Konser: Tamer Temel 11 Ocak 2012



Ocak ayı benim için güzel başladı. Ayın daha ikinci haftası ve iki güzel konser seyrettim. Bu akşam Tamer Temel konserindeydim. Her zaman olduğu gibi konseri kısaca yorumlayacağım. Konsere geldiyseniz bir sonraki paragrafı pas geçip okumaya devam edin...

Yaşadığım şehirde her hafta ülkenin ve dünyanın en önemli caz müzisyenlerini canlı canlı dinleme şansım olsa bazı konserlerin boş olmasını anlayabilirim. Seyirci konser konusunda çok seçici deme şansım olur. Veyahut konser biletleri söz gelimi 50TL olsa, genel ekonomik yaşamın ortalamasına bakıp insanların konserlere gelmemesi gayet doğal diyebilirim. Ancak bilet fiyatlarının neredeyse bir paket sigara fiyatı olduğu bir konserin boş olmasını anlayabilmem mümkün değil. Evet bugün İzmir için son derece soğuk bir gündü. Sabahtan itibaren çok koşuşturdum ve soğuk içime iyice işlemişti. Akşam sokaklar gerçekten boştu, bende sevmiyorum soğuğu. Ne kadar üşümüş olsam da, güzel bir konser seyretmekten alıkoyamadı beni. Konser salonuna girdiğimde salonun boş olduğunu görünce şaşırdım. İzmir Sanat'ın Fuar'daki salonunun en fazla 1/4'ü doluydu. Belki de daha azı. Konsere gelenlerin neredeyse üçte birinin tanıdık isimler olduğunu düşünürsek ortaya çok çok vahim bir tablo çıkıyor.


Tamer Temel. Konser boyunca saksafonundan harika tonlar duyduk. Ben büyük keyif aldım...

Vehameti arttıran bir diğer faktör Tamel Temel ve Ferit Odman'ı beraber dinleyecek olma şansıydı. Bildiğiniz üzere Tamel Temel 2010 yılının sonlarında harika bir albüm yayınlamıştı. Barcelona adını verdiği albüm bence çok başarılıydı ve kendi bloğumda geniş yer vermeye çalışmıştım. Şimdi o yazıya geri dönüp baktığımda kafamda en ufak bir şüphe yok. Albümün hakkını veren bir yazı olmuş. Ferit Odman ise geçtiğimiz ay içerisinde merakla beklediğimiz Autumn In New York albümünü yayınlamıştı. Davul konusunda genç yaşına rağmen her iki albümünde de kendisini ispatlayan Odman ile Temel'i aynı sahnede görmek ilginç bir deneyim olacaktı. Beklediğim gibi de oldu.


Ferit Odman. Genç yaşında çok iyi bir davulcu ve ilginç bir sahne ışığı var. Şaşırtıcı....

Konserde Tamer Temel'e kontrbasta Volkan Topakoğlu ve piyanoda Serkan Özyılmaz eşlik etti. Volkan Topakoğlu görebildiğim kadarı ile çok çok genç bir müzisyen. Yalnız bu akşam ki performansını çok beğendim. Daha önce canlı performansını seyrettiğimi hatırlamıyorum ancak çalma şeklini çok çok beğendim. Gecenin bir yarısında elimdeki albümleri kurcalamaya gitmeye pek niyetim yok ama elimde performansının olduğu bir kayıt olmadığını sanıyorum. İsmini bir kenara not edip takip etmekte fayda var.

Tamer Temel'in Barcelona'sını dinleyenler arasında müziğine gitarın çok yakıştığını düşünenler vardır. Bende o gruptayım. Konser kadrosunda piyanoyu görünce şaşırdım. Ancak olmuş diyebilirim. Serkan Özyılmaz'ı daha önceki yıllarda çeşitli caz performanslarında seyretmiştim. Fazla nota karmaşası yapmadan az ve öz çalmaya çalışan bir piyanist. Ancak konserin benim için ilginç yanı solist Çağıl Kaya'nın sahne almasıydı. Genç vokalistin özellikle İstanbul'da caz kulüplerinde iyi müzisyenlerle performanslarını uzaktan takip ediyorum ancak daha önce hiç dinlememiştim. Hal böyle olunca konseri genel olarak iki bölüme ayırabiliriz. Ağırlıklı olarak Temel'in bestelerinin çalındığı ilk bölüm ve Kaya'nın vokalleriyle süslenen ikinci kısım. Benim en sevdiğim şarkı ise “bis”te çalındı :)


Tamer Temel, Çağıl Kaya ve Volkan Topakoğlu;  Herbie Hancock - Butterfly dinliyoruz.

Daha ilk şarkıdan itibaren salonun boş olmasından kaynaklı yaşadıkları hayal kırıklıklarını bizlere hissettirmeden çalan tüm müzisyenlere teşekkürler. Tamer Temel'i bir daha İzmir'de ne zaman görürüz bilmiyorum ama İstanbul'da yaşayan okuyucularımın çeşitli kulüplerde canlı performansını izleme şansları var, mutlaka göz atsınlar.

Mühim Not: İzmir'de konser düzenleyenlere seslenmek istiyorum, şu blog'ta onlarca hatta yüzlerce kez yazdığım gibi lütfen konser programlarını duyurmak için daha fazla çaba sarf edin. Biz sitemize yazıyoruz isteyen oradan baksın tarzı bakış açılarının sonucunu bu akşam bir kez daha gördük. Seyirci için ise zaten yazacaklarımı yazdım. Bu durum böyle giderse zaten konser fakiri olan güzide şehrimizdeki dinleyicileri daha da vahim günler bekler. Bende söylemesi....

Absürd Plak Kapakları: Dee D. Jackson



1970'lerde ve 80'lerin başlarında uzay temalı kılık kıyafetlere bürünmüş hanım kızların süslediği kapaklar ilginç şekilde popüler olmuştur. Bu plaklar genelde bir kaç hit parçayı barındırırlar ve geri kalan şarkılar neredeyse birbirinin aynısıdır. Şimdiye kadar çok az şirketin bu tarz "compilation"lara kapaklar kadar özendiğini gördüm. Bu tarz plaklarda başlayan moda akımı o dönemin pop/disko müzisyenleri etkilemiş ve süreç sonunda yukarıdaki gibi absürd plak kapakları ortaya çıkmıştır. Bu kapakların ortak özelliği kızların güzel(ce) olmasıdır...

Jean-Constant VERDIER Type 1



Geçtiğimiz günlerde İspanya'daki arkadaşım Eli, eBay'de bir Fransız meraklının satışa sunduğu hoparlörün linkini göndermiş. Ben dahil bir çok insanın pek bilmediği bir hoparlörü bu sayede ilk kez gördük. Jean-Constant Verdier'in Type-1 hoparlörü. Ürün 1970'lerin başlarında üretilmiş ve tasarımı son derece ilginç. Yukarıdaki fotoğrafta ortadaki hoparlör. Sürücüler hoparlörün üzerine eklenmiş. Bir nevi omni -mount denilebilir. Ürünün üzerindeki bas sürücü 170mm'lik bir Audax, tiz sürücüler ise yine aynı firmanın 51mm'lik modelleri. Hoparlör yaklaşık 140 Euro'ya el değiştirdi...



