmiştim. Bugün kafama nasıl cihazlar kullandığı konusu takıldı ve cevabı Parkins'in web sitesinde buldum. Ekipmanlar fotoğraflarda görülüyor ama çözebilene aşk olsun :)
Geçenlerde sizlerle Western Electric Sound System afişini paylaşmıştım. Bu seneki Münih High End fuarında Silbatone dinleme odasında 1926 yılında üretilmiş bir horn var(mış) Silbatone firması çalışanları veya sahipleri demek daha doğru olabilir, eski Western Electric/ Westrex ürünlerine son derece hayranlar ve koleksiyonlarında onlarca çok önemli cihaz ve elektronik bulunuyor. Bu ay yaptığım süper kısaİstanbul gezisinde firmanın 300B amplisini de dinleme fırsatı bulmuştum. Pek beğendim..
Yukarıdaki fotoğrafta ortada 1926 yılında üretilen hoparlör var, iki yanında ise firmanın yeni hoparlörleri var. Fuara katılan bir çok kişi bu eski hoparlörün performansından etkilenmiş. Bende meraktayım doğrusu :)
Fotoğraflar Sn Adnan Salihoğlu ve Hamdi Ünlü tarafından çekildi.
Geçen gün Mike ile mesajlaşırken pikap arayışını sonlandırdığını öğrendim. Bayağı pikap incelemesine rağmen hiçbirisinde Prometheus Audio kadar iyi performans alamadığını biliyordum. Seçtiği pikap kabul etmek gerekir ki, pek ucuz değil ama bu fiyatı hal ettiğini sohbetlerimizde hep söylemiştir. Biliyorsunuz bu pikap hakkında Stereo Mecmuası'nda bir yazı yayınlamıştık. İsterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Bu fotoğraflar ise tamamen yeni. Mike'ın pikabının üretim aşamasından. Mike ile yakında büyük sürprizlerimiz var sizlere.
Yeni bir bölüm açmayalı uzun zaman oldu. Yeni bölümün ismi Absürd Plak Kapakları. Bu bölümde oradan buradan toparlanmış plak kapakları yerine kendi arşivimden plak kapaklarını sizlerle paylaşacağım. Vira bismillah diyelim ve ilk plak kapağımızı ekleyelim.
İste kült bir plak kapağı. Stamatis Kokotas veya nam-ı değer Kokotas Of Greece'in ilk plağı olan aynı isimli albüm. Plak EMI Yunanistan'dan yayınlanmış. Kodu: EMI CSDG 37. Bu arada aşağıdaki arka kapağa göz atmayı unutmayın. X-Men'in Yunanistan toplantısı :)
Diamanda Galas (1955-yaşıyor) Yunan asıllı Amerika'lı bir avant-garde bestecisi, piyanist, şarkıcı ve aslında daha fazlası. Yaşayan neredeyse tüm önemli avant-garde müzisyenleri ile ortak çalışmalarda yapan Galas, zor bir yaşam geçirmiş. Son derece tutucu olan Yunan Ortodoks kilisesine bağlı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen caz ve klasik müzik eğitimine erken yaşlarda başlamış. Uzun seneler boyunca farklı müzik tarzları konusunda araştırmalar yapmış ve eğitim almış. Daha sonra 1970'lerin ortasında Avrupa'ya geri dönmüş. İlk performansını 1979 yılında Fransa'da gerçekleştirmiş. İlk performansında Vinko Globokar'ın "Un Jour comme un autre" operasında rol almış. Bu operadan pek bahsetmek istemiyorum. 1974 Kıbrıs Barış harekatından sonra Galas'ın Türklere bakış açısı sertleşiyor. Aslında burada duygular biraz karşılıklı. Yunan ve Türk halklarının arasında düşmanlığın devam etmesini isteyenler olması gayet doğaldır. Ben bile bu konuda çok uzun seneler kafa karışıklığı yaşamış bir insanım. Ailemin büyüklerinin büyük bir kısmı şu an Yunanistan'a ait adalarda yatıyor. Ne olumsuzluklar yaşadığımı anlatmaya başlarsam yazı bitmez ancak olumsuzlukların karşısında güzelliklerden de bahsetmeye başlarsam yazının yine bitmeyeceğine eminim. Bu yüzden tatsız konulara burada noktayı koyup müzikten bahsetmeye devam edeceğim.
1990'lara geldiğimizde Galas'ın müziğinde çok ciddi bir karanlıklaşma ve sertleşme başlar. Özellikle Roma Katolik Kilisesi'ne karşı oldukça sert sözler söyler. Kiliselerin ateş ile değil müzik ile yakılması gerekir buna bir örnektir. Tam bu dönemler Norveç 'te eski pagan dinlerine mensup müzisyenlerin Katolik kilisesine saldırılarının başladığı dönemdir. Norveç'te bir çok kilise ateşe verilmiştir. Galas'ın bu sözleri bu bilgi ile daha iyi anlaşılacaktır diye umuyorum. Bu savaşın ardında Philip-Dimitri Galas'ın AIDS yüzünden ölmesinin önemli bir katkısı var. Bu dönemlerde Roma Katolik Kilisesi AIDS konusunda son derece sert açıklamalar yapıyor ve bunları İncil'e dayandırıyordu. İlerleyen yıllarda hastalık konusunda daha çok şey öğrenildiğinden kilise bu söylemleri yumuşatmıştır. Aslında Galas'ın bir de fazla anlatılmayan bir hayatı var. Bu karanlık dönemlerde oldukça uç noktalarda yaşayan insanlarla birlikte ve kendisi de hayat kadınlığı yaparak yaşamını devam ettirmeye çalışıyor. Bu dönemde tatsız bir olaylar zinciri yaşanıyor ve ilk paragrafta bahsettiğim düşmanlıkta bu olaylarında etkisi çok büyük.
Galas albümlerinde Charles Baudelaire, Paul Celan, Pier Paolo Pasolini, Henri Michaux, Gérard de Nerval, César Vallejo gibi isimlerin şiirlerine rastlamak mümkün. Yazdığım gibi bir çok müzisyenle ortak çalışmalarının yanında bir çok albümde Galas ismine rastlamak mümkün. Hatta popüler bir çok projede bile. Bir kaç örnek, meşhur Conan the Barbarian filminin başlarında Conan'ın denk geldiği bir cadı vardır. Bu cadının form değiştirmesinin ardından attığı çığlıklar Galas'ındır. Bir diğer örnek benim çok sevdiğim bir film olan Oliver Stone'un yönettiği Natural Born Killers soundtrack albümünde Galas ismine denk gelebilirsiniz. Anlayacağınız önemli bir müzisyendir Galas!
Albümlerine göz atarsak, The Litanies of Satan ilk albümü. 1984 yılında Diamanda Galas albümünü yayınlar. Bu albümü günümüzde "Panoptikon" adıyla bulmanız daha kolay. Albüm Yunanistan'da 1967-74 yılları arasındaki cunta yönetimi sırasında kaybolanlar ve öldürülenlere adanmıştır. 1986 yılında The Divine Punishment sonrasında gelecek 2 albümle beraber bir üçleme oluşturur. AIDS konusundan yukarıda bahsetmiştim. İşte özellikle kiliseye olan düşmanlık bu albümle başlar. Genel olarak albüm çok karanlık ve serttir. 1986 yılında yayınladığı Saint of the Pit yine sert bir albümdür. Bu albümde Fransız şairlerin şiirleri kullanılmıştır. Üçlemenin sonuncusu olan You Must Be Certain of the Devil'da ise Amerika zenci kilise müziğinden alıntılar dikkat çeker. 1989 yılında üçlemeyi oluşturan albümler bir kutu seti şeklinde yayınlanır; Masque of the Red Death Trilogy.
Bu üçlemenin ardından 1992 yılında The Singer albümü yayınlanır. Bu albüm özellikle blues şarkılarının cover'landığı bir albüm ve son derece keyiflidir. Hoş tabii ki şarkıları tanımak pek kolay değil ama Galas standartlarında daha az yırtıcı bir albüm olduğunu söylemem mümkün. 1994 yılında yayınlanan The Sporting Life bir Galas ve John Paul Jones ortak çalışması. Galas ile yeni tanışacak okuyucular için tavsiye edebileceğim bir diğer albüm. Bu dönemin ardından uzun bir konserler dizi başlıyor. Hepsi son derece başarılı. 1998 tarihli Malediction & Prayer, 2003 tarihli La Serpenta Canta. 2003 yılında "Defixiones, Will and Testament" konseri de performans açısından çok ilginç ancak bu topraklarda yaşayan bir insan için hazmetmesi pek kolay değil. Bu yüzden alışveriş listenize eklemememizi tavsiye ederim şahsen.