Bir Restorasyon Projesi: KLH Hoparlörler Kronolojisi



Henry Kloss yazı dizimizin bu bölümünde sizlerle KLH modellerini paylaşacağım. Kloss biyografisinde sizlerle paylaştığım gibi tasarımcı ilerleyen yıllarda efsane haline gelecek KLH Model Five ve Six modellerini KLH çatısı altında üretir ve üstün özelliklere sahip küçük FM radyo alıcıları KLH markası ile satılır. Aşağıda KLH markası ile satılan ürünlerin listesi bulunuyor. Evet çok fazla kişiyi ilgilendirmeyecek ama arşivsel sebeplerle bloğuma eklemek istiyorum. hemen iki küçük not; aşağıdaki listedeki ürünlerden 1967 yılı sonrasında geliştirilenler Kloss tarafından tasarlanmamıştır ve die-hard (bir nevi fanatik ve hatta ötesindeki) Kloss fanları tarafından kabul görmemektedir. Yukarıdaki fotoğraftaki sistem ise Model Twenty Plus Sistemi. 3.500 adet üretilmiş çok şık bir tasarım...
  •  Model One Hoparlör 1957 2 adet 11” bas/mid sürücü, arzuya göre tiz sürücü dahil edilebiliyor
  •  Model Two Hoparlör 1957 1 adet 11” bas/mid sürücü, arzuya göre tiz sürücü dahil edilebiliyor
  •  Model Three Hoparlör 1957 1 adet 11” bas/mid sürücü
  •  Model Four Hoparlör 1958 3 yollu tam frekans bandını kapsayan hoparlör
  •  Model Five Hoparlör 1958 3 yollu doğrudan radyal tiz sürücü tam frekans bandını kapsayan hoparlör
  •  Model Six Hoparlör 1958-72 2 yollu 10” bas/mid sürücü
  •  Model Seven Hoparlör 1959-61 2 yollu 12” bas/mid sürücü, iki adet tiz sürücü
  •  Model Eight Radyo 1960-63 Vakum tüplü FM mono radyo alıcı, hoparlörleri ayrı satılmış
  •  Model Nine Hoparlör 1962 Elektrostatik panel tasarımlı hoparlör. Tasarım Author Janszen tarafından yapılmış
  •  Model Ten Hoparlör 1962-63 2- yollu 10” bas/mid sürücü
  •  Model Eleven Pikap 1962-70 Garrard pikap değiştiriciye sahip amplili ve hoparlörlü komple pikap çözümü
  •  Model Eleven W Pikap Garrard pikap değiştiriciye sahip amplili ve hoparlörlü komple pikap çözümünün kendinden raflı versiyonu
  •  Model Twelve Hoparlör 1968-72 3 yollu 12” bas/mid sürücü, iki adet mid sürücü, bir adet tiz sürücüye sahip hoparlör
  •  Model Thirteen Adaptör 1963 Farklı hoparlörlere geçiş yapmak için özel bir değiştirme kutusu
  •  Model Fourteen Hoparlör 1963 İki adet 3” hoparlör. Küçük yapılı duvar hoparlörü. Bas refleks yapıda
  •  Model Fifteen Sistem 1965 Garrard pikap, FM radyo alıcı, hoparlörlerle donatılmış müzik seti
  •  Model Sixteen Amplifikatör 1965 Bilgi bulunmadı.
  •  Model Seventeen Hoparlör 1965 2 yollu 10” bas/mid sürücü
  •  Model Eighteen Radyo 1965 FM radyo alıcı Mono veya Stereo
  •  Model Nineteen Sistem 1965 Garrard pikap, AM/FM radyo alıcı, hoparlörlerle donatılmış müzik seti
  •  Model Twenty Sistem 1965-70 Garrard pikap, AM/FM radyo alıcı, 10” bas sürücülerle donatılmış hoparlörlerle donatılmış müzik seti
  •  Model Twenty One Radyo 1965-70 FM Radyo alıcı
  •  Model  Twenty One/II Radyo 1971-73 FM Radyo alıcı AM bandı opsiyonel sunulmuş.
  •  Twenty Two Hoparlör 1968 2 yollu 8” bas/mid sürücü
  •  Twenty Three Hoparlör -1968 2 yollu 12” bas/mid sürücü
  •  Model Five Hoparlör 1968-72 2 yollu 12” bas/mid sürücü ile donatılmış hoparlör. Ürün Model Five yerine üretildi.
  •  Model Twenty Four Sistem 1968-70 Garrard pikap, AM/FM radyo alıcı, 8” bas sürücülerle donatılmış hoparlörlerle donatılmış müzik seti
  •  Model Twenty Five veya  Twenty Plus Sistem 1968 Hem konsol hemde modüler tip müzik sistemi. Mobilya tasarımı David Price tarafından yapılmış
  • Model Twenty Six Sistem 1969-70 Garrard pikap, AM/FM radyo alıcı, 8” bas sürücülerle donatılmış hoparlörlerle donatılmış müzik seti
  •  Model Twenty Seven Receiver 1969 AM/FM radyo alıcı
  •  Model Twenty Eight Bilgi bulunmadı.
  •  Model Twenty Nine Bilgi bulunmadı.
  •  Model Thirty Sistem 1971 Bilgi bulunmadı.
  •  Model Thirty One Hoparlör 1971-74 2 yollu 8” bas/mid sürücü
  •  Model Thirty Two Hoparlör 1971-74 2 yollu 8” bas/mid sürücü
  •  Model Thirty Three Hoparlör 1971-74 2 yollu 10” bas/mid sürücü bas refleks yapıda
  •  Model Thirty Four Sistem 1971-74 Bilgi bulunmadı.
  •  Model Thirty Five Sistem 1971-74 Bilgi bulunmadı.

Odin's Raven Magic



Sizlere geçtiğimiz Müzik Özel Sayılarımızdan bir tanesinde İzlanda müzik dünyasını konu alan bir belgesel olan "Screaming Masterpiece"ten bahsetmiştim. Bu belgeselde yukarıda izleyeceğiniz bölüm benim çok ilgimi çekmişti. Odin's Raven Magic aslında 13. yüzyılda İzlanda'da yazılmış bir şiir. İskandinav mitolojisinin büyük tanrısı Odin'i konu alan şiirde bahsedilen kuzgun zaman zaman Odin'in aldığı bir form. Odin bu halde dünyayı göklerden izleyebiliyor. Neyse... Şiirden hareketle bestelenen eser Hilmar Örn Hilmarsson tarafından yazılmış. Hilmarsson bir yandan müzisyen bir yanda da İzlanda'daki pagan dinlerine inananların lideri. Performans içerisinde yine oldukça bilinen bir isim olan Sigur Ros'ta var. Aslında eserin tamamı CD formatında yayınlanmadı ama Ros'un sitesinden büyük bölümü ücretsiz şekilde edinilebiliyor...

Belki ilginizi çeker...

Yeni Yılın İlk Güzeli Aralık


Amerikalı Blues/Soul şarkıcısı Cici James’in Jacob Blickenstaff tarafından çekilen bir fotoğrafı

Askerlik Günleri ve Azer Bülbül


Yıl 1999, Edirne'nin adını ömrü hayatımda duymadığım bir kasabasında askerlik yapıyorum. İlk zamanlarda tüm kısa dönem askerlik yapanlar gibi uzun dönemlerin garip bakışları ve haklı önyargılı tavırları (1) arasında yaşamıma devam ederken, akşam içtiması yapıldıktan sonra açılan televizyonda garip ses tonuna sahip bir adam şarkı söylemeye başladığında, ses sonuna kadar açılıyor, Anadolu'nun dört bir yanından gelmiş onlarca genç adam hep bir ağızdan başlıyor söylemeye;

"Yüreğinde hasret ile, Bekledin mi gecelerce, Bir aşk için senelerce, Ağlatıldın mı ey can?" (2)

Zaman içerisinde hemen herkesle samimi olunur, sonuçta kısa veya uzun askerlik hep birlikte geçirilecektir. O dönemlerde cep telefonları, dijital müzik çalarlar yok. Ancak kaset çalarlar ve walkman'ler yaygın. Hemen her koğuşta bu garip adamın kasetleri var. Gün içerisinde, akşamın bir vakti, şarkılarını duymak mümkün. Sonunda merakıma yenik düşüp, bende başlıyorum dinlemeye. Vakit başka türlü nasıl geçecek ki...

Genç yaştaki askerler bu durumdan memnun. Okumuş adamdan çok daha iyi bildikleri bir konu olmasının yanında, sorulara kolaylıkla ve ustaca cevaplayabilmenin verdiği haz ile neredeyse 5-6 ay boyunca başta o garip adam olmak üzere hiç tanımadığım bir müzik konusunda resmen "master" yapmış oldum. Ancak bu müziğin içerisindeki isimlerden bir kaçının yeri farklı. Bunlardan bir tanesi, o garip sesli adam;  Azer Bülbül...

Neredeyse tüm askerlik dönemim boyunca hemen her akşam, en az bir kaç Bülbül şarkısı dinledim. Bir kısmı hafızama yazıldı hatta. 8 ay boyunca her gün kasetleri haşat etme pahasına aynı şarkılar dinlenirken, bu durum gayet doğal...

Sonrasında askerlik bitti. Ama ismi öylesine aklıma kazınmış ki, nerede bir konser afişini görsem, zihnimin karanlık köşelerinden 10 sene öncesinin hatıraları canlanıyor;

"Bir gül gibi sevdiğinden Koparıldın mı ey can? Yapayalnız bir başına Bırakıldın mı ey can?" (2)

Son dört beş yıldır ise İzmir'de zaman zaman kıyıda köşede kalmış onuncu sınıf pavyonlarda, tavernaların afişlerinde görürdüm ismini. (3) Bugün ise eski dostlarımdan bir tanesi mesaj atmış. Azer Bülbül ölmüş diye. Ne yalan söyleyeyim, üzüldüm. Askerlik anılarımda önemli yeri vardı. Allah rahmet eylesin!