Aşağıdaki video'da Galas, Son House'un "Death Letter Blues" şarkısını yorumlamış. Nasıl şarkıyı tanımak pek kolay olmadı değil mi?
Andante'nin 57. sayısı yayınlandı. Bu sayının kapak konusu İlhan Usmanbaş. Yine dolu dolu bir içerik var. Bende kalemimin döndüğünce hi-fi bölümüne bir şeyler karaladım. Bayinizden istemeyi unutmayınız...
EMT'nin JPA-66'sı çok ilginç bir ürün. Dışarıdan bile yeterince karışık gözüken cihazın içerisi evlere şenlik. Aslında aşağıdaki fotoğraf bir önceki versiyonun içerisi. Yeni versiyon bundan çok daha karışık. Fotoğraflar bu seneki Münih High End fuarında. Daha fazla resim için buraya göz atabilirsiniz. Ama JPA-66'yı görünce kendi bloğuma da ekleyeyim dedim.
Geçen hafta sizlerle Rocket tasarım firmasının kaset şeklindeki rafını paylaşmıştım. Bu kez gitar şeklinde tasarladıkları bir raf sistemi buldum. Bu üründe satıştan kalkmış. Ama süper bir tasarım...
Box 58 oldukça şık bir CD rafı. Cam ve çelik kullanılarak tasarlanan üründeki imza Helmut Koppenhagen'ın. Birbirinden ayrı dönebilen 6 rafa sahip olan ürün isminden anlayabileceğiniz gibi 58 adet CD saklanabiliyor. Fiyatını bulamadım ama pek ucuz olacağını zannetmiyorum.
İkinci Dünya Savaşı ile alakalı dilimizde yayınlanan çok fazla kitap yok. Hele olay teknik konulara gelince bu konulara giren kitap sayısı çok az. Askeri okullarda kurmay öğrencilerinin eğitiminde kullanılan bazı kitaplar dilimizdeki en teknik kaynaklar olarak dikkat çekiyor. Uzun arayışlar sonucunda 6 ciltlik kitabı edinmiştim. Geçenlerde yeniden okumaya başladım. Sizin de elinizde bu tarz kitaplar var ise en azından gözümüzden kaçma olasılığına karşı küçük bir not düşebilirsiniz.
Abartmanın sonu yok herhalde. Bu Star Trek konsetinde bir ev. Tabii ki ev sineması sistemi de aynı konsepte uygun yapılmış. Yalnız bu evin farkı tüm odaların ve tüm mekanların aynı konsepti paylaşması ve fotoğrafları görülen daire normal bir apartman dairesi. Aşağıdaki fotoğraf evin açık mutfağı. Sanki biraz abartmışlar mı?
Le Manoir du Diable veya Şeytanın Evi, bir çok sinema tarihçisi tarafından tarihin ilk korku filmi olarak adlandırılır. Fransız yönetmen Georges Méliès tarafından çekilen film sadece 3 dakika uzunluğunda. Yüzyıldır ilgi görmeye devam eden korku filmleri klasiklerinin bir kısmı ilk kez bu filmde sinema ekranına gelir. Yarasalar, cadılar, iskeletler ve gotik şatolar. Bu arada filmin gösterime girişi 1896 yani bir asırdan daha eski bir film.
Bu üç dakikalık önemli filmin tamamını yukarıda seyredebilirsiniz. Filmin telif hakları artık ortadan kalktığından bir çok dijital kütüphanede bulabilirsiniz.
Bu aralar üst üste gramofonlardan esinlenmiş ürünlere yer veriyorum. Hi-fi dünyasında, bazen sesinden ziyade tasarımı ile ön plana çıkan ürünler oluyor. İşte onlardan bir tanesi; Aesthesis firması tarafından üretilen The Gramophone Speakers yani Gramofon Hoparlörler. Üreticisinin verdiği teknik detaylara bakılırsa oldukça iddialı bir hoparlör olsa da, hi-fi dünyasında pek başarılı olma potansiyeli bulunan bir ürün değil. Ama şık evlerin, değerli bir parçası olma potansiyeli yüksek. Sahip olmayı hayal ettiğim bir tarz değil ama bu beğenmeme engel olmasa gerek :)