(1) Askerlik yapmayanlar için not; uzun dönem askerler aylarca (benim zamanımda 18 ay)  görev yaparken, siz onların askerliğinin ortasında geliyorsunuz ve onlardan önce terhis oluyorsunuz. Eh bu durum son derece sinir bozucudur.. Ben olsam benzer şekilde düşünürdüm...
(2) 8 ay süren askerliğim boyunca hemen her gece bir kaç kere dinlediğim bir şarkıdan; "Yaralandın mı ey can"
(3) Nasıl yani demeyin. Şans işte denk gelmiş, afişler yani.... 

Timuçin Şahin İzmir 2012



2012 yılının konser sezonunu açtık. Yeni yılın ilk konseri geçtiğimiz sene olduğu gibi Timuçin Şahin konseri oldu. Güzel şans... Bu sene Timuçin Şahin yine bir dörtlü ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Saksafonda Michael Attias, basta Josh Davis ve davulda Tyshawn Sorey bu seneki konserde Şahin'e eşlik ettiler. Konser Adnan Saygun Sanat merkezinin küçük salonunda gerçekleştirildi. Bu salonu ben çok seviyorum, bana nedense çok sempatik geliyor...

Konser için koca bir sırayı komple almış olmamıza rağmen salon genelinde bayağı eş dost vardı. İzmir'de doğaçlama müziğe gönül veren hemen herkes oradaydı. Orada olamayanlarla kapıda denk geldik. Bayağı insan bilet bulamayıp geri döndü. Bunlar güzel kıpırtılar. Sonuçta Şahin'in müziği sıradan bir dinleyici için öyle kolay bir tarz değil...



Bu sene en dikkat çekici şey, salondan sadece bir kişinin ayrılmasıydı. Bu şimdiye kadar gittiğim Şahin konserlerinde bir rekor. Bayağı konserini de takip ettiğimi söyleyebilirim. Demek ki, bu kez biletler gerçekten onun müziğini merak edenler ve takip edenlere gitmiş. Bu arada 5TL gibi bir fiyata yani neredeyse bedavaya, çok güzel bir salonda sağlam müzik dinlemek harika bir şey. İzmir gibi zaman zaman gidecek doğru dürüst konser bulamadığımız bir şehri göz önüne alırsak insanların böylesine etkinlikleri duyduklarında balıklama atlaması gayet doğal. Bu arada bir bakarsınız ilerleyen senelerde büyük salonları dolduracak hale geliriz...



Şahin, 2012'nin ilk konserinde neredeyse 10 seneyi kapsayan bestelerinden bir program hazırlamış. Bu sene en dikkat çekici olay, alıştığımız bilgisayar efektlerine çok daha az yer verilmesiydi. İkinci dikkat çekici nokta, geçtiğimiz senelere göre şarkılarda daha sert düzenlemeler veya gitmeler gelmeler/doğaçlamalar yaşanmasıydı. Özellikle davulcu Tyshawn Sorey, bu sene şarkılara daha hakim aslında daha kendinden emin bir performans göstermesi ile şarkıların icra ediliş tarzına sağlam bir etki yapmış... Konser sırasında zaman zaman prog/rock diyarlarına doğru bile yolculuklar yaptık. Aslında yaptığımız yolculuklar pek çoktu. Elektriğin caz müziğin içerisine girmesinden, Avrupa'daki yenilikçi hareketlere kadar farklı tatlar alabileceğiniz bir müzik ziyafeti dinledik. Bu dinleyici için her zaman keyifli bir durumdur. Performansa arzu ettiğiniz pencereden bakabilmenin yolunu açar. Bu sene konsere gittiğimiz grubumuzun içerisinde bu tarz müziğe biraz ön yargılı bakan bir arkadaşım ve daha önce bu tarz müziği hiç dinlememiş olan bir diğer arkadaşım vardı. Konser sonunda her ikisinin de yüzlerinde gülücükleri gördüm. Eminim her ikisi de farklı şeylerden keyif aldı.

Bir konserin en güzel yanı da bu değil midir? Keyif almak....

Bu seneki konser genel olarak bas-gitar-davul üçlüsünün hakimiyetinde geçti. Saksafoncu Michael Attias'ın biraz rahatsız olması bu durumu ortaya çıkartmış sanırım. Zaman zaman gözlerimi kapatıp Şahin'i bas ve davuldan oluşan bir üçlü içerisinde hayal etmeye çalıştım. Sonuç çok çok değişik olabilir.

Konser bitiminde Şahin'e bir merhaba demek üzere kulise girdim. Aslında bir sonraki albümü merak ediyorum ve ne zaman çıkacağını sormak istiyordum ama sonrasında vazgeçtim. Açıkçası bir sonraki albümden çok büyük beklentim var. Albümün nasıl bir yöne doğru akacağını çok merak ediyorum. Çeşitli tahminlerim var ama :)



Geçtiğimiz seneki konser yazımı şu şekilde bitirmişim;

Sonraki adımlar, meraklı ve ileri görüşlü müzikseverler açısından büyük olaylara gebe. Şarkıların yapısı, kendi içindeki gelişimi ve enstrüman kullanımı açısından Timuçin Şahin ismini uluslararası basında daha çok duyacağız ve iddialı yazılar okuyacağız. Garip ama ben dün akşam direkt bunu hissettim. Böyle iddialı cümleleri benden pek duymaya alışkın değilsiniz ancak tarihe not düşmek istedim. Bir kaç sene sonra, büyük bir keyifle bu yazıya dönüp, bakın ben demiştim diyeceğim.

Bafa albümü için yazılan çizilenlere bakılırsa yazdıklarımın ilk bölümü gerçekleşti. Özellikle böylesine bir müziğin içerisinde gitarın kullanımı konusunda ciddi bir açlık yaşanıyor ve Şahin, ilk albümlerinden bugünlere hem enstrüman kullanımında kendisini bambaşka bir yere getirmiş olması, hemde müzikal gelişiminde geldiği nokta itibarı ile bu açlığı bastırabilecek çok az sayıda müzisyenden bir tanesi. Hal böyle olunca Bafa için özellikle yabancı sitelerde yazılan çizilenlere şaşırmamak lazım. Bizim bu taraflara ise pek bakmayın. Yazılarını severek okuduğum bir kaç müzik meraklısı haricinde olana bitene boş gözlerle bakanlar. Üzücü ama kimin umurunda :)

Heyecanla bekliyorum, bekliyoruz....

Celal Bozsoy ve İskeletler Orkestrası



Ülkemizin müzik tarihinden oldukça ilginç bir fotoğraf. Fotoğraf 1961 yılında dönemin meşhur Taksim Gazinosu'nda çekilmiş. iskelet kostümlü caz orkestrasının kurucusu ve yönetici Celal Bozsoy. Aslında bu kıyafetlere bakınca iskeletten ziyade dönemin Türk sinemasının süper karakteri Klink aklıma geldi. Belki bir atıf vardır bilemiyorum.

Celal Bozsoy'u 1953 yılında kurulan Türkiye'nin belki de ilk caz sextet'inden hatırlayabiliriz. İsmet Sıral ve caz tarihi kitabını bir çok okuyucumuzun okuduğunu düşündüğüm Cüneyt Sermet'in kurduğu toplulukta trompette Zekai Apaydın, pianoda Nejat Cendeli, alto saksofonda Celal Bozsoy, davulda Yalçın ve basta Cüneyt Sermet yer almış. İlerleyen yıllarda Bozsoy, bir çok müzisyene alto saksofon dersleri vermiş.

Fotoğraf kim tarafından çekilmiş ne yazık ki elimde bilgisi yok...

Plak Mağazası Bulma Yazılımı



Tüm dünyada plak meraklılarının ikinci el plakçılarına ilgisi malum. Amerikalı bir oluşum olan "The Vinyl District"  bu ilgiden yola çıkarak dünyanın bir çok yerinde bulunan plakçıların işaretlendiği bir yardımcı yazılım yayınlamış. Şu an için ağırlıklı olarak Amerikan kentleri eklenmiş ama Avrupa'lılarda son dönemlerde yazılıma ilgi göstermeye başlamış. Bir bakarsınız bu tarz bir yazılımı ilerleyen günlerde bizde yazarız. Küçük yazılım hem iPhone sahipleri hemde Android işletim sistemi kullanan telefonlar için mevcut. Arzu edenler Apple Store veya Android Market'e göz atabilirler. Yazılım Facebook, Twitter veya Foursquare gibi programlarla da uyumlu....

Bir Restorasyon Projesi: Henry Kloss u Tanıyalım...



Bu yazımda sizlere önemli bir ismi tanıtacağım; Henry Kloss. Yazı bir biyografi olmasına karşın Kloss'un renkli kişiliğini göz önüne alarak biraz esprili bir şekilde yazdım. Bu yazı Kloss hakkında kaleme alacağım yazıların ilk bölümünü oluşturuyor. Sanırım keyifle okuyacaksınız...

Kimdir?
Henry Kloss (1929 - 2002) Amerikalı bir ses mühendisi ve iş adamıdır. Bir ses mühendisi olarak özellikle 50'li yıllarda hi-fi hoparlörlerin tasarımlarına önemli katkılar sağlamış ve radyo alıcılarının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Kloss aslında biraz garip bir adamdır, önemli bir teknik üniversiteye (MIT) kabul edilmiş olmasına rağmen bir noktadan sonra eğitimini yarım bırakmış (sonra onursal diploma vermişler) ancak buna rağmen bir çok ilgi çekici tasarıma imza atmıştır. Tasarımların yanında önemli birkaç buluşu da vardır, bunlardan en önemlileri akustik süspansiyona sahip hoparlörler, projeksiyon televizyon ve yüksek hassasiyetli kaset çalarlardır.

Ne Adamsın Kloss!
Kloss, kariyeri boyunca bir çok önemli firmada çalıştı. Önemli firmalarda çalışmasına rağmen hiçbir zaman acayipliklerinden vazgeçmemiştir. Örneğin üst düzey yönetici veya şirket sahibi olduğu zamanlarda bile garip elbiseleri hatta takım elbiseleri ile bisikletle işe gidip gelmiş. Tabii günümüzde bu normal gibi gözükebilir ama Kloss bunları 1950'lerde yapıyordu.

Kloss Industries Macerası
1950'lerin sonunda Kloss evinde hoparlör tasarlamaya başlar. Bu sırada MIT üniversitesinde öğrencidir. Evinde tasarladığı bu hoparlörler köşe tipi hoparlörlerdi ve dört adet 5” boyutunda sürücüye sahipti. O dönemde hoparlörlerin tanesini 25 Dolara satıyordu. Sıkı durun hoparlörün Deluxe versiyonu (şimdiki terminolojide Signature, Reference gibi bir şey) 30 Dolar'dı. Deluxe edition'ın standart'tan farkı daha özenli bir kasasının olması ve toz ızgarasının bulunmasıydı.

Bir Efsane Doğuyor; Acoustic Research
1954 yılında Kloss, Edgar Villchur ile birlikte meşhur Acoustic Research Corporation (AR diye tanınır) firmasını kurar. Edgar Villchur, Kloss'un aslında üniversitede öğretmenidir ve kadere bakın ki, hoparlör tasarımının incelikleri ile alakalı kitabı Kloss'un ders programında okuduğu bir kitaptı. İkili beraberce AR Model 1 hoparlörünü tasarlar. Bu hoparlör çok başarılı olur ve büyük adetlerde üretilir. Hoparlörün kasasında herhangi bir port (delik) yoktu yani kapalı (sealed)  tasarımdaydı. Bu sistem sayesinde kabin içerisinde hapsedilen hava özellikle bas sürücünün titreşimlerini sönümlüyordu. Bu sistem sayesinde daha ucuza bir hoparlör tasarlamak mümkün olmuştu. Üzerine daha az distorsiyon üretiyordu ve herşeyden önemlisi klasik tarzdaki bir hoparlörden daha az güçle çalışıyordu. (1) AR Model 1 monitör (raf tipi) bir hoparlördü ve ticari olarak başarı kazanan ilk akustik süspansiyonlu hoparlör idi.



Sıkıldım, Yeni Şirket Kuruyorum; KLH

1954 yılında başlayan Acoustic Research macerasının sonu Kloss için 1957 yılında gelir. Bir şekilde sıkılan Kloss, kendi isim ve soyisminin baş harflerinin kullanarak KLH ismini verdiği firmayı kurar. Firmanın finansmanı Malcolm Low ve J. Anton Hofmann tarafından sağlanır. Bu iki yatırımcı aynı zamanda AR firmasınında finansörüdür. Kloss daha sonradan efsane haline gelecek KLH Model Five ve Six modellerini üretir. Bunun yanında üstün özelliklere sahip küçük FM radyo alıcıları tasarlar. 1957 yılında kurulan firma 1964 yılında bizlerin dikiş makineleri ile tanıdığımız Singer Corporation'a satılır. Kloss bir süre daha firmada kalır ve ilginç tasarımlara imza atmaya devam eder. Bu dönemde ilk kaydedicisi KLH Model Eleven'ı üretir. Bu ürünü tasarlarken Dolby Laboratories'in kurucusu Ray Dolby ile çalışır. Dolby bu sıralarda meşhur B tipi gürültü azaltma sistemini geliştirmektedir. B tipi gürültü önleme sistemi bir dönem kaset çalarlarımızda görmeye alıştığımız Dolby B sistemidir. Dolby ile Kloss'un beraber geliştirdikleri teknolojiler KLH Model Forty makara teypte gün yüzüne çıkar ve bu ürün Dolby'nin ilk ticari başarısı olur. 1967 yılında Kloss hayatından yeniden sıkılır ve kendi kurduğu KLH firmasını terk eder. Hemen arkasından firma neredeyse iflas eder ve Japon Kyocera'ya satılır. 1970'lerin sonunda ise KLH tamamen kapanır.



Şimdiki Şirketin İsmi Ne Olsun, Tamam Advent Corporation Uygun!
Kloss kendi şirketi KLH'den ayrılınca yeni bir şirket kurmaya karar verir. Hemen aynı yıl 1967'de Advent firmasını kurar. Advent, Latince yaklaşım anlamına gelen bir kelimedir. Aslında Kloss, hoparlör tasarımı yapmaktan ziyade projeksiyon televizyon üretmek istemektedir. Ancak kendi firmasından ayrılırken 10”lik bir sürücü tasarımını yanında getirmiştir. Kloss yine rahat durmaz ve Advent adını verdiği hoparlörü tasarlar. Ürün efsanevi AR Model 3a'dab çok daha iyi ses vermekte ve neredeyse yarı fiyatına satılmaktadır. Ortalık birbirine girer ve hoparlör çok başarılı olur. Bu başarının hemen ardından aynı hoparlörün monitör tipini üretir.

Ancak ortada bir sorun vardır. Kloss bu hoparlörü de Advent olarak isimlendirir. Sonunda ilk çıkan hoparlöre Large Advent, sonrasında üretilen küçük olana ise çok yaratıcı şekilde Smaller Advent ismi verilir. Sıkı durun olay bununla bitmiyor. 1970'lerde Kloss, yeni sürücüler geliştirir ve yine bir hoparlör tasarlar. Hoparlörün ismi yine Advent'tir. Bu kez bu hoparlöre New Advent denilmeye başlar. Kloss bu hoparlörün küçüğünü yapınca işler daha da karışır ve bu yeni hoparlör New Smaller Advent diye isimlendirilir. Günümüzde bu kaos'tan kaçınmak için hoparlörlerin tiz sürücülerine göz atmak gerekiyor. İki nesil Advent arasında tiz sürücüler farklı olduğu için hangisinin yeni hangisinin daha eski olduğunu anlamak daha rahat oluyor.

Bu model karmaşasının arasında Kloss, projeksiyon teknolojisini geliştirir, Dolby ile işbirliği sonucunda mükemmel kaset çalarlar üretir. 1972 yılında ilk projeksiyon televizyonu üretir ve satar. Televizyonlarda kullanılmak üzere Novatron tüp teknolojisini geliştirir. Sonunda ne olur bilin bakalım. Kloss, sıkılır ve şirketi satar. Tahmin edebileceğiniz gibi 1980'lerde Advent firması da iflas eder.

Yetmedi mi, Alın Size o Zaman Cambridge SoundWorks
Kloss bu kez 1988 yılında Cambridge SoundWorks firmasını kurar. Çoğu kişinin zannettiğinin tersine İngiliz olan değil MIT üniversitesinin kurulduğu yer olan Cambridge'ten alır ismini. Kloss, bu dönemlerde üst sınıf radyola ve hemen arkasından bilgisayarlar için üst sınıf hoparlörler üretir. Aslında benim bile Cambridge SoundWorks hoparlör kullanmışlığım hatta satmışlığım vardır. O dönemlerde Kloss'un isminden bihaber olduğumu söylemem lazım. Bilsem kendi kullandıklarımdan bir çiftini elimde tutardım. 1996 yılında ne olur. Haydi tahmin edin. Kloss, firmadan ayrılır. Günümüzde hoparlör ve ses kartları ile bir dünya devi olan Creative Technology, Cambridge SoundWorks'ü satın alır.



Daha Durun Hikaye Devam Ediyor; Tivoli Audio
Kloss emekli olmak istese de, alışkanlıklarını bir kenara bırakamaz. Bir anda Cambridge SoundWorks'ün finansörlerinden olan Tom DeVesto ile ortak olarak Tivoli Audio'yu kurar. Bir nevi emeklilik projesi olan Tivoli markası altında iki adet efsanevi radyo üretir. Mono olan Model One ve stereo olan Model Two modelleri. Her iki modelde sevgili MOSFET teknolojisi ile donatılmıştır. Aslında bu iki modelin atası efsanevi KLH Model Eight radyodur. Bu radyolar öylesine başarılı olur ki, Tivoli hem tasarım hemde performansı ile efsane haline gelir. Kloss'un geliştirdiği Cambridge SoundWorks Model 88 ile aynı teknolojiyi kullandığını iddia eden Creative ile Tivoli arasında patent savaşları başlar. Ancak her iki ürünü geliştiren kişi Kloss olduğundan davalar düşer. Yaşlı kurt iki modelin farklılıklarını ortaya koyar ve sular durulur.

Kloss bu dönemin sonunda vefat eder. Herhalde yaşamaya devam etse birkaç firma daha kurardı. Ne diyelim toprağı bol olsun...

 (1) İlerleyen günlerde, bu konuya geri döneceğiz...

Ferit Odman - Autumn In New York



Ferit Odman'ın yeni albümü Autumn In New York bildiğiniz plak formatında basıldı. Albüm son derece keyifli ve her şeyden önemlisi uzun yıllar sonra ülkemizde basılmış ilk caz plağı. Albümün incelemesini Stereo Mecmuası Müzik bölümüne ekledim. Aşağıda yazıdan  kısa bir bölüm var. Yazının sonundaki linkten yazının tamamına ulaşabilirsiniz...

"Ferit Odman, ülkemizin başarılı genç caz davulcularından bir tanesi. Ferit Odman’ın geçtiğimiz sene yayınladığı Nommo isimli albümü son derece başarılıydı. Albüme kendi bloğumda geniş ver vermiştim. 2011′in son aylarında Odman’ın yeni albüm haberleri gelmeye başladı ve “Autumn In Newyork” ilk önce CD daha sonra da plak formatında basıldı. Bu yazımda albüme bir göz atacağım.

Albümde “Nommo”ya göre farklı bir kadro ile karşılaştım. Trompette dinleyeceğimiz Terell Stafford, oldukça iyi tanınan bir isim. 1966 yılında doğan Amerikalı müzisyen müzik eğitiminin ardından McCoy Tyner, Christian McBride, John Clayton, Steve Turre, Dave Valentin, ve Russell Malone gibi isimlerle çalışmış. Piyanist McCoy Tyner onu son dönemlerin en başarılı trompetçilerinden bir tanesi olarak nitelendirmiş. Müzisyenin 90′lı yılların ortalarından itibaren solo müzik kariyeri başlıyor. Özellikle Maxjazz plak şirketine adım attığı dönemde yayınladığı “New Beginnings “ albümü ve sonrasındaki albümleri daha geleneksel caz severlerin hoşuna gidebilir.

Saksafoncu Vincent Herring, New York sahnesinden bir müzisyen. Erken yaşlarda aldığı müzik eğitiminin ardından 80′li yılların başlarında Lionel Hampton orkestrasında müzik kariyerine başlamış. Daha sonrasında döneminin en önemli isimleri ile çalışma fırsatı bulmuş; Freddie Hubbard, Dizzy Gillespie, Louis Hayes, Art Blakey and The Jazz Messengers ve Horace Silver Quintet. Vincent Herring son derece aktif bir müzisyen. Hem günümüzün kalburüstü büyük orkestralarında hem de daha küçük topluluklarda müzik kariyerine devam ediyor."

Yazının tamamı için tıklayınız (yeni sekmede açılır)

Gizmo ve Triode Guild



2001 yılında vefat eden Dr. Harvey "Gizmo" Rosenberg'ten arada sırada bahsederim. Hatta aşağıda görebileceğiniz gibi bazı yazılarının çevirilerine ana web sitemizde yer veriyoruz. Ancak çevirilerini yapmak bayağı zor. Vakum tüplerle ilgileniyorsanız ve İngilizce'ye bir ölçüde hakimseniz "Triode Guild" yazılarına mutlaka bir bakış atın. Bazen kahkahalarla güleceksiniz ve emin olun çok şey öğreneceksiniz.. Adresi de vereyim tam olsun; www.meta-gizmo.net 

Dr. Lambastein şatosunun cerrahi odasında bir lambanın bacaklarını alıyor, öbür lambanın vücuduna ekliyor, ve üçüncü bir lambanın kafasını da ekleyip yeni lambasal yaşam şekilleri oluşturuyor.

Böyle hissediyorum, ve hiç bir şey insanı deli bir lamba bilimcisi olmak kadar iyi hissettirmez. Bildiğim kadarıyla hiç bir lamba ustası henüz bu uçuruma düşmedi ama bizi yarın en ucuna kadar itiveriyorlar. Bu termionik bir şarttır… Çok da mantıklıdır çünkü lamba estetiği konularını çok daha yüksek bir seviyeye taşımaktadır.

300B ye karşılık 2A3 lerin düşük seviyedeki sorunlarını tartışanlar hiç bir şeyden anlamıyorlar. Asıl sorulması gereken soru: Dinleyeni müziksel mutluluğun doruğuna vardıracak (ecstasy) tonal bütünleşmesinin en hassas armonik/mekan/zaman “continuum” devamlılığını sağlayacak lambaların hangi marka ve tipten oluşması gerektiğidir.

Lambaların zayıf noktaları konusunda şikayet edip sizlanmayı bırakın. Hiç bir lambanın mükemmel olmadığı hayatın ve termioniğin bir gerçeğidir. Allah’tan da bu böyle… Ama bu bir sınır değildir… Bu gerçek audio sanatlarının en yaratıcı proseslerinden birinin başlangıç noktasıdır… Ve bu oyunu oynamak için gerekli olan beceri ve yetenek herkeste yok. devamı

Anlayacağınız  "Vakum Tüp Fetişizmi" için en doğru adres :)

Radio Hat veya Radyo Şapka



Yukarıdaki radyo şapkayı arada sırada çeşitli bloglarda görürüm ancak gerçek olduğunu hiç düşünmemiştim doğrusu. Geçenlerde It's Hifi bloğunu gezerken aşağıdaki fotoğrafı görünce ürünün gerçek olduğunu anladım. Ürün pil sistemi ile beslenen ve iki vakum tüple çalışan taşınabilir bir radyo. Dikkat ederseniz şapkanın her iki yanında birer hoparlör var ki, bu dönemlerde kulaklıklar pek gelişmiş değildi. Kulaklıklar bir nevi kulak hoparlörü olarak tasarlanıyordu. Yukarıda ürünün ilanları, aşağıda ise gerçeğinin fotoğrafı var. Garip...

Animasyonlu Albüm Kapakları: Beatles - Twist and Shout


Animasyonlu Albüm Kapakları bölümümüzde bu kez Beatles'ı konuk ediyoruz. "Twist and Shout" tam anlamı ile bir hit parçadır. Şarkı Phil Medley ve Bert Russell tarafından yazılmış ve orijinal ismi "Shake It Up, Baby"dir. Şarkıya Beatles'ın ilgisi "Please Please Me" albümünde görülür. Daha ilk albümde John Lennon'ın vokalleri ile şarkı büyük ilgi görür. Şarkı için hemen bir 45'lik yayınlanır. 1963 tarihli 45'liğin içerisine 3 şarkı daha eklenmiştir. "Do You Want to Know a Secret", "A Taste of Honey" ve "There's a Place", Tahmin edebileceğiniz gibi tüm bu şarkılar hit olur. 1963 yılında Parlophone etiketiyle yayınlanan 45'liğin esprili versiyonunu yukarıda, orijinal ise aşağıda görebilirsiniz…



Şarkının videosunu da ekleyeyim;

OMAdan Harika Bir Mağaza



Oswalds Mill Audio veya bilinen ismiyle OMA benim yakinen takip ettiğim firmalardan bir tanesi. Bu takibin sebebi ürünlerine sahip olmaktan ziyade yaptıkları tasarımlara olan ilgim. Firmanın son yıllarda ürettiği hoparlörlerin ardındaki isim David D'Imperio. Son dönemlerde yaptıkları tasarımlar ile horn hoparlör sistemlerine ilginç bakış açıları kazandırdılar. OMA bünyesinde son derece butik ürünler var. Alman tasarımcı Thomas Schick'in bol bol tartışma yaratan pikap kolu, çeşitli uluslarası forumlarda analog gurusu olarak bilinen Win Tinnon'un pikabı gibi... OMA geçtiğimiz yıllarda amplifikatörler başta olmak üzere elektronik tasarımları da yaptı. Anlayacağınız adım adım büyüyorlar.

OMA, geçtiğimiz hafta 6Moons'da verilen habere göre New York'taki ilk mağazasını açmış. New York, Amerika hi-fi pazarı için bizdeki İstanbul gibi. OMA ekibi bir loft kiralamış ve yaptıkları dönüşümle fotoğraflardaki mağazayı ortaya çıkartmışlar. Ben bayıldım...





801/2A3 Amplifikatör



Josh Stippich, ismi çok yakından tanıdığımız bir isim değil ancak bir çok kişi Electron Luv firmasını biliyordur. En azından garip tasarımlarına mutlaka denk gelmiştir. Josh Stippich aslında Amerikan vakum tüp dünyasında oldukça tanınan bir isim. Son derece garip endüstriyel tüpleri kullanarak yaptığı tasarımlar çok ilgi çekiyor. Amerika'da düzenlenen ilginç fuarlar ve etkinliklerde sıklıkla denk geldiğimiz Stippich'in endüstriyel 801 ile çok sevdiğim 2A3 tüpleri kullanarak yaptığı bir Electron Luv tasarımı bugünkü konuğumuz...

Dijital Mi, Analog Mu?

Akıllara Zarar Bir Restorasyon Projesi İlk Fotoğraf



Sizlere dün yapmakta olduğum bir hoparlör restorasyonundan bahsetmiştim. Bu aralar bir arkadaşım daha kapsamlı bir restorasyon projesinin içerisinde. Bu proje ile alakalı çok güzel fotoğraflar ve bol bol yorumu yayınlayacağım. Hatta restorasyon sonucunu kulaklarımla duymayı da iple geçiyorum. Ancak ayrıntılara girmeden önce bir fotoğraf yayınlayıp yukarıdaki hoparlörün ne olduğunu sizlere sorayım.

Hoparlörün ne olduğunu tahmin edenler veya atıp şansını denemek isteyenler aşağıdaki yorum kutusuna tahminlerini ekleyebilirler…

Yapım Aşamasında Hoparlör



Şu sıralar vakit buldukça bir hoparlörü restore etmeye uğraşıyorum. Şimdilik pek ayrıntı vermeyi düşünmüyorum. Yurtdışından sipariş ettiğim parçaların gelmesiyle restorasyon hızlanacak. Tabii ki her adımın ayrıntılı fotoğraflarını da çekmeye çalışıyorum. Hoparlörün ne olduğunu bayağı merak eden var ancak sadece şu an temsili resmini ekliyorum. Daha fazla ayrıntı yok :)

Bu arada hoparlörün ne olduğunu tahmin edenler veya atıp şansını denemek isteyenler aşağıdaki yorum kutusuna tahminlerini  ekleyebilirler...

Vakum Tüp Fetişizmi: Eimac



Stereo Mecmuası'nın Retro bölümlerinde fırsat buldukça ve tabii denk geldikçe Eimac reklamlarını sizlerle paylaşıyoruz. Eimac aslında oldukça küçük bir firma olarak kurulmuş. San Francisco'da kurulan firma ilk önceleri amatör radyo pazarı için düşük voltajlı tüpler üretmeye başlamış. 1934 yılında ise firma yeniden yapılanır. Firmanın gerçek anlamda ilk ürünü 150T güç triodu. Bu tüp savaş sırasında Amerikan ordusu tarafından radar sistemlerinde kullanılmış. Savaşın bitiminden 1960'lara kadar tüp üretimine devam eden firma 2000'lerde iflas ederek elektronik dünyasından çekiliyor...

Eimac endüstriyel tüpleri bugün birer fetiş objesi.  NAT Audio gibi az sayıdaki firma ve DIY meraklısı bu tüplerle ilginç amplifikatörlere imza atıyorlar. Yukarıda bir DIY meraklısı tarafından Eimac endüstriyel tüpleri ile üretilmiş bir amplifikatör var.

Absürd Plak Kapakları: The Cramps Bikini Girls With Machine Guns



The Cramps, Amerikalı bir rock topluluğudur. 1976 yılında kurulan topluluk 2009 yılına kadar aktif kalmayı başarmıştır. Topluluğun ayrılmasının sebebi solist Lux Interior'ün ölümüdür. Garip bir şekilde karı koca topluluğun hiç değişmeyen iki üyesi olmuştur. Gitarist Poison Ivy, solistin eşidir. New York punk sahnesinin gelişiminde önemli bir rol oynayan The Cramps kendisinden sonra gelen toplulukları özellikle de garaj topluluklarını derinden etkilemiştir. Aslında The Cramps'i günümüzün gotik rock akımının öncülerinden bir tanesi olarak kabul etmek mümkündür.

Yukarıdaki plak kapağı topluluğun 1989 yılında yayınladıkları "Bikini Girls With Machine Guns" / "Jackyard Backoff" 45'liğinin kapağı. Enigma plak şirketinde yayınlanan plak Amerika'da bayağı başarı kazanmış...

Audio-Technica Konsept Mağazası


Hifi firmaları özellikle de kulaklık üreticileri son yıllarda pazarlama için yepyeni taktikler deniyor. Audio-Technica, taktikler listesine yeni bir ekleme yaptı; konsept mağazalar. Üreticilerin direkt olarak alıcılarla buluşmasında en önemli yol olan perakendecilik, son yıllarda konsept mağazalarla yeni bir boyut kazanıyor. Firmalar tüm ürün gamlarını meraklılarla buluşturabiliyor ve bunu yaparken ara dağıtıcıların stok yükü gibi serzenişlerinden kurtulmuş oluyorlar. Firma, Japon tasarımcı Tokujin Yoshioka ile anlaşarak yeni mağazasını dizayn ettirmiş. Tabii ben tasarım dünyasını takip etmediğimden tasarımcıyı tanımıyorum.  Ancak Yoshioka daha önce çok ünlü bir marka olan Issey Miyake'nin butiklerini tasarlamış.

Konsept mağazanın en büyük özelliği içerisinde bulunan bir oda. Bu odada Airbus A380 uçağının kalkışı birebir simüle ediliyor. Böylelikle firmanın üst sınıf ANC7b gibi kulaklıklarının gürültü kesme özelliği test edilebiliyor.

Mağaza, Paris'in en gözde semtlerinden birinde açılıyor; meşhur Louvre sarayının olduğu semtte. Bakalım başarılı olabilecek mi? Bu arada mağaza ayın 17'sinde açılacakmış. Yukarıdaki konsept çizimler yerine gerçek fotoğrafları yayınlanınca sizlerle paylaşırım...

Müzik Hayvanından Yeni Vukuatlar



Bir süredir sağlık sorunları yüzünden bloğum banttan yayın yapıyor. Neredeyse okuduğunuz tüm yazılar stokladığım yazılardan oluşuyor. Yavaş yavaş normal hayatıma dönmeye başlayınca ortalıkta neler oluyor neler bitiyor araştırmaya başladım. Müzik Hayvan'ında büyük bir hareketlilik olmuş. Albümleri özgürce indirip dinlemeye başladım. Ben en son Eray Düzgünsoy'un Works çalışmasında kalmıştım. Aradan geçen süre zarfında bayağı çalışma yayınlanmış.

Alper Maral - Le grant Testament sadece CD formatında yayınlanmış. Ne yazık ki İzmir'de bir dağıtım noktası olmadığından edinmem mümkün olmadı. İstanbul'da yaşayan okuyuculardan Müzik Hayvanı çalışmalarına yer veren mekanlara uğrayanların bir tane benim için edinmesini çok isterim. Müzik Hayvanı çalışmalarını bulabileceğiniz adresler Beşiktaş – Pan Kitapevi, Cihangir – Opus 3A, Kadıköy – Flaneur, Kadıköy – Zihni Müzik ve Vintage Records. İlgilenenlere şimdiden teşekkürler.

Emre Ozis'in üç parçadan oluşan albümü çok hoşuma gitti. Albümde kalabalık bir müzisyen topluluğu ilgi çekiyor. Euphonium: Ertan Şahin, Bağlama: Nazım Çınar, Viyolonsel: Emre Ozis, Di: Leo, Vokal: Gülce Özen Gürkan, Z.Ö. ve E.Ö. İndirmek için hemen buraya tıklayabilirsiniz.

Bir diğer çalışma Stefan Fricke'nin - Liszten çalışması. Burada bir durup nefes alalım. Çalışma son derece ilginç. Berlin'de bulunan iki adet Liszt caddesi arasındaki yolculuğu konu alan daha doğrusu konunun kendisi bu araba yolculuğu olan çalışma gerçekten çok ilginç. Buradan edinmeniz mümkün...

Alper Maral'ın daha önce Elektroakustisch! albümünde bonus olarak dinlediğimiz Das klingende Alphabet şarkısı bu kez tüm bir albüme yayılmış halde meraklılara sunulmuş. Tabii buna tam anlamıyla yayılmış demek doğru olmaz. Albümü buradan hemen edinmeniz mümkün...

Müzik Hayvanı'ı hakkında benim yazdığım bir kaç satıra buradan, Müzik Hayvanı'nın tam olarak ne olduğunu en iyi şekilde anlayacağınız Eray Düzgünsoy röportajına ulaşmak için ise buraya tıklayabilirsiniz. Röportaj Milliyet gazetesinde yayınlamış ve Ömür Şahin'in web sitesine eklenmiş. Mutlaka göz atın...

B Harfli Kulaklıklar



Son zamanlarda sokakta gezinirken veya metroda bir sürü insanın kulağında "B" harfi olan kulaklıklar görüyorum. Bunların ne marka olduğunu bir türlü anlayamadığım için bir yandan da merak edip duruyorum. Geçenlerde metroda denk geldiğim bir kişiye bu "B" harfli kulaklıkların ne marka olduğunu sordum sonunda...

Kulaklıklar, Amerikalı elektronik devi Monster markası altında üretilen "Beats by Dr. Dre" serisinin logosuymuş. Dr. Dre, Amerikan rap dünyasının en önemli ismi. Prodüktörlük, rap şarkıcılığı ve yapımcılığı, plak şirketleri sahibi olmak gibi hemen her alanda parmağı olan Dr. Dre, Monster markası ile ortak kulaklıklar geliştirmiş. Hatta yeni nesil bazı HP notebook'larda da parmağı varmış... Görülen o ki, kulaklıklar bayağı tutulmuş. Ülkemizde bu kadar çok insanın bu kulaklıkları tercih etmesinin altında eminim ki haklı sebepler vardır.

Dr. Dre'nin müziği ilgi alanıma giren bir müzik tarzı değil ancak 2000'lerde bir gece kulübünde çaldığında ilgimi çeken bir şarkıda parmağı olduğunu biliyorum. Şarkı Truth Hurts isimli bir topluluk veya ismin söylediği Addictive isimli şarkıydı. Şarkıya Rakim isimli muhtemelen ünlü bir rapçi de destek vermiş. Aşağıda izleyebilirsiniz. Meraklısına şarkının türü West Coast G-funk(mış)

BorderPatrol SE300B


BorderPatrol markasını belki bilirsiniz. Firma aslında İngiltere'de kurulmuştu daha sonra Amerika'ya taşındı. Firmanın çok dar ama zarif tasarımlı bir ürün yelpazesi var. Firma genelde Single Ended Triode veya paralel SET yapılı amplifikatörler ve pre-amplifikatörler üretiyor. Yukarıda firmanın 300B tüple donatılmış SET amplifikatörü görülebilir. Zarif bir tasarım değil mi?

Stargate Temalı Ev Sineması Sistemi


Stargate yayınlandığı 90'lı yıllarda tam anlamıyla bomba etkisi yapmış ve film bir hit haline gelmişti. Daha sonra dizisi yapılan filmin konusu son derece ilginçti. Ancak dizi hiçbir zaman film kadar ilgi çekmemişti. Yani en azından bence...  Bu arada filmdeki efektler etkileyiciydi ve günümüzde bir çok meraklı bu efektleri ve sahne tasarımlarını kendi ev sinema sistemlerine taşıyorlar. Bu sayfadaki fotoğraflar Amerikalı bir ev sineması meraklısının sistemi. Sistem ve dekorasyon 70.000 Dolar civarında tutmuş...

Fujifilm FinePix S2950 İncelemesi Amatörden Amatörlere Yorumlar



Geçtiğimiz haftalarda bir fotoğraf makinesi almak konusunda araştırmalara başlamıştım. Bloğumda da okuyucularıma bazı sorular sordum. Gerek gelen yorumlardan gerekse de gelen e-postalardan kafamda bir fikir oluştu. Aslına bakarsanız bir makinenin kalitesini belirleyen konulardan olan lens, CCD veya CMOS sensörlerinin kalitesi gibi teknik verilerin içerisinde kayboldum gittim. Tüm bu karmaşanın içerisinde birkaç sonuca ulaştım. İyi bir kompakt sınıf fotoğraf makinesi çoğu zaman SLR Like (yazının devamında SLR kılıklı olarak anılacak) tabir edilen makinelerle benzer hatta daha iyi performans gösterebiliyor. Ancak bir gerçek var ki, benim ayırdığım bütçelerde (500TL altı) alınacak fotoğraf makinesinden fazla bir şey beklememek gerekiyor.

Arayış sürecimde bir çok makineyi inceledim ve yorumlarını okudum. Benim bakındığım sınıf fotoğraf makineleri ile yorumları okuduğumda kafam iyice karıştı. Makineler ve beklentileri karşılama performansları arasında her zaman bir eksiklikler vardı. Bunun en önemli sebebi insanların daha önce kullandığı makinelerden yeni aldıklarına geçtiklerinde elde ettikleri veya edemedikleri performanslardı. Yani iyi bir kompakt makineden vasat bir “SLR kılıklı” makineye geçtiğinizde her zaman iyi performans elde edemiyorsunuz. Bu noktada benim açımdan fazla bir sıkıntı olmayacağına karar verdim. Kullandığım fotoğraf makinesi bundan 5-6 sene önce üretilmiş ve döneminin giriş seviyesi bir üründü. Anlayacağınız hangi makineye geçersem geçeyim, küçük çaplı bir devrim yaşayacaktım.

Aslında gönlümün bir köşesi Hakan boş işlerle uğraşma Leica D-LUX serisinin en basitini al geç diyordu. Ancak araştırdıkça 800 Dolar segmentinde çok ilginç makineler karşınıza çıkıyor. Bir noktadan sonra araştırmalar kafa karışıklığından başka bir şeye karamıyor ne yazık ki. Çevremde fotoğrafçılık ile profesyonel anlamda uğraşan insanların ise haklı eleştirileri ve yol göstermeleri ise işleri benim için biraz daha karıştırıyordu.

Tüm bu kafa karışıklığının ortasında geleneksel alışverişe çıkma taktiklerimi kullanmaya karar verdim. İlk önce bütçemi belirledim, 500TL'den bir kuruş fazla vermemek birinci önceliğimdi. Alacağım makine ister kompakt isterse de SLR kılıklı olsun her zaman yanımda taşıdığım çantama girebilmeli. Özellikler konusunda senelerden beri sıkıntı yaşadığım makro çekim konusunda 2cm veya 3cm'den yeterli performans göstermesi en öne çıkan şeydi. Ayrıca istediğim zaman istediğim ayarı yapabilmeme izin vermesini de istediğim bir özellik olarak kenara not ettim. Makinenin standart pil ile çalışması benim için olmaz ise olmaz idi. Her zamanki gibi alışveriş listemi bu koşullara göre oluşturdum ve sonuçta 5 ürüne düşürdüm.



Bu listeyi araştırırken şans eseri Hepsiburada.com sitesine girdim ve Fujifilm FinePix S2950 modelinin kampanyada olduğunu gördüm. Yaklaşık 370TL'ye gelen fiyat hem bütçemin içerisinde kalıyor hemde Fujifilm FinePix S2950 istediğim tüm özelliklere sahip gibi görünüyordu. Geçmişte Fuji ile çalışma imkanım oldu. Belki yüzlerce makine sattığımızı ve insanların genel olarak mutlu olduğunu biliyordum. (1) Yurtdışındaki sitelerden kullanıcı yorumlarını okudum ve sonunda satın almaya karar verdim. Akşam satın aldığım ürün bir gün sonra elime ulaştı.

Ürünü takribi 3 haftadır aktif olarak kullanıyorum. Memnun olduğum ve olmadığım konuları şu şekilde özetleyebilirim. İlk olarak memnun olduğum konular,

1- Makine bayağı küçük. Resimlerde görülenden çok daha küçük. Alırken her zaman yanımda taşıdığım bilgisayar çantamın ölçülerine göre kontrol etmiştim ama özelliklerinde maksimum değerlere yer verildiğinden gerçekte makine çok daha az yer kalıyor. Bu hoşuma gitti.
2- Ürün üzerinde bir çok farklı mod var. Kendi ayarlarınızı kaydedilmek de mümkün. Makinenin standart veya ön tanımlı modlarında gece çekimi çok başarılı olmasa da, farklı değerleri deneyerek benim açımdan tatmin edici sonuçlara ulaşmam mümkün oldu. Gündüz çekimlerinde ise ön tanımlı mod'lar gayet iyi performans gösteriyor.
3- Makro performansı bu fiyat seviyesinde bir makine için neredeyse mükemmele yakın. Beklediğimden çok daha iyi bir performans elde ettim.
4- Ürün 4 adet kalem pil ile çalışıyor ve kullanacağınız pilleri iyi seçerseniz (2500MHa ve üzeri, kaliteli bir marka) şarj sorunu yaşamıyorsunuz. Tabii 4 pilin bir götürüsü var, makine bir miktar ağırlaşıyor. Ancak bu benim açımdan hiç sorun değil.
5- Hızlı bir hafıza kartı kullandığınızda iki fotoğraf arasında bekleme süresi neredeyse hiç hissedilmiyor. Ayrıca acil durumlar için seri çekim mod'ları da bulunduğundan makinenin hızı benim beklentilerimi karşıladı.
6- Ses kayıt fonksiyonu. Bunu çok sevdim. Diyelim ki bir fotoğraf çektiniz ve bir zaman sonra bunu nerede çektiğinizi unutuyorsunuz. Bir tuşa basıp çektiğiniz fotoğraf için sesli not ekleyince bu sorun ortadan kalkıyor. Belki yeni makinelerde kullanılan bir özelliktir ama ben ilk kez denk geldim ve çok işime yarıyor.



Gelelim sevmediklerime,
1- Hafıza kartına ulaşmak için pil haznesini açmak gerekiyor. Genelde fotoğrafları makine üzerinden veya USB kablosu ile bağlamak yerine doğrudan hafıza kartını bilgisayarıma bağlayarak kullanmak benim işime gelir. Bu durumda her defasında pil haznesini açmak benim bir eziyet.
2- Makinenin zum fonksiyonu başarılı ancak benim gibi eli çok titreyen insanlar için tripod kullanımı şart. Kardeşimin profesyonel makinelerindeki titreşim önleme performansını görünce bu makine ilk bakışta başarısız gibi görünebilir. Ancak bahsettiğim ekipmanın binlerce dolar değerinde olduğunu düşününce Hakan fazla beklenti seni sarsmasın demek geliyor içimden. En azından şöyle söylemek doğru olur sanırım üst sınırda zumlama yapmak için tripod kullanımı şart.
3- HD Video çekimi noktasında bir miktar sorun var gibi. Çok fazla hareket edip, zumlama yaptığınızda görüntü bulanıklaşıyor. Ayrıca HD Video çekimindeki ses performansı çok başarılı değil.
4- Ürünün yanında fazla bir aksesuar gelmiyor ama gelen askı tam anlamıyla kötü. Hani hiç koymasalar iyiymiş. Hakan bunu kullanacak mısın derseniz hayır kullanmayacağım ama askı kaliteli olsa bana bir zararı olmazdı doğrusu.

Sonuç olarak 370TL veya daha doğru tabirle 400TL'nin altındaki bir fotoğraf makinesi için fazla konuşmamak lazım. FinePix S2950 alarak bir kumar oynadım ve sonuçlarından çok memnunum. Verdiğim paraya göre aldıklarım gayet yeterli. Eğer iyi bir kompakt sınıf makineden bu makineye geçeceksiniz bunu oturup düşünün ancak benimkisi gibi orta hatta giriş sınıfı bir makineden FinePix S2950'ye geçmek neredeyse devrim gibi bir şey. Tavsiye ederim..

(1) Mağazacılık günlerinin hayatıma kattığı avantajlardan bir tanesi

Ekleme: AC Power Adapter AC-5VX ve DC coupler CP-04 operasyonunu tamamladım. Artık makinemi elektriğe bağlı şekilde pil ile uğraşmadan kullanabiliyorum. Ayrıntılar için buraya tıklayabilirsiniz

Absürd Plak Kapakları: Fausto Papetti 29a



Fausto Papetti'nin o kadar fazla albümü var ki takip etmek mümkün değil. 01'den başlayıp 50'lere kadar devam ediyor. Yukarıda 29a Raccolta albümünün kapağı var. 1974 yılında Fontana plak şirketinden yayınlanan albümün içeriği şu şekilde; Us And Them 5:40 / Moonraker 3:00 / Need Her Love 3:50 / Canto D'Amore Indiano (Indian Love Call) 3:30 / Carnavalsamba 3:45 / Sognando Un Po' (Fantasie Bleue) 3:10 / Aquarius 3:35 / Life Is A Lady / Holiday 4:40 / Candlelight Theme (Schatten Walzer) 3:40 / Jamming 4:00

Video: Zu Audio - Omen Def



Amerikalı bir firma olan Zu Audio son yıllarda bayağı ses getiren ürünlere imza attı. Firma genel olarak Amerikan piyasasında çok seviliyor ama Avrupa ve Uzakdoğu'da da bayağı seveni var. Zu Audio, oldukça genç bir kadroya sahip. Yukarıdaki videoda Omen Def modelinin yapılış öyküsü var. Hazırlanan video son derece profesyonelce çekilmiş ve görüntüler harika. Muhtemelen özel bazı filtreler kullanmışlar ve çok güzel olmuş...

DJ'lik Nasıl Abartılır



Uzakdoğulu bir DJ olan Yuri Suzuki nasıl daha fazla gürültü yaparım diye düşünerek bir DJ pikabını modifiye etmiş ve 4 adet kol eklemiş. Tüm bu kolları mikserine bağlayıp bir kolun okuduğu belirli ritmler üzerine diğer üç kolla farklı melodiler ekleyip DJ'lik konusunda yeni bir çığır açmış. Ben merak edip müziğini dinlemeye çalıştım ama bir şey anladım dersem yalan söylerim. Aşağıdaki resimde mucit DJ Yuri Suzuki görülüyor. Allah akıl fikir versin!

Japonyada Göz Kamaştırıcı Etkinlik: Sun Audio, Sakuma ve Tamura



Vay be etkinliğe bakar mısınız? Japonya'da düzenlenen "Experimental Wireless and MJ" fuarında meşhur Japon transformatör üreticisi Tamura ile Sakuma San birlikte bir konferans vermiş. Sakuma Sun kimdir derseniz?

Özellikle kendi ülkesinde oldukça tanınan tasarımcı 1977′de Musen to Jikken editörünün kendisini ziyareti ile dergide çıkan yazısı ile geniş kitleler tarafından tanınır hale gelir. Çok sayıda projesi de “Musen to Jikken” dergisinde yayınlanır. Tasarım mantığını konu alan “The Remembrance of Sound Past” isimli bir kitapta yazmıştır. 1977′de dergi editörünün samimi yazısı zaten Japonya’daki durumun bir özetidir....  Sakuma’yı özel kılan şey, hiç kuşkusuz ki trafo sistemidir. Kendisine özgü tasarımın dergilerde yayınlanmasının ardından oldukça ilginç tartışmalar çıkmıştır. Nobu Shishido bu tasarımın oldukça önemli bir başarı olduğunu açıklaması ile tartışmalar kesilir. Şu an Tamura firması Sakuma tasarımlarına özel trafoları tasarımcının kendi ismi ile hala üretmektedir. Daha fazla ayrıntıyı Single Ended Triode’ların Tarihçesine Kişisel Bir Bakış Bölüm III'te bulabilirsiniz.

Müzik dinletisinden, Tamura konferansına, Sakuma ile soru cevap gibi bir farklı etkinliklerin yapıldığı güzel bir günde Altec 902 sürücüler kullanılarak yapılmış bir hoparlör, Sakuma'nın KT66 push-pull amplifikatörü dinlenmiş. Vakum tüplü amplifikatör severlerin hayallerini süsleyecek bir etkinlik değil mi?